30549. Metin
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
30550. Metin
سُورَةُ الِانْفِطَارِ.
İnfitâr Suresi.
30551. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ
Yüce Allah'ın şu kavli: { إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ } “Gök yarıldığı zaman”
30552. Metin
أَيِ: انْشَقَّتْ، كَمَا فِي سُورَةِ «الِانْشِقَاقِ» : إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ [٨٤ \ ١] ، قِيلَ: هَيْبَةً لِلَّهِ.
Yani: İnşikâk Suresi'ndeki { إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ } [84/1] “Gök yarıldığı zaman” ayetinde olduğu gibi çatlayıp yarıldığı [zaman]. Denildi ki: Allah'ın heybetinden [ötürü yarılır].
30553. Metin
وَقِيلَ: لِنُزُولِ الْمَلَائِكَةِ، كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنْزِيلًا [٢٥ \ ٢٥] .
Denildi ki: Yüce Allah'ın: { وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنْزِيلًا } [25/25] “Ve göğün beyaz bulutlarla yarılıp meleklerin peş peşe indirileceği gün” kavlinde olduğu gibi meleklerin inmesi içindir.
30554. Metin
وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - فِي سُورَةِ «الشُّورَى» عِنْدَ الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى فِي وَصْفِ أَهْوَالِ الْقِيَامَةِ: يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ [٧٣ \ ١٧ - ١٨] .
Şeyh -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- Şûrâ Suresi'nde, kıyametin dehşet verici hallerinin nitelendiği Yüce Allah'ın: { يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ } [73/17-18] “Çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek bir günden... Onun dehşetiyle gök yarılır” kavli üzerinde konuşurken bu hususa daha önce değinmişti.
30555. Metin
وَمِثْلُ الِانْفِطَارِ وَالتَّشَقُّقِ: الِانْفِرَاجُ، كَقَوْلِهِ: فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ [٧٧ \ ٨ - ٩] .
İnfitâr (yarılma) ve teşakkuk (çatlama) gibidir infirâc (açılıp aralanma) da; nitekim O şöyle buyurmuştur: { فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ } [77/8-9] “Yıldızların ışığı silindiği zaman, gök yarıldığı (açıldığı) zaman”.
30556. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ
Yüce Allah'ın şu kavli: { وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ } “Kabirler altüst edilip [içindekiler] dışarı atıldığı zaman”
30557. Metin
أَيْ: بُعْثِرَ مَنْ فِيهَا. كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ [١٠٠ \ ٩ - ١٠] .
Yani: İçindekiler dışarı çıkarılıp saçıldığı [zaman]. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: { أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ } [100/9-10] “Kabirlerde bulunanların dışarı atıldığı ve göğüslerde olanların derlenip toplandığı zamanı bilmez mi?”.
30558. Metin
وَقَدْ دَلَّ هَذَا اللَّفْظُ عَلَى سُرْعَةِ الِانْتِشَارِ، كَبَعْثَرَةِ الْحَبِّ مِنَ الْكَفِّ كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ سِرَاعًا [٧٠ \ ٤٣] .
Bu lafız, Yüce Allah'ın: { يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ سِرَاعًا } [70/43] “Kabirlerden hızlıca çıkacakları gün” kavlinde olduğu gibi tohumun avuçtan saçılması gibi hızlı bir şekilde yayılmaya delalet etmiştir.
30559. Metin
وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - فِي سُورَةِ «ق» عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: يَوْمَ تَشَقَّقُ الْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا [٥٠ \ ٤٤] .
Şeyh -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- Kâf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { يَوْمَ تَشَقَّقُ الْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا } [50/44] “Yerin onlardan hızla yarılıp açılacağı gün” kavlinde bu hususa daha önce değinmişti.
30560. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ
Yüce Allah'ın şu kavli: { عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ } “Her nefis önden gönderdiklerini ve geride bıraktıklarını bilmiş olacaktır”
30561. Metin
أَيْ كُلُّ نَفْسٍ، كَمَا تَقَدَّمَ فِي سُورَةِ «التَّكْوِيرِ» .
Yani Tekvîr Suresi'nde daha önce geçtiği gibi her nefis [bunu bilecektir].
