Fâtır

Şinkîtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

20380. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

20381. Metin

سُورَةُ فَاطِرٍ

Fâtır Suresi

20382. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: الْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَاعِلِ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا أُولِي أَجْنِحَةٍ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ الْآيَةَ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a hamdolsun...» ayeti.

20383. Metin

الْأَلِفُ وَاللَّامُ فِي قَوْلِهِ: الْحَمْدُ لِلَّهِ، لِلِاسْتِغْرَاقِ، أَيْ: جَمِيعُ الْمَحَامِدِ ثَابِتٌ لِلَّهِ جَلَّ وَعَلَا، وَقَدْ أَثْنَى جَلَّ وَعَلَا عَلَى نَفْسِهِ بِهَذَا الْحَمْدِ الْعَظِيمِ مُعَلِّمًا خَلْقَهُ فِي كِتَابِهِ أَنْ يُثْنُوا عَلَيْهِ بِذَلِكَ، مُقْتَرِنًا بِكَوْنِهِ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَاعِلِ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا، وَذَلِكَ يَدُلُّ عَلَى أَنَّ خَلْقَهُ لِلسَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، وَمَا ذَكَرَ مَعَهُ يَدُلُّ عَلَى عَظَمَتِهِ، وَكَمَالِ قُدْرَتِهِ، وَاسْتِحْقَاقِهِ لِلْحَمْدِ لِذَاتِهِ لِعَظَمَتِهِ وَجَلَالِهِ وَكَمَالِ قُدْرَتِهِ، مَعَ مَا فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مِنَ النِّعَمِ عَلَى بَنِي آدَمَ فَهُوَ بِخَلْقِهِمَا مُسْتَحِقٌّ لِلْحَمْدِ لِذَاتِهِ، وَلِإِنْعَامِهِ عَلَى الْخَلْقِ بِهِمَا، وَكَوْنِ خَلْقِهِمَا جَامِعًا بَيْنَ اسْتِحْقَاقِ الْحَمْدَيْنِ الْمَذْكُورَيْنِ، جَاءَتْ آيَاتٌ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ تَدُلُّ عَلَيْهِ. أَمَّا كَوْنُ ذَلِكَ يَسْتَوْجِبُ حَمْدَ اللَّهِ لِعَظَمَتِهِ وَكَمَالِهِ، وَاسْتِحْقَاقِهِ لِكُلِّ ثَنَاءٍ جَمِيلٍ، فَقَدْ جَاءَ فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» : الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ الْآيَةَ [٦ \ ١] ، وَقَوْلِهِ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «سَبَأٍ» : الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْآيَةَ [٣٤ \ ٢] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْفَاتِحَةِ» : الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ [١ \ ٢] . وَقَدْ قَدَّمْنَا أَنَّ قَوْلَهُ: رَبِّ الْعَالَمِينَ، بَيَّنَهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ [٢٦ \ ٢٣ - ٢٤] ، وَكَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ [٣٧ \ ١٨١ - ١٨٢] ، وَقَوْلِهِ: وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. [٣٩ \ ٧٥]

O'nun: «Elhamdü lillâh (Hamd Allah'a aittir)» sözündeki elif-lâm (ال), istiğrâk (bütün fertleri kapsama) içindir; yani: Bütün övgüler, celil ve yüce olan Allah'a mahsustur. Celil ve yüce olan Allah, Kitabı'nda yarattıklarına kendisine bu şekilde övgüde bulunmalarını öğreterek, gökleri ve yeri yaratan, melekleri elçiler kılan vasfıyla birlikte bu yüce hamd ile kendi zatını övmüştür. Bu da O'nun gökleri ve yeri yaratmasının ve bununla birlikte zikredilen hususların, O'nun büyüklüğüne, kudretinin kemaline ve büyüklüğü, celali ve kudretinin yetkinliği sebebiyle bizzat zatı için hamde layık olduğuna delalet eder. Bununla beraber göklerin ve yerin yaratılmasında Ademoğulları için var olan nimetler sebebiyle de O, hem bu ikisini yaratmasıyla zatı gereği hamde layıktır hem de bu ikisi vasıtasıyla yarattıklarına nimet vermesi sebebiyle [hamde layıktır]. Bu ikisinin yaratılışının zikredilen iki hamde layık olmayı kendisinde toplamış olduğuna Allah'ın Kitabı'ndan delalet eden ayetler gelmiştir. Bunun, Allah'ın büyüklüğü, kemali ve her güzel övgüye layık oluşu sebebiyle hamd edilmesini gerektirmesine gelince; bu husus Yüce Allah'ın Kitabı'ndaki ayetlerde yer almıştır; nitekim Yüce Allah'ın En'âm Suresi'nin başında: «Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur...» [6/1] buyruğu, Sebe' Suresi'nin başında: «Hamd, göklerde ve yerde ne varsa hepsi kendisine ait olan Allah'a mahsustur...» [34/1] buyruğu ve Yüce Allah'ın Fâtiha Suresi'nin başında: «Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur» [1/2] buyruğu böyledir. Daha önce geçtiği üzere O'nun: «Âlemlerin Rabbi» sözünü, Yüce Allah'ın şu buyruğu açıklamıştır: «Firavun: 'Âlemlerin Rabbi de nedir?' dedi. [Musa:] 'Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız, [O] göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir' dedi» [26/23-24]. Yine Yüce Allah'ın: «Gönderilen peygamberlere selam olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun» [37/181-182] buyruğu ve: «Aralarında hak ile hüküm verilir ve: 'Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur' denir» [39/75] buyruğu da böyledir.

20384. Metin

وَأَمَّا اسْتِحْقَاقُهُ لِلْحَمْدِ عَلَى خَلْقِهِ بِخَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، لِمَا فِي ذَلِكَ مِنْ إِنْعَامِهِ عَلَى بَنِي آدَمَ، فَقَدْ جَاءَ فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، فَقَدْ بَيَّنَ تَعَالَى أَنَّهُ أَنْعَمَ عَلَى خَلْقِهِ، بِأَنْ

Gökleri ve yeri yaratmasıyla mahlukatına verdiği nimetler sebebiyle, yarattıklarına karşılık hamde layık olmasına gelince; bu husus Allah'ın Kitabı'ndaki ayetlerde yer almıştır. Yüce Allah, mahlukatına nimet verdiğini açıklamış; şöyle ki:

20385. Metin

سَخَّرَ لَهُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِهِ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ [٤٥ \ ١٣] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَائِبَيْنِ الْآيَةَ [١٤ \ ٣٣] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ [٧ \ ٥٤] .

