33186. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
33187. Metin
سُورَةُ الْكَافِرُونَ
KÂFİRÛN SURESİ
33188. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ [١] . نِدَاءٌ لِلْمُشْرِكِينَ بِمَكَّةَ، لَمَّا عَرَضُوا عَلَيْهِ ﷺ أَنْ يَتْرُكَ دَعْوَتَهُ وَيُمَلِّكُوهُ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعْطُوهُ مِنَ الْمَالِ مَا يُرْضِيهِ وَنَحْوِهِ فَرَفَضَ، فَقَالُوا: تَقْبَلُ مِنَّا مَا نَعْرِضُهُ عَلَيْكَ: تَعْبُدُ آلِهَتَنَا سَنَةً وَنَعْبُدُ إِلَهَكَ سَنَةً، فَسَكَتَ عَنْهُمْ فَنَزَلَتْ، وَقَالُوا لَهُ: إِنْ يَكُنِ الْخَيْرُ مَعَنَا أَصَبْتَهُ، وَإِنْ يَكُنْ مَعَكَ أَصَبْنَاهُ.
Allah Teâlâ'nın: { قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ } [1] “De ki: Ey inkârcılar!” kavli, Mekke müşriklerine yönelik bir hitaptır. Onlar, Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e davasından vazgeçmesi karşılığında kendilerine kral yapmayı yahut razı olacağı kadar mal vermeyi ve benzeri şeyleri teklif ettiklerinde o bunları reddetmişti. Bunun üzerine şöyle dediler: "Sana sunduğumuz şu teklifi kabul et: Bir yıl sen bizim ilahlarımıza ibadet et, bir yıl da biz senin ilahına ibadet edelim." [Peygamberimiz] onlara karşı sustu, bunun üzerine bu sure indi. Onlar kendisine şöyle de demişlerdi: "Eğer hayır bizim tarafımızda ise sen ondan payını almış olursun; eğer senin tarafında ise biz ondan payımızı almış oluruz."
33189. Metin
وَفِي مَجِيءِ: قُلْ، مَعَ أَنَّ مَقُولَ الْقَوْلِ كَانَ قَدْ يَكْفِي فِي الْبَلَاغِ، وَلَكِنَّ مَجِيئَهَا لِغَايَةٍ فَمَا هِيَ؟
Söylenecek sözün kendisi tebliğ için yeterli olabilecekken { قُلْ } “De ki” [emrinin] gelmesi bir gaye içindir; peki bu [gaye] nedir?
33190. Metin
قَالَ الْفَخْرُ الرَّازِيُّ: إِمَّا لِأَنَّهُمْ عَابُوهُ ﷺ فِي السُّورَةِ الَّتِي قَبْلَهَا بِقَوْلِهِمْ: إِنَّهُ أَبْتَرُ فَجَاءَ قَوْلُهُ: قُلْ، إِشْعَارًا بِأَنَّ اللَّهَ يَرُدُّ عَنْ رَسُولِهِ بِهَذَا الْخِطَابِ، الَّذِي يُنَادِي عَلَيْهِمْ فِي نَادِيهِمْ بِأَثْقَلِ الْأَوْصَافِ عَلَيْهِمْ، فَقَالَ لَهُ: قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ.
Fahreddin er-Râzî şöyle demiştir: Ya bir önceki surede [müşriklerin] Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e "Onun soyu kesiktir (ebterdir)" diyerek kusur isnat etmelerinden dolayı; Allah'ın, Resulü'nü meclislerinde onlara en ağır gelen vasıflarla seslenen bu hitapla savunduğunu hissettirmek için { قُلْ } “De ki” ifadesi gelmiş ve ona: { قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ } “De ki: Ey kâfirler!” buyurmuştur.
33191. Metin
أَوْ أَنَّهُ لَمَّا كَانَ هَذَا الْخِطَابُ فِيهِ مُغَايَرَةُ الْمَأْلُوفِ مِنْ تَخَاطُبِهِ مَعَهُمْ مِنْ أُسْلُوبِ الْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ، وَكَانَ فِيهِ مِنَ التَّقْرِيعِ لَهُمْ وَمُجَابَهَتِهِمْ، قَالَ لَهُ: قُلْ: إِشْعَارًا بِأَنَّهُ مُبَلِّغٌ عَنِ اللَّهِ مَا أَمَرَ بِهِ، وَجَاءَتْ يَا، وَهِيَ لِنِدَاءِ الْبَعِيدِ، لِبُعْدِهِمْ فِي الْكُفْرِ وَالْعِنَادِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ.
