1. Metin
281
2. Metin
Bundan sonraki kısım Hazret-i Üstadın Kastamonu ve Emirdağ hayatında iken yazılan ve el yazma nüshalarda derc edilen mektuplardır.
3. Metin
Risale-i Nur’un faal bir şakirdi olan, Ahmed Nazif Çelebi’nin bir istihracıdır ve bir fıkrasıdır. Bunu, hem Birinci Şuânın otuz ikinci âyeti olarak ve hem Yirmi Yedinci Mektubun fıkralarında kaydetmek münasip görüldü. O kendisi diyor: Gelen âyetleri hâfızdan dinledim.
4. Metin
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
5. Metin
يَاۤ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثِيرًاوَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصِيلاًهُوَ الَّذِى يُصَلِّى عَلَيْكُمْ وَمَلٰۤئِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًاتَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلاَمٌ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَرِيمًايَاۤ اَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّا اَرْسَلْناَكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًاوَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًاوَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلاً كَبِيرًا
6. Metin
Bu âyetlerde Risale-i Nur’a imâ ve remiz ve belki işaret var diye hissettim. Evet, madem bu âyet gibi vazife-i Risalet ve dâvete bakan âyetler, her asra bakıyorlar ve her asırda efradları ve mâsadakları var... Ve madem bu âyetlerde Resul-i Ekreme aleyhissalâtü vesselâm verilen sıfatlar ve ünvanlar her zamanda cereyanı ve her bir asırda hükmetmek haysiyetiyle ve ünvanların altında, mânâ-yı remziyle Risale-i Nur gibi, o vazifeyi yerine getiren eserler ve zâtlar; bu gibi âyâtın dâire-i şümullerine girmeleri, Kur’ân’daki i’câz-ı mânevîsinin şe’nidir, belki muktezâsıdır ve lâzımıdır.
7. Metin
Madem Risale-i Nur, bu acip asırda, müstesna bir surette bu âyetin işaret ettiği vazifeyi yapıyor ve mânâsının daire-i külliyesinde bir ferdidir. Elbette müteaddit emareler ve gizli karinelerle diyebiliriz ki, bu âyette dahi, Birinci Şuânın sair otuz bir adet âyetleri gibi, Risale-i Nur’a mânâ-yı işâriyle bakar.
8. Metin
Şöyle ki: لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا cümlesi, mânâ-yı işârîsiyle diyor: Bin üç yüz yetmişe kadar tecavüz eden en karanlık bir zulüm, en karanlık bir zulmetten, sizi, ey ehl-i iman ve’l-Kur’ân, Kur’ân’dan gelen nurlara ve imanın ışıklarına çıkaran ve isminde nur ve mânâsında rahîmiyet bulunan ve ism-i Nur ve ism-i Rahîm’in mazharı olan bir lem’a i Kur’âniyeye ve bu asrımıza bakıp imâ ediyor.
9. Metin
Mânâ mutabakatından başka bir emare ve karinesi budur ki: اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا fıkrasının (şedde ve tenvin sayılır) makam-ı cifrîsi, dokuz yüz kırk yedi edip, Risaletü’n-Nur veya Risâlet-i Nur isminin makamı olan, dokuz yüz kırk yedi adedine tam tamına tevafuk ediyor.
10. Metin
اِنَّا اَرْسَلْناَكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا cümlesi, şeddeler sayılmaz ve âhirde tenvin vakıftır (elif sayılır) makam-ı cifrîsi ki, bin üç yüz yirmi üç tarihini gösterir. O tarihte, merkez-i hilâfette, dehşetli bir inkılâbın mebde-i infilâki içinde ye’se düşen ehl-i imana müjde verip, İslâmiyetin hakkaniyetine ve kuvvetine kuvvetli şehadet eden ve veraset-i Nübüvvet noktasında dâvette bulunan hakikî bir şahide işaret eder.
11. Metin
وَنَذِيرًاوَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ cümlesi, HAŞİYE-1 tenvinler vakıf olmadığından sayılırlar. Makam-ı cifrîsi, bin iki yüz elli altı tarihini göstermekle, bu asırda ve bu zamandaki İslâmiyetin inhisafını, bir asır evvel izhar eden mukaddematına bakarak, وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ kelimesi yüz doksan bir ederek, Risale-i Nur’un bir hakikî ismi olan Bediüzzaman’ın makam-ı cifrîsi bulunan, yüz doksan bir adedine tam tamına tevafukla ima eder ki, Risale-i Nur dahi, o inhisaf içinde bir dâîi ilâllahtır.
12. Metin
بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا HAŞİYE-2 ve yalnız سِرَاجًا مُنِيرًا kelimesi ise, tam tamına Risale-i Nur’un bir ismi olan Sirâcü’n-Nur’a lâfzan ve mânen ve cifren tevafukla bakar. مُنِيرًا daki mim, ye, اَلنُّورِ deki şeddeli nun’a mukabildir.
13. Metin
Evet İmam-ı Ali radıyallâhu anh keramet-i gaybiyesinde, Risale-i Nur’a Sirâcü’n-Nur namını vermesi, bu âyetin bu fıkrasından mülhemdir denilebilir ve çekinmeyerek deriz. وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ cümlesi, şedde sayılmak cihetiyle, makam-ı cifrîsiyle bin üç yüz elli dokuz tarihini göstermekle, bu asrımızın, tam bulunduğumuz bu senesine bakarak ehl-i imana bir büyük ihsanı var diye, mânâ-yı remziyle haber veriyor.
14. Metin
Biz bakıyoruz, bu zamanda en büyük ihsan imanı kurtarmaktır. Ve görüyoruz, imanı harika burhanlarla kurtaran, başta, Risale-i Nur’dur.
15. Metin
Demek, bu zamana nisbeten bir فَضْلاً كَبِيرًا da odur. Bu işareti kuvvetlendiren şudur: فَضْلاً كَبِيرًا daki فَضْلاً kelimesi, dokuz yüz altmış edip, Risaletü’n-Nur’un bu ismi, izafeden tavsif tarzına geçmekle, Risaletü’n-Nuriye olup makamı olan dokuz yüz altmış iki adedine mânidar iki farkla tevafuku, onun başına remzen ve imâen parmak basmasıdır.
16. Metin
İlâhî, yâ Rab! Sen Risale-i Nur’u ve Risale-i Nur Müellifi Üstadımız Said Nursî’yi ve Risale-i Nur talebe ve şakirtlerini ve mensuplarını, muhafaza-i hıfzında ve kal’a-i İlâhiyen içinde muhafaza ve emin eyle. Âmin. Ve hizmet-i Kur’ân ve imanda sabit ve daim eyle. Âmin. Ve bu kudsî hizmetlerinde, muvaffakiyetlerle yardım ve muâvenetler ihsan eyle. Âmin. Ve Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân-ı Azîmüşşânın sırr-ı âzamına, marifetullah, muhabbetullah ve muhab-bet i Resulullah sırr-ı kudsîsine; ve حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ sırr-ı uzmâsına; ve rızâullah ve rüyet-i cemâlullah lûtuf ve ihsanına mazhar eyle, yâ Rabbe’l-Âlemîn!
17. Metin
وَصَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَهْلِ بَيْتِهِ اَجْمَعِينَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَالْحَمْدُ ِللّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
18. Metin
Fakir, âciz, zaif, günahkâr talebe ve hizmetkârınız, İnebolulu Ahmed Nazif Çelebi