52089. Metin
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم (٤٥)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. (45)
52090. Metin
سُورَة الجاثية
Câsiye Suresi
52091. Metin
مَكِّيَّة وآياتها سبع وَثَلَاثُونَ
Mekkî olup otuz yedi ayettir.
52092. Metin
مُقَدّمَة سُورَة الجاثية أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: أنزلت بِمَكَّة سُورَة {حم} الجاثية
Câsiye Suresi'nin Mukaddimesi İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: {حم} “Hâ-Mîm” [diye başlayan] Câsiye Suresi Mekke'de indirilmiştir.
52093. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن الزبير ﵄ قَالَ: أنزلت سُورَة الشَّرِيعَة بِمَكَّة
İbn Merdûye'nin İbnü'z-Zübeyr radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Şerîat Suresi Mekke'de indirilmiştir.
52094. Metin
الْآيَات ١ - ١١
1 - 11. Ayetler
52095. Metin
أخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج ﵁ فِي قَوْله: {وَمَا أنزل الله من السَّمَاء من رزق} قَالَ: الْمَطَر
İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {وَمَا أنزل الله من السَّمَاء من رزق} “Allah'ın gökten indirdiği rızıkta...” ayeti hakkında: "Yağmurdur" demiştir.
52096. Metin
وَفِي قَوْله {وتصريف الرِّيَاح} إِذا شَاءَ جعلهَا رَحْمَة وَإِذا شَاءَ جعلهَا عذَابا
{وتصريف الرِّيَاح} “ve rüzgârları yönlendirmesinde...” ayeti hakkında da: "Dilerse onu rahmet kılar, dilerse azap kılar" demiştir.
52097. Metin
وَفِي قَوْله {لكل أفاك أثيم} قَالَ: كَذَّاب
{لكل أفاك أثيم} “her yalancı ve günahkâr kimseye...” ayeti hakkında ise: "Çok yalancı [demektir]" demiştir.
52098. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {لكل أفاك أثيم} قَالَ: الْمُغيرَة بن مَخْزُوم
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {لكل أفاك أثيم} “her yalancı ve günahkâr kimseye...” ayeti hakkında: "[O kişi] Mugîre b. Mahzûm'dur" demiştir.
52099. Metin
الْآيَات ١٢ - ١٣
12 - 13. Ayetler
52100. Metin
أخرج ابْن الْمُنْذر من طَرِيق عِكْرِمَة ﵁ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ أَنه لم يكن يُفَسر أَربع آيَات قَوْله {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} والرقيم والغسلين
İbnü'l-Münzir'in İkrime radıyallâhu anh tarikiyle İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, o dört ayeti/kelimeyi tefsir etmezdi: {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} “Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden [bir lütuf olarak] sizin hizmetinize verdi” ayeti ile er-Rakîm ve el-Gıslîn kelimeleri.
52101. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن عِكْرِمَة قَالَ: لم يُفَسر ابْن عَبَّاس ﵄ هَذِه الْآيَة إِلَّا لندبة القارىء {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ}
İbn Ebî Hâtim'in İkrime'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} “Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden [bir lütuf olarak] sizin hizmetinize verdi” ayetini, ancak okuyanın şevkini artırmak dışında tefsir etmemiştir.
52102. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَعبد بن حميد وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة من طَرِيق عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} نور الشَّمْس وَالْقَمَر
Abdurrezzâk, Firyâbî, Abd b. Humeyd ve el-Azame adlı eserinde Ebü'ş-Şeyh'in İkrime tarikiyle İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} “Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden [bir lütuf olarak] sizin hizmetinize verdi” ayeti hakkında: "Güneşin ve ayın ışığıdır" demiştir.
52103. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} قَالَ: كل شَيْء هُوَ من الله
İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} “Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden [bir lütuf olarak] sizin hizmetinize verdi” ayeti hakkında: "Her şey Allah'tandır" demiştir.
52104. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر والحاكمي وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن طَاوس ﵁ قَالَ: جَاءَ رجل إِلَى عبد الله بن عَمْرو بن الْعَاصِ ﵄ فَسَأَلَهُ مِم خلق الْخلق قَالَ: من المَاء والنور والظلمة
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir, sahih olduğunu belirterek Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât adlı eserinde Beyhakî'nin Tâvûs radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam Abdullah b. Amr b. el-Âs radıyallâhu anhümâ'ya gelip ona: "Mahlûkat neden yaratıldı?" diye sordu. O da: "Sudan, nurdan, karanlıktan,
52105. Metin
وَالرِّيح وَالتُّرَاب
rüzgârdan ve topraktan" dedi.
52106. Metin
قَالَ: فمم خلق هَؤُلَاءِ قَالَ: لَا أَدْرِي
[Adam]: "Peki bunlar neden yaratıldı?" dedi. [Abdullah b. Amr]: "Bilmiyorum" dedi.
52107. Metin
ثمَّ أَتَى الرجل عبد الله بن الزبير ﵁ فَسَأَلَهُ فَقَالَ لَهُ مثل قَول عبد الله بن عَمْرو ﵁ فَأتى ابْن عَبَّاس ﵄ فَسَأَلَهُ: مِم خلق الْخلق قَالَ: من المَاء والنور والظلمة وَالرِّيح وَالتُّرَاب
Sonra adam Abdullah b. ez-Zübeyr radıyallâhu anh'a gelip ona sordu. O da ona Abdullah b. Amr radıyallâhu anh'ın sözünün benzerini söyledi. Bunun üzerine İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'ya gelip ona: "Mahlûkat neden yaratıldı?" diye sordu. O da: "Sudan, nurdan, karanlıktan, rüzgârdan ve topraktan" dedi.
52108. Metin
قَالَ: فمم خلق هَؤُلَاءِ فَقَرَأَ ابْن عَبَّاس ﵄ {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} فَقَالَ الرجل: مَا كَانَ ليَأْتِي بِهَذَا إِلَّا رجلٌ من أهل بَيت النَّبِي ﷺ
[Adam]: "Peki bunlar neden yaratıldı?" dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ {وسخر لكم مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْض جَمِيعًا مِنْهُ} “Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden [bir lütuf olarak] sizin hizmetinize verdi” ayetini okudu. Bunun üzerine adam: "Bunu ancak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in Ehl-i Beyt'inden bir adam getirebilirdi!" dedi.
