115. Ayet
وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا۟
Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا۟
Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Andolsun ki daha önce Âdem'le de ahitleşmiştik de unutmuştu ve onu, bilerek, isteyerek günah işleyen bir adam olarak da bulmamıştık.
Önceden Âdem'e buyurmuştuk, unutuverdi, bize karşı bir azmini görmedik
Biz vaktiyle Âdem'e (o yasak ağacın meyvesinden) yememesini tembih ettik. Fakat (o bu tembihimizi) unuttu. (Biz) onda güçlü irade bulamadık (bir isyan kastı ve emrimizde sebat da bulmadık).
Âdem’e vahy itmişdik [1] fakat sabır sâhibi olmadığı içün unutdı.
Andolsun biz, daha önce de Âdem'e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık.
Geçmişte Adem'den söz almıştık; ancak unuttu. Biz onda bir azim ve kararlılık görmedik.
Filhakıka bundan evvel Âdeme ahid verdik de unuttu ve biz onda bir azim bulmadık
Doğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.
Kasem olsun ki, biz Âdem’e, (“cennetteki şu ağacın meyvesinden yeme” diye) daha önceden emretmiştik. Fakat (Âdem bu emrimizi) unuttu. (Biz) onda bir azim, (emrimize muhalif davranmaya yönelik bir kasıt) bulmadık.
Andolsun ki, bundan önce Adem’e de ahit (tavsiye ve talimat) vermiştik. Fakat o (bunların bir kısmını) unuttu. Biz onda (tam ve sağlam) bir azim (sebat ve kararlılık) bulmadık. (Çünkü uyarılarımızı unutup arzularına yönelmişti.)
Ant olsun ki Biz, bundan önce Âdem'e ahit¹ verdik, ancak o unuttu. Onu azimli bulmadık.
bayıķ ıśmarladuķ ādem’e ilerüden pes unıttı daħı bulmaduķ anuñ ķaśdın.
Andolsun biz bundan evvel Âdeme de vahy (ve emr) etmişizdir. Fakat unutdu o. Biz onda bir azim bulmadık.
And olsun ki, daha önce Âdem'e (yasaklandığı o ağaçtan yememesi için) emir vermiştik; fakat (o bunu) unuttu. (Biz) onda bir azim (bir isyan kasdı ve emrimizde sebat)da bulmadık.
Ve muhakkak ki biz, daha önce de (cennetteki ağacın meyvesinden yememesi için) Âdem’e ahit (emir ve talimat) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık. *
Âdeme (insana) daha önceden bir takım vaatlerde bulunmuştuk ve âdem bunları unuttu. Biz âdemi (insanı) yeterince azimli bulmadık.
Ant olsun ki Biz bundan önce Adem’e de böyle buyurmuştuk. Ancak o bunu unuttu. Bunu isteyerek yapmadığını biliyoruz.
* Evvelce biz Âdem/e o ağacın meyvesinden yememesini emir ve vahiy etmiştik. O ise bunu unuttu. Biz bu hâli azim ve tasmime müstenit bulmadık,
Andolsun ki, Biz daha önce Âdem’den söz almıştık [ahidnâ], ancak o unuttu. Biz onu azimli/kararlı bulmadık.
Şüphesiz biz bundan önce Âdem'e ahit (emir) vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Andolsun biz daha önce de, Adem'e buyruğumuzu ulaştırmıştık. Fakat O bunu unuttu. O'nu bilerek isteyerek günah işleyen biri olarak veya yasakladığımız şeye karşı sabır ve dirençli bulamadık. Yani yaratılışındaki amaçta azimli ve gayretli olamadı.
Biz daha önce Âdem’den söz almıştık, fakat o unuttu; biz onda yeterli bir kararlılık görmedik.
Gerçekten Biz, vaktiyle Âdem’den de söz almıştık fakat o, insani bir özellik olarak, verdiği sözü çabucak unutuverdi; doğrusuonda, emrimize bağlılık konusunda, yeterli bir gayret ve kararlılık göremedik. Şöyle ki:
And olsun önceden Âdem’e ahid / söz verdik; derken unuttu. Onu azimli / kararlı bulmadık.