Kitabı'ndaki ayetlerde göklerde ve yerde bulunanları onların hizmetine vermiştir; nitekim Yüce Allah: «Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından bir lütuf olarak sizin hizmetinize verdi» [45/13], Yüce Allah: «Güneşi ve ayı da kendi yörüngelerinde sürekli seyreden varlıklar olarak sizin hizmetinize verdi...» [14/33] ve Yüce Allah: «Güneşi, ayı ve yıldızları da O'nun emrine boyun eğmiş olarak [yarattı]. İyi bilin ki yaratma da emir de O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!» [7/54] buyurmuştur.

20386. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لِمَعْنَى تَسْخِيرِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ لِأَهْلِ الْأَرْضِ فِي سُورَةِ «الْحِجْرِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ الْآيَةَ [١٥ \ ١٧] .

Göklerde bulunan şeylerin yer halkının hizmetine sunulmasının manasını açıklayan ayetleri, Hicr Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Ve onu kovulmuş her şeytandan koruduk...» [15/17] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20387. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: جَاعِلِ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا، قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الْحَجِّ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ [٢٢ \ ٧٥] .

Yüce Allah'ın bu yüce ayetteki: «Melekleri elçiler kılan» buyruğunu açıklayan ayetleri, Hac Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da» [22/75] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20388. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، أَيْ: خَالِقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، وَمُبْدِعِهِمَا عَلَى غَيْرِ مِثَالٍ سَابِقٍ.

Yüce Allah'ın bu yüce ayetteki: «Gökleri ve yeri yaratan (Fâtır)» buyruğu; yani gökleri ve yeri yaratan, onları geçmiş bir örneği olmaksızın yoktan var eden demektir.

20389. Metin

وَقَالَ ابْنُ كَثِيرٍ ﵀ فِي تَفْسِيرِ هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: قَالَ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵄، قَالَ: كُنْتُ لَا أَدْرِي مَا فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، حَتَّى أَتَانِي أَعْرَابِيَّانِ يَخْتَصِمَانِ فِي بِئْرٍ، فَقَالَ أَحَدُهُمَا لِصَاحِبِهِ: أَنَا فَطَرْتُهَا، أَيْ: بَدَأْتُهَا.

İbn Kesîr rahimehullâh bu yüce ayetin tefsirinde şöyle demiştir: Süfyân es-Sevrî, İbrâhim b. Muhâcir'den, o Mücâhid'den, o da İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ şöyle rivayet etmiştir: Bir kuyu hakkında tartışan iki bedevi bana gelinceye kadar «Fâtıru's-semâvâti ve'l-ard» [ifadesinin] ne anlama geldiğini bilmiyordum. Onlardan biri arkadaşına: 'Onu ben fatartu' yani 'onu ilk ben başlattım/kazdım' dedi.

20390. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ الْآيَةَ. ذَكَرَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ مَا يَفْتَحُهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَإِنْعَامِهِ عَلَيْهِمْ بِجَمِيعِ أَنْوَاعِ النِّعَمِ، لَا يَقْدِرُ أَحَدٌ كَائِنًا مَا كَانَ أَنْ يُمْسِكَهُ عَنْهُمْ، وَمَا يُمْسِكُهُ عَنْهُمْ مِنْ رَحِمَتِهِ وَإِنْعَامِهِ لَا يَقْدِرُ أَحَدٌ كَائِنًا مَنْ كَانَ أَنْ يُرْسِلَهُ إِلَيْهِمْ، وَهَذَا مَعْلُومٌ بِالضَّرُورَةِ مِنَ الدِّينِ، وَالرَّحْمَةُ الْمَذْكُورَةُ فِي الْآيَةِ عَامَّةٌ فِي كُلِّ مَا يَرْحَمُ اللَّهُ بِهِ خَلْقَهُ مِنَ الْإِنْعَامِ الدُّنْيَوِيِّ وَالْأُخْرَوِيِّ، كَفَتْحِهِ لَهُمْ رَحْمَةَ الْمَطَرِ ; كَمَا قَالَ تَعَالَى: فَانْظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَةِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا [٣٠ \ ٥٠] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Allah insanlara bir rahmet açacak olursa, artık onu tutacak/engelleyecek yoktur; O'nun tuttuğunu da O'ndan sonra salacak yoktur...» ayeti. Celil ve yüce olan [Allah], bu yüce ayette, her türlü nimetle insanlara rahmetinden ve ihsanından açtığı şeyi, kim olursa olsun hiçbir kimsenin onlardan alıkoymaya güç yetiremeyeceğini; rahmetinden ve ihsanından onlardan alıkoyduğu şeyi de kim olursa olsun hiçbir kimsenin onlara göndermeye güç yetiremeyeceğini bildirmiştir. Bu, dinden zarureten bilinen bir husustur. Ayette zikredilen rahmet; Yüce Allah'ın yağmur rahmetini onlara açması gibi, mahlukatına dünya ve ahiret nimetlerinden merhamet ettiği her şeyi kapsayıcıdır; nitekim Yüce Allah: «Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor!» [30/50] buyurmuştur.

20391. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى: وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ [٧ \ ٥٧] ، وَقَوْلُهُ

Yine Yüce Allah: «O, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderendir» [7/57] buyurmuş; ve Yüce Allah:

20392. Metin

تَعَالَى: وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ الْآيَةَ [٤٢ \ ٢٨] ، وَمِنْ رَحْمَتِهِ إِرْسَالُ الرُّسُلِ، وَإِنْزَالُ الْكُتُبِ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَمَا كُنْتَ تَرْجُو أَنْ يُلْقَى إِلَيْكَ الْكِتَابُ إِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ [٢٨ \ ٨٦] ، كَمَا تَقَدَّمَ إِيضَاحُهُ فِي سُورَةِ «الْكَهْفِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا الْآيَةَ [١٨ \ ٦٥] .

«O, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır...» [42/28] buyurmuştur. Peygamberler göndermek ve kitaplar indirmek de O'nun rahmetindendir; nitekim Yüce Allah: «Sen bu Kitab'ın sana verileceğini ummazdın; ancak o Rabbinden bir rahmettir» [28/86] buyurmuştur. Bu husus, Kehf Suresi'nde Yüce Allah'ın: «Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik...» [18/65] buyruğu ele alınırken daha önce açıklanmıştı.