52109. Metin
الْآيَات ١٤ - ١٥
14 - 15. Ayetler
52110. Metin
أخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة ﵁ {قل للَّذين آمنُوا يغفروا} الْآيَة قَالَ: مَا زَالَ النَّبِي ﷺ يَأْمر بِالْعَفو ويحث عَلَيْهِ ويرغب فِيهِ حَتَّى أَمر أَن يعْفُو عَمَّن لَا يَرْجُو أَيَّام الله وَذكر أَنَّهَا مَنْسُوخَة نسختها الْآيَة الَّتِي فِي الْأَنْفَال {فإمَّا تثقفنهم فِي الْحَرْب} سُورَة الْأَنْفَال ٥٧ الْآيَة
Abd b. Humeyd'in Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {قل للَّذين آمنُوا يغفروا} “İman edenlere söyle, bağışlasınlar...” ayeti hakkında şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah'ın günlerini ummayan kimseleri affetmesi emredilinceye kadar sürekli affetmeyi emreder, ona teşvik eder ve özendirirdi. Ayrıca onun mensuh olduğunu, onu Enfâl Suresi'ndeki {فإمَّا تثقفنهم فِي الْحَرْب} “Onları savaşta yakalarsan...” (Enfâl Suresi, 57) ayetinin neshettiğini zikretti.
52111. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {قل للَّذين آمنُوا يغفروا} الْآيَة قَالَ: كَانَ نَبِي الله ﷺ يعرض عَن الْمُشْركين إِذا أذوه وَكَانَ يستهزئون بِهِ ويكذبونه فَأمره الله أَن يُقَاتل الْمُشْركين كَافَّة فَكَانَ هَذَا من الْمَنْسُوخ
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {قل للَّذين آمنُوا يغفروا} “İman edenlere söyle, bağışlasınlar...” ayeti hakkında şöyle demiştir: Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem müşrikler kendisine eziyet ettiklerinde onlardan yüz çevirirdi. Onlar da onunla alay eder ve onu yalanlarlardı. Bunun üzerine Allah ona bütün müşriklerle savaşmasını emretti. Dolayısıyla bu [ayet], mensuh olanlardandır.
52112. Metin
وَأخرج أَبُو دَاوُد فِي تَارِيخه وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {قل للَّذين آمنُوا يغفروا للَّذين لَا يرجون أَيَّام الله}
Ebû Dâvûd Târîh'inde, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir Mücâhid radıyallâhu anh'tan nakletmiştir: {قل للَّذين آمنُوا يغفروا للَّذين لَا يرجون أَيَّام الله} “İman edenlere söyle: Allah'ın günlerini ummayanları bağışlasınlar” ayeti hakkında,
52113. Metin
قَالَ: اللَّذين لَا يَدْرُونَ أنعم الله عَلَيْهِم أم لم ينعم قَالَ سُفْيَان ﵁: بَلغنِي أَنَّهَا نسختها آيَة الْقِتَال
Şöyle demiştir: "Allah'ın kendilerine nimet verip vermediğini bilmeyen kimselerdir." Süfyân radıyallâhu anh da: "Bana ulaştığına göre onu kıtal (savaş) ayeti neshetmiştir" demiştir.
52114. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْأَنْبَارِي فِي الْمَصَاحِف عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {قل للَّذين آمنُوا يغفروا للَّذين لَا يرجون أَيَّام الله} قَالَ: هِيَ مَنْسُوخَة بقول الله (فَإِذا انْسَلَخَ الْأَشْهر الْحرم فَاقْتُلُوا الْمُشْركين حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ)
İbn Cerîr ve el-Mesâhif adlı eserde İbnü'l-Enbârî'nin Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {قل للَّذين آمنُوا يغفروا للَّذين لَا يرجون أَيَّام الله} “İman edenlere söyle: Allah'ın günlerini ummayanları bağışlasınlar” ayeti hakkında: "Bu ayet, Allah'ın: (Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün) kavli ile mensuhtur" demiştir.
52115. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن أبي مُسلم الْخَولَانِيّ ﵁ أَنه قَالَ لجارية لَهُ: لَوْلَا أَن الله تَعَالَى يَقُول {قل للَّذين آمنُوا يغفروا للَّذين لَا يرجون أَيَّام الله}
İbn Asâkir'in Ebû Müslim el-Havlânî radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, o bir cariyesine şöyle demiştir: "Eğer Allah Teâlâ'nın {قل للَّذين آمنُوا يغفروا للَّذين لَا يرجون أَيَّام الله} “İman edenlere söyle: Allah'ın günlerini ummayanları bağışlasınlar” buyruğu olmasaydı,
52116. Metin
لأوجعتك
canını yakardım."
52117. Metin
فَقَالَت: وَالله إِنِّي لممن يَرْجُو أَيَّامه فَمَا لَك لَا توجعني فَقَالَ: إِن الله تَعَالَى يَأْمُرنِي أَن أَغفر للَّذين لَا يرجون أَيَّامه فعمّن يَرْجُو أَيَّامه أَحْرَى انطلقي فَأَنت حرَّة
Bunun üzerine cariye: "Vallahi ben O'nun günlerini umanlardanım, öyleyse niçin canımı yakmıyorsun?" dedi. O da: "Allah Teâlâ bana O'nun günlerini ummayanları bağışlamamı emrediyor; öyleyse O'nun günlerini uman kimseyi [bağışlamak] daha lâyıktır. Git, sen hürsün!" dedi.
52118. Metin
الْآيَات ١٦ - ٢٢
16 - 22. Ayetler
52119. Metin
أخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة ﵁ فِي قَوْله {وَلَقَد آتَيْنَا بني إِسْرَائِيل الْكتاب وَالْحكم} قَالَ: اللب
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in İkrime radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {وَلَقَد آتَيْنَا بني إِسْرَائِيل الْكتاب وَالْحكم} “Andolsun biz İsrâiloğullarına Kitab'ı ve hükmü verdik...” ayeti hakkında: "[Hüküm], akıldır" demiştir.
52120. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله {ثمَّ جعلناك على شَرِيعَة} قَالَ: على طَريقَة
İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre, {ثمَّ جعلناك على شَرِيعَة} “Sonra seni bir şeriat üzere kıldık...” ayeti hakkında: "Bir yol üzere [kıldık]" demiştir.