30562. Metin
وَقَدْ تَكَلَّمَ الشَّيْخُ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - عَلَى ذَلِكَ فِي دَفْعِ إِيهَامِ الِاضْطِرَابِ فِي سُورَةِ «الِانْفِطَارِ» هَذِهِ، عِنْدَ نَفْسِ الْآيَةِ.
Şeyh -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- Def'u Îhâmi'l-Iztırâb adlı eserinde, bu İnfitâr Suresi'nde tam da bu ayetin tefsirinde bu konu hakkında konuşmuştur.
30563. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ
Yüce Allah'ın şu kavli: { الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ } “O ki seni yarattı, sana şekil verip seni düzgün kıldı ve seni ölçülü yaptı. Seni dilediği herhangi bir surette birleştirdi”
30564. Metin
تَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - بَيَانُ ذَلِكَ فِي سُورَةِ «الْكَهْفِ» عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلًا [١٨ \ ٣٧] ، أَيْ: هَذِهِ أَطْوَارُ الْإِنْسَانِ فِي خِلْقَتِهِ.
Şeyh -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- Kehf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلًا } [18/37] “Kendisiyle tartışan arkadaşı ona dedi ki: Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni bir adam olarak düzene koyanı inkâr mı ettin?” kavlinde bunun açıklamasını daha önce yapmıştı; yani bunlar insanın yaratılışındaki evrelerdir.
30565. Metin
وَمِمَّا يَشْهَدُ لِحُسْنِ الْخِلْقَةِ وَكَمَالِ الصُّورَةِ قَوْلُهُ تَعَالَى: لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ [٩٥ \ ٤] .
Yaratılışın güzelliğine ve suretin mükemmelliğine şahitlik eden delillerden biri de Yüce Allah'ın şu kavlidir: { لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ } [95/4] “Muhakkak ki biz insanı en güzel kıvamda yarattık”.
30566. Metin
وَاخْتِلَافُ الصُّوَرِ إِنَّمَا هُوَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَابْتِدَاءً مِنَ الرَّحِمِ، كَمَا قَالَ: هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ [٣ \ ٦] .
Suretlerin farklılığı ise ancak Allah'ın ayetlerindendir ve ana rahminden itibaren başlar; nitekim O şöyle buyurmuştur: { هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ } [3/6] “Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur”.
30567. Metin
وَتَقَدَّمَ فِي صُورَةِ «الْحَشْرِ» : هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ [٥٩ \ ٢٤] .
Haşr Suresi'nde de şu ayet daha önce geçmişti: { هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ } [59/24] “O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır”.
30568. Metin
وَفِي اخْتِلَافِ الصُّوَرِ عَلَى تَشَابُهِهَا مِنْ أَعْظَمِ آيَاتِ اللَّهِ تَعَالَى.
Suretlerin birbirine benzemekle birlikte farklı oluşunda Yüce Allah'ın en büyük ayetlerinden [deliller] vardır.
30569. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ كِرَامًا كَاتِبِينَ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
Yüce Allah'ın şu kavli: { وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ كِرَامًا كَاتِبِينَ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ } “Ve şüphesiz üzerinizde koruyucular vardır. Değerli yazıcılar. Yaptıklarınızı bilirler”
30570. Metin
تَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - بَيَانُ ذَلِكَ فِي سُورَةِ «ق» عِنْدَ الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ [٥٠ \ ١٧ - ١٨] .
Şeyh -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- Kâf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ } [50/17-18] “Sağında ve solunda oturmuş iki alıcı (melek) kaydederken; insan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, hazır bekleyen bir melek bulunmasın” kavli üzerinde konuşurken bunun açıklamasını daha önce yapmıştı.
30571. Metin
وَأَحَالَ عِنْدَهَا عَلَى بَعْضِ مَا جَاءَ فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ [١٩ \ ٧٩] .
Orada Meryem Suresi'nde Yüce Allah'ın: { كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ } [19/79] “Hayır! Biz onun söylediğini yazacağız” kavlinde geçen bazı hususlara atıfta bulunmuştu.
