26473. Metin
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
26474. Metin
سُورَةُ الْمُجَادِلَةِ.
Mücâdele Suresi.
26475. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَائِهِمْ مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ إِلَى قَوْلِهِ: فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا.
Yüce Allah'ın: { الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَائِهِمْ مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ } “İçinizden zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir...” kavlinden { فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا } “...altmış yoksulu doyurmaktır” kavline kadar olan kısım.
26476. Metin
قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَيْهِ مُوَضَّحًا فِي سُورَةِ الْأَحْزَابِ فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ [٣٣ \ ٤] ، وَبَيَّنَّا هُنَاكَ كَلَامَ أَهْلِ الْعِلْمِ، وَأَدِلَّتَهُمْ، وَمُنَاقَشَتَهَا فِي مَسَائِلِ الظِّهَارِ، وَمَسَائِلِ أَحْكَامِ الْكَفَّارَةِ بِالْعِتْقِ، وَالصِّيَامِ، وَالْإِطْعَامِ، وَأَوْجُهَ الْقِرَاءَةِ فِي الْآيَةِ.
Buna dair açıklamayı Ahzâb Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ } [33/4] “...kendilerine zıhâr yaptığınız eşlerinizi de sizin analarınız kılmamıştır” kavlini incelerken genişçe vermiştik. Orada ilim ehlinin sözlerini, delillerini, zıhâr meselelerindeki ve köle azadı, oruç, yedirme şeklindeki kefâret hükümlerinin meselelerindeki münakaşalarını ve ayetteki kıraat vecihlerini açıklamıştık.
26477. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَى ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ إِلَى قَوْلِهِ: إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ.
Yüce Allah'ın: { أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَى ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ } “Görmedin mi ki, Allah göklerde olanı da yerde olanı da bilir. Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüleri mutlaka O'dur...” kavlinden { إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ } “...Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir” kavline kadar olan kısım.
26478. Metin
قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَيْهِ فِي آخِرِ سُورَةِ النَّحْلِ فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ [١٦ \ ١٢٨] ، وَذَكَرْنَا هُنَاكَ مَعْنَى الْمَعِيَّةِ الْخَاصَّةِ، وَالْمَعِيَّةِ الْعَامَّةِ، وَالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ الدَّالَّةِ عَلَى كُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا.
Buna dair açıklamayı Nahl Suresi'nin sonunda, Yüce Allah'ın: { إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ } [16/128] “Şüphesiz Allah, takva sahipleriyle ve iyilik edenlerle beraberdir” kavlini incelerken sunmuştuk. Orada özel maiyyet (beraberlik) ile genel maiyyetin anlamını ve her birine delalet eden Kur'an ayetlerini zikretmiştik.
26479. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوَى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ.
Yüce Allah'ın: { أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوَى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ } “Gizli konuşmaktan menedildikten sonra, menedildikleri şeye dönüp günah ve düşmanlık üzere fısıldaşanları görmedin mi?” kavli.
26480. Metin
قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَيْهِ مَعَ بَيَانِ الْفِرَقِ بَيْنَ النَّجْوَى بِالْخَيْرِ، وَالنَّجْوَى بِالْإِثْمِ وَالْعَدُوَّانِ فِي سُورَةِ النِّسَاءِ فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ [٤ \ ١١٤] .
Buna dair açıklamayı, hayır ile yapılan fısıldaşma ile günah ve düşmanlık ile yapılan fısıldaşma arasındaki farkın beyanıyla birlikte Nisâ Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ } [4/114] “Bir sadaka vermeyi yahut bir iyilik yapmayı yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki müstesna, onların gizli fısıldaşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur” kavlini incelerken sunmuştuk.
26481. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْ.
Yüce Allah'ın: { أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْ } “Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan” kavli.
26482. Metin
قَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ: مَعْنَى أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا: أَلَمْ يَنْتَهِ عِلْمُكَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا.
Bazı ilim ehli şöyle demiştir: { أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا } kavlinin manası: Bilgin, o dostluk kuran kimselere ulaşmadı mı, demektir.
26483. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا الرَّدَّ عَلَى مَنْ قَالَ: إِنَّ لَفْظَةَ «أَلَمْ تَرَ» لَا تُعَدَّى إِلَّا بِحَرْفِ الْجَرِّ الَّذِي هُوَ
«Elem tera» (أَلَمْ تَرَ) lafzının sadece cer harfi olan
26484. Metin
«إِلَى» ، وَلَا تَتَعَدَّى بِنَفْسِهَا إِلَى الْمَفْعُولِ، وَبَيَّنَّا أَنَّ ذَلِكَ وَإِنْ كَانَ هُوَ الَّذِي فِي الْقُرْآنِ فِي جَمِيعِ الْمَوَاضِعِ فَإِنَّ تَعْدِيَتَهَا إِلَى الْمَفْعُولِ بِنَفْسِهَا صَحِيحَةٌ.
