95617. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
95618. Metin
القولٌ في تأويلِ قولِه جلَّ ثناؤُه وتقدَّستْ أسماؤُه: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (١) مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (٢) وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (٣) وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (٤) وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ (٥)}.
Övgüsü yüce, isimleri mukaddes olan [Allah]'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (١) مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (٢) وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (٣) وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (٤) وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ (٥)} “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım; yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyenlerin şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”
95619. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: قل يا محمدُ: أستجيرُ بربِّ الفَلَقِ من شرِّ ما خلَق مِن الخَلْقِ.
Zikri yüce olan [Allah], Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: De ki ey Muhammed: Yarattığı varlıkların şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.
95620. Metin
واختلَف أهلُ التأويلِ في معنى الفلَقِ؛ فقال بعضُهم: هو سجنٌ في جهنمَ يُسمَّى هذا الاسمَ.
Tevil ehli “felak” kelimesinin anlamı konusunda ihtilaf etmişlerdir; bazısı şöyle demiştir: O, cehennemde bu isimle anılan bir zindandır.
95621. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95622. Metin
حدَّثني الحسينُ بنُ يزيدَ الطحانُ، قال: ثنا عبدُ السلامِ بنُ حربٍ، عن إسحاقَ بن عبدِ اللهِ، عمَّن حدَّثه عن ابن عباسٍ، قال: {الْفَلَقِ}: سجنٌ في جهنمَ (¬١).
Bana Hüseyin b. Yezîd et-Tahhân rivayet edip dedi ki: Bize Abdüsselâm b. Harb, İshak b. Abdullah'tan, o da kendisine rivayet eden bir kimseden, o da İbn Abbâs'tan naklettiğine göre: {الْفَلَقِ} “Sabahın / Felak'ın” [ifadesi hakkında] şöyle demiştir: Cehennemde bir zindandır (¬١).
95623. Metin
حدَّثنا ابن بشارٍ، قال: ثنا أبو أحمد الزبيريُّ، قال: ثنا عبدُ السلام بنُ حربٍ، عن إسحاقَ بن عبدِ اللهِ [بن أبي فَرْوَةَ، عن رجلٍ] ٢، عن ابن عباسٍ في قولِه: {الْفَلَقِ}. قال: سجنٌ في جهنمَ.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed ez-Zübeyrî rivayet edip dedi ki: Bize Abdüsselâm b. Harb, İshak b. Abdullah'tan [b. Ebî Ferve'den, o da bir adamdan] 2, o da İbn Abbâs'tan naklettiğine göre, {الْفَلَقِ} “Sabahın / Felak'ın” [ifadesi] hakkında şöyle demiştir: Cehennemde bir zindandır.
95624. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا هشيمٌ، قال: أخبرَنا العوَّام، عن (¬١) عبدِ الجبارِ الخولانيِّ (¬٢)، قال: قَدِم رجلٌ مِن أصحابِ رسولِ اللهِ ﷺ الشامَ. قال: فنَظَر إلى دُورِ أهل الذِّمَّةِ وما هم فيه من العيشِ والنَّضارةِ، وما وُسِّع عليهم في دنياهم، قال: فقال: لا أُبالى (¬٣)، أليس مِن ورائِهم الفَلَقُ؟ قال: قيل: وما الفَلَقُ؟ قال: بيتٌ في جهنمَ، إذا فُتِح هرَّ (¬٤) أهل النارِ.
Bana Ya'kūb rivayet edip dedi ki: Bize Huşeym rivayet edip dedi ki: Bize el-Avvâm, Abdülcebbâr el-Havlânî'den (¬١) (¬٢) haber verdi; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bir adam Şam'a geldi. Dedi ki: Zimmîlerin evlerine ve onların içinde bulunduğu refaha, canlılığa ve dünyalıkları hususunda kendilerine tanınan genişliğe baktı. Dedi ki: Bunun üzerine o şöyle dedi: Aldırmam (¬٣), arkalarında felak yok mu? Dedi ki: Felak nedir? diye soruldu. Şöyle dedi: Cehennemde bir evdir (hücredir); açıldığı zaman cehennemlikler feryat edip inler (¬٤).
95625. Metin
حدَّثنا ابن بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمن، قال: ثنا سفيانٌ، قال: سمِعتُ السديَّ يقولُ: {الْفَلَقِ}: حُبُّ في جهنمَ.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân rivayet edip dedi ki: es-Süddî'nin şöyle dediğini işittim: {الْفَلَقِ} “Sabahın / Felak'ın”: Cehennemde bir kuyudur.
