86319. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
86320. Metin
تفسيرُ سورةِ "التغابنِ"
Tegâbün Suresi'nin Tefsiri
86321. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (١)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (١)} “Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır ve O her şeye hakkıyla güç yetirendir.”
86322. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: يَسْجُدُ له ما في السماواتِ السبعِ وما في الأرضِ مِن خلقِه ويُعَظِّمُه.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Yedi gökte olanlar ve yerde bulunan yaratılmışlar O'na secde eder ve O'nu yüceltir.
86323. Metin
وقولُه: {لَهُ الْمُلْكُ}. يقولُ تعالى ذكرُه: له ملكُ السماواتِ والأرضِ وسلطانُهما (¬١)، ماضٍ قضاؤُه في ذلك كلِّه، نافذٌ فيه أمرُه.
O'nun {لَهُ الْمُلْكُ} “Mülk O'nundur” buyruğu hakkında zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Göklerin ve yerin mülkü de hâkimiyeti de O'na aittir (¬١); bütün bunlarda O'nun hükmü geçerlidir ve buyruğu yürürlüktedir.
86324. Metin
وقولُه: {وَلَهُ الْحَمْدُ}. يقولُ: وله حمدُ كلِّ ما فيها مِن خلقٍ؛ لأن جميعَ مَن في ذلك من الخلقِ لا يَعْرِفون الخيرَ إلا منه، وليس لهم رازقٌ سواه، فله حمدُ جميعِهم، {وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ}. يقولُ: وهو على كلِّ شيءٍ ذو قدرةٍ. يقولُ: يَخْلُقُ ما يشاءُ ويُمِيتُ مَن يشاءُ، ويُغْنِي مَن أراد ويُفْقِرُ مَن يشاءُ، ويُعِزُّ مَن يَشَاءُ وَيُذِلُّ مَن يَشَاءُ، لا يَتَعَذَّرُ عليه شيءٌ أراده؛ لأنه ذو القدرةِ التامةِ التي لا يُعْجِزُه معها شيءٌ.
O'nun {وَلَهُ الْحَمْدُ} “ve hamd O'nadır” buyruğu; göklerde ve yerde bulunan bütün yaratılmışların hamdi O'nadır, demektir. Çünkü oradaki varlıkların tümü hayrı ancak O'ndan bilirler ve O'ndan başka bir rızık vericileri yoktur; dolayısıyla hepsinin hamdi O'na aittir. {وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ} “Ve O her şeye hakkıyla güç yetirendir” buyruğu ise; O her şey üzerinde kudret sahibidir, demektir. [Yani] O dilediğini yaratır, dilediğini öldürür; dilediğini zengin kılar, dilediğini fakirleştirir; dilediğini aziz eder, dilediğini zelil kılar. Dilediği hiçbir şey O'na zor gelmez; çünkü O, hiçbir şeyin Kendisini aciz bırakamayacağı mutlak bir kudret sahibidir.
86325. Metin
القولُ في تأويلِ قوله تعالى: {هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ (٢)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ (٢)} “Sizi yaratan O'dur. Buna rağmen kiminiz kâfirdir, kiminiz de mümin. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”
86326. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: اللَّهُ {الَّذِي خَلَقَكُمْ} أيُّها الناسُ، وهو مِن ذكرِ اسمِ اللَّهِ، {فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ}. يقولُ: [فمنكم كافرٌ بخالقِه وأنه خلَقَه، {وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ}. يقولُ] ٢: ومنكم مُصَدِّقٌ به مُوقِنٌ أنه خالقُه وبارئُه، {وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ}. يقولُ: واللَّهُ الذي خلَقَكم بصيرٌ بأعمالِكم، عالمٌ بها، لا يَخْفَى عليه منها شيءٌ، وهو مُجازِيكم بها، فاتَّقوه أن تُخالِفوه في أمرِه أو نهيِه، فيَسْطُوَ بكم.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! {الَّذِي خَلَقَكُمْ} “Sizi yaratan” Allah'tır; [buradaki "O" zamiri] Allah'ın isminin zikridir.1 {فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ} “Buna rağmen kiminiz kâfirdir, kiminiz de mümin.” [Allah Teâlâ] şöyle buyurmaktadır: [Kiminiz kendisini yaratan Yaratıcısını ve O'nun kendisini yarattığını inkâr edendir. {وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ} “Kiminiz de mümindir.” Şöyle buyurmaktadır:]2 Kiminiz de O'nu tasdik eden, O'nun kendisini yaratan ve var eden olduğuna kesin olarak inanandır. {وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ} “Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” [Yüce Allah] şöyle buyurmaktadır: Sizi yaratan Allah amellerinizi hakkıyla görendir, onları bilendir; amellerinizden hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve O, bunlarla sizi cezalandırıp mükâfatlandıracaktır. Öyleyse O'nun emrine veya yasağına muhalefet etmekten sakının ki üzerinize hışmıyla çökmesin.
86328. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ منصورٍ الطُّوسيُّ، قال: ثنا حسنُ بنُ موسى الأشْيَبُ (¬١)، قال: ثنا ابنُ لَهيعةَ، قال: ثنا بكرُ بنُ سَوَادةَ، عن أبي تَميمٍ الجَيْشانيِّ (¬٢)، عن أبي ذَرٍّ، قال: إن المَنِيَّ إذا مكَث في الرحمِ أربعين ليلةً، أتَى مَلَكُ النفوسِ، فعرَج به إلى الجبارِ في راحتِه، فقال: أيْ ربِّ، عبدُك هذا ذكرٌ أم أنثى؟ فيَقْضِي اللَّهُ إليه ما هو قاضٍ، ثم يقولُ: أيْ ربِّ، أشقيٌّ أم سعيدٌ؟ فيَكْتُبُ ما هو لاقٍ. قال: وقرأ أبو ذرٍّ فاتحةَ "التَّغابُنِ" خمسَ آياتٍ (¬٣).
Bize Muhammed b. Mansûr et-Tûsî rivayet edip dedi ki: Bize Hasen b. Mûsâ el-Eşyeb (¬١) rivayet edip dedi ki: Bize İbn Lehîa rivayet edip dedi ki: Bize Bekr b. Sevâde, Ebû Temîm el-Ceyşânî'den (¬٢), o da Ebû Zer'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Meni rahimde kırk gece kalınca, canları alan melek gelir ve onu avucunda Cebbâr olan Allah'a yükseltir ve şöyle der: ‘Ey Rabbim! Bu kulun erkek midir yoksa dişi midir?’ Allah da vereceği hükmü ona bildirir. Sonra ‘Ey Rabbim! Şaki (bedbaht) midir yoksa sait (bahtiyar) mıdır?’ der; melek de onun karşılaşacağı şeyleri yazar.” [Ravi] dedi ki: Ebû Zer, Tegâbün Suresi'nin başındaki beş âyeti okudu (¬٣).
86329. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ (٣)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ (٣)} “Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Size şekil verdi ve şekillerinizi pek güzel yaptı. Dönüş de ancak O'nadır.”
86330. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: خلَق السماواتِ السبعَ (*) والأرضَ بالعدلِ والإنصافِ، {وَصَوَّرَكُمْ}. يقولُ: ومثَّلكم فأحْسَن مَثلَكم. وقيل: إنه عُنِي بذلك تصويرُه آدمَ، وخلقُه إياه بيدِه.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Yedi göğü (*) ve yeri adalet ve hakkaniyetle yarattı. {وَصَوَّرَكُمْ} “Size şekil verdi” buyruğu; size suret verdi de suretinizi en güzel kıldı, demektir. Bununla Âdem'e şekil vermesi ve onu Kendi eliyle yaratmasının kastedildiği de söylenmiştir.
86331. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86332. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن
Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı1, dedi ki: Bana babam anlattı2, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı3, o da
86333. Metin
أبيه، عن ابنِ عباسٍ: {خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ}. قال: يعني آدم؛ خلَقَه بيدِه.
babasından, o da İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o: {خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ} “Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Size şekil verdi ve şekillerinizi pek güzel yaptı” âyeti hakkında: “Âdem'i kastediyor; onu Kendi eliyle yarattı” demiştir.
