Kevser

Şinkîtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

33115. Metin

﷽

Bismillâhirrahmânirrahîm.

33116. Metin

سُورَةُ الْكَوْثَر

KEVSER SURESİ

33117. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ.

Yüce Allah'ın: { إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ } “Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.” sözü.

33118. Metin

الْكَوْثَرُ فَوْعَلُ مِنَ الْكَثْرَةِ، وَأَعْطَيْنَاكَ قُرِئَ: أَنْطَيْنَاكَ، بِإِبْدَالِ الْعَيْنِ نُونًا، وَلَيْسَتِ النُّونُ مُبْدَلَةً عَنِ الْعَيْنِ، كَإِبْدَالِ الْأَلِفِ مِنَ الْوَاوِ أَوِ الْعَيْنِ فِي الْأَجْوَفِ وَنَحْوِهِ، وَلَكِنَّ كُلَّا مِنْهُمَا أَصْلٌ بِذَاتِهِ، وَقِرَاءَةٌ مُسْتَقِلَّةٌ. قَالَهُ أَبُو حَيَّانَ.

el-Kevser (الْكَوْثَرُ), çokluk (kesret) kökünden fa'vel (فَوْعَل) veznindedir. Ve { أَعْطَيْنَاكَ } kelimesi, ayın harfinin nuna dönüştürülmesiyle { أَنْطَيْنَاكَ } şeklinde de okunmuştur. Buradaki nun harfi, ecvef ve benzeri fiillerde vav veya ayın harfinin elife dönüşmesi gibi ayından dönüşmüş değildir; bilakis her ikisi de başlı başına birer asıl ve bağımsız birer kıraattir. Bunu Ebû Hayyân söylemiştir.

33119. Metin

وَاخْتُلِفَ فِي الْكَوْثَرِ.

Kevser hakkında ihtilaf edilmiştir.

33120. Metin

فَقِيلَ: عَلَمٌ.

Bir görüşe göre: Alem (özel isim)dir.

33121. Metin

وَقِيلَ: وَصْفٌ.

Diğer bir görüşe göre ise: Vasıf (sıfat)tır.

33122. Metin

وَعَلَى الْعَلَمِيَّةِ قَالُوا: إِنَّهُ عَلَمٌ عَلَى نَهْرٍ فِي الْجَنَّةِ، وَعَلَى الْوَصْفِ قَالُوا: الْخَيْرُ الْكَثِيرُ.

Alem olduğunu söyleyenler: Cennetteki bir nehrin özel ismidir, dediler. Vasıf olduğunu söyleyenler ise: Pek çok hayırdır, dediler.

33123. Metin

وَمِمَّا اسْتُدِلَّ بِهِ عَلَى الْعَلَمِيَّةِ، مَا جَاءَ فِي السُّنَّةِ مِنَ الْأَحَادِيثِ الصِّحَاحِ، ذَكَرَهَا ابْنُ كَثِيرٍ وَغَيْرُهُ.

Alem olduğuna dair delil getirilen hususlardan biri de İbn Kesîr ve diğerlerinin zikrettiği, sünnette geçen sahih hadislerdir.

33124. Metin

وَفِي صَحِيحِ الْبُخَارِيِّ عَنْ أَنَسٍ قَالَ: لَمَّا عُرِجَ بِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ إِلَى السَّمَاءِ قَالَ: «أَتَيْتُ نَهْرًا حَافَّتَاهُ قِبَابُ اللُّؤْلُؤِ مُجَوَّفًا. فَقُلْتُ: مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ؟ قَالَ: هَذَا الْكَوْثَرُ» .

Sahîh-i Buhârî'de Enes'ten rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem semaya miraca çıkarıldığında şöyle buyurdu: «İki kıyısı içi boş inci kubbelerden olan bir nehre vardım. "Bu nedir ey Cibrîl?" dedim. "Bu, Kevser'dir" dedi.»

33125. Metin

وَبِسَنَدِهِ أَيْضًا عَنْ عَائِشَةَ ﵂ «سُئِلَتْ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ، قَالَتْ: هُوَ نَهْرٌ أُعْطِيَهُ نَبِيُّكُمْ ﷺ، شَاطِئَاهُ عَلَيْهِمَا دُرٌّ مُجَوَّفٌ، آنِيَتُهُ كَعَدَدِ النُّجُومِ» .

Yine aynı isnatla Âişe radıyallâhu anhâ'dan rivayet edildiğine göre, «Kendisine Yüce Allah'ın { إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ } “Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik” kavli sorulduğunda şöyle demiştir: "O, peygamberinize sallallâhu aleyhi ve sellem verilmiş bir nehirdir; iki kıyısında içi boş inciler bulunur, kapları ise yıldızların sayısıncadır."»

33126. Metin

وَبِسَنَدِهِ أَيْضًا عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵄ أَنَّهُ قَالَ فِي الْكَوْثَرِ: هُوَ الْخَيْرُ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ.

