1. Metin
On Sekizinci Lem’a
2. Metin
Mahremdir, herkese gösterilmez.
3. Metin
Otuz Birinci Mektubun On Sekizinci Lem’ası
4. Metin
Risale-i Nur şakirtlerine işaret eden Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh bir keramet-i gaybiyesidir.
5. Metin
Cay-ı dikkat: Şu acip lem’anın ehemmiyeti üç noktadan geliyor.
6. Metin
Birincisi ve en mühimi: Gizli kalmış gaybî mühim bir mu’cize-i Ahmediyeyi aleyhissalâtü vesselâm HAŞİYE-1 beyan eder ki, cevamiu’l-kelim nev’inden iki cümleden ibaret bir hadis-i şerifi iki sayfa kadar hakaik-i tarihiyeyi ve iki devlet-i azime-i İslâmiyenin hatimelerini ifade ediyor.
7. Metin
İkincisi: Keramet-i evliya hak olduğuna kat’i bir burhan gösteren Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh, latin hurufunun kabulünü tam tarihiyle ve tarz-ı tatbikini iki kelimeyle göstermesidir.
8. Metin
Üçüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerine ve naşirlerine karşı Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh irşadkârane ve teveccühkârane bakması ve işaret etmesidir.
9. Metin
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ Hazret-i Gavs-ı Âzam Şeyh-i Geylanî’nin radıyallâhu anh, sarahat derecesindeki keramet-i gaybiyesini teyid ve takviye eden Hazreti Esedullahü’l-Galib Ali İbni Ebu Talib radıyallâhu anh ve kerremallahu vechehû kaside-i ercüze-i meşhuresinde aynen ihbarat-ı gavsiyeyi tasdik edip işaret ediyor.
10. Metin
Mecmuatü’l-Ahzab’ın beş yüz seksen ikinci sahifesinden, beş yüz doksan yedinci sahifesine kadar o Ercüzedir. O Ercüze’nin mevzuu ve içinde maksad-ı aslı İsm-i Âzamı tazammum eden altı ismin ehemiyetini beyan etmek, hem o münasebetle istikbaldeki bir kısım umur-u gaybiyeye ve tesis-i İslâmiyette bir kısım mücahedatına işaret etmektir.
11. Metin
Evet, Hazret-i İmam radıyallâhu anh, üstadı olan Habibullah Aleyhisselatü Vesselamdan aldığı dersin bir kısmını işarî bir surette zikrediyor. Feth-i Hayber’deki hem mu’cize-i Nebeviye, hem keramet-i Aleviye olan harika vakıayı bahsettiği gibi, tesis-i İslâmiyete temas eden mühim noktaları da bahsediyor. Sonra istikbale bakıyor. Peygamber-i Zişandan aleyhissalâtü vesselâm aldığı dersle bir kısım Arabın ona karşı isyanlarından hiddet ederek demiş: فِى عِلْمِ تِسْعِينَ حِسَابِ الْفَارِسِىمِنْ بَعْدِ قَرْنٍ تَاسِعِ الْمَعَاصِى سَتَظْهَرُ الْفُرْسُ عَلَى اْلاَعْراَبِتَقْتُلُهُمْ كَقَتْلَةِ الدَّوَابِّ تَكُونُ مَبْدَاُ فِتَنٍ عَوَابِسَمُظْلِمَةً كَظُلْمَةِ الْحَنَادِيسِ Yani, “Dokuz karn sonra Furs, yani akvam-ı Şarkiye, Arap üzerine hücum edecek, galebe edip hayvan gibi Arabı kesecek. Öyle müthiş fitneler, karanlıklı musibetler ki, en karanlıklı gecelerden daha ziyade karanlık olacak.
12. Metin
İşte Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh bir keramet-i bahiresi ki kendinden beş yüz sene sonra gelen ve Arap Devlet-i Abbasiyesini mahveden ve hadsiz kütüb-ü İslâmiyeyi nehr-i Fırat’a döken ve Arabı gayet zalimane katleden Hülâgu vakıa-i meşhuresini haber veriyor.