86334. Metin
وقولُه: {وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ}. يقولُ: وإلى اللَّهِ مَرْجِعُ جميعِكم أيُّها الناسُ.
O'nun {وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ} “Dönüş de ancak O'nadır” buyruğu ise; ey insanlar, hepinizin dönüşü Allah'adır, demektir.
86335. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (٤)}.
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (٤)} “Göklerde ve yerde olanı bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.”
86336. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: يَعْلَمُ رَبُّكم أيُّها الناسُ ما في السماواتِ السبعِ والأرضِ مِن شيءٍ، لا يَخْفَى عليه مِن ذلك خافيةٌ، ويعلَمُ ما تُسِرُّون أيُّها الناسُ [في أنفسكم] (¬١) مِن قولٍ وعملٍ، وما تُعْلِنونَ مِن ذلك فتُظْهِرونه، {وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ}. يقولُ جلَّ ثناؤُه: واللَّهُ ذو علمٍ بضمائرِ صدورِ عبادِه، وما تَنْطَوِي عليه نفوسُهم الذي هو أخْفَى من السرِّ، لا يَعْزُبُ عنه شيءٌ مِن ذلك. يقولُ تعالى ذكرُه لعبادِه: احْذَرُوا أن تُسِرُّوا غيرَ الذي تُعْلِنون، أو تُضْمِروا في أنفسكم غير الذي تُبْدُونه، فإن ربَّكم لا يَخْفَى عليه من ذلك شيءٌ، وهو مُحْصٍ جميعَه، وحافظٌ عليكم كلَّه.
Ebû Ca'fer rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey insanlar, Rabbiniz yedi gökte ve yerde olan her şeyi bilir; bunlardan hiçbir gizli şey O'na gizli kalmaz. Ey insanlar, söz ve fiilden [içinizde] (¬١) gizlediğinizi de, açığa vurup alenileştirdiğinizi de bilir. {وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ} “Allah, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.” Şanı yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Allah, kullarının göğüslerinde sakladıkları sırları ve nefislerinin gizlediği, sırdan bile daha gizli olan şeyleri hakkıyla bilendir; bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Zikri yüce olan Allah kullarına şöyle buyurmaktadır: Açığa vurduğunuzdan başkasını gizlemekten veya dışa vurduğunuzdan farklı bir şeyi içinizde saklamaktan sakının; çünkü Rabbinize bunlardan hiçbir şey gizli kalmaz, O bunların hepsini sayıp döker ve aleyhinize muhafaza eder.
86337. Metin
القولُ في تأويل قولِه ﷿: {أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (٥) ذَلِكَ بِأَنَّهُ كَانَتْ تَأْتِيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُوا أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللَّهُ وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ (٦)}.
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (٥) ذَلِكَ بِأَنَّهُ كَانَتْ تَأْتِيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُوا أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا وَاسْتَغْنَى اللَّهُ وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ (٦)} “Daha önce inkâr edip de işlerinin vebalini tadanların haberi size gelmedi mi? Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Bu, peygamberlerinin kendilerine apaçık delillerle gelmesi, onların da: ‘Bizi bir insan mı doğru yola iletecek?’ demeleri, inkâr edip yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.”
86338. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه لمشركي قريشٍ: ألم يَأْتِكم أيُّها الناسُ خبرُ الذين كفَروا مِن قبلِكم؛ وذلك كقومِ نوحٍ وعادٍ وثمودَ وقومِ إبراهيمَ وقومِ لوطٍ، {فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ}: فمسَّهم عذابُ اللَّهِ إياهم على كفرِهم، {وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ}. يقولُ: ولهم عذابٌ مُوجِعٌ يومَ القيامةِ في نارِ جهنمَ، مع الذين أذاقهم اللَّهُ في الدنيا وبالَ كفرِهم.
Ebû Ca'fer [et-Taberî] rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan Allah, Kureyş müşriklerine şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Sizden önce1 inkâr edenlerin -ki bunlar Nûh, Âd, Semûd, İbrâhim kavmi ve Lût kavmi gibileridir- haberi size gelmedi mi? {فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ} “Böylece işlerinin vebalini tattılar.” Yani küfürleri sebebiyle Allah'ın azabı onlara dokundu. {وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ} “Ve onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Şöyle buyurmaktadır: Allah'ın dünyada kendilerine küfürlerinin vebalini tattırdığı kimselerle birlikte, kıyamet gününde cehennem ateşinde onlar için can yakıcı bir azap vardır.
86340. Metin
وقولُه: {ذَلِكَ بِأَنَّهُ كَانَتْ تَأْتِيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ}. يقولُ جلَّ ثناؤُه: هذا الذي نال (¬١) الذين كفَروا من قبلِ (*) هؤلاء المشركين مِن وَبالِ كفرِهم، والذي أعَدَّ لهم ربُّهم يوم القيامةِ مِن العذابِ - مِن أجلِ أنه كانت تَأْتيهم رسلُهم بالبيناتِ، الذين أرْسَلَهم إليهم ربُّهم بالواضحاتِ مِن الأدلةِ والأعلامِ على حقيقةِ ما يَدْعُونهم إليه، فقالوا لهم: {أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا}؟! اسْتِكْبارًا منهم أن تكونَ رسلُ اللَّهِ إليهم بشرًا مثلَهم، واستكبارًا عن اتباعِ الحقِّ، من أجلِ أن بشرًا مثلَهم دعاهم إليه. وجمَع الخبرَ عن البشرِ، فقيل: {يَهْدُونَنَا}. ولم يُقَلْ: يَهْدِينا. لأن البشرَ وإن كان في لفظِ الواحدِ، فإنه بمعنى الجميعِ.
O'nun {ذَلِكَ بِأَنَّهُ كَانَتْ تَأْتِيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ} “Bu, peygamberlerinin kendilerine apaçık delillerle gelmesi sebebiyledir” buyruğu hakkında şanı yüce olan Allah şöyle demektedir: Bu müşriklerden önce (*) inkâr edenlerin küfürlerinin vebalinden başlarına gelenler (¬١) ve Rablerinin kıyamet gününde onlar için hazırladığı azap; Rablerinin kendilerini çağırdıkları şeyin hakikatine dair apaçık deliller ve belgelerle gönderdiği peygamberleri kendilerine geldiği içindir. Onlar peygamberlerine: {أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا} “Bizi bir insan mı doğru yola iletecek?!” dediler. Allah'ın kendilerine gönderdiği elçilerin kendileri gibi birer beşer olmasını gururlarına yediremediklerinden ve kendileri gibi bir beşerin onları hakka davet etmesi yüzünden hakka uymayı kibirlerine sığdıramadıklarından böyle söylediler. Beşer tekil lafızda olmasına rağmen çoğul anlamı taşıdığı için {يَهْدُونَنَا} “Bizi doğru yola iletecekler” şeklinde çoğul olarak zikredilmiş, "yehdenâ" denmemiştir.
86341. Metin
وقولُه: {فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوا}. يقولُ: فكفَروا باللَّهِ، وجحَدوا رسالةَ رسلِه الذين بعَثهم اللَّهُ إليه استكبارًا، {وَتَوَلَّوْا}. يقولُ: وأدْبَروا عن الحقِّ فلم يَقْبَلوه، وأعْرَضوا عما دعاهم إليه رسلُهم، {وَاسْتَغْنَى اللَّهُ}. يقول: واسْتَغْنَى اللَّهُ عنهم، وعن إيمانِهم به وبرسلِه، ولم تَكُنْ به إلى ذلك منهم حاجةٌ، {وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ}. يقولُ: واللَّهُ غنيٌّ عن جميعِ خلقِه، محمودٌ عندَ جميعِهم بجميلِ أياديه عندَهم، وكريمِ فِعالِه فيهم.
