95435. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
95436. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه جلَّ ثناؤُه وتقدَّست أسماؤُه: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (١) مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ (٢) سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ (٣) وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ (٤) فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ (٥)}.
Övgüsü yüce ve isimleri mukaddes olan [Allah]ın şu buyruğunun teviline dair açıklama: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (١) مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ (٢) سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ (٣) وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ (٤) فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ (٥)} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun; kendisi de kurudu (kahroldu). Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı. O, alevli bir ateşe yaslanacaktır. Boynunda bükülmüş hurma lifinden bir ip olduğu halde, odun taşıyıcısı karısı da [ateşe girecektir].”
95437. Metin
يقول تعالى ذكرُه: خَسِرت يدا أبي لهبٍ، وخَسِر هو. وإنما عُنِي بقولِه: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}: تبَّ عملُه. وكان بعضُ أهلِ العربيةِ يقولُ: قولُه: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}: دعاءٌ عليه مِن اللَّهِ.
Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Ebû Leheb'in iki eli hüsrana uğradı, kendisi de hüsrana uğradı. O'nun {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” buyruğuyla kastedilen şey ise: Ameli boşa çıktı [demektir]. Arap dili ehlinden bazıları şöyle derdi: O'nun {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” sözü, Allah'tan ona yönelik bir bedduadır.
95438. Metin
وأما قوله: {وَتَبَّ}. فإنه خيرٌ. ويُذكَرُ أن ذلك في قراءةِ عبدِ اللَّهِ: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ} (¬١). وفى دخول "قد" فيه، دلالةٌ على أنه خَبَرٌ، ويُمثَّلُ ذلك بقولِ القائلِ لآخرَ: أَهْلَكَك اللَّهِ، وقد أَهْلَكَك. و: جعلك صالحًا، وقد جعَلك وبنحوِ الذي قلنا في معنى قولِه: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}. قال أهلُ التأويلِ.
{وَتَبَّ} “ve kurudu (kahroldu)” buyruğuna gelince; o bir haberdir (bildirimdir). Zikredildiğine göre bu [ayet], Abdullah'ın kıraatinde: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ} [yani وقد تب] şeklindedir. Başına "kad" (قد) edatının gelmesi, onun bir haber olduğuna delalet eder. Bu durum, bir kimsenin bir başkasına: "Allah seni helak etsin, nitekim helak de etti" veya "Allah seni salih kılsın, nitekim kıldı da" demesine benzer. O'nun {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” buyruğunun anlamı hakkında bizim söylediğimize benzer görüşü tevil ehli de ifade etmiştir.
95439. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95440. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}: أي خَسِرت وتبَّ.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun”: Yani hüsrana uğradı ve helak oldu.
95441. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زِيدٍ في قولِ اللَّهِ: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ}. قال: التبُّ: الخُسْرانُ. قال: قال أبو لهبٍ للنبيِّ ﷺ: ماذا أُعْطَى يا محمدُ إن آمنتُ بك؟ قال: "كما يُعْطَى المسلمون". فقال: ما
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, Allah'ın: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun; kendisi de kurudu” kavli hakkında şöyle dedi: et-Tebb (التب), hüsran demektir. [İbn Zeyd] dedi ki: Ebû Leheb, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e: "Ey Muhammed! Şayet sana iman edersem bana ne verilecek?" dedi. [Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem]: «Müslümanlara ne veriliyorsa [o verilir]» buyurdu. Bunun üzerine [Ebû Leheb]: "Benim...1
95442. Metin
لى عليهم فضلٌ؟ قال: "وأيُّ شيءٍ تَبْتَغِي؟ ". قال: تبًّا لهذا من دينٍ تبًّا، أنْ أكونَ أنا وهؤلاء سواءً. فأنزَل اللَّهِ: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}. يقولُ: بما عمِلَت أيديهم (¬١).
onlara karşı bir üstünlüğüm yok mu?" dedi. [Peygamber]: "Peki ne istiyorsun?" buyurdu. [Ebû Leheb]: "Benimle bunların eşit olması, böyle bir dine yazıklar olsun, kahrolsun!" dedi. Bunun üzerine Allah: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” [ayetini] indirdi. [Allah], ellerinin işlediği ameller sebebiyle [bunu] söylemektedir.
95443. Metin
حدَّثنا ابنُ عبد الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ}. قال: خَسِرت يدا أبي لهب وخَسِر (¬٢).
Bize İbnü'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den rivayet etti: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun; kendisi de kurudu” [ayeti hakkında Katâde]: "Ebû Leheb'in iki eli hüsrana uğradı ve kendisi de hüsrana uğradı" dedi.