13. Metin
Çünkü, meşhur olan karn kırk sene değil o zaman istilahınca ağleb-i ömür olan altmış seneden ibarettir. Çünkü bir devir altmış senede değişir. Bu suretle İmam-ı Ali’nin radıyallâhu anh hicretten otuz sene sonra Kûfe’de yazdığı bu Ercüze’deki dokuz defa altmış, otuza ilâve edilse beş yüz yetmiş oluyor ki, Cengiz’in ve Hülâgu’nun hücum ve tahribat zamanıdır. Sonra Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina ve Aleyhisselatü Vesselam huzur-u Nebevîde getirip Hazret-i Ali’ye Sekine namıyla bir sahifede yazılı İsm-i Âzam, Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh kucağına düşmüş. Hazret-i Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâimü’s-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sahifeyi aldım, bu isimleri içinde buldum” diyerek bu İsm-i Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki: فَكُلُّ مَعْنًى مِنْ عُلُومٍ فَاخِرَةٍمِنْ مَبْدَإِ الدُّنْيَا لِيَوْمِ اْلاٰخِرَةِ قَدْ صَارَ كَشْفًا عِنْدَنَا عَيَانًاوَكُلُّ ذِى شَكٍّ غَدَا مُهَانًا yani “Evvel-i dünyadan kıyamete kadar ulum ve esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur.” Sonra yine İsm-i Âzam içinde bulunan o altı Esma-i Hüsna’dan bahsedip birdenbire aynen Gavs-ı Geylanî’nin ihbar-ı gaybisi gibi Hülâgu asrından bu asrımıza bakıyor. İkinci bir keramet-i gaybiyeyi izhar ediyor. Ve diyor ki: بِتَّ بِهَا اْلاَمِيرُ وَالْفَقِيرَا HAŞİYE-2 اَحْرُفُ عُجْمٍ سُطِّرَتْ تَسْطِيرَا
14. Metin
Yani, “On dördüncü asr-ı Muhammedîde aleyhissalâtü vesselâm bin üç yüz kırk dokuz ve Rûmice bin üç yüz kırk yedide Arabî hurufunu terk edip, ecnebî ve acemî hurufuna İslâm içinde başlanacak. Hem umum, hem fakir ve zengin emir ve işçi, çoluk ve çocuk gece dersleri ile o hurufu cebren öğrenecekler.” Çünkü bir nüshada بَاتَ ’dir. بَاتَ ise gece çalışmasıdır. بِتَّ ise kat’i ve cebri ifade ediyor: اَحْرُفُ عُجْمٍ fıkrasındaki عُجْمٍ ise o zamanın ıstılahınca Arabın gayri, Lâtince ve Frengî huruf demektir. Sonra diyor: فَمَنْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يُعِينَهُ اَتْحَفَهُ بِهٰذِهِ السَّكِينَةِ
15. Metin
Yani, “Kim inayet-i İlâhiyeye mazhar ise Hazret-i Cebrail’in tabiri ile bu Sekine-i Kudsiye olan İsm-i Âzamı Cenâb-ı Hak ona hediye eder. Onunla o zamanın şer ve fitnelerinden kurtarır.” Bu sözden dört sahife evvel yine demiş: فَكُلُّ مَنْ لاَحَتْ لَهُ السَّعَادَةُكَانَ لَهُ فِى الْجِيدِ كَالْقِلاَدَةِ
16. Metin
Yani, “Kim saadete mazhar ise... said ise... şaki değilse... o İsm-i Âzam onun boynunda mübarek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur.” Sonra diyor: ثُمَّ اعْلَمُوا مَعَاشِرَ اْلاَخْوَانِاَنَّ غُوَاةَ اٰخِرِ الزَّمَانِ هُمْ عُلَمَاءٌ زَوَّقُوا اَفْوَاهَهُمْثُمَّ انْثَنَوْا وَاتَّبَعُوۤا اَهْوَاۤئَهُمْ
17. Metin
Yani, “O bid’alar ve acemî ve ecnebî hurufunun intişarı zamanı olan o âhirzamanın fena adamları bir kısım ulemaü’s-su’dur ki; hırs sebebiyle batınlarını haramla doldurmak için bid’alara yardım ve fetva verenlerdir.