O'nun {فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا} “Bunun üzerine inkâr edip yüz çevirdiler” buyruğu; Allah'ı inkâr ettiler ve kibirlenerek Allah'ın kendilerine gönderdiği elçilerinin risaletini yalanladılar, demektir. {وَتَوَلَّوْا} “Ve yüz çevirdiler” buyruğu; haktan arkalarını döndüler, onu kabul etmediler ve peygamberlerinin kendilerini çağırdığı şeyden yüz çevirdiler, demektir. {وَاسْتَغْنَى اللَّهُ} “Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir” buyruğu; Allah onlara da, onların Kendisine ve peygamberlerine iman etmelerine de muhtaç olmadığını göstermiştir; zira O'nun onlardan gelecek buna hiçbir ihtiyacı yoktu, demektir. {وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ} “Allah zengindir, övülmeye lâyıktır” buyruğu ise; Allah bütün yaratılmışlarından müstağnidir (hiçbirine muhtaç değildir), yanlarındaki güzel nimetleri ve onlara karşı lütufkâr muamelesi sebebiyle hepsinin nezdinde övülmeye lâyıktır, demektir.
86342. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ لَنْ يُبْعَثُوا قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ (٧)}.
Yüce Allah'ın: {زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ لَنْ يُبْعَثُوا قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ (٧)} “İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki siz mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size muhakkak haber verilecektir. Bu ise Allah’a pek kolaydır” buyruğunun tevili hakkındaki görüş:1
86343. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: {زَعَمَ} الذين كفَروا باللَّهِ أن لن يَبْعَثَهم اللَّهُ إِليه مِن قبورِهم بعدَ مَماتِهم.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Allah'ı inkâr edenler, ölümlerinden sonra Allah'ın kendilerini kabirlerinden asla diriltip çıkarmayacağını {زَعَمَ} “iddia ettiler”.
86344. Metin
وكان ابنُ عمرَ يقولُ: {زَعَمَ} كُنْيةُ الكذبِ.
İbn Ömer şöyle derdi: {زَعَمَ} “iddia etti” [kelimesi], yalanın künyesidir.
86345. Metin
حدَّثني بذلك محمدُ بنُ نافعٍ البصريُّ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ بنُ مهديٍّ، عن سفيانَ، عن بعضِ أصحابِه، عن ابنِ عمرَ (¬١).
Bunu bana Muhammed b. Nâfi' el-Basrî rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî, Süfyân'dan, o bazı arkadaşlarından, o da İbn Ömer'den rivayet etti (¬١).
86346. Metin
وقولُه: {قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ}. يقولُ لنبيِّه محمدٍ ﷺ: قلْ لهم يا محمدُ: بلى وربي لَتُبْعَثُنَّ مِن قبورِكم، {ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ}. يقولُ: ثم لَتُخْبَرُنَّ بأعمالِكم التي عمِلْتُموها في الدنيا، {وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ}. يقولُ: وبعثُكم مِن قبورِكم مِن بعدِ مماتِكم على اللَّهِ سهلٌ هيِّنٌ.
O'nun {قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ} “De ki: ‘Hayır, Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz’” buyruğu hakkında Peygamberi Muhammed ﷺ'e şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed, onlara de ki: Hayır, Rabbime andolsun ki kabirlerinizden mutlaka diriltileceksiniz. {ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ} “Sonra da yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir.” Şöyle buyurmaktadır: Sonra dünyada yapmış olduğunuz amelleriniz size mutlaka bildirilecektir. {وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ} “Bu ise Allah'a göre pek kolaydır” buyruğu ise; ölümünüzden sonra sizi kabirlerinizden diriltmek Allah için pek kolay ve basittir, demektir.
86347. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالنُّورِ الَّذِي أَنْزَلْنَا وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ (٨)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالنُّورِ الَّذِي أَنْزَلْنَا وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ (٨)} “Şu halde Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiz o nura iman edin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
86348. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: فصدِّقوا باللَّهِ وبرسولِه أيُّها المشركون المكذِّبون بالبعثِ، وبإخبارِه إياكم أنكم مبعوثون مِن بعدِ مماتِكم وأنكم مِن بعدِ بلائِكم تُنْشَرون مِن قبورِكم، {وَالنُّورِ الَّذِي أَنزَلْنَا}. يقولُ: وآمِنوا بالنورِ الذي أنْزَلْنا، وهو هذا القرآنُ الذي أنْزَله اللَّهُ على نبيِّه محمدٍ ﷺ، {واللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ}. يقولُ تعالى ذكرُه: واللَّهُ بأعمالِكم أيُّها الناسُ ذو خبرةٍ، مُحيطٌ بها، مُحْصٍ جميعَها، لا يَخْفَى عليه منها شيءٌ، وهو مُجازِيكم على جميعِها.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey dirilişi ve öldükten sonra diriltileceğiniz ile çürüdükten sonra kabirlerinizden çıkarılacağınız haberini yalanlayan müşrikler! Allah'ı ve O'nun Resulünü tasdik edin. {وَالنُّورِ الَّذِي أَنزَلْنَا} “Ve indirdiğimiz o nura [iman edin]” buyruğu; indirdiğimiz nura, yani Allah'ın Peygamberi Muhammed ﷺ'e indirdiği bu Kur'an'a iman edin, demektir. {وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ} “Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Allah sizin amellerinizden hakkıyla haberdardır, onları kuşatandır, hepsini tek tek sayıp tespit edendir; yaptıklarınızdan hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve O, bunların hepsinin karşılığını size verecektir.
86349. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (٩)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (٩)} “[Allah'ın] toplanma günü için sizi bir araya getireceği gün; işte o, kâr ve zararın ortaya çıkacağı aldanma (teğâbün) günüdür. Kim Allah'a iman edip salih amel işlerse, [Allah] onun kötülüklerini örter ve onu, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.”1
86351. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: واللَّهُ بما تَعْمَلون خبيرٌ، {يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ}: ليومِ تُجمَعُ الخلائقُ للعَرْضِ، {ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ}. يقولُ: الجمعُ يومَ غَبْنِ أَهلِ الجنةِ أهلَ النارِ.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır; {يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ} “Toplanma günü için sizi bir araya getireceği gün...” Yani mahlûkatın arz (hesap) için toplanacağı gün. {ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ} “İşte o, aldanma (ve kâr-zararın ortaya çıkma) günüdür.” Şöyle buyurmaktadır: O toplanma günü, cennet ehlinin cehennem ehlini aldattığı (onların haklarını kâr hanesine geçirdiği) gündür.
86352. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu hususta bizim söylediğimize benzer açıklamayı tevil ehli de yapmıştır.
86353. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86354. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ: {ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ}. قال: هو غَبْنُ أهلِ الجنةِ أهلَ النارِ (¬١).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet etti, dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den naklettiğine göre Allah'ın: {ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ} “İşte o, aldanma günüdür” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “O, cennet ehlinin cehennem ehlini aldattığı (kâr ettiği) gündür” (¬١).
86355. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ}: هو يومُ القيامةِ، وهو يومُ التغابنِ، يومُ غَبنِ أهلِ الجنةِ أهلَ النارِ (¬٢).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ} “Toplanma günü için sizi bir araya getireceği gün...” O, kıyamet günüdür. O, tegâbün (aldanma) günüdür; yani cennet ehlinin cehennem ehlini aldattığı gündür (¬٢).
86356. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ في قولِه: {ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ}: من أسماءِ يومِ القيامةِ، عظَّمه وحذَّره عبادَه (¬٣).
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan naklettiğine göre O'nun: {ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ} “İşte o, aldanma günüdür” buyruğu hakkında: “Kıyamet gününün isimlerindendir; Allah onu yüceltmiş ve kullarını ondan sakındırmıştır” demiştir (¬٣).