Yahut bu hitapta, onun müşriklerle olan alışılagelmiş hikmet ve güzel öğüt üslubundan farklı bir durum bulunduğu, içinde onları azarlama ve yüzlerine vurma yer aldığı için; Allah'ın emrettiği şeyi O'ndan bir tebliğ edici olduğunu hissettirmek üzere ona { قُلْ } “De ki” buyurmuştur. Uzaktakine seslenmek için kullanılan { يَا } "ey" nidasının gelmesi ise, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı küfür ve inatta ne kadar uzak [ve haddi aşmış] olduklarını göstermek içindir.
33192. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ. قِيلَ: تَكْرَارٌ فِي الْعِبَارَاتِ لِلتَّوْكِيدِ، كَتَكْرَارِ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ [٧٧ \ ١٥] ، وَتَكْرَارِ: فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ [٥٥ \ ١٣] .
Allah Teâlâ'nın: { لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ } “Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz” kavli hakkında şöyle denilmiştir: { وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ } [77/15] “O gün yalanlayanların vay haline!” ve { فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ } [55/13] “Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” ayetlerinin tekrarı gibi, pekiştirme (tekit) amacıyla lafızlarda yapılmış bir tekrardır.
33193. Metin
وَنَظِيرُهُ فِي الشِّعْرِ أَكْثَرُ مِنْ أَنْ يُحْصَرَ، مِنْ ذَلِكَ مَا أَوْرَدَهُ الْقُرْطُبِيُّ ﵀:
Şiirde bunun benzeri sayılamayacak kadar çoktur. Kurtubî rahimehullâh'ın zikrettiği şu beyit bunlardandır:
33194. Metin
هَلَّا سَأَلْتَ جُمُوعَ كِنْدَةَ ... يَوْمَ وَلَّوْ أَيْنَ أَيْنَا
"Kinde topluluklarına sorsana, arkalarını dönüp kaçtıkları gün neredeydiler, neredeydiler?"
33195. Metin
وَقَوْلُ الْآخَرِ:
Bir diğer şairin şu sözü:
33196. Metin
يَا عَلْقَمَةُ يَا عَلْقَمَةُ يَا عَلْقَمَهْ ... خَيْرَ تَمِيمٍ كُلِّهَا وَأَكْرَمَهْ
"Ey Alkame! Ey Alkame! Ey Alkame! Bütün Temîm kabilesinin en hayırlısı ve en cömerdi!"
33197. Metin
وَقَوْلُ الْآخَرِ:
Bir diğer şairin şu sözü:
33198. Metin
يَا أَقْرَعُ بْنَ حَابِسٍ يَا أَقْرَعُ ... إِنَّكَ إِنْ يُصْرَعْ أَخُوكَ تُصْرَعُ
"Ey Akra' b. Hâbis, ey Akra'! Şüphesiz kardeşin yere serilirse sen de yere serilirsin."
33199. Metin
وَقَوْلُ الْآخَرِ:
Bir diğer şairin şu sözü:
33200. Metin
أَلَا يَا سَلْمَى ثُمَّ اسْلَمِي ثُمَّتَ اسْلَمِي ... ثَلَاثُ تَحِيَّاتٍ وَإِنْ لَمْ تَكَلَّم
"Ey Selma, esen kal, sonra yine esen kal, sonra bir daha esen kal! Sen hiç konuşmasan da sana üç selam olsun!"
