Hümeze

Şinkîtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

32814. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

32815. Metin

سُورَةُ الْهُمَزَةِ

HÜMEZE SURESİ

32816. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ.

Yüce Allah'ın buyruğu: { وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ } “Vay haline arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin!”

32817. Metin

اخْتُلِفَ فِي مَعْنَى كَلِمَةِ «وَيْلٌ» .

«Veyl» kelimesinin anlamı hakkında ihtilaf edilmiştir.

32818. Metin

فَقِيلَ: هُوَ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ.

Bir görüşe göre o, cehennemde bir vadidir.

32819. Metin

وَقِيلَ: هِيَ كَلِمَةُ عَذَابٍ وَهَلَاكٍ.

Diğer bir görüşe göre ise azap ve helak bildiren bir kelimedir.

32820. Metin

وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ ذِكْرُ هَذَيْنِ الْمَعْنَيَيْنِ فِي سُورَةِ الْجَاثِيَةِ عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ [٤٥ \ ٧] ، وَبَيَّنَ أَنَّهَا مَصْدَرٌ لَا لَفْظَ لَهُ مِنْ فِعْلِهِ، وَأَنَّ الْمُسَوِّغَ لِلِابْتِدَاءِ بِهَا مَعَ أَنَّهَا نَكِرَةٌ كَوْنُهَا فِي مَعْرِضِ الدُّعَاءِ عَلَيْهِمْ بِالْهَلَاكِ.

Şeyh -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- Câsiye Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ } “Vay haline her yalancı, günahkâr kişinin!” [Câsiye 45/7] ayetinin tefsirinde bu iki anlamı zikretmiş; [veyl kelimesinin] fiilinden türemiş bir lafzı bulunmayan bir masdar olduğunu ve nekire (belirsiz) olmasına rağmen onunla cümleye başlanmasını (mübteda olmasını) caiz kılan hususun, onların aleyhine helak ile beddua etme makamında bulunması olduğunu açıklamıştı.

32821. Metin

وَقَدِ اسْتَظْهَرَ رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى هَذَا الْمَعْنَى.

[Şeyh] -Allah Teâlâ ona rahmet etsin- bu anlamı kuvvetli görmüştür.

32822. Metin

وَمِمَّا يَشْهَدُ لِمَا اسْتَظْهَرَهُ ﵀، مَا جَاءَ فِي حَقِّ أَصْحَابِ الْجَنَّةِ الَّتِي أَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ، أَنَّهُمْ قَالُوا عِنْدَ رُؤْيَتِهِمْ إِيَّاهَا: قَالُوا يَاوَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ [٢١ \ ١٤] ، فَهِيَ كَلِمَةٌ تُقَالُ عِنْدَ نُزُولِ الْمَصَائِبِ، وَعِنْدَ التَّقْبِيحِ.

Onun -rahmetullâhi aleyh- kuvvetli gördüğü bu görüşe delil teşkil eden hususlardan biri de, kapkara kesilmiş bahçe sahipleri hakkında gelen, onların bahçeyi gördüklerinde: { قَالُوا يَاوَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ } “'Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgınlarmışız' dediler” [Enbiyâ 21/14] şeklindeki sözleridir. Dolayısıyla bu kelime, musibetler indiğinde ve kınama anında söylenen bir sözdür.

32823. Metin

وَقَالَ الْفَخْرُ الرَّازِيُّ: أَصْلُ الْوَيْلِ لَفْظَةُ السُّخْطِ وَالذَّمِ، وَأَصْلُهَا وَيٌّ لِفُلَانٍ، ثُمَّ كَثُرَتْ فِي كَلَامِهِمْ فَوُصِلَتْ بِاللَّامِ، وَيُقَالُ: وَيْحٌ بِالْحَاءِ لِلتَّرَحُّمِ اهـ.

Fahreddin er-Râzî şöyle demiştir: "Veyl kelimesinin aslı gazap ve yerme lafzıdır. Aslı ise 'Veylun li-fülan' (فُلَانٍ لِـ وَيٌّ / falancanın vay haline) şeklindedir; sonra Arapların kelamında çokça kullanılınca lâm harfi bitişmiştir. Merhamet dilemek için ise ha harfi ile 'Veyh' (وَيْحٌ) denilir." [Sözü burada] bitti.

32824. Metin

وَمِمَّا يَدُلُّ لِقَوْلِ الرَّازِيِّ أَيْضًا قَوْلُ قَارُونَ: وَيْكَأَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ [٢٨ \ ٨٢] .

