Mürselât Suresi

Süyûtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

58001. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

58002. Metin

٧٧

77

58003. Metin

سُورَة المرسلات

Mürselât Suresi

58004. Metin

مَكِّيَّة وآياتها خَمْسُونَ

Mekkîdir ve elli ayettir.

58005. Metin

الْآيَة ١ - ١٩

1 - 19. Âyetler

58006. Metin

أخرج ابْن الضريس والنحاس وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة المرسلات بِمَكَّة

İbnü'd-Durays, en-Nehhâs, İbn Merdûye ve el-Beyhakî'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Mürselât Suresi Mekke'de indi.

58007. Metin

وَأخرج البُخَارِيّ وَمُسلم وَالنَّسَائِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود ﵁ قَالَ: بَيْنَمَا نَحن مَعَ النَّبِي ﷺ فِي غَار بمنى إِذْ نزلت عَلَيْهِ سُورَة والمرسلات عرفا فَإِنَّهُ يتلوها وَإِنِّي لألقاها من فِيهِ وَإِن فَاه لرطب بهَا إِذا وَثَبت عَلَيْهِ حَيَّة فَقَالَ النَّبِي ﷺ: اقتلوها فابتدرناها فَذَهَبت

Buhârî, Müslim, Nesâî ve İbn Merdûye'nin İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Biz Minâ'da bir mağarada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteyken ona {وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا} suresi indi. O bu sureyi okuyor, ben de bizzat onun ağzından alıyordum ve henüz ağzı onunla ıslakken birden üzerimize bir yılan sıçradı. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onu öldürün!” buyurdu. Biz hemen ona doğru atıldık ama o kaçıp gitti.

58008. Metin

فَقَالَ النَّبِي ﷺ: وقيت شركم كَمَا وقيتم شَرها

Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Siz onun şerrinden korunduğunuz gibi o da sizin şerrinizden korundu.”

58009. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود ﵁ قَالَ: نزلت {والمرسلات عرفا} نَحْو لَيْلَة الْحَيَّة

İbn Merdûye'nin İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti/suresi], Yılan Gecesi civarında indi.

58010. Metin

قَالُوا وَمَا لَيْلَة الْحَيَّة قَالَ: خرجت حَيَّة فَقَالَ النَّبِي ﷺ: اقتلوها فتغيبت فِي حجر

“Yılan Gecesi nedir?” diye sordular. O da şöyle dedi: Bir yılan çıkmıştı, bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onu öldürün!” buyurdu. [Yılan] bir deliğe girip kayboldu.

58011. Metin

فَقَالَ: دَعُوهَا فَإِن الله وقاها شركم كَمَا وقاكم شَرها

Bunun üzerine [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Onu bırakın; çünkü siz onun şerrinden korunduğunuz gibi Allah da onu sizin şerrinizden korudu” buyurdu.

58012. Metin

وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود ﵁ قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِي ﷺ فِي غَار فَنزلت عَلَيْهِ {والمرسلات} فأخذتها من فِيهِ وَإِن فَاه لرطب بهَا فَلَا أَدْرِي بأيها ختم {فَبِأَي حَدِيث بعده يُؤمنُونَ} أَو {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ}

Hâkim (sahih olduğunu belirterek) ve İbn Merdûye'nin İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir mağaradaydık. Ona {والمرسلات} “Andolsun gönderilenlere” [suresi] indi. Ben onu bizzat onun ağzından aldım, henüz ağzı onunla ıslaktı. Hangisiyle bitirdiğini tam bilemiyorum: {فَبِأَي حَدِيث بعده يُؤمنُونَ} “Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?” [ayetiyle mi] yoksa {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ} “Onlara: 'Rükû edin' denildiği zaman rükû etmezler” [ayetiyle mi]?

58013. Metin

وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَابْن ماجة عَن ابْن عَبَّاس ﵄ أَن أم الْفضل سمعته وَهُوَ يقْرَأ {والمرسلات عرفا} فَقَالَت: يَا بني لقد ذَكرتني بِقِرَاءَتِك هَذِه السُّورَة إِنَّهَا لآخر مَا سَمِعت من رَسُول الله ﷺ يقْرَأ بهَا فِي الْمغرب

İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim ve İbn Mâce'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre Ümmü'l-Fadl, onun {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [suresini] okuduğunu işitince şöyle demiştir: “Ey oğulcuğum! Bu sureyi okuman bana [şunu] hatırlattı: Bu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in akşam namazında okuduğunu işittiğim en son şeydir.”

58014. Metin

وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط عَن عبد الْعَزِيز أبي سكين قَالَ: أتيت أنس بن مَالك فَقلت: أَخْبرنِي عَن صَلَاة رَسُول الله ﷺ فصلى بِنَا الظّهْر وَقَرَأَ قِرَاءَة همساً بالمرسلات والنازعات وَعم يتساءلون وَنَحْوهَا من السُّور

Taberânî el-Evsat'ta Abdülazîz Ebû Sükeyn'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Enes b. Mâlik'e gelip: “Bana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in namazını anlat” dedim. Bunun üzerine bize öğle namazını kıldırdı ve gizli bir kıraatle Mürselât, Nâziât, Amme yetesâelûn ve benzeri sureleri okudu.

58015. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ {والمرسلات عرفا} قَالَ: هِيَ الْمَلَائِكَة أرْسلت بِالْمَعْرُوفِ

İbn Ebî Hâtim ve (sahih olduğunu belirterek) Hâkim'in Ebû Hureyre radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Onlar, maruf ile (iyilikle/iyilik için) gönderilen meleklerdir.”

58016. Metin

وَأخرج ابْن جرير من طَرِيق مَسْرُوق عَن ابْن مَسْعُود ﵁ {والمرسلات عرفا} قَالَ: الْمَلَائِكَة

İbn Cerîr'in Mesrûk yoluyla İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti hakkında]: “Meleklerdir” demiştir.

58017. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عَمْرو بن شُعَيْب عَن أَبِيه عَن جده قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: الرِّيَاح ثَمَان أَربع مِنْهَا عَذَاب وَأَرْبع مِنْهَا رَحْمَة فالعذاب مِنْهَا العاصف والصرصر والعقيم والقاصف وَالرَّحْمَة مِنْهَا الناشرات والمبشرات والمرسلات والذاريات

İbn Merdûye'nin Amr b. Şuayb'dan, onun babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rüzgârlar sekiz tanedir; dördü azap, dördü ise rahmettir. Azap olanlar: Âsıf (şiddetli rüzgâr), Sarsar (kavurucu/uğultulu soğuk rüzgâr), Akîm (kısır rüzgâr) ve Kâsıf (kırıp döken fırtına)dır. Rahmet olanlar ise: Nâşirât (yayanlar), Mübeşşirât (müjdeleyenler), Mürselât (gönderilenler) ve Zâriyât (savuranlar)dır.”