95444. Metin
وقيل: إنَّ هذه السورة نزلت في أبى لهبٍ؛ لأنَّ النبيَّ ﷺ لمَّا خَصَّ بالدعوةِ عشيرتَه، إذْ نزَل عليه: {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ} [الشعراء: ٢١٤]، وجمَعَهم للدعاءِ، قال له أبو لهبٍ: تبًّا لك سائرَ اليومِ، ألهذا دعَوْتَنا؟
Şöyle de denilmiştir: Bu sure Ebû Leheb hakkında inmiştir; zira Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine: {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ} [Şuarâ: 214] “En yakın akrabalarını uyar” ayeti inince daveti akrabalarına tahsis edip onları davet için topladığında Ebû Leheb ona: "Günün geri kalanında helak olasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?" demiştir.
95445. Metin
ذكرُ الأخبارِ الواردةِ بذلك
Buna dair gelen rivayetlerin zikri:
95446. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن عمرٍو، عن سعيدِ بن جبيرٍ، عن ابن عباسٍ، قال: صَعِد رسولُ اللَّهِ ﷺ ذاتَ يومٍ الصفا، فقال: "يا صباحاه". فاجتمعت إليه قريشٌ، فقالوا: ما لَكَ؟ قال: "أرأيتَكُم إِنْ أَخْبَرْتُكُم أَنَّ العدوَّ مُصَبِّحُكم أو مُمَسِّيكم، أما كنتم تُصَدِّقونني؟ ". قالوا: بلى. قال: "فإنِّي نذيرٌ لكم بين يدى عذابٍ شديدٍ". فقال أبو لهبٍ: تبًّا لك، ألهذا دعَوتَنا وجمَعتَنا؟ فأنزَل اللَّهِ: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}. إلى آخرِها (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'ten, o Amr'dan, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün Safâ tepesine çıkıp: "Yâ sabâhâh! (Ey ahali, tehlike var!)" diye seslendi. Kureyş onun yanına toplandı ve: "Ne oldu sana?" dediler. O da: "Ne dersiniz, size düşmanın sabah yahut akşam üzerinize baskın yapacağını haber versem beni tasdik etmez misiniz?" buyurdu. Onlar: "Evet [tasdik ederiz]" dediler. [Resûlullah]: "Şüphesiz ben, şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıyım" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Leheb: "Yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi çağırdın ve topladın?" dedi. Bunun üzerine Allah surenin sonuna kadar olan {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” [ayetlerini] indirdi.
95447. Metin
حدَّثني أبو السائب، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن عمرٍو، عن سعيدِ ابنُ جبيرٍ، عن ابنُ عباسٍ مثلَه (¬٣).
Bana Ebü's-Sâib rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'ten, o Amr'dan, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan benzerini rivayet etti.
95448. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ نميرٍ، عن الأعمشِ، عن عمرِو بنُ مرَّةَ، عن
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Nümeyr, A'meş'ten, o Amr b. Mürre'den, o da...
95449. Metin
سعيدِ بن جبيرٍ، عن ابن عباسٍ، قال: لما نزَلت: {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ} [الشعراء: ٢١٤]. قام رسول اللَّهِ ﷺ على الصفا ثم نادى: "يا صَباحاه". فاجْتَمع الناسُ إليه، فبين رجلٍ يَجِيءُ، وبينَ آخرَ يَبْعَثُ رسولَه، فقال: "يا بني هاشمٍ، يا بني عبدِ المطلبِ، يا بنى فِهْرٍ، يا بَنِي، يا بنى، أرأيتَكم لو أَخْبَرْتُكم أن خيلًا بسَفْحِ هذا الجبلِ تريدُ أن (¬١) تُغِيرَ عليكم صدَّقتمونى؟ ". قالوا: نعم. قال: "فإني نذيرٌ لكم بينَ يدَى عذابٍ شديدٍ". فقال أبو لهبٍ: تبًّا لك سائرَ اليومِ، ألهذا دعوتَنا؟ فنزَلت: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ} (¬٢).
Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti; dedi ki: {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ} [Şuarâ: 214] “En yakın akrabalarını uyar” ayeti indiğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Safâ tepesine çıkıp: "Yâ sabâhâh!" diye seslendi. İnsanlar onun yanına toplandı; kimi bizzat geliyor, kimi de temsilcisini gönderiyordu. [Resûlullah]: "Ey Hâşimoğulları, ey Abdülmuttaliboğulları, ey Fihroğulları, ey falan oğulları, ey filan oğulları! Ne dersiniz, bu dağın eteğinde size baskın yapmak isteyen atlılar olduğunu haber versem beni tasdik eder misiniz?" buyurdu. Onlar: "Evet" dediler. [Resûlullah]: "Şüphesiz ben, şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıyım" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Leheb: "Günün geri kalanında helak olasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?" dedi. Bunun üzerine {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun; kendisi de kurudu” [ayeti] indi.