Yine aynı isnatla İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre o, Kevser hakkında şöyle demiştir: "O, Allah'ın kendisine verdiği pek çok hayırdır."

33127. Metin

قَالَ أَبُو بِشْرٍ: قُلْتُ لِسَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ: فَإِنَّ النَّاسَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُ نَهْرٌ فِي الْجَنَّةِ، فَقَالَ سَعِيدٌ: النَّهْرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ مِنَ الْخَيْرِ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ.

Ebû Bişr dedi ki: Saîd b. Cübeyr'e: "İnsanlar onun cennette bir nehir olduğunu ileri sürüyorlar" dedim. Saîd: "Cennetteki o nehir de Allah'ın ona verdiği pek çok hayırdandır" dedi.

33128. Metin

وَذَكَرَ ابْنُ كَثِيرٍ هَذِهِ الْأَحَادِيثَ وَغَيْرَهَا عَنْ أَحْمَدَ ﵀: وَمِنْهَا بِسَنَدِ أَحْمَدَ إِلَى

İbn Kesîr bu hadisleri ve diğerlerini Ahmed rahimehullâh'tan zikretmiştir. Bunlardan biri de Ahmed'in isnadıyla

33129. Metin

أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: «أَغْفَى رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِغْفَاءَةً، فَرَفَعَ رَأْسَهُ مُتَبَسِّمًا إِمَّا قَالَ لَهُمْ، وَإِمَّا قَالُوا لَهُ: لِمَ ضَحِكْتَ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: إِنَّهُ نَزَلَتْ عَلِيَّ آنِفًا سُورَةٌ، فَقَرَأَ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ، حَتَّى خَتَمَهَا، فَقَالَ: هَلْ تَدْرُونَ مَا الْكَوْثَرُ؟ قَالُوا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: نَهَرَ أَعْطَانِيهِ رَبِّي ﷿ فِي الْجَنَّةِ، عَلَيْهِ خَيْرٌ كَثِيرٌ، تَرِدُ عَلَيْهِ أُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، آنِيَتُهُ عَدَدُ الْكَوَاكِبِ يَخْتَلِجُ الْعَبْدُ مِنْهُمْ، فَأَقُولُ: يَا رَبِّ إِنَّهُ مِنْ أُمَّتِي، فَيُقَالُ: إِنَّكَ لَا تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ» .

Enes b. Mâlik'e ulaşan şu rivayettir: O dedi ki: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hafifçe uyukladı, ardından tebessüm ederek başını kaldırdı. Ya o onlara söyledi yahut onlar kendisine: "Niçin güldünüz?" dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Az önce bana bir sure indirildi." Sonra: { بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ } “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik” [ayetlerini] sonuna kadar okudu. Ardından: "Kevser'in ne olduğunu biliyor musunuz?" buyurdu. Onlar: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediler. O da şöyle buyurdu: "O, Rabbim Azze ve Celle'nin bana cennette verdiği bir nehirdir. Onda pek çok hayır vardır. Kıyamet günü ümmetim onun başına gelir. Kapları yıldızlar sayısıncadır. Onlardan bir kul çekilip koparılır da ben: 'Ey Rabbim! O benim ümmetimdendir' derim. Bunun üzerine: 'Sen onların senden sonra neler ihdas ettiklerini (neler uydurduklarını) bilmezsin' denilir."»

33130. Metin

وَذَكَرَ ابْنُ كَثِيرٍ مَا جَاءَ فِي صِفَةِ الْحَوْضِ، وَهَذِهِ النُّصُوصُ عَلَى أَنَّ الْكَوْثَرَ نَهَرٌ فِي الْجَنَّةِ، أَعْطَاهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ ﷺ.

İbn Kesîr havzın sıfatına dair gelen rivayetleri zikretmiştir; bu naslar Kevser'in Allah'ın Resûlü'ne sallallâhu aleyhi ve sellem verdiği cennetteki bir nehir olduğuna delalet etmektedir.

33131. Metin

وَفِي الْحَدِيثِ الْأَخِيرِ عَنِ الْإِمَامِ أَحْمَدَ قَوْلُهُ: «عَلَيْهِ خَيْرٌ كَثِيرٌ» يُشْعِرُ بِأَنَّ مَعْنَى الْوَصْفِيَّةِ مَوْجُودٌ.

İmam Ahmed'den gelen son hadiste yer alan: «Onda pek çok hayır vardır» ifadesi, vasıf manasının da mevcut olduğunu hissettirmektedir.

33132. Metin

وَلِذَا قَالَ بَعْضُ الْمُفَسِّرِينَ: إِنَّهُ الْخَيْرُ الْكَثِيرُ.

Bu sebeple bazı müfessirler: "O, pek çok hayırdır" demişlerdir.

33133. Metin

وَمِمَّنْ قَالَ ذَلِكَ ابْنُ عَبَّاسٍ، كَمَا تَقَدَّمَ فِي حَدِيثِ الْبُخَارِيِّ عَنْهُ.