Râzî'nin bu sözüne delalet eden hususlardan biri de Kārûn'un [kavminin] şu sözüdür: { وَيْكَأَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ } “Vay be! Demek ki Allah, kullarından dilediğine rızkı bol bol verir ve kısarmış” [Kasas 28/82].

32825. Metin

وَمِثْلُهُ لِلتَّعَجُّبِ فِي قَوْلِهِ: قَالَتْ يَا وَيْلَتَا أَأَلِدُ وَأَنَا عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا [١١ \ ٧٢] .

Şaşma ifade etmesi bakımından şu ayet de bunun gibidir: { قَالَتْ يَا وَيْلَتَا أَأَلِدُ وَأَنَا عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا } “'Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım?' dedi” [Hûd 11/72].

32826. Metin

وَقَوْلِهِ: قَالَ يَاوَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْأَةَ أَخِي [٥ \ ٣١] .

Yine şu ayet de böyledir: { قَالَ يَاوَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْأَةَ أَخِي } “'Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi kaldım?' dedi” [Mâide 5/31].

32827. Metin

فَالظَّاهِرُ: أَنَّهَا كَلِمَةٌ تُقَالُ عِنْدَ الشِّدَّةِ وَالْهَلَكَةِ، أَوْ شِدَّةِ التَّعَجُّبِ مِمَّا يُشْبِهُ الْمُسْتَبْعَدَ.

Zahir olan şudur ki; bu kelime şiddet ve helak anında yahut akıldan uzak görülen bir şeye karşı duyulan şiddetli hayret durumunda söylenen bir sözdür.

32828. Metin

وَالَّذِي يَشْهَدُ لَهُ الْقُرْآنُ: هُوَ هَذَا الْمَعْنَى، وَسَبَبُ الْخِلَافِ قَدْ يَرْجِعُ لِمَجِيئِهَا تَارَةً مُطْلَقَةً كَقَوْلِهِ: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ [٧٧ \ ١٥] ، وَهُنَا وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ.

Kur'an'ın şahitlik ettiği anlam da işte budur. İhtilafın sebebi ise onun bazen mutlak olarak gelmesinden kaynaklanabilir; nitekim Yüce Allah'ın: { وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ } “O gün yalanlayanların vay haline!” [Mürselât 77/15] ayetinde ve buradaki: { وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ } “Vay haline arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin!” ayetinde olduğu gibi.

32829. Metin

وَيَجِيءُ مَعَ ذِكْرِ مَا يَتَوَعَّدُ بِهِ كَقَوْلِهِ: فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ [٣٨ \ ٢٧] ، وَقَوْلِهِ: فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ [٤٣ \ ٦٥] ، فَذَكَرَ النَّارَ وَالْعَذَابَ الْأَلِيمَ.

Bazen de kendisiyle tehdit edilen şeyin zikredilmesiyle birlikte gelir; nitekim Yüce Allah'ın: { فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ } “Ateşten ötürü vay inkâr edenlerin haline!” [Sâd 38/27] ve: { فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ } “Acı bir günün azabından ötürü vay o zulmedenlerin haline!” [Zuhruf 43/65] buyruklarında olduğu gibi. Burada cehennem ateşini ve acı azabı zikretmiştir.

32830. Metin

وَكَذَلِكَ قَوْلُهُ: فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ [١٩ \ ٣٧] ، فَهِيَ فِي هَذَا كُلِّهِ لِلْوَعِيدِ الشَّدِيدِ، مِمَّا ذُكِرَ مَعَهَا مِنَ النَّارِ وَالْعَذَابِ الْأَلِيمِ وَمَشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ، وَلَيْسَتْ مَقْصُودَةً بِذَاتِهَا دُونَ مَا ذُكِرَ مَعَهَا، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

Yine O'nun: { فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ } “Büyük bir günün görülüp yaşanmasından ötürü vay inkâr edenlerin haline!” [Meryem 19/37] buyruğu da böyledir. Dolayısıyla bütün bunlarda [veyl], beraberinde zikredilen ateş, elem verici azap ve büyük bir günün sahnesi sebebiyle şiddetli bir tehdit ifade eder; yoksa beraberinde zikredilenler olmaksızın bizzat kendi zatı kastedilmiş değildir. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

32831. Metin

وَقَوْلُهُ: هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ، قِيلَ: هُمَا بِمَعْنَى وَاحِدٍ، وَهُوَ الْغِيبَةُ.

Yüce Allah'ın: { هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ } “...arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden...” buyruğunda geçen iki kelimenin aynı anlamda olup gıybet etmek anlamına geldiği söylenmiştir.