33201. Metin
وَقَدْ جَاءَتْ فِي أَبْيَاتٍ لِبَعْضِ تَلَامِيذِ الشَّيْخِ رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى، ضِمْنَ مُسَاجَلَةٍ لَهُ مَعَهُ قَالَ فِيهَا:
Şeyh rahimehullâhu teâlâ'nın talebelerinden birinin, kendisiyle girdiği bir şiir atışmasında (müsacale) yer alan şu beyitlerinde de bu durum geçmiştir:
33202. Metin
تَاللَّهِ إِنَّكَ قَدْ مَلَأْتَ مَسَامِعِي ... دُرًّا عَلَيْهِ قَدِ انْطَوَتْ أَحْشَائِي
"Allah'a yemin olsun ki sen kulaklarımı öyle incilerle doldurdun ki, içim onlarla sarılıp kuşatıldı."
33203. Metin
زِدْنِي وَزِدْنِي ثُمَّ زِدْنِي وَلْتَكُنْ ... مِنْكَ الزِّيَادَةُ شَافِيًا لِلدَّاء
"Bana artır, artır, sonra bir daha artır; senin bu artırman derdime bir şifa olsun!"
33204. Metin
فَكَرَّرَ قَوْلَهُ: زِدْنِي ثَلَاثَ مَرَّاتٍ
Böylece "Bana artır" sözünü üç defa tekrarlamıştır.
33205. Metin
وَقِيلَ: لَيْسَ فِيهِ تَكْرَارٌ، عَلَى أَنَّ الْجُمْلَةَ الْأُولَى عَنِ الْمَاضِي وَالثَّانِيَةَ مِنَ الْمُسْتَقْبَلِ.
Şöyle de denilmiştir: İlk cümlenin geçmişe, ikinci cümlenin ise geleceğe yönelik olması hasebiyle ayette bir tekrar yoktur.
33206. Metin
وَقِيلَ: الْأُولَى عَنِ الْعِبَادَةِ، وَالثَّانِيَةُ عَنِ الْمَعْبُودِ.
Şöyle de denilmiştir: Birincisi ibadete, ikincisi ise ibadet edilene (mâbuda) dairdir.
33207. Metin
وَقِيلَ غَيْرُ ذَلِكَ، عَلَى مَا سَيَأْتِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ.
İnşallah geleceği üzere, bundan başka görüşler de söylenmiştir.
33208. Metin
وَالسُّورَةُ فِي الْجُمْلَةِ نَصٌّ عَلَى أَنَّهُ ﷺ لَا يَعْبُدُ مَعْبُودَهُمْ، وَلَا هُمْ عَابِدُونَ مَعْبُودَهُ، وَقَدْ فَسَّرَهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: فَقُلْ لِي عَمَلِي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ أَنْتُمْ بَرِيئُونَ مِمَّا أَعْمَلُ وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ [١٠ \ ٤١] .
Sure genel olarak, Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in onların taptığına asla ibadet etmeyeceğine, onların da onun ibadet ettiğine tapmayacaklarına dair kesin bir ifadedir (nasstır). Bunu Allah Teâlâ'nın şu kavli açıklamaktadır: { فَقُلْ لِي عَمَلِي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ أَنْتُمْ بَرِيئُونَ مِمَّا أَعْمَلُ وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ } [10/41] “De ki: Benim amelim bana, sizin ameliniz sizedir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.”
33209. Metin
وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ الْكَلَامُ عَلَى هَذَا الْمَعْنَى، عِنْدَ آيَةِ يُونُسَ تِلْكَ، وَذَكَرَ هَذِهِ السُّورَةَ هُنَاكَ.
Şeyh'in -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- Yunus suresindeki o ayette bu anlama dair açıklaması geçmiş ve orada bu sureyi de zikretmişti.
33210. Metin
وَقَدْ ذَكَرَ أَيْضًا فِي دَفْعِ إِيهَامِ الِاضْطِرَابِ جَوَابًا عَلَى إِشْكَالٍ فِي السُّورَةِ وَهُوَ قَوْلُهُ تَعَالَى: لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ، نَفْيٌ لِعِبَادَةِ كُلٍّ مِنْهُمَا مَعْبُودَُُ
Ayrıca Def'u Îhâmi'l-Iztırâb adlı eserinde, bu suredeki bir müşkile cevap sadedinde şöyle zikretmiştir: Allah Teâlâ'nın: { لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ } “Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz” kavli, her iki tarafın diğerinin mâbuduna ibadet etmesini mutlak olarak nefyetmektedir (reddetmektedir).