95626. Metin
حدَّثنى عليُّ بن حسنٍ الأَزْدِيُّ، قال: ثنا الأشجعيُّ، عن سفيانَ، عن السديِّ مثلَه.
Bana Ali b. el-Hasan el-Ezdî rivayet edip dedi ki: Bize el-Eşca'î, Süfyân'dan, o da es-Süddî'den benzerini rivayet etti.
95627. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن السديِّ مثلَه.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o da es-Süddî'den benzerini rivayet etti.
95628. Metin
حدَّثني إسحاقُ بن وهبٍ الواسطيُّ، قال: ثنا مسعودُ بنُ موسى بن مُشكانَ الواسطيُّ، قال: ثنا نصرُ بنُ خزيمةَ الخُراسانيُّ، عن شعيبِ بن صفوانَ، عن محمدِ بن كعبٍ القُرظيِّ، عن أبي هريرةَ، عن النبيِّ ﷺ قال: "الفَلَقُ جُبٌّ في جهنمَ مُغَطًّى" (¬٥).
Bana İshak b. Vehb el-Vâsıtî rivayet edip dedi ki: Bize Mes'ûd b. Mûsâ b. Müşkân el-Vâsıtî rivayet edip dedi ki: Bize Nasr b. Huzeyme el-Horasânî, Şuayb b. Safvân'dan, o Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den, o Ebû Hureyre'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Felak, cehennemde üzeri örtülü bir kuyudur" (¬٥).
95629. Metin
حدَّثنا ابن البرقيِّ، قال: ثنا ابنُ أبى مريمَ، قال: ثنا نافعُ بنُ يزيدَ، قال: ثنا يحيى بنُ أبى أُسيدٍ، عن ابن عَجلانَ، عن أبي عبيدٍ، عن كعبٍ، أنه دخَل كنيسةً فأعجَبه حسنُها، فقال: أحسن عملٍ وأضلُّ قومٍ، رضيتُ لكم الفلقَ. قيل: وما
Bize İbnü'l-Berkî rivayet edip dedi ki: Bize İbn Ebî Meryem rivayet edip dedi ki: Bize Nâfi' b. Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Yahyâ b. Ebî Useyd rivayet edip İbn Aclân'dan, o Ebû Ubeyd'den, o da Ka'b'dan rivayet etti ki, kendisi bir kiliseye girdi ve güzelliği hoşuna gitti. Bunun üzerine şöyle dedi: "[Ne kadar] güzel bir işçilik ve [ne kadar da] sapkın bir topluluk! Sizin için felakı uygun gördüm." [Ona]: "[Peki] felak nedir?" denildi.
95630. Metin
الفلقُ؟ قال: بيتٌ في جهنمَ إذا فُتِح صاح جميعُ أهل النارِ مِن شدةِ حرِّه.
Felak nedir? Şöyle dedi: Cehennemde bir evdir (hücredir); açıldığı zaman sıcaklığının şiddetinden bütün cehennemlikler feryat eder.
95631. Metin
وقال آخرون: هو اسمٌ مِن أسماءِ جهنمَ (¬١).
Başkaları ise şöyle demiştir: O, cehennemin isimlerinden bir isimdir (¬١).
95632. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95633. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: سمعتُ خُثيمَ بنَ عبدِ اللهِ يقولُ: سألتُ أبا عبدِ الرحمنِ الحُبلِيَّ (¬٢) عن الفلقِ، قال: هي جهنمُ (١).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: Huseym b. Abdullah'ın şöyle dediğini işittim: Ebû Abdirrahman el-Hubülî'ye (¬٢) felak hakkında sordum; "O, cehennemdir" (١) dedi.
95634. Metin
وقال آخرون: الفلقُ الصبحُ.
Başkaları ise: Felak sabahtır, demiştir.
95635. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95636. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عبَّاسٍ: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}. قال: الفلقُ الصبحُ (¬٣).
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım” [ayeti hakkında] şöyle rivayet etti: Felak sabahtır (¬٣), dedi.
95637. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا ابن أبي عديٍّ، قال: أنبأنا عوفٌ، عن الحسنِ في هذه الآيةِ: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}. قال: الفلقُ الصبحُ (١).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy rivayet edip dedi ki: Bize Avf, Hasan'dan şu ayet hakkında haber verdi: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım”. Dedi ki: Felak sabahtır (١).
95638. Metin
قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن سالمٍ الأفطسِ، عن سعيدِ بن جبيرٍ، قال: الفلقُ الصبحُ (١).
Dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Sâlim el-Eftas'tan, o da Saîd b. Cübeyr'den rivayet etti; o şöyle dedi: Felak sabahtır (١).