95450. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا أبو أُسامةَ، عن الأعمشِ، عن عمرِو بن مرَّةَ، عن سعيدِ بن جبيرٍ، عن ابن عباسٍ، قال: لما نزَلت هذه الآيةُ: {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ}: ورَهْطَك منهم المخلصين، خرج رسولُ اللَّهِ ﷺ، حتى صَعِد الصفا، فهتف: "يا صَباحاه". فقالوا: مَن هذا الذي يهتِفُ؟ فقالوا: محمدٌ. فاجتَمعوا إليه، فقال: "يا بنى فلانٍ، يا بني فلانٍ، يا بني عبدِ المطلبِ، يا بني عبدِ منافٍ". فاجْتَمعوا إليه، فقال: "أرأيتَكم لو أَخْبَرْتُكم أن خيلًا تَخْرُجُ بسَفْحِ هذا الجبلِ، أكنتم مصدِّقيَّ؟ ". قالوا: ما جَرَّبنا عليك كذبًا. قال: "فإني نذيرٌ لكم بيَن يدَى عذابٍ شديدٍ". فقال أبو لهبٍ: تبًّا لك، ما جَمعْتَنا إلا لهذا؟ ثم قام، فنزَلت هذه السورةُ: (تَبَّتْ يَدَا أبِي لهَبٍ وقَدْ تَبَّ) - كذا قرَأ الأعمشُ - إلى آخرِ السورةِ (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Üsâme, A'meş'ten, o Amr b. Mürre'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti; dedi ki: Şu: {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ} “En yakın akrabalarını uyar” ve onlardan ihlaslı kabileni [uyar] ayeti indiğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem çıkıp Safâ tepesine tırmandı ve: "Yâ sabâhâh!" diye haykırdı. [İnsanlar]: "Bu haykıran kim?" dediler. "Muhammed" dediler ve onun yanına toplandılar. [Resûlullah]: "Ey falan oğulları, ey filan oğulları, ey Abdülmuttaliboğulları, ey Abdümenâfoğulları!" dedi. Yanında toplandıklarında: "Ne dersiniz, şu dağın eteğinden atlıların çıkacağını söylesem beni tasdik eder misiniz?" buyurdu. Onlar: "Biz senin hiçbir yalanını görmedik" dediler. [Resûlullah]: "Şüphesiz ben, şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıyım" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Leheb: "Yazıklar olsun sana! Bizi ancak bunun için mi topladın?" dedi ve kalkıp gitti. Bunun üzerine surenin sonuna kadar bu sure indi: (Ebû Leheb'in iki eli kurusun, nitekim kurudu da) -A'meş böyle okumuştur-.
95451. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ في قولِه: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}. قال: حين أَرْسَل النبيُّ ﷺ إليه وإلى غيرِه، وكان أبو لهبٍ عمَّ
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan [naklen Allah Teâlâ'nın]: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” kavli hakkında [şöyle] dediğini rivayet etti: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona ve başkalarına [haber] gönderdiğinde -ki Ebû Leheb [Peygamber'in] amcası...
95452. Metin
النبيِّ ﷺ، وكان اسمُه عبد العُزَّى، فذكَّرهم، فقال أبو لهبٍ: تبًّا لك، في هذا أرسلتَ إلينا؟ فأنزلَ اللهُ: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}.
ve adı Abdüluzzâ idi- onlara öğüt verdiğinde Ebû Leheb: "Yazıklar olsun sana! Bize bunun için mi haber gönderdin?" dedi. Bunun üzerine Allah: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” [ayetini] indirdi.
95453. Metin
وقوله: {مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ}. يقولُ تعالى ذكرُه: أيُّ شيءٍ أَغْنى عنه ماله ودفَع مِن سخطِ اللَّهِ عليه؟ {وَمَا كَسَبَ}؟ وهم ولدُه.
O'nun {مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ} “Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı” buyruğuna gelince; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Malı ve {وَمَا كَسَبَ} “kazandığı” -ki onlar çocuklarıdır- ona ne fayda sağladı ve Allah'ın ona yönelik gazabından neyi savabildi?
95454. Metin
وبالذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimiz görüşü tevil ehli de ifade etmiştir.
95455. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95456. Metin
حدَّثنا الحسنُ بنُ داودَ بن محمدِ بن المنكدرِ، قال: ثنا عبد الرزاقِ، عن معمرٍ، عن ابن خُثَيم، عن أبى الطُّفَيلِ، قال: جاء بنو أبى لهبٍ إلى ابن عباسٍ، فقاموا يَخْتَصِمون في البيتِ، فقام ابنُ عباسٍ يَحْجِزُ (¬١) بينَهم، وقد كُفَّ بصرُه، فدفَعه بعضُهم حتى وقَع على الفراشِ، فغَضِب وقال: أَخْرِجوا عنى الكَسْبَ الخَبيثَ (¬٢).