58018. Metin

فَيُرْسل الله المرسلات فتثير السَّحَاب ثمَّ يُرْسل الْمُبَشِّرَات فتلقح السَّحَاب ثمَّ يُرْسل الذاريات فَتحمل السَّحَاب فتدر كَمَا تدر اللقحة ثمَّ تمطر وَهِي اللواقح ثمَّ يُرْسل الناشرات فتنشر مَا أَرَادَ

“Allah Mürselât'ı (peş peşe esen rüzgârları) gönderir, onlar bulutu harekete geçirir. Sonra Mübeşşirât'ı (müjdeci rüzgârları) gönderir, onlar bulutu aşılar. Sonra Zâriyât'ı (savuran rüzgârları) gönderir, onlar bulutu taşır da [bulut] sağılan deve gibi bol süt verircesine [yağmur] döker, sonra yağmur yağdırır ki bunlar Levâkıh'tır (aşılayıcılardır). Sonra Nâşirât'ı (yayıcı rüzgârları) gönderir, onlar da [Allah'ın] dilediği şeyi yayar.”

58019. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق أبيّ العبيدين أَنه سَأَلَ ابْن مَسْعُود {والمرسلات عرفا} قَالَ: الرّيح {فالعاصفات عصفاً} قَالَ: الرّيح {والناشرات نشراً} قَالَ: الرّيح {فالفارقات فرقا} قَالَ: حَسبك

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ebû'l-Ubeydeyn yoluyla bildirdiğine göre o, İbn Mes'ûd'a sormuş; o da {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {فالعاصفات عصفاً} “Esip savuranlara” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {والناشرات نشراً} “Yaydıkça yayanlara” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {فالفارقات فرقا} “Ayırdıkça ayıranlara” [ayetine gelince]: “[Bu kadarı] sana yeter” demiştir.

58020. Metin

وَأخرج ابْن رَاهَوَيْه وَابْن الْمُنْذر وَعبد بن حميد وَالْبَيْهَقِيّ فِي الشّعب وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن خَالِد بن عرْعرة ﵁ قَالَ: قَامَ رجل إِلَى عليّ فَقَالَ: مَا العاصفات عصفاً

İbn Râhûye, İbnü'l-Münzir, Abd b. Humeyd, Beyhakî Şuabü'l-Îmân'da ve (sahih olduğunu belirterek) Hâkim'in Hâlid b. Ar'ara radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam Ali'nin yanına varıp: “{العاصفات عصفاً} 'Esip savuranlar' nedir?” diye sordu.

58021. Metin

قَالَ: الرِّيَاح

[Ali]: “Rüzgârlardır” dedi.

58022. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {والمرسلات عرفا} قَالَ: الرّيح {فالعاصفات عصفاً} قَالَ: الرّيح {فالفارقات فرقا} قَالَ: الْمَلَائِكَة {فالملقيات ذكرا} قَالَ: الْمَلَائِكَة

İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o, {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {فالعاصفات عصفاً} “Esip savuranlara” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {فالفارقات فرقا} “Ayırdıkça ayıranlara” [ayeti hakkında]: “Meleklerdir” demiştir. {فالملقيات ذكرا} “Öğüt bırakanlara” [ayeti hakkında]: “Meleklerdir” demiştir.

58023. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {والمرسلات عرفا} قَالَ: الْمَلَائِكَة {فالفارقات فرقا} قَالَ: الْمَلَائِكَة فرقت بَين الْحق وَالْبَاطِل {فالملقيات ذكرا} قَالَ: الْمَلَائِكَة بالتنزيل

İbnü'l-Münzir'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o, {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti hakkında]: “Meleklerdir” demiştir. {فالفارقات فرقا} “Ayırdıkça ayıranlara” [ayeti hakkında]: “Hak ile bâtılın arasını ayıran meleklerdir” demiştir. {فالملقيات ذكرا} “Öğüt bırakanlara” [ayeti hakkında]: “İndirilen vahiy ile gelen meleklerdir” demiştir.

58024. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ {والمرسلات عرفا} قَالَ: الرّيح {فالعاصفات عصفاً} قَالَ: الرّيح {والناشرات نشراً} قَالَ: الرّيح

İbn Cerîr'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {فالعاصفات عصفاً} “Esip savuranlara” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {والناشرات نشراً} “Yaydıkça yayanlara” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir.

58025. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {والمرسلات عرفا} قَالَ: هِيَ الرّيح {فالعاصفات عصفاً} قَالَ: هِيَ الرّيح {فالفارقات فرقا} يَعْنِي الْقُرْآن مَا فرق الله بِهِ بَين الْحق وَالْبَاطِل {فالملقيات ذكرا} هِيَ الْمَلَائِكَة تلقي الذّكر على الرُّسُل وتلقيه الرُّسُل على بني آدم عذرا أَو نذرا

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” rüzgârdır. {فالعاصفات عصفاً} “Esip savuranlara” rüzgârdır. {فالفارقات فرقا} “Ayırdıkça ayıranlara” Kur'an'dır; Allah'ın hak ile bâtıl arasını kendisiyle ayırdığı şeydir. {فالملقيات ذكرا} “Öğüt bırakanlara” ise meleklerdir; onlar zikri (vahyi) peygamberlere ulaştırırlar, peygamberler de onu mazereti ortadan kaldırmak yahut uyarmak üzere Âdemoğullarına ulaştırırlar.

58026. Metin

قَالَ: عذرا من الله ونذراً مِنْهُ إِلَى خلقه

[Katâde]: “Allah'tan bir mazeret [bırakmama] ve O'ndan yaratıklarına bir uyarı olarak” demiştir.

58027. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن مُجَاهِد {والمرسلات عرفا فالعاصفات عصفاً والناشرات نشراً فالفارقات فرقا فالملقيات ذكرا} قَالَ: الْمَلَائِكَة

Abd b. Humeyd'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o; {والمرسلات عرفا فالعاصفات عصفاً والناشرات نشراً فالفارقات فرقا فالملقيات ذكرا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere, esip savuranlara, yaydıkça yayanlara, ayırdıkça ayıranlara, öğüt bırakanlara” [ayetleri hakkında]: “Meleklerdir” demiştir.