20393. Metin

وَمَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ وَإِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَادَّ لِفَضْلِهِ [١٠ \ ١٠٧] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا الْآيَةَ [٤٨ \ ١١] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: قُلْ مَنْ ذَا الَّذِي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللَّهِ إِنْ أَرَادَ بِكُمْ سُوءًا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً الْآيَةَ [٣٣ \ ١٧] ، إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.

Bu yüce ayetin içerdiği husus, birçok ayette açıklanarak gelmiştir; nitekim Yüce Allah: «Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer senin için bir hayır dilerse, O'nun lütfunu geri çevirecek de yoktur» [10/107] buyurmuş, yine Yüce Allah: «De ki: Eğer Allah size bir zarar dilerse yahut size bir fayda dilerse, Allah'a karşı kim sizin için bir şeye güç yetirebilir?» [48/11] buyurmuş ve Yüce Allah: «De ki: Eğer Allah size bir kötülük dilerse veya size bir rahmet dilerse, sizi Allah'tan koruyacak kimdir?...» [33/17] buyurmuştur; benzeri diğer ayetler de böyledir.

20394. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا بَعْضَ الْكَلَامِ عَلَى هَذَا فِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ وَإِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ [٦ \ ١٧] ، وَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: مَا يَفْتَحِ اللَّهُ [٣٥ \ ٢] ، وَقَوْلِهِ: وَمَا يُمْسِكْ شُرْطِيَّةٌ، وَفَتْحُ الشَّيْءِ التَّمْكِينُ مِنْهُ وَإِزَالَةُ الْحَوَاجِزِ دُونَهُ، وَالْإِمْسَاكُ بِخِلَافِ ذَلِكَ.

Bu konudaki açıklamaların bir kısmını En'âm Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa, O her şeye hakkıyla güç yetirendir» [6/17] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk. Yüce Allah'ın: «Mâ yeftehıllâh (Allah her ne açarsa)» [35/2] ve: «Ve mâ yümsik (ve her neyi tutarsa)» ifadelerindeki mâ (ما) şart edatıdır. Bir şeyi açmak (feth); ona imkân sağlamak ve önündeki engelleri kaldırmaktır; tutmak (imsâk) ise bunun zıddıdır.

20395. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ. الِاسْتِفْهَامُ فِي قَوْلِهِ: هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ، إِنْكَارِيٌّ فَهُوَ مُضَمَّنٌ مَعْنَى النَّفْيِ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Gökten [ve yerden] sizi rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratıcı mı var?...» O'nun: «Allah'tan başka bir yaratıcı mı var?» sözündeki soru [edatı], inkârîdir (reddetme amaçlıdır) ve olumsuzluk anlamı içermektedir.

20396. Metin

وَالْمَعْنَى: لَا خَالِقَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ، وَالْخَالِقُ هُوَ الْمُسْتَحِقُّ لِلْعِبَادَةِ وَحْدَهُ.

Bunun anlamı: Yalnızca Allah'tan başka hiçbir yaratıcı yoktur; ibadete layık olan da yalnızca yaratıcı olandır.

20397. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لِهَذَا فِي سُورَةِ «الرَّعْدِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ [١٣ \ ١٦] . وَفِي سُورَةِ «الْفُرْقَانِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ [٢٥ \ ٣] ، وَفِي غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْمَوَاضِعِ.

Bunu açıklayan ayetleri Ra'd Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da...» [13/16] buyruğu ele alınırken, Furkân Suresi'nde Yüce Allah'ın: «O'nu bırakıp hiçbir şey yaratmayan, aksine kendileri yaratılan ilahlar edindiler...» [25/3] buyruğu ele alınırken ve diğer yerlerde daha önce sunmuştuk.

20398. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، يَدُلُّ عَلَى أَنَّهُ تَعَالَى هُوَ الرَّازِقُ وَحْدَهُ، وَأَنَّ الْخَلْقَ فِي غَايَةِ الِاضْطِرَارِ إِلَيْهِ تَعَالَى.

Yüce Allah'ın bu yüce ayetteki: «Sizi gökten ve yerden rızıklandıran» buyruğu, rızık verenin yalnızca Yüce Allah olduğuna ve yaratılmışların Yüce Allah'a son derece muhtaç bulunduklarına delalet eder.

20399. Metin

وَالْآيَاتُ الدَّالَّةُ عَلَى ذَلِكَ كَثِيرَةٌ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ [٦٧ \ ٢١] ،

Buna delalet eden ayetler pek çoktur; nitekim Yüce Allah: «Eğer O rızkını kesiverse, size rızık verecek olan kimdir?...» [67/21],

20400. Metin

وَقَوْلِهِ: فَابْتَغُوا عِنْدَ اللَّهِ الرِّزْقَ [٢٩ \ ١٧] .

Ve: «Artık rızkı Allah katında arayın...» [29/17] buyurmuştur.

20401. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا كَثِيرًا مِنَ الْآيَاتِ الدَّالَّةِ عَلَى ذَلِكَ فِي سُورَةِ «بَنِي إِسْرَائِيلَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ [١٧ \ ٩] .

Buna delalet eden ayetlerin birçoğunu Benî İsrâîl (İsrâ) Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Şüphesiz bu Kur'an en doğru yola iletir...» [17/9] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20402. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ. مَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ تَسْلِيَتِهِ ﷺ، بِأَنَّ مَا لَاقَاهُ مِنْ قَوْمِهِ مِنَ التَّكْذِيبِ لَاقَاهُ الرُّسُلُ الْكِرَامُ مِنْ قَوْمِهِمْ قَبْلَهُ صَلَوَاتُ اللَّهِ وَسَلَامُهُ عَلَيْهِمْ جَمِيعًا، جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلَى مَا كُذِّبُوا وَأُوذُوا حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا [٦ \ ٣٤] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: مَا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَ [٤١ \ ٤٣] ، وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ مَعْرُوفَةٌ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Eğer seni yalanlarlarsa, senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Bütün işler Allah'a döndürülür.» Bu yüce ayetin, kavminden gördüğü yalanlamanın benzerini kendisinden önceki değerli peygamberlerin de -Allah'ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun- kendi kavimlerinden gördüğünü belirterek Hz. Peygamber'i sallallâhu aleyhi ve sellem teselli etmesi hususu, birçok ayette açıklanarak gelmiştir; nitekim Yüce Allah: «Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı; yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler, nihayet onlara yardımımız ulaştı» [6/34] buyurmuş, yine Yüce Allah: «Sana söylenenler, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başkası değildir» [41/43] buyurmuştur; bu anlamdaki ayetler çoktur ve bilinmektedir.

20403. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır, siz de onu düşman edinin.»