52121. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {ثمَّ جعلناك على شَرِيعَة من الْأَمر} يَقُول: على هدى من الْأَمر وَبَيِّنَة
İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {ثمَّ جعلناك على شَرِيعَة من الْأَمر} “Sonra seni o emir konusunda bir şeriat üzere kıldık...” ayeti hakkında şöyle demektedir: "O emir konusunda bir hidayet ve apaçık bir delil üzere [kıldık]."
52122. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن قَتَادَة ﵁ {ثمَّ جعلناك على شَرِيعَة من الْأَمر} قَالَ: الشَّرِيعَة الْفَرَائِض وَالْحُدُود وَالْأَمر وَالنَّهْي
İbn Cerîr'in Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {ثمَّ جعلناك على شَرِيعَة من الْأَمر} “Sonra seni o emir konusunda bir şeriat üzere kıldık...” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Şeriat; farzlar, hadler (cezalar), emirler ve yasaklardır."
52123. Metin
وَأخرج ابْن الْمُبَارك وَسَعِيد بن مَنْصُور وَابْن سعد وَابْن أبي شيبَة وَعبد الله بن أَحْمد فِي زَوَائِد الزّهْد وَالطَّبَرَانِيّ عَن أبي الضُّحَى ﵁ قَالَ: قَرَأَ تَمِيم الدَّارِيّ ﵁ سُورَة الجاثية فَلَمَّا أَتَى على هَذِه الْآيَة {أم حسب الَّذين اجترحوا السَّيِّئَات} الْآيَة فَلم يزل يكررها ويبكي حَتَّى أصبح وَهُوَ عِنْد الْمقَام
İbnü'l-Mübârek, Saîd b. Mansûr, İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, Zevâidü'z-Zühd adlı eserinde Abdullah b. Ahmed ve Taberânî'nin Ebü'd-Duhâ radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Temîm ed-Dârî radıyallâhu anh Câsiye Suresi'ni okudu; {أم حسب الَّذين اجترحوا السَّيِّئَات} “Yoksa kötülükleri işleyenler sandılar mı ki...” ayetine gelince, Makâm'ın yanında sabahlayıncaya kadar onu durmadan tekrarladı ve ağladı.
52124. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن بشير مولى الرّبيع بن خَيْثَم ﵁ قَالَ: قَامَ تَمِيم الدَّارِيّ يُصَلِّي فَمر بِهَذِهِ الْآيَة {أم حسب الَّذين اجترحوا السَّيِّئَات} فَلم يزل يُرَدِّدهَا حَتَّى أصبح
İbn Ebî Şeybe'nin Rebî' b. Haysem'in azatlısı Beşîr radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Temîm ed-Dârî namaz kılmaya kalktı, {أم حسب الَّذين اجترحوا السَّيِّئَات} “Yoksa kötülükleri işleyenler sandılar mı ki...” bu ayete geldi ve sabahlayıncaya kadar onu durmadan tekrarladı.
52125. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {سَوَاء محياهم ومماتهم} قَالَ: الْمُؤمن فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَة مُؤمن وَالْكَافِر فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَة كَافِر
İbn Cerîr'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {سَوَاء محياهم ومماتهم} “Yaşamları da ölümleri de bir olsun?” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Mümin dünyada da ahirette de mümindir; kâfir de dünyada da ahirette de kâfirdir."
52126. Metin
آيَة ٢٣
23. Ayet
52127. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم واللالكائي فِي السّنة وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي الْآيَة {أَفَرَأَيْت من اتخذ إلهه هَوَاهُ} قَالَ: ذَاك الْكَافِر اتخذ دينه بِغَيْر هدى من الله وَلَا برهَان {وأضله الله على علم} يَقُول: أضلّهُ الله فِي سَابق علمه
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, es-Sünne adlı eserde Lâlekâî ve el-Esmâ ve's-Sıfât adlı eserde Beyhakî'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {أَفَرَأَيْت من اتخذ إلهه هَوَاهُ} “Hevasını ilah edineni gördün mü?” ayeti hakkında şöyle demiştir: "O, dinini Allah'tan bir hidayet ve delil olmaksızın edinen kâfirdir." {وأضله الله على علم} “Allah da onu bir bilgi üzere saptırmıştır...” [ifadesi hakkında da] şöyle demektedir: "Allah ezeli ilminde onu saptırmıştır."
52128. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {أَفَرَأَيْت من اتخذ إلهه هَوَاهُ} قَالَ: لَا يهوى شَيْئا إِلَّا رَكبه لَا يخَاف الله ﷿
İbn Cerîr'in Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {أَفَرَأَيْت من اتخذ إلهه هَوَاهُ} “Hevasını ilah edineni gördün mü?” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Neyi arzu ederse, Allah azze ve celle'den korkmaksızın hemen ona biner (onu yapar)."
52129. Metin
وَأخرج النَّسَائِيّ وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: كَانَ الرجل من الْعَرَب يعبد الْحجر فَإِذا رأى أحسن مِنْهُ أَخذه وَألقى الآخر فَأنْزل الله {أَفَرَأَيْت من اتخذ إلهه هَوَاهُ}
Nesâî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Araplardan bir kimse taşa tapardı; ondan daha güzelini gördüğünde onu alır, diğerini atardı. Bunun üzerine Allah {أَفَرَأَيْت من اتخذ إلهه هَوَاهُ} “Hevasını ilah edineni gördün mü?” ayetini indirdi.
52130. Metin
الْآيَات ٢٤ - ٢٦
24 - 26. Ayetler
52131. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ قَالَ: كَانَ أهل الْجَاهِلِيَّة يَقُولُونَ: إِنَّمَا يُهْلِكنَا اللَّيْل وَالنَّهَار فَقَالَ الله فِي كِتَابه {وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حياتنا الدُّنْيَا نموت ونحيا وَمَا يُهْلِكنَا إِلَّا الدَّهْر} وَقَالَ الله: يُؤْذِينِي ابْن آدم يسب الدَّهْر وَأَنا الدَّهْر بيَدي الْأَمر أقلب اللَّيْل وَالنَّهَار
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Câhiliye ehli şöyle derdi: "Bizi ancak gece ve gündüz helâk eder." Bunun üzerine Allah Kitabında {وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حياتنا الدُّنْيَا نموت ونحيا وَمَا يُهْلِكنَا إِلَّا الدَّهْر} “Dediler ki: 'Hayat ancak bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.'” buyurdu. Allah Teâlâ da şöyle buyurdu: "Âdemoğlu zamana söverek bana eziyet eder; hâlbuki zaman Benim, emir elimdedir, geceyi ve gündüzü Ben evirip çeviririm."