86357. Metin
وقولُه: {وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا}. يقولُ تعالى ذكرُه: ومَن يُصَدِّقْ باللَّهِ، ويَعْمَلْ بطاعتِه، ويَنْتَهِ إلى أمرِه ونهيهِ، {يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ}. يقولُ: يَمْحُ
O'nun: {وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا} “Kim Allah'a iman eder ve salih amel işlerse” buyruğu hakkında zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Kim Allah'ı tasdik eder, O'na itaat üzere amel eder ve O'nun emir ile yasağına riayet ederse; {يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ} “[Allah] onun kötülüklerini örter”. Şöyle buyurmaktadır: Siler
86358. Metin
عنه ذنوبَه، {وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ}. يقولُ: ويُدْخِلْه بساتينَ تَجْري مِن تحتِ أشجارِها الأنهارُ.
{وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ} “Ve onu altından ırmaklar akan cennetlere koyar” buyruğu; onu, ağaçlarının altından nehirler akan bahçelere girdirir, demektir.
86359. Metin
وقولُه: {خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا}. يقولُ: لابثين فيها أبدًا، لا يموتون، ولا يَخرجون منها.
O'nun {خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا} “İçinde ebedî kalacakları” buyruğu; orada ebediyen kalırlar, ölmezler ve oradan çıkarılmazlar, demektir.
86360. Metin
وقولُه: {ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ}. يقولُ: خلودُهم في الجناتِ التي وصَفْنا، النَّجاءُ العظيمُ.
O'nun {ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ} “İşte büyük kurtuluş budur” buyruğu ise; onların nitelediğimiz cennetlerde ebedî kalmaları, pek büyük bir kurtuluştur, demektir.
86361. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ خَالِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (١٠)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ خَالِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (١٠)} “İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir; orada ebedî kalacaklardır. Ne kötü varış yeridir orası!”
86362. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: والذين جَحَدوا وحدانيةَ اللَّهِ، وكذَّبوا بأدلتِه وحججِه وآيِ كتابِه الذي أنْزلَه على عبدِه محمدٍ ﷺ، {أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ خَالِدِينَ فِيهَا}. يقولُ: ماكثين فيها أبدًا، لا يموتون فيها، ولا يَخْرُجون منها، {وَبِئْسَ الْمَصِيرُ}. يقولُ: وبئس الشيءُ الذي يُصارُ إليه جهنَّمُ.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Allah'ın birliğini inkâr eden ve O'nun delillerini, hüccetlerini ve kulu Muhammed ﷺ'e indirdiği Kitabı'nın âyetlerini yalanlayanlar; {أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ خَالِدِينَ فِيهَا} “İşte onlar cehennemliklerdir; orada ebedî kalacaklardır.” Şöyle buyurmaktadır: Orada temelli kalıcıdırlar; orada ne ölürler ne de oradan çıkarılırlar. {وَبِئْسَ الْمَصِيرُ} “Ne kötü varış yeridir orası!” buyruğu ise; varılacak yer olarak cehennem ne kötüdür, demektir.
86363. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ (١١)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ (١١)} “Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a iman ederse, O onun kalbini doğruya yöneltir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”
86364. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: لم يُصِبْ أحدًا من الخلقِ مصيبةٌ، {إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ}. يقولُ: إلا بقضاءِ اللَّهِ وتقديرِه ذلك عليه، {وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ}. يقولُ: ومن يُصدِّقْ باللَّهِ فيَعْلَمْ أنه لا أحدَ تُصِيبُه مصيبةٌ إلا بإذنِ اللَّهِ بذلك، {يَهْدِ قَلْبَهُ}. يقولُ: يوفِّقِ اللَّهُ قلبَه بالتسليمِ لأمرِه، والرضا بقضائِه.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Mahlûkattan hiç kimseye {إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ} “Allah'ın izni olmaksızın” yani Allah'ın kazası ve bunu onun aleyhine takdir etmesi olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. {وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ} “Kim Allah'a iman ederse, O onun kalbini doğruya yöneltir.” Şöyle buyurmaktadır: Kim Allah'ı tasdik edip hiç kimseye Allah'ın izni olmadan bir musibetin isabet etmeyeceğini bilirse, {يَهْدِ قَلْبَهُ} “[Allah] onun kalbini doğruya yöneltir”; yani Allah onun kalbini O'nun emrine teslim olmaya ve kazasına rıza göstermeye muvaffak kılar.
86365. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu hususta bizim söylediğimize benzer açıklamayı tevil ehli de yapmıştır.
86366. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86367. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ}. يعني: يهدِ قلبَه لليقينِ، فيعلمْ أنَّ ما أصابه لم يكن لِيُخْطِئَه، وما أخْطأه لم يكنْ ليُصِيبَه (¬١).
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan naklettiğine göre O'nun: {وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ} “Kim Allah'a iman ederse, O onun kalbini doğruya yöneltir” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Yani kalbini yakîne (kesin inanca) ulaştırır; böylece başına gelenin kendisini şaşmayacağını, kendisini aşan şeyin de başına gelmeyeceğini bilir” (¬١).
86368. Metin
حدَّثني نصرُ بنُ عبدِ الرحمنِ الوَشَّاءُ الأَوْدِيُّ، قال: ثنا أحمدُ بنُ بشيرٍ، عن الأعمشِ، عن أبي ظَبْيانَ، قال: كنا عندَ علقمةَ، فقُرِئَ عنده هذه الآيةُ: {وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ}. فسُئل عن ذلك، فقال: هو الرجلُ تُصِيبُه المصيبةُ، فيعلمُ أنَّها مِن عندِ اللَّهِ، فيُسلِّمُ لذلك (¬٢) ويَرْضَى.
Bana Nasr b. Abdirrahmân el-Veşşâ el-Evdî rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. Beşîr, el-A'meş'ten, o da Ebû Zabyân'dan rivayet etti, dedi ki: Alkame'nin yanındaydık; onun yanında şu âyet okundu: {وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ} “Kim Allah'a iman ederse, O onun kalbini doğruya yöneltir.” Kendisine bunun anlamı sorulunca şöyle dedi: “O, başına bir musibet gelip de bunun Allah katından olduğunu bilen, bu sebeple buna teslim olup (¬٢) rıza gösteren kimsedir.”
86369. Metin
حدَّثني عيسى بنُ عثمانَ الرمليُّ، قال: ثنا يحيى بنُ عيسى، عن الأعمشِ، عن أبي ظَبْيانَ، قال: كنتُ عند علقمةَ وهو يَعرِضُ المصاحفَ، فمرَّ بهذه الآيةِ: {مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ}. قال: هو الرجلُ. ثم ذكَر نحوَه.
Bana Îsâ b. Osmân er-Remlî rivayet edip dedi ki: Bize Yahyâ b. Îsâ, el-A'meş'ten, o da Ebû Zabyân'dan nakletti, dedi ki: Alkame mushafları incelerken onun yanındaydım; şu âyete geldi: {مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ} “Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a iman ederse, O onun kalbini doğruya yöneltir.” Alkame: “O [şu] kimsedir...” dedi, sonra benzerini zikretti.
86370. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا أبو عامرٍ، قال: ثنا سفيانُ، عن الأعمشِ، عن أبي ظَبْيانَ، عن علقمةَ في قولِه: {مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ}. قال: هو الرجلُ تُصِيبُه المصيبةُ، فيعلمُ أنَّها مِن اللَّهِ فيسلِّمُ لها ويَرْضَى ٣.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âmir rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, el-A'meş'ten, o Ebû Zabyân'dan, o da Alkame'den O'nun: {مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ} “Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a iman ederse, O onun kalbini doğruya yöneltir.” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: “O, başına bir musibet gelip de bunun Allah'tan olduğunu bilen, böylece ona teslim olup rıza gösteren kimsedir.” 3
86371. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: ثنى ابنُ مهديٍّ، عن الثوريِّ، عن الأعمشِ، عن أبي ظَبْيانَ، عن علقمةَ مثلَه، غيرَ أنه قال في حديثِه: فيعلمُ أنَّها مِن قضاءِ اللَّهِ، فيَرْضَى بها ويُسلِّمُ.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana İbn Mehdî, es-Sevrî'den, o el-A'meş'ten, o Ebû Zabyân'dan, o da Alkame'den benzerini rivayet etti; ancak o hadisinde: “...bunun Allah'ın kazasından olduğunu bilir, ona rıza gösterip teslim olur” dedi.