Bunu söyleyenlerden biri de, Buhârî'nin kendisinden naklettiği hadiste geçtiği üzere İbn Abbâs'tır.

33134. Metin

وَاسْتَدَلُّوا عَلَى الْمَعْنَى، بِقَوْلِ الشَّاعِرِ الْكُمَيْتِ:

Bu anlama, şair el-Kümeyt'in şu sözüyle delil getirmişlerdir:

33135. Metin

وَأَنْتَ كَثِيرٌ يَا ابْنَ مَرْوَانَ طَيِّبٌ ... وَكَانَ أَبُوكَ ابْنُ الْفَصَائِل

"Sen çoksun ey Mervân'ın oğlu, temizsin / Baban da erdemli soyların oğluydu"

33136. Metin

وَالَّذِي تَطْمَئِنُّ إِلَيْهِ النَّفْسُ أَنَّ الْكَوْثَرَ، هُوَ الْخَيْرُ الْكَثِيرُ، وَأَنَّ الْحَوْضَ أَوِ النَّهَرَ مِنْ جُمْلَةِ ذَلِكَ.

Gönlün mutmain olduğu görüş şudur: Kevser, pek çok hayırdır; havuz veya nehir de bu cümlenin (bu hayırların) bir parçasıdır.

33137. Metin

وَقَدْ أَتَتْ آيَاتٌ تَدُلُّ عَلَى إِعْطَاءِ اللَّهِ لِرَسُولِهِ الْخَيْرَ الْكَثِيرَ، كَمَا جَاءَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ [١٥ \ ٨٧] .

Nitekim Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ } “Andolsun, sana tekrarlanan yedi [ayeti] ve yüce Kur'an'ı verdik.” [15:87] kavlinde geldiği gibi, Allah'ın Resûlü'ne pek çok hayır verdiğine delalet eden ayetler gelmiştir.

33138. Metin

وَفِي الْقَرِيبِ سُورَةُ الضُّحَى وَفِيهَا: وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى [٩٣ \ ٥] ، أَعْقَبَهَا بِنِعَمٍ جَلِيلَةٍ مِنْ شَرْحِ الصُّدُورِ، وَوَضْعِ الْوِزْرِ، وَرَفْعِ الذِّكْرِ، وَالْيُسْرِ بَعْدَ الْعُسْرِ.

[Bu sureye] yakın olan Duhâ Suresi'nde de: { وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى } “Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.” [93:5] buyrulmuş; ardından göğsün açılması, belini büken yükün indirilmesi, şanının yüceltilmesi ve zorluktan sonra kolaylık gibi yüce nimetler gelmiştir.

33139. Metin

وَبَعْدَهَا فِي سُورَةِ التِّينِ جَعَلَ بَلَدَهُ الْأَمِينَ، وَأَعْطَى الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ.

Ondan sonra gelen Tîn Suresi'nde onun beldesini emin kılmış ve salih amel işleyen müminlere kesintisiz bir mükafat vermiştir.

33140. Metin

وَبَعْدَهَا سُورَةُ «اقْرَأْ» امْتَنَّ عَلَيْهِ الْقُرْآنَ، وَعَلَّمَهُ مَا لَمْ يَكُنْ يَعْلَمُ.ُُ

Ondan sonraki "İkra'" Suresi'nde ona Kur'an'ı lütfetmiş ve bilmediklerini öğretmiştir.

33141. Metin

وَبَعْدَهَا سُورَةُ الْقَدْرِ: أَعْطَاهُ لَيْلَةً خَيْرًا مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ.

Ondan sonraki Kadr Suresi'nde ona bin aydan daha hayırlı bir gece vermiştir.

33142. Metin

وَبَعْدَهَا سُورَةُ الْبَيِّنَةِ: جَعَلَ أُمَّتَهُ خَيْرَ الْبَرِيَّةِ، وَمَنَحَهُمْ رِضَاهُ عَنْهُمْ، وَأَرْضَاهُمْ عَنْهُ.

Ondan sonraki Beyyine Suresi'nde ümmetini yaratılmışların en hayırlısı kılmış, onlara rızasını bahşetmiş ve onları Kendisinden razı kılmıştır.

33143. Metin

وَبَعْدَهَا سُورَةُ الزَّلْزَلَةِ: حَفِظَ لَهُمْ أَعْمَالَهُمْ، فَلَمْ يُضَيِّعْ عَلَيْهِمْ مِثْقَالَ الذَّرَّةِ مِنَ الْخَيْرِ.

Ondan sonraki Zilzâl Suresi'nde onların amellerini korumuş, onlara zerre ağırlığınca hayrı bile zayi etmemiştir.

33144. Metin

وَفِي سُورَةِ الْعَادِيَاتِ: أَكْبَرُ عَمَلٍ الْجِهَادُ، فَأَقْسَمَ بِالْعَادِيَاتِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَالنَّصْرِ عَلَى الْأَعْدَاءِ.

