75. Ayet
وَكَذٰلِكَ نُر۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِن۪ينَ
İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı[181] gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَكَذٰلِكَ نُر۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِن۪ينَ
İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı[181] gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.
Biz, gerçek ve şüphesiz bilgiye sahip olması için İbrahim'e, göklerdeki ve yeryüzündeki kudret ve saltanatı, tasarruf ve hikmeti böylece göstermedeydik.
Göklerin, yerin yaratılış türelerin, yakından bilmesiyçin İbrahim'e böylecene göstermiştik
(İşte) böylece biz İbrahim'e tam ve kesin bir imana sahip olması için (şirkin çirkinliğini gösterdiğimiz gibi) göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem ve mükemmel varlıklarını) da gösteriyorduk.
Bak biz İbrâhîm’e semâvâtı ve arzı nasıl gösterdik ve kuvvetli îmânı nasıl telkîn iyledik:
Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
Kesin bir inanca sahip olması için, İbrahim'e göklerin ve yerin yönetimini şöylece gösterdik:
Bu sûretle Ibrâhîme Göklerin ve Yerin melekûtünü gösteriyorduk ki yakîn hâsıl edenlerden olsun
Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
Böylece biz, İbrâhîm’e, (daha da) yakîn sahibi olması (ve böylece, Allah’tan başka şeyleri, ilâh edinmiş olan kavmine, Allah’ın varlığı ve vahdaniyeti hususunda deliller getirip, onları hakka sevk etmesi) için göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
Böylece İbrahim’e, -kesin bilgiyle (Hakke’l-yakin) inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem yaratılış sırlarını) gösteriyorduk.
Böylece, göklerin ve yerin melekûtunu¹ İbrahim'e gösteriyorduk ki kesin inanlardan olsun.
daħı andayuķ gösterimiz ibrāhim’e gökler pādişāhlıġını daħı yirüñ daħı ola gümānsuzlerden.
Biz İbrâhîme (hakıykatı nasıl öğretdiysek, istidlalde bulunması ve) kesin ilme erenlerden olması için göklerin ve yerin büyük mülkünü de öylece gösteriyorduk.
İşte (birliğimize delil getirsin) ve kat'î olarak îmân edenlerden olsun diye İbrâhîm'e, göklerin ve yerin melekûtunu (İlâhî tasarrufâtın açıkça göründüğü cihetini)böyle gösteriyorduk.
Ve böylece biz İbrahim’e (şirkin çirkinliğini öğrettiğimiz gibi) göklerin ve yerkürenin (bütün evrenin) muhteşem hükümranlığını (yaratılışındaki düzen, nizam, denge, plân ve kanunların işleyişini, özünü ve ruhunu) öğretiyorduk, hem de yakîne (iman ve birliğimiz konusunda kesin bir bilgiye) ulaşanlardan olsun diye. *
Böylece göklerin ve yerin hâkimiyetinin delillerini, tam bir kanaat getirmesi için gösterdik.
Böylece Biz İbrahim’e yerlerin, göklerin hakanlığını gösterdik, kesin bilgi edinsin diye.
Biz İbrahim/e yakinen bilmesi için bunun gibi [¹] göklerin, yerin en büyük melikini [²] gösterirdik.
Böylece Biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu/hükümranlığını gösteriyorduk ki o da yürekten bağlı olanlardan [mukinîn] olsun.
Böylece yakin edenlerden olması (ve diğerlerini hidayete erdirmesi) için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösterdik.
Böylece biz İbrahim'e, Allah'ın göklerde ve yeryüzündeki güçlü hükümranlığı ile ilgili derin bir kavrayış kazandırdık ki, kalben tatmin olup kesin bilgi edinenlerden olsun diye.
Böylece biz İbrâhim’e göklerin ve yerin melekûtunu görüp kavrama imkânı veriyorduk ki kesin inananlardan olsun.