86372. Metin
وقولُه: {وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ}. يقولُ: واللَّهُ بكلِّ شيءٍ ذو علمٍ، بما كان ويكونُ، وما هو كائنٌ مِن قبلِ أن يكونَ.
O'nun: {وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ} “Allah her şeyi hakkıyla bilendir” buyruğu ise; Allah olmuşu, olanı ve henüz olmadan önce olacak olan şeyi her şeyiyle bilendir, demektir.
86373. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (١٢) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ (١٣)}.
Yüce Allah'ın şu âyetlerinin teviline dair açıklama: {وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (١٢) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ (١٣)} “Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki elçimize düşen apaçık bir tebliğdir. (12) Allah ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur; müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler. (13)”
86374. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: {وَأَطِيعُوا اللَّهَ} أيُّها الناسُ في أمرِه ونهيِه، {وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ} ﷺ، {فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ}: فإن أدْبَرْتم عن طاعةِ اللَّهِ وطاعةِ رسولِه، مُسْتَكْبرين عنها، فلم تُطِيعوا اللَّهَ ولا رسولَه، فليس على رَسُولِنا محمدٍ إِلَّا البَلَاغُ المُبِينُ أنه بلاغٌ إليكم لما أرسَلْتُه به. يقولُ جلَّ ثناؤُه: فقد أعذَر إليكم بالإبلاغِ، واللَّهُ وليُّ الانتقامِ ممن عصاه، وخالَف أمرَه وتولَّى عنه.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey insanlar! Emir ve yasaklarında {وَأَطِيعُوا اللَّهَ} “Allah'a itaat edin”, {وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ} “ve Resûl'e de itaat edin” (sallallâhu aleyhi ve sellem). {فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ} “Yüz çevirirseniz”; yani kibirlenerek Allah'a ve Resûlü'ne itaatten geri durur, Allah'a da Resûlü'ne de itaat etmezseniz, bizim elçimiz Muhammed'e düşen vazife, onun size gönderdiğim şeyleri apaçık ulaştırmasından ibarettir. Şânı yüce olan Allah buyuruyor ki: O, tebliğ etmekle sizden mazereti kaldırmıştır; O'na isyan eden, emrine karşı gelen ve O'ndan yüz çeviren kimseden intikam alacak olan ise bizzat Allah'tır.
86375. Metin
{اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ}. يقولُ جلَّ ثناؤُه: معبودُكم أيُّها الناسُ معبودٌ واحدٌ، لا تصلُحُ العبادةُ لغيرِه، ولا معبودَ لكم سِواه، {وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ}. يقولُ تعالى ذكرُه: وعلى اللَّهِ أيُّها الناسُ فليتوكَّلِ المُصدِّقون بوحدانيتِه.
{اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ} “Allah ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur.” Şânı yüce olan buyuruyor ki: Ey insanlar! Sizin mabudunuz tek bir mabuddur; O'ndan başkasına ibadet etmek uygun değildir ve sizin O'ndan başka bir mabudunuz da yoktur. {وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.” Zikri yüce olan buyuruyor ki: Ey insanlar! O'nun birliğini tasdik edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.
86376. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (١٤)}.
Yüce Allah'ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (١٤)} “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
86377. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: يا أيُّها الذين صدَّقوا اللَّهَ ورسولَه، {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ} يصُدُّونكم عن سبيلِ اللَّهِ، ويُثَبِّطونكم عن طاعةِ اللَّهِ، {فَاحْذَرُوهُمْ} أَنْ تَقْبلوا منهم ما يأمرُونكم به من تركِ طاعةِ اللَّهِ.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edenler! {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ} “Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır”; sizi Allah yolundan alıkoyarlar ve Allah'a itaatten sizi geri bırakırlar. {فَاحْذَرُوهُمْ} “Onlardan sakının”; Allah'a itaati terk etme hususunda size emrettikleri şeyleri onlardan kabul etmekten sakının.
86378. Metin
وذُكِر أنَّ هذه الآيةَ نزَلت في قومٍ كانوا أرادوا الإسلامَ والهجرةَ، فَثَبَّطهم عن ذلك أزواجُهم وأولادُهم.
Bu âyetin, İslam'a girmek ve hicret etmek isteyen fakat eşleri ve çocukları kendilerini bundan alıkoyan bir topluluk hakkında indiği zikredilmiştir.
86379. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86380. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا يحيى بنُ آدم وعبيدُ اللَّهِ بنُ موسى، عن إسرائيلَ، عن سماكٍ، عن عكرمةَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: سأله رجلٌ عن هذه الآيةِ: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ}. قال: هؤلاء رجالٌ أسلَموا، فأرادوا أن يأْتوا رسولَ اللَّهِ ﷺ، فأبَى أزواجُهم وأولادُهم أن يَدَعُوهم يأتوا رسولَ اللَّهِ ﷺ، فلمَّا أَتَوا رسولَ اللَّهِ ﷺ، فرأَوُا الناس قد فَقِهوا في الدينِ، همُّوا أن يُعاقِبوهم، فأنزَل اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ} الآية (¬١).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Yahyâ b. Âdem ve Ubeydullâh b. Mûsâ, İsrâîl'den, o Simâk'tan, o İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan nakletti; dedi ki: Bir adam ona: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” âyetini sordu. İbn Abbâs şöyle dedi: “Bunlar Müslüman olan adamlardır; Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelmek istediler, fakat eşleri ve çocukları onların Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelmelerine izin vermeyip direndiler. Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) geldiklerinde insanların dinde fıkıh sahibi olduklarını (derinleştiklerini) görünce [ailelerini] cezalandırmaya niyetlendiler; bunun üzerine şânı yüce olan Allah: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ} “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan...” âyetini indirdi (¬١).
86381. Metin
حدَّثنا هنادُ بنُ السريِّ، قال: ثنا أبو الأحوصِ، عن سماكٍ، عن عكرمةَ في قولِه: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ}. قال: كان الرجلُ يريدُ أن يأتيَ النبيَّ ﷺ، فيقولُ له أهلُه: أين تذهبُ وتَدَعُنا؟ قال: وإذا أسْلَم وفَقِه، قال: لأَرْجِعنَّ إلى الذين كانوا يَنْهون عن
Bize Hennâd b. es-Serî rivayet edip dedi ki: Bize Ebu’l-Ahvas, Simâk’tan, o da İkrime’den [Allah Teâlâ’nın]: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Ey iman edenler! Şüphesiz eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” kavli hakkında şöyle dediğini nakletti: “Kişi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelmek isterdi de ailesi ona: ‘Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?’ derdi.” [İkrime devamla] dedi ki: “O kişi Müslüman olup [dini] iyice kavrayınca: ‘Beni bu işten alıkoymaya çalışanlara mutlaka geri döneceğim1
86382. Metin
هذا الأمرِ، فلأفعلنَّ ولأفعلنَّ. فأنزلَ اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} (¬١).
ve onlara şunu şunu yapacağım!' derdi. Bunun üzerine şânı yüce olan Allah: {وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” âyetini indirdi (¬١).
86383. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ قولَه: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ}: كان الرجلُ إذا أراد أن يُهاجِرَ مِن مكةَ إلى المدينةِ تمنعُه زوجتُه وولدُه، ولم يألُوا يُثَبِّطوه عن ذلك؛ فقال اللَّهُ: إنَّهم عدوٌّ لكم فاحذَروهم، واسْمعوا وأطِيعوا، وامضُوا لشأنِكم. فكان الرجلُ بعد ذلك إذا مُنِع وثُبِّط مرَّ بأهلِه وأقسَم - والقسَمُ يمينٌ - ليفعلنَّ وليعاقِبنَّ أهلَه في ذلك؛ فقال اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} (¬٢).