«İlâ» (إِلَى) ile geçişli kılınacağını ve mef'ûle (nesneye) bizzat kendisinin geçişli olamayacağını söyleyen kimseye reddiyeyi daha önce sunmuştuk. Kur'an'daki bütün yerlerde durum böyle olsa bile, bu fiilin bizzat kendisinin mef'ûle geçişli kılınmasının da sahih olduğunu açıklamıştık.
26485. Metin
وَمِنْ شَوَاهِدِ ذَلِكَ قَوْلُ امْرِئِ الْقَيْسِ:
Bunun şahitlerinden biri İmruü'l-Kays'ın şu sözüdür:
26486. Metin
أَلَمْ تَرَيَانِي كُلَّمَا جِئْتُ طَارِقًا ... وَجَدْتُ بِهَا طِيبًا وَإِنْ لَمْ تُطَيَّبِ
Görmez misiniz ikiniz, ona gece her uğradığımda / Güzel bir koku bulurum onda, koku sürünmemiş olsa da.
26487. Metin
وَالْمُرَادُ إِنْكَارُ اللَّهِ عَلَى الْمُنَافِقِينَ تُوَلِّيهِمُ الْقَوْمَ الَّذِينَ غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ، وَهُمُ الْيَهُودُ وَالْكُفَّارُ، وَهَذَا الْإِنْكَارُ يَدُلُّ عَلَى شِدَّةِ مَنْعِ ذَلِكَ التَّوَلِّي، وَقَدْ صَرَّحَ اللَّهُ بِالنَّهْيِ عَنْ ذَلِكَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ [٦٠ \ ١٣] .
Kastedilen; Allah'ın kendilerine gazap ettiği o topluluğu, yani Yahudileri ve kâfirleri dost edinmelerinden ötürü Allah'ın münafıkları kınamasıdır. Bu kınama, o dostluğun kesin bir şekilde yasaklandığına delalet eder. Nitekim Yüce Allah şu kavlinde bunu açıkça nehyetmiştir: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ } [60/13] “Ey iman edenler! Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin...”
26488. Metin
وَمَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ كَوْنِ الْمُنَافِقِينَ لَيْسُوا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، وَلَا مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ تَوَلَّوْهُمْ، وَهُمُ الَّذِينَ غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ الْيَهُودِ - جَاءَ مُوَضَّحًا فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ كَقَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ إِلَى قَوْلِهِ: مُذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَلَا إِلَى هَؤُلَاءِ [٤ \ ١٤٢ - ١٤٣] .
Bu yüce ayetin içerdiği, münafıkların ne müminlerden ne de dost edindikleri, Allah'ın gazap ettiği o Yahudi topluluğundan olmadıkları hususu, başka yerlerde de açıklanmıştır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ } “Şüphesiz münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlar; hâlbuki O, onların hilelerini başlarına geçirendir...” kavlinden { مُذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَلَا إِلَى هَؤُلَاءِ } [4/142-143] “...arada bocalayıp dururlar; ne bunlara [aittirler] ne de şunlara” kavline kadar.
26489. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ.
Yüce Allah'ın: { اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ } “Yeminlerini kalkan edindiler de Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir azap vardır” kavli.
26490. Metin
ذَكَرَ - جَلَّ وَعَلَا - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ الْمُنَافِقِينَ اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً، وَالْأَيْمَانُ جَمْعُ يَمِينٍ، وَهِيَ الْحَلِفُ، وَالْجُنَّةُ هِيَ التُّرْسُ الَّذِي يَتَّقِي بِهِ الْمُقَاتِلُ وَقْعَ السِّلَاحِ. وَالْمَعْنَى أَنَّهُمْ جَعَلُوا الْأَيْمَانَ الْكَاذِبَةَ، وَهِيَ حِلْفُهُمْ لِلْمُسْلِمِينَ إِنَّهُمْ مَعَهُمْ وَإِنَّهُمْ مُخْلِصُونَ فِي بَاطِنِ الْأَمْرِ - تُرْسًا لَهُمْ يَتَّقُونَ بِهِ الشَّرَّ الَّذِي يَنْزِلُ بِهِمْ لَوْ صَرَّحُوا بِكُفْرِهِمْ. وَقَوْلُهُ تَعَالَى: فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ الظَّاهِرُ أَنَّهُ مِنْ «صَدَّ» الْمُتَعَدِّيَةِ، وَأَنَّ الْمَفْعُولَ مَحْذُوفٌ، أَيْ: فَصَدُّوا غَيْرَهُمْ مِمَّنْ أَطَاعَهُمْ لِأَنَّ صُدُودَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ دَلَّ عَلَيْهِ قَوْلُهُ: اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً وَالْحَمْلُ عَلَى التَّأْسِيسِ أَولَى مِنَ الْحَمْلِ عَلَى التَّأْكِيدِ، كَمَا أَوْضَحْنَاهُ مِرَارًا.