95639. Metin
حدَّثنا أبو كُريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، وحدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مهرانُ، جميعًا عن سفيان، عن سالمٍ الأفطسِ، عن سعيدِ بن جُبيرٍ مثلَه.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî' rivayet etti; bize İbn Humeyd de rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân rivayet etti; her ikisi birden Süfyân'dan, o Sâlim el-Eftas'tan, o Saîd b. Cübeyr'den benzerini rivayet etti.
95640. Metin
حدَّثنى عليُّ بن الحسن الأزديُّ، قال: ثنا الأشجعيُّ، عن سفيانَ، عن سالمٍ،
Bana Ali b. el-Hasan el-Ezdî2 rivayet edip dedi ki: Bize el-Eşca‘î, Süfyân'dan, o da Sâlim'den rivayet etti13,
95641. Metin
عن سعيد بن جبير مثله.
o da Saîd b. Cübeyr'den benzerini rivayet etti.
95642. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن الحسنِ بن صالحٍ، عن عبدِ اللهِ بن محمدِ بن عقيلٍ، عن جابرٍ، قال: الفلقٌ الصبحُ.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Hasan b. Sâlih'ten, o Abdullah b. Muhammed b. Akīl'den, o Câbir'den rivayet etti; [Câbir] şöyle dedi: Felak sabahtır.
95643. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا أبو أحمدَ، قال: ثنا الحسنُ بن صالحٍ، عن عبدِ اللهِ بن محمدِ بن عقيلٍ، عن جابرِ بن عبدِ اللهِ مثلَه (¬١).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet edip dedi ki: Bize Hasan b. Sâlih, Abdullah b. Muhammed b. Akīl'den, o Câbir b. Abdullah'tan benzerini rivayet etti (¬١).
95644. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبرَنا ابنُ وهبٍ، قال: أخبَرنا أبو صخرٍ، عن القرظيِّ، أنه كان يقولُ في هذه الآيةِ: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}. يقولُ: فالقُ الحبِّ والنَّوى. وقرَأ: {فَالِقُ الْإِصْبَاحِ} (¬٢) [الأنعام: ٩٦].
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: Bize Ebû Sahr, el-Kurazî'den haber verdi; o, bu ayet hakkında şöyle diyordu: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım”. Yani: Taneyi ve çekirdeği yarıp çatlatandır, diyordu ve şu ayeti okudu: {فَالِقُ الْإِصْبَاحِ} “Sabahı yarıp aydınlatan” (¬٢) [el-En'âm: 96].
95645. Metin
حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}. قال: الصبحِ (¬٣).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verka rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o Mücâhid'den naklettiğine göre; [Mücâhid] Allah'ın: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım” sözü hakkında: Sabahtır (¬٣), demiştir.
95646. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}. قال: الفلقُ فلقُ النهارِ.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım”. [Katâde] dedi ki: Felak, gündüzün yarılıp aydınlanmasıdır.
95647. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ، قال: الفلقُ فلقُ الصبحِ (¬٤).
Bize İbnü'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Katâde'den rivayet etti; o şöyle dedi: Felak, sabahın yarılıp aydınlanmasıdır (¬٤).
95648. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِ الله: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}. قيل له: فلقُ الصبحِ؟ قال: نعم. وقرَأ: {فَالِقُ الْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا} (¬١) [الأنعام: ٩٦].
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, Allah'ın: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım” kavli hakkında şöyle dedi: Kendisine: "Sabahın yarılıp aydınlanması mı?" diye soruldu. O da: "Evet" dedi ve {فَالِقُ الْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا} 1 “O, sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi de bir dinlenme vakti kılmıştır” [el-En'âm: 96] [ayetini] okudu.
95650. Metin
وقال آخرون: الفَلَقُ: الخَلْقُ. ومعنى الكلامِ: قلْ أعوذُ بربِّ الخَلْقِ.
Başkaları ise: Felak yaratılmışlardır, demiştir. Sözün anlamı da şöyledir: De ki: Yaratılmışların Rabbine sığınırım.
95651. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95652. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابن عباسٍ في قولِه: {الْفَلَقِ}. يعنى: الخَلْقِ (¬٢).
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan [Allah'ın]: {الْفَلَقِ} “Sabahın / Felak'ın” sözü hakkında rivayet etti; [İbn Abbâs] bununla mahlûkatı kastediyor (¬٢), dedi.
