Diğer Türkçe mealler
Abdulbaki Gölpınarlı
Derken kavminin karşısına süslenip çıktı da dünya yaşayışını dileyenler, ne olurdu dediler, bize de Karun'a verilen verilseydi, şüphe yok ki o, dünya malından büyük bir nasibe sahip.
Besim Atalay (1965)
Karun, süsler içinde, ulusuna çıktığında, dünya dirliğini istiyenler dediler ki: «Ne olaydı Karun gibi biz de zengin olaydık, onun ne de büyük zenginliği var !»
Cemal Külünkoğlu
Derken (Karun, bir gün) bütün ihtişam ve şatafatıyla kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: “Keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.
Cemil Said (1924)
Kârûn ahâlîye ihtişâm ile göriniyordı. Ancak dünyâ emvâlini arzu idenler "Kâşki bizim de Kârûn gibi servetimiz ola idi" diyorlardı.
Diyanet Vakfı
Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.
Edip Yüksel
Bir ara, tüm görkemiyle halkının arasına çıkmıştı. Dünya hayatını seçenler, "Keşke Karun'a verilenlerin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten, o çok şanslı biri," dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken ziyneti içinde kavmına karşı huruç etti, Dünya hayati arzu edenler ah, dediler, ne olurdu şu Karûna verilen gibi bizim de olsa! O cidden büyük bir bahtiyar
Elmalılı (Sadeleştirilmiş)
Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" dediler.
Emrah Demiryent
(Bir gün Kârûn, en göz alıcı elbiselerini giyinerek,) ziynetler içerisinde, kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir!” dediler.
Abdullah-Ahmet Akgül
(Karun) Böylece kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını (imrenip) istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun’a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir servet (üstün bir nimet ve fazilet) sahibidir" diye (imrenmişlerdi).
Erhan Aktaş
Kârûn, ziynetli¹ bir şekilde halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına düşkünlüğü olanlar: “Keşke bizim de Kârûn gibi varlığımız olsaydı! Gerçekten o, çok kısmetli biri.” diye iç geçirdiler.
Eski Anadolu Türkçesi
pes çıķdı ķaarun ķavmı üzere bezeġi içinde eyitti anlar kim dilerlerdi yaķın dirliġi “iy keşke bizüm misse beñdeşi anuñ kim virinildi ķaarun! bayıķ ol baħt issidür ulu.”
Hasan Basri Çantay
Derken zîneti (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıkdı. Dünyâ hayâtını arzu edenler: «Nolurdu, dediler, Kaaruna verilen (şu servet) gibi bizim de (malımız) olsaydı. O, hakıykaten büyük nasîb saahibidir.
Hayrat Neşriyat
Derken, ziyneti içinde (ihtişâmla) kavminin karşısına çıktı. Dünya hayâtını isteyenler dedi ki: “Keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de olsa; şübhesiz o elbette büyük bir nasib sâhibidir.”
İhsan Aktaş
Derken (Karûn, bir gün) ziyneti ve görkemi içerisinde halkının karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: “Keşke Karûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir pay (servet) sahibidir” dediler.
İlyas Yorulmaz
Karun bütün ziynetleriyle birlikte kavminin karşısına çıkmıştı. Dünya hayatını isteyenler “Keşke Karun’a verilenlerin benzerleri bize de verilmiş olsaydı. Gerçekten o çok büyük zevk sahibi” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
Bir gün Karun bütün bezenekleriyle ulusunun karşısına çıktı. Dünya yaşayışını diliyenler dediler: "Ne olurdu. Karun’a verilen bize de verilseydi? Bakın, Karun ne varlıklı kimse!"
İsmail Hakkı İzmirli
O bir gün debdebe ve dârat ile kavmine görünmüştü, dünya diriliğini isteyenler «— Keşke Karun/a verildiği gibi bize de verilseydi. Çünkü Karun büyük bir devlet ve baht sahibidir» demişlerdi.
İsmail Yakıt
O (bir gün) görkemi ve takıları içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Karun’a verilenin aynısı bize de verilseydi? Şüphesiz o çok büyük bir servet sahibidir” dediler.
Kadri Çelik
Böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar, “Ah keşke Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı! Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir” dediler.
Abdullah Parlıyan
Kârûn, görkem ve debdebesi içinde, milletinin karşısına çıktı. Dünya hayatına gözünü dikenler: “Ne olurdu bize de, Karun'a verilenin bir benzeri verilseydi. Şüphe yok ki, o ne zengin, ne büyük devlet sahibi!” dediler.
Kuran Yolu
Kārûn gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Kārûn’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!” derlerdi.
Mahmut Kısa
Derken Karun, göz kamaştırıcı bir görkem ve gösteriş içindesoydaşlarının karşısına çıktı; dünya hayatına düşkün olanlar ona imrenerek, “Ah, keşke Karun’a verilen şu servet ve nîmetlerin bir benzeri bize de verilseydi; doğrusu o, gerçekten de çok şanslı biri!” dediler.
Mahmut Özdemir
Süslü gösteriş içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya Hayatı’nı isteyenler dedi ki: “Ah keşke Karun’a verilmiş olanların benzeri bize verilseydi! O, çok büyük bir hazz / pay sahibidir”.
Mehmet Çakır
Kârûn, takıları takıp takıştırıp halkın karşısına çıkınca, dünya hayatına meyilli olanlar: " Keşke bizim de Kârûn gibi varlığımız olsa! Doğrusu çok şanslı bir adam " derlerdi.
Mehmet Çoban
Karun bütün zenginliği ve ihtişamıyla toplumunun karşısına çıktı. Onun bu zenginliğini bu ihtişamını görenler dediler ki: "Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Hakikaten Karun zenginlikten büyük pay almıştır."