18. Metin
Sonra bir kısım ülemaü’s-su’u tokatlamak için de birisiyle konuşuyor. Der: فَاسْئَلْ لِمَوْلاَكَ الْعَظِيمِ الشَّانِيَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ بِاَنْ يَقِيكَ شَرَّ تِلْكَ الْفِتْنَةِوَشَرَّ كُلِّ كُرْبَةٍ وَمِحْنَةِ yani, “Ey o zamana yetişen ve âlimlerden olan insan! Cenâb-ı Haktan o fitnenin şerrinden muhafaza için sana ders verdiğim İsm-i Âzam ile dua et.
19. Metin
فَاِنَّمَا نَحْنُ عَلَى التَّحْقِيقِغَوْثٌ لِكُلِّ كُرْبَةٍ وَضِيقِ yani “Biz Âl-i Beyt’ten her kûrbet ve şiddet zamanında birer Gavs çıkıp imdat ediyoruz.” Esedullahü’l-Galib Hazret-i Ali radıyallâhu anh, İbn-i Ebu Talib kerremallahü vechehü ihbarat-ı gaybiyeye ait şu kasidesinin bir kısmında Risale-i Nur şakirtlerine bilhassa baktığına müteaddit emareler var. O da Gavs-ı Geylanî gibi Risale-i Nur’un makbuliyetini imza ediyor ve alkışlıyor.
20. Metin
Birinci emare: Latin hurufunun İslâmlar içinde cebren kabul ettirildiğini teessüfle bahsedip ve ulemaü’s-su’u tokatladığı yerde birdenbire birisiyle irşadkârane konuşuyor ve diyor ki: يَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ “ Sana verdiğim ders ile hıfz duasını et.” İşte bu “müdrik” aynen Hazret-i Gavs’ın kaside-i meşhuresinde “mürîdî” dediği adamın aynıdır. Çünkü ikisi de aynı fitneden bahsedip umum içinde hususi bir adama iltifat gösteriyorlar. Kaside-i Gavsiyede “mürîdî” ilm-i cifr ve on yedi emare ile “Molla Said”dir. Hem “el-Kürdî” olduğu tahakkuk etmiş.
21. Metin
Risale-i Nur’un bir vasıta-i naşiri olan Üstadımızın hem ismi hem lakabı “mürîdî” lafzında olduğu gibi aynen Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh يَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ HAŞİYE-3 ilm-i cifirle ve hesab-ı ebcedle aynen hem مُلاَّ سَعِيدْ hem اَلْكُرْدِى oluyor.
22. Metin
Her birisi iki yüz altmış beş ediyor. مُدْرِكًا üstündeki tenvin vakfta elif’e inkılap ettiği için اَلْفٌ oluyor. مُدْرِكًا lafzı mim’siz yukarıdan okunmasıyla “kürd” olduğu gibi اَلزَّمَانْ lafzı da بَدِيعُ الزَّمَانْ ’ın bir parçasını okumakla bu emareyi letafetlendiriyor. Demek o zamana yetişenlerin arasında ve Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh hitabına mazhar çok efrad içinde Risale-i Nur naşirine hususi bir iltifatı var.
23. Metin
İkinci emare: Hazret-i Ali radıyallâhu anh hırs ve tama’ yolunda bid’alara tâbi olan bir kısım ulemaü’s-su’u tokatladığı vakit ulema içinde birisiyle merhametkârane konuşmaya başladı. Üstadımızı bilenlere malumdur ki Ankara rüesası İstanbul’da onun İngilizlere karşı mücahedatını takdir ederek onu istediler. Ankara’ya gitti...