Bize el-Hasen b. Dâvûd b. Muhammed b. el-Münkedir rivayet edip dedi ki: Bize Abdürrezzâk, Ma'mer'den, o İbn Huseym'den, o da Ebü't-Tufeyl'den rivayet etti; dedi ki: Ebû Leheb'in oğulları İbn Abbâs'ın yanına geldiler ve evin içinde tartışmaya başladılar. Bunun üzerine gözleri görmeyen İbn Abbâs aralarını ayırmak için kalktı. İçlerinden biri onu itti ve İbn Abbâs yatağın üzerine düştü. Bunun üzerine öfkelendi ve: "Şu habis kazancı yanımdan çıkarın!" dedi.
95457. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن أبي بكرٍ الهُذَليِّ، عن محمدِ بن سفيانَ، عن رجلٍ من بني مخزومٍ، عن ابن عباسٍ، أنه رأى يومًا من (¬٣) ولدِ أبى لهبٍ يَقْتَتِلون، فجعَل يَحْجِرُ بينَهم ويقولُ: هؤلاء مما كسَب.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Ebû Bekr el-Hüzelî'den, o Muhammed b. Süfyân'dan, o Mahzûmoğullarından bir adamdan, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti: İbn Abbâs bir gün Ebû Leheb'in çocuklarından bazılarının kavga ettiğini gördü; aralarını ayırmaya başladı ve şöyle diyordu: "Bunlar onun kazandıklarındandır."
95458. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن ليثٍ، عن مجاهد: {مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ}. قال: ما كسَب: ولدُه (¬٤).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Leys'ten, o da Mücâhid'den rivayet etti: {مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ} “Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı” [ayeti hakkında]: "Kazandığı, çocuğudur" dedi.
95459. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. [Yine] bana...
95460. Metin
الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ: {وَمَا كَسَبَ}. قال: ولدُه، هم مِن كَسْبهِ (¬١).
el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Verka, hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den Allah'ın {وَمَا كَسَبَ} “ve kazandığı” buyruğu hakkında rivayet etti; [Mücâhid]: "Çocuğudur, onlar onun kazancındandır" dedi.
95461. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَمَا كَسَبَ}. قال: ولدُه.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den rivayet etti: {وَمَا كَسَبَ} “ve kazandığı”: "Çocuğudur" dedi.
95462. Metin
وقوله: {سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ}. يقولُ تعالى ذكرُه: سيصلَي أبو لهبٍ نارًا ذاتَ لهبٍ.
O'nun {سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ} “O, alevli bir ateşe yaslanacaktır” buyruğuna gelince; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Ebû Leheb alevli bir ateşe girecektir.
95463. Metin
وقوله: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. يقولُ: سيَصْلَى أبو لهبٍ وامرأتُه حمالةَ الحطبِ، نارًا ذاتَ لهبٍ.
O'nun {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da” buyruğuna gelince; şöyle buyurmaktadır: Ebû Leheb ve odun taşıyıcısı olan karısı, alevli bir ateşe girecektir.
95464. Metin
واختَلفتِ القرأةُ في قراءةِ: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}؛ فقرَأ ذلك عامةُ قرأةِ المدينةِ والكوفةِ والبصرةِ: (حَمَّالَةُ الْحَطَبِ) بالرفع (¬٢)، غيرَ عبدِ اللَّهِ بن أبي إسحاقَ، فإنه قرَأ ذلك نصبًا فيما ذُكِر لنا عنه (¬٣).
Kıraat âlimleri {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı” lafzının okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Medine, Kûfe ve Basra kurrâsının geneli bunu ref ile (حَمَّالَةُ الْحَطَبِ) şeklinde okumuştur; Abdullah b. Ebî İshâk müstesnadır, zira bize kendisinden aktarıldığına göre o bunu nasb ile okumuştur.
95465. Metin
واختُلف فيه عن عاصمٍ، فحُكِى عنه الرفعُ فيها والنصبُ (¬٤). وكأنَّ مَن رفعَ ذلك جعَله من نعتِ المرأةِ، وجعَل الرافعَ للمرأةِ ما تقدَّم مِن الخبرِ، وهو {سَيَصْلَى}، وقد يجوزُ أنْ يكونَ رافعُها الصفةَ، وذلك قولُه: {فِي جِيدِهَا}، وتكونَ (حَمَّالَةُ) نعتًا للمرأةِ. وأما النصب فيه فعلى الذَّمِّ، وقد يحتمل أنْ يكونَ نصبُها على القطعِ مِن المرأةِ؛ لأن المرأةَ مَعْرِفةٌ، و {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} نكرةٌ.