95653. Metin
والصوابُ من القولِ في ذلك أنْ يُقالَ: إِنَّ الله جلَّ ثناؤُه أمَر نبيَّه محمدًا ﷺ أنْ يقولَ: {أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}. والفلقُ في كلامِ العربِ فَلَقُ الصبحِ، تقولُ العربُ: هو أَبْيَنُ مِن فَلَقِ الصبحِ، ومِن فَرَقِ الصبحِ (¬٣). وجائزٌ أن يكونَ في جهنمَ سجنٌ اسمُه فَلَقٌ. وإذا كان ذلك كذلك، ولم يكنْ جلَّ ثناؤُه وضَع دَلالةً على أنه عنَى بقولِه: {بِرَبِّ الْفَلَقِ} بعض ما يُدْعَى الفَلَقَ دونَ بعضٍ، وكان اللهُ تعالى ذكرُه ربَّ كلِّ ما خلَق مِن شيءٍ - وجَب أن يكون معنيًّا به كلُّ ما اسمُه الفَلَقُ، إذ كان ربَّ جميعِ ذلك.
Bu konuda doğru olan görüş şöyle denilmesidir: Övgüsü yüce olan Allah, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e: {أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} “Sabahın Rabbine sığınırım” demesini emretmiştir. Arap kelâmında felak, sabahın yarılarak aydınlanmasıdır. Araplar: "Bu, sabahın aydınlığından (felakından) ve sabahın şafağından (farakından) daha açıktır" derler (¬٣). Cehennemde adı felak olan bir zindanın bulunması da caizdir. Durum böyle olunca ve övgüsü yüce olan [Allah], {بِرَبِّ الْفَلَقِ} “Sabahın Rabbine” sözüyle felak diye adlandırılan şeylerin bir kısmını kastedip diğer bir kısmını kastetmediğine dair bir delil koymadığına ve zikri yüce olan Allah yarattığı her bir şeyin Rabbi olduğuna göre; tüm bunların Rabbi olması hasebiyle, ismi felak olan her şeyin bununla kastedilmiş olması gerekir.
95654. Metin
وقال جلَّ ثناؤُه: {مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ}؛ لأنَّه أمَر نبيَّه أنْ يَستعيذَ من شرِّ كلَّ شيءٍ، إذ كان كلُّ ما سواه، فهو ما خَلَق.
Övgüsü yüce olan [Allah]: {مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ} “Yarattığı şeylerin şerrinden” buyurmuştur; zira O, Peygamberine her şeyin şerrinden sığınmasını emretmiştir; çünkü Kendisi dışındaki her şey, O'nun yarattığı şeylerdir.
95655. Metin
وقوله: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. يقولُ: ومن شَرِّ مُظْلِمٍ إذا دخَل وهجَم علينا بظلامِه.
Ve O'nun: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve çöktüğü zaman karanlığın şerrinden” buyruğu: [Yani] girdiği ve karanlığıyla üzerimize hücum ettiği zaman karanlık olan [şeyin] şerrinden, demektir.
95656. Metin
ثم اختلَف أهلُ التأويل في المُظْلِم الذي عُنِى في هذه الآيةِ، وأُمِر رسولُ اللهِ ﷺ بالاستعاذةِ منه؛ فقال بعضُهم: هو اللَّيلُ إِذا أَظْلَمَ.
Sonra tevil ehli bu ayette kastedilen ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şerrinden sığınmakla emrolunduğu karanlık [şey] konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazısı şöyle demiştir: O, karanlığı çöktüğü zaman gecedir.
95657. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
95658. Metin
حدَّثني محمدُ بن سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: اللَّيلِ (¬١).
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” [ayeti hakkında] şöyle rivayet etti: Gecedir (¬١), dedi.
95659. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا ابنُ أبى عديٍّ، قال: أنبَأنا عوفٌ، عن الحسنِ في قولِه: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: أَوَّلِ اللَّيلِ إِذا أَظْلَم (¬٢).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy rivayet edip dedi ki: Bize Avf, Hasan'dan [Allah'ın]: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” sözü hakkında şöyle haber verdi: Karardığı vakit gecenin başlangıcıdır (¬٢), dedi.
95660. Metin
حدَّثني يونس، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: ثنا [أبو صخرٍ، عن القرظيِّ أنه كان يقولُ في: {غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. يقولُ: النهارِ إِذا دخَل في اللَّيلِ.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: Bize [Ebû Sahr rivayet etti; o el-Kurazî'den naklettiğine göre o, {غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin” hakkında şöyle diyordu: Geceye girdiği vakit gündüzdür.
