94698. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
94699. Metin
القولُ في تأويل قوله جلَّ ثناؤه وتقدَّست أسماؤُه: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢) كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣) ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤) كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥) لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦) ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}.
Övgüsü yüce, isimleri mukaddes olan Allah'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢) كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣) ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤) كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥) لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦) ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz. Hayır! Yakında bileceksiniz. Yine hayır! Yakında bileceksiniz. Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseniz; andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz. Sonra andolsun, onu kesin bir görüşle göreceksiniz. Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.”
94700. Metin
يقولُ تعالى ذكره: ألهاكم أيها الناسُ المباهاة بكثرة المالِ والعددِ عن طاعةِ ربِّكم، وعما يُنجيكم من سخطِه عليكم.
Zikri yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Ey insanlar! Mal ve sayı çokluğuyla övünmek sizi Rabbinize itaatten ve O'nun üzerinize olan gazabından sizi kurtaracak şeylerden alıkoyup oyaladı.
94701. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويل.
Bu konuda bizim söylediğimizin benzerini tevil ehli de söylemiştir.
94702. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94703. Metin
حدثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيد، عن قتادةَ: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢)}. قال: كانوا يقولون: نحن أكثر من بنى فلان، ونحن [أَعَدُّ من] (¬١) بنى فلانٍ. وهم كلَّ يومٍ يتساقطون إلى آخرهم، والله ما زالوا كذلك حتى صاروا من أهل القبور كلُّهم (¬٢).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢)} “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” [ayeti hakkında] rivayet etti. [Katâde] dedi ki: Onlar şöyle diyorlardı: 'Biz falandillerden daha çoğuz, biz falandillerden [sayıca daha fazlayız].' Oysa onlar her gün son fertlerine kadar birer birer dökülüp gitmekteydiler. Vallahi hepsi kabir ehlinden oluncaya dek bu halde kalmaya devam ettiler.
94704. Metin
حدثنا ابن عبد الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادة: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ ١}. قالوا: نحن أكثر من بنى فلانٍ، وبنو فلان أكثر من بنى فلانٍ.
Bize İbnu Abdi'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbnu Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ 1} “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” [ayeti hakkında] rivayet etti. [Katâde] dedi ki: Onlar: "Biz falandillerden daha çoğuz, falandiller de falandillerden daha çoktur" diyorlardı.
94705. Metin
ألهاهم (¬١) ذلك حتى ماتوا ضلالًا (¬٢).
Bu durum, onları sapkınlar olarak ölünceye kadar oyaladı.
94706. Metin
وروى عن النبي ﷺ كلام يدلُّ على أن معناه التكاثرُ بالمالِ.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den, bunun anlamının malla övünmek ve çoğalmak olduğuna delalet eden bir söz rivayet edilmiştir.
94707. Metin
ذكرُ الخبر بذلك
Buna dair haberin zikri
94708. Metin
حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن هشام الدَّستوائيِّ، عن قتادةَ، عن مطرفِ بن عبدِ اللَّهِ بن الشَّخِّيرِ، عن أبيه، أنه انتهى إلى النبي ﷺ وهو يقرأُ: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢)}. قال: "ابن آدمَ، ليس لك من مالك إلا ما أكلت فأفنَيت، أو لبِستَ فأبلَيت، أو تصدَّقت فأمضَيتَ" (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Hişâm ed-Destevâî'den, o Katâde'den, o Mutarrif b. Abdillâh b. eş-Şıhhîr'den, o da babasından rivayet etti ki: Kendisi Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına vardı; o esnada [Resûlullah]: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢)} “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” [ayetlerini] okuyordu. Buyurdu ki: “Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğin veya giyip eskittiğin yahut sadaka verip [ahirete] ulaştırdığın dışında malından senin olan bir şey var mıdır?”
94709. Metin
حدَّثنا محمد بن خلفٍ العسقلانيُّ، قال: ثنا آدم، قال: ثنا حماد بن سلمةَ، عن ثابت البنانيِّ، عن أنس بن مالك، عن أبى بن كعب، قال: كنا نرى أن هذا الحديث من القرآن: "لو أن لابنِ آدم واديين من مال، لتمنى واديا ثالثًا، ولا يملأُ جوفَ ابن آدم إلا الترابُ، ثم يتوبُ الله على من تاب". حتى نزلت هذه السورة: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ ١} إلى آخرها ٤.
Bize Muhammed b. Halef el-Askalânî rivayet edip dedi ki: Bize Âdem rivayet edip dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Sâbit el-Bünânî'den, o Enes b. Mâlik'ten, o da Übey b. Ka'b'dan rivayet etti; [Übey b. Ka'b] şöyle dedi: Biz şu sözün Kur'an'dan olduğunu zannederdik: «Âdemoğlunun maldan iki vadisi olsa, mutlaka bir üçüncüsünü temenni ederdi. Âdemoğlunun içini topraktan başkası doldurmaz. Sonra Allah tövbe edenin tövbesini kabul eder.» Nihayet şu sure sonuna kadar indi: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ} 1 “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu.” 4
94710. Metin
وقوله ﷺ بعَقِبِ قراءتِه: {أَلْهَاكُمُ}: "ليس لك من مالك إلا كذا وكذا" ينبئُ أن معنى ذلك عندَه: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ}: المالُ.
[Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem'in {أَلْهَاكُمُ} “Sizi oyalayıp durdu” [ayetini] okumasının hemen ardından: “Malından senin olan ancak şudur ve şudur” buyurması, onun nezdinde {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ} “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu” ifadesinin anlamının 'mal' olduğunu bildirmektedir.
94711. Metin
وقوله: {حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ}. يعنى: حتى صرتم إلى المقابر فدفنتم فيها. وفي هذا دليلٌ على صحة القول بعذاب القبرِ؛ لأن الله تعالى ذكره أخبر عن هؤلاء القوم الذين ألهاهم التكاثر، أنهم سيعلمون ما يلقون إذا هم زاروا القبور؛ وعيدًا منه لهم وتهدُّدًا.
{حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ} “Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” sözü şu anlama gelir: Nihayet kabirlere vardınız ve oralara defnedildiniz. Bunda kabir azabının var olduğunu söyleyen görüşün doğruluğuna dair bir delil vardır. Çünkü zikri yüce olan Allah, çoklukla övünmenin oyaladığı bu kimselere kabirleri ziyaret ettiklerinde ne ile karşılaşacaklarını yakında bileceklerini bildirmiştir; bu, O'ndan kendilerine bir tehdit ve gözdağıdır.
94712. Metin
وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimizin benzerini tevil ehli de söylemiştir.
94713. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94714. Metin
حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابن عطيةَ، عن قيسٍ، عن حجاجٍ، عن المنهال، عن زرٍّ، عن عليٍّ، قال: كنا نشكُّ في عذاب القبر حتى نزلت هذه الآية: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١)} إلى {كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٢)}؛ في عذابِ القبرِ.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Atiyye, Kays'tan, o Haccâc'dan, o el-Minhâl'den, o Zirr'den, o da Ali'den rivayet etti; dedi ki: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١)} “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu” ayetinden {كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٢)} “Hayır! Yakında bileceksiniz” ayetine kadar olan kısım ininceye dek kabir azabından şüphe ediyorduk; [bu ayetler] kabir azabı hakkındadır.
94715. Metin
حدثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا حكامُ بنُ سَلْم، عن عنبسةَ، عن ابن أبي ليلى، عن المنهال، عن زرٍّ، عن عليٍّ، قال: نزلت: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١)} في عذابِ القبرِ.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hükkâm b. Selm, Anbese'den, o İbn Ebî Leylâ'dan, o el-Minhâl'den, o Zirr'den, o da Ali'den rivayet etti; dedi ki: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١)} “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu” ayeti kabir azabı hakkında indi.
94716. Metin
حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حَكام، عن عمرو، عن الحجاج، عن المنهال بن عمرٍو، عن زِرٍّ، عن عليٍّ، قال: ما زلنا نشكُّ في عذاب القبر حتى نزلت: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢)} (¬١).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hükkâm, Amr'dan, o el-Haccâc'dan, o el-Minhâl b. Amr'dan, o Zirr'den, o da Ali'den rivayet etti; dedi ki: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢)} “Çoklukla övünmek sizi oyalayıp durdu. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” [ayetleri] ininceye dek kabir azabından şüphe etmekteydik.
94717. Metin
وقوله: {كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣)}. يعني تعالى ذكره بقوله: {كَلَّا}: ما
{كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣)} “Hayır! Yakında bileceksiniz.” sözüne gelince; zikri yüce olan [Allah], {كَلَّا} “Hayır” sözüyle şunu kastetmektedir: Böyle1
94718. Metin
هكذا ينبغي أن تفعلوا؛ أن يُلهِيَكم التكاثر.
yapmanız gerekmez; [yani] çoklukla övünmenin sizi oyalaması [doğru değildir].
94719. Metin
وقوله: {سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣)}. يقول جل ثناؤه: سوف تعلمون إذا زرتم المقابر، أيُّها الذين ألهاهم التكاثرُ، غِب فعلكم واشتغالكم بالتكاثر في الدنيا عن طاعةِ ربكم (¬١).
{سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣)} “Yakında bileceksiniz.” sözüne gelince; övgüsü yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Ey çoklukla övünmenin kendilerini oyaladığı kimseler! Kabirleri ziyaret ettiğinizde, dünyada çoklukla övünerek Rabbinize itaatten geri kalıp oyalanmanızın ve bu yaptığınızın akıbetini yakında bileceksiniz.
94720. Metin
وقوله: {ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)}. يقولُ: ثم ما هكذا ينبغي أن تفعلوا؛ أن يُلهِيّكم التكاثر بالأموال، وكثرة العددِ، سوف تعلمون إذا زرتم المقابر ما تلقون - إذا أنتم زرتموها - من مكروه اشتغالكم عن طاعة ربكم بالتكاثر.
{ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)} “Yine hayır! Yakında bileceksiniz.” sözüne gelince; buyuruyor ki: Sonra, [asla] böyle yapmamanız gerekir; mallarla ve sayı çokluğuyla övünmenin sizi oyalaması [doğru değildir]. Kabirleri ziyaret ettiğinizde, çoklukla övünerek Rabbinize itaatten oyalanıp meşgul olmanızın hoşunuza gitmeyecek karşılığı olarak karşılaşacağınız şeyleri -kabirleri ziyaret ettiğiniz vakit- yakında bileceksiniz.
94721. Metin
وكرَّر قوله: {كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)}. مرتين؛ لأن العرب إذا أرادت التغليظَ في التخويف والتهديد، كرَّروا الكلمة مرتين.
{كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)} “Hayır! Yakında bileceksiniz.” sözünü iki defa tekrarladı; çünkü Araplar korkutma ve tehditte pekiştirme yapmak istediklerinde sözü iki defa tekrarlarlar.
94722. Metin
وروى عن الضحاك في ذلك ما حدثنا به ابن حميد، قال: ثنا مهران، عن أبى سنانٍ، عن ثابتٍ، عن الضحاكِ: {كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)}. قال: الكفارُ، {ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)}. قال: المؤمنون. وكذلك كان يقرؤها (¬٢).
Dahhâk'tan bu hususta, İbn Humeyd'in bize rivayet ettiği şu söz nakledilmiştir; dedi ki: Bize Mihrân, Ebû Sinân'dan, o Sâbit'ten, o da Dahhâk'tan rivayet etti: {كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)} “Hayır! Yakında bileceksiniz” [ayeti hakkında] şöyle demiştir: [Yani] kâfirler; {ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)} “Yine hayır! Yakında bileceksiniz” [ayeti hakkında ise]: [Yani] müminler. O, bu [ayeti] böyle okumaktaydı.