58028. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن مَسْرُوق {والمرسلات عرفا} قَالَ: الْمَلَائِكَة

İbn Cerîr'in Mesrûk'tan bildirdiğine göre o, {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti hakkında]: “Meleklerdir” demiştir.

58029. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الشَّيْخ فِي العظمة وَابْن الْمُنْذر عَن أبي صَالح ﵁ {والمرسلات عرفا} قَالَ: هِيَ الرُّسُل ترسل بِالْمَعْرُوفِ {فالعاصفات عصفاً} قَالَ: الرّيح {والناشرات نشراً} قَالَ: الْمَطَر {فالفارقات فرقا} قَالَ: الرُّسُل

Abd b. Humeyd, İbnü'ş-Şeyh el-Azame'de ve İbnü'l-Münzir'in Ebû Sâlih radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere” [ayeti hakkında]: “Onlar maruf (iyilik) ile gönderilen peygamberlerdir” demiştir. {فالعاصفات عصفاً} “Esip savuranlara” [ayeti hakkında]: “Rüzgârdır” demiştir. {والناشرات نشراً} “Yaydıkça yayanlara” [ayeti hakkında]: “Yağmurdur” demiştir. {فالفارقات فرقا} “Ayırdıkça ayıranlara” [ayeti hakkında]: “Peygamberlerdir” demiştir.

58030. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر من وَجه آخر عَن أبي صَالح {والمرسلات عرفا} قَالَ: الْمَلَائِكَة يجيئون بالأعارف {فالعاصفات عصفاً} قَالَ: الرّيح العواصف {والناشرات نشراً} قَالَ: الْمَلَائِكَة ينشرون الْكتب {فالفارقات فرقا} قَالَ: الْمَلَائِكَة يفرقون بَين الْحق وَالْبَاطِل {فالملقيات ذكرا} قَالَ: الْمَلَائِكَة يجيئون بِالْقُرْآنِ وَالْكتاب عذرا من الله أَو نذرا مِنْهُ إِلَى النَّاس وهم الرُّسُل يعذرُونَ وينذرون

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in başka bir yoldan Ebû Sâlih'ten bildirdiğine göre o şöyle demiştir: {والمرسلات عرفا} “Andolsun birbiri peşinden gönderilenlere”; maruflarla (iyiliklerle) gelen meleklerdir. {فالعاصفات عصفاً} “Esip savuranlara”; şiddetli esen fırtınalardır. {والناشرات نشراً} “Yaydıkça yayanlara”; kitapları (sayfaları) yayan meleklerdir. {فالفارقات فرقا} “Ayırdıkça ayıranlara”; hak ile bâtıl arasını ayıran meleklerdir. {فالملقيات ذكرا} “Öğüt bırakanlara”; Allah'tan insanlara bir mazeret [bırakmama] yahut bir uyarı olmak üzere Kur'an ve kitapla gelen meleklerdir. Onlar mazeretleri ortadan kaldıran ve uyaran elçilerdir.

58031. Metin

وَأخرج ابْن الْأَنْبَارِي فِي الْوَقْف والابتداء وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَضَعفه الذَّهَبِيّ عَن

İbnü'l-Enbârî el-Vakf ve'l-İbtidâ'da, Hâkim (sahih olduğunu belirterek) ve Zehebî'nin (zayıf olduğunu belirterek) bildirdiğine göre...

58032. Metin

زيد بن ثَابت عَن النَّبِي ﷺ قَالَ: أنزل الْقُرْآن بالتفخيم

Zeyd b. Sâbit'in Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den bildirdiğine göre [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurmuştur: “Kur'an tefhim (kalın okuyuş) ile indirilmiştir.”

58033. Metin

قَالَ عمار بن عبد الْملك: كَهَيْئَته عذرا ونذراً والصدفين وَألا لَهُ الْخلق وَالْأَمر وَأَشْبَاه هَذَا فِي الْقُرْآن

Ammâr b. Abdilmelik şöyle demiştir: “[Tefhim], Kur'an'daki 'uzran ve nüzrâ', 'es-sadafeyn', 'elâ lehu'l-halku ve'l-emr' ve benzeri [kelimelerin] okunuşu gibidir.”

58034. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك {فَإِذا النُّجُوم طمست} قَالَ: تطمس فَيذْهب نورها

İbnü'l-Münzir'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre o, {فَإِذا النُّجُوم طمست} “Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman” [ayeti hakkında]: “Silinir ve ışığı gider” demiştir.

58035. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن إِبْرَاهِيم النَّخعِيّ فِي قَوْله: {وَإِذا الرُّسُل أقتت} قَالَ: وعدت

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbrâhîm en-Nehaî: {وَإِذا الرُّسُل أقتت} “Peygamberler için vakit belirlendiği zaman” ayeti hakkında: “Vaat edildiği zaman” demiştir.

58036. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن مُجَاهِد {أقتت} قَالَ: أجلت

Abd b. Humeyd'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o, {أقتت} “[Vakit] belirlendiği zaman” [ifadesi hakkında]: “Ecelleri/vakitleri tayin edildiği zaman” demiştir.

58037. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق الْعَوْفِيّ عَن ابْن عَبَّاس {أقتت} قَالَ: جمعت

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî yoluyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {أقتت} “[Vakit] belirlendiği zaman” [ifadesi hakkında]: “Toplandığı zaman” demiştir.

58038. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {ليَوْم الْفَصْل} قَالَ: يَوْم يفصل الله فِيهِ بَين النَّاس بأعمالهم إِلَى الْجنَّة وَإِلَى النَّار {وَمَا أَدْرَاك مَا يَوْم الْفَصْل} قَالَ: يَعِظهُمْ بذلك {ويل يَوْمئِذٍ للمكذبين} قَالَ: ويل لَهُم وَالله ويلاً طَويلا

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den bildirdiğine göre o, {ليَوْم الْفَصْل} “Ayrım günü için” [ayeti hakkında]: “Allah'ın insanlar arasında amellerine göre cennete ve cehenneme [sevk ederek] hüküm vereceği gündür” demiştir. {وَمَا أَدْرَاك مَا يَوْم الْفَصْل} “Ayrım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?” [ayeti hakkında]: “Bununla onlara öğüt vermektedir” demiştir. {ويل يَوْمئِذٍ للمكذبين} “O gün, yalanlayanların vay haline!” [ayeti hakkında ise]: “Allah'a andolsun ki onlar için uzun bir veyl (helak/azap) vardır!” demiştir.