32832. Metin

وَأَنْشَدَ ابْنُ جَرِيرٍ قَوْلَ زِيَادٍ الْأَعْجَمِ:

İbn Cerîr, Ziyâd el-A'cem'in şu beytini inşad etmiştir:

32833. Metin

تُدْلِي بِوُدِّي إِذَا لَاقَيْتَنِي كَذِبًا ... وَإِنْ أَغِيبُ فَأَنْتَ الْهَامِزُ الْهُمَزَهْ

Benimle karşılaştığında yalandan sevgini gösterirsin... Ben olmadığımda ise arkamdan çekiştirip duran bir hümezesin.

32834. Metin

وَعَزَا هَذَا لِابْنِ عَبَّاسٍ، وَهُوَ الَّذِي يُصِيبُ النَّاسَ وَيَطْعَنُ فِيهِمْ.

[İbn Cerîr] bunu İbn Abbâs'a nispet etmiştir; o da insanları inciten ve onları kötüleyip ayıplayan kimsedir.

32835. Metin

وَقَدْ جَاءَ فِي الْقُرْآنِ اسْتِعْمَالُ كُلٍّ مِنَ الْكَلِمَتَيْنِ مُفْرَدَةً عَنِ الْأُخْرَى، بِمَا يَدُلُّ عَلَى الْمُغَايَرَةِ.

Kur'an'da bu iki kelimenin her birinin birbirinden ayrı olarak kullanımı, aralarındaki anlam farklılığına delalet edecek şekilde gelmiştir.

32836. Metin

فَفِي الْهُمَزَةِ قَوْلُهُ: وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ [٦٨ \ ١١] ، مِمَّا يَدُلُّ عَلَى الْكَذِبِ وَالنَّمِيمَةِ.

Hemz konusunda: { وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ } “Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan laf taşıyan hiç kimseye boyun eğme!” [Kalem 68/10-11] buyurmuştur ki bu, yalana ve koğuculuğa delalet eder.

32837. Metin

وَفِي الْهُمَزَةِ قَوْلُهُ تَعَالَى: وَلَا تَلْمِزُوا أَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ [٤٩ \ ١١] .

Lemz hakkında ise Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَلَا تَلْمِزُوا أَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ } “Birbirinizi karalamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın” [Hucurât 49/11].

32838. Metin

وَقَوْلُهُ: وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ [٩ \ ٥٨] ، مِمَّا يَدُلُّ عَلَى أَنَّهَا أَقْرَبُ لِلتَّنَقُّصِ وَالْعَيْبِ فِي الْحُضُورِ لَا فِي الْغِيبَةِ، فَتَغَايُرُ الْهَمْزِ فِي الْمَعْنَى، وَفِي الصِّفَةِ، وَالْجَمْعُ بَيْنَهُمَا جَمْعٌ بَيْنَ الْقَبِيحَيْنِ، فَكَانَ مُسْتَحِقًّا لِهَذَا الْوَعِيدِ الشَّدِيدِ بِكَلِمَةِ «وَيْلٌ» .

Ve yine O'nun: { وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ } “Onlardan sadakalar konusunda seni ayıplayıp çekiştirenler de vardır” [Tevbe 9/58] buyruğu, lemzin gıyapta değil, huzurda küçümseme ve kusur bulmaya daha yakın olduğuna delalet eder. Dolayısıyla hemz ile lemz hem anlam hem de nitelik bakımından birbirinden farklıdır; ikisinin bir arada zikredilmesi ise iki çirkinliğin bir araya toplanmasıdır. Bu sebeple kişi «veyl» kelimesiyle yapılan bu şiddetli tehdidi hak etmiştir.

32839. Metin

وَقَدْ قِيلَ: الْهَمْزُ بِالْيَدِ: وَقِيلَ: بِاللِّسَانِ فِي الْحَضْرَةِ، وَالْهَمْزُ فِي الْغَيْبَةِ.ُُ

Hemzin elle, lemzin ise huzurda dille, hemzin gıyapta [çekiştirmek] olduğu da söylenmiştir.

32840. Metin

وَقِيلَ: الْهَمْزُ بِالْيَدِ، وَاللَّمْزُ بِاللِّسَانِ، وَالْغَمْزُ بِالْعَيْنِ، وَكُلُّهَا مَعَانٍ مُتَقَارِبَةٌ تَشْتَرِكُ فِي تَنَقُّصِ الْآخَرِينَ.

Hemzin elle, lemzin dille, gamzın ise gözle [işaret etmek] olduğu da söylenmiştir. Bunların hepsi başkalarını küçümseme noktasında birleşen birbirine yakın anlamlardır.