Mehmet Okuyan
(Karun), süslü bir şekilde kavminin karşısına çıkmıştı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Ah, keşke Karun’a verilenin benzeri bize de verilseydi! Şüphesiz ki o, çok büyük bir payın (servetin) sahibidir!” demişlerdi.
Mehmet Türk
(Bir gün) Kârûn, görkemli bir şekilde toplumunun karşısına çıktı. Sadece dünya hayatını isteyenler: “Keşke bizim de Kârûn’a verilen kadar servetimiz olsaydı. Doğrusu o, çok şânslı¹ bir adam!” dediler.
Muhammed Esed
[Kârûn] işte böyle görkem ve gösteriş içinde soydaşlarının karşısına çıkardı. (Öyle ki,) yalnızca dünya hayatına gözünü dikenler (ona bakıp da): “Ah, n’olurdu” derlerdi, “Kârûn’a verildiği kadar bize de verilseydi! Çünkü o gerçekten çok talihli biri!”
Mustafa Çavdar
Karun bir gün bütün görkem ve gösterişi ile halkının karşısına çıkmıştı. Dünya hayatına düşkün olanlar: – Keşke biz de Karun gibi zengin olsaydık ne olurdu sanki. Gerçekten o ne kadar şanslı bir adammış, diye söylendiler. 14/2-3
Ahmet Tekin
Derken Karun ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: “Keşke Karun'a verilen servet kadar bize de verilseydi, doğrusu o çok talihli” dediler.
Mustafa İslamoğlu
Ve işte bu kişi kavminin karşısına tüm görkem ve gösterişi içinde çıkmıştı. Yalnızca dünya hayatını isteyenler (ona bakıp) “Ah keşke, ne olurdu Karun’a verilen kadar bize de verilseydi! Şu kesin ki o gerçekten de çok şanslı biriymiş!” derlerdi.[³⁴⁵⁶]
Ömer Nasuhi Bilmen
Derken kavmine karşı ziynetiyle çıkıverdi. Dünya hayatını isteyenler dedi ki: «Keşke Karun'a verilmiş olan şeyin misli, bizim için de verilmiş olsa. Şüphe yok ki, o pek büyük bir baht sahibidir.»
Orhan Kuntman
(Nitekim Kârun) Debdebe içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Kârun'a verilen servetin benzeri, bize de verilseydi, doğrusu o çok şanslı" dediler.
Osman Fırat
(Kârûn) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. dünyâ hayâtını isteyenler: "Keşke Kârûn’a verilenin bir benzeri de bize verilseydi, dediler, gerçekten o büyük bir zevkin içindedir!"
Şaban Piriş
Kavminin karşısına süslü takılarıyla çıkmıştı. Dünya hayatını isteyenler:-Keşke Karun'a verilen gibi bize de verilseydi. O, gerçekten çok şanslı demişlerdi.
Satıraltı Meal (1534)
Pes çıḳdı Ḳārūn ḳavmi üstine bezenmegi içinde. Eyitdi ol kişiler ki dünyādirligin isterlerdi: N’ola‐y‐dı bize daḫı Ḳārūna virilen gibi virile‐y‐di.Taḥḳīḳ ol ulu naṣīblüdür, didiler.
Suat Yıldırım
Karun bir gün, yine bütün ihtişam ve şatafatıyla halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına çok düşkün olanlar: “Keşke bizim de Karun'unki gibi servetimiz olsaydı. Adamın amma da şansı varmış, keyfine diyecek yok! ” dediler.
Süleyman Ateş
(Karun) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilenin bir benzeri de bize verilseydi, dediler, gerçekten onun büyük şansı var!"
Süleyman Tevfik (1927)
Kârûn bir gün zînet ve ihtişâmı ile kavmine çıkdı. Dünyâ hayâtını isteyenler: "Ne olurdı bize de Kârûn'a virilen mal giibi virile idi. Tahkîk onun büyük kısmeti vardır" didiler.
Süleymaniye Vakfı
Sonra bütün haşmetiyle halkının karşısına çıktı. Dünyalık arzusu içinde olanlar dediler ki, “Ah keşke Karun’a verilenin bir benzeri bizde de olsa? O gerçekten büyük bir paya sahip!”
Ahmet Varol
Süsünün içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilen şeylerin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o büyük bir pay sahibidir" dediler.
Ümit Şimşek
Derken, bütün debdebesiyle kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Karun'a verilenin benzeri bize de verilseydi,” dediler. “Gerçekten onun çok büyük bir nasibi var.”
Yaşar Nuri Öztürk
Karun, süsü-püsü içinde toplumunun karşısına çıktı. Şu iğreti dünya hayatını amaçlayanlar dediler ki: "Ah, Karun'a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten o, çok nasipli bir adam!"
Ali Bulaç
Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: 'Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir' dediler.
Ali Fikri Yavuz
(Derken bir gün Karûn) zînet ve ihtişamı içinde kavmine karşı çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: “- Keşki Karûn'a verilen mal gibi, bizim de olsa! O, gerçekten büyük bir bahtiyardır.” dediler.
Bahaeddin Sağlam
Bunun üzerine Karun süs ve debdebe içinde, kavminin yanına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: “Keşke Karun’a verilenlerin bir benzeri bize de verilseydi, şüphesiz o, büyük bir haz ve pay sahibidir.” dediler.
Bayraktar Bayraklı
Kârûn, gösteriş içinde toplumun karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler, “Keşke Kârûn'a verildiği gibi bize de verilse; doğrusu o, büyük bir şans sahibidir” demişlerdi.