İşte böyleceBiz İbrahim’e, tam ve kesin bir imana ulaşabilmesi için, göklerdeki ve yerdeki ilâhî hükümranlığı ona öğretiyorduk:
Kesin İnananlar’dan olması için İbrahim’e, Yer’in ve Gökler’in melekûtunu / yönetimini / işleyişini şöyle gösteriyorduk:
Bizim maksadımız ise, İbrahim’e göklerin ve yerin gizlerini gösterip, kendinden emin olmasını sağlamaktı:
Böylece biz inananlardan olsun diye İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını gösteriyorduk!
Böylece biz kesin iman edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin egemenliğini gösteriyorduk. [*]
Böylece Biz, tam îman edenlerden olması için, İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını¹ gösteriyorduk.
Böylece Biz İbrahim’e, [Allah’ın] gökler ve yer üzerindeki güçlü hükümranlığı ile ilgili [ilk] kavrayışı kazandırdık, ki kalben mutmain olan kimselerden olsun.
İşte böylece biz, İbrahim’e imanı pekişip sağlamlaşsın diye göklerin ve yerin hükümranlık sistemini gösterdik/muhteşem nizamı kavramasını öğrettik. 2/124...134, 3/65...68
Babasının hak yoldan sapmalarını gösterdiğimiz gibi, biz, ilme, delile ve gerekçeye itibar edip, kesin inananlardan olması için İbrâhim'e göklerin ve yerin işleyiş disiplinini ve aslî düzenini gösteriyoruz.
İşte böylece biz, İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığı hakkında bir bakış açısı kazandırdık ki, kalben mutmain kimselerden olsun.[¹⁰⁷⁴]
Ve İbrahim'e şöylece göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki, yakinen bilip inananlardan oluversin.
(Çünkü) İbrahim'e yakinen (görüp) iman edenlerden olması için, göklerin ve yerin melekûtunu (Cenâb-ı Hakkın birliğini gözler önüne seren delilleri) gösteriyorduk.
Böylece biz İbrâhim’e göklerin ve yerin melekûtunu (büyük ve harikulade muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin ikna olanlardan olsun.
İbrahim'e sağlam müminlerden olması için, göklerin ve yerin hükümranlığını da şöyle göstermiştik.
Anuñ gibi gösterür‐biz İbrāhīme gökler melekūtı[nı], yirler melekūtınıdaḫı. Daḫı olmaġ‐ıçun yaḳīn bilenlerden.
Biz İbrâhim'e (şirkin çirkinliğini gösterdiğimiz gibi) imanında yakîne, kesinliğe ulaşması için göklerin ve yerin muhteşem hükümranlığını da öylece gösteriyorduk. [3, 190-191; 7, 185; 10, 101; 23, 88; 34, 9; 36, 83]
Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekutunu (büyük ve harikulade muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
Babasının ve kavminin dalâletde olduklarını gösterdiğimiz gibi İbarahim'e, erbâb-ı yakînden olması içün göklerin ve yerin mülkiyetini (mahlûkât ve mevcûdâtını) gösterdik. [¹]
İbrahim’e bu sapıklığı gösterdiğimiz gibi göklerin ve yerin yönetimini de gösterdik ki kesin bilgiye erişenlerden olsun.
Böylece İbrahim'e kesin bilgi sahibi olması için göklerin ve yerin melekutunu (büyüklüklerini, harikuladeliklerini) de gösteriyorduk.
Kesin bir imana erişmesi için, İbrahim'e Biz böylece göklerin ve yerin melekûtunu(11) gösterdik.
Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, gerçeği görüp bilerek inananlardan olsun.
Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması içingöklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
Biz, İbrahim'e atasının ve kavminin sapıklığını gösterdiğimiz gibi, göklerin ve yerin acâibini ve güzelliklerini gösteriyorduk ki, tevhîd hususunda yakîn sahibi olsun.
İbrahim’e (putperestliğin çirkinliğini) gösterdiğimiz gibi, göklerin ve yerin içyüzünü ona gösteriyorduk (ki imanın güzelliğini görsün) ve tam inanmışlardan olsun.
Böylece biz İbrâhim'e, kesin inananlardan olsun diye göklerin ve yerin melekûtunu/ kainatın işleyiş kanunlarını gösteriyorduk.[118]