32841. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: الَّذِي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ

Yüce Allah'ın buyruğu: { الَّذِي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ }

32842. Metin

. هَذَا الْوَصْفُ يُشْعِرُ بِأَنَّهُ عِلَّةٌ فِيمَا قَبْلَهُ، إِذِ الْمَوْصُولُ هُنَا يَدُلُّ مِنْ كُلٍّ الْمُتَقَدِّمَةِ، وَلَيْسَ الْعَيْبُ فِي جَمَعَ مَالًا بَلْ فِي «عَدَّدَهُ يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ» . وَفِي «عَدَّدَهُ» عِدَّةُ مَعَانٍ:

“O ki malı toplayıp onu sayar durur.” Bu nitelik, kendisinden önceki durumun gerekçesi olduğunu hissettirmektedir; zira buradaki ism-i mevsûl, önceki 'küll' kelimesinden bedeldir. Ayıplanan şey sadece mal toplamak değil, bilakis { عَدَّدَهُ يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ } “Onu sayıp durmasında ve malının kendisini ebedî kılacağını sanmasındadır”. «Addedehû» kelimesinde birkaç anlam vardır:

32843. Metin

قِيلَ: عَدَّهُ كُلَّ وَقْتٍ وَآخَرَ، تَحَفُّظًا عَلَيْهِ.

Bir görüşe göre: Onu korumak gayesiyle her vakit tekrar tekrar saymasıdır.

32844. Metin

وَقِيلَ: عَدَّدَهُ كَنَزَهُ.

Diğer bir görüşe göre: Onu biriktirip yığması (kenz etmesi)dir.

32845. Metin

وَقِيلَ: عَدَّدَهُ أَعَدَّهُ لِلْحَاجَةِ.

Başka bir görüşe göre ise: İhtiyaç anı için onu hazırlamasıdır.

32846. Metin

وَقُرِئَ: «جَمَّعَ وَعَدَّدَ» بِالتَّشْدِيدِ وَبِالتَّخْفِيفِ. وَالْمُرَادُ بِهِ مَنْ لَمْ يُؤَدِّ حَقَّ اللَّهِ فِيهِ شُحًّا وَبُخْلًا، كَمَا تَقَدَّمَ فِي سُورَةِ أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ.

[Bu kelimeler] şeddeli olarak «cemma'a ve 'addede» ve şeddesiz [tahfif ile] olarak da okunmuştur. Bununla kastedilen, Tekâsür Suresi'nde geçtiği üzere, hırs ve cimrilik yüzünden maldaki Allah'ın hakkını ödemeyen kimsedir.

32847. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ

Yüce Allah'ın buyruğu: { يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ }

32848. Metin

. هَذَا الْحُسْبَانُ هُوَ الْمَذْمُومُ عَلَيْهِ، وَالْمُنْصَبُّ عَلَيْهِ الْوَعِيدُ ; لِأَنَّهُ كَفَرَ بِالْبَعْثِ. كَمَا قَالَ صَاحِبُ الْجَنَّةِ فِي الْكَهْفِ: وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ قَالَ مَا أَظُنُّ أَنْ تَبِيدَ هَذِهِ أَبَدًا وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً [١٨ \ ٣٥ - ٣٦] .

“Malının kendisini ebedî kıldığını sanır.” İşte yerilen ve tehdidin yöneldiği asıl husus bu zandır; zira o, dirilişi inkâr etmiştir. Nitekim Kehf Suresi'nde bahçe sahibinin şöyle dediği gibi: { وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ قَالَ مَا أَظُنُّ أَنْ تَبِيدَ هَذِهِ أَبَدًا وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً } “Kendine zulmederek bahçesine girdi ve: 'Bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmam. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum' dedi” [Kehf 18/35-36].

32849. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ. كَلَّا: رَدْعٌ وَزَجْرٌ لَهُ عَلَى حُسْبَانِهِ الْبَاطِلِ، وَلَيُنْبَذَنَّ فِي جَوَابِ قَسَمٍ مَحْذُوفٍ دَلَّ عَلَيْهِ قَوْلُهُ: كَلَّا.

Yüce Allah'ın buyruğu: { كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ } “Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.” «Kellâ» lafzı, onun bu batıl zannına karşı bir men ve azarlamadır. «Le-yünbezenne» ifadesi ise «kellâ» kelimesinin delalet ettiği mahzuf (gizli) bir yeminin cevabıdır.

