117. Ayet
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.
Rabbin, ahalisi, birbirini ıslah edip duran şehirleri zulümle helak etmez.
Sahipleri yararlı iş gördükçe, senin Tanrın, zulmile şehirleri yoketmez
Yoksa senin Rabbin, halkı ıslah edici davrandığı sürece, bir toplumu asla helak etmez.
Rabbin; ahâlîsi ’âdil olan beldeleri zulmen tahrîb itmez.
Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helâk etmez.
Halkı erdemli davrandığı sürece, Rabbin kentleri yok edecek değildir.
Rabbın da o memleketleri ahalisi muslihler iken zulmile helâk edecek değildi ya
Senin Rabbin, halkları iyi ve ıslahatçı iken, o memleketleri haksız yere helak edecek değildir.
Rabbin, (kendilerini ve başkalarını) ıslahla meşgul olan bir toplumun ahalisini, haksız yere helâk edecek değildir.
Şayet ahalisi ıslah edici (muslih) kimseler (gibi, toplumu ve düzeni iyileştirme yolunda çalışsalardı), Rabbin o şehirleri (hâşâ) zulmen=haksız yere helak edecek olmazdı.
Yoksa senin Rabb'in, o memleketleri, halkı düzelticiler oldukları halde, haksızlıkla yok edecek değildi!
daħı olmadı çalabuñ kim helāk eyleye köyleri žulm -ıla. anlaruñ ķavmı eyü işleyicilerdür.
Senin Rabbin — ehâlîsi (hem nefislerini, hem yekdiğerini) ıslaahedib dururken de — O memleketleri (sırf) şirk yüzünden helak edecek değildi ya.
Rabbin o şehirleri, ahâlisi (kendi hâllerini ve diğer insanları) ıslâh eden kimseler iken, zulümle helâk edecek değildi.
Oysa senin Rabbin, halkı ıslah edici olup (birbirlerine karşı) dürüst davrandıkları sürece, hiç bir toplumu (sırf çarpık inançları) yüzünden haksız yere helâk edecek değildir.*
Bir şehrin toplumu (inansın veya inanmasın), doğru ve yararlı davranışlarda bulunduğu sürece, senin Rabbin o şehri haksız yerer (zulüm ile) yok edecek değildir.
Yoksa senin çalabın iyi kimselerin yurdunu kıyıcılıkla yok etmiş değildir.
Rabbin kasaba ahalisini salâh halinde iken, zulüm ile helâk edecek değildir.
Rabbin zaten halkı iyi ve ıslah edici [muslihûn] olan beldeleri yok edecek değildir.
Halkı ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.
Yoksa senin Rabbin birbirlerine karşı dürüst davranıp haksızlık yapmadıkları ve insanlık dışı tarzda davranmadıkları sürece toplumları haksız yere yok edecek değildir.
Rabbin, halkı iyilik peşinde olan ülkeleri haksız yere helâk edecek değildir.
Çünkü senin Rabb’in, halkı dürüst davrandıkları ve toplumdaki haksızlıkları, çarpıklıkları düzeltmek için çaba harcadıkları sürece, hiçbir ülkeyi haksız yere helâk edecek değildir. O hâlde, sen de ilâhî gazâba uğramak istemiyorsan, hakîkati tüm insanlığa ulaştırmak için elinden geleni yapmalısın. Fakat bunu yaparken, İslâm’ı kabul etmeleri için onları zorlamaya gücün yetmez. Bu aslında görevin de değil. Unutma ki:
Senin rabbin, oranın ahâlisi islah edici (arabulucu) iken Şehirler’i haksız yere helâk edecek değildir.
Aksi halde senin Rabbin, halkı yenilikçi olan kentleri, durup dururken helâk edecek değil herhalde.
Eğer onlar halkı ıslah edici kimseler olsaydı, Rabbin o şehirleri haksız yere yok edecek değildi.
Halkı ıslah ediciler olduğu hâlde, Rabbin haksızlıkla şehirleri (halkları) helak etmez. [*]
Senin Rabbin, halkı hak yolda olan kimseler iken o ülkeleri, sadece zulüm olsun diye kesinlikle helâk etmez.
Yoksa, senin Rabbin, halkı [birbirlerine karşı] dürüst davrandıkları sürece, bir toplumu ¹⁴⁸ [sırf] [çarpık inançları] yüzünden asla helak etmez. ¹⁴⁹
Yoksa senin Rabbin, halkı doğru dürüst davrandığı müddetçe ülkeleri haksız yere helak edecek değildir. 6/47, 28/47
İdarecileri, halkı iyi ve ıslah iken, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzelterek, geliştirerek barış içinde yaşarlarken, senin Rabbin zulm ile bir memleketi helâk edecek değildir.
Halkı (birbirlerine) ıslah edici davrandığı sürece, senin Rabbinin haksız yere uygarlıkları helâk etmesi söz konusu değildir[¹⁸¹⁵]
Ve senin Rabbin, ahalisi muslih kimse oldukları halde şehirleri bir zulüm sebebiyle helâk eder olmadı.
(Ey Muhammed) Rabbin elbette içinde ıslah edici kişilerin bulunduğu bir toplumu haksız yere helak etmez!
Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken zulumle onlan helâk etmez.
Rabbin, halkı dürüst olan ülkeleri haksız yere helak edecek değildir.
Daḫı Tañrı Ta‘ālā helāk eylemez şehrler ḳavmini ẓulm‐ıla ḫalḳı yaḫşılıḳiderken.
Rabbin, halkı dürüst hareket eden, hem kendi nefislerini, hem de birbirlerini düzeltmeye çalışan diyarları, haksız yere asla helâk etmez. [43, 76]
Halkı uslu kimseler olsaydı, Rabbin o kentleri, zulüm ile helak edecek değildi.
Rabbin Te'âlâ ehl-i sâlih oldığı halde karyeleri helâk ile zulüm itmedi.
Yoksa senin Rabbin, kurulu (doğal) düzeni koruyan[*] bir halkı varken, yanlış yapıp, o kentleri işe yaramaz hale getirecek değildir.
Rabbin, ahalisi ıslah edici iken o beldeleri haksız yere helak edecek değildi.
Yoksa Rabbin, ahalisi düzgün kimseler olduğu halde beldeleri haksız yere helâk edecek değildi.
Halkı iyilik ve barış sevenler olsaydı, Rabbin o kentleri/medeniyetleri zulümle helâk edecek değildi ya!
Halkı, ıslah eden kimseler iken, Rabbin o ülkeleri zulm ile helak edecek değildi.
Memleketlerin halkı, zulümden berî bulundukları halde, Rabbin, asla o memleketleri zulümle helâk etmez.
Köy ve kasabaların ahalisi yapıcı olduğu müddetçe, Rabbin, onları zulüm ile helak edici değildir.
Halkı ıslah edici olduğu halde Rabbin haksız yere memleketleri helâk etmez.