24. Metin
Van’da Medresetü’z-Zehra namında kendi darü’l-funununa yüz elli bin banknot, iki yüz meb’ustan yüz altmış üçünün imzasıyla i’tası kararlaştırılan layiha-ı kanuniye kabul edilmekle beraber Şeyh Sinûsî makamında vilayat-ı Şarkiyeye vaiz-i umumiliği ve hem Darü’l-Hikmetin azaları orada Diyanet Riyasetinin azaları olmakla, o da içinde bulunmakla beraber meb’us olmak ve daha ne isterse yapılacak diye teklif ettikleri halde sırf sünnet-i seniyeye muhalif hareket etmemek için o teklifleri kabul etmeyip -şimdi- yirmi beş sene işkenceli bir esareti kabul eden Üstadımıza elbette Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh ulemaü’s-su’a hiddet ettiği zaman ona karşı hususi iltifatı olacak ve o mânevî mecliste onu okşayacak. Onun için bu hal bir emaredir ki Hazret-i Ali radıyallâhu anh, Hazret-i Gavs-ı Geylanî radıyallâhu anh gibi umum muhatapları içinde bu Risale-i Nur’un bir vasıtası olan Hocamıza işareten iltifat ediyor.
25. Metin
نَحْنُ عَلَى التَّحْقِيقِ غَوْثٌ لِكُلِّ كُرْبَةٍ fıkrasında gavs lafzıyla Gavs-ı Geylanî’nin müridine şefkatle bakmasına, Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh baktığını ima ediyor.
26. Metin
Üçüncü emare: Ulema bahsinin evvelki satırında diyor.
27. Metin
HAŞİYE-1 اَتْحَفَهُ بِهٰذِهِ السَّكِينَةِ HAŞİYE-4 فَمَنْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يُعِينَهُ
28. Metin
İsm-i Âzam bahsinde فَكُلُّ مَنْ لاَحَتْ لَهُ السَّعَادَةُكَانَ لَهُ فِى الْجِيدِ كَالْقِلاَدَةِ Yani, “Kim inayete ve saadete mazhar ise o âhirzaman fitnelerinden bu altı ismi verdiğim ders tarzında vird edenler mahfuz kalır.
29. Metin
Hazret-i Ali radıyallâhu anh huruf-u ecnebiyi İslâmlar içinde cebren kabul ettirmek hadisesi ile ulemaü’s-su’un bid’alara yardımlarından teessüfle bahsedip o iki hâdise ortasında irşadkârane bazılarından bahsediyor ki, o Sekine olan İsm-i Âzamla ecnebi hurufuna karşı mukabele ediyor ve hem ulemaü’s-su’a muhalefet ediyor. İşte bu zamanda o adamların, Risale-i Nur şakirtleri ve naşirleri oldukları şüphesizdir. Çünkü onlardır ki hatt-ı Kur’ân’ı muhafaza ediyorlar ve bid’akâr bir kısım ulemalara karşı da mukavemet ediyorlar.
30. Metin
Evet biz Hocamızdan anlamışız ki, On üç sene evvel Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh bu kasidesinin sırrını bilmeden yedi sene evvel bu altı ismi İmam-ı Gazali’den ders alarak ve kendine daima vird ederek bütün evradları tebeddül ve tahavvül ettiği halde bu Sekine tabir edilen altı isme Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh verdiği ders tarzında mütemadiyen terk ve tebdil etmeden devam etmiş. Bu tarzda devam edenleri işitmemişiz. Hem hilaf-ı âdet bir tarzda yirmi sene zarfında yirmi fitne-i azimeye düştüğü gibi ve tesirli bir surette hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye karıştığı halde harika bir mahfuziyet altında olduğunu gözümüzle gördüğümüzden Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh âhirzamandaki hitap ettiği dostları içinde bilhassa ona ruy-i iltifatı olduğunu hissediyoruz.
