Binûn

6. Fasıl: Kur'ân-ı Kerîm'in şerefi ve övgüsü

Kaynak: Kasîde-i Bürde · Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî · Arapça metin · Türkçe çeviri

الفصل السادس: في شرف القرآن الكريم ومدحه

6. Fasıl: Kur'ân-ı Kerîm'in şerefi ve övgüsü

دَعْنِي وَوَصْفِيَ آيَاتٍ لَهُ ظَهَرَتْ ظُهُورَ نَارِ الْقِرَى لَيْلاً عَلَى عَلَمِ

Bırak beni, onun apaçık beliren mucizelerini öveyim; Geceleyin dağ başında parıldayan konukseverlik ateşi gibi parlayan!

فَالدُّرُّ يَزْدَادُ حُسْناً وَهْوَ مُنْتَظِمٌ وَلَيْسَ يَنْقُصُ قَدْراً غَيْرَ مُنْتَظِمِ

İnci dizildiğinde güzelliği kat kat artar; Dağınık kalsa da değerinden hiçbir şey eksilmez.

فَمَا تَطَاوُلُ آمَالِ الْمَدِيحِ إِلَى مَا فِيهِ مِنْ كَرَمِ الأَخْلاَقِ وَالشِّيَمِ

Övgü arzuları nasıl erişebilir ki Onda bulunan yüce ahlaka ve eşsiz huylara?

آيَاتُ حَقٍّ مِنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثَةٌ قَدِيمَةٌ صِفَةُ الْمَوْصُوفِ بِالْقِدَمِ

Rahmân’dan gelen hak ayetlerdir; indirilişi sonradandır, Fakat ezelî olan Zât’ın ezelî bir sıfatıdır.

لَمْ تَقْتَرِنْ بِزَمَانٍ وَهْيَ تُخْبِرُنَا عَنِ الْمَعَادِ وَعَنْ عَادٍ وَعَنْ إِرَمِ

Hiçbir zamana bağlı değildir; oysa bize Ahiretten, Âd kavminden ve İrem’den haber verir.

دَامَتْ لَدَيْنَا فَفَاقَتْ كُلَّ مُعْجِزَةٍ مِنَ النَّبِيِّينَ إِذْ جَاءَتْ وَلَمْ تَدُمِ

Yanımızda ebediyen kaldı da diğer nebilerin Gelip de kalıcı olmayan bütün mucizelerini aştı.

مُحَكَّمَاتٌ فَمَا يُبْقِينَ مِنْ شُبَهٍ لِذِي شِقَاقٍ وَمَا يَبْغِينَ مِنْ حَكَمِ

Hükümleri sapasağlamdır; inatçı hasma hiçbir şüphe bırakmaz, Haklılığını ispat için başka hiçbir hakeme de muhtaç olmaz.

مَا حُورِبَتْ قَطُّ إِلَّا عَادَ مِنْ حَرَبٍ أَعْدَى الأَعَادِي إِلَيْهَا مُلْقِيَ السَّلَمِ

Kendisiyle ne zaman savaşıldıysa, en amansız düşman bile O çetin kavgadan boyun eğip teslim olarak geri döndü.

رَدَّتْ بَلاَغَتُهَا دَعْوَى مُعَارِضِهَا رَدَّ الْغَيُورِ يَدَ الْجَانِي عَنِ الْحُرَمِ

Eşsiz belağatı, ona karşı çıkanın davasını öyle geri püskürttü ki Kıskanç ve izzetli bir erin, mahremine uzanan hain eli savuruşu gibi!

لَهَا مَعَانٍ كَمَوْجِ الْبَحْرِ فِي مَدَدٍ وَفَوْقَ جَوْهَرِهِ فِي الْحُسْنِ وَالْقِيَمِ

Deniz dalgaları gibi ardı arkası kesilmeyen manaları vardır; Güzellikte ve değerde ise denizin incilerinden kat kat üstündür.

فَمَا تُعَدُّ وَلاَ تُحْصَى عَجَائِبُهَا وَلاَ تُسَامُ عَلَى الإِكْثَارِ بِالسَّأَمِ

Onun harikaları ne sayılabilir ne tüketilebilir; Ne kadar çok tekrarlansa da insana asla bıkkınlık vermez.

قَرَّتْ بِهَا عَيْنُ قَارِيهَا فَقُلْتُ لَهُ لَقَدْ ظَفِرْتَ بِحَبْلِ اللَّهِ فَاعْتَصِمِ

Onu okuyanın gözü aydın oldu; ben de ona dedim ki: "Allah’ın ipine kavuştun, artık ona sımsıkı sarıl!"

إِنْ تَتْلُهَا خِيفَةً مِنْ حَرِّ نَارِ لَظَى أَطْفَأْتَ حَرَّ لَظَى مِنْ وِرْدِهَا الشَّبِمِ

Alevli cehennem ateşinin korkusundan onu okuyacak olursan, Onun buz gibi serin pınarıyla cehennemin hararetini söndürürsün.

كَأَنَّهَا الْحَوْضُ تَبْيَضُّ الْوُجُوهُ بِهِ مِنَ الْعُصَاةِ وَقَدْ جَاؤُوهُ كَالْحُمَمِ

Sanki o bir havuzdur ki günahkârlar kömür karası gibi gelip de Onda yüzleri apak kesilerek çıkarlar.

وَكَالصِّرَاطِ وَكَالْمِيزَانِ مَعْدَلَةً فَالْقِسْطُ مِنْ غَيْرِهَا فِي النَّاسِ لَمْ يَقُمِ

Adalette hem Sırat hem Mizan gibidir; Zira adalet, insanlar arasında onsuz asla ayakta kalamaz.

لاَ تَعْجَبَنْ لِحَسُودٍ رَاحَ يُنْكِرُهَا تَجَاهُلاً وَهْوَ عَيْنُ الْحَاذِقِ الْفَهِمِ

Son derece anlayışlı ve zeki olduğu hâlde Bilmezden gelip onu inkâr eden hasetçiye sakın şaşma!

قَدْ تُنْكِرُ الْعَيْنُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمِ

Göz, hastalığından ötürü güneşin aydınlığını inkâr edebilir; Ağız da dermansızlığından ötürü tatlı suyun lezzetini reddedebilir.