58039. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: ويل وَاد فِي جَهَنَّم يسيل فِيهِ صديد أهل النَّار فَجعل للمكذبين وَالله أعلم

Saîd b. Mansûr ve İbnü'l-Münzir'in İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: “Veyl, cehennemde bir vadidir; içine cehennem ehlinin irini akar ve o yalanlayanlar için hazırlanmıştır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.”

58040. Metin

الْآيَة ٢٠ - ٥٠

20 - 50. Âyetler

58041. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {ألم نخلقكم من مَاء مهين} يَعْنِي بالمهين الضَّعِيف

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: {ألم نخلقكم من مَاء مهين} “Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?” ayetindeki el-Mehîn (مهين) kelimesiyle zayıf [suyun] kastedildiğini söylemiştir.

58042. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {من مَاء مهين} قَالَ: ضَعِيف فِي قَرَار مكين

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid, {من مَاء مهين} “Bayağı bir sudan” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Zayıf [bir sudan ki o] sağlam bir yerdedir.”

58043. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج {فقدرنا فَنعم القادرون} قَالَ: فملكنا فَنعم المالكون

İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den bildirdiğine göre o, {فقدرنا فَنعم القادرون} “Biz [buna] güç yetirdik; ne güzel güç yetirenleriz!” ayeti hakkında: “Hükümran olduk, ne güzel hükümran olanlarız!” demiştir.

58044. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن الضَّحَّاك {فقدرنا فَنعم القادرون} قَالَ: فخلقنا فَنعم المالكون

İbn Cerîr'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre o, {فقدرنا فَنعم القادرون} “Biz [buna] güç yetirdik; ne güzel güç yetirenleriz!” ayeti hakkında: “Yarattık, ne güzel mülk/güç sahipleriyiz!” demiştir.

58045. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق عَليّ عَن ابْن عَبَّاس {كفاتاً} قَالَ: كُنَّا

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Ali yoluyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {كفاتاً} “[toplanma] yeri” [ifadesi hakkında]: “Bir korunak/sığınak” demiştir.

58046. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد {ألم نجْعَل الأَرْض كفاتاً} قَالَ: تكفتهم أَمْوَاتًا وتكف إِذا هم أَحيَاء

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid, {ألم نجْعَل الأَرْض كفاتاً} “Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Ölü iken onları içinde toplar, diri olduklarında da onları [üzerinde] barındırıp korur.”

58047. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن أبي شيبَة فِي المُصَنّف وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن ابْن مَسْعُود أَنه أَخذ قملة فدفنها فِي الْمَسْجِد ثمَّ قَرَأَ {ألم نجْعَل الأَرْض كفاتاً أَحيَاء وأمواتاً}

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe el-Musannef'te, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Beyhakî es-Sünen'de İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre o, bir biti tutup mescide gömmüş, ardından: {ألم نجْعَل الأَرْض كفاتاً أَحيَاء وأمواتاً} “Biz yeryüzünü dirilere de ölülere de bir toplanma yeri kılmadık mı?” ayetini okumuştur.

58048. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد {كفاتاً} قَالَ: تكفت الْمَيِّت وَلَا يرى مِنْهُ شَيْء وَقَوله: {أَحيَاء} الرجل فِي بَيته لَا يرى من عمله شَيْء

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o, {كفاتاً} “[toplanma] yeri” [ifadesi hakkında]: “Ölüyü örter/toplar da ondan hiçbir şey görülmez”; {أَحيَاء} “Dirilere” [ifadesi hakkında ise]: “Kişi evindedir, onun amelinden hiçbir şey görülmez” demiştir.

58049. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق عَليّ عَن ابْن عَبَّاس {رواسي} جبالاً شامخات مشرفات {فراتاً} عذباً {بشرر كالقصر} قَالَ: كالقصر الْعَظِيم {جمالة صفر} قَالَ: قطع النّحاس

İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali yoluyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o: {رواسي} “Sağlam dağlar” [ifadesi hakkında]: “Yüksek, heybetli dağlar”; {فراتاً} “Tatlı” [ifadesi hakkında]: “Tatlı su”; {بشرر كالقصر} “Saray gibi kıvılcımlar” [ifadesi hakkında]: “Büyük köşk/saray gibi”; {جمالة صفر} “Sarı develer” [ifadesi hakkında]: “Bakır parçaları” demiştir.

58050. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد {ظلّ ذِي ثَلَاث شعب} دُخان جَهَنَّم

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o, {ظلّ ذِي ثَلَاث شعب} “Üç kola ayrılmış bir gölgeye” [ayeti hakkında]: “Cehennem dumanıdır” demiştir.

58051. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن الْكَلْبِيّ فِي قَوْله: {ظلّ ذِي ثَلَاث شعب} قَالَ: هُوَ كَقَوْلِه: (نَار أحَاط بهم سرادقها) (سُورَة الْكَهْف الْآيَة ٢٩) والسرادق الدُّخان دُخان النَّار فأحاط بهم سرادقها ثمَّ تفرق فَكَانَ ثَلَاث شعب شُعْبَة هَهُنَا وَشعْبَة هَهُنَا وَشعْبَة هَهُنَا

Abdurrezzâk'ın Kelbî'den bildirdiğine göre o, {ظلّ ذِي ثَلَاث شعب} “Üç kola ayrılmış bir gölgeye” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, O'nun: (نَار أحَاط بهم سرادقها) {Dumanı onları çepeçevre kuşatmış bir ateş...} (el-Kehf Suresi, 29) buyruğu gibidir. Serâdık ateştir, ateşin dumanıdır. Onun dumanı kendilerini çepeçevre kuşatır, sonra da ayrılıp üç kol haline gelir: Bir kol şurada, bir kol burada ve bir kol da şurada olur.”

58052. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن قَتَادَة مثله

İbn Cerîr, Katâde'den benzerini bildirdi.