[Allah] -celle ve alâ- bu yüce ayette münafıkların yeminlerini bir kalkan edindiklerini zikretmiştir. Eymân (أَيْمَان), yemîn (يَمِين) kelimesinin çoğuludur ve ant içmek demektir. Cünne (جُنَّة) ise savaşçının silahın isabet etmesinden korunduğu kalkandır. Mana şudur: Onlar yalan yeminleri -yani Müslümanlara onlarla beraber olduklarına ve içtenlikle bağlı bulunduklarına dair ettikleri yeminleri- küfürlerini açık etselerdi başlarına gelecek olan kötülükten kendilerini korudukları bir kalkan yapmışlardır. Yüce Allah'ın: { فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ } “Allah'ın yolundan alıkoydular” kavlinin zahiri, bunun geçişli olan «sadde» (صَدَّ) fiilinden geldiği ve mef'ûlün hazfedildiği yönündedir; yani kendilerine uyan başkalarını [alıkoydular]. Zira onların bizzat kendilerinin yüz çevirmesi, { اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً } “Yeminlerini kalkan edindiler” kavliyle anlaşılmaktadır; defalarca açıkladığımız üzere [bir ifadeyi] te'sise (yeni bir mana getirmeye) hamletmek, te'kide (pekiştirmeye) hamletmekten daha evladır.
26491. Metin
وَهَذَانَ الْأَمْرَانِ اللَّذَانِ تَضَمَّنَتْهُمَا هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ، وَهُمَا كَوْنُ الْمُنَافِقِينَ يَحْلِفُونَ الْأَيْمَانَ الْكَاذِبَةَ لِتَكُونَ لَهُمْ جُنَّةً، وَأَنَّهُمْ يَصُدُّونَ غَيْرَهُمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ - جَاءَا مُوَضَّحَيْنِ فِي آيَاتٍ أُخَرَ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا أَيْمَانُهُمُ الْكَاذِبَةُ فَقَدْ بَيَّنَهَا اللَّهُ - جَلَّ وَعَلَا - فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ، كَقَوْلِهِ تَعَالَى فِي هَذِهِ السُّورَةِ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ [٥٨ \ ١٤] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَنْ يُرْضُوهُ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ الْآيَةَ [٩ \ ٩٥] ،
Bu yüce ayetin içerdiği bu iki husus -yani münafıkların kendilerine kalkan olsun diye yalan yeminler etmeleri ve başkalarını Allah'ın yolundan alıkoymaları- Allah'ın Kitabı'ndaki başka ayetlerde de açıklanmıştır. Yalan yeminlerine gelince, bunu Allah -celle ve alâ- birçok ayette beyan etmiştir; nitekim bu surede Yüce Allah: { وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ } [58/14] “Ve onlar bile bile yalan üzerine yemin ederler” buyurmuştur. Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَنْ يُرْضُوهُ } “Sizi razı etmek için Allah'a yemin ederler. Hâlbuki eğer mümin iseler razı etmelerine Allah ve Resulü daha layıktır”. Ve yine Yüce Allah: { سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ } [9/95] “Onların yanına döndüğünüz zaman, kendilerinden [vazgeçip] vaziyeti görmezden gelesiniz diye Allah'a yemin edecekler. Artık onlardan yüz çevirin; çünkü onlar murdardır ve varacakları yer cehennemdir...” ayetini buyurmuştur.
26492. Metin
وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَسَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنْفُسَهُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ [٩ \ ٤٢] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ [٦٣ \ ٢] .
Ve Yüce Allah'ın şu kavlidir: { وَسَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنْفُسَهُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ } [9/42] “'Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık' diye Allah'a yemin edecekler; kendilerini helak ediyorlar. Allah bilir ki onlar kesinlikle yalancıdırlar”. Ve Yüce Allah'ın şu kavlidir: { اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ } [63/2] “Yeminlerini kalkan edindiler de Allah'ın yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!”