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam nakletti, dedi ki: Bana amcam nakletti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan O'nun: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Kişi Mekke'den Medine'ye hicret etmek istediğinde eşi ve çocuğu ona engel olur, onu bundan alıkoymak için ellerinden geleni yaparlardı. Bunun üzerine Allah: 'Onlar sizin için birer düşmandır, onlardan sakının; dinleyin, itaat edin ve kendi yolunuza devam edin' buyurdu. Bundan sonra o kimse engellenip geri bırakıldığında ailesine uğrar ve ailesine bunu mutlaka ödeteceğine ve onları cezalandıracağına yemin ederdi -kasem, yemindir-. Bunun üzerine şânı yüce olan Allah: {وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” buyruğunu indirdi (¬٢).
86384. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا سلمةُ، قال: ثنى محمدُ بنُ إسحاقَ، عن بعضِ أصحابِه، عن عطاءِ بنِ يسارٍ، قال: نزَلت سورةُ "التغابنِ" كلُّها بمكةَ، إلا هؤلاء الآياتِ: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ}. نزَلت في عوفِ بنِ مالكٍ الأشْجَعيِّ، كان ذا أهلٍ وولدٍ، فكان إذا أراد الغزوَ بَكَوْا إليه ورقَّقُوه، فقالوا: إلى مَن تَدَعُنا؟ فيَرِقُّ ويقيمُ، فنزَلت: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} الآيةُ كلُّها بالمدينةِ في عوفِ بنِ مالكٍ، وبقيةُ الآياتِ إلى آخرِ السورةِ بالمدينةِ (¬٣).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Seleme rivayet etti, dedi ki: Bana Muhammed b. İshâk, bazı arkadaşlarından, o da Atâ b. Yesâr'dan nakletti, dedi ki: Tegâbün Sûresi, şu: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” âyetleri hariç bütünüyle Mekke'de indi. Bu âyet Avf b. Mâlik el-Eşcaî hakkında indi. Onun ailesi ve çocuğu vardı; savaşa çıkmak istediğinde ona doğru ağlaşır ve kalbini yumuşatarak: 'Bizi kime bırakıyorsun?' derlerdi; o da yufka yürekli davranıp kalırdı. Bunun üzerine: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} âyetinin tamamı Avf b. Mâlik hakkında Medine'de indi; sûrenin sonuna kadar olan diğer âyetler de Medine'dedir (¬٣).
86385. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; [ayrıca] bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den [şöyle nakletti]:
86386. Metin
في قولِه: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ}. قال: إنهما يَحمِلانِه على قطيعةِ رحِمه، وعلى معصيةِ ربِّه، فلا يستطِيعُ مع حبِّه إلا أن يَقْطَعَه (¬١).
O'nun: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: “Onlar kişiyi akrabalık bağını koparmaya ve Rabbine isyan etmeye sevk ederler; kişi de onlara olan sevgisinden dolayı [akrabalık bağını] koparmaktan başka bir şey yapamaz” (¬١).
86387. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ (¬٢)، عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ مثلَه، إلا أنه قال: فلا يستطِيعُ مع حبِّه إلا أن يُطِيعَهُ (¬١).
Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti (¬٢); İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini nakletti; ancak o: “...kişi de onlara olan sevgisinden dolayı [akrabalık bağını koparma hususunda] onlara itaat etmekten başka bir şey yapamaz” (¬١) dedi.
86388. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} الآية. قال: منهم مَن لا يأمرُ بطاعةِ اللَّهِ، ولا يَنْهَى عن معصيتِه، وكانوا يُبَطِّئون (¬٣) عن الهجرةِ إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ، وعن الجهادِ.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” âyeti hakkında şöyle dediğini rivayet etti: “Onlardan öyleleri vardır ki ne Allah'a itaati emreder ne de O'na isyandan nehyeder. Bunlar Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) hicretten ve cihaddan alıkoyup geri bırakırlardı (¬٣).”
86389. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ}. قال: يَنْهَون عن الإسلامِ، ويُبَطِّئون (¬٣) عنه، وهم مِن الكفارِ، فاحْذَروهم (¬٤).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den O'nun: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: “İslam'dan nehyederler ve ondan geri bırakırlar (¬٣); onlar kâfirlerdendir, öyleyse onlardan sakının (¬٤).”
86390. Metin
حدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ} الآية. قال: هذا في ناسٍ مِن قبائلِ العربِ كان يُسلِمُ الرجلُ أو النفرُ مِن الحيِّ، فيَخْرجون مِن عشائرِهم، ويَدَعون أزواجَهم وأولادَهم وآباءَهم، عامدِين إلى النبيِّ ﷺ، فتقومُ عشائرُهم وأزواجُهم وأولادُهم وآباؤُهم، فيناشِدونهم اللَّهَ ألّا
Bana el-Hüseyn'den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet etti, dedi ki: Dahhâk'ın, {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ} “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır” âyeti hakkında şöyle dediğini işittim: “Bu [âyet], Arap kabilelerinden birtakım kimseler hakkında [inmiştir]. Kabileden bir adam yahut bir grup Müslüman olur, aşiretlerinden ayrılır; eşlerini, çocuklarını ve babalarını geride bırakıp doğruca Peygamber'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) yönelirlerdi. Bunun üzerine aşiretleri, eşleri, çocukları ve babaları karşılarına dikilip Allah adına onlara...
86391. Metin
يفارِقوهم، ولا يُؤْثِروا عليهم غيرَهم، فمنهم من يَرِقُّ ويَرْجِعُ إليهم، ومنهم من يَمْضِي حتى يلحَقَ بنبيِّ اللَّهِ ﷺ.
kendilerinden ayrılmamaları ve başkalarını kendilerine tercih etmemeleri için onlara yalvarırlardı. Onlardan kimi yufka yürekli davranıp onlara geri döner, kimi de devam edip Allah'ın Peygamberi'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) katılırdı.”
86392. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا عثمانُ بنُ ناجيةَ وزيدُ بنُ حُبابٍ، قالا: ثنا يحيى بنُ واضحٍ، جميعًا عن الحسينِ بنِ واقدٍ، قال: ثنى عبدُ اللَّهِ بنُ بريدةَ، عن أبيه، قال: رأيتُ رسولَ اللَّهِ ﷺ يخطُبُ، فجاء الحسنُ والحسينُ ﵄، عليهما قَميصانِ أحمرانِ، يَعْثُران ويقومان، فنزَل رسولُ اللَّهِ ﷺ، فأَخَذهما فرفَعهما، فوضَعهما في حِجْرِه، ثم قال: "صدَق اللَّهُ ورسولُه، إنما أموالُكم وأولادُكم فتنةٌ، رأيتُ هذين فلم أصْبِرْ". ثم أخَذ في خطبتِه. اللفظُ لأبي كريبٍ، عن زيدٍ (¬١).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Osmân b. Nâciye ve Zeyd b. Hubâb rivayet ettiler, dediler ki: Bize Yahyâ b. Vâdıh rivayet etti; hepsi birden el-Hüseyn b. Vâkıd'dan nakletti, dedi ki: Bana Abdullâh b. Büreyde babasından nakletti, dedi ki: Resûlullah'ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) hutbe verirken gördüm. O sırada üzerlerinde iki kırmızı gömlek olan Hasan ve Hüseyin (radıyallâhu anhümâ) tökezleyip kalkarak geldiler. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) [minberden] indi, ikisini kucağına alıp kaldırdı ve kucağına oturttu; sonra şöyle buyurdu: “Allah ve Resûlü doğru söylemiştir: Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Bu ikisini görünce sabredemedim.” Sonra hutbesine devam etti. Lafız Ebû Küreyb'in Zeyd'den rivayetine aittir (¬١).