Âsım'dan gelen rivayette de ihtilaf edilmiş olup kendisinden hem ref hem de nasb nakledilmiştir. Bunu merfû okuyan kimse, onu kadının sıfatı kılmış; kadını merfû kılan amili ise önceki haber olan {سَيَصْلَى} “yaslanacaktır” kılmıştır. Onu merfû kılan amilin sıfat (zarf) yani {فِي جِيدِهَا} “boynunda” ifadesi olması ve (حَمَّالَةُ) kelimesinin kadının sıfatı olması da caizdir. Nasb ile okunmasına gelince, bu zem (kınama/yergi) üzere [mansub]dur. Bunun kadından kat' (sıfatın mevsufundan koparılması) üzere mansub olması da muhtemeldir; çünkü kadın marifedir (belirlidir), {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} ise nekredir (belirsizdir).
95466. Metin
والصوابُ مِن القراءةِ في ذلك عندَنا الرفعُ ٥؛ لأنه أفصحُ الكلامين فيه،
Bu hususta bize göre doğru olan kıraat ref'tir 5; çünkü bu, bu konudaki iki ifadenin en fasih olanıdır,
95467. Metin
ولإجماعِ الحجةِ من القرأةِ عليه.
ve kurrâdan hüccet olanların bu husustaki icmâı sebebiyledir.
95468. Metin
واختلَف أهلُ التأويلِ في معنى قولِه: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}؛ فقال بعضُهم: كانت تجيءُ بالشَّوْكِ فتَطْرَحه في طريق رسول اللَّهِ ﷺ؛ ليَدْخُلَ في قدمه إذا خرَج إلى الصلاةِ.
Tevil ehli, O'nun {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı” buyruğunun anlamı hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: [Ebû Leheb'in karısı] namaza çıktığı vakit ayağına batsın diye diken getirip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna atardı.
95469. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95470. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابنُ عباسٍ في قوله: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. قال: كانت تحمِلُ الشوكَ، فتَطْرحُه على طريقِ النبيِّ ﷺ؛ ليَعْقِرَه وأصحابَه، ويقال: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}: نقَّالةَ الحديثِ (¬١).
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan O'nun: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da” buyruğu hakkında rivayet etti; dedi ki: Kendisini ve ashabını yaralasın diye diken taşır ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna atardı. Şöyle de denilir: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı”, söz taşıyıcısı (dedikoducu) demektir.
95471. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن إسرائيلَ، عن أبي إسحاقَ، عن رجلٍ مِن هَمْدانَ يقالُ له: يزيدُ بنُ زيدٍ. أَنَّ امرأةَ أبي لهبٍ كانت تُلْقِي في طريقِ النبي ﷺ الشَّوْكَ، فنزَلت: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}، {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', İsrâîl'den, o Ebû İshâk'tan, o da Hemdân kabilesinden Yezîd b. Zeyd denilen bir adamdan rivayet etti: Ebû Leheb'in karısı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna diken atardı; bunun üzerine: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” [ve] {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da” [ayetleri] indi.
95472. Metin
حدَّثني أبو هريرةَ الضُّبَعيُّ محمدُ بنُ فِراسٍ، قال: ثنا أبو عامرٍ، عن قرَّةَ بن خالدٍ، عن عطية الجَدَليَّ في قولِه: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. قال: كانت تضعُ العِضَاةَ (¬٢) على طريقِ رسول اللَّهِ ﷺ، فكأنما يطأُ به كثيبًا (¬٣).
Bana Ebû Hüreyre ed-Dubbî Muhammed b. Firâs rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âmir, Kurre b. Hâlid'den, o da Atıyye el-Celedî'den O'nun {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı” buyruğu hakkında rivayet etti; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna dikenli ağaç dalları koyardı, Resûlullah ise onun üzerine sanki bir kum yığınına basıyormuş gibi basardı.
95473. Metin
حُدِّثتُ الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}: كانت تحملُ الشَّوْكَ،
Bana Hüseyin['den] rivayet edildi; dedi ki: Ebû Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ı, O'nun: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da” buyruğu hakkında şöyle derken işittim: Dikeni taşır,
95474. Metin
فتُلْقِيه على طريقِ نبيِّ اللَّهِ ﷺ ليَعْقِرَه (¬١).
onu yaralasın diye Allah'ın Nebîsi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna atardı.
95475. Metin
حدَّثني يونس، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولِه: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. قال: كانت تأتى بأغصانِ الشَّوْكِ، فتَطْرحُها بالليل في طريق رسول اللَّهِ ﷺ (¬٢).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd O'nun: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da” buyruğu hakkında şöyle dedi: Dikenli ağaç dalları getirir ve geceleyin onları Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna atardı.
95476. Metin
وقال آخرون: قيل لها ذلك: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}؛ لأنها كانت تَحْطِبُ الكلامَ، وتَمْشِى بالنميمةِ، وتُعيِّرُ رسول اللَّهِ ﷺ بالفقْرِ.
Başkaları ise şöyle demiştir: Ona: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı” denmesinin sebebi, söz toplayıp taşıması (fitne odunu toplaması), koğuculuk yapması ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i fakirlikle ayıplamasıdır.
