29655. Metin
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
29656. Metin
سُورَةُ الْمُزَّمِّلِ.
Müzzemmil Suresi.
29657. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا } “Ey örtüsüne bürünen! Birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk.”
29658. Metin
بَيَّنَ تَعَالَى الْمُرَادَ مِنَ الْمِقْدَارِ الْمَطْلُوبِ قِيَامُهُ بِمَا جَاءَ بَعْدَهُ نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ [٧٣ \ ٣] ، أَيْ: مِنْ نِصْفِهِ أَوْ زِدْ عَلَيْهِ، أَيْ: عَلَى نِصْفِهِ، وَفِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ وَمَا بَعْدَهَا بَيَانٌ لِمُجْمَلِ قَوْلِهِ تَعَالَى: وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ الْآيَةَ [١٧ \ ٧٩] .
Yüce Allah, kalkılması istenen süreden kastedilen miktarı, ardından gelen: { نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ } [73/3] “Gecenin yarısını yahut ondan biraz eksilt” -yani yarısından [eksilt]- yahut { أَوْ زِدْ عَلَيْهِ } “veya onu artır” -yani yarısına [ekle]- buyruğuyla açıklamıştır. Bu ayet-i kerimede ve sonrakinde, Yüce Allah'ın şu mücmel buyruğunun açıklaması vardır: { وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ } [17/79] “Gecenin bir kısmında da sana mahsus bir nafile olmak üzere onunla teheccüd kıl.”
29659. Metin
وَفِيهَا بَيَانٌ لِكَيْفِيَّةِ الْقِيَامِ، وَهُوَ بِتَرْتِيلِ الْقُرْآنِ، وَفِيهَا رَدٌّ عَلَى مَسْأَلَتَيْنِ اخْتُلِفَ فِيهِمَا.
Bu ayette gece kalkışının keyfiyetine dair açıklama vardır ki o da Kur'an'ı tertil üzere okumaktır. Yine bu ayette hakkında ihtilaf edilen iki meseleye cevap bulunmaktadır.
29660. Metin
الْأُولَى مِنْهُمَا: عَدَدُ رَكَعَاتِ قِيَامِ اللَّيْلِ، أَهْوَ ثَمَانِي رَكَعَاتٍ أَوْ أَكْثَرُ؟
Bunlardan birincisi: Gece namazının rekat sayısıdır; sekiz rekat mıdır, yoksa daha fazla mıdır?
29661. Metin
وَقَدْ خُيِّرَ ﷺ بَيْنَ هَذِهِ الْأَزْمِنَةِ مِنَ اللَّيْلِ، فَتَرَكَ ذَلِكَ لِنَشَاطِهِ وَاسْتِعْدَادِهِ وَارْتِيَاحِهِ. فَلَا يُمْكِنُ التَّعَبُّدُ بِعَدَدٍ لَا يَصِحُّ دُونَهُ وَلَا يَجُوزُ تَعَدِّيهِ، وَاخْتُلِفَ فِي قِيَامِ رَمَضَانَ خَاصَّةً، وَالْأَوْلَى أَنْ يُؤْخَذَ بِمَا ارْتَضَاهُ السَّلَفُ، وَقَدْ قَدَّمْنَا فِي هَذِهِ الْمَسْأَلَةِ رِسَالَةً عَامَّةً هِيَ رِسَالَةُ التَّرَاوِيحِ أَكْثَرَ مِنْ أَلْفِ عَامٍ فِي مَسْجِدِ النَّبِيِّ ﵇، وَقَدِ اسْتَقَرَّ الْعَمَلُ عَلَى عِشْرِينَ فِي رَمَضَانَ.
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin bu vakitleri arasında serbest bırakılmış, bu durum onun dinçliğine, hazırlığına ve iç rahatlığına bırakılmıştır. Dolayısıyla, ondan daha azı geçerli olmayacak ve fazlası da aşılamayacak kesin bir sayıyla ibadet edilmesi söz konusu olamaz. Özellikle Ramazan kıyamı hakkında ihtilaf edilmiştir; en uygun olanı selefin benimsediği uygulamayı esas almaktır. Bu meselede, Peygamber aleyhisselâm'ın mescidinde bin yılı aşkın süredir devam eden teravih risalesi adıyla genel bir risale sunmuştuk. Nitekim uygulama Ramazan'da yirmi [rekat] olarak yerleşmiştir.