20404. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الَّتِي بِمَعْنَاهُ فِي مَوَاضِعَ مِنْ هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى فِي «الْكَهْفِ» : أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ الْآيَةَ [١٨ \ ٥٠] .

Bu anlamdaki ayetleri bu mübarek kitabın çeşitli yerlerinde daha önce sunmuştuk; nitekim Kehf Suresi'nde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: «Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dostlar ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır...» [18/50].

20405. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الْحَجِّ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ [٢٢ \ ٤] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «O kendi taraftarlarını ancak çılgın alevli cehennem ehlinden olsunlar diye çağırır.» Bunu açıklayan ayetleri Hac Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Onun hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu dost edinirse, şüphesiz o kimseyi saptırır ve onu alevli ateşin azabına sürükler» [22/4] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20406. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ [٦ \ ٣٣] . وَفِي «الْكَهْفِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ الْآيَةَ [١٨ \ ٦] ، وَغَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْمَوَاضِعِ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Artık onlar için canın hasretlerle (üzüntüden) eriyip gitmesin.» Bunu açıklayan ayetleri En'âm Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz...» [6/33] buyruğu ele alınırken, Kehf Suresi'nde Yüce Allah'ın: «Demek onlar bu söze inanmazlarsa arkalarından neredeyse kendini harap edeceksin...» [18/6] buyruğu ele alınırken ve diğer yerlerde daha önce sunmuştuk.

20407. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَاللَّهُ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ إِلَى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَحْيَيْنَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا كَذَلِكَ النُّشُورُ. مَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ أَنَّ إِحْيَاءَهُ تَعَالَى الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا الْمُشَاهَدِ فِي دَارِ الدُّنْيَا بُرْهَانٌ قَاطِعٌ عَلَى قُدْرَتِهِ عَلَى الْبَعْثِ، قَدْ تَقَدَّمَ إِيضَاحُهُ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي مَوَاضِعَ

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren Allah'tır. Derken biz onu ölü bir beldeye sevk ettik ve ölümünden sonra yeryüzünü onunla dirilttik. İşte [ölümden sonraki] diriliş de böyledir.» Bu yüce ayetin, Yüce Allah'ın dünya yurdunda müşahede edilen ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinin, O'nun [insanları] yeniden diriltmeye olan kudretine kesin bir delil teşkil ettiği yönündeki içerdiği husus, Kur'an ayetleriyle çeşitli yerlerde

20408. Metin

كَثِيرَةٍ فِي سُورَةِ «الْبَقَرَةِ» ، وَ «النَّحْلِ» ، وَ «الْأَنْبِيَاءِ» وَغَيْرِ ذَلِكَ، وَقَدْ تَقَدَّمَتِ الْإِحَالَةُ عَلَيْهِ مِرَارًا.

Bakara, Nahl, Enbiyâ ve diğer surelerde etraflıca açıklanmış ve buna defalarca atıfta bulunulmuştur.

20409. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا. بَيَّنَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَإِنَّهَا جَمِيعَهَا لِلَّهِ وَحْدَهُ، فَلْيَطْلُبْهَا مِنْهُ وَلِيَتَسَبَّبْ لِنَيْلِهَا بِطَاعَتِهِ جَلَّ وَعَلَا، فَإِنَّ مَنْ أَطَاعَهُ أَعْطَاهُ الْعِزَّةَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ. أَمَّا الَّذِينَ يَعْبُدُونَ الْأَصْنَامَ لِيَنَالُوا الْعِزَّةَ بِعِبَادَتِهَا، وَالَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ، يَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ، فَإِنَّهُمْ فِي ضَلَالٍ وَعَمًى عَنِ الْحَقِّ ; لِأَنَّهُمْ يَطْلُبُونَ الْعِزَّةَ مِنْ مَحَلِّ الذُّلِّ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Kim izzet istiyorsa, bilsin ki izzet bütünüyle Allah'ındır.» Celil ve yüce olan [Allah], bu yüce ayette kim izzet istiyorsa şüphesiz onun tamamının yalnızca Allah'a ait olduğunu, dolayısıyla izzeti O'ndan istemesi ve celil ve yüce olan Allah'a itaat ederek ona ulaşma yollarını aramasını açıklamıştır; zira kim O'na itaat ederse, [Allah] ona dünyada ve ahirette izzet verir. Putlara taparak onların ibadetiyle izzet elde etmek isteyenlere ve müminleri bırakıp kâfirleri dost edinerek onların yanında izzet arayanlara gelince; onlar haktan sapmış ve gerçeğe karşı körleşmişlerdir; çünkü onlar izzeti zillet mahallinde aramaktadırlar.

20410. Metin

وَهَذَا الْمَعْنَى الَّذِي دَلَّتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ، جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا [١٩ \ ٨١ - ٨٢] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا [٤ \ ١٣٩] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ [١٠ \ ٦٥] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ الْآيَةَ [٦٣ \ ٨] ، وَقَوْلُهُ تَعَالَى: سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ [٣٧ \ ١٨٠] ، وَالْعِزَّةُ: الْغَلَبَةُ وَالْقُوَّةُ. وَمِنْهُ قَوْلُ الْخَنْسَاءِ:

Bu yüce ayetin delalet ettiği bu mana, Yüce Allah'ın Kitabı'ndaki ayetlerde açıklanarak gelmiştir; nitekim Yüce Allah: «Kendilerine izzet [ve güç] kaynağı olsunlar diye Allah'tan başka ilahlar edindiler. Hayır! [O ilahlar] onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine karşı hasım olacaklardır» [19/81-82] buyurmuş, yine Yüce Allah: «Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenlerdir. Onların yanında izzet mi arıyorlar? Şüphesiz bütün izzet Allah'ındır» [4/139] buyurmuş, yine Yüce Allah: «Onların sözleri seni üzmesin; şüphesiz bütün izzet Allah'ındır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir» [10/65] buyurmuş, yine Yüce Allah: «Diyorlar ki: 'Andolsun eğer Medine'ye dönersek, en güçlü/şerefli olan en güçsüz/zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.' Oysa izzet Allah'ındır, O'nun Resûlü'nündür...» [63/8] buyurmuş ve Yüce Allah: «İzzet sahibi Rabbin, onların nitelediklerinden münezzehtir» [37/180] buyurmuştur. İzzet (الْعِزَّةُ); üstünlük ve güç demektir. Hansâ'nın şu şiiri de bu kabildendir:

20411. Metin

كَأَنْ لَمْ يَكُونُوا حِمًى يُحْتَشَى ... إِذِ النَّاسُ إِذْ ذَاكَ مَنْ عَزِيزَا

Sanki onlar girilmesinden sakınılan bir koruluk değildiler... O dönemde insanlar 'kim üstün gelirse yağmalar' [durumundayken].

