Binûn

1. Fasıl: Gazel ve aşk şikâyeti

Kaynak: Kasîde-i Bürde · Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî · Arapça metin · Türkçe çeviri

الفصل الأول: في الغزل وشكوى الغرام

1. Fasıl: Gazel ve aşk şikâyeti

أَمِنْ تَذَكُّرِ جِيرَانٍ بِذِي سَلَمِ مَزَجْتَ دَمْعاً جَرَى مِنْ مُقْلَةٍ بِدَمِ

Zî Selem’deki komşuları hatırladığından mıdır ki Gözünden boşalan yaşları kana buladın?

أَمْ هَبَّتِ الرِّيحُ مِنْ تِلْقَاءِ كَاظِمَةٍ وَأَوْمَضَ الْبَرْقُ فِي الظَّلْمَاءِ مِنْ إِضَمِ

Yoksa Kâzime yönünden bir rüzgâr mı esti, Yoksa koyu karanlıkta İdam dağından şimşek mi çaktı?

فَمَا لِعَيْنَيْكَ إِنْ قُلْتَ اكْفُفَا هَمَتَا وَمَا لِقَلْبِكَ إِنْ قُلْتَ اسْتَفِقْ يَهِمِ

Ne oldu gözlerine ki "Durun!" desen yaş döker; Ne oldu kalbine ki "Kendine gel!" desen büsbütün çılgına döner?

أَيَحْسَبُ الصَّبُّ أَنَّ الْحُبَّ مُنْكَتِمٌ مَا بَيْنَ مُنْسَجِمٍ مِنْهُ وَمُضْطَرِمِ

Tutkun âşık, aşkın gizli kalacağını mı sanır, Boşalıp akan gözyaşları ile yanan yüreğin arasında?

لَوْلاَ الْهَوَى لَمْ تُرِقْ دَمْعاً عَلَى طَلَلٍ وَلاَ أَرِقْتَ لِذِكْرِ الْبَانِ وَالْعَلَمِ

Aşk olmasaydı terk edilmiş bir yurt başında gözyaşı dökmezdin, Ne bân ağacını ne de Alem dağını anıp uykusuz kalırdın.

فَكَيْفَ تُنْكِرُ حُبّاً بَعْدَ مَا شَهِدَتْ بِهِ عَلَيْكَ عُدُولُ الدَّمْعِ وَالسَّقَمِ

Aşkı nasıl inkâr edebilirsin, aleyhinde tanıklık ettikten sonra Boşalan gözyaşı ve hastalık gibi adil şahitler?

وَأَثْبَتَ الْوَجْدُ خَطَّيْ عَبْرَةٍ وَضَنىً مِثْلَ الْبَهَارِ عَلَى خَدَّيْكَ وَالْعَنَمِ

Coşkun sevda, gözyaşı ve zayıflıktan iki hat çizdi Yanaklarına; sarı bahar çiçeği ve kızıl anem gibi.

نَعَمْ سَرَى طَيْفُ مَنْ أَهْوَى فَأَرَّقَنِي وَالْحُبُّ يَعْتَرِضُ اللَّذَّاتِ بِالأَلَمِ

Evet, sevdiğimin hayali geceleyin geldi de uykumu kaçırdı; Zaten aşk, lezzetlerin önüne hep acılar diker.

يَا لاَئِمِي فِي الْهَوَى الْعُذْرِيِّ مَعْذِرَةً مِنِّي إِلَيْكَ وَلَوْ أَنْصَفْتَ لَمْ تَلُمِ

Ey beni bu iffetli sevdada kınayan kişi, benden sana bir özür! Eğer insaflı davransaydın beni asla ayıplamazdın.

عَدَتْكَ حَالِيَ لاَ سِرِّي بِمُسْتَتِرٍ عَنِ الْوُشَاةِ وَلاَ دَائِي بِمُنْحَسِمِ

Benim perişan hâlim sana uğramasın! Ne sırrım gizlenir Dedikoduculardan, ne de içimdeki dert kesilip diner.

مَحَضْتَنِي النُّصْحَ لَكِنْ لَسْتُ أَسْمَعُهُ إِنَّ الْمُحِبَّ عَنِ الْعُذَّالِ فِي صَمَمِ

Bana katıksız bir nasihat sundun, fakat ben işitemiyorum; Zira seven kişi kendisini kınayanlara karşı sağırdır.

إِنِّي اتَّهَمْتُ نَصِيحَ الشَّيْبِ فِي عَذَلٍ وَالشَّيْبُ أَبْعَدُ فِي نُصْحٍ عَنِ التُّهَمِ

Ben ak saçın kınayışındaki öğüdünü bile töhmet altında tuttum; Oysa ak saç, verdiği nasihatte şüpheden en uzak olandır.