38. Ayet
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ
Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ
Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
Hiç şüphe yok ki o elemli azabı tadacaksınız elbet.
Evet sizler acı azabı tadarsınız
Şimdi siz bu elem dolu azabı çekeceksiniz.
Şübhesiz ’azâb-ı elîmi tadacaksınız.
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Siz elbette acı azabı tadacaksınız.
Elbette siz o elîm azâbı tadacaksınız
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
(Ey müşrikler!) Hiç şüphe yok ki siz, o elemli azabı tadacaksınız.
Şüphesiz siz, (şimdi müstahak olduğunuz) acı azabı tadıcılarsınız.
Siz, kesinlikle elim azabı tadacak olanlarsınız.
bayıķ siz dadıcılarsız 'aźābı aġrıdıcı.
Elbette siz o acıklı azâbı tadıcısınız.
Muhakkak ki siz, o elemli azâbı gerçekten tadıcılarsınız.
38 , 39. Şüphesiz (bugün) siz (dünyada yaptığınız zulüm ve kötülükler yüzünden müstahak olduğunuz) acı azabı tadacaksınız. Aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.
Elbetteki sizde can yakıcı bir azabı tadacaksınız.
Gerçekten siz o acıklı azabı tadacaksınız.
Siz elbette acıklı bir azap tadacaksınız.
Muhakkak ki siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
Hiç tartışmasız, siz, acıklı azabı tadıcılarsınız.
Bakın, siz öteki dünyada acıklı azabı tadacaksınız.
Ama siz, o acı azabı tadacaksınız!
İşte bu yüzden, siz ey zâlimler! Bugün, hak ettiğiniz can yakıcı azâbı tadacaksınız!
Siz, elbette Acıveren Azab’ı tatmaktasınız.
Artık inleten acıları tadacak ve
Şüphesiz siz elim bir azabı tadacaksınız.
Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.
(Ey kâfirler!) Siz ise (âhirette) acıklı azabı tadıcılarsınız.
Bakın siz, [öteki dünyada] acıklı azabı tadacaksınız,
Şimdi siz bu acı veren azabı çekeceksiniz. 7/53, 35/37
Elbette siz can yakıp inleten müthiş azâbı tadacaksınız.
Şu kesin ki siz, elem verici bir azabı hak ettiniz;
Şüphe yok ki, siz elbette o pek acıkllı azabı tadıcılarsınız.
Kuşkusuz siz de, o çetin azabı tadacaksınız.
Muhakkak ki siz elem dolu azabı tadacaksınız.
Siz ise, o acı veren azabı tadacaksınız.
Taḥḳīḳ siz dadacaḳsız yürekler acıdıcı ‘aẕābı.
38, 39. Siz yarın âhirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).
Siz acı azabı tadacaksınız!
Siz her halde elemli 'azâbı tadacaksınız.
Siz, o acıklı azabı elbette tadacaksınız.
Şüphesiz siz acıklı azabı tadacaksınız.
O acı azabı mutlaka tadacaksınız.
Yemin olsun, siz o acıklı azabı mutlaka tadacaksınız!
Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız.'
Elbette siz (ey Mekke halkı, tekzib etmekle) o acıklı azabı tadacaksınız.
İşte hiç şüphesiz, siz elim bir azabı tadacaksınız.
Şüphesiz siz acı azabı tadacaksınız.