94649. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm.
94650. Metin
القولُ في تأويل قوله جلَّ ثناؤُه وتقدَّست أسماؤُه: {الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ (٢) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (٣) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (٤) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (٦) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٧) وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (٩) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠) نَارٌ حَامِيَةٌ (١١)}.
Övgüsü yüce ve isimleri mukaddes olan Allah'ın şu buyruğunun teviline dair söz: {الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ (٢) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (٣) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (٤) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (٦) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٧) وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (٩) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠) نَارٌ حَامِيَةٌ (١١)} “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyamet! (1) Nedir o yürekleri dehşetle sarsan kıyamet? (2) O yürekleri dehşetle sarsan kıyametin ne olduğunu sana ne bildirdi? (3) O gün insanlar, etrafa saçılmış pervaneler gibi olurlar, (4) Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur. (5) Artık kimin tartıları ağır gelirse, (6) İşte o, hoşnut edici bir yaşayış içindedir. (7) Ama kimin tartıları hafif gelirse, (8) Onun anası (varacağı yer) Hâviye'dir. (9) Onun ne olduğunu sana ne bildirdi? (10) O, kızgın bir ateştir! (11)”.
94651. Metin
يقول تعالى ذكرُه: {الْقَارِعَةُ}: الساعةُ التي يَقْرَعُ قلوبَ الناسِ هولها، وعظيمُ ما ينزِلُ بهم من البلاء عندها، وذلك صبيحة لا ليلَ بعدَها.
Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: {الْقَارِعَةُ} “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyamet!”; o, korkusu insanların kalplerini çarpan ve vaktinde başlarına inecek olan belanın büyüklüğüyle sarsan kıyamettir. Bu da ardından gece gelmeyen bir sabahtır.
94652. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.
94653. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
94654. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابن عباسٍ في قوله: {الْقَارِعَةُ}: مِن أسماء يوم القيامة، عظَّمه الله وحذَّره عبادَه (¬١).
Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebû Salih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan onun şöyle dediğini rivayet etti: {الْقَارِعَةُ} “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyamet”, kıyamet gününün isimlerindendir; Allah onu yüceltmiş ve kullarını ondan sakındırmıştır.
94655. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباس في قوله: {الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ). قال: هي الساعةُ.
Bana Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan {الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ} “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyamet! (1) Nedir o yürekleri dehşetle sarsan kıyamet?” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletti: “O, kıyamet saatidir.”
94656. Metin
حدثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {الْقَارِعَةُ ١ مَا الْقَارِعَةُ}. قال: هي الساعةُ.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin şöyle dediğini nakletti: {الْقَارِعَةُ 1 مَا الْقَارِعَةُ} “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyamet! Nedir o yürekleri dehşetle sarsan kıyamet?” [Katâde] dedi ki: “O, kıyamet saatidir.”
94657. Metin
حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، قال: سمعتُ أنَّ القارعة والواقعة والحاقة: القيامةُ (¬١).
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî' anlattı, dedi ki: el-Kâria, el-Vâkıa ve el-Hâkka isimlerinin kıyamet olduğunu işittim.
94658. Metin
وقولُه: {مَا الْقَارِعَةُ}. يقولُ تعالى ذكره معظِّمًا شأنَ القيامةِ والساعةِ التي يَفْرَعُ العبادَ هولُها: أيُّ شيء القارعةُ. يعنى بذلك: أَيُّ شيءٍ الساعةُ التي يَقْرَعُ الخلْقَ هولُها؛ ما أعظمها وأفطَعَها وأهولها.
Allah Teâlâ'nın: {مَا الْقَارِعَةُ} “Nedir o yürekleri dehşetle sarsan kıyamet?” buyruğu ise şöyledir: Zikri yüce olan Allah, kıyametin ve dehşeti kulları sarsan o saatin şanını yücelterek şöyle buyurur: Kâria nedir? Bununla şunu kastetmektedir: Dehşeti mahlukatı sarsan o saat nedir; o ne kadar büyük, ne kadar korkunç ve ne kadar dehşet vericidir!