94723. Metin
وقوله: {كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥)}. يقول تعالى ذكره: ما هكذا ينبغى أن تفعلوا؛ أن يُلهيكم التكاثرُ أَيُّها الناسُ، لو تعلمون أيُّها الناسُ علمًا يقينًا أن اللَّهَ باعثكم يومَ القيامةِ من بعد مماتكم من قبوركم، ما ألهاكم التكاثر عن طاعةِ اللهِ ربِّكم، ولسارعتم إلى عبادته، والانتهاء إلى أمره ونهيه ورفض الدنيا؛ إشفاقًا على أنفسكم من عقوبته.
{كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥)} “Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseniz” sözüne gelince; zikri yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Böyle yapmamanız gerekir; ey insanlar, çoklukla övünmenin sizi oyalaması [doğru değildir]. Ey insanlar, eğer Allah'ın ölümünüzden sonra sizi kabirlerinizden kıyamet gününde dirilteceğini kesin bir bilgiyle bilseydiniz, çoklukla övünmek sizi Rabbiniz olan Allah'a itaatten alıkoymazdı; O'nun cezalandırmasından kendi nefislerinize acıyarak O'na ibadete, emir ve yasaklarına uymaya ve dünyayı terk etmeye koşardınız.
94724. Metin
وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu hususta bizim söylediğimizin benzerini tevil ehli de söylemiştir.12
94725. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94726. Metin
حدثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيد، عن قتادةَ: {كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥)}: كنا نحدَّثُ أن علم اليقين أن يعلم أنَّ الله باعثُه بعد الموتِ (¬١).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥)} “Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseniz” [ayeti hakkında] rivayet etti. [Katâde] dedi ki: Bize ilme'l-yakînin (kesin bilginin), kişinin öldükten sonra Allah'ın kendisini dirilteceğini bilmesi olduğu anlatılırdı.
94727. Metin
وقوله: {لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦)}؛ اختلفت القرأةُ في قراءةِ ذلك؛ فقرأته عامة (¬٢) قرأةِ الأمصار: {لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦)} بفتحِ التاء من: {لَتَرَوُنَّ} في الحرفين كليهما (¬٣)، وقرأ ذلك الكسائى بضم التاء من الأولى، وفتحها من الثانية (¬٤).
{لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦)} “Andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.” sözüne gelince; kurrâ bunun kıraatinde ihtilaf etmiştir. Şehirlerin kurrâsının geneli bunu her iki kelimede de {لَتَرَوُنَّ} “Mutlaka göreceksiniz” lafzının te harfini fetha ile: {لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦)} “Andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz” şeklinde okumuştur. Kisâî ise bunu birincisinde tenin zammesiyle, ikincisinde ise fethasıyla okumuştur.
94728. Metin
والصواب عندنا في ذلك الفتحُ فيهما كِلَيهما؛ لإجماعِ الحجة عليه. وإذ كان ذلك كذلك، فتأويل الكلام: لتَرَوُنَّ أَيُّها المشركون جهنم يومَ القيامة، ثم لتَرَوُنَّها عِيانًا لا تغيبون عنها.
Bize göre bu hususta doğru olan, hüccetin icmâından ötürü her ikisinde de fetha ile okumaktır. Durum böyle olunca sözün tevili şudur: Ey müşrikler, kıyamet gününde cehennemi mutlaka göreceksiniz; sonra onu asla gözünüzden kaybolmayacak şekilde ayan beyan göreceksiniz.
94729. Metin
حدثني محمد بن سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباس قوله: {ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧)}: يعنى أهل الشرك.
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan: {ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧)} “Sonra andolsun, onu kesin bir görüşle göreceksiniz.” sözü hakkında rivayet etti; [İbn Abbâs]: Şirk ehlini kastetmektedir, dedi.
94730. Metin
وقوله: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. يقولُ: ثم ليسأَلَنَّكم اللهُ ﷿ عن النعيم الذي كنتم فيه في الدنيا؛ ماذا عملتم فيه، من أينَ وصلتم إليه، وفيم أصبتموه، وماذا عملتم به؟
{ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” sözüne gelince; buyuruyor ki: Sonra aziz ve celil olan Allah, dünyada içinde bulunduğunuz nimetlerden ötürü size mutlaka soracaktır: Onda ne amel işlediniz, ona nereden ulaştınız, onu ne uğrunda elde ettiniz ve onunla ne yaptınız?
94731. Metin
واختلف أهل التأويلِ في ذلك النعيم ما هو؟ فقال بعضُهم: هو الأمنُ
Te'vil ehli (müfessirler), söz konusu nimetin ne olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir.123 Onlardan bazıları şöyle demiştir: O, emniyettir (güvendir)4
94732. Metin
والصحةُ.
ve sağlıktır.
94733. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94734. Metin
حدَّثني عبادُ بن يعقوبَ، قال: ثنا محمد بن سليمانَ، عن ابن أبي ليلى، عن الشعبيِّ، عن ابن مسعود في قوله: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. قال: الأمن والصحةُ (¬١).
Bana Abbâd b. Ya'kûb rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Süleymân, İbn Ebî Leylâ'dan, o eş-Şa'bî'den, o da İbn Mes'ûd'dan: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” sözü hakkında rivayet etti; [İbn Mes'ûd]: Güvenlik ve sağlıktır, dedi.
94735. Metin
حدثنا أبو كريب، قال: ثنا حفص، عن ابن أبي ليلى، عن الشعبي، عن عبدِ اللَّهِ مثله (¬٢).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Hafs, İbn Ebî Leylâ'dan, o eş-Şa'bî'den, o da Abdullah'tan bunun benzerini rivayet etti.