26493. Metin
وَأَمَّا صَدُّهُمْ مَنْ أَطَاعَهُمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَقَدْ بَيَّنَهُ اللَّهُ فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِهِ كَقَوْلِهِ تَعَالَى: قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنْكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِإِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا [٣٣ \ ١٨] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا [٣ \ ١٥٦] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: الَّذِينَ قَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا [٣ \ ١٦٨] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَإِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ [٤ \ ٧٢] .
Kendilerine uyanları Allah'ın yolundan alıkoymalarına gelince; Allah bunu Kitabı'ndaki ayetlerde beyan etmiştir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنْكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِإِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا } [33/18] “Şüphesiz Allah, içinizden [cihattan] alıkoyanları ve kardeşlerine 'Bize gelin' diyenleri bilir”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا } [3/156] “Ey iman edenler! İnkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan yahut savaşa giden kardeşleri hakkında: 'Eğer yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi' diyenler gibi olmayın”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { الَّذِينَ قَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا } [3/168] “Kendileri [evlerinde] oturup da kardeşleri hakkında: 'Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi' diyenler...”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَإِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ } [4/72] “İçinizden öyleleri vardır ki, muhakkak ağırdan alırlar”.
26494. Metin
وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ، أَيْ لِأَجْلِ نِفَاقِهِمْ، كَمَا قَالَ تَعَالَى: إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ الْآيَةَ [٤ \ ١٤٥] .
Bu yüce ayetteki Yüce Allah'ın: { فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ } “...artık onlar için alçaltıcı bir azap vardır” kavli, nifakları sebebiyledir; nitekim Yüce Allah: { إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ } [4/145] “Şüphesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar...” ayetinde böyle buyurmuştur.
26495. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا.
Yüce Allah'ın: { لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا } “Onların malları da evlatları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir” kavli.
26496. Metin
قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ الْكَهْفِ فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ إِلَى قَوْلِهِ: خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا [١٨ \ ٣٥ - ٣٦] .
Bunu açıklayan ayetleri Kehf Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ } “Kendisine zulmederek bağına girdi...” kavlinden { خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا } [18/35-36] “...dönüş yeri olarak ondan daha hayırlısını bulurum” kavline kadar olan kısmı incelerken sunmuştuk.
26497. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنْسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ.
Yüce Allah'ın: { اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنْسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ } “Şeytan onları hakimiyeti altına almış da onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur” kavli.
26498. Metin
مَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ إِسْنَادِ إِنْسَاءِ ذِكْرِ اللَّهِ إِلَى الشَّيْطَانِ - ذَكَرَهُ تَعَالَى فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ [٦ \ ٦٨] ،، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَأَنْسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ [١٢ \ ٤٢] ، وَفِي مَعْنَاهُ قَوْلُ فَتَى مُوسَى: وَمَا أَنْسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ [١٨ \ ٦٣] .
Bu yüce ayetin içerdiği Allah'ın zikrinin unutturulmasının şeytana isnat edilmesi hususunu, Yüce [Allah] başka yerlerde de zikretmiştir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ } [6/68] “Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık zalimler topluluğuyla oturma”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { فَأَنْسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ } [12/42] “Fakat şeytan, efendisine bunu anmayı ona unutturdu”. Mûsâ'nın genç arkadaşının şu sözü de bu manadadır: { وَمَا أَنْسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ } [18/63] “Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı”.
26499. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ فِي الْأَذَلِّينَ.
Yüce Allah'ın: { إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ فِي الْأَذَلِّينَ } “Şüphesiz Allah'a ve Resulüne sınır koyup karşı gelenler var ya, işte onlar en alçaklar arasındadırlar” kavli.
26500. Metin
ذَكَرَ - جَلَّ وَعَلَا - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ دَاخِلُونَ فِي جُمْلَةِ الْأَذَلِّينَ - لَا يُوجَدُ أَحَدٌ أَذَلَّ مِنْهُمْ. وَقَوْلُهُ: يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أَيْ يُعَادُونَ وَيُحَالِفُونَ وَيُشَاقُّونَ، وَأَصْلُهُ مُخَالَفَةُ حُدُودِ اللَّهِ الَّتِي حَدَّهَا.