Âdiyât Suresi'nde ise en büyük amel cihattır; bu yüzden Allah yolunda koşan atlara ve düşmanlara karşı kazanılan zafere yemin etmiştir.

33145. Metin

وَفِي سُورَةِ التَّكَاثُرِ: تَرْبِيَتُهُمْ عَلَى نِعَمِهِ لِيَشْكُرُوهَا، فَيَزِيدَهُمْ مِنْ فَضْلِهِ.

Tekâsür Suresi'nde, şükretsinler de lütfundan artırsın diye onları nimetleriyle terbiye etmiştir.

33146. Metin

وَفِي سُورَةِ الْعَصْرِ: جَعَلَ أُمَّتَهُ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ، تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَتَعْمَلُ الصَّالِحَاتِ، وَتَتَوَاصَى بِالْحَقِّ وَتَدْعُو إِلَيْهِ، وَتَتَوَاصَى بِالصَّبْرِ، وَتَصْبِرُ عَلَيْهِ.

Asr Suresi'nde ise onun ümmetini, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet kılmıştır; onlar Allah'a inanır, salih ameller işler, hakkı tavsiye edip ona çağırır ve sabrı tavsiye edip ona sabrederler.

33147. Metin

وَبَعْدَهَا فِي سُورَةِ قُرَيْشٍ: أَكْرَمَ اللَّهُ قَوْمَهُ، فَآمَنَهُمْ وَأَعْطَاهُمْ رِحْلَتَيْهِمْ.

Ondan sonraki Kureyş Suresi'nde: Allah onun kavmini onurlandırmış, onları güvene kavuşturmuş ve iki yolculuklarını onlara nasip etmiştir.

33148. Metin

وَفِي السُّورَةِ الَّتِي قَبْلَهَا مُبَاشَرَةً، وَهِيَ سُورَةُ الْمَاعُونِ: يُمْكِنُ عَمَلُ مُقَارَنَةٍ تَامَّةٍ أَوَّلًا.

Ondan bir önceki surede, yani Mâûn Suresi'nde ise öncelikle tam bir mukayese yapmak mümkündür.

33149. Metin

وَفِي الْجُمْلَةِ، لَئِنْ كَانَ الْمُنَافِقُونَ يَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ، فَقَدْ أَعْطَيْنَاكَ الْخَيْرَ الْكَثِيرَ، ثَانِيًا.

Özetle, şayet münafıklar maûnu (yardımı) engelliyorlarsa, ikinci olarak biz de sana pek çok hayır verdik.

33150. Metin

وَعَلَى التَّفْصِيلِ فَفِي الْأُولَى: وَصَفَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُكَذِّبِينَ بِدَعِّ الْيَتِيمِ، وَفِي الضُّحَى قَدْ بَيَّنَ لَهُ حَقَّ الْيَتِيمِ فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ [٩٣ \ ٩] ، فَكَانَ هُوَ خَيْرُ مُوَكَّلٍ، وَخَيْرُ كَافِلٍ، وَوَصَفَهُمْ هُنَا بِأَنَّهُمْ لَا يَحُضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ.

Detaya gelince; ilk surede münafıkları ve yalanlayanları yetimi itip kakmakla nitelemiştir. Duhâ Suresi'nde ise ona yetimin hakkını açıklamış ve: { فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ } “Öyleyse yetimi sakın ezme!” [93:9] buyurmuştur. Böylece o, en hayırlı vekil ve en hayırlı kefil olmuştur. Onları burada ise yoksulu doyurmaya teşvik etmemekle nitelemiştir.

33151. Metin

وَقَدْ أَوْضَحَ لَهُ فِي الضُّحَى، وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ، فَكَانَ يُؤْثِرُ السَّائِلَ عَلَى نَفْسِهِ، وَهَؤُلَاءِ سَاهُونَ عَنْ صَلَاتِهِمْ يُرَاءُونَ بِأَعْمَالِهِمْ.

Duhâ'da ona: "İsteyeni sakın azarlama" diye açıklamış; o da isteyeni nefsine tercih eder olmuştur. O kimseler ise namazlarından gafildirler, amelleriyle gösteriş yaparlar.

33152. Metin

وَفِي هَذِهِ السُّورَةِ فَصَلِّ لِرَبِّكَ [١٠٨ \ ٢] ، أَدَاءُ الصَّلَاةِ وَخَالِصَةٌ لِرَبِّهِ، وَإِطْعَامُ الْمِسْكِينِ بِنَحْرِ الْهَدْيِ وَالضَّحِيَّةِ وَالصَّدَقَةِ، وَكُلُّ ذَلِكَ خَيْرٌ كَثِيرٌ، يُضَافُ إِلَيْهِ مَا جَاءَتْ بِهِ السُّنَّةُ، كَمَا فِي حَدِيثِ: «أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ قَبْلِي: نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ، وَحَلَّتْ لِيَ الْغَنَائِمُ، وَلَمْ تَكُنْ تَحُلُّ لِأَحَدٍ قَبْلِي. وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ لِقَوْمِهِ خَاصَّةً، فَبُعِثْتُ لِلنَّاسِ كَافَّةً، وَجُعِلَتْ لِيَ الْأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، فَأَيُّمَا رَجُلٌ أَدْرَكَتْهُ الصَّلَاةَ فَلْيُصَلِّ» .

