1386. Hadis
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ خَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ وَعُبَيْدُ اللَّهِ ابْنَا عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فِي جَيْشٍ إِلَى الْعِرَاقِ فَلَمَّا قَفَلاَ مَرَّا عَلَى أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ وَهُوَ أَمِيرُ الْبَصْرَةِ فَرَحَّبَ بِهِمَا وَسَهَّلَ ثُمَّ قَالَ لَوْ أَقْدِرُ لَكُمَا عَلَى أَمْرٍ أَنْفَعُكُمَا بِهِ لَفَعَلْتُ . ثُمَّ قَالَ بَلَى هَا هُنَا مَالٌ مِنْ مَالِ اللَّهِ أُرِيدُ أَنْ أَبْعَثَ بِهِ إِلَى أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ فَأُسْلِفُكُمَاهُ فَتَبْتَاعَانِ بِهِ مَتَاعًا مِنْ مَتَاعِ الْعِرَاقِ ثُمَّ تَبِيعَانِهِ بِالْمَدِينَةِ فَتُؤَدِّيَانِ رَأْسَ الْمَالِ إِلَى أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ وَيَكُونُ الرِّبْحُ لَكُمَا فَقَالاَ وَدِدْنَا ذَلِكَ . فَفَعَلَ وَكَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَنْ يَأْخُذَ مِنْهُمَا الْمَالَ فَلَمَّا قَدِمَا بَاعَا فَأُرْبِحَا فَلَمَّا دَفَعَا ذَلِكَ إِلَى عُمَرَ قَالَ أَكُلُّ الْجَيْشِ أَسْلَفَهُ مِثْلَ مَا أَسْلَفَكُمَا قَالاَ لاَ . فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ابْنَا أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ فَأَسْلَفَكُمَا أَدِّيَا الْمَالَ وَرِبْحَهُ . فَأَمَّا عَبْدُ اللَّهِ فَسَكَتَ وَأَمَّا عُبَيْدُ اللَّهِ فَقَالَ مَا يَنْبَغِي لَكَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَذَا لَوْ نَقَصَ هَذَا الْمَالُ أَوْ هَلَكَ لَضَمِنَّاهُ . فَقَالَ عُمَرُ أَدِّيَاهُ . فَسَكَتَ عَبْدُ اللَّهِ وَرَاجَعَهُ عُبَيْدُ اللَّهِ . فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ جُلَسَاءِ عُمَرَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ لَوْ جَعَلْتَهُ قِرَاضًا . فَقَالَ عُمَرُ قَدْ جَعَلْتُهُ قِرَاضًا . فَأَخَذَ عُمَرُ رَأْسَ الْمَالِ وَنِصْفَ رِبْحِهِ وَأَخَذَ عَبْدُ اللَّهِ وَعُبَيْدُ اللَّهِ ابْنَا عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ نِصْفَ رِبْحِ الْمَالِ .
Bana Mâlik'ten (anlattı)ğına göre; Zeyd b. Eslem, babasından naklettiğine göre şöyle demiştir: Ömer b. el-Hattâb'ın oğulları Abdullah ve Ubeydullah, Irak'a giden bir orduyla sefere çıktılar. Dönüşte Basra valisi olan Ebû Musa el-Eş'arî'ye uğradılar. Ebû Musa onları "Hoş geldiniz" diyerek karşıladı ve (ihtiyaçlarını) kolaylaştırdı. Sonra: "Sizin için yapabileceğim, size faydası dokunacak bir iş olsaydı yapardım" dedi. Sonra (aklına geldi ve): "Evet, yanımda Müminlerin Emiri'ne göndermek istediğim, Allah'ın malından (beytülmalden) bir miktar para var. Bunu size borç olarak vereyim. Siz bununla Irak mallarından satın alırsınız. Medine'ye varınca onları satarsınız, ana parayı Müminlerin Emiri'ne (Ömer'e) ödersiniz, kârı da sizin olur" dedi. Onlar da: "Bunu yapmayı çok isteriz" dediler. Ebû Musa böyle yaptı ve Ömer b. el-Hattâb'a, parayı onlardan alması için mektup yazdı. Medine'ye geldiklerinde malları sattılar ve kâr ettiler. Parayı (ana parayı) Ömer'e teslim ettiklerinde Ömer: "Bütün orduya, size verdiği gibi borç verdi mi?" diye sordu. Onlar: "Hayır" dediler. Ömer b. el-Hattâb: "Müminlerin Emiri'nin oğulları olduğunuz için size bu borcu vermiş. Parayı ve kârını (beytülmale) ödeyin" dedi. Abdullah sustu. Ubeydullah ise: "Ey Müminlerin Emiri! Bunu yapman doğru olmaz. Çünkü bu mal azalsaydı veya helak olsaydı biz onu ödeyecektik (bizim garantimiz altındaydı)" dedi. Ömer: "Ödeyin" dedi. Abdullah sustu, Ubeydullah ise itirazını sürdürdü. Ömer'in meclisinde oturanlardan biri: "Ey Müminlerin Emiri! Bunu kırâd (emek-sermaye ortaklığı) saysan olmaz mı?" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Bunu kırâd yaptım" dedi. Ömer ana parayı ve kârın yarısını aldı; Abdullah ve Ubeydullah da kârın diğer yarısını aldılar.
1387. Hadis
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، أَعْطَاهُ مَالاً قِرَاضًا يَعْمَلُ فِيهِ عَلَى أَنَّ الرِّبْحَ بَيْنَهُمَا .
Bana Mâlik'ten (anlattı)ğına göre; Alâ b. Abdurrahman, babasından, o da dedesinden naklettiğine göre; Osman b. Affan kendisine, kârı aralarında paylaşmak üzere işletmesi için kırâd (yöntemiyle) sermaye vermiştir.