29662. Metin
وَالْمَسْأَلَةُ الثَّانِيَةُ: مَا يَذْكُرُهُ الْفُقَهَاءُ فِي كَيْفِيَّةِ قِيَامِ اللَّيْلِ عَامَّةً: هَلِ الْأَفْضَلُ كَثْرَةُ الرَّكَعَاتِ لِكَثْرَةِ الرُّكُوعِ وَالسُّجُودِ؟ ، وَحَيْثُ إِنَّ أَقْرَبَ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، أَمْ طُولَ الْقِيَامِ لِلْقِرَاءَةِ؟ حَيْثُ إِنَّ لِلْقَارِئِ بِكُلِّ حَرْفٍ عَشْرَ حَسَنَاتٍ، فَهُنَا قَوْلُهُ تَعَالَى: وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا [٧٣ \ ٤] ، نَصَّ عَلَى أَنَّ الْعِبْرَةَ بِتَرْتِيلِ الْقُرْآنِ تَرْتِيلًا، وَأَكَّدَ بِالْمَصْدَرِ تَأْكِيدًا لِإِرَادَةِ هَذَا الْمَعْنَى، كَمَا قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ: «لَا تَنْثُرُوهُ نَثْرَ الرَّمْلِ، وَلَا تَهُذُّوهُ هَذَّ الشِّعْرِ؟ قِفُوا عِنْدَ عَجَائِبِهِ، وَحَرِّكُوا بِهِ الْقُلُوبَ، وَلَا يَكُنْ هَمُّ أَحَدِكُمْ آخِرَ السُّورَةِ» .
İkinci mesele ise: Fakihlerin genel olarak gece namazının keyfiyeti hakkında zikrettikleridir: Rükû ve secdelerin çokluğu sebebiyle -kulun Allah'a en yakın olduğu an secde anı olduğuna göre- rekatların çokluğu mu efdaldir, yoksa kıraat sebebiyle -okuyana her harf için on sevap olduğuna göre- kıyamın uzun tutulması mıdır? İşte burada Yüce Allah'ın: { وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا } [73/4] “Ve Kur'an'ı tertil üzere açık açık oku” buyruğu, asıl muteber olanın Kur'an'ı tertil üzere okumak olduğunu açıkça belirtmiş ve bu anlamın kastedildiğini pekiştirmek için [aynı kökten gelen] masdar ile tekit etmiştir. Nitekim İbn Mes'ûd şöyle demiştir: «Onu kum saçar gibi saçmayın ve şiir okur gibi aceleyle okuyup geçmeyin! Onun hayret verici inceliklerinde durun, onunla kalpleri harekete geçirin ve hiçbirinizin derdi surenin sonuna ulaşmak olmasın.»
29663. Metin
وَقَدْ بَيَّنَتْ أُمُّ سَلَمَةَ ﵂ تِلَاوَةَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ بِقَوْلِهَا: كَانَ يُقَطِّعُ قِرَاءَتَهُ آيَةً آيَةً: بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ [١ \ ٤] . رَوَاهُ أَحْمَدُ.
Ümmü Seleme radıyallâhu anhâ, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in tilavetini şöyle açıklamıştır: «Okuyuşunu ayet ayet ayırırdı: { بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ } [1/1-4] “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, Din gününün mâliki olan Allah'a mahsustur.”» Bunu Ahmed rivayet etmiştir.
29664. Metin
وَفِي الصَّحِيحِ عَنْ أَنَسٍ: سُئِلَ عَنْ قِرَاءَةِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، قَالَ: كَانَتْ مَدًّا، ثُمَّ قَرَأَ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَمُدُّ بِسْمِ اللَّهِ وَيَمُدُّ الرَّحْمَنِ، وَيَمُدُّ الرَّحِيمِ.
Sahih'te Enes'ten rivayet edildiğine göre, kendisine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kıraati sorulduğunda şöyle demiştir: «[Harfleri] uzatarak okurdu.» Sonra: «{ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ } “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla” okudu; "Bismillâh"ı uzatıyor, "er-Rahmân"ı uzatıyor ve "er-Rahîm"i uzatıyordu.»
29665. Metin
تَنْبِيهٌ.
Uyarı.
29666. Metin
إِنْ لِلْمَدِّ حُدُودًا مَعْلُومَةً فِي التَّجْوِيدِ حَسَبَ تَلَقِّي الْقُرَّاءِ ﵏، فَمَا زَادَ عَنْهَا فَهُوَ تَلَاعُبٌ، وَمَا قَلَّ عَنْهَا فَهُوَ تَقْصِيرٌ فِي حَقِّ التِّلَاوَةِ.