95661. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا] (¬٣) مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن رجلٍ مِن أهلِ المدينةِ، عن محمدِ بن كعبٍ: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: هو غروبُ الشمسِ إذا جاء اللَّيلُ، إذا وجَب (¬٤).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize] (¬٣) Mihrân, Süfyân'dan, o Medine ehlinden bir adamdan, o Muhammed b. Ka'b'dan rivayet etti: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden”. Dedi ki: Gece geldiğinde, battığı zaman güneşin batışıdır (¬٤).
95662. Metin
حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {غَاسِقٍ}. قال: اللَّيلِ، {إِذَا وَقَبَ}. قال: إذا دخَل (¬٥).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verka rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den naklettiğine göre, onun sözü şudur: {غَاسِقٍ} “Karanlığı çöken”: Gecedir. {إِذَا وَقَبَ} “Çöktüğü zaman”: Girdiği zaman (¬٥) demektir.
95663. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمر، عن الحسنِ: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: اللَّيلِ إِذا أقبَل (¬١).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Hasan'dan rivayet etti: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden”. Dedi ki: [O,] geldiği zaman gecedir (¬١).
95665. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، عن الحسنِ: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: إذا جاء.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den, o Hasan'dan rivayet etti: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden”. Dedi ki: Geldiği zaman.
95666. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابن عباسٍ قولَه: {إِذَا وَقَبَ}. يقولُ: إذا أقبَل (¬٢).
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o İbn Abbâs'tan nakletti ki [Allah'ın]: {إِذَا وَقَبَ} “Çöktüğü zaman” sözü hakkında şöyle demektedir: Gelip bastırdığı zaman (¬٢).
95667. Metin
وقال بعضُهم: هو النهارُ إذا دخل في اللَّيلِ. وقد ذكَرْناه قبلُ (¬٣).
Bazıları da şöyle dedi: O, geceye girdiği vakit gündüzdür. Bunu daha önce zikretmiştik (¬٣).
95668. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانٌ، عن سفيانَ، عن رجلٍ مِن أهلِ المدينةِ، عن محمد بن كعبٍ القُرَظَيِّ: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: هو غروب الشمس إذا جاء اللَّيلُ، إذا وجَب (¬٤).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Medine ehlinden bir adamdan, o Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den rivayet etti: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden”. Dedi ki: Gece geldiğinde, battığı zaman güneşin batışıdır (¬٤).
95669. Metin
وقال آخرون: هو كوكبٌ. وكان بعضُهم يقولُ: ذلك الكوكبُ هو الثُّريَّا.
Başkaları ise şöyle dedi: O bir yıldızdır. Onlardan bazıları da: O yıldız Süreyyâ (Ülker) yıldızıdır, diyordu.
95670. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
95671. Metin
حدَّثنا مجاهدُ بنُ موسى، قال: ثنا يزيدُ، قال أخبرنا سليمانُ بنُ حَيَّانَ، عن أبى المُهَزَّم، عن أبى هريرةَ في قوله: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: كوكبٌ (¬٥).
Bize Mücâhid b. Mûsâ rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Süleymân b. Hayyân, Ebü'l-Mühezzim'den, o Ebû Hureyre'den [Allah'ın]: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” sözü hakkında şöyle haber verdi: [O] bir yıldızdır (¬٥), dedi.
95672. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: كانت العربُ تقولُ: الغاسِقُ: سقوطُ الثُّريَّا. وكانت الأسقامُ
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd [Allah Teâlâ'nın]: {غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin [şerrinden]” sözü hakkında şöyle dedi: Araplar şöyle derdi: Gâsık (الغاسق), Süreyyâ [yıldızının] batışıdır. Hastalıklar da...
95673. Metin
والطواعينُ تكثُرُ عندَ وقوعِها، وترتفِعُ عندَ طُلُوعِها (¬١).
...ve vebalar onun batışı sırasında çoğalır, doğuşu sırasında ise kalkardı (¬١).
95674. Metin
ولقائلي هذا القولِ علةٌ مِن أثرٍ عن النبيِّ ﷺ، وهو ما حدَّثنا به نصرُ بنُ عليٍّ، قال: ثنا بكَّارُ بنُ عبدِ اللهِ ابن أخى همَّامٍ، قال: ثنا محمدُ بنُ عبدِ العزيزِ بن عمرَ بن عبد الرحمنِ بن عوفٍ، عن أبيه، عن أبي سلمةَ، عن أبي هريرةَ، عن النبيِّ ﷺ: {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: "النجمِ الغاسقِ" (¬٢).