58053. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَالْبُخَارِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه وَالْحَاكِم من طَرِيق عبد الرَّحْمَن بن عَابس قَالَ: سَمِعت ابْن عَبَّاس يسْأَل عَن قَوْله: {إِنَّهَا ترمي بشرر كالقصر} قَالَ: كُنَّا نرفع الْخشب بقصر ثَلَاثَة أَذْرع أَو أقل فنرفعه للشتاء فنسميه الْقصر

Abdurrezzâk, Feryâbî, Buhârî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Merdûye ve Hâkim'in Abdurrahman b. Âbis yoluyla bildirdiğine göre o şöyle demiştir: İbn Abbâs'a: {إِنَّهَا ترمي بشرر كالقصر} “O, köşk/saray gibi kıvılcımlar atar” ayeti sorulurken işittim, şöyle dedi: “Biz kış için üç arşın veya daha az boyutta [kesilmiş] odunları kaldırır, buna da 'el-kasr' derdik.”

58054. Metin

قَالَ: وسمعته يسْأَل عَن قَوْله تَعَالَى: {جمالة صفر} قَالَ: حبال السفن يجمع بَعْضهَا إِلَى بعض حَتَّى تكون كأوساط الرِّجَال

Dedi ki: Onun Yüce Allah'ın: {جمالة صفر} “Sarı develer gibi” buyruğu hakkında sorulduğunda da şöyle dediğini işittim: “Gemi halatlarıdır; adamların belleri kadar oluncaya dek birbiri ardına sarılıp toplanır.”

58055. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر من طَرِيق سعيد بن جُبَير عَن ابْن عَبَّاس أَنه قَرَأَهَا {كالقصر} بِفَتْح الْقَاف وَالصَّاد

İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Saîd b. Cübeyr yoluyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu ayeti Kaf ve Sâd harflerinin fethasıyla {كالقصر} şeklinde okumuştur.

58056. Metin

قَالَ: قصر النّخل يَعْنِي الْأَعْنَاق وَكَانَ يقْرَأ / جمالات / بِضَم الْجِيم

Dedi ki: Hurma ağacının gövdesi, yani kütükleri demektir. O, Cîm harfinin zammesiyle /Cimâlât/ şeklinde okurdu.

58057. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور عَن ابْن عَبَّاس {كالقصر} قَالَ: كجذور الشّجر

Saîd b. Mansûr'un İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {كالقصر} “Köşk gibi” [ifadesi hakkında]: “Ağaç kökleri gibi” demiştir.

58058. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَت الْعَرَب تَقول فِي الْجَاهِلِيَّة: اقصروا لنا الْحَطب فَيقطع على قدر الذِّرَاع والذراعين

İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: “Câhiliye döneminde Araplar: 'Bize odunları kısaltın/kesin' derlerdi; böylece bir arşın veya iki arşın ölçüsünde kesilirdi.”

58059. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط عَن ابْن مَسْعُود فِي قَوْله: {ترمي بشرر كالقصر} قَالَ: إِنَّهَا لَيست كالشجر وَالْجِبَال وَلكنهَا مثل الْمَدَائِن والحصون

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve el-Evsat'ta Taberânî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre o, {ترمي بشرر كالقصر} “O, köşk gibi kıvılcımlar atar” ayeti hakkında şöyle demiştir: “O [kıvılcımlar] ağaçlar ve dağlar gibi değil, bilakis şehirler ve kaleler gibidir.”

58060. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {كالقصر} قَالَ: هُوَ الْقصر {كَأَنَّهُ جمالة صفر} قَالَ: الإِبل

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {كالقصر} “Köşk gibi” ayeti hakkında: “O, köşktür/saraydır”; {كَأَنَّهُ جمالة صفر} “Her biri sanki sarı birer deve gibidir” ayeti hakkında da: “Develerdir” demiştir.

58061. Metin

وَأخرج ابْن الْأَنْبَارِي فِي كتاب الأضداد عَن الْحسن فِي قَوْله: {كَأَنَّهُ جمالة صفر} قَالَ: الصفر السود وَفِي قَوْله: {جمالة صفر} قَالَ: هُوَ الجسر وَفِي لفظ قَالَ: الْجبَال

İbnü'l-Enbârî Kitâbü'l-Ezdâd'da Hasen'den bildirdiğine göre o, {كَأَنَّهُ جمالة صفر} “Her biri sanki sarı birer deve gibidir” ayeti hakkında: “Sarı olanlar, siyahlardır” demiştir. {جمالة صفر} “Sarı develer” [ifadesi] hakkında ise: “Köprüdür” demiş, bir lafızda da: “Dağlardır” demiştir.

58062. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن سعيد بن جُبَير فِي قَوْله: {كالقصر} قَالَ: مثل قصر النَّخْلَة

İbn Cerîr'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre o, {كالقصر} “Köşk gibi” ayeti hakkında: “Hurma ağacının gövdesi/kütüğü gibi” demiştir.

58063. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن الضَّحَّاك فِي الْآيَة قَالَ: الْقصر أصُول الشّجر الْعِظَام كَأَنَّهَا أجواز الإِبل الصفر

İbn Cerîr'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre o, bu ayet hakkında şöyle demiştir: “'el-Kasr', büyük ağaç kökleridir; sanki sarı develerin gövdeleri gibidir.”

58064. Metin

قَالَ ابْن جرير: وسط كل شَيْء جوزة

İbn Cerîr dedi ki: Her şeyin ortası onun 'cevze'sidir.

58065. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن هَارُون قَالَ: قَرَأَهَا الْحسن {كالقصر} بجزم الصَّاد وَقَالَ: هُوَ الجزل من الْخشب

İbn Cerîr'in Hârûn'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Hasen bu ayeti Sâd harfinin cezmiyle {كالقصر} şeklinde okudu ve: “O, büyük/kalın odundur” dedi.

58066. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن الْحسن {كَأَنَّهُ جمالة صفر} قَالَ: كالنوق السود

İbn Cerîr'in Hasen'den bildirdiğine göre o, {كَأَنَّهُ جمالة صفر} “Her biri sanki sarı birer deve gibidir” ayeti hakkında: “Siyah dişi develer gibi” demiştir.

58067. Metin

وَأخرج ابْن جرير من طَرِيق عَليّ عَن ابْن عَبَّاس {كَأَنَّهُ جمالة صفر} يَقُول: قطع النّحاس

İbn Cerîr'in Ali yoluyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {كَأَنَّهُ جمالة صفر} “Her biri sanki sarı birer deve gibidir” ayeti hakkında: “Bakır parçalarıdır” demektedir.

58068. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {كالقصر} قَالَ: حزم الشّجر وَقطع النّخل {كَأَنَّهُ جمالة صفر} قَالَ: جبال الجسور

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o, {كالقصر} “Köşk gibi” ayeti hakkında: “Ağaç demetleri ve kesilmiş hurma kütükleridir”; {كَأَنَّهُ جمالة صفر} “Her biri sanki sarı birer deve gibidir” ayeti hakkında da: “Köprülerin halatlarıdır” demiştir.