[Allah] -celle ve alâ- bu yüce ayette Allah'a ve Resulüne karşı gelenlerin en alçaklar zümresine dahil olduklarını -onlardan daha alçak hiç kimsenin bulunmadığını- zikretmiştir. O'nun: { يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ } kavli; yani düşmanlık edenler, karşı cephe oluşturanlar ve ayrılık çıkaranlar demektir. Aslı ise Allah'ın belirlediği sınırlara (hududullâha) muhalefet etmektir.
26501. Metin
وَقَوْلُهُ: فِي الْأَذَلِّينَ أَيِ الَّذِينَ هُمْ أَعْظَمُ النَّاسِ ذُلًّا. وَالذُّلُّ: الصَّغَارُ وَالْهَوَانُ وَالْحَقَارَةُ.
O'nun: { فِي الْأَذَلِّينَ } kavli; yani insanların zilletçe en büyüğü olanlar [arasındadırlar] demektir. Zillet (الذُّلُّ): Küçüklük, aşağılık ve hakarettir.
26502. Metin
وَمَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ كَوْنِ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ هُمْ أَذَلَّ خَلْقِ اللَّهِ، بَيَّنَهُ - جَلَّ وَعَلَا - فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ، وَذَلِكَ بِذِكْرِهِ أَنْوَاعَ عُقُوبَتِهِمُ الْمُفْضِيَةِ إِلَى الذُّلِّ وَالْخِزْيِ وَالْهَوَانِ، كَقَوْلِهِ تَعَالَى: أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فِيهَا ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ [٩ \ ٦٣] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ [٥٨ \ ٥] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَوْلَا أَنْ كَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ [٥٩ \ ٣ - ٤] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ [٨ \ ١٢ - ١٤] ، إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Bu yüce ayetin ihtiva ettiği, Allah'a ve Resulüne sınır koyup karşı gelenlerin Allah'ın yarattıklarının en alçağı olduğu hususunu -celle ve alâ- başka yerlerde, onların zillete, rüsvalığa ve aşağılanmaya götüren ceza çeşitlerini zikrederek beyan etmiştir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فِيهَا ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ } [9/63] “Bilmediler mi ki, kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz onun için içinde ebedi kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte büyük rüsvalık budur”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ } [58/5] “Şüphesiz Allah'a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltılıp perişan edildikleri gibi alçaltılmışlardır”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَلَوْلَا أَنْ كَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ } [59/3-4] “Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette onları dünyada azaplandırırdı. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır. Bu, onların Allah'a ve Resulüne karşı gelmelerindendir. Kim Allah'a karşı gelirse, şüphesiz Allah cezası pek çetin olandır”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ } [8/12-14] “Hemen boyunların üstüne vurun ve onların parmak uçlarına vurun! Bu, onların Allah'a ve Resulüne karşı gelmelerindendir. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki, şüphesiz Allah cezası pek çetin olandır. İşte bunu tadın; kâfirler için ayrıca ateş azabı vardır”. Bunlardan başka ayetler de vardır.
26503. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ.
Yüce Allah'ın: { كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ } “Allah: 'Andolsun ki ben ve elçilerim kesinlikle galip geleceğiz' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak galiptir” kavli.
26504. Metin
قَدْ دَلَّتْ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ عَلَى أَنَّ رُسُلَ اللَّهِ غَالِبُونَ لِكُلِّ مَنْ غَالَبَهُمْ، وَالْغَلَبَةُ نَوْعَانِ: غَلَبَةٌ بِالْحُجَّةِ وَالْبَيَانِ، وَهِيَ ثَابِتَةٌ لِجَمِيعِ الرُّسُلِ، وَغَلَبَةٌ بِالسَّيْفِ وَالسِّنَانِ، وَهِيَ ثَابِتَةٌ لِمَنْ أُمِرَ بِالْقِتَالِ مِنْهُمْ دُونَ مَنْ لَمْ يُؤْمَرْ بِهِ.
Bu yüce ayet, Allah'ın elçilerinin kendilerine üstün gelmeye çalışan herkese galip geleceklerine delalet etmiştir. Galibiyet iki türlüdür: Hüccet ve delille olan galibiyet; bu bütün peygamberler için sabittir. Ve kılıç ile mızrakla olan galibiyet; bu da kendilerine savaş emredilmeyenler hariç, içlerinden savaşla emrolunanlar için sabittir.