Bu görüşü söyleyenlerin, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den gelen bir rivayetten dayanakları vardır; o da bize Nasr b. Ali'nin rivayet ettiğidir, dedi ki: Bize Hemmâm'ın kardeşinin oğlu Bekkâr b. Abdillâh rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Abdilazîz b. Ömer b. Abdirrahmân b. Avf, babasından, o Ebû Seleme'den, o Ebû Hureyre'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklettiğine göre o, {وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” [ayeti hakkında]: "Batan/karanlığı basan yıldızdır" (¬٢) buyurmuştur.
95675. Metin
وقال آخرون: بل الغاسقُ إذا وقَب: القمرُ. ورَوَوْا بذلك عن النبيِّ ﷺ خبرًا حدَّثنا به أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، وحدَّثنا ابن سفيانَ، قال: ثنا أبي ويزيدُ بنُ هارونَ به.
Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis çöktüğü zaman gâsık olan aydır. Bu konuda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den bir rivayet naklettiler; onu bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî' rivayet etti; bize İbn Süfyân da rivayet edip dedi ki: Bize babam ve Yezîd b. Hârûn onunla rivayet etti.
95676. Metin
وحدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن محمدِ بن عبدِ الرحمنِ بن أبي ذئبٍ، عن خالِه الحارثِ بن عبدِ الرحمنِ، عن أبي سلمةَ بن عبدِ الرحمنِ، عائشةَ، قالت: أخَذ النبيُّ ﷺ بيدي، ثم نظَر إلى القمرِ، فقال: "يا عائشةُ، تَعَوَّذِي بالله من شرِّ غاسقٍ إذا وقَب، وهذا غاسقٌ إذا وقَب". وهذا لفظُ حديثِ أبي كريبٍ وابن وكيعٍ، وأما ابنُ حميدٍ فإنه قال في حديثِه: قالت: أخَذ النبيُّ ﷺ بيدى، فقال: "أَتَدْرِين أَيُّ شيءٍ هذا؟ تَعَوَّذِى باللهِ مِن شَرِّ هذا، فإِنَّ هذا الغاسِقُ إذا وقَب" ٣.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Muhammed b. Abdirrahmân b. Ebî Zi'b'den, o dayısı el-Hâris b. Abdirrahmân'dan, o Ebû Seleme b. Abdirrahmân'dan, o da Âişe'den [naklen] rivayet etti; Âişe dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem elimden tuttu, sonra aya baktı ve: «Ey Âişe! Çöktüğü zaman gâsıkın şerrinden Allah'a sığın; işte bu, çöktüğü zaman gâsıktır» buyurdu. Bu, Ebû Küreyb ve İbn Vekî'in hadisinin lafzıdır. İbn Humeyd'e gelince, o hadisinde şöyle dedi: Âişe dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem elimden tuttu ve: «Bunun ne olduğunu biliyor musun? Bunun şerrinden Allah'a sığın; zira bu, çöktüğü zaman gâsıktır» buyurdu.3
95677. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ سنانٍ، قال: ثنا أبو عامرٍ، قال: ثنا ابن أبي ذئبٍ، عن الحارثِ بن عبدِ الرحمنِ، عن عائشةَ، أن النبيَّ ﷺ نظَر إلى القمرِ، فقال: "يا عائشةُ، اسْتَعِيذِى باللهِ مِن شَرِّ هذا، فإِنَّ هذا الغاسِقُ إِذا وقَب" (¬١).
Bize Muhammed b. Sinân rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âmir rivayet edip dedi ki: Bize İbn Ebî Zi'b, el-Hâris b. Abdirrahmân'dan, o Âişe'den rivayet etti ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem aya baktı ve: "Ey Âişe! Bunun şerrinden Allah'a sığın; zira bu, karanlığı çöktüğü zaman gâsıktır" (¬١) buyurdu.
95678. Metin
وأولى الأقوالِ في ذلك عندي بالصوابِ أنْ يقالَ: إِنَّ الله أمَر نبيَّه ﷺ أَنْ يستعيذَ من شرِّ {غَاسِقٍ} وهو الذي يُظْلِمُ، يقال: قد غَسَق الليلُ يَغْسِقُ غُسُوقًا. إذا أَظْلَم. {إِذَا وَقَبَ}. يعنى: إذا دخَل في ظَلامِه، واللَّيلُ إذا دخَل في ظَلامِه غاسقٌ، والنجمُ إذا أفَل غاسقٌ، والقمرُ غاسقٌ إذا وقَب، [ولم يَخْصُصْ] (¬٢) بعضَ ذلك بل عمَّ الأمر بذلك، فكلُّ غاسقٍ فإنه ﷺ كان يُؤْمَرُ بالاستعاذة من شرِّه إذا وقب. وكان قتادةُ يقولُ في معنى {وَقَبَ}: ذَهَب.