94736. Metin
حدثني على بن سعيد الكندى، قال: ثنا محمد بن مروان، عن ليث، عن مجاهدٍ: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. قال: الأمن والصحة (¬٣).
Bana Ali b. Saîd el-Kindî rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Mervân, Leys'ten, o Mücâhid'den: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Mücâhid]: Güvenlik ve sağlıktır, dedi.
94737. Metin
حدثنا ابن بشار، قال: ثنا أبو عاصم، قال: ثنا سفيان، قال: بلغني في قوله: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. قال: الأمنُ والصحةُ.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân rivayet etti; dedi ki: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” sözü hakkında bana ulaştı ki; [o]: Güvenlik ve sağlıktır, demiştir.
94738. Metin
حدثنا ابن حميد، قال: ثنا مهرانُ، عن إسماعيلَ بن عياش، عن عبد العزيز بن عبد الله، قال: سمعتُ الشعبيَّ يقولُ: النعيم المسئول عنه يوم القيامة: الأمنُ والصحة.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, İsmâil b. Ayyâş'tan, o Abdülazîz b. Abdillâh'tan rivayet etti; dedi ki: Şa'bî'nin şöyle dediğini işittim: Kıyamet gününde sorulacak olan nimet: Güvenlik ve sağlıktır.
94739. Metin
قال: ثنا مهران، عن خالد الزياتِ، عن ابن أبي ليلى، عن عامرٍ الشعبيِّ، عن
[İbn Humeyd] dedi ki: Bize Mihrân, Hâlid ez-Zeyyât'tan, o İbn Ebî Leylâ'dan1, o Âmir eş-Şa'bî'den2, o da3
94740. Metin
ابن مسعودٍ مثله.
o da İbn Mes'ûd'dan bunun benzerini rivayet etti.
94741. Metin
قال: ثنا مهران، عن سفيان: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. قال: الأمن والصحة.
Dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan rivayet etti: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” [ayeti hakkında]; Güvenlik ve sağlıktır, dedi.
94742. Metin
وقال آخرون: بل معنى ذلك: ثم لَيُستَلُنَّ يومَئِذٍ عما أنعم الله به عليهم؛ مما وهب لهم من السمع والبصر وصحة البدن.
Başkaları ise şöyle demiştir: Aksine bunun anlamı; Allah'ın onlara bahşettiği işitme, görme ve beden sağlığı gibi kendilerine lütfettiği nimetlerden o gün mutlaka sorulacaklardır.
94743. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94744. Metin
حدثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالح، قال: ثني معاوية، عن عليٍّ، عن ابن عباس في قوله: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. قال: النعيم صحة الأبدانِ والأسماع والأبصار. قال: يسأل الله العباد فيم استعملوها، وهو أعلم بذلك منهم، وهو قوله: {إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا} (¬١) [الإسراء: ٣٦].
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” sözü hakkında rivayet etti; [İbn Abbâs]: Nimet; bedenlerin, kulakların ve gözlerin sıhhatidir, dedi. Dedi ki: Allah kullara bunları nerede kullandıklarını soracaktır; Oysa O, bunu onlardan daha iyi bilmektedir. Nitekim O'nun: {إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا} “Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” [İsrâ: 36] buyruğu da böyledir.
94745. Metin
حدثني إسماعيل بن موسى الفزاريُّ، قال: أخبرنا عمر بن شاكرٍ، عن الحسنِ، قال: كان يقولُ في قوله: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. قال: السمعُ والبصر وصحة البدنِ.
Bana İsmâil b. Mûsâ el-Fezârî rivayet edip dedi ki: Bize Ömer b. Şâkir, Hasen'den haber verdi; dedi ki: O, {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” sözü hakkında şöyle derdi: [Bu nimet] işitme, görme ve beden sıhhatidir.
94746. Metin
وقال آخرون: هو العافية.
Başkaları ise şöyle demiştir: O, afiyettir.
94747. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94748. Metin
حدثني عبادُ بنُ يعقوبَ، قال: ثنا نوحُ بنُ درَّاجٍ، عن سعد بن طريفٍ، عن أبى
Bana Abbâd b. Ya‘kūb anlattı, dedi ki: Bize Nûh b. Derrâc, Sa‘d b. Tarîf’ten, Ebû1
94749. Metin
جعفرٍ: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)}. قال: العافيةُ.
Ca'fer'den: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)} “Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Ebû Ca'fer]: Afiyettir, dedi.
94750. Metin
وقال آخرون: بل عُنِى بذلك بعضُ ما يَطعمه الإنسانُ أو يشربُه.
Başkaları ise şöyle demiştir: Aksine bununla, insanın yediği veya içtiği şeylerin bir kısmı kastedilmiştir.
94751. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94752. Metin
حدثنا ابن بشار، قال: ثنا عبد الرحمن، قال: ثنا سفيان، عن بُكيرِ بن عتيقٍ، قال: رأيتُ سعيد بن جبير أُتِىَ بشربة عسلٍ، فشربها وقال: هذا النعيم الذي تُسْألون عنه (¬١).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Bükeyr b. Atîk'ten rivayet etti; dedi ki: Saîd b. Cübeyr'e bir içimlik bal getirildiğini gördüm, onu içti ve: İşte bu, kendisinden sorulacağınız nimettir, dedi.
94753. Metin
حدثني على بن سهلٍ الرمليُّ، قال: ثنا الحسن بن بلال، قال: ثنا حماد بنُ سلمةَ، عن عَمَّارٍ (¬٢) بن أبي عمار، قال: سمعت جابر بن عبدِ اللَّهِ يقولُ: أتانا النبي ﷺ وأبو بكرٍ وعمر ﵄، فأطعمناهم رطبا، وسقيناهم ماءً، فقال رسول الله ﷺ: "هذا من النعيم الذي تُسألون عنه" (¬٣).