95477. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95478. Metin
حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا المعتمِرُ بنُ سليمانَ، قال: قال أبو المعتمِرِ: زعَم محمدٌ أن عكرمةَ قال: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}: كانت تَمْشِي بالنميمةِ (¬٣).
Bize İbnü'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize Mu'temir b. Süleymân rivayet edip dedi ki: Ebü'l-Mu'temir şöyle dedi: Muhammed, İkrime'nin {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı” hakkında: "Koğuculuk yapardı" dediğini ileri sürdü.
95479. Metin
حدَّثنا ابن بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. قال: كانت تمشى بالنميمةِ.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den rivayet etti: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da”: "Koğuculuk yapardı" dedi.
95480. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا الأشجعيُّ، عن سفيانَ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ مثلَه.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize el-Eşca'î, Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini rivayet etti.
95481. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن منصورٍ، عن مجاهدٍ مثلَه ٤.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Mansûr'dan, o da Mücâhid'den benzerini rivayet etti4.
95482. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. قال: النميمةِ (¬١).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Verka, hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Mücâhid]: "Koğuculuktur" dedi.
95483. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}: أي كانت تنقُلُ الأحاديثَ من بعض الناسِ إلى بعضٍ (¬٢).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da”: Yani sözleri bir kısım insanlardan diğerlerine taşırdı.
95484. Metin
حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. قال: كانت تَحْطِبُ الكلامَ، وتمشى بالنميمة. وقال بعضُهم: كانت تُعيِّرُ رسولَ اللَّهِ ﷺ بالفقرِ، وكانت تَحْطِبُ، فعُيِّرت بأنها كانت تَحْطِبُ (¬٣).
Bize İbnü'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den rivayet etti: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da”: "Söz toplayıp taşır ve koğuculuk yapardı" dedi. Bazıları da şöyle demiştir: [Ebû Leheb'in karısı] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i fakirlikle ayıplardı, kendisi ise odun toplardı; bu sebeple kendisi odun toplamakla ayıplandı.
95485. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا مِهْرَانُ، عن سفيانَ: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ}. قال: كانت تمشى بالنميمةِ.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan rivayet etti: {وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ} “odun taşıyıcısı karısı da”: "Koğuculuk yapardı" dedi.
95486. Metin
وأولى القولين في ذلك بالصوابِ عندى قولُ مَن قال: كانت تحمِلُ الشوكَ، فتَطرحُه في طريقِ رسولِ اللَّهِ ﷺ. لأنَّ ذلك هو أظْهَرُ معنى ذلك.
Bu husustaki iki görüşten bana göre doğruya en yakın olanı: "Diken taşır, sonra onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna atardı" diyenin görüşüdür. Çünkü bu, anılan ifadenin en açık manasıdır.
95487. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرَانُ، عن عيسى بنُ يزيدَ، عن أبي ٤ إسحاقَ، يزيدَ زيدٍ، وكان ألزمَ شيءٍ لمسروقٍ، قال: لما نزَلت: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}. بلغ امرأةَ أبى لهبٍ أن النبيَّ ﷺ يَهْجُوكِ، قالت: علامَ يهجُونى؟ هل
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Îsâ b. Yezîd'den, o Mesrûk'un yanından hiç ayrılmayan Ebû4 İshâk Yezîd b. Zeyd'den rivayet etti; o şöyle dedi: {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} “Ebû Leheb'in iki eli kurusun” [ayeti] indiğinde Ebû Leheb'in karısına: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem seni hicvediyor" [haberi] ulaştı. O da: "Beni ne diye hicvediyor? Acaba
95488. Metin
رأيتموني كما قال محمدٌ أحمِلُ حطبًا؛ في جيدِها حبلٌ مِن مَسَدٍ؟ فمكَثتْ ثم أَتَتْه، فقالت: إنَّ ربَّكَ قَلاك وودَّعك. فأنزل اللَّهِ: {وَالضُّحَى (١) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (٢) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى} (¬١).
beni Muhammed'in dediği gibi 'odun taşırken, boynunda bükülmüş urgan varken' gördünüz mü?" [Bir müddet] bekledi, sonra [Peygamber'e] gelip şöyle dedi: "Rabbin sana darıldı ve seni terk etti." Bunun üzerine Allah: {وَالضُّحَى (١) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (٢) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى} “Kuşluk vaktine (1) ve sükûna erdiği zaman geceye andolsun ki (2), Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı” [ayetlerini] indirdi.
95489. Metin
وقوله: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. يقولُ: في عنقها. والعربُ تُسمِّى العُنُقَ جيدًا، ومنه قولُ ذى الرُّمَّةِ (¬٢):
[Allah Teâlâ'nın]: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” kavli; "onun boynundadır" buyurmaktadır. Araplar boyna cîd (جِيد) adını verirler; Zü'r-Rimme'nin şu sözü de bundandır:
95490. Metin
فعَيْناكِ عَيْناها ولَونُكِ لونُها … وجيدُكِ إلّا أنها غيرُ عاطلِ (¬٣)
Gözlerin onun gözleri, rengin onun rengi, Ve boynun da [onun gibidir]; şu farkla ki o takısız değildir.