58069. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {كالقصر} قَالَ: أصُول الشّجر وأصول النّخل {كَأَنَّهُ جمالة صفر} قَالَ: كَأَنَّهُ نُوق سود

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den bildirdiğine göre o, {كالقصر} “Köşk gibi” [ifadesi hakkında]: “Ağaç kökleri ve hurma kütükleridir”; {كَأَنَّهُ جمالة صفر} “Her biri sanki sarı birer deve gibidir” [ifadesi hakkında da]: “Sanki siyah dişi develer gibidir” demiştir.

58070. Metin

وَأخرج عبد حميد عَن عِكْرِمَة أَنه كَانَ يقْرَأ {كالقصر} قَالَ: كقطعة النَّخْلَة الجادرة {كَأَنَّهُ جمالة صفر} قَالَ: القلوص

Abd [b.] Humeyd'in İkrime'den bildirdiğine göre o, {كالقصر} şeklinde okur ve: “Kesilmiş hurma ağacı parçası gibi”; {كَأَنَّهُ جمالة صفر} “Her biri sanki sarı birer deve gibidir” ayeti hakkında da: “Genç dişi deve” derdi.

58071. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الصَّامِت قَالَ: قلت لعبد الله بن عَمْرو بن الْعَاصِ أَرَأَيْت قَول الله: {هَذَا يَوْم لَا ينطقون وَلَا يُؤذن لَهُم فيعتذرون} قَالَ: إِن يَوْم الْقِيَامَة يَوْم لَهُ حالات وتارات فِي حَال لَا ينطقون وَفِي حَال ينطقون وَفِي حَال يَعْتَذِرُونَ لَا أحدثكُم إِلَّا مَا حَدثنَا رَسُول الله ﷺ قَالَ: إِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة ينزل الْجَبَّار فِي ظلل من الْغَمَام وكل أمة جاثية فِي ثَلَاثَة حجب مسيرَة كل حجاب خَمْسُونَ ألف سنة حجاب من نور وحجاب بن ظلمَة وحجاب من مَاء لَا يرى لذَلِك فيأمر بذلك المَاء فَيَعُود فِي تِلْكَ الظلمَة وَلَا تسمع نفس ذَلِك القَوْل إِلَّا ذهبت فَعِنْدَ ذَلِك لَا ينطقون

İbn Merdûye'nin Abdullah b. Sâmit'ten bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Abdullah b. Amr b. el-Âs'a: Allah'ın: {هَذَا يَوْم لَا ينطقون وَلَا يُؤذن لَهُم فيعتذرون} “Bu, konuşamayacakları ve kendilerine izin verilip de özür beyan edemeyecekleri bir gündür” ayeti hakkında ne dersin? dedim. Şöyle dedi: “Kıyamet günü birtakım durumları ve vakitleri olan bir gündür; bir durumda konuşamazlar, bir durumda konuşurlar, bir durumda ise özür dilerler. Size sadece Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bize anlattığını aktarıyorum: 'Kıyamet günü olduğunda el-Cebbâr buluttan gölgeler içinde iner. Her ümmet, her bir perdenin mesafesi elli bin yıl olan üç perde içinde diz üstü çökmüştür: Nurdan bir perde, karanlıktan bir perde ve sudan bir perde. Bunun ardı görülmez. Derken o suya emreder de o karanlığa geri döner. Hiçbir can o sözü işitmez ki aklı başından gitmesin. İşte o anda konuşamazlar.'”

58072. Metin

وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ من طَرِيق عِكْرِمَة قَالَ: سَأَلَ نَافِع بن الْأَزْرَق ابْن عَبَّاس عَن قَوْله تَعَالَى: {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} و (فَلَا تسمع إِلَّا همسا) (سُورَة طه الْآيَة ١٠٨) و (أقبل بَعضهم على بعض يتساءلون) (سُورَة الصافات الْآيَة ٢٧) و (هاؤم اقرؤوا كِتَابيه) (سُورَة الحاقة الْآيَة ١٩) فَمَا هَذَا قَالَ:

Hâkim'in rivayet edip sahihlediğine göre İkrime şöyle demiştir: Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a Yüce Allah'ın: {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} “Bu, konuşamayacakları bir gündür”, (فَلَا تسمع إِلَّا همسا) {Fısıltıdan başka bir şey işitmezsin} (Tâhâ Suresi, 108), (أقبل بَعضهم على بعض يتساءلون) {Birbirlerine dönüp sorarlar} (es-Sâffât Suresi, 27) ve (هاؤم اقرؤوا كِتَابيه) {Alın, kitabımı okuyun!} (el-Hâkka Suresi, 19) ayetlerini sorarak: “Bu nedir?” dedi. O da şöyle dedi:

58073. Metin

وَيحك هَل سَأَلت عَن هَذَا أحدا قبلي قَالَ: لَا

“Yazık sana! Bunu benden önce birine sordun mu?” [Nâfi']: “Hayır” dedi.

58074. Metin

قَالَ: إِنَّك لَو كنت سَأَلت هَلَكت أَلَيْسَ قَالَ الله تَعَالَى: (وَإِن يَوْمًا عِنْد رَبك كألف سنة مِمَّا تَعدونَ) (سُورَة الْحَج الْآيَة ٤٧) قَالَ: بلَى

Dedi ki: “Eğer sormuş olsaydın helak olurdun. Yüce Allah: (وَإِن يَوْمًا عِنْد رَبك كألف سنة مِمَّا تَعدونَ) {Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir} (el-Hac Suresi, 47) buyurmadı mı?” [Nâfi']: “Evet” dedi.

58075. Metin

قَالَ: وَإِن لكل مِقْدَار يَوْم من الْأَيَّام لوناً من الألوان

Dedi ki: “O günlerin her bir miktarının [ayrı] bir hali/rengi vardır.”