32850. Metin

وَهَذَا يُفَسِّرُهُ مَا تَقَدَّمَ فِي قَوْلِهِ: فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ [١٠١ \ ٩] ، أَيْ: يُنْبَذُ نَبْذًا، فَيَهْوِي عَلَى أُمِّ رَأْسِهِ. عِيَاذًا بِاللَّهِ.

Bunu, daha önce geçen: { فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ } “Onun anası (varacağı yer) Hâviye'dir” [Kāria 101/9] ayeti tefsir etmektedir; yani fırlatılıp atılır ve baş aşağı yuvarlanır. Allah'a sığınırız.

32851. Metin

وَالْحُطَمَةُ: فُعَلَةٌ مِنَ الْحَطْمِ، وَهُوَ الْكَسْرُ، ثُمَّ الْأَكْلُ الْكَثِيرُ.

el-Hutame (الْحُطَمَةُ); kırmak anlamına gelen 'el-Hatm' (الْحَطْمُ) kökünden 'fu'ale' veznindedir, daha sonra çokça yemek anlamında kullanılmıştır.

32852. Metin

وَقَدْ فُسِّرَتْ بِمَا بَعْدَهَا نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ [١٠٤ \ ٦] ، وَسُمِّيَتْ حُطَمَةً لِأَنَّهَا تُحَطِّمُ كُلَّ مَا أُلْقِيَ فِيهَا، وَتَقُولُ: هَلْ مِنْ مَزِيدٍ.

Kendisinden sonraki: { نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ } “Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir” [Hümeze 104/6] ayetiyle tefsir edilmiştir. Kendisine atılan her şeyi kırıp geçirdiği ve 'Daha var mı?' dediği için Hutame olarak isimlendirilmiştir.

32853. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ.

Yüce Allah'ın buyruğu: { إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ } “Şüphesiz o, uzatılmış sütunlar arasında onların üzerine kapatılmıştır.”

32854. Metin

قِيلَ: مُؤْصَدَةٌ فِي عَمَدٍ. بِأَنَّ الْعَمَدَ صَارَتْ وَصْدًا لِلْبَابِ كَالْقُفْلِ، وَالْغَلْقِ لَهُ.

Şöyle denilmiştir: «Fi 'amedin mü'sadetün» (sütunlar arasında kapatılmıştır); yani sütunlar kilit ve sürgü gibi kapının kapanma vasıtası olmuştur.

32855. Metin

وَقِيلَ: فِي عَمَدٍ: أَنَّهُمْ يَدْخُلُونَ فِي عَمَدٍ كَالْقَصَبَةِ، مُجَوَّفَةِ الدَّاخِلِ.

Şöyle de denilmiştir: «Fî 'amedin» (sütunlar içinde); onlar içi boş boru gibi sütunların içerisine sokulurlar.

32856. Metin

وَقِيلَ: فِي عَمَدٍ: أَيْ تُوضَعُ أَرْجُلُهُمْ فِي الْعَمَدِ عَلَى صُورَةِ الْقَيْدِ فِي الْخَشَبَةِ الْمُمْتَدَّةِ، يُشَدُّ فِيهَا عَدَدٌ مِنَ الْأَشْخَاصِ فِي أَرْجُلِهِمْ.

Şöyle de denilmiştir: «Fî 'amedin»; yani birçok kişinin ayaklarından bağlandığı uzatılmış kütükteki pranga şeklinde ayakları sütunlara bağlanır.

32857. Metin

وَكُنْتُ سَمِعْتُ مِنَ الشَّيْخِ رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ فِي ذَلِكَ: أَنَّ الْعَمَدَ بِمَعْنَى الْقَصَبَةِ الْمُجَوَّفَةِ تُضَيَّقُ عَلَيْهِمْ، كَمَا فِي قَوْلِهِ: وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا [٢٥ \ ١٣] .

Ben bu hususta Şeyh'ten -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- şöyle dediğini işitmiştim: Sütunlar, Yüce Allah'ın: { وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا } “Elleri boyunlarına bağlı olarak oranın dar bir yerine atıldıkları zaman, orada yok olmayı isterler” [Furkan 25/13] ayetinde olduğu gibi, onların üzerini daraltan içi boş boru anlamındadır.

32858. Metin

فَيَكُونُ أَرْجَحُ فِي هَذَا الْمَعْنَى.

Bu anlama göre [bu görüş] daha tercihe şayandır.

32859. Metin

وَقَدْ نَصَّ عَلَيْهِ فِي إِمْلَائِهِ رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ.

[Şeyh] -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- yazdırdığı derslerinde (imlâsında) bunu açıkça belirtmiştir.