52132. Metin
وَأخرج أَبُو عبيد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن مَسْعُود ﵁ أَنه قَرَأَ {وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حياتنا الدُّنْيَا نموت ونحيا}
Ebû Ubeyd, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, o {وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حياتنا الدُّنْيَا نموت ونحيا} “Dediler ki: 'Hayat ancak bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız'” şeklinde okumuştur.
52133. Metin
وَأخرج أَحْمد وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَأَبُو دَاوُد وَالنَّسَائِيّ وَابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه عَن أبي هُرَيْرَة ﵁: سَمِعت رَسُول الله ﷺ يَقُول: قَالَ الله ﷿: (يُؤْذِينِي ابْن آدم يسب الدَّهْر وَأَنا الدَّهْر بيَدي الْأَمر أقلب اللَّيْل وَالنَّهَار)
Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: Allah azze ve celle şöyle buyurdu: (Âdemoğlu zamana söverek bana eziyet eder; hâlbuki zaman Benim, emir elimdedir, geceyi ve gündüzü Ben evirip çeviririm.)
52134. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَمَا يُهْلِكنَا إِلَّا الدَّهْر} قَالَ: الزَّمَان
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {وَمَا يُهْلِكنَا إِلَّا الدَّهْر} “bizi ancak zaman helâk eder” ayeti hakkında: "ez-Zamân (zamandır)" demiştir.
52135. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: قَالَ الله ﵎: لَا يقل ابْن آدم يسب الدَّهْر بأخيبة الدَّهْر فَإِنِّي أَنا الدَّهْر أرسل اللَّيْل وَالنَّهَار فَإِذا شِئْت قبضتهما
İbn Cerîr ve el-Esmâ ve's-Sıfât adlı eserde Beyhakî'nin Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Allah subhânehu ve teâlâ şöyle buyurdu: Âdemoğlu zamana söverek: 'Yazıklar olsun zamana!' demesin; zira zaman Benim, geceyi ve gündüzü Ben gönderirim, dilediğim zaman da ikisini kabzederim (tutarım).
52136. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَالْحَاكِم عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ أَن النَّبِي ﷺ قَالَ: يَقُول الله تَعَالَى: استقرضت عَبدِي فَلم يُعْطِنِي وسبني عَبدِي يَقُول وادهراه وَأَنا الدَّهْر
İbn Cerîr ve Hâkim'in Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ şöyle buyurur: Kulumdan borç istedim, bana vermedi; kulum: 'Vah zamana!' diyerek bana sövdü; hâlbuki zaman Benim.
52137. Metin
الْآيَات ٢٧ - ٣٧
27 - 37. Ayetler
52138. Metin
أخرج الْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن عبد الله بن عمر ﵁ أَنه مرّ على قوم وَعَلِيهِ بردة حَمْرَاء حسناء فَقَالَ رجل من الْقَوْم إِن أَنا سلبته بردته فَمَا لي عنْدكُمْ فَجعلُوا لَهُ شَيْئا فَأَتَاهُ فَقَالَ: يَا أَبَا عبد الرَّحْمَن بردتك هَذِه لي
Beyhakî'nin Şuabü'l-Îmân adlı eserde Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, o üzerinde güzel kırmızı bir cübbe olduğu hâlde bir topluluğun yanından geçti. Topluluktan bir adam: "Eğer ben onun cübbesini soyup alırsam, sizin yanınızda benim için ne var?" dedi. Ona bir şey vaat ettiler. Bunun üzerine o, [İbn Ömer'in] yanına gelip: "Ey Ebû Abdirrahmân! Bu cübben benimdir" dedi.
52139. Metin
فَقَالَ: إِنِّي اشْتَرَيْتهَا أمس
[İbn Ömer]: "Ben onu dün satın aldım" dedi.
52140. Metin
قَالَ: قد أعلمتك وَأَنت فِي حرج من لبسهَا
[Adam]: "Sana bildirdim, artık onu giymende senin için vebal vardır" dedi.
52141. Metin
فخلعها ليدفعها إِلَيْهِ فَضَحِك الْقَوْم
Bunun üzerine [İbn Ömer] onu adama vermek için çıkardı; topluluk ise güldü.
52142. Metin
فَقَالَ: مَا لكم فَقَالُوا: هَذَا رجل بطال
[İbn Ömer]: "Neyiniz var [niye gülüyorsunuz]?" dedi. Onlar: "Bu adam boş [işlerle uğraşan] biridir" dediler.
52143. Metin
فَالْتَفت إِلَيْهِ فَقَالَ يَا أخي: أما علمت أَن الْمَوْت أمامك لَا تَدْرِي مَتى يَأْتِيك صباحاً أَو مسَاء أَو نَهَارا ثمَّ الْقَبْر ومنكر وَنَكِير وَبعد ذَلِك الْقِيَامَة يَوْم يخسر فِيهِ المبطلون فأبكاهم وَمضى
[İbn Ömer] ona dönüp şöyle dedi: "Ey kardeşim! Önünde ölümün olduğunu; onun sana sabah mı, akşam mı, yoksa gündüz mü geleceğini bilmediğini; ardından kabrin, Münker ve Nekir'in ve bundan sonra da batıla dalanların hüsrana uğrayacağı kıyamet gününün bulunduğunu bilmez misin?" [Böylece] onları ağlattı ve çekip gitti.
52144. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة ﵁ {وَترى كل أمة جاثية} قَالَ: متميزة
Abd b. Humeyd'in İkrime radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {وَترى كل أمة جاثية} “Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün” ayeti hakkında: "Mütemeyyize (birbirinden ayrılmış vaziyette)" demiştir.
52145. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ {وَترى كل أمة جاثية} قَالَ: تستفز على الركب
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {وَترى كل أمة جاثية} “Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün” ayeti hakkında: "Dizlerinin üstüne çökmüş vaziyette toplanırlar" demiştir.