26505. Metin
وَقَدْ دَلَّتْ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ، وَأَمْثَالُهَا مِنَ الْآيَةِ كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ [٣٧ \ ١٧١ - ١٧٣]- أَنَّهُ لَنْ يُقْتَلَ نَبِيٌّ فِي جِهَادٍ قَطُّ، لِأَنَّ الْمَقْتُولَ لَيْسَ بِغَالِبٍ، لِأَنَّ الْقَتْلَ قِسْمٌ مُقَابِلٌ لِلْغَلَبَةِ، كَمَا بَيَّنَهُ تَعَالَى فِي قَوْلِهِ: وَمَنْ يُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ الْآيَةَ [٤ \ ٧٤] ، وَقَالَ تَعَالَى: إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا الْآيَةَ [٤٠ \ ٥١] ، وَقَدْ نَفَى عَنِ الْمَنْصُورِ كَوْنَهُ مَغْلُوبًا نَفْيًا بَاتًّا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ [٣ \ ١٦٠] .
Bu yüce ayet ve onun benzeri olan şu ayetler -nitelikçe Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ } [37/171-173] “Andolsun ki, gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: 'Şüphesiz onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır ve şüphesiz bizim ordumuz galip gelecektir'” kavli gibi- hiçbir peygamberin cihatta asla öldürülmediğine delalet etmiştir. Çünkü öldürülen kimse galip değildir; zira öldürülmek, Yüce Allah'ın şu kavlinde beyan ettiği gibi galibiyetin mukabili olan bir kısımdır: { وَمَنْ يُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ } [4/74] “Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür yahut galip gelirse...”. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا } [40/51] “Şüphesiz biz elçilerimize yardım ederiz...”. Kendisine yardım edilenden mağlup olma durumunu Yüce Allah şu kavlinde kesin olarak nefyetmiştir: { إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ } [3/160] “Eğer Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur”.
26506. Metin
وَبِهَذَا تَعْلَمُ أَنَّ الرُّسُلَ الَّذِينَ جَاءَ فِي الْقُرْآنِ أَنَّهُمْ قُتِلُوا كَقَوْلِهِ تَعَالَى: أَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَى أَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ [٢ \ ٨٧] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ [٣ \ ١٨٣]- لَيْسُوا مَقْتُولِينَ فِي جِهَادٍ، وَأَنَّ نَائِبَ الْفَاعِلِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى:
Bununla anlarsın ki, Kur'an'da öldürüldükleri bildirilen elçiler -nitelikçe Yüce Allah'ın: { أَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَى أَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ } [2/87] “Nefislerinizin hoşlanmadığı bir şeyle size bir elçi geldikçe büyüklük taslamadınız mı? Kimini yalanladınız, kimini de öldürüyorsunuz” kavli ve Yüce Allah'ın: { قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ } [3/183] “De ki: 'Benden önce size apaçık delillerle ve dediğiniz şeyle elçiler gelmişti; o halde onları niçin öldürdünüz?'” kavli gibi- cihatta öldürülmüş değillerdir. Ve Yüce Allah'ın şu kavlindeki nâib-i fâil (sözde özne):
26507. Metin
وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ [٣ \ ١٤٦] ، عَلَى قِرَاءَةِ «قُتِلَ» بِالْبِنَاءِ لِلْمَفْعُولِ، هُوَ رِبِّيُّونَ لَا ضَمِيرُ النَّبِيِّ.
{ وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ } [3/146] “Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber pek çok Allah dostu savaştı” ayetinde, meçhul bina ile «kutile» (قُتِلَ - öldürüldü) kıraatine göre [nâib-i fâil] peygamberin zamiri değil, ribbiyyûn (رِبِّيُّونَ - Allah dostları) kelimesidir.
26508. Metin
وَقَدْ أَوْضَحْنَا هَذَا غَايَةَ الْإِيضَاحِ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي سُورَةِ آلِ عِمْرَانَ فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ [٣ \ ١٤٦] ، وَذَكَرْنَا بَعْضَهُ فِي الصَّافَّاتِ فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ [٣٧ \ ١٧١] .
Biz bunu Âl-i İmrân Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ } [3/146] “Nice peygamberler vardı ki, beraberinde pek çok Allah erleri savaştı” kavlini incelerken Kur'an ayetleriyle eksiksiz biçimde açıkladık. Bir kısmını da Sâffât Suresi'nde, Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ } [37/171] “Andolsun ki, gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir” kavlini incelerken zikretmiştik.
26509. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ.
Yüce Allah'ın: { لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ } “Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun; babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa, Allah'a ve Resulüne sınır koyup karşı gelenleri dost edindiklerini göremezsin” kavli.
