Binûn

2. Fasıl: Nefsin hevasından sakındırma

Kaynak: Kasîde-i Bürde · Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî · Arapça metin · Türkçe çeviri

الفصل الثاني: في التحذير من هوى النفس

2. Fasıl: Nefsin hevasından sakındırma

فَإِنَّ أَمَّارَتِي بِالسُّوءِ مَا اتَّعَظَتْ مِنْ جَهْلِهَا بِنَذِيرِ الشَّيْبِ وَالْهَرَمِ

Çünkü kötülüğü buyuran nefsim hiç ibret almadı Cehaletinden ötürü ak saçların ve ihtiyarlığın uyarısından.

وَلاَ أَعَدَّتْ مِنَ الْفِعْلِ الْجَمِيلِ قِرَى ضَيْفٍ أَلَمَّ بِرَأْسِي غَيْرَ مُحْتَشِمِ

Güzel amellerden bir ikram da hazırlamadı Başıma çekinmeksizin konup yerleşen o misafire.

لَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ أَنِّي مَا أُوَقِّرُهُ كَتَمْتُ سِرّاً بَدَا لِي مِنْهُ بِالْكَتَمِ

Ona layıkıyla hürmet gösteremeyeceğimi bilseydim, Ondan bana beliren bu sırrı ketemle gizlerdim.

مَنْ لِي بِرَدِّ جِمَاحٍ مِنْ غَوَايَتِهَا كَمَا يُرَدُّ جِمَاحُ الْخَيْلِ بِاللُّجُمِ

Kim geri çevirecek nefsimin azgın sapkınlığını, Tıpkı serkeş atların gemlerle zapt edildiği gibi?

فَلاَ تَرُمْ بِالْمَعَاصِي كَسْرَ شَهْوَتِهَا إِنَّ الطَّعَامَ يُقَوِّي شَهْوَةَ النَّهِمِ

Sakın günahlarla onun iştahını kırmaya kalkışma; Zira yemek, oburun iştahını büsbütün kuvvetlendirir.

وَالنَّفْسُ كَالطِّفْلِ إِنْ تُهْمِلْهُ شَبَّ عَلَى حُبِّ الرَّضَاعِ وَإِنْ تَفْطِمْهُ يَنْفَطِمِ

Nefis sübyan gibidir; başıboş bıraksan süt aşkıyla büyür, Şayet onu sütten kesersen kesiliverir.

فَاصْرِفْ هَوَاهَا وَحَاذِرْ أَنْ تُوَلِّيَهُ إِنَّ الْهَوَى مَا تَوَلَّى يُصْمِ أَوْ يَصِمِ

Nefsin arzusunu savuştur ve sakın ona dizginleri verme; Çünkü heva neye hükmetse ya can alır ya leke sürer.

وَرَاعِهَا وَهْيَ فِي الأَعْمَالِ سَائِمَةٌ وَإِنْ هِيَ اسْتَحْلَتِ الْمَرْعَى فَلاَ تُسِمِ

Ameller içinde otlayan nefsi daima gözet; Otlağı pek tatlı bulacak olursa sakın onu başıboş bırakma!

كَمْ حَسَّنَتْ لَذَّةً لِلْمَرْءِ قَاتِلَةً مِنْ حَيْثُ لَمْ يَدْرِ أَنَّ السُّمَّ فِي الدَّسَمِ

O nefis, insana nice öldürücü lezzeti tatlı göstermiştir de İnsan zehrin yağlı aşa gizlendiğini hiç fark etmemiştir.

وَاخْشَ الدَّسَائِسَ مِنْ جُوعٍ وَمِنْ شِبَعٍ فَرُبَّ مَخْمَصَةٍ شَرٌّ مِنَ التُّخَمِ

Açlıktan da tokluktan da gelecek tuzaklardan sakın; Zira nice açlık vardır ki tıka basa doymaktan daha şerli olur.

وَاسْتَفْرِغِ الدَّمْعَ مِنْ عَيْنٍ قَدِ امْتَلَأَتْ مِنَ الْمَحَارِمِ وَالْزَمْ حِمْيَةَ النَّدَمِ

Haramlara bakıp dolmuş gözlerden yaşları akıt, Ve pişmanlığın arındırıcı perhizine sıkıca tutun!

وَخَالِفِ النَّفْسَ وَالشَّيْطَانَ وَاعْصِهِمَا وَإِنْ هُمَا مَحَضَاكَ النُّصْحَ فَاتَّهِمِ

Nefse ve şeytana karşı dur, ikisine de boyun eğme; Sana samimi öğüt verir gibi olsalar da onları töhmet altında bil!

وَلاَ تُطِعْ مِنْهُمَا خَصْماً وَلاَ حَكَماً فَأَنْتَ تَعْرِفُ كَيْدَ الْخَصْمِ وَالْحَكَمِ

İkisinden ne hasım olana uy ne de hakem kesilene; Zira sen hem hasmın hem hakemin hilesini pek iyi bilirsin.

أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ مِنْ قَوْلٍ بِلاَ عَمَلٍ لَقَدْ نَسَبْتُ بِهِ نَسْلاً لِذِي عُقُمِ

Amelsiz kuru sözüm için Allah’tan af dilerim; Zira bununla kısır bir kimseye soy yakıştırmış gibi oldum.

أَمَرْتُكَ الْخَيْرَ لَكِنْ مَا ائْتَمَرْتُ بِهِ وَمَا اسْتَقَمْتُ فَمَا قَوْلِي لَكَ اسْتَقِمِ

Sana hayrı emrettim, fakat kendim o emri tutmadım; Ben doğru yolda değilken sana "Doğrul!" dememin ne hükmü var?

وَلاَ تَزَوَّدْتُ قَبْلَ الْمَوْتِ نَافِلَةً وَلَمْ أُصَلِّ سِوَى فَرْضٍ وَلَمْ أَصُمِ

Ölüm gelmeden önce nafile amellerden bir azık edinmedim; Farzın dışında ne bir namaz kıldım ne bir oruç tuttum.