31. Metin
Hem لاَحَتْ لَهُ السَّعَادَةُ lafzıyla, yani, Said olmak ve ulema bahsine muttasıl birisine inayete mazhar olduğunu ve يَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ fıkrası hesab-ı ebcedle on üçüncü asrı gösterip o asırda dünyaya gelen ulemadan Said radıyallâhu anh isminde birisine lâtifane bir îma bu emareyi zînetlendiriyor. HAŞİYE-5
32. Metin
Dördüncü emare: Hazret-i Gavs-ı Geylani fitne-i âhirzamanda sünnet-i seniyeyi ve esrar-ı Kur’âniyeyi muhafazaya ve neşre çalışan bir mürîdine on beş emare ile iltifat eder.
33. Metin
Ve onunla konuşursa, elbette İslâmiyetin tesisinde Esedullah ünvanını alan ve ulûm-u esrariyede اَنَا مَدِينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِىٌّ بَابُهَا hadîsine mazhar bulunan ve keramat-ı harika ile iştihar eden ve Vehhabilerin ecdadı olan Haricileri kılıçtan geçiren ve Gavs-ı Âzam’ın ceddi ve üstadı olan Hazret-i Ali radıyallâhu anh elbette Al-i Beytine bir cihette düşman olan Vehhabilerin Haremeyn-i Şerifeyni istilası hengâmında ve Haricilerden daha berbat bir tarzda sünnet-i seniyeye muhalefet eden bir kısım ulemaü’s-su’ ve zalimlerin istilası zamanında Risale-i Nur vasıtası ile Risale-i Nur şakirtleri bütün kuvvetleriyle sünnet-i seniyenin muhafazasına ve Al-i Beytin hürmetine ve meveddetine çalışmaları ve o müthiş mehalike karşı sarsılmadıkları halde imdad-ı ruhaniye ve kuvve-i maneviyenin takviyesine pek çok muhtaç oldukları bir zamanda o ulûm-u evvelîn ve ahirîni bildiğini müftehirane iddia eden Hazret-i Ali radıyallâhu anh hiç mümkün müdür ki, evladından olan Gavs-ı Geylânî’den geri kalsın. Şeceat-ı Haydaranesiyle Risale-i Nur şakirtlerinin imdadına yetişmesin. Elbette bu suretle yetişir ve yetişti.
34. Metin
Malumdur ki: Meselâ, umum bir cemaat içinde biri hareket etse, biri dese: “Ey insan bana bak.” O insan lafz-ı umumisinde karine-i hal ile o muayyen adama hitaptır. Madem mukteza-yı hal ve karine-i hal ile Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh umum muhatapları içinde en ziyade muhtaç ve en ziyade Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh maksadı lehinde hareket eden Risale-i Nur şakirtleridir. Elbette o zât istikbale bakıp ve يَا اَيُّهَا اْلاِخْوَانُ tabiriyle konuştuğu cemaat içinde en ziyade müteharrik ve kuvve-i maneviyenin takviyesine muhtaç olanlara hususiyetle bakar.
35. Metin
Beşinci emare: Ecnebi hurufatını ehl-i İslâmın en mühim hükümeti resmi bir surette kabul ve neşir ve cebrettiği halde Risale-i Nur şakirtleri bütün kuvvetleriyle hatt-ı Kur’âniyeyi harika bir surette neşir ve tamim ile ve muhafazasına çalıştıkları bir zamanda Hazret-i Ali radıyallâhu anh aynı tarihiyle ondan haber vermekle gaybî kerametini beyan ettiği yerde ulema içinde birisine iltifat gösteriyor. Elbette bu iltifatın gerçi çok efradı olabilir. Fakat bu karine-i hal gösteriyor ki Risale-i Nur şakirtleri bir hususiyet kesbetmiş ki Hazret-i Ali radıyallâhu anh iltifatıyla Risale-i Nur’u alkışlıyor.