95491. Metin
وبالذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويل.
Bu hususta söylediğimizi tevil ehli de söylemiştir.
95492. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95493. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِ اللَّهِ: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ}. قال: في رقبتِها.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, Allah'ın: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ} “boynunda bir ip [vardır]” kavli hakkında: "Boynundadır" dedi.
95494. Metin
وقولُه: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. اختلف أهلُ التأويلِ في ذلك؛ فقال بعضُهم: هي حبالٌ تكونُ بمكةَ (¬٤).
[Allah Teâlâ'nın]: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten bir urgan” kavline gelince; tevil ehli bu hususta ihtilaf etmiştir. Bazıları: "Bu, Mekke'de bulunan iplerdir" demiştir.
95495. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95496. Metin
حدِّثت عن الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمعتُ
Bana el-Huseyn'den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet etti, dedi ki: [Şöyle dediğini] işittim:
95497. Metin
الضحاكَ يقولُ في قولِه: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: حبلٌ مِن شَجَرٍ، وهو الحبلُ الذي كانت تَحْتَطِبُ به.
ed-Dahhâk, [Allah Teâlâ'nın]: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” kavli hakkında şöyle demiştir: "Ağaç [lifinden] bir iptir; bu, onunla odun topladığı iptir."
95498. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: هي حبالٌ تكونُ بمكةَ. ويقالُ: المَسَدُ: العصا التي تكونُ في البَكَرةِ. ويقالُ: المَسَدُ: قلادةٌ مِن وَدَعٍ (¬١).
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten bir urgan” hakkında: "Mekke'de bulunan iplerdir" dedi. Yine şöyle denilmiştir: Mesed (المَسَدُ), makaradaki değnektir. Yine denilmiştir ki: Mesed, deniz kabuklarından yapılma bir kolyedir.
95499. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}، قال: حبالٌ من شجرٍ تَنْبُتُ في اليمن لها مَسَدٌ، وكانت تُفْتَلُ، وقال: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}: حبلٌ مِن نارٍ في رقبتِها.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, [Allah Teâlâ'nın]: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten bir urgan” kavli hakkında: "Yemen'de yetişen bir ağaçtan yapılan iplerdir ki ona 'mesed' denir ve bükülürdü" dedi. Yine şöyle dedi: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten bir urgan”, onun boynunda ateşten bir iptir.
95500. Metin
وقال آخرون: المَسَدُ اللِّيفُ (¬٢).
Başkaları ise: "Mesed (المَسَدُ), hurma lifidir" demiştir.
95501. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95502. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن السُّدِّيِّ، عن يزيدَ، عن عروةَ: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: سلسلةٌ من حديدٍ، ذَرْعُها سَبْعون ذراعًا (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o es-Süddî'den, o Yezîd'den, o da Urve'den rivayet etti: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” [ayeti hakkında]: "Demirden bir zincirdir, boyu yetmiş arşındır" dedi.
95503. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن السديِّ، عن رجلٍ يقالُ
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o es-Süddî'den, o da kendisine...
95504. Metin
له: يزيدُ. عن عروة بنُ الزُّبير: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: سلسلةٌ ذَرْعُها سبعون ذراعًا.
Yezîd denilen bir adamdan, o da Urve b. ez-Zübeyr'den rivayet etti: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” [ayeti hakkında]: "Boyu yetmiş arşın olan bir zincirdir" dedi.
95505. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن يزيدَ، عن عروةَ بن الزبيرِ: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: سلسلةٌ ذَرْعُها سبعون ذراعًا.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Yezîd'den, o da Urve b. ez-Zübeyr'den rivayet etti: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” [ayeti hakkında]: "Boyu yetmiş arşın olan bir zincirdir" dedi.
95506. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن أبيه، عن الأعمشِ، عن مجاهدٍ: {مِنْ مَسَدٍ}. قال: من حديدٍ (¬١).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', babasından, o el-A'meş'ten, o da Mücâhid'den rivayet etti: {مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten” [hakkında]: "Demirdendir" dedi.
95507. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: حبلٌ في عنقِها في النارِ مثلُ طوقٍ، طولُه سبعون ذراعًا (¬٢).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan rivayet etti: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” [ayeti hakkında]: "Ateşte boynunda tasma gibi bir iptir ki uzunluğu yetmiş arşındır" dedi.
95508. Metin
وقال آخرون: المَسَدُ: الحديدُ الذي يكونُ في البَكَرةِ.
Başkaları ise: "Mesed (المَسَدُ), makarada bulunan demirdir" demiştir.