33211. Metin
الْآخَرِ مُطْلَقًا، مَعَ أَنَّهُ قَدْ آمَنَ بَعْضُهُمْ فِيمَا بَعْدُ وَعَبَدَ مَا يَعْبُدُهُ ﷺ، وَأَجَابَ عَنْ ذَلِكَ بِأَحَدِ أَمْرَيْنِ: مُوجَزُهُمَا أَنَّهَا مِنْ جِنْسِ الْكُفَّارِ، وَإِنْ أَسْلَمُوا فِيمَا بَعْدُ فَهُوَ خِطَابٌ لَهُمْ مَا دَامُوا كُفَّارًا إِلَى آخِرِهِ، أَوْ أَنَّهَا مِنَ الْعَامِّ الْمَخْصُوصِ، فَتَكُونُ فِي خُصُوصِ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَاتُ رَبِّكَ. اهـ. مُلَخَّصًا.
Bununla birlikte onlardan bazısı daha sonra iman etmiş ve Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in ibadet ettiği [Allah]'a ibadet etmiştir. [Şeyh] buna şu iki cevaptan biriyle karşılık vermiştir ki özeti şudur: Bu kâfirler cinsindendir; daha sonra müslüman olsalar bile kâfir kaldıkları sürece onlara bir hitaptır; yahut bu tahsis edilmiş umumi bir ifadedir (âmm-ı mahsûstur) ki bu durumda aleyhlerinde Rabbinin sözü hak olmuş kimselere özeldir. Özetle sona erdi.
33212. Metin
وَقَدْ ذَكَرَ أَبُو حَيَّانَ وَجْهًا عَنِ الزَّمَخْشَرِيِّ: أَنَّ مَا يَتَعَلَّقُ بِالْكُفَّارِ خَاصٌّ بِالْحَاضِرِ ; لِأَنَّ مَا إِذَا دَخَلَتْ عَلَى اسْمِ الْفَاعِلِ تُعَيِّنُهُ لِلْحَاضِرِ.
Ebû Hayyân, Zemahşerî'den şu vechi nakletmiştir: Kâfirlerle ilgili olan kısım şimdiki zamana (hâle) mahsustur; çünkü mâ (مَا) edatı ism-i fâilin başına geldiğinde onu şimdiki zamana tahsis eder.
33213. Metin
وَنَاقَشَهُ أَبُو حَيَّانَ، بِأَنَّ ذَلِكَ فِي مُغَالِبٍ لَا عَلَى سَبِيلِ الْقَطْعِ.
Ebû Hayyân bunu, bu durumun kesinlik ifade etmeyip çoğunlukla böyle olduğu gerekçesiyle tartışmıştır.
33214. Metin
وَالَّذِي يَظْهَرُ مِنْ سِيَاقِ السُّورَةِ قَدْ يَشْهَدُ لِمَا ذَهَبَ إِلَيْهِ الزَّمَخْشَرِيُّ، وَهُوَ أَنَّ السُّورَةَ تَتَكَلَّمُ عَنِ الْجَانِبَيْنِ عَلَى سَبِيلِ الْمُقَابَلَةِ جِهَةُ الرَّسُولِ ﷺ، وَجِهَةُ الْكُفَّارِ فِي عَدَمِ عِبَادَةِ كُلٍّ مِنْهُمَا مَعْبُودَ الْآخَرِ.
Surenin bağlamından anlaşılan durum ise Zemahşerî'nin benimsediği görüşe şahitlik edebilir; zira sure iki tarafı karşılaştırma (mukabele) yoluyla ele almaktadır: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem tarafı ve kâfirler tarafı; her birinin diğerinin mâbuduna ibadet etmemesi hususunda.
33215. Metin
وَلَكِنَّهَا لَمْ تُسَاوِ فِي اللَّفْظِ بَيْنَ الطَّرَفَيْنِ، فَمِنْ جِهَةِ الرَّسُولِ ﷺ جَاءَ فِي الْجُمْلَةِ الْأُولَى: لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ عَبَّرَ عَنْ كُلٍّ مِنْهُمَا بِالْفِعْلِ الْمُضَارِعِ الدَّالِّ عَلَى الْحَالِ أَيْ: لَا أَعْبُدُ الْآنَ مَا تَعْبُدُونَ الْآنَ بِالْفِعْلِ. ثُمَّ قَالَ: وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ فَعَبَّرَ عَنْهُمْ بِالِاسْمِيَّةِ وَعَنْهُ هُوَ بِالْفِعْلِيَّةِ، أَيْ: وَلَا أَنْتُمْ مُتَّصِفُونَ بِعِبَادَةِ مَا أَعْبُدُ الْآنَ.
