21. Ayet
وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.
Biz, belki dönerler diye pek büyük azaptan önce de onlara yakın bir azabı tattıracağız mutlaka.
Büyük azaptan önce, yakın olan azabı da onlara tattırırız, ola ki onlar döne
Belki dönüp yola gelirler diye onlara (ahiretteki) büyük azaptan önce mutlaka daha yakın azabı da (dünyada açlık, korku, esaret, zillet, musibet, deprem, afet gibi) tattıracağız.
Büyük ’azâba dûçâr itmezden evvel ânlara dünyâda hafif bir ’azâb vireceğiz belki bize rücû’ iderler.
En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.
Belki (ibret alıp) dönerler diye büyük azaptan önce biz onlara yakın (dünya) azabı tattırırız.
Şu da muhakkak ki onlara o en büyük azâbdan beride o yakın azabdan da tattıracağız, gerek ki rücu' edeler
Şu bir gerçek ki, onlara o en büyük azabdan önce yakın azabdan (dünyada) da tattıracağız. Umulur ki, (kötülükten) dönerler.
Şüphesiz biz onlara (kâfirlere, âhiretteki) en büyük azaptan önce, (pişman olup) doğru yola dönmeleri için, (daha dünyadayken belâ ve musibetler vererek) yakın azabı tattıracağız.
Andolsun Biz onlara (içlerinde iman ve vicdan eseri bulunanlara) belki (inkârcılıktan) dönerler diye, o büyük (uhrevi) azaptan önce, yakın (dünyevi) azaptan da tattıracağız. (Onlara karşı mü’minlere zafer verip zalimlerin saltanatını yıkacağız.)
Onlara, büyük azaptan¹ önce, daha yakın² olan azaptan tattıracağız. Belki dönerler.³
daħı ŧaduravuz anlara yaķın 'aźābdan ya'nį depelemek ulu 'aźāb ileyince ola kim anlar döneler.
Biz, o en büyük azâbdan önce de onlara mutlakaa yakın azâbdan tatdıracağız. Tâki ric'at etsinler.
(Âhiretteki) en büyük azabdan ayrı olarak, daha yakın azabdan (dünya azâbından)da onlara mutlaka tattıracağız; tâ ki (isyankâr hâllerinden) dönsünler.
Ve (o sapmış olanlar tövbe edip inkârdan) dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (daha dünyadayken) yakın azabı da (açlık, korku, musibet vs.) elbette tattıracağız. *
O büyük azaptan başka, onları daha çok aşağılayacak azabı tattıracağız. Belki dönerler.
Biz onlara öbür dünyadaki büyük azaptan önce bu dünyadaki en küçük azabı tattıracağız, geri dönsünler diye.
Biz onlara kalanların hak yoluna dönebilmeleri için herhalde en büyük [¹] azaptan evvel [²] daha küçük [³] bir azap [⁴] tattıracağız.
Biz onlara büyük azaptan önce mutlaka yakın/dünya azabı da tattırırız. Belki dönerler.
Şüphesiz biz onlara, belki dönerler diye o büyük (uhrevi) azaptan önce, yakın (dünyevi) azaptan da tattırırız.
Biz, belki dönerler diye pek büyük bir azap olan, kıyamet azabından önce, onlara daha yakın olan, dünya felaketleri ve yenilgisini tattıracağız.
Belki dönüş yaparlar diye, onlara o büyük azaptan önce daha yakın azaptan muhakkak tattıracağız.
Bu büyük azaptan ayrı olarak, pişman olup doğru yola dönmeleri için, onlara daha dünyadayken belâ ve musibetler vererek, küçük azaptan da bir nebze tattıracağız. Bütün bunlara rağmen;
Onlara, En Büyük Azab’tan başka En Yakın Azab’tan da tattırıyoruz. Umulur ki dönerler.
Onlara, ahretteki o büyük cezadan başka, dünyada iken de ufak ufak acılar tattıracağız, bakarsın yanlıştan dönerler.