Meddin (uzatmanın), tecvid ilminde kurrânın rahimehumullâh nakline göre bilinen sınırları vardır. Bu sınırlardan fazlası laubalilik/oynamadır, eksiği ise tilavetin hakkını vermede kusurdur.
29667. Metin
وَمِنْ هَذَا يُعْلَمُ أَنَّ الْمُتَّخِذِينَ الْقُرْآنَ كَغَيْرِهِ فِي طَرِيقَةِ الْأَدَاءِ مِنْ تَمْطِيطٍ وَتَزَيُّدٍ لَمْ يُرَاعُوا مَعْنَى هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ، وَلَا يَمْنَعُ ذَلِكَ تَحْسِينَ الصَّوْتِ بِالْقِرَاءَةِ، كَمَا فِي قَوْلِهِ ﷺ: «زَيِّنُوا الْقُرْآنَ بِأَصْوَاتِكُمْ» .
Buradan anlaşılmaktadır ki, aşırı uzatma ve yapmacık ilaveler yapmak suretiyle Kur'an'ı eda ediş tarzında diğer sözler gibi kılan kimseler, bu yüce ayetin anlamını gözetmemişlerdir. Bu durum, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in: «Kur'an'ı seslerinizle süsleyin» buyruğunda olduğu gibi, kıraatte sesi güzelleştirmeye engel değildir.
29668. Metin
وَقَالَ أَبُو مُوسَى ﵁ لِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ: لَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ أَنَّكَ تَسْمَعُ قِرَاءَتِي ; لَحَبَّرْتُهُ لَكَ تَحْبِيرًا. وَهَذَا الْوَصْفُ هُوَ الَّذِي يَتَأَتَّى مِنْهُ الْغَرَضُ مِنَ التِّلَاوَةِ، وَهُوَ التَّدَبُّرُ وَالتَّأَمُّلُ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ [٤ \ ٨٢] ، كَمَا أَنَّهُ هُوَ الْوَصْفُ الَّذِي يَتَأَتَّى مَعَهُ الْغَرَضُ مِنْ تَخَشُّعِ الْقَلْبِ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ [٣٩ \ ٢٣] ، وَلَا تَتَأَثَّرُ بِهِ الْقُلُوبُ وَالْجُلُودُ إِلَّا إِذَا كَانَ مُرَتَّلًا، فَإِذَا كَانَ هَذَا كَالشِّعْرِ أَوِ الْكَلَامِ الْعَادِيِّ لَمَا فُهِمَ، وَإِذَا كَانَ مُطْرِبًا كَالْأَغَانِي لَمَا أَثَّرَ. فَوَجَبَ التَّرْتِيلُ كَمَا بَيَّنَ ﷺ.
Ebû Mûsâ radıyallâhu anh, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle demiştir: «Eğer kıraatimi dinlediğini bilseydim, onu senin için güzelleştirdikçe güzelleştirirdim.» İşte bu vasıf, Yüce Allah'ın: { أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ } [4/82] “Kur'an'ı hiç düşünmüyorlar mı?” buyruğunda olduğu gibi, tilavetten maksat olan tedebbür ve tefekkürün kendisiyle gerçekleştiği vasıftır. Nitekim Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi, kalbin huşu duyması maksadının da kendisiyle gerçekleştiği vasıf budur: { اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ } [39/23] “Allah, sözün en güzelini; [ayetleri] birbiriyle uyumlu, ikişerli bir Kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir, sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine yumuşar.” Kalpler ve deriler, ancak tertil üzere okunduğunda bundan etkilenir. Eğer bu, şiir veya sıradan bir söz gibi [hızlıca] olursa anlaşılmaz; şarkılar gibi nağmeli olursa da tesir etmez. Bu sebeple Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in açıkladığı şekilde tertil üzere okumak vacip olmuştur.
29669. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا } “Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz.”
29670. Metin
مَعْلُومٌ أَنَّ الْقَوْلَ هُنَا هُوَ الْقُرْآنُ كَمَا قَالَ تَعَالَى إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ [٦٩ \ ٤٠] وَقَوْلُهُ: وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ [٢٨ \ ٥١] .