Fakat [sure] lafız bakımından iki tarafı eşit tutmamıştır. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cihetinden birinci cümlede: { لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ } “Ben sizin taptıklarınıza tapmam” buyrulmuş, her ikisi de şimdiki zamana (hâl) delalet eden muzari fiille ifade edilmiştir; yani: "Şu anda fiilen taptığınız şeylere ben şu anda tapmam." Sonra: { وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ } “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz” buyurarak, onlar için isim cümlesiyle, kendisi için ise fiil cümlesiyle ifade etmiştir; yani: "Benim şu anda ibadet ettiğime ibadet etmekle siz sıfatlanmış değilsiniz."
33216. Metin
وَفِي الْجُمْلَةِ الثَّانِيَةِ قَالَ: وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ. فَعَبَّرَ عَنْهُ بِأَنَّهُ لَيْسَ مُتَّصِفًا بِعِبَادَةِ مَا يَعْبُدُونَ وَلَا هُمْ عَابِدُونَ مَا يَعْبُدُ، فَكَانَ وَصْفُهُ هُوَ ﷺ فِي الْجُمْلَتَيْنِ بِوَصْفَيْنِ مُخْتَلِفَيْنِ بِالْجُمْلَةِ الْفِعْلِيَّةِ تَارَةً وَبِالْجُمْلَةِ الِاسْمِيَّةِ تَارَةً أُخْرَى، فَكَانَتْ إِحْدَاهُمَا لِنَفْيِ الْوَصْفِ الثَّابِتِ، وَالْأُخْرَى لِنَفْيِ حُدُوثِهِ فِيمَا بَعْدُ.
İkinci cümlede ise şöyle buyurmuştur: { وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ } “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.” Kendisinin onların taptığına ibadet etmekle sıfatlanmadığını, onların da onun ibadet ettiğine tapıcı olmadıklarını ifade etmiştir. Böylece Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem iki cümlede iki farklı sıfatla, bir defasında fiil cümlesiyle, diğer defasında ise isim cümlesiyle nitelenmiştir. Biri sabit vasfı nefyetmek, diğeri ise onun gelecekte meydana gelmesini nefyetmek içindir.
33217. Metin
أَمَّا هُمْ فَلَمْ يُوصَفُوا فِي الْجُمْلَتَيْنِ إِلَّا بِالْجُمْلَةِ الِاسْمِيَّةِ الدَّالَّةِ عَلَى الْوَصْفِ الثَّابِتِ، أَيْ فِي الْمَاضِي إِلَى الْحَاضِرِ، وَلَمْ يَكُنْ فِيمَا وُصِفُوا بِهِ جُمْلَةٌ فِعْلِيَّةٌ مِنْ خَصَائِصِهَا التَّجَدُّدُ وَالْحُدُوثُ، فَلَمْ يَكُنْ فِيهَا مَا يَتَعَرَّضُ لِلْمُسْتَقْبَلِ فَلَمْ يَكُنْ إِشْكَالٌ، وَاللَّهَ تَعَالَى أَعْلَمُ.
Onlara gelince, iki cümlede de geçmişten şimdiki zamana kadar sabit olan vasfa delalet eden isim cümlesinden başka bir şeyle nitelenmemişlerdir. Kendilerinin nitelendiği ifadelerde yenilenme ve meydana gelme (teceddüt ve hudûs) özelliğine sahip bir fiil cümlesi yer almamıştır; dolayısıyla geleceği konu edinen bir durum bulunmadığı için ortada bir müşkil kalmamaktadır. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.
33218. Metin
فَإِنْ قِيلَ: إِنَّ الْوَصْفَ بِاسْمِ الْفَاعِلِ يَحْتَمِلُ الْحَالَ وَالِاسْتِقْبَالَ، فَيَبْقَى الْإِشْكَالُ مُحْتَمَلًا.