95509. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95510. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا مِهْران، عن سفيانَ، عن منصورٍ، عن مجاهدٍ: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: الحديدةُ التي تكونُ في البَكَرةِ (¬٢).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Mansûr'dan, o da Mücâhid'den rivayet etti: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” [ayeti hakkında]: "Makarada bulunan demir parçasıdır" dedi.
95511. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: عُودُ البكرةِ مِن حديدٍ.
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Verka, hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten bir urgan” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Mücâhid]: "Makaraya ait demirden çubuktur" dedi.
95512. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن
Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Verka, İbn Ebî Necîh'ten1, o da...2
95513. Metin
مجاهد: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: [كحديدةِ البكرةِ] (¬١).
Mücâhid'den rivayet etti: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten bir urgan” [ayeti hakkında]: "[Makaranın demiri gibi]" dedi.
95514. Metin
حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى (¬٢)، قال: ثنا المعتمرُ بنُ سليمانَ، قال: قال أبو المعتمِرِ: زعم محمدٌ أنَّ عكرمة قال: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}: إنه الحديدةُ التي في وَسَطِ البَكَرةِ.
Bize İbnü'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize Mu'temir b. Süleymân rivayet edip dedi ki: Ebü'l-Mu'temir şöyle dedi: Muhammed, İkrime'nin {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” [ayeti hakkında]: "O, makaranın ortasında bulunan demirdir" dediğini ileri sürdü.
95515. Metin
وقال آخرون: هو قِلادةٌ مِن وَدَعٍ في عنقِها.
Başkaları ise: "O, boynundaki deniz kabuklarından yapılma bir kolyedir" demiştir.
95516. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95517. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: قِلادةٌ مِن وَدَعٍ.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “Boynunda bükülmüş bir urgan [vardır]” [ayeti hakkında]: "Deniz kabuklarından yapılma bir kolyedir" dedi.
95518. Metin
حدَّثنا ابن عبد الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ}. قال: قِلادةٌ مِن وَدَعٍ (¬٣).
Bize İbnü'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den rivayet etti: {حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ} “bükülmüş ipten bir urgan” [ayeti hakkında]: "Deniz kabuklarından yapılma bir kolyedir" dedi.
95519. Metin
وأولى الأقوالِ في ذلك عندى بالصوابِ قولُ مَن قال: هو حبلٌ جُمع مِن أنواعٍ مختلفةٍ. ولذلك اختلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِه على النحوِ الذي ذكَرْنا، ومما يدلُّ على صحةِ ما قلنا في ذلك قولُ الراجزِ (¬٤):
Bu husustaki görüşlerin bana göre doğruya en yakın olanı: "O, farklı türlerden derlenip bükülmüş bir iptir" diyenin görüşüdür. Bundan dolayı tevil ehli, zikrettiğimiz şekilde onun tevilinde ihtilaf etmiştir. Bu hususta söylediğimizin doğruluğuna delalet eden şeylerden biri de recez şairinin şu sözüdür:
95520. Metin
ومَسَدٍ أُمِرَّ مِن أَيانِقِ ٥
Ve develerden bükülmüş bir urgan... 5
95521. Metin
صُهْبٍ عِتاقٍ ذاتِ مُخٍّ زَاهِقِ (¬١)
Kızıl, soylu ve dolgun ilikli [develerden]...
95522. Metin
فجعَل إمرارَه من شتَّى، وكذلك المَسَدُ الذي في جِيدِ امرأَةِ أَبي لَهَبٍ أُمِرَّ مِن أشياءَ شتَّى؛ مِن لِيفٍ وحديدٍ ولِحاءٍ، وجُعِل في عنقِها طوقًا كالقِلادةِ مِن وَدَعٍ، ومنه قولُ الأعشى (¬٢):
[Şair] onun bükümünü çeşitli [şeylerden] kılmıştır. İşte Ebû Leheb'in karısının boynundaki urgan (mesed) da liften, demirden ve ağaç kabuğundan olmak üzere çeşitli nesnelerden bükülmüş, boynuna deniz kabuklarından yapılma bir kolye gibi bir tasma yapılmıştır. el-A'şâ'nın şu sözü de bundandır:
95523. Metin
تُمْسِى فَيَصْرِفُ بابُها مِن دُونِنَا … غَلَقًا صَرِيفَ مَحَالَةِ الأَمْسَادِ
Akşam olur da kapısı önümüzde gıcırdar, Bükülmüş urganlı su dolabının gıcırtısı gibi bir kilitle...
95524. Metin
يعنى بالأَمسادِ جمع مَسَدٍ، وهى الحبالُ.
[Şair] el-emsâd (الأَمْسَاد) ile mesed'in (مَسَد) çoğulunu kastetmektedir ki bunlar iplerdir.
95525. Metin
آخرُ تفسيرِ سورةِ "تَبَّت"
Tebbet Sûresi tefsirinin sonu.12