Bilindiği üzere buradaki söz Kur'an'dır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ } [69/40] “Şüphesiz o, şerefli bir elçinin sözüdür.” Ve yine şöyle buyurmuştur: { وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ } [28/51] “Andolsun ki düşünüp öğüt alsınlar diye sözü birbiri ardınca ulaştırdık.”
29671. Metin
وَقَوْلُهُ: إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ [٨٦ \ ١٣] ، وَقَوْلُهُ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلًا [٤ \ ١٢٢] ، وَنَحْوُ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Ve yine şöyle buyurmuştur: { إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ } [86/13] “Şüphesiz o, [hak ile batılı] ayıran bir sözdür.” Ve yine şöyle buyurmuştur: { وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلًا } [4/122] “Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır?” ve benzeri ayetler buna örnektir.
29672. Metin
وَلَكِنَّ وَصْفَهُ بِالثِّقَلِ مَعَ أَنَّ الثِّقَلَ لِلْأَوْزَانِ وَهِيَ الْمَحْسُوسَاتُ.
Fakat ağırlık tartılan şeylere, yani somut varlıklara ait olduğu halde Kur'an'ın ağırlıkla nitelenmesine gelince;
29673. Metin
فَقَالَ بَعْضُ الْمُفَسِّرِينَ: إِنَّ الثِّقَلَ فِي وَزْنِ الثَّوَابِ، وَقِيلَ فِي التَّكَالِيفِ بِهِ، وَقِيلَ مِنْ أَثْنَاءِ نُزُولِ الْوَحْيِ عَلَيْهِ، وَكُلُّ ذَلِكَ ثَابِتٌ لِلْقُرْآنِ الْكَرِيمِ: فَمِنْ جِهَةِ نُزُولِهِ، فَقَدْ ثَبَتَ أَنَّهُ ﷺ كَانَ إِذَا أَتَاهُ الْوَحْيُ أَخَذَتْهُ
Müfessirlerden bazıları şöyle demiştir: Ağırlık, sevabının tartısındadır. Bir görüşe göre, getirdiği mükellefiyetlerdedir. Bir görüşe göre de, vahyin inişi esnasındaki ağırlıktır. Bunların tümü Kur'an-ı Kerim için sabittir: İnişi yönüyle; nitekim sabit olmuştur ki Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy geldiğinde kendisini
29674. Metin
بُرَحَاءُ شَدِيدَةٌ، وَكَانَ يَحْمَرُّ وَجْهُهُ كَأَنَّهُ مُذْهَبَةٌ، وَكَانَ إِذَا نَزَلَ عَلَيْهِ ﷺ وَهُوَ فِي سَفَرِهِ عَلَى رَاحِلَتِهِ بَرَكَتْ بِهِ النَّاقَةُ، وَجَاءَ عَنْ أَنَسٍ: أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ كَانَ وَاضِعًا رَأْسَهُ عَلَى فَخِذِهِ، فَأَتَاهُ الْوَحْيُ، قَالَ أَنَسٌ: فَكَانَ فَخِذِي تَكَادُ تَنْفَصِلُ مِنِّي، وَمِنْ جَانِبِ تَكَالِيفِهِ فَقَدْ ثَقُلَتْ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا، كَمَا هُوَ مَعْلُومٌ.
şiddetli bir sıkıntı ve terleme basar, yüzü yaldız gibi kızarırdı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yolculukta biniti üzerindeyken kendisine vahiy indiğinde deve çökerdi. Enes'ten rivayet edildiğine göre: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem başını Enes'in uyluğuna koymuşken vahiy gelmişti. Enes dedi ki: «Uyluğum neredeyse benden kopacak gibi oldu.» Yükümlülükleri yönüyle ise; bilindiği üzere göklere, yere ve dağlara ağır gelmiş ve onlar bundan çekinmişlerdir.
29675. Metin
وَمِنْ جَانِبِ ثَوَابِهِ: فَقَدْ جَاءَ فِي حَدِيثِ مُسْلِمٍ: «الْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَآنِ أَوْ تَمْلَأُ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ» .
Sevabı yönüyle ise: Müslim'in hadisinde şöyle geçmiştir: «Elhamdülillâh mizanı doldurur; Sübhânallâh ve Elhamdülillâh ise yerle gök arasını doldururlar -yahut doldurur-.»
29676. Metin
وَحَدِيثُ الْبِطَاقَةِ وَكُلُّ ذَلِكَ يَشْهَدُ بَعْضُهُ لِبَعْضٍ وَلَا يُنَافِيهِ.