Şayet: "İsm-i fâil ile niteleme şimdiki zamana da geleceğe de ihtimallidir, dolayısıyla müşkil olma ihtimali devam etmektedir" denilirse,
33219. Metin
قِيلَ: مَا ذَكَرَهُ الزَّمَخْشَرِيُّ مِنْ أَنَّ دُخُولَ مَا عَلَيْهِ تُعَيِّنُهُ لِلْحَالِ، يَكْفِي فِي نَفْيِ هَذَا الِاحْتِمَالِ، فَإِنْ قِيلَ: قَدْ نَاقَشَهُ أَبُو حَيَّانَ.
Şöyle cevap verilir: Zemahşerî'nin zikrettiği, mâ (مَا) edatının ism-i fâilin başına gelmesinin onu şimdiki zamana has kılacağı hususu, bu ihtimali ortadan kaldırmaya yeterlidir. Eğer: "Ebû Hayyân bunu tartışmıştır"
33220. Metin
وَقَالَ: إِنَّهَا أَغْلَبِيَّةٌ وَلَيْسَتْ قَطْعِيَّةً.
"Ve bunun kesin değil, çoğunlukla böyle olduğunu söylemiştir" denilirse,
33221. Metin
قُلْنَا: يَكْفِي فِي ذَلِكَ حُكْمُ الْأَغْلَبِ، وَهُوَ مَا يُصَدِّقُهُ الْوَاقِعُ، إِذْ آمَنَ بَعْضُهُمْ وَعَبَدَ مَعْبُودَهُ ﷺ، وَمَا فِي قَوْلِهِ: مَا تَعْبُدُونَ وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ، وَاقِعَةٌ فِي الْأُولَى عَلَى غَيْرِ ذِي عِلْمٍ، وَهِيَ أَصْنَامُهُمْ وَهُوَ اسْتِعْمَالُهَا الْأَسَاسِيُّ.
Biz de deriz ki: Bu hususta çoğunluğun hükmü yeterlidir; nitekim vuku bulan hadiseler de bunu doğrulamaktadır, zira onlardan bazısı iman etmiş ve Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in mâbuduna ibadet etmiştir. { مَا تَعْبُدُونَ } “Taptıklarınıza” ve { وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ } “Benim taptığıma da siz tapacak değilsiniz” kavlindeki mâ (مَا) edatı, birincisinde akıl sahibi olmayan varlıklar (gayr-i zevi'l-ukûl) olan putları için kullanılmıştır ki bu onun asıl kullanımıdır.
33222. Metin
وَفِي الثَّانِيَةِ: فِي حَقِّ اللَّهِ تَعَالَى وَهُوَ اسْتِعْمَالُهَا فِي غَيْرِ اسْتِعْمَالِهَا الْأَسَاسِيِّ، فَقِيلَ: مِنْ أَجْلِ الْمُقَابَلَةِ، وَقَدِ اسْتُعْمِلَتْ فِيمَنْ يَعْلَمُ، كَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ [٤ \ ٣] ; لِأَنَّهُنَّ فِي مَعْرِضِ الِاسْتِمْتَاعِ بِهِنَّ، فَلِلْقَرِينَةِ جَازَ ذَلِكَ.
İkincisinde ise Allah Teâlâ hakkında kullanılmıştır ki bu, onun asıl kullanımının dışındadır. Şöyle denilmiştir: Bu, karşılaştırma (mukabele) hatırına böyledir; nitekim Allah Teâlâ'nın: { فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ } [4/3] “Kadınlardan size helal olanları nikâhlayın” kavlinde olduğu gibi akıl sahipleri hakkında da kullanılmıştır; zira kadınlar faydalanma bağlamında zikredilmişlerdir, bu karineden ötürü bu caiz olmuştur.
33223. Metin
وَقِيلَ: إِنَّهَا مَعَ مَا قَبْلَهَا مَصْدَرِيَّةٌ، أَيْ: مَا مَصْدَرِيَّةٌ بِمَعْنَى عِبَادَتِكُمُ الْبَاطِلَةِ، وَلَا تَعْبُدُونَ عِبَادَاتِي الصَّحِيحَةَ.