Bu surede ise: { فَصَلِّ لِرَبِّكَ } “Rabbin için namaz kıl” [108:2] [buyrularak] namazın ifası ve sırf Rabbi için ihlasla kılınması, kurban kesilerek, adak ve sadaka ile yoksulun doyurulması yer almaktadır. Bütün bunlar pek çok hayırdır; sünnette gelen hususlar da buna eklenir; nitekim şu hadiste olduğu gibi: «Bana benden önce hiç kimseye verilmeyen beş şey verildi: Bir aylık mesafeden korku ile yardım olundum; bana şefaat [hakkı] verildi; ganimetler bana helal kılındı, oysa benden önce kimseye helal kılınmamıştı. [Daha önce] bir peygamber sadece kendi kavmine gönderilirdi, ben ise bütün insanlara gönderildim; yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılındı. Bu sebeple kime namaz vakti erişirse hemen namazını kılsın.»

33153. Metin

وَقَوْلُهُ: «رُفِعَ لِي عَنْ أُمَّتِي الْخَطَأُ وَالنِّسْيَانُ، وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ» .

Ve onun şu sözü: «Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyler kaldırılmıştır.»

33154. Metin

وَفِي قَوْلِهِ تَعَالَى: رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ [٢ \ ٢٨٦] .

Ve Yüce Allah'ın şu kavlinde: { رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ } “Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen bizim Mevlamızsın; kafirler topluluğuna karşı bize yardım et!” [2:286].

33155. Metin

قَالَ ﷺ: «إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَالَ: قَدْ فَعَلْتُ، قَدْ فَعَلْتُ» .

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Yüce Allah: "Yaptım, yaptım (kabul ettim)" buyurdu.»

33156. Metin

وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا [١٧ \ ٧٩] ، وَهُوَ الْمَقَامُ الَّذِي يَغْبِطُهُ عَلَيْهِ الْأَوَّلُونَ وَالْآخَرُونَ.

Ve Yüce Allah'ın: { وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا } “Gecenin bir kısmında sana mahsus bir nafile olarak onunla teheccüd kıl. Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştırır.” [17:79] kavlidir; o makam, öncekilerin ve sonrakilerin gıpta edeceği makamdır.

33157. Metin

إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ النُّصُوصِ، بِمَا يُؤَكِّدُ قَوْلَ ابْنِ عَبَّاسٍ، عِنْدَ الْبُخَارِيِّ: إِنَّ الْكَوْثَرَ: الْخَيْرُ الْكَثِيرُ.

İbn Abbâs'ın Buhârî'de yer alan: "Kevser, pek çok hayırdır" sözünü teyit eden diğer naslar da böyledir.

33158. Metin

وَأَنَّ النَّهْرَ فِي الْجَنَّةِ مِنْ هَذَا الْكَوْثَرِ الَّذِي أُعْطِيَهُ ﷺ.

Cennetteki nehir de kendisine sallallâhu aleyhi ve sellem verilen bu Kevser'dendir.

33159. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ.

Yüce Allah'ın: { فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ } “Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” sözü.

33160. Metin

فِي هَذَا مَعَ مَا قَبْلَهُ رَبْطٌ بَيْنَ النِّعَمِ وَشُكْرِهَا، وَبَيْنَ الْعِبَادَاتِ وَمُوجِبِهَا، فَكَمَا أَعْطَاهُ الْكَوْثَرَ فَلْيُصَلِّ لِرَبِّهِ سُبْحَانَهُ وَلْيَنْحَرْ لَهُ، كَمَا تَقَدَّمَ فِي سُورَةِ لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ [١٠٦ \ ٣ - ٤] .

Bunda, öncesiyle birlikte, nimetler ile onlara şükretmek arasında ve ibadetler ile onları gerektiren sebepler arasında bir irtibat vardır. Ona Kevser'i verdiği gibi, o da Sübhân olan Rabbi için namaz kılsın ve O'nun için kurban kessin. Nitekim Li Îlâfi Kureyş Suresi'nde Yüce Allah'ın şu kavlinde geçtiği gibi: { فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ } “O halde, kendilerini açlıktan doyuran ve korkudan emin kılan bu Ev'in (Kâbe'nin) Rabbine ibadet etsinler.” [106:3-4].

33161. Metin

وَهُنَاكَ إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ، وَهُوَ أَكْثَرُ مِنْ رِحْلَتَيْهِمْ وَأَمْنِهِمْ، فَصَلِّ لِرَبِّكَ مُقَابِلَ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ.