Bilin ki; hatalarından dönsünler, tövbe edip af dilesinler, cehennem azabından korunsunlar diye dünyada yaşarken insanlara küçük felaketlerle azabı tattıracağız. Belki düşünüp öğüt alırlar. Belki cezaların büyüğü olan cehennem azabından kurtulurlar.
(Gerçeğe) dönsünler diye en büyük azaptan önce onlara mutlaka en yakın azaptan [*] tattıracağız.
Belki yola gelirler diye onlara, o büyük (âhiret) azabından önce, yakın (dünya) azabından¹ da mutlaka tattıracağız.
Fakat o şiddetli azab[a onları mahkum etme]den önce belki [pişman olup] yollarını düzeltirler diye ¹⁶ hemen yanı başlarındaki azabı tattıracağız. ¹⁷
Oysa biz onlara belki dönerler diye ahiretteki büyük azaptan önce dünyada kısmen daha aşağı azap yaşatıyoruz. 13/33- 34, 43/46...51
En büyük azaptan, cehennem azâbından önce, onlara korku, esâret, zillet, açlık, hastalık, deprem, âfet gibi en yakın felâketlerden, kabir azabından tattıracağız. Olur ki, şirkten ve isyandan vazgeçip imana dönerler.
Ama onlara, daha büyük mahrumiyeti tattırmadan önce daha yakın (dünya) mahrumiyetini kısmen elbette tattıracağız;[³⁷⁰²] umulur ki (yol yakınken) dönerler.[³⁷⁰³]
Ve elbette onlara o en büyük azaptan önce o yakın azaptan tattıracağız. Umulur ki, onlar ric'at ediverirler.
Andolsun ki onlara, o büyük cehennem azabından önce ibret alıp sapıklıktan dönerler diye o yakın azaptan (yenilgi ve esâret gibi bir belâdan) da tattıracağız!
Ve belki dönerler diye onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.
Belki dönerler diye onlara büyük azaptan önce daha yakın bir azap tattıracağız.
Daḫı daddurur‐biz anlara dünyā ‘aẕābını ki ḳızlıḳ ve yesīrlik ve özgesidür, ulu ‘aẕāb gelmezden burun ki āḫiret ‘aẕābıdur. Ola kim Tañrıya ḳaytalar.
O kâfirlerin dönüş yapmaları ümidiyle, onlara en büyük azaptan önce, dünyada açlık, musîbet, esaret, ölüm gibi peşin bir azap tattıracağız.
Belki dön(üp yola gel)irler diye, mutlaka onlara o büyük azabdan ayrı olarak, daha yakın azabı da taddıracağız.
Biz onlara büyük 'azâbdan (âhiret 'azâbından) gayrı yakın 'azâbı (dünyâ 'azâbını) taddırırız, belki bu sâyede fısk ve küfürlerinden dönerler.
Belki vazgeçerler diye büyük azaptan önce onlara kesinlikle küçük azaptan[*] da tattıracağız.
Andolsun ki onlara en büyük azaptan önce yakın azaptan tattıracağız. Umulur ki dönerler.
Belki vazgeçerler diye, Biz onlara en büyük azaptan önce, dünyada da bazı azapları tattıracağız.
Belki dönerler diye, onlara o büyük azaptan ayrı olarak, o küçük azaptan da mutlaka tattıracağız.
Andolsun, biz onlara belki (inkarcılıktan) dönerler diye o büyük (uhrevi) azabdan önce, yakın (dünyevi) azabtan da taddıracağız.
Şu da muhakkak ki, o kâfirlere, o en büyük azabdan (cehennem azabından) önce, yakın azabdan (dünyadaki esaret, ölüm, açlık gibi felâketlerden) taddıracağız. Olur ki, (küfürlerinden) dönerler, tevbe ederler.
Andolsun! O büyük azaptan başka da yakın bir azabı onlara tattıracağız. Belki dönerler diye…
Andolsun ki, biz onlara o büyük azaptan önce pek yakın/dünya azabı da tattıracağız. Belki dönerler!