94659. Metin
وقولُه: {وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ}. يقول تعالى ذكرُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: وما أشعرك يا محمدُ أيُّ شيءٍ القارعةُ؟
Allah Teâlâ'nın: {وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ} “O yürekleri dehşetle sarsan kıyametin ne olduğunu sana ne bildirdi?” buyruğunda ise zikri yüce olan Allah, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle der: Ey Muhammed, Kâria'nın ne olduğunu sana bildiren nedir?
94660. Metin
وقوله: {يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ}. يقولُ تعالى ذكرُه: القارعةُ يومَ يكونُ الناسُ كالفراشِ، وهو الذي يتساقطُ في النار والسِّراجِ، ليس ببَعوضٍ ولا ذُبابٍ، ويعنى بالمبثوثِ المفرَّقَ.
Allah Teâlâ'nın: {يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ} “O gün insanlar, etrafa saçılmış pervaneler gibi olurlar” buyruğu ise şöyledir: Zikri yüce olan Allah buyurur ki: Kâria, insanların kelebek/pervane gibi olduğu gündür; bu da ateşe ve kandile düşen kelebeklerdir, sivrisinek veya karasinek değildir. el-Mebsûs (المبثوث) ile de darmadağınık saçılmış olan kastedilmektedir.
94661. Metin
وكالذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu hususta bizim dediğimiz gibi tevil ehli de söylemiştir.
94662. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
94663. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ}: هذا الفراشُ الذي رأيتم يتهافتُ في النارِ (¬٢).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ} “O gün insanlar, etrafa saçılmış pervaneler gibi olurlar”; [Katâde] dedi ki: Bu, ateşe üşüştüğünü gördüğünüz şu kelebeklerdir/pervanelerdir.
94664. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قوله: {يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ}. قال: هذا شَبَهٌ شبَّهه اللهُ.
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, {يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ} “O gün insanlar, etrafa saçılmış pervaneler gibi olurlar” buyruğu hakkında şöyle dedi: Bu, Allah'ın yaptığı bir benzetmedir.
94665. Metin
وكان بعضُ أهل العربية ٣ يقولُ: معنى ذلك: كغوغاءِ الجرادِ، يركبُ بعضُه
Arap dili ehlinden bazısı 3 şöyle diyordu: Bunun anlamı; bir kısmı diğerinin üzerine binen çekirge sürüsü gibidir...
94666. Metin
بعضًا، كذلك الناسُ يومَئِذٍ يجولُ بعضُهم في بعضٍ.
aynı şekilde insanlar da o gün birbirlerinin içinde dalgalanıp dururlar.
94667. Metin
وقوله: {وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ}. يقول تعالى ذكرُه: ويوم تكونُ الجبالُ كالصوفِ المنفوشِ. والعِهْنُ هو الألوانُ من الصوفِ.
Allah Teâlâ'nın: {وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ} “Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur” buyruğunda ise zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: O gün dağlar, atılmış yün gibi olur. el-'Ihn (العِهْن) ise renkli yünlerdir.
94668. Metin
وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويل.
Bu hususta bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.
94669. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
94670. Metin
حدثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيد، عن قتادةَ في قوله: {وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ}. [قال: الصوفِ المنفوشِ] (¬١).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ} “Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur” buyruğu hakkında nakletti: [Dedi ki: Atılmış yündür.]
94671. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ، قال: هو الصوفُ (¬٢).
Bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den nakletti; Katâde: “O, yündür” dedi.
94672. Metin
وذكر أن الجبال تُسيَّرُ على الأرضِ وهي في صورة الجبالِ كالهباء.
Dağların yeryüzünde yürütüleceği, dağ suretinde iken toz zerreleri gibi olacağı zikredilmiştir.