30572. Metin
وَبَيَّنَ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - أَنَّ هَذِهِ الْكِتَابَةَ لِإِقَامَةِ الْحُجَّةِ عَلَى الْإِنْسَانِ، كَمَا فِي قَوْلِهِ: وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كِتَابًا يَلْقَاهُ مَنْشُورًا اقْرَأْ كِتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا [١٧ \ ١٣ - ١٤] .
Ve [Şeyh] -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- bu yazmanın, insanın aleyhine hüccet ikame etmek için olduğunu, şu ayetteki gibi açıklamıştır: { وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كِتَابًا يَلْقَاهُ مَنْشُورًا اقْرَأْ كِتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا } [17/13-14] “Kıyamet gününde onun için açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız. Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter”.
30573. Metin
وَقِيلَ فِي «حَافِظِينَ» : يَحْفَظُونَ بَدَنَ الْإِنْسَانِ.
Hâfızîn (حَافِظِينَ) kelimesi hakkında: İnsanın bedenini korurlar, denildi.
30574. Metin
وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - فِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» عِنْدَ الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً [٦ \ ٦١] مُسْتَدِلًّا بِقَوْلِهِ تَعَالَى: لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ [١٣ \ ١١] .
Şeyh -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- En'âm Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً } [6/61] “Ve üzerinize koruyucular gönderir” kavli üzerinde konuşurken, Yüce Allah'ın: { لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ } [13/11] “Onun önünden ve arkasından takip eden [melekler] vardır; onu Allah'ın emriyle korurlar” kavlini delil getirerek bu hususa daha önce değinmişti.
30575. Metin
وَمِمَّا تَجْدُرُ الْإِشَارَةُ إِلَيْهِ، أَنَّ فِي وَصْفِ الْحَفَظَةِ هُنَا بِهَذِهِ الصِّفَاتِ، مِنْ كَوْنِهِمْ حَافِظِينَ كِرَامًا يَعْلَمُونَ، فَاجْتَمَعَتْ لَهُمْ كُلُّ صِفَاتِ التَّأْهِيلِ، لَا عَلَى دَرَجَاتِ الْكِنَايَةِ مِنْ حِفْظٍ وَعُلُوِّ مَنْزِلَةٍ، وَعِلْمٍ بِمَا يَكْتُبُونَ.
Şuna da işaret etmek gerekir ki; koruyucuların burada koruyucu, kerim (şerefli) ve bilenler olarak bu niteliklerle vasfedilmesinde, onlar için tüm liyakat sıfatları toplanmıştır; bu sıfatlar koruma, yüksek mertebe ve yazdıklarını bilme hususunda kinaye derecelerine göre değil, [bizzat hakiki anlamlarıyla mevcuttur].
30576. Metin
وَكَأَنَّهُ تَوْجِيهٌ لِمَا يَنْبَغِي لِوُلَاةِ الْأُمُورِ مُرَاعَاتُهُ فِي اسْتِكْتَابِ الْكُتَّابِ وَالْأُمَنَاءِ.
Bu durum, yöneticilerin kâtip ve güvenilir görevliler istihdam ederken gözetmeleri gereken hususlara yönelik bir yönlendirme gibidir.
30577. Metin
وَلِذَا قَالُوا: عَلَى الْقَاضِي أَنْ يَتَخَيَّرَ كَاتِبًا أَمِينًا حَسَنَ الْخَطِّ فَاهِمًا.
Bu sebeple şöyle demişlerdir: Kadının (hâkimin); güvenilir, yazısı güzel ve anlayışlı bir kâtip seçmesi gerekir.
30578. Metin
وَمِنْ هَذَا الْوَصْفِ يُعْلَمُ أَنَّهُ لَا يَخْتَلِطُ عَلَيْهِمْ عَمَلٌ يُعْمَلُ، وَكَوْنُهُمْ حَفَظَةً لَا يُضَيِّعُونَ شَيْئًا، وَلَوْ كَانَ مِثْقَالَ الذَّرَّةِ: فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ الْآيَةَ [٩٩ \ ٧] .