Orada: { إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ } [buyrulmuştur] ki bu onların iki yolculuğundan ve güvenliklerinden daha büyüktür; { فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ } karşılığında da { فَصَلِّ لِرَبِّكَ } [buyrulmuştur].

33162. Metin

وَقِيلَ: إِنَّهُ لَمَّا كَانَ فِي السُّورَةِ قَبْلَهَا بَيَانُ حَالِ الْمُنَافِقِينَ فِي السَّهْوِ عَنِ الصَّلَاةِ وَالرِّيَاءِ فِي الْعَمَلِ، جَاءَ هُنَا بِالْقُدْوَةِ الْحَسَنَةِ فَصَلِّ لِرَبِّكَ مُخْلِصًا لَهُ فِي عِبَادَتِكَ، كَمَا تَقَدَّمَ فِي السُّورَةِ قَبْلَهَا فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا [١٨ \ ١١٠] .

Denildi ki: Bir önceki surede münafıkların namazdan gaflet etmeleri ve amellerinde riyakarlık yapmaları açıklanınca, burada güzel örnek olarak: İbadetinde O'na ihlaslı olarak "Rabbin için namaz kıl" buyruğu gelmiştir. Nitekim bir önceki surede geçtiği gibi: { فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا } “Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih bir amel işlesin ve Rabbinin ibadetine hiç kimseyi ortak koşmasın.” [18:110].

33163. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي تَعْلِيمِ الْأُمَّةِ، فِي خِطَابِ شَخْصِهِ ﷺ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ [٣٩ \ ٦٥] ، مَعَ عِصْمَتِهِ ﷺ مِنْ أَقَلَّ مِنْ ذَلِكَ، وَالصَّلَاةُ عَامَّةً وَالْفَرِيضَةُ أَخُصُّهَا.

Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bundan daha azından bile masum olmasına rağmen, ümmete öğretmek amacıyla şahsına hitaben Yüce Allah'ın: { لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ } “Eğer şirk koşarsan, amelin kesinlikle boşa gider” [39:65] buyurması gibi. Namaz geneldir, farz olanı ise en hususi kısmıdır.

33164. Metin

وَقِيلَ: صَلَاةُ الْعِيدِ، وَالنَّحْرُ: قِيلَ فِيهِ أَقْوَالٌ عَدِيدَةٌ:

Bayram namazı olduğu da söylenmiştir. Nahr (kurban kesmek) hakkında ise çeşitli görüşler ileri sürülmüştür:

33165. Metin

أَوَّلُهَا: فِي نَحْرِ الْهَدْيِ أَوْ نَحْرِ الضَّحِيَّةِ: وَهِيَ مُرْتَبِطَةٌ بِقَوْلِ مَنْ حَمَلَ الصَّلَاةَ عَلَى صَلَاةِ الْعِيدِ، وَأَنَّ النَّحْرَ بَعْدَ الصَّلَاةِ كَمَا فِي حَدِيثِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ «لَمَّا ضَحَّى قَبْلَ أَنْ يُصَلِّيَ، وَسَمِعَ النَّبِيَّ ﷺ يَحُثُّ عَلَى الضَّحِيَّةِ بَعْدَ الصَّلَاةِ، فَقَالَ: إِنِّي عَلِمْتُ الْيَوْمَ يَوْمَ لَحْمٍ فَعَجَّلْتُ بِضَحِيَّتِي، فَقَالَ لَهُ: شَاتُكَ شَاةُ لَحْمٍ؟ فَقَالَ: إِنَّ عِنْدَنَا لَعَنَاقًا أَحَبُّ إِلَيْنَا مِنْ شَاةٍ، أَفَتُجْزِئُ عَنِّي؟ قَالَ: اذْبَحْهَا، وَلَنْ تُجْزِئَ عَنْ أَحَدٍ غَيْرَكَ» .

Bunların ilki: Hedy kurbanı veya udhiyye (bayram) kurbanı kesmektir. Bu, namazı bayram namazına hamledenlerin ve kurban kesmenin namazdan sonra olduğunu söyleyenlerin görüşüyle bağlantılıdır. Nitekim Berâ b. Âzib'in hadisinde geçtiği üzere: «Namaz kılmadan önce kurban kesmiş ve Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem namazdan sonra kurban kesmeye teşvik ettiğini işitince şöyle demiştir: 'Bugünün et [yeme] günü olduğunu bildiğim için kurbanımı erken kestim.' Bunun üzerine [Allah Resûlü] ona: 'Senin koyunun bir et koyunudur' buyurdu. O da: 'Yanımızda bir koyundan daha çok sevdiğimiz bir dişi oğlağımız var; o benim yerime geçer mi?' deyince [Allah Resûlü]: 'Onu kes, fakat senden başka hiç kimse için yeterli olmayacaktır' buyurdu.»