26510. Metin
وَرَدَتْ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ بِلَفْظِ الْخَبَرِ، وَالْمُرَادُ بِهَا الْإِنْشَاءُ، وَهَذَا النَّهْيُ الْبَلِيدُ، وَالزَّجْرُ الْعَظِيمُ عَنْ مُوَالَاةِ أَعْدَاءِ اللَّهِ، وَإِيرَادُ الْإِنْشَاءِ بِلَفْظِ الْخَبَرِ أَقْوَى وَأَوْكَدُ مِنْ إِيرَادِهِ بِلَفْظِ الْإِنْشَاءِ، كَمَا هُوَ مَعْلُومٌ فِي مَحِلِّهِ، وَمَعْنَى قَوْلِهِ: يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ: أَيْ يُحِبُّونَ وَيُوَالُونَ أَعْدَاءَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ.
Bu yüce ayet haber lafzıyla gelmiş olup bununla inşâ (yasaklama) kastedilmiştir. Bu, Allah'ın düşmanlarını dost edinmekten son derece beliğ bir nehiy ve büyük bir sakındırmadır. İnşânın haber lafzıyla getirilmesi, yerinde bilindiği üzere inşâ lafzıyla getirilmesinden daha kuvvetli ve daha pekiştiricidir. O'nun: { يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ } kavlinin manası ise: Allah ve Resulünün düşmanlarını severler ve dost edinirler, demektir.
26511. Metin
وَمَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنَ النَّهْيِ وَالزَّجْرِ الْعَظِيمِ عَنْ مُوَالَاةِ أَعْدَاءِ اللَّهِ - جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ أُخَرَ كَقَوْلِهِ تَعَالَى: قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ [٦٠ \ ٤] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ [٤٨ \ ٢٩] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ [٥ \ ٥٤] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً الْآيَةَ [٩ \ ١٢٣] ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ [٩ \ ٧٣] ، إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Bu yüce ayetin içerdiği Allah'ın düşmanlarını dost edinmeye dair nehiy ve büyük sakındırma, diğer ayetlerde de açıklanmıştır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ } [60/4] “İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: 'Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi inkâr ettik. Siz bir tek Allah'a iman edinceye kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin baş göstermiştir'”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ } [48/29] “Muhammed Allah'ın elçisidir. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ } [5/54] “Allah, kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise onurlu ve zorlu bir topluluk getirecektir”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً } [9/123] “...ve sizde bir sertlik bulsunlar”. Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ } [9/73] “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et ve onlara sert davran”. Bunlardan başka ayetler de vardır.
26512. Metin
وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ زَعَمَ بَعْضُهُمْ أَنَّهَا نَزَلَتْ فِي أَبِي عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ، قَائِلًا: إِنَّهُ قَتَلَ أَبَاهُ كَافِرًا يَوْمَ بَدْرٍ أَوْ يَوْمَ أُحُدٍ، وَقِيلَ: نَزَلَتْ فِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَيٍّ الْمُنَافِقِ الْمَشْهُورِ، وَزَعَمَ مَنْ قَالَ؛ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ اسْتَأْذَنَ النَّبِيَّ ﷺ فِي قَتْلِ أَبِيهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَيٍّ، فَنَهَاهُ. وَقِيلَ: نَزَلَتْ فِي أَبِي بَكْرٍ، وَزَعَمَ مَنْ قَالَ؛ أَنَّ أَبَاهُ أَبَا قُحَافَةَ سَبَّ النَّبِيَّ ﷺ قَبْلَ إِسْلَامِهِ فَضَرَبَهُ ابْنُهُ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى سَقَطَ.
Bu yüce ayette geçen Yüce Allah'ın: { وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ } “...velev ki babaları olsun...” kavli hakkında bazısı; Bedir veya Uhud günü kâfir olan babasını öldürdüğünü söyleyerek, bunun Ebû Ubeyde b. Cerrah hakkında indiğini ileri sürmüştür. Bunun meşhur münafık Abdullah b. Übey b. Selûl'ün oğlu Abdullah b. Abdullah hakkında indiği de söylenmiştir; bunu söyleyenler, Abdullah'ın babası Abdullah b. Übey'i öldürmek için Peygamber'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) izin istediğini, onun ise bunu nehyettiğini iddia etmişlerdir. Bunun Ebû Bekir hakkında indiği de söylenmiştir; bunu söyleyenler ise babası Ebû Kuhâfe'nin Müslüman olmadan önce Peygamber'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) sövdüğünü, bunun üzerine oğlu Ebû Bekir'in ona vurup yere düşürdüğünü iddia etmişlerdir.