52146. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الضَّحَّاك ﵁ {وَترى كل أمة جاثية} يَقُول: على الركب عِنْد الْحساب
İbn Cerîr'in Dahhâk radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {وَترى كل أمة جاثية} “Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün” ayeti hakkında: "Hesap anında dizüstü [çökmüş hâldedirler]" demiştir.
52147. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد الله بن أَحْمد فِي زَوَائِد الزّهْد وَابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْبَعْث عَن عبد الله بن باباه ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: كَأَنِّي أَرَاكُم بالكوم دون جَهَنَّم جاثين ثمَّ قَرَأَ سُفْيَان {وَترى كل أمة جاثية}
Saîd b. Mansûr, Zevâidü'z-Zühd adlı eserde Abdullah b. Ahmed, İbn Ebî Hâtim ve el-Ba's adlı eserde Beyhakî'nin Abdullah b. Bâbâh radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sanki sizleri cehennemin berisindeki tepede diz üstü çökmüş hâlde görür gibiyim" buyurdu. Sonra Süfyân {وَترى كل أمة جاثية} “Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün” ayetini okudu.
52148. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عمر ﵄ فِي قَوْله {وَترى كل أمة جاثية} كل أمة مَعَ نبيها حَتَّى يَجِيء رَسُول الله ﷺ على كوم قد علا الْخَلَائق فَذَلِك الْمقَام الْمَحْمُود
İbn Merdûye'nin İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {وَترى كل أمة جاثية} “Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün” ayeti hakkında: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bütün mahlûkâtın üzerine yükselen bir tepenin üstüne gelinceye kadar her ümmet kendi peygamberiyle birliktedir; işte makâm-ı mahmûd budur" demiştir.
52149. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {كل أمة تدعى إِلَى كتابها} قَالَ يعلمُونَ أَنه يدعى أمة قبل أمة وَقوم قبل قوم وَرجل قبل رجل ذكر لنا أَن نَبِي الله ﷺ كَانَ يَقُول يمثل لكل أمة يَوْم الْقِيَامَة مَا كَانَت تعبد من حجر أَو وثن أَو خَشَبَة أَو دَابَّة ثمَّ يُقَال: من كَانَ يعبد شَيْئا فليتبعه فَيكون أول ذَلِك الْأَوْثَان قادة إِلَى النَّار حَتَّى تقذفهم فِيهَا فَيبقى أمة مُحَمَّد ﷺ وَأهل الْكتاب فَيُقَال للْيَهُود: مَا كُنْتُم تَعْبدُونَ فَيَقُولُونَ: كُنَّا نعْبد الله وعزيزا إِلَّا قَلِيلا مِنْهُم ثمَّ يُقَال لَهُم: أما عُزَيْر فَلَيْسَ مِنْكُم ولستم مِنْهُ فَيُؤْخَذ بهم ذَات الشمَال فَيَنْطَلِقُونَ لَا يَسْتَطِيعُونَ مكوثاً
İbn Cerîr'in Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, {كل أمة تدعى إِلَى كتابها} “Her ümmet kendi kitabına çağrılır” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Onlar bilirler ki bir ümmet diğer ümmetten, bir kavim diğer kavimden, bir adam diğer adamdan önce çağrılacaktır. Bize nakledildiğine göre Allah'ın Nebîsi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu: Kıyamet gününde her ümmete tapmakta olduğu taş, put, ağaç veya hayvan tecessüm ettirilir; sonra 'Her kim bir şeye tapıyor idiyse onun peşine düşsün' denilir. İlk olarak putlar onları ateşe sürükleyen önderler olur ve nihayet onları ateşin içine atarlar. Geriye Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ümmeti ile Ehl-i Kitap kalır. Yahudilere: 'Siz neye tapıyordunuz?' denilir. Onlardan pek azı müstesna: 'Biz Allah'a ve Üzeyr'e tapıyorduk' derler. Sonra onlara: 'Üzeyr sizden değildir, siz de ondan değilsiniz' denilir ve sol tarafa doğru sevk edilirler; durmaya güç yetiremeden çekip giderler.
52150. Metin
ثمَّ يدعى بالنصارى فَيُقَال لَهُم: مَا كُنْتُم تَعْبدُونَ فَيَقُولُونَ: كُنَّا نعْبد الله والمسيح بن مَرْيَم إِلَّا قَلِيلا مِنْهُم فَيُقَال: أما الْمَسِيح فَلَيْسَ مِنْكُم ولستم مِنْهُ فَيُؤْخَذ بهم ذَات الشمَال فَيَنْطَلِقُونَ وَلَا يَسْتَطِيعُونَ مكوثاً
Sonra Hristiyanlar çağrılır ve onlara: 'Siz neye tapıyordunuz?' denilir. Onlardan pek azı müstesna: 'Biz Allah'a ve Meryem oğlu Mesîh'e tapıyorduk' derler. 'Mesîh sizden değildir, siz de ondan değilsiniz' denilir ve sol tarafa doğru sevk edilirler; durmaya güç yetiremeden çekip giderler.
52151. Metin
وَتبقى أمة مُحَمَّد ﷺ فَيُقَال: مَا كُنْتُم تَعْبدُونَ فَيَقُولُونَ: كُنَّا نعْبد الله وَحده وَإِنَّمَا فارقنا فِي الدُّنْيَا مَخَافَة يَوْمنَا هَذَا فَيُؤذن للْمُؤْمِنين فِي السُّجُود فَيسْجد الْمُؤْمِنُونَ وَيمْنَع كل مُنَافِق فيقصم ظهر الْمُنَافِق عَن السُّجُود وَيجْعَل الله سُجُود الْمُؤمنِينَ عَلَيْهِ توبيخاً وصغاراً وحسرة وندامة
Geriye Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ümmeti kalır. 'Siz neye tapıyordunuz?' denilir. 'Biz yalnızca Allah'a tapıyorduk; dünyada [insanlardan] sırf bugünün korkusundan dolayı ayrılmıştık' derler. Bunun üzerine müminlere secde etmeleri için izin verilir ve müminler secdeye kapanırlar. Her münafık ise engellenir; münafığın beli secde edemeyecek şekilde kaskatı kesilir. Allah müminlerin secdesini onun aleyhine bir kınama, zillet, hasret ve nedamet kılar.