Şöyle de denilmiştir: O, kendisinden öncekiyle birlikte masdariyyedir; yani masdariyye olan mâ (مَا), "sizin batıl ibadetinize [ibadet etmem], siz de benim doğru ibadetlerimi yapmıyorsunuz" anlamındadır.
33224. Metin
وَهَذَا الْمَعْنَى قَوِيٌّ، وَإِنْ تَعَارَضَ مَعَ مَا ذُكِرَ مِنْ سَبَبِ النُّزُولِ، إِلَّا أَنَّ لَهُ شَاهِدًا مِنْ نَفْسِ السُّورَةِ وَيَتَضَمَّنُ الْمَعْنَى الْأَوَّلِ، وَدَلِيلُهُ مِنَ السُّورَةِ قَوْلُهُ تَعَالَى فِي آخِرِ السُّورَةِ: لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ [١٠٩ \ ٦] ، فَأَحَالَهُمْ عَلَى عِبَادَتِهِمْ، وَلَمْ يُحِلْهُمْ عَلَى مَعْبُودِهِمْ.
Bu anlam, nüzul sebebi olarak zikredilenle çelişse bile kuvvetlidir; üstelik surenin kendisinden de buna bir şahit bulunmakta ve ilk anlamı da içermektedir. Suredeki delili ise surenin sonundaki Allah Teâlâ'nın: { لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ } [109/6] “Sizin dininiz size, benim dinim banadır” kavlidir; zira onları mâbudlarına değil, ibadetlerine [ve dinlerine] havale etmiştir.
33225. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ.
Allah Teâlâ'nın: { لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ } [6] “Sizin dininiz size, benim dinim banadır” kavli,
33226. Metin
هُوَ نَظِيرُ مَا تَقَدَّمَ فِي سُورَةِ يُونُسَ أَنْتُمْ بَرِيئُونَ مِمَّا أَعْمَلُ وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ [١٠ \ ٤١] .
Yunus suresinde geçen şu ayetin benzeridir: { أَنْتُمْ بَرِيئُونَ مِمَّا أَعْمَلُ وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ } [10/41] “Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.”
33227. Metin
وَكَقَوْلِهِ: لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ [٢٨ \ ٥٥] .
Ve şu kavli gibidir: { لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ } [28/55] “Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz sizedir.”
33228. Metin
وَلَيْسَ فِي هَذَا تَقْرِيرُهُمْ عَلَى دِينِهِمُ الَّذِي هُمْ عَلَيْهِ، وَلَكِنْ مِنْ قَبِيلِ التَّهْدِيدِ وَالْوَعِيدِ كَقَوْلِهِ: وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا [١٨ \ ٢٩] .
Bunda, onların üzerinde bulundukları dinlerini onaylama yoktur; aksine şu ayette olduğu gibi bir tehdit ve gözdağı kabilindendir: { وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا } [18/29] “Ve de ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz biz zalimler için, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış bir ateş hazırladık.”
33229. Metin
وَفِي هَذِهِ السُّورَةِ قَوْلُهُ: قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ وَصْفٌ يَكْفِي بِأَنَّ عِبَادَتَهُمْ وَدِيَانَتَهُمْ كُفْرٌ.
Bu suredeki: { قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ } “De ki: Ey inkârcılar!” kavli, onların ibadet ve dinlerinin küfür olduğunu belirtmeye yeterli bir nitelemedir.
33230. Metin
وَقَدْ قَالَ لَهُمُ الْحَقُّ: لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ لِأَنَّهَا عِبَادَةٌ بَاطِلَةٌ، عِبَادَةُ الْكُفَّارِ، وَبَعْدَ ذَلِكَ إِنْ أَبَيْتُمْ إِلَّا هِيَ فَلَكُمْ دِينُكُمْ وَلِي دِينِ.
Cenâb-ı Hak onlara şöyle demiştir: { لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ } “Ben sizin taptıklarınıza tapmam”; çünkü o batıl bir ibadettir, kâfirlerin ibadetidir. Bundan sonra eğer yine de bunda diretirseniz, { فَلَكُمْ دِينُكُمْ وَلِي دِينِ } “Artık sizin dininiz size, benim dinim banadır.”