Bana Ali b. Sehl er-Remlî rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen b. Bilâl rivayet edip dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Ammâr b. Ebî Ammâr'dan rivayet etti; dedi ki: Câbir b. Abdillâh'ın şöyle dediğini işittim: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir ve Ömer radıyallâhu anhümâ bize geldiler; biz de onlara taze hurma ikram ettik ve su içirdik. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İşte bu, kendisinden sorulacağınız nimettendir." buyurdu.
94754. Metin
حدثنا جابر بن الكُرْدى، قال: ثنا يزيدُ بنُ هارون، قال: ثنا حماد بن سلمة، عن عمار بن أبي عمار، قال: سمعت جابر بن عبدِ اللَّهِ يقولُ: أَتانا النبي ﷺ. فذكر نحوه.
Bize Câbir b. el-Kürdî rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn rivayet edip dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Ammâr b. Ebî Ammâr'dan rivayet etti; dedi ki: Câbir b. Abdillâh'ın: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bize geldi... dediğini işittim; diyerek bunun benzerini zikretti.
94755. Metin
حدثني الحسين ٤ بن عليٍّ الصدائيُّ، قال: ثنا الوليد بن القاسم، عن يزيد بن
Bana el-Hüseyin4 b. Alî es-Sadâî rivayet edip dedi ki: Bize el-Velîd b. el-Kâsım, Yezîd b.
94756. Metin
كيسانَ، عن أبي حازمٍ، عن أبي هريرة، قال: بينَما أبو بكر وعمر ﵄ جالسان، إذ جاء النبي ﷺ، فقال: "ما أجلَسكما هاهنا؟ ". [قالا: الجوع] (¬١).
Keysân'dan, o Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hureyre'den rivayet etti; dedi ki: Ebû Bekir ve Ömer radıyallâhu anhümâ otururlarken, ansızın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem geldi ve: "Sizi burada oturtan nedir?" diye sordu. [Onlar: Açlık, dediler].
94757. Metin
قال: "والذي بَعثني بالحقِّ، ما أخرجنى غيرُه". فانطلقوا حتى أتَوا بيت رجلٍ من الأنصارِ، فاستقبلتهم المرأةُ، فقال لها النبي ﷺ: "أينَ فلانٌ؟ ". فقالت: ذهَب يستعذبُ لنا ماءً. فجاء صاحبهم يحملُ قربته، فقال: مرحبا، ما زار العباد شيءٌ أفضلُ من شيءٍ زارني اليوم. فعلَّق قربته بكرب (¬٢) نخلةٍ، وانطلق فجاءهم بعذقٍ، فقال النبي ﷺ: "ألا كنتَ اجتَنَيْتَ؟ ". فقال: أحببتُ أن تكونوا الذين تختارون على أعينِكم. ثم أخذ الشَّفرةَ، فقال النبي ﷺ: "إياكَ والحَلُوبَ". فذبَح لهم يومئذٍ فأكَلوا، فقال النبي ﷺ: "لتُسْألُنَّ عن هذا يوم القيامةِ، أخرَجكم من بيوتكم الجوعُ، فلم ترجِعوا حتى أصَبْتُم هذا، فهذا من النعيم" (¬٣).
[Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem]: "Beni hak ile gönderene yemin olsun ki beni de bundan başkası çıkarmadı." dedi. Beraberce yola koyulup Ensâr'dan bir adamın evine vardılar. Onları [ev sahibinin] hanımı karşıladı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Filanca nerede?" diye sordu. Kadın: Bizim için tatlı su getirmeye gitti, dedi. Derken ev sahibi tulumunu taşıyarak geldi ve: Hoş geldiniz! Kullara, bugün beni ziyaret eden şeyden daha faziletli bir şey uğramamıştır, dedi. Tulumunu bir hurma dalının dibine astı ve gidip onlara bir hurma salkımı getirdi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hurmaları toplasaydın ya?" buyurdu. Adam: Kendi gözünüzle seçen kimseler olmanızı istedim, dedi. Sonra bıçağı aldı. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sağılır hayvandan sakın!" buyurdu. Adam o gün onlar için [bir hayvan] kesti ve yediler. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde bundan mutlaka hesaba çekileceksiniz; sizi evlerinizden açlık çıkardı ve siz buna kavuşmadan geri dönmediniz; işte bu, [hesabı sorulacak] nimettendir."
94758. Metin
حدثنا أبو كريب، قال: ثنا يحيى بن أبى بكيرٍ، قال: ثنا شيبانُ بنُ عبد الرحمن، عن عبد الملكِ بن عُمَيرٍ، عن أبي سَلَمةَ، عن أبي هريرة، قال: قال النبي ﷺ لأبي بكر وعمر: "انطَلِقوا بنا إلى أبى الهيثم بن التَّيِّهانِ الأنصاريِ". فأتَوه، فانطلق بهم إلى ظلِّ حديقته، فبسط لهم بساطًا، ثم انطلق إلى نخلة، فجاء بقِنْوٍ، فقال رسولُ اللهِ ﷺ: "فهَلا تنقَّيتَ لنا من رُطَبِه؟ ". فقال: أردتُ أن تَخَيَّروا ٤ من رطبه ويُسره. فأكلوا وشربوا من الماء، فلما فرَغ رسول الله ﷺ، قال: "هذا والذي نفسي بيده من النعيم الذي أنتم فيه مسئولون عنه يوم القيامة، هذا الظلُّ
Bize Ebû Kureyb rivayet edip dedi ki: Bize Yahyâ b. Ebî Bükeyr rivayet edip dedi ki: Bize Şeybân b. Abdirrahmân, Abdülmelik b. Umeyr'den, o Ebû Seleme'den, o da Ebû Hureyre'den rivayet etti; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Bekir ve Ömer'e: «Bizimle beraber Ensâr'dan Ebü'l-Heysem b. et-Teyyihân'a gidin» buyurdu. Bunun üzerine onun yanına vardılar; o da onları bahçesinin gölgesine götürüp kendilerine bir yaygı serdi. Sonra bir hurma ağacına gidip bir salkım getirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Bize onun olgunlaşmış tazesinden seçip ayırsaydın ya!» buyurdu. [Ebü'l-Heysem]: Olgunlaşmış tazesinden ve hamından bizzat seçmenizi4 istedim, dedi. Böylece yediler ve sudan içtiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [yiyip içmeyi] bitirince şöyle buyurdu: «Nefsim elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki bu, kıyamet gününde kendisinden hesaba çekileceğiniz nimetlerdendir; şu gölge...»