26513. Metin
وَقَوْلُهُ: أَوْ أَبْنَاءَهُمْ، زَعَمَ بَعْضُهُمْ أَنَّهَا نَزَلَتْ فِي أَبِي بَكْرٍ حِينَ طَلَبَ مُبَارَزَةَ ابْنِهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ يَوْمَ بَدْرٍ.
O'nun: { أَوْ أَبْنَاءَهُمْ } “...yahut oğulları...” kavli hakkında bazısı; Bedir günü oğlu Abdurrahman ile teke tek çarpışmayı istediği zaman Ebû Bekir hakkında indiğini ileri sürmüştür.
26514. Metin
وَقَوْلُهُ: أَوْ إِخْوَانَهُمْ زَعَمَ بَعْضُهُمْ أَنَّهَا نَزَلَتْ فِي مُصْعَبِ بْنِ عُمَيْرٍ قَالُوا: قَتَلَ أَخَاهُ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ: مَرَّ بِأَخِيهِ يَوْمَ بَدْرٍ يَأْسِرُهُ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَقَالَ: شَدِّدْ عَلَيْهِ الْأَسْرَ، عَلِمَ أَنَّ أُمَّهُ مَلِيَّةٌ وَسَتَفْدِيهِ.
O'nun: { أَوْ إِخْوَانَهُمْ } “...yahut kardeşleri...” kavli hakkında bazısı; Mus'ab b. Umeyr hakkında indiğini ileri sürüp kardeşi Ubeyd b. Umeyr'i öldürdüğünü söylemişlerdir. Bazıları da şöyle demiştir: Bedir günü, Müslümanlardan bir adam kardeşini esir almışken onun yanından geçti ve: 'Onun bağını sıkı tut, şüphesiz annesi varlıklıdır ve fidyesini öder' dedi.
26515. Metin
وَقَوْلُهُ: أَوْ عَشِيرَتَهُمْ قَالَ بَعْضُهُمْ: نَزَلَتْ فِي عُبَيْدَةَ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ الْمُطَّلِبِ، وَحَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَعَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ ﵃، لَمَّا قَتَلُوا عُتْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ وَشَيْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَالْوَلِيدَ بْنَ عُتْبَةَ فِي الْمُبَارَزَةِ يَوْمَ بَدْرٍ، وَهُمْ بَنُو عَمِّهِمْ، لِأَنَّهُمْ أَوْلَادُ رَبِيعَةَ بْنِ عَبْدِ شَمْسِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ، وَعَبْدُ شَمْسٍ أَخُو هَاشِمٍ كَمَا لَا يَخْفَى.
O'nun: { أَوْ عَشِيرَتَهُمْ } “...yahut akrabaları...” kavli hakkında bazısı; Ubeyde b. el-Hâris b. el-Muttalib, Hamza b. Abdilmuttalib ve Ali b. Ebî Tâlib (radıyallâhu anhum) Bedir günü teke tek dövüşte Utbe b. Rebîa, Şeybe b. Rebîa ve el-Velîd b. Utbe'yi öldürdüklerinde onlar hakkında indiğini söylemişlerdir. Onlar bunların amca oğullarıdır; çünkü onlar Abdümenâf oğlu Abdüşems oğlu Rebîa'nın oğullarıdır, gizli olmadığı üzere Abdüşems ise Hâşim'in kardeşidir.
26516. Metin
وَقَوْلُهُ تَعَالَى: أُولَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ أَيْ ثَبَّتَهُ فِي قُلُوبِهِمْ بِتَوْفِيقِهِ.
Yüce Allah'ın: { أُولَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ } “İşte onlar, [Allah'ın] kalplerine imanı yazdığı... kimselerdir” kavli; yani muvaffak kılmasıyla [imanı] onların kalplerinde sabit kılmıştır, demektir.
26517. Metin
وَمَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ تَثْبِيتِ الْإِيمَانِ فِي قُلُوبِهِمْ جَاءَ مُوَضَّحًا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَكِنَّ اللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ الْإِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ أُولَئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَنِعْمَةً [٤٩ \ ٧ - ٨] .
Bu yüce ayetin içerdiği, imanın onların kalplerinde sabit kılınması hususu Yüce Allah'ın şu kavlinde açıklanmıştır: { وَلَكِنَّ اللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ الْإِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ أُولَئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَنِعْمَةً } [49/7-8] “Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi; inkârı, fıskı ve isyanı ise size çirkin gösterdi. İşte Allah'tan bir lütuf ve nimet olarak doğru yolda olanlar bunlardır”.