20412. Metin

أَيْ: مَنْ غَلَبَ اسْتَلَبَ، وَمِنْهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ [٣٨ \ ٢٣] ، أَيْ: غَلَبَنِي وَقَوِيَ عَلَيَّ فِي الْخُصُومَةِ.

Yani: Kim galip gelirse yağmalar. Yüce Allah'ın: «Tartışmada bana üstün geldi» [38/23] sözü de bundandır; yani tartışmada bana galip geldi ve bana üstünlük sağladı.

20413. Metin

وَقَوْلُ مِنْ قَالَ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ: إِنَّ مَعْنَى الْآيَةِ: مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ، أَيْ: يُرِيدُ أَنْ يَعْلَمَ لِمَنِ الْعِزَّةُ أَصْوَبُ مِنْهُ مَا ذَكَرْنَا، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

İlim ehlinden bazılarının söylediği: 'Ayetin anlamı: Kim izzet istiyorsa, yani izzetin kime ait olduğunu bilmek istiyorsa [bilsin ki izzet Allah'ındır]' sözüne gelince; bizim zikrettiğimiz görüş bundan daha isabetlidir. İlim Yüce Allah'ın katındadır.

20414. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ الْآيَةَ. قَدْ تَقَدَّمَ بَعْضُ الْكَلَامِ عَلَيْهِ فِي سُورَةِ «النَّحْلِ» ، مَعَ إِعْرَابِ السَّيِّئَاتِ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Kötülükleri tuzak kurarak planlayanlar var ya, onlar için şiddetli bir azap vardır...» ayeti. Bununla ilgili açıklamaların bir kısmı, es-seyyiât (السَّيِّئَاتِ) kelimesinin irabıyla birlikte Nahl Suresi'nde daha önce geçmişti.

20415. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا فِي مَوَاضِعَ أُخَرَ أَنَّ مِنْ مَكْرِهِمُ السَّيِّئَاتِ كُفْرَهُمْ بِاللَّهِ وَأَمْرَهُمْ أَتْبَاعَهُمْ بِهِ ; كَمَا قَالَ تَعَالَى: وَقَالَ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ إِذْ تَأْمُرُونَنَا أَنْ نَكْفُرَ بِاللَّهِ وَنَجْعَلَ لَهُ أَنْدَادًا [٣٤ \ ٣٣] ، وَكَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا [٧١ \ ٢٢ - ٢٣] ، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

Onların kötü tuzaklarından birinin de Allah'ı inkâr etmeleri ve tâbilerine bunu emretmeleri olduğunu diğer yerlerde daha önce sunmuştuk; nitekim Yüce Allah: «Zayıf düşürülenler de büyüklük taslayanlara: 'Hayır, gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır; çünkü siz bize Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz' derler» [34/33] ve Yüce Allah: «Büyük bir tuzak kurdular ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın; Vedd'i, Süvâ'ı, Yeğûs'u, Ye'ûk'u ve Nesr'i asla bırakmayın» [71/22-23] buyurmuştur. İlim Yüce Allah'ın katındadır.

20416. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ. قَدْ تَقَدَّمَ إِيضَاحُهُ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْحَجِّ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ الْآيَةَ [٢٢ \ ٥] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Allah sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden (damladan) yarattı...» Bunun Kur'an ayetleriyle açıklaması, Hac Suresi'nin başında, Yüce Allah'ın: «Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şüphesiz biz sizi topraktan yarattık...» [22/5] buyruğu ele alınırken daha önce sunulmuştu.

20417. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الرَّعْدِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ [١٣ \ ٨] ، مَعَ بَيَانِ الْأَحْكَامِ الْمُتَعَلِّقَةِ بِالْآيَةِ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Hiçbir dişi O'nun ilmi olmadan ne gebe kalır ne de doğurur.» Bunu açıklayan ayetleri, ayetle ilgili hükümleri açıklamakla birlikte, Ra'd Suresi'nde Yüce Allah'ın: «Allah her dişinin ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey bir ölçü iledir» [13/8] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20418. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ. قَدْ قَدَّمْنَا بَعْضَ الْكَلَامِ عَلَيْهِ فِي آخِرِ سُورَةِ «الْأَحْزَابِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا [٣٣ \ ٧٢] . وَفِي سُورَةِ «الْفُرْقَانِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنِيرًا [٢٥ \ ٦١] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Yaşayan bir kimseye ömür verilmesi de onun ömründen eksiltilmesi de mutlaka bir kitaptadır.» Bununla ilgili açıklamaların bir kısmını Ahzâb Suresi'nin sonunda, Yüce Allah'ın: «Onu insan yüklendi; çünkü o çok zalimdir, çok cahildir» [33/72] buyruğu ele alınırken ve Furkân Suresi'nde Yüce Allah'ın: «Orada bir kandil ve aydınlatıcı bir ay var etti» [25/61] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20419. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِغٌ شَرَابُهُ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ. تَقَدَّمَ إِيضَاحُهُ فِي سُورَةِ «الْفُرْقَانِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ [٢٥ \ ٥٣] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «İki deniz bir olmaz; şu tatlı, susuzluğu keser, içimi kolaydır; şu da tuzlu ve acıdır.» Bunun açıklaması, Furkân Suresi'nde Yüce Allah'ın: «İki denizi salıveren O'dur; şu tatlı ve susuzluğu kesici, şu ise tuzlu ve acıdır...» [25/53] buyruğu ele alınırken daha önce geçmişti.

20420. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا. قَدْ تُقَدَّمَ الْكَلَامُ عَلَيْهِ مَعَ بَسْطِ أَحْكَامٍ فِقْهِيَّةٍ تَتَعَلَّقُ بِذَلِكَ فِي سُورَةِ «النَّحْلِ» ، فِي

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Hepsinden de taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız...» Bununla ilgili açıklama, buna dair fıkhî hükümlerin genişçe anlatılmasıyla birlikte Nahl Suresi'nde

20421. Metin

الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا [١٦ \ ١٤] .

Yüce Allah'ın: «O, taze et yiyesiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarasınız diye denizi hizmetinize verendir...» [16/14] buyruğu ele alınırken daha önce geçmişti.