Bu vasıftan anlaşılmaktadır ki, yapılan hiçbir amel onlara karışık gelmez; koruyucu olmaları sebebiyle zerre ağırlığınca olsa bile hiçbir şeyi zayi etmezler: { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ } [99/7] “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür” ayeti.
30579. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
Yüce Allah'ın şu kavli: { إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ } “Şüphesiz iyiler, elbette nimetler içindedirler”
30580. Metin
أَيْ: دَائِمٍ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُقِيمٌ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا [٩ \ ٢١ - ٢٢] .
Yani: Yüce Allah'ın: { يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُقِيمٌ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا } [9/21-22] “Rableri onları katından bir rahmet, bir rıza ve kendileri için içinde tükenmez nimetler bulunan cennetlerle müjdeler. Orada ebediyen kalıcıdırlar” kavlinde olduğu gibi sürekli [bir nimet içindedirler].
30581. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ
Yüce Allah'ın şu kavli: { وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ } “Ve onlar ondan kaybolup kurtulacak da değillerdir”
30582. Metin
دَلِيلٌ مِنْ أَدِلَّةِ خُلُودِ الْكُفَّارِ فِي النَّارِ ; لِقَوْلِهِ: وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ [٨٢ \ ١٤ - ١٦] .
Kâfirlerin cehennemde ebedî kalışına dair delillerden bir delildir; zira O şöyle buyurmuştur: { وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ } [82/14-16] “Şüphesiz günahkârlar da cehennemdedirler. Ceza gününde oraya girerler. Ve onlar ondan kaybolup kurtulacak da değillerdir”.
30583. Metin
كَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا مِنَّا كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ [٢ \ ١٦٧] .
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا مِنَّا كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ } [2/167] “Uyanlar dediler ki: Keşke bizim için [dünyaya] bir dönüş olsaydı da, onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara amellerini kendileri için hasretler (pişmanlıklar) olarak gösterir; onlar ateşten çıkacak da değillerdir”.
30584. Metin
وَهَكَذَا غَالِبًا أُسْلُوبُ الْمُقَابَلَةِ بَيْنَ الْفَرِيقَيْنِ وَمَهْلِهِمَا.
İki grubun ve onların varacakları yerlerin mukayeseli anlatım üslubu çoğunlukla böyledir.
30585. Metin
ثُمَّ بَيَّنَ أَنَّ ذَلِكَ يَوْمُ الدِّينِ وَهُوَ يَوْمُ الْجَزَاءِ، كَمَا تَقَدَّمَ فِي سُورَةِ «الْفَاتِحَةِ» : مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ [١ \ ٤] .
Sonra Fâtiha Suresi'nde: { مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ } [1/4] “Din gününün mâlikidir” ayetinde daha önce geçtiği üzere, bunun din günü olduğunu ve onun da ceza/hesap günü olduğunu beyan etti.
30586. Metin
ثُمَّ بَيَّنَ تَعَالَى شِدَّةَ الْهَوْلِ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ: وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ [٨٢ \ ١٧] .
Sonra Yüce [Allah] o gündeki dehşetin şiddetini beyan buyurdu: { وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ } [82/17] “Din gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?”.
30587. Metin
وَتَقَدَّمَ فِي: الْحَاقَّةُ مَا الْحَاقَّةُ [١٠١ \ ١ - ٢] .
Bu husus: { الْحَاقَّةُ مَا الْحَاقَّةُ } [69/1-2] “Gerçekleşecek olan! Nedir o gerçekleşecek olan?” ayetinde daha önce geçmişti.
30588. Metin
وَمِثْلُهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: الْقَارِعَةُ مَا الْقَارِعَةُ [١٠١ \ ١ - ٢] .
Yüce Allah'ın şu kavli de bunun gibidir: { الْقَارِعَةُ مَا الْقَارِعَةُ } [101/1-2] “Kapıyı çalacak olan felaket! Nedir o kapıyı çalacak felaket?”.
30589. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ
Yüce Allah'ın şu kavli: { يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ } “O gün hiçbir nefis başka bir nefis için hiçbir şeye mâlik olamaz. O gün emir yalnızca Allah'ındır”
30590. Metin
أَيْ: لِشِدَّةِ هَوْلِهِ وَضَعْفِ الْخَلَائِقِ، كَمَا تَقَدَّمَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ [٨٠ \ ٣٤ - ٣٥] ، وَقَوْلِهِ: لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ [٨٠ \ ٣٧] .