36. Metin
Altıncı emare:... Kuvvetlidir, fakat yazamayız.
37. Metin
Yedinci emare:... Zahirdir, fakat gösteremiyoruz.
38. Metin
Elhasıl: Hazret-i Ali radıyallâhu anh kerremallahü vechehü ecnebi hurufuna karşı şiddetli teessüf ve hiddet ettiği ve bid’aya taraftarlık eden bir kısım ulemaü’s-su’a karşı şiddetli nefret ve hiddet ettiği yerde irşadkârâne bazılarla konuşuyor. Ve Hazret-i Cibril’in tabiriyle Sekine ismi verilen ve İsm-i Âzam sandukçası olan Esma-ı Sitteye devam edeni irşad ediyor, taltif ediyor.
39. Metin
İşte o Esma-i Sittenin devamından tereşşüh eden ve o Esmanın lemeatı olan Risale-i Nur, ve o Risale-i Nur kendi şakirtleri ile lâakal yüzer kalemle yüz parça Risale-i Nur’un eczalarıyla ve intişar eden yirmi bin nüshasıyla lâakal yüz bin adamı huruf-u Kur’âniye lehine ve sünnet-i seniyeye ittibaa ve imanlarının takviyesine ve Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh hiddet ettiği iki cereyana karşı tamamıyla mukavemet ettiklerinden elbette Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh يَا اَيُّهَا اْلاِخْوَانُ tabir ettiği ihvanları içinde hususî bir surette onlara bakıyor.
40. Metin
Evet, Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh bu zahir keramet-i gaybiyesi Hazret-i Peygamberin aleyhissalâtü vesselâm irşadıyla olduğu için başka şekilde bir mu’cize-i Peygamberiye olduğu münasebetiyle aynı keramet-i Gavsiye ve işarat-ı harika-i Aleviye gibi beşinci asırla, on dördüncü asrın fitnelerine işaret eden ve gizli kalıp mânâsı anlaşılmayan bir mu’cize-i gaybiye-i Nebeviyeyi beyan etmeye münasebet geliyor. Şöyle ki: Hadis-i sahihte vardır ki Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ferman etmiş: اِنِ اسْتَقَامَتْ اُمَّتِى فَلَهَا يَوْمٌ وَاِلاَّ فَنِصْفُ يَوْمٍ evkemakâl... Şu hadis-i şerife her nasılsa kıyamete işaret suretinde mânâ verilmiş, mu’cize-i Nebeviye gizlenmiş, anlaşılmamış. Hem Şeyh-i Geylânî, hem Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh irşad-ı Nebevî ile beşinci ve altıncı ve on dördüncü asırların fitnelerinden kerametkârane bahisleri gösteriyor ki, bu hadis-i şerif onların bu zamana bakmak için bir teleskoplarıdır ki bu iki asra bakıyorlar.
41. Metin
Evet hadiste يَوْمٌ tabiri اِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ âyetinin delaletiyle bin seneden ibarettir. Hilafet-i İslamiye ve hükümet-i Arabiye hadîs mûcibince tam istikâmetle gitmediği için tam nısf-ı yevm olan beş yüz küsur senede HAŞİYE-6 Hülâgu hücumuyla hâtime verildi.
42. Metin
Üç-dört asır zaman-ı fetretten sonra يَاْتِ اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ âyetinin sırrına mazhar olan Osmanlı âdil padişahları hadis-i şerifteki istikâmeti yerine getirmeye çalıştıklarından hadîsin hükmüyle ümmet için bin sene hilafet-i İslâmiyeyi ve şer’i şerif üzerinde giden hükümetin idamesine vasıta oldular.
