1. Metin
Lemeât
2. Metin
مِنْ بَيْنِ هِلاَلِ صَوْمٍ وَهِلاَلِ الْعِيدِ
3. Metin
Çekirdekler Çiçekleri
4. Metin
Risale-i Nur şakirtlerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır.
5. Metin
Müellifi: Bediüzzaman Said Nursî
6. Metin
Tenbih
7. Metin
BU Lemeât namındaki eserin, sair divanlar gibi, bir tarzda, bir iki mevzu ile gitmediğinin sebebi, eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için hem nesir tarzında yazılmış, hem de sair divanlar gibi hayalâta, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. Baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine bir ders-i ilmîdir, belki bir ders-i imanî ve Kur’ânîdir. Üstadımızın baştaki ifadesinde dediği gibi, biz de anlamışızdır ki, nazma ve şiire hiç meyli ve onlarla iştigali de yoktur. وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ sırrının bir nümunesini gösteriyor.
8. Metin
Bu eser, birçok meşâğil ve Dârü’l-Hikmetteki vazife içinde, yirmi gün Ramazan’da, günde iki veya iki buçuk saat çalışmak suretiyle, manzum gibi yazılmıştır. Bu kadar kısa zamanda ve manzum bir sahife on sahife kadar müşkül olduğu cihetle, birden, dikkatsiz, tashihsiz böyle söylenmiş, tab’edilmiştir. Bizce Risale-i Nur hesabına bir harikadır. Hiçbir nazımlı divan bunun gibi tekellüfsüz, nesren okunabilir görülmüyor. İnşaallah bu eser bir zaman Risale-i Nur Şâkirdlerine bir nevi mesnevî olacak. Hem bu eser, kendisinden on sene sonra çıkan ve yirmi üç senede tamamlanan Risale-i Nur’un mühim eczalarına bir işaret-i gaybiye nev’inden müjdeli bir fihrist hükmündedir.
9. Metin
Risale-i Nur şakirdlerinden Sungur, Mehmed Feyzi, Hüsrev
10. Metin
İhtar
11. Metin
اَلْمَرْءُ عَدُوٌّ لِمَا جَهِلَ kaidesiyle, ben dahi nazım ve kafiyeyi bilmediğimden, ona kıymet vermezdim. Safiyeyi kafiyeye feda etmek tarzında hakikatin suretini nazmın keyfine göre tağyir etmek hiç istemezdim. Şu kafiyesiz, nazımsız kitapta, en âli hakikatlere en müşevveş bir libas giydirdim.
12. Metin
Evvelâ, daha iyisini bilmezdim. Yalnız mânâyı düşünüyordum.
13. Metin
Saniyen, cesedi libasa göre yontmakla rendeleyen şuarâya tenkidimi göstermek istedim.
14. Metin
Salisen, Ramazan’da kalble beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek için, böyle çocukça bir üslûp ihtiyar edildi.
15. Metin
Fakat, ey kàri, ben hata ettim, itiraf ederim; sakın sen hata etme. Yırtık üslûba bakıp, o âli hakikatlere karşı dikkatsizlikle hürmetsizlik etme.
16. Metin
İfade-i Meram
17. Metin
Ey kàri! Peşinen bunu itiraf ederim ki, san’at-ı hat ve nazımda istidadımdan çok müştekîyim. Hattâ şimdi ismimi de düzgün yazamıyorum. Nazım, vezin ise, ömrümde bir fıkra yapamamıştım. Birden bire, zihnime, nazma musırrâne bir arzu geldi. Sahabelerin gazevâtına dair Kürtçe Kavl-i Nevâlâ Sîsebân namında bir destan vardı. Onun ilâhi tarzındaki tabiî nazmına ruhum hoşlanıyordu. Ben de kendime mahsus, onun tarz-ı nazmını ihtiyar ettim, nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat vezin için kat’iyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hatıra getirmeden, zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem nesren olarak bakmalı, tâ mânâ anlaşılsın. Her kıt’ada ittisal-i mânâ vardır; kafiyede tevakkuf edilmesin. Külâh püskülsüz olur; vezin de kafiyesiz olur; nazım da kaidesiz olur. Zannımca, lâfız ve nazım san’atça cazibedar olsa, nazarı kendiyle meşgul eder. Nazarı mânâdan çevirmemek için, perişan olması daha iyidir.