Buna Bitâka (amel kartı) hadisi de dahildir. Bütün bu hususlar birbirine şahitlik etmekte olup birbirine zıt değildir.
29677. Metin
وَقَدْ بَيَّنَ تَعَالَى أَنَّ هَذَا الثُّقْلَ قَدْ يُخَفِّفُهُ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ، كَمَا فِي الصَّلَاةِ فِي قَوْلِهِ: وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ [٢ \ ٤٥ - ٤٦] ، وَكَذَلِكَ الْقُرْآنُ ثَقِيلٌ عَلَى الْكُفَّارِ، خَفِيفٌ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ مُحَبَّبٌ إِلَيْهِمْ.
Yüce Allah, namaz hususundaki şu buyruğunda olduğu gibi, bu ağırlığı müminler için hafifletebileceğini bildirmiştir: { وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ } [2/45-46] “Şüphesiz o, Rablerine kavuşacaklarını kesin olarak bilen huşû sahiplerinden başkasına elbette ağır gelir.” Aynı şekilde Kur'an da kâfirlere ağır, müminlere ise hafif ve sevimlidir.
29678. Metin
وَقَدْ جَاءَ فِي الْآثَارِ أَنَّ بَعْضَ السَّلَفِ كَانَ يَقُومُ اللَّيْلَ كُلَّهُ بِسُورَةٍ مِنْ سُوَرِ الْقُرْآنِ تَلَذُّذًا وَارْتِيَاحًا، كَمَا قَالَ تَعَالَى: وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ [٥٤ \ ١٧] ، فَهُوَ ثَقِيلٌ فِي وَزْنِهِ ثَقِيلٌ فِي تَكَالِيفِهِ، وَلَكِنْ يُخَفِّفُهُ اللَّهُ وَيُيَسِّرُهُ لِمَنْ هَدَاهُ وَوَفَّقَهُ إِلَيْهِ.
Rivayetlerde geldiğine göre, seleften bazıları lezzet ve huzur duyarak bütün geceyi Kur'an surelerinden tek bir sure ile [namaz kılarak] geçirirdi; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ } [54/17] “Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık.” O, ağırlığı bakımından ağırdır, getirdiği mükellefiyetler bakımından ağırdır; fakat Allah, hidayet verdiği ve muvaffak kıldığı kimseye onu hafifletir ve kolaylaştırır.
29679. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا } “Şüphesiz gece kalkışı, [kalp ve dil uyumu bakımından] daha etkili ve söz bakımından daha sağlamdır.”
29680. Metin
أَيْ: مَا تَنَشَّأَهُ مِنْ قِيَامِ اللَّيْلِ أَشَدُّ مُوَاطَأَةً لِلْقَلْبِ، وَأَقْوَمُ قِيلًا فِي التِّلَاوَةِ وَالتَّدَبُّرِ وَالتَّأَمُّلِ، وَبِالتَّالِي بِالتَّأَثُّرِ، فَفِيهِ إِرْشَادٌ إِلَى مَا يُقَابِلُ هَذَا الثُّقْلَ فِيمَا سَيُلْقَى عَلَيْهِ مِنَ الْقَوْلِ، فَهُوَ بِمَثَابَةِ التَّوْجِيهِ إِلَى مَا يَتَزَوَّدُ بِهِ لِتَحَمُّلِ ثُقْلِ أَعْبَاءِ الدَّعْوَةِ وَالرِّسَالَةِ.
Yani: Gece kalkışından meydana gelen hal, kalbe daha uygundur; tilavet, tedebbür ve tefekkürde ve dolayısıyla etkilenmede sözü daha sağlam kılar. Bunda, kendisine vahyedilecek olan ağır söze karşı güç yetirecek unsura bir yönlendirme vardır. Bu durum, davet ve risalet yükünün ağırlığını taşımak için azık edinilecek şeye bir irşad mesabesindedir.
29681. Metin
وَقَدْ سَمِعْتُ مِنَ الشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - قَوْلَهُ: لَا يُثَبِّتُ الْقُرْآنَ فِي الصَّدْرِ، وَلَا يُسَهِّلُ حِفْظَهُ وَيُيَسِّرُ فَهْمَهُ إِلَّا الْقِيَامُ بِهِ مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ، وَقَدْ كَانَ - رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى - لَا يَتْرُكُ وِرْدَهُ مِنَ اللَّيْلِ صَيْفًا أَوْ شِتَاءً، وَقَدْ أَفَادَ هَذَا الْمَعْنَى قَوْلُهُ تَعَالَى: وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ [٢ \ ٤٥] ، فَكَانَ ﷺ إِذَا حَزَبَهُ أَمْرٌ فَزَعَ إِلَى الصَّلَاةِ.