94673. Metin
وقولُه: {فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ}. يقولُ: فأَما مَن ثَقُلَتْ موازينُ حسناتِه، يعنى بالموازين الوزنَ، والعربُ تقولَ: لك عندى درهمٌ بميزانِ درهمِك، ووزنِ درهمِك. ويقولون: دارى بميزانِ دارِك، ووزنِ دارِك. يُرادُ: حذاءُ دارِك. قال الشاعرُ (¬٣):
Allah Teâlâ'nın: {فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ} “Artık kimin tartıları ağır gelirse” buyruğu hakkında ise şöyle buyurur: Kimin iyiliklerinin tartıları ağır gelirse... Mevâzîn (الموازين) ile tartı kastedilmektedir. Araplar: “Benim yanımda senin dirheminin mizanında/ölçüsünde ve senin dirheminin vezninde/ağırlığında bir dirhem var” derler. Yine: “Benim evim senin evinin mizanındadır ve senin evinin veznindedir” derler ki bununla evin tam karşısı kastedilir. Şair şöyle demiştir:
94674. Metin
قد كُنْتُ قَبْلَ لِقائِكُم ذَا مِرَّةٍ … عِنْدِي لِكُلِّ مُخاصِمٍ مِيزَانُه
Sizinle karşılaşmadan önce de güçlü/kuvvetli idim... Yanımda her hasım için bir mizan vardı.
94675. Metin
يعني بقوله: لكلِّ مخاصمٍ ميزانُه. كلامَه، وما ينقُضُ عليه حجتَه. وكان
[Şair], “Her hasım için onun bir mizanı [vardır]” sözüyle; onun sözünü ve aleyhindeki delilini boşa çıkaracak şeyi kastetmektedir. [Şöyle ki]
94676. Metin
مجاهدٌ يقولُ: ليس ميزانٌ، إنما هو مَثَلٌ ضُرِب.
ise şöyle derdi: “Mizan yoktur, bu sadece getirilmiş bir meseldir/temsildir.”
94677. Metin
حدَّثنا بذلك أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ (¬١).
Bunu bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den nakletti.
94678. Metin
{فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ}. يقولُ: فهو في عيشةٍ قد رَضِيها في الجنةِ.
{فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ} “İşte o, hoşnut edici bir yaşayış içindedir”; yani o, cennette razı olduğu bir hayat içindedir.
94679. Metin
كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ}. يعنى: في الجنةِ (¬٢).
Nitekim bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ} “İşte o, hoşnut edici bir yaşayış içindedir” buyruğu hakkında: “Yani cennettedir” dediğini nakletti.
94680. Metin
وقوله: {وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ}.
Ve O'nun şu buyruğu: {وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ} “Ama kimin tartıları hafif gelirse, (8) Onun anası (varacağı yer) Hâviye'dir”.
94681. Metin
يقولُ: وأما مَن خَفَّ وزنُ حسناتِه، فمأواه ومسكنُه الهاويةُ، التي يَهْوِى فيها على رأسه في جهنمَ.
Şöyle buyurmaktadır: Kimin iyiliklerinin ağırlığı hafif gelirse, onun barınağı ve meskeni Hâviye'dir ki o, cehennemde baş aşağı içine yuvarlandığı yerdir.
94682. Metin
وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu hususta bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.
94683. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
94684. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ}: وهى النارُ هي مأواهم.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den aktardı: {وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ} “Ama kimin tartıları hafif gelirse, (8) Onun anası (varacağı yer) Hâviye'dir”; o ateştir, onların barınağıdır.
94685. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {فَأُمُّه هاوِيَةٌ}. قال: مصيرُه إلى النارِ، هي الهاويةُ. قال قتادةُ: هي كلمةٌ عربيةٌ، كان الرجلُ إذا وقع في أمرٍ شديدٍ، قال: هَوَتْ أُمُّه ٣.
Bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den nakletti: {فَأُمُّه هاوِيَةٌ} “Onun anası Hâviye'dir”. Dedi ki: “Onun varacağı yer ateştir, o [ateş] Hâviye'dir.” Katâde dedi ki: “Bu Arapça bir ifadedir; kişi çetin bir duruma düştüğünde ‘Anası yuvarlansın/helak olsun!’ (Hevet ümmüh) derdi.”3
94686. Metin
حدَّثنا ابن عبد الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الأشعثِ بن عبد الله الأعمى، قال: إذا مات المؤمنُ ذُهب بروحِه إلى أرواحِ المؤمنين، فيقولون: رَوِّحوا أخاكم، فإنه كان في غمِّ الدنيا. قال: ويسألونه ما فعل فلانٌ؟ فيقولُ: مات، أوَ ما جاءكم؟ فيقولون: ذهَبوا به إلى أمِّه الهاويةِ (¬١).
Bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da el-Eş'as b. Abdillâh el-A'mâ'dan nakletti; o dedi ki: Mümin vefat ettiğinde ruhu müminlerin ruhlarına götürülür. Onlar: “Kardeşinizi rahatlatın, zira o dünyanın kederi içindeydi” derler. Dedi ki: Ona “Filanca ne yaptı?” diye sorarlar. O da: “Öldü, size gelmedi mi?” der. Bunun üzerine onlar: “Onu anası olan Hâviye'ye götürdüler” derler.
94687. Metin
حدَّثني إسماعيل بن سيفٍ العجليُّ، قال: ثنا عليُّ بنُ مُسْهِرٍ، قال: ثنا إسماعيلُ، عن أبي صالحٍ في قوله: {فَأْمِّهِ هَاوِيَةٌ}. قال: يهوُون في النارِ على رءوسِهم (¬٢).
Bana İsmâil b. Seyf el-İclî anlattı, dedi ki: Bize Ali b. Müshir anlattı, dedi ki: Bize İsmâil, Ebû Salih'ten {فَأْمِّهِ هَاوِيَةٌ} “Onun anası Hâviye'dir” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: “Ateşin içine başları üstü yuvarlanırlar.”
94688. Metin
حدثنا ابن سيفٍ، قال: ثنا محمدُ بنُ سَوَّارٍ، عن سعيد، عن قتادة: {فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ}. قال: يهوى في النار على رأسه (¬٣).
Bize İbn Seyf anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevvâr, Saîd'den, o da Katâde'den {فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ} “Onun anası Hâviye'dir” hakkında şöyle dediğini aktardı: “Ateşe başı üstü yuvarlanır.”
94689. Metin
حدثني يونسُ، قال: أخبرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قوله: {فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ}.
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, {فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ} “Onun anası Hâviye'dir” buyruğu hakkında şöyle dedi:
94690. Metin
قال: الهاوية النارُ، هي أمُّه ومأواه التي يرجعُ إليها ويأوِي إليها.
Dedi ki: Hâviye ateştir; o, onun döneceği ve sığınacağı anası ve barınağıdır.
94691. Metin
وقرَأ: {وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ} (¬٤) [آل عمران: ١٥١].
Ve şu ayeti okudu: {وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ} “Onların barınağı ateştir” [Âl-i İmrân: 151].
94692. Metin
حدثني محمد بن سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {فَأُمَّهُ هَاوِيَةٌ}: وهو مثلُها.
Bana Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan {فَأُمَّهُ هَاوِيَةٌ} “Onun anası Hâviye'dir” buyruğu hakkında bunun benzerini rivayet etti.
94693. Metin
وإنما جعَل النارَ أمه؛ لأنها صارت مأواه، كما تُؤوى ٥ المرأة ابنَها، فجعَلها إذ لم يكنْ له مأوًى غيرها له ٦، بمنزلة أمٍّ له.
[Allah'ın] ateşi onun anası kılması; kadının çocuğunu barındırdığı gibi 5, onun da kendisinin barınağı haline gelmesindendir. Nitekim onun için ateşten başka bir barınak bulunmayınca, [Allah] onu onun için 6 bir anne konumunda kılmıştır.
94694. Metin
وقولُه: {وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠)}. يقول جلَّ ثناؤه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: وما أشعرك يا محمدُ ما الهاويةُ. ثم بَيَّن ما هي، فقال: هي {نَارٌ حَامِيَةٌ (١١)}.
Allah Teâlâ'nın: {وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠)} “Onun ne olduğunu sana ne bildirdi? (10)” buyruğunda ise övgüsü yüce olan Allah, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Hâviye'nin ne olduğunu sana bildiren nedir? Sonra onun ne olduğunu açıklayarak şöyle buyurdu: O, {نَارٌ حَامِيَةٌ (١١)} “Kızgın bir ateştir! (11)”.
94695. Metin
يعني بالحاميةِ التي قد حمِيت من الوقودِ عليها.
el-Hâmiye (الحامية) ile üzerine yakıt atılarak iyice kızdırılmış olanı kastetmektedir.
94696. Metin
آخرُ تفسير سورة "القارعة".
Kâria Suresi tefsirinin sonu.