52152. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {هَذَا كتَابنَا ينْطق عَلَيْكُم بِالْحَقِّ} قَالَ: هُوَ أم الْكتاب فِيهِ أَعمال بني آدم {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} قَالَ: هم الْمَلَائِكَة عَلَيْهِم الصَّلَاة وَالسَّلَام يستنسخون أَعمال بني آدم
İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {هَذَا كتَابنَا ينْطق عَلَيْكُم بِالْحَقِّ} “İşte bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır” ayeti hakkında: "O, Âdemoğullarının amellerinin bulunduğu Ümmü'l-Kitâb'dır (ana kitaptır)." {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk” ayeti hakkında ise: "Onlar Âdemoğullarının amellerini istinsah eden (kaydedip yazan) melekler aleyhimüsselâm'dır" demiştir.
52153. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ أَنه سُئِلَ عَن هَذِه الْآيَة {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} فَقَالَ: إِن أوّل مَا خلق الله الْقَلَم ثمَّ خلق النُّون وَهِي الدواة ثمَّ خلق الألواح فَكتب الدُّنْيَا وَمَا يكون فِيهَا حَتَّى تفنى من خلق مَخْلُوق وَعمل مَعْمُول من بر أَو فَاجر وَمَا كَانَ من رزق حَلَال أَو حرَام وَمَا كَانَ من رطب ويابس ثمَّ ألزم كل شَيْء من ذَلِك شَأْنه دُخُوله فِي الدُّنْيَا حَيّ وبقاؤه فِيهَا كم وَإِلَى كم تفنى ثمَّ وكل بذلك الْكتاب الْمَلَائِكَة ووكل بالخلق مَلَائِكَة فتأتي مَلَائِكَة الْخلق إِلَى مَلَائِكَة ذَلِك الْكتاب فيستنسخون مَا يكون فِي كل يَوْم وَلَيْلَة مقسوم على مَا وكلوا بِهِ ثمَّ يأْتونَ إِلَى النَّاس فيحفظونهم بِأَمْر الله ويسوقونهم إِلَى مَا فِي أَيْديهم
İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, ona bu {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk” ayeti sorulunca şöyle demiştir: "Allah'ın ilk yarattığı şey Kalem'dir. Sonra hokka olan Nûn'u yarattı. Sonra Levhaları yarattı ve dünyayı ve yok oluncaya kadar içinde olacak yaratılmış mahlûkâtı, iyi veya kötü yapılan amelleri, helal veya haram olan rızıkları, yaş ve kuru olan şeyleri yazdı. Sonra bunlardan her birinin durumunu; dünyaya girişini, hayatta ne kadar kalacağını ve ne zamana kadar yok olacağını belirledi. Sonra o kitaba melekleri vekil kıldı; yaratılmışlara da melekler vekil kıldı. Mahlûkâtın melekleri o kitabın meleklerine gelir ve kendilerine tevdi edilen şeylere göre her gün ve gecede olacak şeyleri istinsah ederler (yazıp alırlar). Sonra insanlara gelir, Allah'ın emriyle onları korur ve onları ellerinde bulunan...
52154. Metin
من تِلْكَ النّسخ فَقَامَ رجل يَا ابْن عَبَّاس
...o nüshalardaki şeylere sevk ederler." Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp: "Ey İbn Abbâs!
52155. Metin
ألستم قوما عربا {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} هَل يستنسخ الشَّيْء إِلَّا من كتاب
Siz Arap bir kavim değil misiniz? {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk”. Bir şey ancak bir kitaptan istinsah edilmez (yazılıp çoğaltılmaz) mi?" [dedi].
52156. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: إِن الله خلق النُّون وَهُوَ الدواة وَخلق الْقَلَم فَقَالَ: اكْتُبْ
İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, şöyle demiştir: "Şüphesiz Allah, hokka olan Nûn'u yarattı ve Kalem'i yarattı da: 'Yaz!' buyurdu.
52157. Metin
قَالَ: مَا أكتب قَالَ: اكْتُبْ مَا هُوَ كَائِن إِلَى يَوْم الْقِيَامَة من عمل مَعْمُول بر أَو فَاجر أَو رزق مقسوم حَلَال أَو حرَام ثمَّ ألزم كل شَيْء من ذَلِك شَأْنه: دُخُوله فِي الدُّنْيَا ومقامه فِيهَا كم وَخُرُوجه مِنْهَا كَيفَ ثمَّ جعل على الْعباد حفظَة وعَلى الْكتاب خزاناً تحفظه ينسخون كل يَوْم من الْخزَّان عمل ذَلِك الْيَوْم فَإِذا فني ذَلِك الرزق انْقَطع الْأَمر وانقضى الْأَجَل أَتَت الْحفظَة الخزنة يطْلبُونَ عمل ذَلِك الْيَوْم فَتَقول لَهُم الخزنة: مَا نجد لصاحبكم عندنَا شَيْئا فترجع الْحفظَة فيجدونهم قد مَاتُوا
[Kalem]: 'Ne yazayım?' dedi. [Allah]: 'Kıyamet gününe kadar olacak şeyleri; iyi veya kötü yapılan amelleri, helal veya haram taksim edilmiş rızıkları yaz' buyurdu. Sonra bunlardan her birinin durumunu; dünyaya girişini, orada ne kadar kalacağını ve oradan nasıl çıkacağını belirledi. Sonra kullar üzerine koruyucu melekler, kitabın üzerine de onu koruyan hazinedarlar kıldı. [Koruyucu melekler] her gün hazinedarlardan o günün amelini istinsah ederler (yazıp alırlar). Bu rızık tükenip iş kesilince ve ecel dolunca koruyucu melekler hazinedarlara gelip o günün amelini isterler. Hazinedarlar onlara: 'Arkadaşınız için yanımızda hiçbir şey bulamıyoruz' derler. Koruyucu melekler geri dönerler ve onların ölmüş olduklarını görürler."
52158. Metin
قَالَ ابْن عَبَّاس ﵄: ألستم قوما عربا تَسْمَعُونَ الْحفظَة يَقُولُونَ {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} وَهل يكون الاستنساخ إِلَّا من أصل
İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ şöyle dedi: "Siz Arap bir kavim değil misiniz? Koruyucu meleklerin: {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk” dediklerini işitmiyor musunuz? İstinsah (kopyalama/yazma) ancak bir asıldan (ana metinden) olmaz mı?"
