29. Ayet
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.
Ne onlara gök ağladı, ne de yer; zaman dahi verilmedi
(Onların bu acıklı haline) gökyüzü ve yeryüzü (üzülüp) ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi (ve onlar kendi inat ve ihtiraslarıyla beraber boğulup gittiler).
Semâvât ve arz ânlar içün ağlamadı. Ânların mücâzâtı te’hîr olunmadı.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Onlara (Firavun ve avenelerine) ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.
(Firavun ve adamları öyle zalimdi ki) Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı (herkes helak edilmelerine sevindi) ve onlar(ın azabı da) ertelenmedi.
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
pes aġlamadı anlaruñ üzere gök daħı yir daħı olmadılar mühlet virinilmişler.
Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.
Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! (Onlar) mühlet verilen kimseler de olmadılar!(1)
Ve üzerlerine ne gök ne de yer (sakinleri üzülüp) ağlamadı ve onlara (daha fazla) mühlet de verilmedi. *
Helak olanlara gök ve yer ağlamadı ve onları geride bekleyenler de olmadı.
Onlar için ne gök ağladı, ne de yer. Onlara göz açtırmadık.
Onlara ne gök, ne yer ağlamadı [⁴]. Onlara helikleri için de mühlet verilmedi.
Gök ve yer onların ardından gözyaşı dökmedi, onlara mühlet de verilmedi.
Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.
Onların yok oluşlarına ne gök, ne de yer sakinleri ağlamadı ve tevbe edebilmeleri için zaman da tanınmadı.
Onlar için ne gök ağladı ne de yer. Kendilerine aman da verilmedi.
Firavun ve ordusu öyle büyük bir lânete uğramıştı ki, ne gök ehli ağladı arkalarından, ne de yeryüzü sâkinleri; kendilerine tövbe etmek için ikinci bir fırsat da verilmedi!
Yer ve Gök onlara ağlamadı. Bakılacak / dikkate alınacak değildiler.
Ne gök yas tuttu onlar için ne de yer. Yüzlerine bakan bile olmadı.
Gökyüzü yeryüzü onların ardından ağlamadı. Onlara mühlette verilmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; [*] kendilerine zaman da tanınmamıştı.
Onlar için gökte de yerde de hiç ağlayan olmadı¹ ve onlara göz bile açtırılmadı.
onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi. ¹³
Onların ardından ne gök ağladı, ne de yer! Ne de cezaları ertelendi. 7/104...110, 10/88...92, 44/19...33
Gök ve yer onların gidişine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Ne gök ağladı onlara ne de yer;[⁴⁴⁴⁹] ve ne de cezaları ertelendi.
Artık onların üzerine gök ve yer ağlamadı, ve bir mühlet verilmişler de olmadılar.
Onların helakine ne gök ağladı ne de yer! (Çünkü gök kapılarına yükselen sâlih amelleri yoktu ki, onların yokluğuna ağlasın, yeryüzünde Allah'a ibadet ettikleri yerler yoktu ki, onların kaybına ağlasın! Bu yüzden) Onlara mühlet de verilmedi. (Azapları, helakleri ertelenmedi.)
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Pes anlar üstine aġlamadı gökler, ne daḫı yirler. Daḫı anlara mühlet daḫıvirilmedi.
28, 29. İşte böyle oldu! Sonra bütün bunları, başka bir topluma miras bıraktık. Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden, perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı. Artık onlara yeni bir mühlet de verilmedi. [26, 59; 7, 137]
Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
Onların helâkine semâ ve arz ağlamadı ve onlara mühlet dahî virilmedi.
Firavun’a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.
Gök ve yer onlara ağlamadı;(3) kendilerine süre de tanınmadı.
Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!
Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
Nihayet (Firavun ve kavminin) üzerlerine ne gök ağladı, ne yer; ne de (azap bakımından) geciktirildiler.
Ne gök ne de yer, onlara ağlamadı. Ve mühlet verilip bırakılacak olmadılar.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.