20422. Metin

وَتَقَدَّمَ فِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ [٦ \ ١٣٠] . أَنَّ قَوْلَهُ فِي آيَةِ «فَاطِرٍ» هَذِهِ: وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا، دَلِيلٌ قُرْآنِيٌّ وَاضِحٌ عَلَى بُطْلَانِ دَعْوَى مَنِ ادَّعَى مِنَ الْعُلَمَاءِ أَنَّ اللُّؤْلُؤَ وَالْمَرْجَانَ لَا يَخْرُجَانِ إلَّا مِنَ الْبَحْرِ الْمِلْحِ خَاصَّةً.

En'âm Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size peygamberler gelmedi mi?...» [6/130] buyruğu ele alınırken geçmişti ki, bu Fâtır ayetindeki: «Hepsinden de taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız» ifadesi; âlimlerden incinin ve mercanın sadece tuzlu denizden çıktığını iddia edenlerin bu iddiasının geçersizliğine açık bir Kur'an delilidir.

20423. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ الْآيَةَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا [١٩ \ ٨٢] ، وَفِي غَيْرِهِ مِنَ الْمَوَاضِعِ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Kıyamet günü ise sizin ortak koşmanızı inkâr ederler...» ayeti. Bunu açıklayan ayetleri Meryem Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Hayır! [O ilahlar] onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine karşı hasım olacaklardır» [19/82] buyruğu ele alınırken ve diğer yerlerde daha önce sunmuştuk.

20424. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ. بَيَّنَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّهُ غَنِيٌّ عَنْ خَلْقِهِ، وَأَنَّ خَلْقَهُ مُفْتَقِرٌ إِلَيْهِ، أَيْ: فَهُوَ يَأْمُرُهُمْ وَيَنْهَاهُمْ لَا لِيَنْتَفِعَ بِطَاعَتِهِمْ، وَلَا لِيَدْفَعَ الضُّرَّ بِمَعْصِيَتِهِمْ، بَلِ النَّفْعُ فِي ذَلِكَ كُلِّهِ لَهُمْ، وَهُوَ جَلَّ وَعَلَا الْغَنِيُّ لِذَاتِهِ الْغِنَى الْمُطْلَقَ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız; Allah ise zengin olandır, övgüye layık olandır.» Celil ve yüce olan [Allah], bu yüce ayette yarattıklarına muhtaç olmadığını, yarattıklarının ise O'na muhtaç olduğunu açıklamıştır; yani O, onlara onların itaatinden faydalanmak veya isyanlarıyla bir zararı savmak için emir ve yasaklar koymaz; bilakis bütün bunlardaki fayda onlaradır; celil ve yüce olan Allah ise zatı gereği mutlak zengin (Ganî) olandır.

20425. Metin

وَمَا دَلَّتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مَعَ كَوْنِهِ مَعْلُومًا مِنَ الدِّينِ بِالضَّرُورَةِ، جَاءَ فِي مَوَاضِعَ كَثِيرَةٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَاللَّهُ الْغَنِيُّ وَأَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ وَإِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ الْآيَةَ [٤٧ \ ٣٨] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللَّهُ وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ [٦٤ \ ٦] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَقَالَ مُوسَى إِنْ تَكْفُرُوا أَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ [١٤ \ ٨] ، إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.

Bu yüce ayetin delalet ettiği husus, dinden zorunlu olarak bilinmekle birlikte, Allah'ın Kitabı'nda birçok yerde geçmektedir; nitekim Yüce Allah: «Allah zengindir, siz ise muhtaçsınız. Eğer yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir kavim getirir...» [47/38] buyurmuş, yine Yüce Allah: «İnkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övgüye layık olandır» [64/6] buyurmuş ve Yüce Allah: «Musa dedi ki: 'Eğer siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi inkâr etseniz bile, şüphesiz Allah zengindir, övgüye layık olandır'» [14/8] buyurmuştur; benzeri diğer ayetler de böyledir.

20426. Metin

وَبِذَلِكَ تَعْلَمُ عِظَمَ افْتِرَاءِ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَاءُ [٣ \ ١٨١] ، وَقَدْ هَدَّدَهُمُ اللَّهُ عَلَى ذَلِكَ، بِقَوْلِهِ: سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ [٣ \ ١٨١] .

Bununla: «Allah fakirdir, biz ise zenginiz» [3/181] diyenlerin iftirasının büyüklüğünü anlarsın. Allah onları bu sözleri üzerine: «Söylediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve: 'Tadın yangın azabını!' diyeceğiz» [3/181] buyurarak tehdit etmiştir.

20427. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Eğer dilerse sizi yok eder ve yeni bir yaratılış getirir. Bu da Allah'a göre güç bir şey değildir.»

20428. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «النِّسَاءِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِآخَرِينَ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى ذَلِكَ قَدِيرًا [٤ \ ١٣٢] .

Bunu açıklayan ayetleri Nisâ Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Ey insanlar! Eğer O dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah buna hakkıyla kadirdir» [4/133] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20429. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ مَعَ الْجَوَابِ عَنْ بَعْضِ الْأَسْئِلَةِ الْوَارِدَةِ عَلَى الْآيَةِ فِي سُورَةِ «بَنِي إِسْرَائِيلَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولًا [١٧ \ ١٥] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: «Hiçbir günahkâr bir başkasının günah yükünü yüklenmez.» Bunu açıklayan ayetleri ve ayetle ilgili yöneltilen bazı soruların cevabını Benî İsrâîl (İsrâ) Suresi'nde, Yüce Allah'ın: «Hiçbir günahkâr bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz bir elçi göndermedikçe azap edici değiliz» [17/15] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20430. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَإِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «النَّحْلِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ [١٦ \ ٢٥] ، وَوَجْهُ الْجَمْعِ بَيْنَ أَمْثَالِ هَذِهِ الْآيَةِ وَبَيْنَ قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ [٢٩ \ ١٣] ، وَنَحْوِهَا مِنَ الْآيَاتِ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَإِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ } “Yükü ağır olan kimse onu taşımak için [başkalarını] çağırsa, ondan hiçbir şey taşınmaz.” Bunu açıklayan ayetleri Nahl Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ } “Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak ve bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını yüklenmeleri için [böyle derler]. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!” [16/25] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk; ayrıca bu ayet benzerleri ile Yüce Allah'ın: { وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ } “Onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber başka yükleri de taşıyacaklardır” [29/13] buyruğu ve benzeri ayetlerin arasını bağdaştırma yöntemini de [orada açıklamıştık].

