50. Ayet
وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Ve onlara rahmetimizden ihsanlar ettik, gerçek şöhretlerini yaydık, adlarını yücelttik.
Rahmetimizden, onlara bağış verdik, onların gerçek, yüksek dille anılmalarını dahi sağladık
Onları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve onlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik.
Biz ânlara rahmetimizi ihsân iyledik ve büyük bir hakîkat lisânı virdik.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Onlara rahmetimizden verdik. Onlara, doğru ve onurlu bir dil bağışladık.
Ve bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik ve hepsine dillerdi yüksek bir yadı sıdk verdik
Biz onlara rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Onlara rahmetimizden (peygamberlik, ilim, mal, mülk ve evlatlar vererek) ihsan (lar) da bulunduk. Onların adlarını yüceltip (insanlar tarafından, hayırla ve hürmet ile) anılmalarını sağladık.
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili (medh-ü sena edilen şerefli insanlar) kıldık. (Hayırla ve hürmetle anılmalarını sağladık.)
Ve rahmetimizden onlara lutfettik¹. Onların doğrulukla anılmalarını sağladık.
daħı baġışladuķ bunlara raḥmetümüzden ya'nį mal oġul ķız daħı eyledük bunlaruñ içün eylüg-ile añılmaķlıķ yüksek.
Bunlara rahmetimizden (peygamberlik, mal ve evlâd) lûtfetdik. Onlar için çok yüce sadâkat dili de verdik.
Ve onlara rahmetimizden ihsanda bulunduk ve kendilerine (nice dillerde) doğru, yüksek bir lisan (güzel bir medihle anılmayı) nasîb ettik.(2)
Ve onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir dil (anlatım gücü) bahşettik.
Onlara rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve konuşmalarını en doğru şekilde yapanlardan olmalarını sağladık.
Onlara esirgeyiciliğimizi bağışladık, onların yüce doğruluğunu dillere destan eyledik.
Onların üçüne de feyz rahmetimizden evlât ve emvâl [⁶] bahşettik. Haklarında doğru ve yüksek bir dil yaptık [⁷].
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve yüce bir şöhrete/övgüye mazhar kıldık.¹³
Onlara rahmetimizden bağışladık ve onlar için (halk arasında kendilerini) yücelikle öven bir dil kıldık.
Ve onları rahmetimizle ödüllendirdik. Gerçek şöhretlerini yaydık, adlarını yüceltip iyi anılmalarını sağladık.
Onlara da rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik.
Onlara rahmetimizden büyük bir pay verdik ve hepsinin dillere destan olacak şekilde kıyâmete kadar saygıyla anılmalarını sağladık. Şimdi gelelim, rahmetimizden pay alan bir başka kulumuza:
Rahmetimizden onlara hibe ettik. Onlar için, yüceltici olarak doğruluk dili kıldık.
İbrahimlere durmadan çisem çisem sevgi çiseledik. Bu bereketlerle onları dillere destan eyledik...
Onlara rahmetimizle lütfettik! Onlar için yüce bir doğruluk dili verdik!
Onlara rahmetimizden lütufta bulunmuş ve kendilerine yüksek bir doğruluk dili vermiştik. [*]
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onların her dilde üstün bir şekilde anılmalarını sağladık.¹
ve o’nları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve o’nlara doğru olanı [başkalarına] ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü ³⁶ bahşettik.
Dahası onlara rahmet hazinemizden bolca lütufta bulunduk ve onlara doğruluk timsali olarak anılacak yüksek bir şöhret nasip ettik. 6/74...85, 21/50...73, 26/69...103, 60/4...6
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlara, sadakatle dinimizi tebliğ eden değerli halefler, dillerde güzel bir övgü, haklı ve büyük bir şöhret nasip ettik.
dahası onlara rahmetimizi bahşettik; nihayet onları sadakatin yüksek sözcüsü yaptık.[²⁵⁰⁷]
Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir sena nâsip kıldık.
Ve onlara, rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve onların -kendilerinden sonra gelen kuşaklar tarafından- öğülmelerini sağladık.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili kıldık.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlara üstün bir doğruluk dili verdik.
Daḫı anlara baġışladuḳ bizüm raḥmetümüzden dünyā ve āḫiret ḫayrını.Daḫı anları ḳılduḳ girçek söyleyiciler, yüce sözlüler.
Onlara rahmetimizden ihsanlarda bulunduk. Onlara dillerde ve dinlerde yüksek ve güzel bir nam bıraktık.
Onlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Onlara rahmetimizden hisse virdik ve ikisine de 'âlî bir lisân ihsân iyledik.
Onların, doğruluklarıyla ve yücelikleriyle dilden dile aktarılan kişiler olmasını sağladık.
Onlara rahmetimizden lütufta bulunduk ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. [4]
Onlara rahmetimizden lütfettik ve arkalarında güzel ve şerefli bir nam bıraktık.
Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doğruluk dili oluşturduk.
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Hem bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik (çokca mal ve evlâd verdik). Hepsine de dillerde (bütün dinlerde) güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk, kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.