Yani: O günün dehşetinin şiddetinden ve mahlukatın acizliğinden ötürüdür; nitekim Yüce Allah'ın şu kavillerinde daha önce geçtiği gibi: { يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ } [80/34-35] “Kişinin kardeşinden, annesinden ve babasından kaçacağı gün” ve O'nun: { لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ } [80/37] “O gün onlardan her bir kişinin kendisine yetecek bir meşgalesi vardır” kavli gibi.
30591. Metin
وَلِحَدِيثِ الشَّفَاعَةِ: " كُلُّ نَبِيٍّ يَقُولُ: نَفْسِي نَفْسِي، إِلَى أَنْ تَنْتَهِيَ إِلَى النَّبِيِّ ﷺ فَيَقُولُ: " أَنَا لَهَا ".
Ve şefaat hadisinden dolayıdır: "Her nebi 'Nefsim, nefsim!' der; nihayet iş Nebi'ye sallallâhu aleyhi ve sellem ulaşır ve o: 'O [şefaat] benim hakkımdır' buyurur."
30592. Metin
وَحَدِيثِ فَاطِمَةَ: " اعْمَلِي. . . . ".
Ve Fâtıma [hadisi]: "[Ey Fâtıma!] Amel et..."
30593. Metin
وَقَوْلِهِ تَعَالَى: مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ [٢ \ ٢٥٥] ، وَنَحْوِ ذَلِكَ.
Ve Yüce Allah'ın: { مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ } [2/255] “O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?” kavli ve benzeri delillerden dolayıdır.
30594. Metin
وَقَوْلُهُ: وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ، ظَاهِرُ هَذِهِ الْآيَةِ تَقْيِيدُ الْأَمْرِ بِالظَّرْفِ الْمَذْكُورِ، وَلَكِنَّ الْأَمْرَ لِلَّهِ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ، وَقِيلَ ذَلِكَ الْيَوْمُ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: لِلَّهِ الْأَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُ [٣٠ \ ٤] .
O'nun: { وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ } “O gün emir yalnızca Allah'ındır” kavline gelince; bu ayetin zahiri emrin zikredilen zaman zarfıyla kayıtlanmasıdır; fakat emir o günde de Allah'ındır, o günden önce de; nitekim Yüce Allah'ın şu kavlinde olduğu gibi: { لِلَّهِ الْأَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُ } [30/4] “Öncesinde de sonrasında da emir Allah'ındır”.
30595. Metin
وَقَوْلِهِ: أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ [٧ \ ٥٤] ، أَيْ: يَتَصَرَّفُ فِي خَلْقِهِ بِمَا يَشَاءُ مِنْ أَمْرِهِ لَا يُشْرِكُهُ أَحَدٌ، كَمَا لَا يُشْرِكُهُ أَحَدٌ فِي خَلْقِهِ.
Ve O'nun: { أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ } [7/54] “Haberiniz olsun ki, yaratmak da emir de O'na aittir” kavli gibi; yani O, mahlukatında kendi emrinden dilediği gibi tasarruf eder, yaratmasında hiçbir kimse O'na ortak olmadığı gibi [hükmünde de] kimse O'na ortak olamaz.
30596. Metin
وَلِذَا قَالَ لِرَسُولِهِ ﷺ: قُلْ إِنَّ الْأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ [٣ \ ١٥٤] .
Bundan dolayı Resûlü'ne sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: { قُلْ إِنَّ الْأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ } [3/154] “De ki: Şüphesiz bütün emir (iş) Allah'ındır”.
30597. Metin
وَقَالَ: لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ [٣ \ ١٢٨] وَنَحْوَ ذَلِكَ.
Ve şöyle buyurmuştur: { لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ } [3/128] “Bu işten senin elinde hiçbir şey yoktur” ve buna benzer ayetler.