43. Metin
Hadîsin ikinci ciheti ki فَلَهُمْ يَوْمٌ 'de tahakkuk ediyor. Ve İstanbul’un fethinden takriben yirmi sene evvel yine hilafet-i İslâmiyeye zemin ihzar ve tam umum âlem-i İslâmın merkez-i hükümeti olacak bir vaziyet almaya ve müjde ve sena-i Nebevîye mazhar olan Sultan Fatih’in vasıtasıyla İstanbul’un fethi tarihinden fetret zamanını tayyedip, Abbasiler nereden bırakmışlarsa oradan başlayarak âlem-i İslâmın bil-istihkak başına geçtiler. Yine hadis-i şerifin hükmüyle, eğer istikâmetle gitse bin seneden ibaret olan bir gün, yoksa yarım gün devam edecek. İşte aynen Abbasiler gibi tam yarım gün, yani beş yüz sene devam etti.
44. Metin
Bu mu’cize-i Nebeviye pek parlak bir surette tezahür ediyor. İşte hilafet-i Arabiye tam istikâmete mazhar olmadığından yalnız yarım günü aldı. Osmanlı Devleti dahi tek başıyla ahirlerinde ecnebilerin ve münafıkların müdahaleleri yüzünden tam istikameti muhafaza edemediği için o da yarım gün olan beş yüz seneyi aldı. Bu iki kardeş olan iki unsurun ittihadlarından tam istikâmete mazhariyet sırrı vardır ki, bin sene olan bir günü tamam aldılar.
45. Metin
Sual: Rüya-yı sadıka vasıtasıyla veya hakikî keşif cihetiyle, Hazret-i Ali radıyallâhu anh ve Gavs-ı Âzam radıyallâhu anh gibi zevat-ı kudsiye cüz’î işlere dair âmi adamlarla da temas edebilirler ve bazı şeyleri haber veriyorlar. Nedendir ki bunların bir işaret-i gaybiyelerini gayet ehemmiyetle bin keşif ve binler rüya-yı sadıka kadar tutuyorsunuz, ehemmiyet veriyorsunuz?
46. Metin
Elcevap: Sekiz yüz ve bin üç yüz sene mesafede veraset-i Nübüvvet makamında âlem-i İslâmın istikbali nokta-i nazarında küllî bir nazara o uzun mesafede görünen hadisatın elbette çok ehemmiyeti olacak. Dağ gibi bir büyüklüğü olacak ki o uzun mesafede ve o küllî nazarda âlem-i İslâmın menfaati nokta-i nazarında uzakta görünsün ve ona dikkat edilsin ve vücuda gelmeden evvel ondan haber verilsin. Rüya-yı sadıka ve keşif ise cüz’î ve hususîdir. Vücuda geldikten sonra yakından bakmaktır. Elbette böyle keşif cihetinde ruhanî temessül itibariyle yakından bakıldığı vakit zerreler dahi görünebilir. Âmî adamlar da onların ruhanî misalleri ile görüşebilirler. Ve gayet ehemmiyetsiz şeyler de medar-ı nazar olabilir.
47. Metin
Evet, bir âyinede misâlî güneşle münasebettar olmak ve sohbet etmek nerede, hakikî semadaki güneşle münasebettar olmak nerede? Âyinedeki güneşi herkes eline alabilir. İltifatına mazhar olabilir. Konuşabilse belki konuşturabilir. Fakat semadaki güneşin iltifatını celbeden ve kendisi ile konuşturan kimse kamere çıkmalı veya makamı kamerde olmalı veya kamer gibi bir vazife görmeli, yoksa o Sultan-ı Semâvînin haşmetli nazarı altında hiç görünmeyecek derecede gizlenecektir.
48. Metin
Risale-i Nur Şakirtleri namına; Hüsrev, Hâfız Ali, Galip, Re’fet, Süleyman, Sabri, Hulûsi, Mes’ud, Zekâi, Küçük Zühtü, Süleyman Rüştü, Keçeci Mustafa, Mustafa, Küçük Ali, Kürd Bekir, Şamlı Tevfik, Asım, Babacan, Yakup Cemal, Hüseyin, Küçük Lütfi, Abdülbaki.