18. Metin
Şu eserimde üstadım Kur’ân’dır, kitabım hayattır, muhatabım yine benim. Sen ise, ey kàri, müstemisin. Müstemiin tenkide hakkı yoktur. Beğendiğini alır, beğenmediğine ilişmez. Şu eserim, bu mübarek Ramazan’ın feyzi HAŞİYE-1 olduğundan, ümit ederim ki, inşaallah din kardeşimin kalbine tesir eder de, lisanı bana bir dua-i mağfiret bahşeder veya bir Fâtiha okur.
19. Metin
Ed-Dâî
20. Metin
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
21. Metin
Said’den yetmiş dokuz emvat bâ-âsâm âlâma.
22. Metin
Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,
23. Metin
Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâma.
24. Metin
Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla
25. Metin
Revânım saha-i ukbâ-yı ferdâma.
26. Metin
Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya
27. Metin
Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma.
28. Metin
Zira yemin-i yümn-ü imandır,
29. Metin
Verir emn ü eman ile enâma.
30. Metin
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
31. Metin
اَلْحَمْدُ ِللّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
32. Metin
وَالصَّلٰوةُ عَلٰى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ
33. Metin
Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı
34. Metin
Şu kâinat tamamıyla bir burhan-ı muazzamdır. Lisan-ı gayb, şehadetle müsebbihtir, muvahhiddir. Evet tevhid-i Rahmân’la, büyük bir sesle zâkirdir ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
35. Metin
Bütün zerrât hüceyrâtı, bütün erkân ve âzâsı birer lisan-ı zâkirdir; o büyük sesle beraber der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
36. Metin
O dillerde tenevvü var, o seslerde merâtip var. Fakat bir noktada toplar, onun zikri, onun savtı ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
37. Metin
Bu bir insan-ı ekberdir; büyük sesle eder zikri. Bütün eczası, zerrâtı küçücük sesleriyle, o bülend sesle beraber der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
38. Metin
Şu âlem halka-i zikri içinde okuyor aşri, şu Kur’ân maşrık-ı nuru. Bütün zîruh eder fikri ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
39. Metin
Bu Furkan-ı Celîlüşşan, o tevhide nâtık burhan, bütün âyât sadık lisan, şuâât barika-i iman, beraber der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
40. Metin
Kulağı ger yapıştırsan şu Furkan’ın sinesine; derinden tâ derine, sarihan işitirsin, semâvî bir sadâ der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
41. Metin
O sestir gayeten ulvî, nihayet derece ciddî, hakikî pek samimî, hem nihayet mûnis ve mukni ve burhanla mücehhezdir. Mükerrer der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
42. Metin
Şu burhan-ı münevverde, cihât-ı sittesi şeffaf ki üstünde münakkâştır müzehher sikke-i i’câz içinde parlayan nur-u hidayet, der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
43. Metin
Evet, altında nesc olmuş mühefhef mantık ve burhan, sağında aklı istintak, mürefref her taraf, ezhan “Sadakte” der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
44. Metin
Yemîn olan şimalinde eder vicdanı istişhad. Emâmında hüsn-ü hayırdır, hedefinde saadettir. Onun miftahıdır her dem ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
45. Metin
Emâm olan verâsında ona mesned semâvîdir ki vahy-i mahz-ı Rabbânî. Bu şeş cihet ziyadardır, burûcunda tecellîdar ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
46. Metin
Evet, vesvese-i sârık, bâvehim şüphe-i târık, ne haddi var ki o mârık girebilsin bu bârık kasra. Hem şârık ki sur sûreler şâhık, her kelime bir melek-i nâtık ki, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
47. Metin
O Kur’ân-ı Azîmüşşan nasıl bir bahr-i tevhiddir. Bir tek katre, misal için bir tek Sûre-i İhlâs; fakat kısa bir tek remzi, nihayetsiz rumuzundan...