94759. Metin
الباردُ، والرُّطَبُ البارد، عليه الماءُ الباردُ".
serin taze hurma ve onun üzerine [içilen] soğuk su!"
94760. Metin
حدثني صالح بن مسمار المروزى، قال: ثنا آدم بن أبي إياس، قال: ثنا شيبان، قال: ثنا عبد الملك بن عمير، عن أبي سلمةَ بن عبدِ الرحمن، عن أبي هريرة، عن رسول الله ﷺ بنحوه، إلا أنه قال في حديثه: "ظلٌ باردٌ، ورُطَبٌ باردٌ، وماء بارد" (¬١).
Bana Sâlih b. Mismâr el-Mervezî rivayet edip dedi ki: Bize Âdem b. Ebî İyâs rivayet edip dedi ki: Bize Şeybân rivayet edip dedi ki: Bize Abdülmelik b. Umeyr, Ebû Seleme b. Abdirrahmân'dan, o Ebû Hureyre'den, o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bunun benzerini rivayet etti; şu kadar var ki hadisinde şöyle demiştir: "Serin bir gölge, soğuk taze hurma ve soğuk su."
94761. Metin
حدثنا على بن عيسى البزازُ، قال: ثنا سعيد بن سليمانَ، عن حَشْرَجِ بن نباتة، قال: ثنا أبو نُصيرة ٢، عن أبي عَسِيبٍ مولى رسول الله ﷺ، قال: مرَّ النبي ﷺ، [ليلًا، فدعانى فخَرَجْتُ إليه، ثم مرَّ بأبى بكرٍ فدعاه فخرج إليه، ثم مرَّ بعمر، ثم انطلق رسول الله ﷺ] ٣ حتى دخل حائطًا لبعض الأنصار، فقال لصاحب الحائط: "أطعمنا بسْرًا". فجاءه بعذقٍ فوضَعه، فأكل رسول الله ﷺ وأصحابه، ثم دعا بماء باردٍ فشرب، فقال: "لتُسْأَلُنَّ عن هذا يومَ القيامةِ". فَأَخَذ عمرُ العِذْقَ، فضرب به الأرض حتى تناثر البسرُ، ثم قال: يا رسولَ اللهِ، إنا لمسئولون عن هذا؟ قال: "نعم، إلا من كِسْرَةٍ يسُدُّ بها جوعَه، أو جُحرٍ يدخلُ فيه من الحرِّ والقرِّ" ٤.
Bize Ali b. Îsâ el-Bezzâz rivayet edip dedi ki: Bize Saîd b. Süleymân, Haşrec b. Nübâte'den rivayet etti; dedi ki: Bize Ebû Nusayra2, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in azatlısı Ebû Asîb'den rivayet etti; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem [geceleyin uğradı ve beni çağırdı, ben de yanına çıktım; sonra Ebû Bekir'e uğrayıp onu çağırdı, o da yanına çıktı; sonra Ömer'e uğradı, sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gitti]3 nihayet Ensâr'dan birinin bahçesine girdi. Bahçe sahibine: «Bize turfanda hurma ikram et.» buyurdu. O da bir hurma salkımı getirip koydu; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı [ondan] yediler. Sonra soğuk su isteyip içti ve: «Kıyamet gününde bundan mutlaka hesaba çekileceksiniz.» buyurdu. Bunun üzerine Ömer salkımı alıp yere vurdu, öyle ki turfanda hurmalar etrafa saçıldı. Sonra: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz bundan gerçekten hesaba mı çekileceğiz?" dedi. [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: «Evet; ancak kişinin kendisiyle açlığını giderdiği bir ekmek parçası veya sıcaktan ve soğuktan [korunmak için] içine girdiği bir sığınak müstesnadır.» buyurdu.4
94762. Metin
حدَّثني سعيدُ بن عمرو السكونيُّ، قال: ثنا بقيةُ، عن حَشْرَج بن نباتة، قال: حدثني أبو نصيرة (¬١)، عن أبي عسيبٍ مولى النبيِّ ﷺ، قال: مرَّ بي النبيُّ ﷺ، فدعاني فخرجتُ ومعه أبو بكرٍ وعمرُ ﵄، فدخل حائطا لبعض الأنصار، فأُتى ببسْرِ عِذْقٍ منه، فوُضع بين يديه، فأكل هو وأصحابه، ثم دعا بماءٍ بارد، فشرب، ثم قال: "لتُسْأَلُنَّ عن هذا يوم القيامة". فقال عمرُ: عن هذا يومَ القيامةِ؟ فقال: "نعم، إلا من ثلاثةٍ؛ خِرْقةٍ كَفَّ بها عورته، أو كسْرةٍ سَدَّ بها جوْعته (¬٢)، أو جُحرٍ يدخلُ فيه من الحَرَّ والقُرِّ".