58076. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة أَنه سُئِلَ عَن قَوْله: {يَوْم كَانَ مِقْدَاره خمسين ألف سنة} قَالَ: أَلا أخْبركُم بأشد مِمَّا تسْأَلُون عَنهُ قَالَ ابْن عَبَّاس وَذكر (لَا يسْأَل عَن ذَنبه إنس وَلَا جَان) (سُورَة الرَّحْمَن الْآيَة ٣٩) (فوربك لنسألنهم أَجْمَعِينَ) (سُورَة الْحجر الْآيَة ٩٢) و {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} قَالَ ابْن عَبَّاس: إِنَّهَا أَيَّام كَثِيرَة فِي يَوْم وَاحِد فيصنع الله فِيهَا مَا يَشَاء فَمِنْهَا يَوْم لَا ينطقون وَمِنْهَا يَوْم عبوساً قمطريراً

Abd b. Humeyd'in İkrime'den bildirdiğine göre ona: {يَوْم كَانَ مِقْدَاره خمسين ألف سنة} “Süresi elli bin yıl olan bir günde” ayeti sorulduğunda şöyle demiştir: “Size sorduğunuzdan daha çetin olanını haber vereyim mi?” İbn Abbâs dedi ki; (لَا يسْأَل عَن ذَنبه إنس وَلَا جَان) {O gün ne insana ne de cine günahı sorulur} (er-Rahmân Suresi, 39), (فوربك لنسألنهم أَجْمَعِينَ) {Rabbine andolsun ki onların hepsine mutlaka soracağız} (el-Hicr Suresi, 92) ve {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} “Bu, konuşamayacakları bir gündür” ayetlerini zikretti. İbn Abbâs şöyle dedi: “Şüphesiz o, tek bir gün içinde birçok gündür; Allah orada dilediğini yapar. Onlardan bir günde konuşamazlar, bir günde ise [yüzleri] asık ve çatık olur.”

58077. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن أبي الضُّحَى أَن نَافِع بن الْأَزْرَق وعطية أَتَيَا ابْن عَبَّاس فَقَالَا: يَا ابْن عَبَّاس أخبرنَا عَن قَول الله: {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} وَقَوله: (ثمَّ إِنَّكُم يَوْم الْقِيَامَة عِنْد ربكُم تختصمون) (سُورَة الزمر الْآيَة ٣١) وَقَوله: (وَالله رَبنَا مَا كُنَّا مُشْرِكين) (سُورَة الْأَنْعَام الْآيَة ٦) وَقَوله: (وَلَا يكتمون الله حَدِيثا) (سُورَة النِّسَاء الْآيَة ٤٢) قَالَ: وَيحك يَا ابْن الْأَزْرَق إِنَّه يَوْم طَوِيل وَفِيه مَوَاقِف تَأتي عَلَيْهِم: سَاعَة لَا ينطقون ثمَّ يُؤذن لَهُم فيختصمون ثمَّ يمكثون مَا شَاءَ الله يحلفُونَ ويجهدون فَإِذا فعلوا ذَلِك ختم الله على أَفْوَاههم وَيَأْمُر جوارحهم فَتشهد على أَعْمَالهم بِمَا صَنَعُوا ثمَّ تنطق ألسنتهم فَيَشْهَدُونَ على أنفسهم بِمَا صَنَعُوا

Abd b. Humeyd'in Ebü'd-Duhâ'dan bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak ile Atiyye, İbn Abbâs'a gelip: “Ey İbn Abbâs! Bize Allah'ın: {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} “Bu, konuşamayacakları bir gündür”, (ثمَّ إِنَّكُم يَوْم الْقِيَامَة عِنْد ربكُم تختصمون) {Sonra siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda çekişeceksiniz} (ez-Zümer Suresi, 31), (وَالله رَبنَا مَا كُنَّا مُشْرِكين) {Rabbimiz Allah'a andolsun ki biz ortak koşanlar değildik} (el-En'âm Suresi, 23) ve (وَلَا يكتمون الله حَدِيثا) {Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler} (en-Nisâ Suresi, 42) buyrukları hakkında bilgi ver” dediler. Şöyle dedi: “Yazık sana ey İbnü'l-Ezrak! Şüphesiz o uzun bir gündür ve orada [çeşitli] duraklar vardır: Üzerlerine öyle bir an gelir ki konuşamazlar, sonra onlara izin verilir de çekişirler. Sonra Allah'ın dilediği kadar bir süre kalırlar; yemin edip var güçleriyle inkar ederler. Bunu yaptıklarında Allah ağızlarını mühürler ve organlarına emreder de yaptıklarına dair amellerine şahitlik ederler. Sonra dilleri konuşur ve bizzat kendileri yaptıklarına şahitlik ederler.”

58078. Metin

قَالَ: ذَلِك قَوْله: {وَلَا يكتمون الله حَدِيثا}

Dedi ki: İşte O'nun: {وَلَا يكتمون الله حَدِيثا} “Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler” buyruğu budur.

58079. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر عَن أبي عبد الله الجدلي قَالَ: أتيت بَيت الْمُقَدّس فَإِذا عبَادَة بن الصَّامِت وَعبد الله بن عَمْرو وَكَعب الْأَحْبَار يتحدثون فِي بَيت الْمُقَدّس فَقَالَ عباد: إِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة جمع النَّاس فِي صَعِيد وَاحِد فَيَنْفُذهُمْ الْبَصَر وَيسْمعهُمْ الدَّاعِي وَيَقُول الله {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} {هَذَا يَوْم الْفَصْل جمعناكم والأولين فَإِن كَانَ لكم كيد فكيدون} الْيَوْم لَا ينجو مني جَبَّار وَلَا شَيْطَان مُرِيد فَقَالَ عبد الله بن عَمْرو: إِنَّا نجد فِي الْكتاب أَنه يخرج يَوْمئِذٍ عنق من النَّار فَينْطَلق معنقاً حَتَّى إِذا كَانَ بَين ظهراني النَّاس قَالَ: يَا أَيهَا النَّاس إِنِّي بعثت إِلَى ثَلَاثَة أَنا أعرف بهم من الْوَالِد بولده وَمن الْأَخ بأَخيه لَا يغنيهم مني

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe ve İbnü'l-Münzir'in Ebû Abdillâh el-Cedelî'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Beytülmakdis'e geldim; bir de baktım ki Ubâde b. es-Sâmit, Abdullah b. Amr ve Ka'b el-Ahbâr Beytülmakdis'te konuşuyorlar. Ubâd[e] dedi ki: “Kıyamet günü olduğunda insanlar tek bir düzlükte toplanırlar; bakan göz hepsini görür ve çağıran ses hepsine işittirir. Allah şöyle buyurur: {هَذَا يَوْم لَا ينطقون} “Bu, konuşamayacakları bir gündür”; {هَذَا يَوْم الْفَصْل جمعناكم والأولين فَإِن كَانَ لكم كيد فكيدون} “Bu, hüküm günüdür; sizi de öncekileri de topladık. Eğer bir hileniz varsa haydi bana tuzak kurun!” 'Bugün benden hiçbir zorba ve hiçbir inatçı şeytan kurtulamaz.' Bunun üzerine Abdullah b. Amr dedi ki: “Biz Kitap'ta [şöyle] buluyoruz: O gün ateşten bir boyun çıkar ve hızla ilerler. Nihayet insanların ortasına vardığında şöyle der: 'Ey insanlar! Şüphesiz ben üç kişiye gönderildim; ben onları babanın evladını, kardeşin kardeşini tanımasından daha iyi tanırım. Onlara benden yana hiçbir korunak fayda vermez