52159. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن عَليّ بن أبي طَالب ﵁ قَالَ: إِن لله مَلَائِكَة يتولون فِي كل يَوْم بِشَيْء يَكْتُبُونَ فِيهِ أَعمال بني آدم
İbn Cerîr'in Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre, şöyle demiştir: "Şüphesiz Allah'ın, her gün Âdemoğullarının amellerini içine yazdıkları bir şeyi üstlenen melekleri vardır."
52160. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عمر ﵄ أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ: إِن أول شَيْء خلق الله الْقَلَم فَأَخذه بِيَمِينِهِ وكلتا يَدَيْهِ يَمِين فَكتب الدُّنْيَا وَمَا يكون فِيهَا من عمل مَعْمُول بر أَو فَاجر رطب أَو يَابِس فأحصاه عِنْده فِي الذّكر وَقَالَ اقرؤوا إِن شِئْتُم {هَذَا كتَابنَا ينْطق عَلَيْكُم بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} فَهَل تكون النُّسْخَة إِلَّا من شَيْء قد فرغ مِنْهُ
İbn Merdûye'nin İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah'ın ilk yarattığı şey Kalem'dir. Onu sağ eliyle aldı -ki O'nun her iki eli de sağdır- ve dünyayı, iyi veya kötü yapılan amellerden, yaş veya kuru olan şeylerden içinde ne olacaksa hepsini yazıp katındaki Zikir'de (Levh-i Mahfuz'da) sayıp kaydetti. Ve: 'Dilerseniz {هَذَا كتَابنَا ينْطق عَلَيْكُم بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “İşte bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır. Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk” [ayetini] okuyun; nüsha (kopyalama) ancak tamamlanmış bir şeyden çıkarılmaz mı?' buyurdu."
52161. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد ضَعِيف عَن ابْن عَبَّاس ﵄ عَن النَّبِي ﷺ فِي قَوْله {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} قَالَ: هِيَ أَعمال أهل الدُّنْيَا الْحَسَنَات والسيئات تنزل من السَّمَاء كل غَدَاة أَو عَشِيَّة مَا يُصِيب الإِنسان فِي ذَلِك الْيَوْم أَو اللَّيْلَة الَّذِي يقتل وَالَّذِي يغرق وَالَّذِي يَقع من فَوق بَيت وَالَّذِي يتردى من فَوق جبل وَالَّذِي يَقع فِي بِئْر وَالَّذِي يحرق بالنَّار فيحفظون عَلَيْهِ ذَلِك كُله
İbn Merdûye'nin zayıf bir senetle İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan, onun da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk” ayeti hakkında naklettiğine göre şöyle buyurmuştur: "Bunlar dünya ehlinin amelleridir; iyilikler ve kötülükler, o gün veya gece insana isabet edecek şeyler; öldürülecek olan, boğulacak olan, evin damından düşecek olan, dağdan yuvarlanacak olan, kuyuya düşecek olan ve ateşte yanacak olan her sabah veya akşam semadan iner ve melekler bunların hepsini onun aleyhine/üzerine koruyup kaydederler.
52162. Metin
فَإِذا كَانَ الْعشي صعدوا بِهِ إِلَى السَّمَاء فيجدونه كَمَا فِي السَّمَاء مَكْتُوبًا فِي الذّكر الْحَكِيم
Akşam olunca onu semaya çıkarırlar ve onu semada Zikr-i Hakîm'de (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olduğu gibi bulurlar."
52163. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي الْآيَة قَالَ: تستنسخ
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bu ayet hakkında naklettiğine göre, şöyle demiştir: "İstinsah eder...
52164. Metin
الْحفظَة من أم الْكتاب مَا يعْمل بَنو آدم فَإِنَّمَا يعْمل الإِنسان على مَا استنسخ الْملك من أم الْكتاب
...koruyucu melekler Ümmü'l-Kitâb'dan Âdemoğullarının yapacağı şeyleri [istinsah ederler]. İnsan ancak meleğin Ümmü'l-Kitâb'dan istinsah ettiği (yazıp aldığı) şeye göre amel eder."
52165. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَأَبُو نعيم فِي الْحِلْية عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: كتب فِي الذّكر عِنْده كل شَيْء هُوَ كَائِن ثمَّ بعث الْحفظَة على آدم ﵇ وَذريته فالحفظة ينسخون من الذّكر مَا يعْمل الْعباد ثمَّ قَرَأَ {هَذَا كتَابنَا ينْطق عَلَيْكُم بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ}
İbn Merdûye ve el-Hilye adlı eserde Ebû Nuaym'ın İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, şöyle demiştir: "Katındaki Zikir'de (Levh-i Mahfuz'da) olacak her şey yazıldı; sonra Âdem aleyhisselâm ve zürriyeti üzerine koruyucu melekler gönderildi. Koruyucu melekler kulların yapacağı şeyleri Zikir'den istinsah ederler (kopyalayıp yazarlar)." Sonra {هَذَا كتَابنَا ينْطق عَلَيْكُم بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “İşte bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır. Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk” [ayetini] okudu.
52166. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} قَالَ: إِن الله وكل مَلَائِكَة ينسخون من ذَلِك الْعَام فِي رَمَضَان لَيْلَة الْقدر مَا يكون فِي الأَرْض من حدث إِلَى مثلهَا من السّنة الْمُسْتَقْبلَة فيعارضون بِهِ حفظَة الله على الْعباد عَشِيَّة كل خَمِيس فيجدون مَا رفع الْحفظَة مُوَافقا لما فِي كِتَابهمْ ذَلِك لَيْسَ فِيهِ زِيَادَة وَلَا نُقْصَان
Taberânî'nin İbn Abbâs [radıyallâhu anhümâ]'dan {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخ مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ} “Şüphesiz biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk” ayeti hakkında naklettiğine göre şöyle demiştir: "Şüphesiz Allah, o yılın Ramazan ayında Kadir gecesinde yeryüzünde gelecek senenin aynı vaktine kadar meydana gelecek her olayı istinsah eden (yazıp alan) melekler görevlendirmiştir. Onlar her perşembe akşamı bunu, Allah'ın kullar üzerindeki koruyucu meleklerinin [kayıtlarıyla] karşılaştırırlar ve koruyucu meleklerin yükselttiği amellerin, o kitaplarında bulunana ne bir fazlalık ne de bir eksiklik olmaksızın birebir uyduğunu görürler."