86393. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ}، قال: يقولُ: عدوًّا لكم في دينِكم، فاحْذَروهم على دينِكم (¬٢).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, O'nun: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ} “Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “[Allah] dininiz hususunda size birer düşmandırlar, öyleyse dininiz hususunda onlardan sakının, buyurmaktadır” (¬٢).
86394. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرَ ٣ بنِ عليٍّ المُقدَّميُّ، قال: ثنا أشعثُ بنُ عبدِ اللَّهِ، قال: ثنا شعبةُ، عن إسماعيلَ بنِ أبي خالدٍ في قولِه: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ}. قال: كان الرجلُ يُسْلِمُ، فيلومُه أهلُه وبنُوه، فنزَلت: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ} (¬١).
Bana Muhammed b. Ömer3 b. Alî el-Mukaddemî rivayet edip dedi ki: Bize Eş‘as b. Abdillâh rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, İsmâîl b. Ebî Hâlid'den O'nun: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” buyruğu hakkında rivayet etti, dedi ki: “Kişi Müslüman olurdu da ailesi ve oğulları onu kınardı. Bunun üzerine: {إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ} ‘Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır’ [ayeti] indi” (¬١).
86396. Metin
وقولُه: {وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا}. يقولُ: وإن تعفوا أيُّها المؤمنون عمّا سلَف منهم مِن صدِّهم إيَّاكم عن الإسلامِ والهجرةِ، وتَصْفحوا لهم عن عقوبتِكم إيَّاهم على ذلك، وتَغْفِروا لهم غيرَ ذلك مِن الذنوبِ، {فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ} لكم ولمن (¬٢) تاب مِن عبادِه مِن ذنوبِكم، {رَحِيمٌ} بكم أن يعاقِبَكم عليها من بعدِ توبتِكم منها.
O'nun: {وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا} “Yine de affeder, hoş görürseniz” buyruğu ise; ey müminler, onların sizi İslam'dan ve hicretten alıkoymalarından ötürü geçmişte yaptıklarını affeder, bundan dolayı onları cezalandırmaktan vazgeçer ve onların bunun dışındaki günahlarını da bağışlarsanız, {فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ} “şüphesiz Allah çok bağışlayandır”; sizin günahlarınızı ve kullarından tövbe eden kimselerin (¬٢) günahlarını çokça bağışlayandır; {رَحِيمٌ} “çok merhamet edendir”; bu günahlardan tövbe etmenizin ardından sizi cezalandırmama hususunda size son derece merhametlidir, demektir.
86397. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ (١٥) فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنْفِقُوا خَيْرًا لِأَنْفُسِكُمْ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (١٦)}.
Yüce Allah'ın şu âyetlerinin teviline dair açıklama: {إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ (١٥) فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنْفِقُوا خَيْرًا لِأَنْفُسِكُمْ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (١٦)} “Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah katındadır. (15) O halde gücünüz yettiğince Allah'tan sakının, dinleyin, itaat edin ve kendi nefsinizin hayrına infakta bulunun. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (16)”
86398. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: ما أموالُكم أيُّها الناسُ وأولادُكم إلا فتنةٌ، يعني: بلاءٌ عليكم في الدنيا.
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey insanlar! Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir; yani dünyada sizin üzerinizde bir imtihandır.
86399. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu hususta bizim söylediğimize benzer açıklamayı tevil ehli de yapmıştır.
86400. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86401. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ}. يقولُ: بلاءٌ (¬٣).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun: {إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ} “Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: “Yani bir imtihandır (¬٣).”
86402. Metin
وقولُه: {وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ}. يقولُ: واللَّهُ عندَه ثوابٌ لكم
O'nun: {وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ} “Büyük mükâfat ise Allah katındadır” buyruğu hakkında [şöyle] buyurmaktadır: Allah katında sizin için bir mükâfat...
86403. Metin
عظيمٌ، إذا أنتم خالفتم أولادَكم وأزواجَكم في طاعةِ اللَّهِ ربِّكم، فأطَعْتُم اللَّهَ ﷿، وأدَّيْتُم حقَّ اللَّهِ في أموالِكم. والأجرُ العظيمُ الذي عندَ اللَّهِ: الجنةُ.
Allah'a (azze ve celle) itaat edip mallarınızdaki Allah'ın hakkını eda ettiğinizde, Allah katında sizin için büyük bir mükâfat vardır, demektir. Allah katındaki o büyük mükâfat ise cennettir.
86404. Metin
كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ}: وهي الجنةُ (¬١).
Nitekim bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den nakletti: “{وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ} 'Büyük mükâfat ise Allah katındadır': O [mükâfat], cennettir (¬١).”
86405. Metin
وقولُه: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ}. يقولُ تعالى ذكرُه: واحْذَروا اللَّهَ أيُّها المؤمنون وخافوا عقابَه وتجنَّبوا عذابَه؛ بأداءِ فرائضِه واجتنابِ معاصِيه والعملِ بما يُقرِّبُ إليه ما أطَقْتم وبلَغه وُسْعُكم.
O'nun: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} “O halde gücünüz yettiğince Allah'tan sakının” buyruğu ise şöyle demektir: Zikri yüce olan buyuruyor ki: Ey müminler! Farzlarını eda ederek, günahlarından kaçınarak ve gücünüz yettiğince, takatinizin ulaştığı ölçüde O'na yaklaştıracak amelleri işleyerek Allah'tan sakının, O'nun azabından korkun ve cezasından uzak durun.
86406. Metin
وذُكِر أنَّ قولَه: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} نزل بعدَ قولِه: {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ} [آل عمران: ١٠٢]؛ تخفيفًا عن المسلمين، وأنَّ قولَه: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} ناسخٌ قولَه: {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ}.
{فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} “O halde gücünüz yettiğince Allah'tan sakının” buyruğunun; Müslümanlara kolaylık sağlamak amacıyla {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ} “Allah'tan O'na yaraşır şekilde sakının” [Âl-i İmrân: 102] âyetinden sonra indiği ve {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} âyetinin {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ} âyetini nesh edici (hükmünü kaldırıcı) olduğu zikredilmiştir.
86407. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86408. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا}: هذه رخصةٌ مِن اللَّهِ، واللَّهُ رحيمٌ بعبادِه، وكان اللَّهُ جلَّ ثناؤُه أنزَل قبلَ ذلك: {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ}. وحقُّ تقاتِه أن يُطاعَ فلا يُعْصَى، ثم خفَّف اللَّهُ تعالى ذكرُه عن عبادِه، فأنزَل الرخصةَ بعدَ ذلك فقال: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا} فيما اسْتَطَعْتَ يا بنَ آدمَ، عليها بايَع رسولُ اللَّهِ ﷺ على السمعِ والطاعةِ فيما اسْتَطَعْتم ١.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا} “O halde gücünüz yettiğince Allah'tan sakının, dinleyin ve itaat edin” buyruğu hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: “Bu, Allah'tan bir ruhsattır; Allah kullarına karşı çok merhametlidir. Şânı yüce olan Allah bundan önce {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ} “Allah'tan O'na yaraşır şekilde sakının” [âyetini] indirmişti. O'na yaraşır şekilde sakınmak; O'na itaat edilip isyan edilmemesidir. Sonra zikri yüce olan Allah kullarından [yükü] hafifletti ve bundan sonra ruhsatı indirip şöyle buyurdu: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا} “O halde gücünüz yettiğince Allah'tan sakının, dinleyin ve itaat edin”. Ey Âdemoğlu, gücünün yettiği ölçüde [itaat et]! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de gücünüzün yettiği ölçüde dinleyip itaat etmek üzere bunun üzerine biat almıştır.1”
86409. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ}. قال: نسَخَتْها: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} (¬١).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den O'nun: {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ} “Allah'tan O'na yaraşır şekilde sakının” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: “{فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} 'O halde gücünüz yettiğince Allah'tan sakının' âyeti onu neshetmiştir (¬١).”