Bu konuda bana göre doğruya en yakın olan görüş şudur: Allah, Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e {غَاسِقٍ} “karanlığı çökenin” şerrinden sığınmasını emretmiştir; o da kararan şeydir. Karardığı zaman Gece karardı anlamında gaseka'l-leylu yegsiku gusûkan (قد غَسَق الليلُ يَغْسِقُ غُسُوقًا) denir. {إِذَا وَقَبَ} “Çöktüğü zaman” yani: Karanlığına girdiği zaman demektir. Gece karanlığına girdiğinde gâsıktır, yıldız battığında gâsıktır, ay da tutulduğunda/battığında çöken gâsıktır. [Allah] bunlardan bir kısmını [ötekine] tahsis etmemiş (¬٢), bilakis bununla ilgili emri genel kılmıştır. Dolayısıyla çöktüğü zaman her gâsıkın şerrinden sığınması Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e emredilmekteydi. Katâde ise {وَقَبَ} “çöktü” kelimesinin anlamı hakkında: Gitti, derdi.
95679. Metin
حدَّثنا ابن عبد الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادة: {غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ}. قال: إذا ذهَب (¬٣).
Bize İbn Abdila'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Katâde'den rivayet etti: {غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ} “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin”. Dedi ki: Gittiği zaman (¬٣).
95680. Metin
ولستُ أعرِفُ ما قال قتادةُ في ذلك، في كلامِ العربِ، بل المعروفُ مِن كلامها من معنى: {وَقَبَ}: دخَل.
Ben Arapların kelamında Katâde'nin bu konuda söylediği şeyi bilmiyorum; bilakis onların kelamından bilinen {وَقَبَ} “çöktü/girdi” kelimesinin anlamı: Girdi demektir.
95681. Metin
وقوله: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}. يقولُ: ومِن شرِّ السواحرِ اللَّاتى يَنْفُثْن في عُقَدِ الخَيْطِ، حينَ يَرْقِين عليها.
Ve O'nun: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ} “Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden” sözü; üzerlerine büyü/efsun yaptıkları sırada iplik düğümlerine üfleyen büyücü kadınların şerrinden, demektir.
95682. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bizim bu konuda söylediğimizin benzerini tevil ehli [müfessirler] de söylemiştir.123
95683. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
95684. Metin
حدَّثني محمدُ بن سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ *: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}. قال: ما خالَط (¬١) السِّحْرُ من الرُّقَى (¬٢).
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o İbn Abbâs'tan * rivayet etti: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ} “Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden”. Dedi ki: Büyünün karıştığı (¬١) efsunlardır/rukyelerdir (¬٢).
95685. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا ابن أبي عديٍّ، عن عوفٍ، عن الحسنِ: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}. قال: السواحرِ والسَّحَرةِ.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy, Avf'tan, o Hasan'dan rivayet etti: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ} “Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden”. Dedi ki: Büyücü kadınlar ve büyücü erkeklerdir.
95686. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، قال: تلا قتادةُ: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}. قال: إيَّاكم وما خالط السِّحرُ مِن هذه الرُّقَى (¬٣).
Bize İbn Abdila'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den rivayet etti; dedi ki: Katâde {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ} “Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden” [ayetini] okudu ve: Bu efsunlardan büyünün karıştığı şeylerden sakının (¬٣), dedi.
95687. Metin
قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن ابن طاوسٍ، عن أبيه، قال: ما من شيءٍ أقربَ إلى الشركِ من رُقْيَةِ [الحيةِ و] (¬٤) المجانينِ (¬٥).
Dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o İbn Tâvûs'tan, o babasından rivayet etti; dedi ki: [Yılan ve] (¬٤) delilerin efsunundan şirke daha yakın hiçbir şey yoktur (¬٥).
95688. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، قال: كان الحسنُ يقولُ إذا جاز (¬٦): {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}. قال: إيَّاكم وما خالط السِّحْرُ.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti; dedi ki: Hasan {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ} “Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden” [ayetini] geçtiği (¬٦) zaman şöyle derdi: Büyünün karıştığı şeylerden sakının.
95689. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن جابرٍ، عن مجاهدٍ
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Câbir'den, o da Mücâhid'den rivayet etti:
95690. Metin
وعكرمة: {النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}. قال: قال مجاهدٌ: الرُّقَى في عُقَدِ الخَيْطِ. وقال عكرمةُ: الأخْذُ في عُقَدِ الخَيْطِ (¬١).
...ve İkrime'den: {النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ} “Düğümlere üfleyenler” [hakkında rivayet etti]. Dedi ki: Mücâhid: İplik düğümlerine yapılan efsunlardır, dedi. İkrime ise: İplik düğümlerine yapılan büyüdür/bağlamadır (¬١), dedi.