33231. Metin
تَنْبِيهٌ
UYARI
33232. Metin
فِي هَذِهِ السُّورَةِ مَنْهَجٌ إِصْلَاحِيٌّ، وَهُوَ عَدَمُ قَبُولِ وَلَا صَلَاحِيَةِ أَنْصَافِ الْحُلُولِ ; لِأَنَّ مَا عَرَضُوهُ عَلَيْهِ ﷺ مِنَ الْمُشَارَكَةِ فِي الْعِبَادَةِ، يُعْتَبَرُ فِي مِقْيَاسِ الْمَنْطِقِ حَلًّا وَسَطًا لِاحْتِمَالِ إِصَابَةِ الْحَقِّ فِي أَحَدِ الْجَانِبَيْنِ، فَجَاءَ الرَّدُّ حَاسِمًا وَزَاجِرًا وَبِشِدَّةٍ ; لِأَنَّ فِيهِ أَيْ فِيمَا عَرَضُوهُ مُسَاوَاةً لِلْبَاطِلِ بِالْحَقِّ، وَفِيهِ تَعْلِيقَ الْمُشْكِلَةِ، وَفِيهِ تَقْرِيرَ الْبَاطِلِ، إِنْ هُوَ وَافَقَهُمْ وَلَوْ لَحْظَةً.
Bu surede ıslahatçı bir metot vardır ki o da yarım çözümleri kabul etmemek ve bunların geçersizliğidir; zira onların Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e ibadette ortaklık teklif etmeleri, iki taraftan birinde hakkın bulunması ihtimaline binaen mantık ölçüsünde bir orta yol sayılırdı. Fakat verilen cevap kesin, caydırıcı ve şiddetli oldu; çünkü bu teklifte -yani onların sunduğu şeyde- batılı hakla bir tutma, meseleyi askıda bırakma ve bir an bile olsa onlara muvafakat ederse batılı onaylama vardı.
33233. Metin
وَقَدْ تُعْتَبَرُ هَذِهِ السُّورَةُ مُمَيِّزَةً وَفَاصِلَةً بَيْنَ الطَّرَفَيْنِ، وَنِهَايَةَ الْمُهَادَنَةِ، وَبِدَايَةَ الْمُجَابَهَةِ.
Bu sure iki tarafı birbirinden ayıran ve kesin bir sınır çizen, uzlaşma döneminin sonu ve yüzleşmenin başlangıcı sayılabilir.
33234. Metin
وَقَدْ قَالُوا: إِنَّ ذَلِكَ بِنَاءً عَلَى مَا أَمَرَهُ اللَّهُ بِهِ فِي السُّورَةِ قَبْلَهَا: إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ [١٠٨ \ ١] ، أَيْ وَإِنْ كُنْتَ وَصَحْبُكَ قِلَّةً، فَإِنَّ مَعَكَ الْخَيْرَ الْكَثِيرَ، وَلِمَجِيءِ «قُلْ» لِمَا فِيهَا مِنْ إِشْعَارٍ بِأَنَّكَ مُبَلِّغٌ عَنِ اللَّهِ، وَهُوَ الَّذِي يَنْصُرُكَ، وَلِذَا جَاءَ بَعْدَهَا حَالًا سُورَةُ النَّصْرِ وَبَعْدَ النَّصْرِ: تَبُّ الْعَدُوِّ.
Şöyle demişlerdir: Bu, Allah'ın bir önceki surede ona emrettiği şu kavline dayanmaktadır: { إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ } [108/1] “Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.” Yani sen ve ashabın sayıca az olsanız da şüphesiz pek çok hayır seninledir. { قُلْ } "De ki" emrinin gelmesi ise, senin Allah'tan bir tebliğ edici olduğunu ve sana yardım edecek olanın O olduğunu hissettirdiği içindir; bu yüzden hemen ardından Nasr suresi ve yardımın (nasrın) ardından da düşmanın helaki gelmiştir.
33235. Metin
وَهَذَا فِي غَايَةِ الْوُضُوحِ، وَلِلَّهِ الْحَمْدُ.
Bu son derece açıktır; hamd Allah'a mahsustur.