Binûn

5. Fasıl: Mucizeleri

Kaynak: Kasîde-i Bürde · Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî · Arapça metin · Türkçe çeviri

الفصل الخامس: في معجزاته صلى الله عليه وآله وسلم وشرف وكرم ومجد وعظم ووالى عليه وأنعم

5. Fasıl: Mucizeleri

جَاءَتْ لِدَعْوَتِهِ الأَشْجَارُ سَاجِدَةً تَمْشِي إِلَيْهِ عَلَى سَاقٍ بِلاَ قَدَمِ

Onun davetine ağaçlar secde ederek geldi; Ayaksız gövdeleri üzerinde yürüyerek ona vardılar.

كَأَنَّمَا سَطَرَتْ سَطْراً لِمَا كَتَبَتْ فُرُوعُهَا مِنْ بَدِيعِ الْخَطِّ بِاللَّقَمِ

Sanki dalları, yolun ortasına satır satır Eşsiz güzellikte bir hatla yazılar yazmıştı.

مِثْلَ الْغَمَامَةِ أَنَّى سَارَ سَائِرَةً تَقِيهِ حَرَّ وَطِيسٍ لِلْهَجِيرِ حَمِي

Tıpkı o nereye gitse onunla giden bulut gibi; Gün ortasında alev alev yanan sıcaktan onu korurdu.

أَقْسَمْتُ بِالْقَمَرِ الْمُنْشَقِّ إِنَّ لَهُ مِنْ قَلْبِهِ نِسْبَةً مَبْرُورَةَ الْقَسَمِ

İkiye yarılan aya yemin ettim ki onda Onun mübarek kalbiyle yemini doğru çıkaran bir benzerlik vardır.

وَمَا حَوَى الْغَارُ مِنْ خَيْرٍ وَمِنْ كَرَمٍ وَكُلُّ طَرْفٍ مِنَ الْكُفَّارِ عَنْهُ عَمِي

Ve yemin olsun mağaranın barındırdığı hayra ve cömertliğe, Kâfirlerin bütün gözleri onu görmekten körleştiği vakit!

فَالصِّدْقُ فِي الْغَارِ وَالصِّدِّيقُ لَمْ يَرِمَا وَهُمْ يَقُولُونَ مَا بِالْغَارِ مِنْ أَرِمِ

Doğruluk timsali Peygamber ve Sıddîk mağaradan hiç kımıldamadılar; Düşmanlar ise "Mağarada kimsecikler yok!" deyip duruyordu.

ظَنُّوا الْحَمَامَ وَظَنُّوا الْعَنْكَبُوتَ عَلَى خَيْرِ الْبَرِيَّةِ لَمْ تَنْسُجْ وَلَمْ تَحُمِ

Güvercinin onun çevresinde dönmediğini, örümceğin ise mahlukatın en hayırlısı üzerine Ağ örmemiş olduğunu sandılar.

وِقَايَةُ اللَّهِ أَغْنَتْ عَنْ مُضَاعَفَةٍ مِنَ الدُّرُوعِ وَعَنْ عَالٍ مِنَ الأُطُمِ

Allah’ın koruması, kat kat örülmüş zırhlardan Ve göklere yükselen yalçın kalelerden müstağni kıldı.

مَا سَامَنِي الدَّهْرُ ضَيْماً وَاسْتَجَرْتُ بِهِ إِلَّا وَنِلْتُ جِوَاراً مِنْهُ لَمْ يُضَمِ

Zaman bana bir haksızlık çektirip de ona sığındığımda, Ondan asla çiğnenemez bir sığınak ve himaye görmüşümdür.

وَلاَ الْتَمَسْتُ غِنَى الدَّارَيْنِ مِنْ يَدِهِ إِلَّا اسْتَلَمْتُ النَّدَى مِنْ خَيْرِ مُسْتَلَمِ

İki cihanın zenginliğini onun elinden dilediğimde ise, İhsanı, selamlanıp öpülecek en hayırlı elden almışımdır.

لاَ تُنْكِرِ الْوَحْيَ مِنْ رُؤْيَاهُ إِنَّ لَهُ قَلْباً إِذَا نَامَتِ الْعَيْنَانِ لَمْ يَنَمِ

Onun rüyasından gelen vahyi inkâr etme; zira onun İki gözü uyusa bile asla uyumayan bir kalbi vardır.

وَذَاكَ حِينَ بُلُوغٍ مِنْ نُبُوَّتِهِ فَلَيْسَ يُنْكَرُ فِيهِ حَالُ مُحْتَلِمِ

Bu hâl, onun peygamberliğinin başlangıcındaydı; O vakitte rüyada vahiy görmesi yadırganamaz.

تَبَارَكَ اللَّهُ مَا وَحْيٌ بِمُكْتَسَبٍ وَلاَ نَبِيٌّ عَلَى غَيْبٍ بِمُتَّهَمِ

Yücedir Allah! Vahiy çalışıp çabalamakla elde edilmez; Hiçbir nebi de gaybı bildirmekte töhmet altında tutulamaz.

كَمْ أَبْرَأَتْ وَصِباً بِاللَّمْسِ رَاحَتُهُ وَأَطْلَقَتْ أَرِباً مِنْ رِبْقَةِ اللَّمَمِ

Onun avucu dokunmakla nice dermansız hastayı iyileştirdi; Ve aklı başından gitmiş nicesini cinnet bağından azat etti!

وَأَحْيَتِ السَّنَةَ الشَّهْبَاءَ دَعْوَتُهُ حَتَّى حَكَتْ غُرَّةً فِي الأَعْصُرِ الدُّهُمِ

Onun duası kıtlık ve kuraklık yılını öyle diriltti ki O yıl, kapkara çağlar içinde ak bir parıltıyı andırdı.

بِعَارِضٍ جَادَ أَوْ خِلْتَ الْبِطَاحَ بِهَا سَيْباً مِنَ الْيَمِّ أَوْ سَيْلاً مِنَ الْعَرَمِ

Bolca yağan bir yağmur bulutuyla ki vadileri Sanki denizden bir akıntı yahut Arim seli sanırdın!