Bana Saîd b. Amr es-Sekûnî rivayet edip dedi ki: Bize Bakıyye, Haşrec b. Nübâte'den rivayet etti; dedi ki: Bana Ebû Nusayra, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in azatlısı Ebû Asîb'den rivayet etti; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bana uğradı ve beni çağırdı; ben de yanına çıktım, beraberinde Ebû Bekir ve Ömer radıyallâhu anhümâ da vardı. Ensâr'dan birinin bahçesine girdi. Kendisine oradan taze bir hurma salkımı getirildi ve önüne konuldu. O ve ashabı yediler. Sonra soğuk su istedi, içti ve ardından şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde bundan mutlaka hesaba çekileceksiniz." Ömer: Kıyamet gününde bundan mı? deyince Resûlullah: "Evet; ancak üç şey müstesnadır: Avret yerini örttüğü bir bez parçası, açlığını bastırdığı bir lokma ekmek veya sıcaktan ve soğuktan [korunmak için] içine girdiği bir sığınak." buyurdu.
94763. Metin
حدَثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، عن الجُرَيريِّ، عن أبي نصيرةَ، قال: أكَل رسول الله ﷺ وناسٌ من أصحابه أكلةً من خبزِ شعيرٍ لم يُنْخَلْ، بلحمٍ سَمينٍ، ثم شرِبوا من جدولٍ، فقال: " [هذه أكلةٌ] (¬٣) من النعيمِ (¬٤) تُسألون عنها (¬٥) يومَ القيامة" (¬٦).
Bana Ya'kūb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye, el-Cüreyrî'den, o Ebû Nusayra'dan rivayet etti; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabından birtakım kimseler, elenmemiş arpa ekmeğiyle yağlı bir et yediler, sonra bir dereden su içtiler. Bunun üzerine [Resûlullah]: "[Bu yemek], kıyamet gününde kendisinden hesaba çekileceğiniz nimettendir." buyurdu.
94764. Metin
حدَّثنا مجاهد بن موسى، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا محمد بن عمرٍو، عن صفوانَ بن سليم، عن ٧ محمود بن لبيدٍ، قال: لما نزلت: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ}. فقرأها حتى بلغ: {لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَيذٍ عَنِ النَّعِيمِ}. قالوا: يا رسول الله، عن أيِّ النعيم نُسألُ، وإنما هو الأسودان الماء والتمرُ، وسيوفنا على عواتِقنا، والعدوُّ حاضرٌ؟ قال: "إن ذلك سيكونُ" ٨.
Bize Mücâhid b. Mûsâ rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Amr, Safvân b. Süleym'den, o da 7 Mahmûd b. Lebîd'den rivayet etti; dedi ki: { أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ } “Çokluk kuruntusu sizi oyalayıp durdu.” [ayeti] indiğinde [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem] sureyi okudu ve nihayet: { لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ } “Sonra andolsun ki o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” [ayetine] ulaştı. [Sahabiler]: “Ey Allah'ın Resûlü! Hangi nimetten hesaba çekileceğiz? Zira [yiyecek olarak elimizde] sadece iki siyah şey; su ve hurma var, kılıçlarımız boyunlarımızda [asılı] ve düşman da yanı başımızda!” dediler. [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: «Şüphesiz bu [nimetler ileride] mutlaka olacaktır.» buyurdu.8
94765. Metin
حدثني يعقوبُ بنُ إبراهيمَ والحسينُ بنُ عليٍّ الصُّدَائيُّ، قالا: ثنا شَبَابَةُ بنُ سَوَّارٍ، قال: ثنى عبدُ الله بن العلاء أبو زبرٍ (¬١) الشاميُّ، قال: ثنا الضحاك بنُ عَرْزَمٍ، قال: سمعت أبا هريرة يقولُ: قال رسول الله ﷺ: "إن أول ما يُسْأَلُ عنه العبد يومَ القيامةِ من النعيم أن يقال له: ألم نُصِحَّ لك جسْمَك، وتُرْوَ من الماء البارِدِ؟ " (¬٢).
Bana Ya'kūb b. İbrâhîm ve el-Hüseyn b. Ali es-Südâî rivayet edip dediler ki: Bize Şebâbe b. Sevvâr rivayet edip dedi ki: Bana Şamlı Abdullah b. el-Alâ Ebû Zibr rivayet edip dedi ki: Bize ed-Dahhâk b. Arzem rivayet etti; dedi ki: Ebû Hureyre'nin şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Kıyamet gününde kulun nimetlerden ilk hesaba çekileceği şey, kendisine: 'Bedenini sıhhatli kılmadık mı ve sana soğuk sudan kana kana içirmedik mi?' denilmesidir." buyurdu.
94766. Metin
حدثني يعقوب، قال: ثنا ابنُ عليةَ، قال: ثنا ليثٌ، عن مجاهد، قال: قال أبو معمرٍ عبد اللهِ بن سخبرةَ: ما أصبح أحدٌ بالكوفة إلا ناعمًا؛ إن أَهْوَنَهم عيشًا الذي يأكل خبز البرِّ، ويشربُ ماءَ الفراتِ، ويستظِلُّ من الظلِّ، وذلك من النعيمِ (¬٣).
Bana Ya'kūb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet edip dedi ki: Bize Leys, Mücâhid'den rivayet etti; dedi ki: Ebû Ma'mer Abdullah b. Sahbere şöyle dedi: Kûfe'de nimet içinde sabahlamayan hiç kimse yoktur; onların geçimce en mütevazı olanı buğday ekmeği yiyen, Fırat'ın suyundan içen ve bir gölgede gölgelenendir; işte bu da nimetlerdendir.
94767. Metin
حدثنا ابن حميد، قال: ثنا مهران، عن إسماعيلَ بن عياشٍ، عن عبدِ الرحمنِ بن الحارث التميميِّ، عن ثابت البناني، عن النبي ﷺ، قال: "النعيم المسئول عنه يومَ القيامةِ: كِسْرَةٌ تُقَوِّيه، وماءٌ يُرويه، وثوبٌ يُوَارِيهِ" (¬٤).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, İsmâil b. Ayyâş'tan, o Abdurrahman b. el-Hâris et-Temîmî'den, o Sâbit el-Bünânî'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etti; [Peygamber] şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde sorulacak nimet; [insana] güç veren bir lokma ekmek, onu suya kandıran bir su ve onu örten bir elbisedir."