48. Metin
Bütün envâ-ı şirki reddeder, hem de yedi envâ-ı tevhidi eder ispat; üçü menfi, üçü müsbet, şu altı cümlede birden:
49. Metin
Birinci cümle: قُلْ هُوَ karinesiz işarettir. Demek ıtlakla tayindir. O tayinde taayyün var. Ey, لاَ هُوَ اِلاَّ هُوَ
50. Metin
Şu, tevhid-i şuhuda bir işarettir. Hakikatbîn nazar tevhide müstağrak olursa der ki: لاَ مَشْهُودَ اِلاَّ هُوَ
51. Metin
İkinci cümle: اَللّٰهُ اَحَدٌ dir ki, tevhid-i ulûhiyete tasrihtir. Hakikat, hak lisanı der ki: لاَ مَعْبُودَ اِلاَّ هُوَ
52. Metin
Üçüncü cümle: اَللّٰهُ الصَّمَدُ dir. İki cevher-i tevhide sadeftir.
53. Metin
Birinci dürrü: Tevhid-i rububiyet. Evet, nizam-ı kevn lisanı der ki: لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ
54. Metin
İkinci dürrü: Tevhid-i kayyûmiyet. Evet, serâser kâinatta, vücut ve hem bekâda, müessire ihtiyaç lisanı der ki: لاَ قَيُّومَ اِلاَّ هُوَ
55. Metin
Dördüncü: لَمْ يَلِدْ dir. Bir tevhid-i celâli müstetirdir. Envâ-ı şirki reddeder, küfrü keser bîiştibah. Yani tagayyür, ya tenasül, ya tecezzî eden elbet ne hâlıktır, ne kayyumdur, ne ilâh.
56. Metin
Veled fikri, tevellüd küfrünü لَمْ reddeder, birden keser atar. Şu şirktendir ki, olmuştur beşer ekserisi gümrah.
57. Metin
Ki İsâ aleyhisselâm, ya Üzeyr’in, ya melâik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev-i beşerde gâh bâ-gâh.
58. Metin
Beşincisi: وَلَمْ يُولَدْ Bir tevhid-i sermedî işareti şöyledir: Vâcib, kadîm, ezelî olmazsa olmaz İlâh.
59. Metin
Yâni, ya müddeten hâdis ise, ya maddeden tevellüd, ya bir asıldan münfasıl olsa, elbette olmaz şu kâinata penah.
60. Metin
Esbabperesti, nücumperestlik, sanem-peresti, tabiatperestlik şirkin birer nev’idir; dalâlette birer çâh.
61. Metin
Altıncı: وَلَمْ يَكُنْ Bir tevhid-i câmi’dir. Ne zâtında nazîri, ne ef’âlinde şerîki, ne sıfâtında şebîhi لَمْ lâfzına nazargâh.
62. Metin
Şu altı cümle mânen birbirine netice, hem birbirinin burhanı, müselseldir berâhin, müretteptir netâic şu sûrede karargâh.
63. Metin
Demek şu Sûre-i İhlâsta, kendi miktar-ı kametinde müselsel, hem mürettep otuz sûre münderiç; bu bunlara sehergâh.
64. Metin
لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ
65. Metin
Sebep sırf zâhirîdir
66. Metin
İzzet-i azamet ister ki, esbab-ı tabiî perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.
67. Metin
Tevhid ve celâl ister ki, esbab-ı tabiî, dâmenkeş-i tesir-i hakikî ola HAŞİYE-2 kudret eserinde.
68. Metin
Vücut âlem-i cismanîde münhasır değil
69. Metin
Vücudun hasra gelmez muhtelif envâını, münhasır olmaz, sıkışmaz şu şehadet âleminde.
70. Metin
Âlem-i cismanî bir tenteneli perde gibi şule-feşan gaybî avâlim üzerinde.
71. Metin
Kalem-i kudrette ittihad, tevhidi îlân eder
72. Metin
Eser-i itkan-ı san’at, fıtratın her köşesinde bilbedâhe reddeder esbabının icadını.
73. Metin
Nakş-ı kilkî, ayn-ı kudret; hilkatin her noktasında bizzarure reddeder vesaitin vücudunu.
74. Metin
Bir şey her şeysiz olmaz
75. Metin
Kâinatta serbeser sırr-ı tesanüd müstetir, hem münteşir. Hem cevânibde tecavüb, hem teâvün gösterir.
76. Metin
Ki yalnız bir kudret-i âlemşümuldür yaptırır, zerreyi her nisbetiyle halk edip yerleştirir.
77. Metin
Kitab-ı âlemin her satırıyla her harfi hayy; ihtiyaç sevk ediyor, tanıştırır.