86410. Metin
وقد تقدَّم بيانُنا عن معنى الناسخِ والمنسوخِ بما أغنَى عن إعادتِه في هذا الموضعِ (¬٢)، وليس في قولِه: {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ}. دَلالةٌ واضحةٌ على أنه لقولِه: {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ}. ناسخٌ، إذ كان محتمِلًا قولُه: {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ}: اتقوا اللَّهَ حقَّ تقاتِه فيما اسْتَطَعْتم، [ولم يكنْ بأنه له ناسخٌ] (¬٣) عن رسولِ اللَّهِ ﷺ، فإذا كان ذلك كذلك، فالواجبُ استعمالُهما جميعًا على ما يحتمِلان من وجوهِ الصحةِ.
Nâsih (hükmü kaldıran) ve mensûh (hükmü kaldırılan) terimlerinin anlamına dair açıklamamız bu yerde tekrar edilmesine ihtiyaç bırakmayacak şekilde daha önce geçmişti (¬٢). {فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ} “O halde gücünüz yettiğince Allah'tan sakının” buyruğunda, {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ} “Allah'tan O'na yaraşır şekilde sakının” buyruğunu nesh ettiğine dair açık bir delil yoktur; zira {اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ} sözünün 'gücünüz yettiği ölçüde Allah'tan O'na yaraşır şekilde sakının' anlamına gelme ihtimali vardır ve Resûlullah'tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun nâsih olduğuna dair bir açıklama gelmemiştir (¬٣). Durum böyle olunca, her iki âyeti de taşıdıkları sıhhat vecihleri doğrultusunda birlikte geçerli kabul etmek vaciptir.
86411. Metin
وقولُه: {وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا}. يقولُ: واسمعوا لرسولِ اللَّهِ ﷺ، وأطِيعوه فيما أمَركم به ونهاكم عنه، {وَأَنْفِقُوا خَيْرًا لِأَنْفُسِكُمْ}. يقولُ: وأنفِقوا مالًا مِن أموالِكم لأنفسِكم، تَستَنْقِذوها من عذابِ اللَّهِ. والخيرُ في هذا الموضعِ المالُ.
O'nun: {وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا} “Dinleyin ve itaat edin” buyruğu; Resûlullah'ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) dinleyin, size emrettiği ve yasakladığı şeylerde ona itaat edin, demektir. {وَأَنْفِقُوا خَيْرًا لِأَنْفُسِكُمْ} “ve kendi nefsinizin hayrına infakta bulunun” buyruğu ise; nefislerinizi Allah'ın azabından kurtarmanız için mallarınızdan nefisleriniz adına harcayın, demektir. Bu yerdeki hayır (el-Hayr), mal anlamındadır.
86412. Metin
وقولُه: {وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ}. يقولُ تعالى ذكرُه: ومن يَقِه اللَّهُ شُحَّ نفسِه، وذلك اتباعُ هواها فيما نهى اللَّهُ عنه.
O'nun: {وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ} “Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” buyruğu ise şöyledir: Zikri yüce olan buyuruyor ki: Allah kimi nefsinin cimriliğinden -ki o da Allah'ın yasakladığı şeylerde nefsinin hevasına uymasıdır- korursa;
86413. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86414. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى أبو معاويةَ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ}. يقولُ: هوى نفسِه حيثُ يتَّبِعُ هواه ولم يَقْبِل الإيمانَ.
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan1 O'nun: {وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ} “Kim nefsinin cimriliğinden korunursa...”2 buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: “Nefsinin hevasına uyup imanı kabul etmediği durumdaki nefsinin hevasıdır.3”
86415. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن جامعِ بنِ شدَّادٍ، عن الأسودِ بنِ هلالٍ، عن ابنِ مسعودٍ: {وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ}. قال: أَن يَعْمِدَ إلى مالِ غيرِه فيأكلَه (¬١).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Câmi' b. Şeddâd'dan, o el-Esved b. Hilâl'den, o da İbn Mes'ûd'dan: {وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ} “Kim nefsinin cimriliğinden korunursa...” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: “Kişinin başkasının malına göz dikip onu yemesidir (¬١).”
86416. Metin
وقولُه: {فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ}. يقولُ: فهؤلاء الذين وُقُوا شُحَّ أنفسِهم، المُنجِحُون الذين أدْرَكوا طَلِباتِهم عندَ ربِّهم.
O'nun: {فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ} “İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” buyruğu ise; nefislerinin cimriliğinden korunan işte bu kimseler, Rableri katındaki taleplerine erişen kurtulmuşların ta kendileridir, demektir.
86417. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {إِنْ تُقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ (١٧) عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (١٨)}.
Yüce Allah'ın şu âyetlerinin teviline dair açıklama: {إِنْ تُقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ (١٧) عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (١٨)} “Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz, O bunu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, ceza vermede acele etmeyendir. (17) Gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (18)”
86418. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: وإن تُنْفِقوا في سبيلِ اللَّهِ، فتُحسِنوا فيها النفقةَ، وتحْتَسِبوا بإنفاقِكم الأجرَ والثوابَ يُضاعِفْ ذلك لكم ربُّكم، فيجعلْ لكم مكانَ الواحدِ سبعَمائةِ ضعفٍ إلى أكثرَ من ذلك مما يشاءُ مِن التضْعيفِ، ويَغفِرْ لكم ذنوبَكم، فيَصفَحْ لكم عن عقوبِتكم عليها مع تضْعيفِه نفقتَكم التي تُنفقون في سبيلِه، {وَاللَّهُ شَكُورٌ}. يقولُ: واللَّهُ ذو شكرٍ لأهلِ الإنفاقِ في سبيلِه؛ بحسنِ الجزاءِ لهم على ما أنفَقوا في الدنيا في سبيلِه، {حَلِيمٌ}. يقولُ: حليمٌ عن أهلِ معاصيه؛ بترْكِ معاجلتِهم بعقوبتِه،
Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Eğer Allah yolunda infak eder, bu harcamayı güzelce yapar ve infakınızla mükâfat ve sevap umarsanız, Rabbiniz bunu sizin için kat kat artırır; bir yerine yedi yüz kat ve dilediği daha kat kat fazlasını verir. Allah yolunda yaptığınız harcamayı kat kat artırmasıyla birlikte günahlarınızı da bağışlar ve bunlardan dolayı sizi cezalandırmaktan vazgeçer. {وَاللَّهُ شَكُورٌ} “Allah şükrün karşılığını verendir”; yani Allah, dünyada kendi yolunda harcadıklarına karşılık onlara güzel mükâfat vererek kendi yolunda infak edenlere şükranlarını sunandır. {حَلِيمٌ} “Ceza vermede acele etmeyendir”; yani günahkârları cezalandırmakta acele etmeyip mühlet tanıyandır,
86419. Metin
{عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ}. يقولُ: عالمُ ما لا تراه أعينُ عبادِه، ويغيبُ عن أبصارِهم، وما يشاهدونه فيَرَوْنه بأبصارِهم، {الْعَزِيزُ}. يعني: الشديدُ (¬٢) انتقامُه ممن عصاه وخالَف أمرَه ونهيَه، {الْحَكِيمُ} في تدبيرِه خلْقَه، وصرفِه إيَّاهم فيما يُصلِحُهم.
{عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ} “Gaybı da görünen âlemi de bilendir”; [yani] kullarının gözlerinin görmediği, bakışlarından gizli kalan şeyleri de bizzat müşahede edip gözleriyle gördükleri şeyleri de bilendir. {الْعَزِيزُ} “Mutlak güç sahibidir”; yani kendisine isyan eden ve emrine, yasağına karşı gelenlerden intikamı şiddetli (¬٢) olandır. {الْحَكِيمُ} “Hüküm ve hikmet sahibidir”; yaratıklarını sevk ve idare etmesinde ve onları kendilerine faydalı olacak şeylere yönlendirmesinde [hikmet sahibidir].
86420. Metin
آخرُ تفسيرِ سورةِ "التغابنِ"
Teğâbün sûresi tefsirinin sonu.