Şeyh'ten -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- şöyle dediğini işitmiştim: «Kur'an'ı göğüste sabit kılan, ezberlenmesini kolaylaştıran ve anlaşılmasını sağlayan tek şey, onunla gecenin derinliklerinde kalkıp [namaz kılmak]tır.» O -Allah Teâlâ ona rahmet etsin- yaz olsun kış olsun gece virdini terk etmezdi. Yüce Allah'ın şu buyruğu da bu anlama işaret etmiştir: { وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ } [2/45] “Sabır ve namazla yardım dileyin.” Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kendisini üzen veya zorlayan bir işle karşılaştığında hemen namaza sığınırdı.
29682. Metin
وَهَكَذَا هُنَا فَإِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ كَانَتْ عَوْنًا لَهُ ﷺ عَلَى مَا سَيُلْقَى عَلَيْهِ مِنْ ثُقْلِ الْقَوْلِ.
İşte burada da gece kalkışı, üzerine vahyedilecek ağır söze karşı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem için bir yardım olmuştur.
29683. Metin
مَسْأَلَةٌ:
Mesele:
29684. Metin
قِيلَ: إِنَّ قِيَامَ اللَّيْلِ كَانَ فَرْضًا عَلَيْهِ ﷺ قَبْلَ أَنْ تُفْرَضَ الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ ; لِقَوْلِهِ
Şöyle denilmiştir: Beş vakit namaz farz kılınmadan önce gece namazı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e farz idi; çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
29685. Metin
تَعَالَى: وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ [١٧ \ ٧٩] ، وَالنَّافِلَةُ: الزِّيَادَةُ، وَقِيلَ: كَانَ فَرْضًا عَلَيْهِ ﷺ وَعَلَى عَامَّةِ الْمُسْلِمِينَ ; لِقَوْلِهِ تَعَالَى فِي هَذِهِ السُّورَةِ: إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِنَ الَّذِينَ مَعَكَ، ثُمَّ خَفَّفَ هَذَا كُلَّهُ بِقَوْلِهِ:
{ وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّdْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ } [17/79] “Gecenin bir kısmında da sana mahsus bir nafile olmak üzere onunla teheccüd kıl.” Nâfile (نَافِلَة), fazlalık demektir. Bir görüşe göre de: Gece namazı hem Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e hem de bütün Müslümanlara farz idi; çünkü Yüce Allah bu surede şöyle buyurmuştur: { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِنَ الَّذِينَ مَعَكَ } “Şüphesiz Rabbin, senin ve seninle beraber olanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisine yakınını, yarısını ve üçte birini [ibadetle] geçirdiğini bilir.” Sonra bütün bunları şu buyruğuyla hafifletmiştir:
29686. Metin
فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ، إِلَى قَوْلِهِ: فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا [٧٣ \ ٢٠] .
{ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ } “O da sizin tövbenizi kabul etti. Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun”, şu buyruğuna kadar: { فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا } [73/20] “Artık ondan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için önden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha hayırlı ve mükafatça daha büyük olarak bulursunuz.”
29687. Metin
وَلَكِنَّهُ ﷺ كَانَ إِذَا عَمِلَ عَمَلًا دَاوَمَ عَلَيْهِ، فَكَانَ يَقُومُ اللَّيْلَ شُكْرًا لِلَّهِ كَمَا فِي حَدِيثِ عَائِشَةَ ﵂: «أَفَلَا أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا» ، وَبَقِيَ سُنَّةً لِغَيْرِهِ بِقَدْرِ مَا يَتَيَسَّرُ لَهُمْ. - وَاللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ -.
Fakat Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir amel işlediğinde ona devam ederdi; nitekim Hz. Âişe'nin radıyallâhu anhâ rivayet ettiği hadiste geçtiği üzere: «Şükreden bir kul olmayayım mı?» diyerek Allah'a şükür olarak gece namazı kılardı. Diğer Müslümanlar için ise güçlerinin yettiği ölçüde sünnet olarak kaldı. -En doğrusunu Yüce Allah bilir-.