30598. Metin
وَلَكِنْ جَاءَ الظَّرْفُ هُنَا لِزِيَادَةِ تَأْكِيدٍ، لِأَنَّهُ قَدْ يَكُونُ فِي الدُّنْيَا لِبَعْضِ النَّاسِ بَعْضُ الْأَوَامِرِ، كَمَا فِي مِثْلِ قَوْلِهِ تَعَالَى: وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ [٢٠ \ ١٣٢] .
Fakat buradaki zaman zarfı tekit maksadıyla gelmiştir; çünkü dünyada bazı insanların birtakım emir ve yetkileri olabilir; nitekim Yüce Allah'ın şu kavlinde olduğu gibi: { وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ } [20/132] “Ailene namazı emret”.
30599. Metin
وَقَوْلِهِ: أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ [٤ \ ٥٩] .
Ve O'nun: { أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ } [4/59] “Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de” kavli gibi.
30600. Metin
وَقَوْلِهِ: فَاتَّبَعُوا أَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَا أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ [١١ \ ٩٧] ، وَهِيَ كُلُّهَا فِي الْوَاقِعِ أَوَامِرُ نِسْبِيَّةٌ: " وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ " [٧٦ \ ٣٠] .
Ve O'nun: { فَاتَّبَعُوا أَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَا أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ } [11/97] “Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri doğruya iletici değildi” kavli gibi; bunların hepsi gerçekte nisbî emirlerdir: { وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ } [76/30] “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”.
30601. Metin
وَلَكِنْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَقِيقَةُ الْأَمْرِ كُلِّهِ، وَالْمُلْكُ كُلُّهُ لِلَّهِ تَعَالَى وَحْدَهُ ; لِقَوْلِهِ تَعَالَى: لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ [٤٠ \ ١٦] .
Fakat kıyamet günü bütün emrin hakikati ve bütün mülk yalnızca Yüce Allah'ındır; çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ } [40/16] “Bugün mülk kimindir? Tek ve Kahhâr olan Allah'ındır”.
30602. Metin
فَلَا أَمْرَ مَعَ أَمْرِهِ، وَلَا مُتَقَدِّمَ عَلَيْهِ حَتَّى وَلَا بِكَلِمَةٍ، إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا، وَهُوَ كَقَوْلِهِ: الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ [٢٥ \ ٢٦] ، مَعَ أَنَّ هُنَا فِي الدُّنْيَا مُلُوكًا، كَمَا فِي قِصَّةِ يُوسُفَ: وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ [١٢ \ ٥٠] .
Artık O'nun emrinin yanında hiçbir emir olamaz, bir kelimeyle dahi olsa O'nun önüne geçilemez; ancak Rahmân'ın izin verdiği ve doğruyu söyleyen kimse müstesna. Bu durum O'nun: { الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ } [25/26] “O gün hak mülk, Rahmân'ındır” kavli gibidir. Oysa burada dünyada krallar/hükümdarlar vardır; nitekim Yûsuf kıssasında şöyle buyrulmaktadır: { وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ } [12/50] “Hükümdar: Onu bana getirin, dedi”.
30603. Metin
وَفِي قِصَّةِ الْخَضِرِ وَمُوسَى: وَكَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ [١٨ \ ٧٩] .
Ve Hızır ile Mûsâ kıssasında: { وَكَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ } [18/79] “Peşlerinde bir kral vardı” [buyrulmuştur].
30604. Metin
أَمَّا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَكُونُونَ كَمَا قَالَ تَعَالَى: وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ [٦ \ ٩٤] .
Kıyamet gününde ise Yüce Allah'ın buyurduğu gibi olurlar: { وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ } [6/94] “Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize teker teker geldiniz ve size verdiğimiz şeyleri de arkanızda bıraktınız”.
30605. Metin
وَكَقَوْلِهِ: هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ [٦٩ \ ٢٩] ، فَقَدْ ذَهَبَ كُلُّ سُلْطَانٍ وَكُلُّ مُلْكٍ، وَالْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ.
Ve O'nun: { هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ } [69/29] “Gücüm ve saltanatım benden yok olup gitti” kavli gibi; bütün saltanat ve bütün mülk gitmiş, o gün mülk yalnızca Tek ve Kahhâr olan Allah'ın olmuştur.