33166. Metin

وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ مَبْحَثُ الضَّحِيَّةِ وَافِيًا عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ [٢٢ \ ٢٨] ، وَقَدْ ذَكَرُوا فِي مَعَانِي: وَانْحَرْ: أَيْ ضَعْ يَدَكَ الْيُمْنَى عَلَى الْيُسْرَى عَلَى نَحْرِكَ فِي الصَّلَاةِ، وَهَذَا مَرْوِيٌّ عَنْ عَلِيٍّ ﵁.

Şeyh'in —Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun— kurban bahsini etraflıca açıklaması, Yüce Allah'ın: { فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ } “Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de sıkıntı içindeki yoksula yedirin.” [22:28] kavlinde geçmişti. { وَانْحَرْ } ifadesinin anlamları arasında: 'Namazda sağ elini sol elinin üzerine koyup göğsünün (nahr) üstüne yerleştir' anlamını da zikretmişlerdir. Bu, Ali'den radıyallâhu anh rivayet edilmiştir.

33167. Metin

وَأَقْوَالٌ أُخْرَى لَيْسَ عَلَيْهَا نَصٌّ.

Üzerinde açık bir nas bulunmayan başka görüşler de vardır.

33168. Metin

وَالنَّحْرُ: هُوَ طَعْنُ الْإِبِلِ فِي اللَّبَّةِ عِنْدَ الْمَنْحَرِ مُلْتَقَى الرَّقَبَةِ بِالصَّدْرِ.

Nahr (نَحْر): Devenin boyun ile göğsün birleştiği yerdeki lebbe (boğaz çukuru) bölgesinden mızrak/bıçak saplanarak kesilmesidir.

33169. Metin

وَأَصَحُّ الْأَقْوَالِ فِي الصَّلَاةِ وَفِي النَّحْرِ هُوَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ عُمُومِ الصَّلَاةِ وَعُمُومِ النَّحْرِ أَوِ الذَّبْحِ لِمَا جَاءَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ [٦ \ ١٦٢] .

Namaz ve nahr konusundaki görüşlerin en sahihi; Yüce Allah'ın: { قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “De ki: 'Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.'” [6:162] kavlinde geçtiği üzere, namazın umumi olması ve nahrın veya boğazlamanın da umumi olması şeklinde daha önce geçen görüştür.

33170. Metin

وَاتَّفَقَ الْفُقَهَاءُ عَلَى أَنَّ النَّحْرَ لِلْإِبِلِ، وَالذَّبْحَ لِلْغَنَمِ، وَالْبَقَرَ مُتَرَدَّدٌ فِيهِ بَيْنَ النَّحْرِ وَالذَّبْحِ، وَأَجْمَعُوا عَلَى أَنَّ ذَلِكَ هُوَ الْأَفْضَلُ، وَلَوْ عَمَّمَ النَّحْرَ فِي الْجَمِيعِ، أَوْ عَمَّمَ الذَّبْحَ فِي الْجَمِيعِ لَكَانَ جَائِزًا، وَلَكِنَّهُ خِلَافُ السُّنَّةِ.

Fakihler, nahrın develer için, zebhin (boğazlama) koyun/keçi için olduğunda, sığırda ise nahr ile zebh arasında muhayyer olunduğunda ittifak etmişlerdir. Bunun en faziletli yöntem olduğu hususunda icma etmişlerdir. Şayet hepsinde nahrı veya hepsinde zebhi genel kılsa caiz olurdu, ancak bu sünnete aykırıdır.

33171. Metin

وَقَالُوا: إِنَّ الْحِكْمَةَ فِي تَخْصِيصِ الْإِبِلِ بِالنَّحْرِ، هُوَ طُولُ الْعُنُقِ، إِذْ لَوْ ذُبِحَتْ لَكَانَ مَجْرَى الدَّمِ مِنَ الْقَلْبِ إِلَى مَحَلِّ الذَّبْحِ بَعِيدًا فَلَا يُسَاعِدُ عَلَى إِخْرَاجِ جَمِيعِ الدَّمِ بِيُسْرٍ، بِخِلَافِ النَّحْرِ فِي الْمَنْحَرِ، فَإِنَّهُ يُقَرِّبُ الْمَسَافَةَ وَيُسَاعِدُ الْقَلْبَ عَلَى دَفْعِ الدَّمِ كُلِّهِ، أَمَّا الْغَنَمُ فَالذَّبْحُ مُنَاسِبٌ لَهَا، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

Demişlerdir ki: Develere nahrın tahsis edilmesindeki hikmet, boynunun uzun olmasıdır. Zira boğazlansa (zebh edilse), kalpten boğazlama yerine kan akışı uzak kalır ve bütün kanın kolaylıkla çıkmasına yardımcı olmaz. Nahr bölgesinden kesilmesi ise böyle değildir; mesafeyi kısaltır ve kalbin bütün kanı dışarı atmasına yardımcı olur. Koyun/keçiye gelince, ona uygun olan boğazlamaktır (zebh). Doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

33172. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ [٣] . قَالَ الْبُخَارِيُّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵄: «شَانِئَكَ» : عَدُوَّكَ اهـ.