52167. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَقيل الْيَوْم ننساكم كَمَا نسيتم لِقَاء يومكم هَذَا} قَالَ: تركْتُم ذكري وطاعتني فَكَذَا أترككم {كَمَا نسيتم لِقَاء يومكم هَذَا} قَالَ: تركْتُم ذكري وطاعتي فَكَذَا تركْتُم فِي النَّار
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre, {وَقيل الْيَوْم ننساكم كَمَا نسيتم لِقَاء يومكم هَذَا} “Ve denilir ki: 'Siz bu gününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi, bugün de biz sizi unuturuz'” ayeti hakkında: "'Siz beni anmayı ve bana itaati terk ettiniz, ben de sizi böylece terk ederim'; {كَمَا نسيتم لِقَاء يومكم هَذَا} 'Siz bu gününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi' ayeti hakkında da: 'Siz beni anmayı ve bana itaati terk ettiniz, böylece ateşte terk edildiniz' demiştir."
52168. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن عمر بن ذَر عَن أَبِيه أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ: مَا قعد قوم يذكرُونَ الله إِلَّا قعد مَعَهم عَددهمْ من الْمَلَائِكَة فَإِذا حمدوا الله حمدوه وَإِن سبحوا الله سبحوه وَإِن كبروا الله كبروه وَإِن اسْتَغْفرُوا الله أمنُوا ثمَّ عرجوا إِلَى رَبهم فيسألهم فَقَالُوا: رَبنَا عبيد لَك فِي الأَرْض ذكروك فذكرناك
İbn Asâkir'in Ömer b. Zerr'den, onun da babasından naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir topluluk Allah'ı zikretmek üzere oturduğunda, mutlaka onların sayısı kadar melek de onlarla birlikte oturur. Onlar Allah'a hamdettiklerinde [melekler de] O'na hamdeder; Allah'ı tesbih ettiklerinde O'nu tesbih eder; Allah'ı tekbir ettiklerinde O'nu tekbir eder; Allah'tan bağışlanma dilediklerinde [melekler] 'Âmin' derler. Sonra Rablerine yükselirler. [Rableri] onlara sorar; onlar da: 'Rabbimiz! Yeryüzünde birtakım kulların Seni zikrettiler, biz de Seni zikrettik' derler.
52169. Metin
قَالَ: مَاذَا قَالُوا: قَالُوا: رَبنَا حمدوك فَقَالَ: أوّل من عبد وَآخر من حمد
[Allah]: 'Ne dediler?' buyurur. Onlar: 'Rabbimiz, Sana hamdettiler' derler. [Allah] şöyle buyurur: 'Kulluk edilenlerin ilki, hamdedilenlerin sonuncusuyum.'
52170. Metin
قَالُوا: وسبحوك
Onlar: 'Ve Seni tesbih ettiler' derler.
52171. Metin
قَالَ: مدحي لَا يَنْبَغِي لأحد غَيْرِي قَالُوا: رَبنَا كبروك
[Allah]: 'Bana övgü, benden başkasına yakışmaz' buyurur. Onlar: 'Rabbimiz, Seni tekbir ettiler (yücelttiler)' derler.
52172. Metin
قَالَ: لي الْكِبْرِيَاء فِي السَّمَوَات وَالْأَرْض وَأَنا الْعَزِيز الْحَكِيم
[Allah]: 'Göklerde ve yerde büyüklük (kibriyâ) bana aittir; Azîz ve Hakîm olan ancak Benim' buyurur.
52173. Metin
قَالُوا: رَبنَا استغفروك
Onlar: 'Rabbimiz, Senden bağışlanma dilediler' derler.
52174. Metin
قَالَ: أشهدكم أَنِّي قد غفرت لَهُم
[Allah]: 'Sizi şahit tutuyorum ki Ben onları bağışladım' buyurur.
52175. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ رَفعه أَن لله ثَلَاثَة أَثوَاب: اتزر بِالْعِزَّةِ وتسربل الرَّحْمَة وارتدى بالكبرياء فَمن تعزز بِغَيْر مَا أعز الله فَذَلِك الَّذِي يُقَال لَهُ (ذُقْ إِنَّك أَنْت الْعَزِيز الْكَرِيم) (سُورَة الدُّخان الْآيَة ٤٩) وَمن رحم رَحمَه
İbn Merdûye ve Şuabü'l-Îmân adlı eserde Beyhakî'nin Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan merfû olarak naklettiğine göre: "Allah'ın üç elbisesi [sıfatı] vardır: İzzetle izârlandı, rahmete büründü ve kibriyâ ile rîdalandı. Kim Allah'ın aziz kıldığından başkasıyla üstünlük taslarsa, işte ona: (ذُقْ إِنَّك أَنْت الْعَزِيز الْكَرِيم) (Duhân Suresi 49. Ayet) “Tat bakalım! Hani sen çok güçlü ve pek üstündün!” denilecek kimsedir. Kim merhamet ederse...
52176. Metin
الله وَمن تكبر فقد نَازع الله الَّذِي يَنْبَغِي لَهُ فَإِنَّهُ ﵎ يَقُول: لَا يَنْبَغِي لمن نَازَعَنِي أَن أدخلهُ الْجنَّة
...Allah da ona merhamet eder. Kim büyüklük taslarsa (kibirlenirse), O'na layık olan şeyde Allah ile çekişmiş olur. Zira O subhânehu ve teâlâ şöyle buyurur: 'Benimle çekişen kimseyi cennete sokmam bana yakışmaz.'"
52177. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَمُسلم وَأَبُو دَاوُد وَابْن ماجة وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: يَقُول الله ﷿: الْكِبْرِيَاء رِدَائي وَالْعَظَمَة إزَارِي فَمن نَازَعَنِي فِي وَاحِد مِنْهُمَا أَلقيته فِي النَّار وَالله أعلم
İbn Ebî Şeybe, Müslim, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve's-Sıfât adlı eserde Beyhakî'nin Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Allah azze ve celle şöyle buyurur: "Kibriyâ (büyüklük) ridâm, azamet ise izârımdır. Bu ikisinden birinde benimle çekişeni ateşe atarım." Allah en iyisini bilir.