20431. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ. ذَكَرَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ إِنْذَارَهُ ﷺ مَحْصُورٌ فِي الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ، وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ، وَهَذَا الْحَصْرُ الْإِضَافِيُّ ; لِأَنَّهُمْ هُمُ الْمُنْتَفِعُونَ بِالْإِنْذَارِ، وَغَيْرُ الْمُنْتَفِعِ بِالْإِنْذَارِ كَأَنَّهُ هُوَ وَالَّذِي لَمْ يُنْذَرْ سَوَاءٌ، بِجَامِعِ عَدَمِ النَّفْعِ فِي كُلٍّ مِنْهُمَا.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { إِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ } “Sen ancak görmedikleri halde Rablerinden korkanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarırsın.” Celil ve Yüce olan [Allah], bu yüce ayette [Peygamber'in] (sallallâhu aleyhi ve sellem) uyarısının yalnızca görmedikleri halde Rablerinden korkan ve namazı dosdoğru kılan kimselere has kılındığını zikretmiştir. Bu hasr (sınırlama) izafîdir; zira uyarıdan faydalananlar yalnızca onlardır. Uyarıdan faydalanmayan kimse ise, her ikisinde de faydanın bulunmaması ortak paydasından ötürü sanki hiç uyarılmamış olan kimseyle bir gibidir.

20432. Metin

وَهَذَا الْمَعْنَى جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ الْآيَةَ [٣٦ \ ١٠ - ١١] ، وَقَوْلِهِ: إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا [٧٩ \ ٤٥] ، وَيُشْبِهُ مَعْنَى ذَلِكَ فِي الْجُمْلَةِ قَوْلَهُ تَعَالَى: فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ [٥٠ \ ٤٥] ، وَقَدْ قَدَّمْنَا مَعْنَى الْإِنْذَارِ وَأَنْوَاعَهُ مُوَضَّحًا فِي سُورَةِ «الْأَعْرَافِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ [٧ \ ٢] .

Bu anlam, Yüce Allah'ın Kitabı'ndaki ayetlerde açıklanmış olarak gelmiştir; nitekim Yüce Allah: { وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ } “Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. Sen ancak Zikir'e uyan ve görmediği halde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarırsın...” [36/10-11] buyurmuş, yine: { إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا } “Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın” [79/45] buyurmuştur. Genel anlamda buna benzeyen bir diğer buyruk da Yüce Allah'ın: { فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ } “Benim tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver” [50/45] ayetidir. İnzarın (uyarmanın) anlamını ve çeşitlerini A'râf Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ } “Onunla uyarman ve müminlere öğüt olsun diye [indirilen bu kitaptan dolayı] göğsünde bir sıkıntı olmasın” [7/2] buyruğu ele alınırken açıklanmış olarak daha önce sunmuştuk.

20433. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ. قَدْ قَدَّمْنَا إِيضَاحَهُ بِالْآيَاتِ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «هُودٍ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْأَعْمَى وَالْأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ الْآيَةَ [١١ \ ٢٤] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ } “Kör ile gören bir olmaz.” Bunu ayetlerle açıklamasını Hûd Suresi'nin başında, Yüce Allah'ın: { مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْأَعْمَى وَالْأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ } “Bu iki zümrenin durumu; kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir...” [11/24] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20434. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَا يَسْتَوِي الْأَحْيَاءُ وَلَا الْأَمْوَاتُ.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَمَا يَسْتَوِي الْأَحْيَاءُ وَلَا الْأَمْوَاتُ } “Diriler ile ölüler de bir olmaz.”

20435. Metin

الْأَحْيَاءُ هُنَا: الْمُؤْمِنُونَ، وَالْأَمْوَاتُ: الْكُفَّارُ ; فَالْحَيَاةُ هُنَا حَيَاةُ إِيمَانٍ، وَالْمَوْتُ مَوْتُ كُفْرٍ.

Buradaki diriler: Müminlerdir, ölüler ise: Kâfirlerdir. Zira buradaki hayat iman hayatı, ölüm ise küfür ölümüdür.

20436. Metin

وَهَذَا الْمَعْنَى جَاءَ مُوَضَّحًا فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: أَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا [٦ \ ١٢٢] ، فَقَوْلُهُ: أَوَ مَنْ كَانَ مَيْتًا، أَيْ: مَوْتَ كُفْرٍ فَأَحْيَيْنَاهُ حَيَاةَ إِيمَانٍ ; وَكَقَوْلِهِ تَعَالَى: لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ [٣٦ \ ٧٠] ، فَيُفْهَمُ مِنْ قَوْلِهِ: مَنْ كَانَ حَيًّا، أَيْ - وَهِيَ حَيَاةُ إِيمَانٍ - إِنَّ الْكَافِرِينَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ لَيْسُوا كَذَلِكَ، وَقَدْ أَطْبَقَ الْعُلَمَاءُ عَلَى أَنَّ مَعْنَى قَوْلِهِ: إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ [٦ \ ٣٦] ، أَنَّ الْمَعْنَى: وَالْكُفَّارُ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ.

Bu anlam, buradan başka bir yerde de açıklanmış olarak gelmiştir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { أَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا } “Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp oradan hiç çıkamayan kimse gibi midir?” [6/122]. Ayette geçen: “Ölü iken” ifadesi, yani: Küfür ölümüyle [ölü iken], “Onu dirilttiğimiz” ifadesi ise: İman hayatıyla [dirilttiğimiz] demektir. Yine Yüce Allah'ın şu buyruğu gibidir: { لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ } “[Kur'an], diri olan kimseyi uyarsın ve kâfirler aleyhine o söz hak olsun diye [indirilmiştir]” [36/70]. Buradaki: “Diri olan kimse” -ki bu iman hayatıdır- sözünden anlaşılmaktadır ki, aleyhlerine söz hak olan kâfirler böyle değildirler. Âlimler, Yüce Allah'ın: { إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ } “[Davete] ancak işitenler icabet eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltir” [6/36] buyruğunun anlamının: “Kâfirlere gelince, Allah onları diriltir” şeklinde olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

20437. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا هَذَا مُوَضَّحًا بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي سُورَةِ «النَّمْلِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ الْآيَةَ [٢٧ \ ٨٠] .