95691. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ}. قال: النفاثاتُ: السواحِرُ في العُقَدِ.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd [Allah'ın]: {وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ} “Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden” sözü hakkında şöyle dedi: Neffâsât, düğümlerde büyü yapan kadınlardır.
95692. Metin
وقوله: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ}. اختلف أهلُ التأويلِ في الحاسدِ الذي أُمِر النبيُّ ﷺ أنْ يستعيذَ من شرِّ حسدِه به؛ فقال بعضُهم: ذلك كلُّ حاسدٍ أُمِر النبيُّ ﷺ أَنْ يَستَعِيدَ مِن شَرِّ عَينِه ونفسِه.
Ve O'nun: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ} “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden” sözüne gelince; tevil ehli, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hasedinin şerrinden [Allah'a] sığınması emredilen hasetçi hakkında ihtilaf etmişlerdir: Onlardan bazıları şöyle dedi: Bu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in gözünün (nazarının) ve nefsinin şerrinden sığınması emredilen her hasetçidir.
95693. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
95694. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ}. قال: من شرِّ عينِه ونفسِه. وعن عطاءٍ الخُراسانيِّ مثلَ ذلك. قال معمرٌ: وسمِعتُ ابن طاوُسٍ يحدِّثُ عن أبيه، قال: العَينُ حقٌّ، ولو كان شيءٌ سابقَ القَدَرِ سَبَقَتْه العَينُ، وإذا اسْتُغْسِل ٢ أحدُكم فلْيَغْتَسِلْ ٣.
Bize İbn Abdi’l-A‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, [o da] Katâde’den [şöyle dediğini] anlattı: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ} “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden”. [Katâde] dedi ki: “[Bu,] onun gözünün (nazarının) ve nefsinin şerrindendir.” Atâ el-Horasânî’den de bunun benzeri [rivayet edilmiştir]. Ma‘mer dedi ki: İbn Tâvûs’u babasından naklen şöyle anlatırken işittim: «العَينُ حقٌّ، ولو كان شيءٌ سابقَ القَدَرِ سَبَقَتْه العَينُ، وإذا اسْتُغْسِل أحدُكم فلْيَغْتَسِلْ» «Nazar haktır. Şayet kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar onun önüne geçerdi. Birinizden [nazar sebebiyle] yıkanması istendiğinde 2 yıkansın. 3»
95695. Metin
وقال آخرون: بل أُمِر النبيُّ ﷺ بهذه الآيةِ أنْ يستعيذَ من شرِّ اليهودِ الذين حسَدوه.
Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bu ayetle, kendisine haset eden Yahudilerin şerrinden sığınması emredilmiştir.
95696. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
95697. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ}. قال: يهودُ (¬١)، لم يَمْنَعْهم أنْ يؤمنوا به إلا حسدُهم.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd [Allah'ın]: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ} “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden” sözü hakkında şöyle dedi: Yahudilerdir (¬١); onların ona iman etmelerine hasetlerinden başka bir şey engel olmadı.
95698. Metin
وأولى القولين بالصوابِ في ذلك قولُ مَن قال: أُمِر النبيُّ ﷺ أَنْ يَستعيذَ من شرِّ كلِّ حاسدٍ إذا حسَد؛ فعابه أو سَحَره، أو بغاه سُوءًا.
Bu hususta iki görüşten doğruya en yakın olanı: Haset ettiği, yani onu ayıpladığı veya ona büyü yaptığı ya da ona kötülük dilediği vakit her hasetçinin şerrinden sığınmasının Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e emredildiğini söyleyen kimsenin görüşüdür.
95699. Metin
وإنما قلنا: ذلك أولى بالصوابِ؛ لأنَّ الله ﷿ لم يَخْصُصْ مِن قولِه: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ} حاسدًا دونَ، حاسدٍ، بل عمَّ أمرَه إيَّاه بالاستعاذةِ من شرِّ كلِّ حاسدٍ، فذلك على عمومِه.
Bizim bunun doğruya daha yakın olduğunu söylememizin sebebi şudur: Çünkü Allah Azze ve Celle: {وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ} “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden” sözünde bir hasetçiyi diğer bir hasetçiden ayırmamış/özelleştirmemiş, bilakis ona her hasetçinin şerrinden sığınma emrini genel kılmıştır; dolayısıyla bu [hüküm] genelliği üzeredir.
95700. Metin
آخرُ تفسيرِ سورةِ "الفَلَقِ"
"Felak" Suresi tefsirinin sonu.1