58080. Metin

وزر وَلَا تخفيهم مني خافية: الَّذِي يَجْعَل مَعَ الله إِلَهًا آخر وكل جَبَّار عنيد وكل شَيْطَان مُرِيد

ve hiçbir gizli şey onları benden gizleyemez: Allah ile birlikte başka bir ilah edinen, her inatçı zorba ve her azgın şeytan.'”

58081. Metin

قَالَ: فينطوي عَلَيْهِم فيقذفهم فِي النَّار قبل الْحساب بِأَرْبَعِينَ

Dedi ki: “Onları sarıp kuşatır ve hesaptan kırk [gün veya yıl] önce ateşe atar.”

58082. Metin

إِمَّا قَالَ يَوْمًا وَإِمَّا عَاما

[Ravi]: “Ya 'gün' dedi ya da 'yıl'” dedi.

58083. Metin

قَالَ: ويهرع قوم إِلَى الْجنَّة فَتَقول لَهُم الْمَلَائِكَة: قفوا لِلْحسابِ

Dedi ki: “Bir topluluk da Cennete doğru koşar. Melekler onlara: 'Hesap için durun!' derler.

58084. Metin

فَيَقُولُونَ: وَالله مَا كَانَت لنا أَمْوَال وَمَا كُنَّا بعمال

Onlar: 'Vallahi bizim mallarımız yoktu ve biz amir/işçi de değildik' derler.

58085. Metin

فَيَقُول الله: صدق عبَادي أَنا أَحَق من أوفى بعهده ادخُلُوا الْجنَّة

Bunun üzerine Allah: 'Kullarım doğru söyledi, ahdini yerine getirmeye en layık olan benim; Cennete girin' buyurur.

58086. Metin

فَيدْخلُونَ قبل الْحساب بِأَرْبَعِينَ

Böylece hesaptan kırk [gün veya yıl] önce girerler.”

58087. Metin

إِمَّا قَالَ يَوْمًا وَإِمَّا عَاما

[Ravi]: “Ya 'gün' dedi ya da 'yıl'” dedi.

58088. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة فِي فِي قَوْله: {كلوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا} أَي: لَا موت

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in İkrime'den bildirdiğine göre o, {كلوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا} “Afiyetle yiyin için” ayeti hakkında: “Yani ölüm yoktur” demiştir.

58089. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن زيد فِي قَوْله: {كلوا وتمتعوا قَلِيلا} قَالَ: عَنى بذلك أهل الْكفْر

İbn Cerîr'in İbn Zeyd'den bildirdiğine göre o, {كلوا وتمتعوا قَلِيلا} “Yiyin ve birazcık faydalanın” ayeti hakkında: “Bununla küfür ehlini kastetmiştir” demiştir.

58090. Metin

وَأخرج عبد حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ} قَالَ: نزلت فِي ثَقِيف

Abd [b.] Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o, {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ} “Onlara 'Rükû edin' denildiği zaman rükû etmezler” ayeti hakkında: “Sekîf kabilesi hakkında inmiştir” demiştir.

58091. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا} قَالَ: صلوا

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o, {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا} “Onlara 'Rükû edin' denildiği zaman” ayeti hakkında: “Namaz kılın” demiştir.

58092. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا} قَالَ: عَلَيْكُم بِإِحْسَان الرُّكُوع فَإِن الصَّلَاة من الله بمَكَان

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den bildirdiğine göre o, {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا} “Onlara 'Rükû edin' denildiği zaman” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Rükûu güzel yapmaya bakın; zira namaz Allah katında pek yüce bir yere sahiptir.”

58093. Metin

قَالَ: وَذكر لنا أَن حُذَيْفَة رأى رجلا يُصَلِّي وَلَا يرْكَع كَأَنَّهُ بعير نافر

Dedi ki: Bize anlatıldığına göre Huzeyfe, sanki ürkmüş bir deve gibi rükû etmeksizin namaz kılan bir adam görmüş

58094. Metin

قَالَ: لَو مَاتَ هَذَا مَا مَاتَ على شَيْء من سنة الإِسلام

ve şöyle demiştir: “Şayet bu adam ölseydi, İslam sünnetinden hiçbir şey üzere ölmezdi.”

58095. Metin

قَالَ: وَحدثنَا أَن ابْن مَسْعُود رأى رجلا يُصَلِّي وَلَا يرْكَع وَآخر يجر إزَاره فَضَحِك قَالُوا: مَا يضحكك يَا ابْن مَسْعُود قَالَ: أضحكني رجلَانِ أَحدهمَا لَا ينظر الله إِلَيْهِ وَالْآخر لَا يقبل الله صلَاته

Dedi ki: Bize rivayet edildiğine göre İbn Mes'ûd, rükû etmeksizin namaz kılan bir adam ile izarını (elbisesini) yerde sürüyen başka birini görmüş ve gülmüş. “Seni ne güldürdü ey İbn Mes'ûd?” dediler. Dedi ki: “İki adam beni güldürdü: Biri Allah'ın kendisine [rahmetle] bakmayacağı kimse, diğeri ise Allah'ın namazını kabul etmeyeceği kimsedir.”

58096. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ} يَقُول: يدعونَ يَوْم الْقِيَامَة إِلَى السُّجُود فَلَا يَسْتَطِيعُونَ السُّجُود من أجل أَنهم لم يَكُونُوا يَسْجُدُونَ لله فِي الدُّنْيَا وَالله أعلم

İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {وَإِذا قيل لَهُم ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ} “Onlara 'Rükû edin' denildiği zaman rükû etmezler” ayeti hakkında şöyle demektedir: “Kıyamet günü secdeye çağrılırlar fakat dünyada Allah için secde etmediklerinden dolayı secde edemezler. En doğrusunu Allah bilir.”