Bunu Kur'an ayetleriyle açıklanmış olarak Neml Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ } “Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin, sağırlara da çağrıyı işittiremezsin...” [27/80] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20438. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا أَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ وَمَا جَاءَ فِي سَمَاعِ الْمَوْتَى فِي سُورَةِ «النَّمْلِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى الْآيَةَ [٢٧ \ ٨٠] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا أَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ } “Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin.” Bunu açıklayan ayetleri ve ölülerin işitmesi konusunda gelen rivayetleri Neml Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى } “Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin...” [27/80] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20439. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنَزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَيْهِ فِي سُورَةِ «الرُّومِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ الْآيَةَ [٣٠ \ ٢٢] ، وَبَيَّنَّا هُنَاكَ دَلَالَةَ الْآيَاتِ عَلَى أَنَّهُ جَلَّ وَعَلَا هُوَ الْمُؤَثِّرُ وَحْدَهُ، وَأَنَّ الطَّبَائِعَ لَا تَأْثِيرَ لَهَا إِلَّا بِمَشِيئَتِهِ تَعَالَى.

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنَزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ } “Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi; onunla türlü türlü renklerde meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı, farklı renklerde ve simsiyah yollar [yarattık]. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü türlü renkte olanlar vardır.” Bu konudaki açıklamayı Rûm Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ } “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun ayetlerindendir...” [30/22] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuş ve orada ayetlerin, celil ve yüce olan Allah'ın tek tesir edici olduğuna ve Yüce Allah'ın dilemesi olmadıkça tabiatların hiçbir tesirinin bulunmadığına delaletini açıklamıştık.

20440. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا، إِلَى قَوْلِهِ: وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ. قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَى هَذِهِ الْآيَةِ، مَعَ نَظَائِرِهَا مِنْ آيَاتِ الرَّجَاءِ اسْتِطْرَادًا، وَذَكَرْنَا مَعْنَى الظَّالِمِ وَالْمُقْتَصِدِ وَالسَّابِقِ، وَوَجْهُ تَقْدِيمِ الظَّالِمِ عَلَيْهِمَا بِالْوَعْدِ فِي الْجَنَّاتِ فِي سُورَةِ «النُّورِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَا يَأْتَلِ أُولُو الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ أَنْ يُؤْتُوا أُولِي الْقُرْبَى الْآيَةَ [٢٤ \ ٢٢] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا } “Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık” [ayetinden], { وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ } “Orada giysileri de ipektir” buyruğuna kadar [olan kısım]. Bu ayet hakkındaki açıklamayı, recâ (ümit) ayetlerindeki benzerleriyle birlikte bir yan konu olarak daha önce sunmuş; Nûr Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَلَا يَأْتَلِ أُولُو الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ أَنْ يُؤْتُوا أُولِي الْقُرْبَى } “İçinizden fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabalara vermemek üzere yemin etmesinler...” [24/22] buyruğu ele alınırken zâlim, muktesid ve sâbık kelimelerinin anlamını ve cennetler vaadi hususunda zâlimin diğer ikisinin önüne geçirilme gerekçesini zikretmiştik.

20441. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ قَدْ قَدَّمْنَاهُ مَعَ الْآيَاتِ الْمُمَاثِلَةِ، وَالْمُشَابِهَةِ لَهُ فِي سُورَةِ «النَّحْلِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا.

Yüce Allah'ın bu yüce ayetteki: { وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ } “Orada giysileri de ipektir” buyruğunu, buna denk ve benzer ayetlerle birlikte Nahl Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا } “Ve giyeceğiniz bir süs eşyası çıkarasınız diye...” buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20442. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الْأَعْرَافِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ الْآيَةَ [٧ \ ٥٣] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ } “Onlar orada: 'Rabbimiz! Bizi çıkar da [daha önce] yaptıklarımızdan başka salih amel işleyelim' diye feryat ederler.” Bunu açıklayan ayetleri A'râf Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ } “Onun tevili (haber verdiği sonuç) geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar derler ki: 'Gerçekten Rabbimizin elçileri hakkı getirmişti. Acaba bizim için şefaatçiler var mı ki bize şefaat etsinler, yahut [dünyaya] geri döndürülür müyüz ki yapmış olduğumuz amellerden başkasını yapalım?'...” [7/53] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20443. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قُلْ أَرَأَيْتُمْ شُرَكَاءَكُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ الْآيَةَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الْفُرْقَانِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ [٢٥ \ ٣] . وَفِي سُورَةِ «الرَّعْدِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ الْآيَةَ [١٣ \ ١٦] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { قُلْ أَرَأَيْتُمْ شُرَكَاءَكُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ } “De ki: 'Allah'ı bırakıp da yalvardığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yerden neyi yarattılar?'...” Bunu açıklayan ayetleri Furkân Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ } “O'nu bırakıp da hiçbir şey yaratamayan, üstelik kendileri yaratılmış olan ilahlar edindiler...” [25/3] buyruğu ele alınırken ve Ra'd Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ } “Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü? De ki: 'Allah her şeyin yaratıcısıdır'...” [13/16] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20444. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَنْ تَزُولَا الْآيَةَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الْحَجِّ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ [٢٢ \ ٦٥] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَنْ تَزُولَا } “Şüphesiz Allah, zeval bulmasınlar (yok olup gitmesinler) diye gökleri ve yeri tutar...” Bunu açıklayan ayetleri Hac Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ } “O'nun izni olmadıkça yerin üzerine düşmesin diye göğü tutar” [22/65] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20445. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَهُمْ نَذِيرٌ لَيَكُونُنَّ أَهْدَى مِنْ إِحْدَى الْأُمَمِ الْآيَةَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَيْهِ فِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: أَوْ تَقُولُوا لَوْ أَنَّا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ الْآيَةَ [٦ \ ١٥٧] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَهُمْ نَذِيرٌ لَيَكُونُنَّ أَهْدَى مِنْ إِحْدَى الْأُمَمِ } “Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden kesinlikle daha doğru yolda olacaklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin ettiler...” Bu konudaki açıklamayı En'âm Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { أَوْ تَقُولُوا لَوْ أَنَّا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ } “Yahut: 'Eğer bize kitap indirilseydi kesinlikle onlardan daha doğru yolda olurduk' demeyesiniz...” [6/157] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.

20446. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ الْآيَةَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ وَشَوَاهِدَهُ الْعَرَبِيَّةَ فِي سُورَةِ «النَّحْلِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ الْآيَةَ [١٦ \ ٦١] .

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ } “Eğer Allah insanları kazandıkları [günahlar] yüzünden cezalandırsaydı, onun (yerin) sırtında hiçbir canlı bırakmazdı...” Bunu açıklayan ayetleri ve Arap dilindeki şahitlerini Nahl Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ } “Eğer Allah insanları zulümleri sebebiyle cezalandırsaydı, onun üzerinde hiçbir canlı bırakmazdı...” [16/61] buyruğu ele alınırken daha önce sunmuştuk.