Adem'le önceden anlaşmıştık. Ama unuttu. İnsan olarak kendisinde kararlılık göremedik.
Andolsun, daha önce Adem’le sözleşmiştik. Fakat O sözleşmemizi unuttu. Biz Adem’de verdiği sözü tutacak bir azim, bir tutarlılık bulamadık.
Yemin olsun ki biz daha önce de Âdem’e (ağaca yaklaşmaması için) ahit (emir) vermiştik de o unutmuştu ve onda bir kararlılık bulamamıştık.
Yemin olsun Biz, (ağaçtan yemeden) önce Âdem’den söz almıştık.¹ Fakat o, (bunu) unuttu. Ve Biz, onda bir kararlılık bulamadık.
VE GERÇEK ŞU Kİ, biz Âdem’e önceden buyruğumuzu ulaştırmıştık; ¹⁰² ne var ki o bunu unuttu; o’nu, yaratılışındaki amaçta azimli ve gayretli bulmadık.
Andolsun ki biz daha önce, Âdem’e ahdimizi bildirmiştik. Fakat onu unuttu biz onu emrimize uymada azimli bulmadık. 2/30...39, 7/11...25, 15/28...44, 17/62...65, 18/50, 38/71...85
Andolsun, daha önce de, Âdem'e yerine getirmesi gereken emirler ve tavsiyeler vahyetmiştik. O bunları unuttu. Biz onda bir azim, kararlı bir davranış, bir gayret bulamadık.
VE doğrusu Biz Âdem’e, her şeyden önce, talimatımıza (uygun bir fıtrat) nakşetmiştik;[²⁶⁴¹] fakat o buna yabancılaştı;[²⁶⁴²] dolayısıyla Biz onu bu hususta kararlılık sahibi bulmadık.
Kasem olsun ki, bundan evvel Âdem'e de tavsiyede bulunmuştuk. O ise unuttu ve O'nun için bir azm bulmadık.
Andolsun ki biz, daha önce Adem'e de (sakın şu ağaçtan yeme diye) emrettik. Fakat biz onda bir azim (bir kararlılık) bulamadık. (Nitekim)
Ve önceden biz Âdem’le (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) anlaşmıştık. O ise bunu unutuverdi ve biz onda bir azim de bulmadık
Daha önceleri biz, Adem'e öğüt vermiştik, Fakat onu unuttu. Onu azimli bulmadık.
Taḥḳīḳ biz ‘ahd eyledük Ādem[e] evvelki zamānda. Pes ġāfil oldı, ‘ahdi unut‐dı. Daḫı ki himmet ṭapmaduḳ.
Doğrusu Biz daha önce Âdem'e de vahiy ve emir vermiştik, ne var ki o ahdi unuttu, onda bir azim bulamadık.
Andolsun biz, önceden Adem'e (o ağaçtan yememesini) emretmiştik, unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık.
Ve biz evvelce Âdem'e emr itdik. O, günâha kasdı olmayarak bunı (emrimizi) unutdı.
Vaktiyle Âdem’e bir görev yükledik ama unuttu[*]. Onda bir kararlılık bulamadık.
Andolsun biz daha önce Adem'e ahid vermiştik ancak o unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık. [7]
Biz daha önce Âdem'e de buyruğumuzu iletmiştik. Fakat o bunu unutuverdi. Doğrusu Biz onda bir azim bulmadık.(13)
Yemin olsun, biz daha önce Âdem'e ahit verdik de unuttu; biz onda bir kararlılık bulamadık.
Andolsun, biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Doğrusu bundan önce Adem'e (bu ağaçtan yeme diye) emr ettik de unuttu. Biz onda, bir sabır ve sebat bulmadık.
Şüphesiz Biz, daha önce Âdem’e de tavsiye de bulunduk. Fakat Âdem unuttu. Biz onda bir kararlılık görmedik.
Andolsun ki, daha önce Âdem'e emretmiştik, fakat unuttu; onu gayretli de bulamadık.[320]