17. Ayet
فَمَهِّلِ الْكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا
Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
فَمَهِّلِ الْكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا
Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!
Artık mühlet ver kafirlere mühlet ver onlara az bir müddet.
İmdi, kâfirlere ara veresin, Biraz bırak onları
Onun için, sen o inkârcılara biraz daha mühlet ver, onları kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecektir).
Kâfirlere bir mühlet vir, bir müddet ânları rahat bırak!
11, 12, 13, 14, 15, 16, 17. Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe, (nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki Kur'an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. O, asla bir şaka değildir. Onlar bir tuzak kurarlar, ben de bir tuzak kurarım. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).
Öyleyse inkarcılara az bir süre daha tanı.
Onun için kâfirleri imhal eyle: mühlet ver onlara biraz
Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı.
(Resûlüm!) O kâfirlere çok az bir mühlet ver, onları kendi hâllerine bırak (onlara aldırış etme, kimin üstün geleceğini ve akıbetlerinin ne olduğunu yakında görecekler.)
(Öyle ise) Sen o kâfirlere (ve hain nankörlere şimdilik) mühlet ver ve biraz süre tanı. (Allah’ın va’adini ve kudretini ileride ve kesinlikle herkes görüp anlayacaklardır!)
Gerçeği yalanlayan nankörlere biraz daha süre tanı, onları kendi hallerine bırak.
pes mühlet vir kāfirlere mühlet vir anlara az [314a] mühlet virmek.
(Habîbim) sen şimdilik o kâfirlere mühlet ver, onları biraz gecikdiriver.
(Ey Habîbim!) O hâlde kâfirlere (azâb edeceğimiz vakte kadar) mühlet ver; onlara azıcık süre tanımakla, biraz (kendi hâllerine) bırak!
(Resulüm!) O hâlde sen (tebliğ görevini ihmal etmeden) o inkârcılara biraz daha süre tanı, onları kendi hallerine bırak. *
Doğruları inkâr edenlere zaman tanı, onlara az bir mühlet ver.
Artık sen tanımazlara gün ver, onları biraz geciktiriver.
Artık kâfirlere mühlet ver, onları biraz bırakıver.
(Ey Peygamber!) Artık sen inkârcılara mühlet ver, onlara biraz süre tanı⁷.
Sen şimdi kâfirlere bir mühlet ver, kendilerine az bir süre tanı.
O halde sen onları kendi hallerine bırak. Onlara ne yapacağımı göreceksin.
Sen o inkârcılara süre ver, onlara biraz zaman tanı.
Öyleyse, ey Peygamber ve ey Müslüman! Rabb’inin hükmü gelinceye kadar, inkârcılara biraz süre tanı; ilâhî gazâb başlarına çökmeden önce, azıcık daha mühlet ver onlara!
Kâfirler’e süre tanı; onlara biraz süre ver!
Resulüm! Artık inkarcılara süre tanı. Biraz daha ağırdan al.
Onun için Ey Resulüm, sen inkâr edenlere süre ver! Onları kendi hallerine bırak! Belki düşünüp öğüt alırlar!
Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı.
Onun için sen kâfirlere mühlet ver ve onlara biraz zaman tanı.
Öyleyse bırak, hakikati inkar edenler dilediklerini yapsınlar, yapsınlar kısa bir süre!
Sen o kâfirlere biraz mühlet ver ve onları biraz kendi hallerine bırak. 16/61, 35/45
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlere, nankörlere mühlet ver. Onları biraz daha kendi hallerine bırak.
Şu halde kâfirlere süre ver, sadece kısa bir süre…
Artık kâfirlere mühlet ver, onları biraz bırak.
Onun için (Ey Muhammed) Sen o kâfirlere biraz mühlet ver. Onlara az bir zaman tanı!
Artık sen inkarcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı da görelim
-Kafirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı.
pes mühlet vir kāfirlere, helāk olmaġa tizletme. Az zamān anlara mühlet vir.Pes anları [helāk idecegim].
Öyleyse o kâfirleri [31, 24]kendi hallerine bırak! (yakında sana desteğimiz gelecektir. )
Hele sen o kafirlere mühlet ver, biraz bırak onları (bildiklerine gitsinler).
İmdi (Yâ Muhammed) Kâfirlerin helâklerini 'acele itmeyüb bir mikdâr mühlet vir.
Öyleyse o kâfirlere[*] süre (fırsat) ver. Evet, onlara biraz süre (fırsat) ver.
Sen inkârcılara biraz mühlet ver; onlara biraz süre tanı.
Onun için sen o kâfirlere mühlet ver; bir süre onları kendi hallerine bırak.
O halde, o küfre batmışlara mühlet ver, süre tanı onlara birazcık...
Sen kâfirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı.
Onun için, o kâfirlere mühlet ver. Onlara az bir mühlet ver...
Artık o kâfirlere, az bir mühlet ver. (Kimin üstün geleceğini görecekler.)
11,12,13,14,15,16,17. Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur'ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı![747]