Yüce Allah'ın: { إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ } “Asıl soyu kesik olan, kesinlikle sana buğzedendir.” [108:3] buyruğu. Buhârî, İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ şöyle rivayet etmiştir: «Şâni'eke (شَانِئَكَ): Düşmanın demektir.» [Sözün sonu].

33173. Metin

وَالْأَبْتَرُ: هُوَ الْأَقْطَعُ الَّذِي لَا عَقِبَ لَهُ.

Ebter (الْأَبْتَرُ): Soyu kesik, geride ardılı (nesli) kalmayan kimsedir.

33174. Metin

وَأَنْشَدَ أَبُو حَيَّانَ، قَوْلَ الشَّاعِرِ:

Ebû Hayyân, şairin şu sözünü şiir olarak aktarmıştır:

33175. Metin

لَئِيمٌ بَدَتْ فِي أَنْفِهِ خُنْزُوَانَةٌ ... عَلَى قَطْعِ ذِي الْقُرْبَى أَجُذُّ أَبَاتِرَ

«Burnunda kibir ve gurur beliren alçak adam... Akrabalık bağını koparmak üzere kökünden kesici ve soyu kesik kimsedir.»

33176. Metin

وَقَالَ: «شَانِئَكَ» : مُبْغِضَكَ.

Ve şöyle demiştir: «Şâni'eke (شَانِئَكَ): Sana kin ve nefret besleyendir.»

33177. Metin

وَفِي هَذِهِ الْآيَةِ يُخْبِرُ ﷾: أَنَّ مُبْغِضَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ هُوَ الْأَقْطَعُ.

Bu ayette [Allah] celle ve alâ haber vermektedir ki: Allah Resûlü'ne sallallâhu aleyhi ve sellem buğzeden kimse, asıl soyu kesik olanın ta kendisidir.

33178. Metin

فَقِيلَ: نَزَلَتْ فِي الْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ.

Âs b. Vâil hakkında indiği söylenmiştir.

33179. Metin

قَالَ لِقُرَيْشٍ: دَعُوهُ، فَإِنَّهُ أَبْتَرُ لَا عَقِبَ لَهُ، إِذَا مَاتَ اسْتَرَحْتُمْ، فَأَنْزَلَهَا اللَّهُ تَعَالَى رَدًّا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ.

O, Kureyş'e: 'Onu bırakın, çünkü o soyu kesik biridir, ardılı yoktur; öldüğünde rahata kavuşursunuz' demiş, bunun üzerine Allah Teâlâ Resûlullah'ı sallallâhu aleyhi ve sellem müdafaa etmek üzere bu ayeti indirmiştir.

33180. Metin

وَقَدْ جَاءَ مِصْدَاقُهَا بِالْفِعْلِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: فِي غَزْوَةِ بَدْرٍ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ [٨ \ ٧] فَقَتَلَ صَنَادِيدَ قُرَيْشٍ، وَصَدَقَ الْوَعِيدَ فِيهِمْ.

Bunun fiilî doğrulaması, Bedir Gazvesi hakkında Yüce Allah'ın: { وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ } “Allah ise kelimeleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kâfirlerin arkasını kesmek istiyordu.” [8:7] kavlinde gerçekleşmiştir. Böylece Kureyş'in ileri gelenlerini helak etmiş ve onlar hakkındaki tehdidini doğrulamıştır.

33181. Metin

وَمِثْلُهُ عُمُومُ قَوْلِهِ تَعَالَى: فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ [٦ \ ٤٥] .

Yüce Allah'ın şu genel buyruğu da bunun gibidir: { فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “Böylece zulmeden o kavmin arkası kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.” [6:45].

33182. Metin

وَجَاءَ: تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ [١١١ \ ١] .

Ayrıca: { تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ } “Ebû Leheb'in iki eli kurusun; zaten kurudu da!” [111:1] [ayeti] gelmiştir.

33183. Metin

فَهِيَ فِي مَعْنَاهَا أَيْضًا.

Bu da aynı anlamdadır.

33184. Metin

وَبَقِيَ ذِكْرُ رَسُولِ ﷺ فِي عَقِبِهِ مِنْ آلِ بَيْتِهِ، وَفِي أُمَّتِهِ كُلِّهَا.

Resûl'ün sallallâhu aleyhi ve sellem zikri ve anısı ise Ehl-i Beyt'inden olan neslinde ve bütün ümmetinde baki kalmıştır.

33185. Metin

كَمَا تَقَدَّمَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ [٩٤ \ ٤] .ُُ

Nitekim Yüce Allah'ın: { وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ } “Ve senin şanını yüceltmedik mi?” [94:4] kavlinde daha önce geçtiği gibi.