78. Metin
Her nereden gelirse gelsin, nidâ-i hâcete lebbeyk-zendir; sırr-ı tevhid namına etrafı görüştürür. Zîhayat her harfi, her bir cümleye müteveccih birer yüzü, hem de nâzır birer gözü baktırır.
79. Metin
Güneşin hareketi cazibe içindir, cazibe istikrar-ı manzumesi içindir
80. Metin
Güneş bir meyvedardır; silkinir, tâ düşmesin müncezip seyyar olan yemişleri. Ger sükûtuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları.
81. Metin
Küçük Şeyler büyük şeylerle merbuttur
82. Metin
Sivrisinek gözünü halk eyleyendir mutlaka güneşi, hem kehkeşi halk eylemiş. Pirenin midesini tanzim edendir mutlaka manzume-i şemsiyeyi nazm eylemiş. Gözde rü’yet, midede hem ihtiyacı derc edendir mutlaka semâ gözüne ziya sürmesi çekmiş, zemin yüzüne gıda sofrası sermiş.
83. Metin
Kâinatın nazmında büyük bir i’caz var
84. Metin
Kâinatın gör ki telifinde bir i’caz var. Ger bütün esbab-ı tabiiye bi’l-farzı’l-muhal ola her biri muktedir bir fâil-i muhtar, o i’câza karşı nihayet acz ile bil’imtisal ederek secde ki: سُبْحَانَكَ لاَ قُدْرَةَ فِينَا رَبَّـنَا اَنْتَ الْقَدِيرُ اْلاَزَلِىُّ ذُوالْجَلاَلِ
85. Metin
Kudrete nisbet her şey müsavidir
86. Metin
مَاخَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلاَّكَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ
87. Metin
Bir kudret-i zâtiyedir, hem ezelî; acz tahallül edemez. Onda merâtip olmayıp, mevâni tedahül edemez. İsterse küll, isterse cüz, nisbet tefavüt eylemez. Çünkü her şey bağlıdır her şey ile. Her şeyi yapamayan bir şeyi de yapamaz.
88. Metin
Kâinatı elinde tutamayan zerreyi halk edemez
89. Metin
Tesbih gibi nazmeyleyip kaldıracak arzımızı, şümûsu, nücumu, hasra gelmez, Şu fezanın başına, hem sinesine takacak öyle kuvvetli ele bir kimse mâlik olmaz. Dünyada hiçbir şeyde dâvâ-yı halk edip iddia-yı icad edemez.
90. Metin
İhya-yı nev’, ihya-yı fert gibidir
91. Metin
Mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sinek, nasıl onun ihyası kudrete ağır gelmez. Şu dünyanın mevti de, ihyası da öyledir. Bütün zîruh ihyası onda fazla nazlanmaz.
92. Metin
Tabiat bir san’at-ı İlâhiyedir
93. Metin
Değil tâbi’ tabiat, belki matba’. Değil nakkâş, o belki bir nakıştır. Değil fâil, o kabildir. Değil masdar, o mistardır. Değil nâzım, o nizamdır. Değil kudret, o kanundur. İradî bir şeriattir, değil haric-i hakikattar.
94. Metin
Vicdan, cezbesi ile Allah’ı tanır
95. Metin
Vicdanda mündemiçtir bir incizap ve cezbe. Bir câzibin cezbiyle daim olur incizap. Cezbe düşer zîşuur, ger Zülcemâl görünse, etse tecellî daim pürşâşaa bîhicap. Bir Vâcibü’l-Vücuda, Sahib-i Celâl ve Cemâl, şu fıtrat-ı zîşuur kat’î şehadet-meab. Bir şahidi o cezbe; hem diğeri incizap.
96. Metin
Fıtratın şehadeti sadıkadır
97. Metin
Fıtratta yalan yoktur; ne dediyse doğrudur. Çekirdeğin lisanı, meyl-i nümüv der: “Ben sünbüllenip meyvedar...” Doğru çıkar beyanı.
98. Metin
Yumurtanın içinde, derin derin söyler hayatın meyelânı, ki, “Ben piliç olurum, izn-i İlâhî ola.” Sadık olur lisanı.
99. Metin
Bir avuç su, bir demir gülle içinde eğer niyet etse incimad, bürudetin zamanı.
100. Metin
İçindeki inbisat meyli der: “Genişlen, bana lâzım fazla yer.” Bir emr-i bîemânî...