94768. Metin
قال: ثنا مهران، عن إسماعيل بن عياشٍ، عن بشرِ بن عبدِ اللهِ بن يَسَارٍ ٥، قال: سمعتُ بعض أهل يمن يقولُ: سمعت أبا أُمامةَ يقولُ: النعيم المسئول عنه يومَ القيامة: خبز البرِّ، والماءُ العذبُ.
[İbn Humeyd] dedi ki: Bize Mihrân, İsmâil b. Ayyâş'tan, o Bişr b. Abdillâh b. Yesâr'dan 5 rivayet etti; [Bişr] dedi ki: Yemen ehlinden birinin şöyle dediğini işittim: Ebû Ümâme'yi şöyle derken işittim: Kıyamet gününde hesaba çekilecek olan nimet; buğday ekmeği ve tatlı sudur.
94769. Metin
قال: ثنا مهرانُ، عن سفيان، عن بكير بن عتيقٍ العامري، قال: أُتي سعيد بن جبير بشربة عسل، فقال: أما إن هذا من (¬١) النعيم الذي نُسأل عنه يومَ القيامةِ؛ {ثُمَّ لتُسْئَلُنَّ يَوْمَيذٍ عَنِ النَّعِيمِ}.
Dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Bükeyr b. Atîk el-Âmirî'den rivayet etti; dedi ki: Saîd b. Cübeyr'e bir içimlik bal getirildi. Bunun üzerine şöyle dedi: Haberiniz olsun ki bu, kıyamet gününde kendisinden hesaba çekileceğimiz nimettendir; {ثُمَّ لتُسْئَلُنَّ يَوْمَيذٍ عَنِ النَّعِيمِ} “Sonra o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz”.
94770. Metin
حدثنا أبو كريب، قال: ثنا وكيع، عن سفيان، عن بكير بن عتيق، عن سعيد بن جبير، أنه أتى بشربة عسل، فقال: هذا من النعيم الذي تُسألون عنه (¬٢).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o Bükeyr b. Atîk'ten, o Saîd b. Cübeyr'den rivayet etti ki; kendisine bir içimlik bal getirildiğinde: İşte bu, kendisinden hesaba çekileceğiniz nimettendir, dedi.
94771. Metin
وقال آخرون: ذلك كلُّ ما التذَّه الإنسان في الدنيا من شيءٍ.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bu, insanın dünyada lezzet aldığı her şeydir.
94772. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
94773. Metin
حدثني محمد بن عمرو، قال: ثنا أبو عاصم، قال: ثنا، قال: ثنا عيسى، وحدثني الحارث، قال: ثنا الحسن، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيح، عن مجاهد في قولِ اللَّهِ: {ثُمَّ لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ}. قال: عن كل شيء من لذة الدنيا (¬٣).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Varkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o Mücâhid'den Allah'ın: {ثُمَّ لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ} “Sonra o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” sözü hakkında rivayet etti; [Mücâhid]: Dünya lezzetlerinden olan her şeyden, dedi.
94774. Metin
حدثنا بشر، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيد، عن قتادة قوله: {ثُمَّ لَتُسْلُنَّ يَوْمَيذٍ عَنِ النَّعِيمِ}: إن الله ﷿ سائل كل عبد عما استَوْدَعه من نِعْمتِه وحقِّه.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin şöyle dediğini rivayet etti: O'nun {ثُمَّ لَتُسْلُنَّ يَوْمَيذٍ عَنِ النَّعِيمِ} “Sonra o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” sözü [hakkında demiştir ki]: Şüphesiz Allah azze ve celle, her kula kendisine emanet ettiği nimetinden ve hakkından mutlaka soracaktır.
94775. Metin
حدثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {لَتُسْلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ}. قال: إن الله تعالى ذكرُه سائلٌ كلَّ ذى نعمةٍ فيما أنعَم عليه.
Bize İbn Abdi'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den [Allah Teâlâ'nın]: {لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ} “O gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” [ayeti hakkında şöyle dediğini] rivayet etti: Şüphesiz zikri yüce olan Allah, nimet verdiği her kula kendisine lütfettiği nimetler hakkında mutlaka soracaktır.
94777. Metin
وكان الحسن وقتادة يقولان: ثلاثٌ لا يُسْألُ عنهن ابن آدم، وما خلاهن فيه المسألة والحساب، إلا ما شاء الله؛ كسوةٌ يوارى بها سَوْءَتَه، وكسرةٌ يشدُّ بها صلبه، وبيتٌ يُظلُّه (¬١).
Hasen ve Katâde şöyle derlerdi: Üç şey vardır ki Âdemoğlu bunlardan hesaba çekilmez; bunların dışındakilerde ise -Allah'ın dilediği müstesna- soru ve hesap vardır: Avret yerini örttüğü bir elbise, belini doğrulttuğu bir lokma ekmek ve onu gölgeleyen bir ev.
94778. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك أن يقال: إن الله أخبر أنه سائلٌ هؤلاء القومَ عن النعيم، ولم يخصُص في خبرِه أنه سائلهم عن نوعٍ من النعيم دون نوعٍ، بل عمَّ بالخبر في ذلك عن الجميع، فهو سائلهم كما قال عن جميع النعيم، لا عن بعض دونَ بعض.
Bu hususta doğru olan görüş şudur: Allah, o topluluğa nimetlerden soracağını haber vermiştir; haberinde bir tür nimeti sorup diğer bir türü sormayacağını özelleştirmemiş, aksine bu husustaki haberi hepsi hakkında genel tutmuştur. Dolayısıyla O, buyurduğu gibi bir kısmından değil, bütün nimetlerden onları hesaba çekecektir.
94779. Metin
آخرُ تفسير سورة "ألهاكم"
“Elhâküm” sûresinin tefsirinin sonu.1