Bürûc Suresi

Süyûtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

58815. Metin

٨٥

85

58816. Metin

سُورَة البروج

Bürûc Suresi

58817. Metin

مَكِّيَّة وآياتها ثِنْتَانِ وَعِشْرُونَ أخرج ابْن الضريس والنحاس وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت {وَالسَّمَاء ذَات البروج} بِمَكَّة

Mekkîdir ve yirmi iki ayettir. İbnü'd-Durays, en-Nahhâs ve İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi göğe andolsun” [suresi] Mekke'de inmiştir.

58818. Metin

وَأخرج أَحْمد عَن أبي هُرَيْرَة أَن رَسُول الله ﷺ كَانَ يقْرَأ فِي الْعشَاء الْأَخِيرَة بالسماء ذَات البروج وَالسَّمَاء والطارق

Ahmed'in Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yatsı namazında Bürûc ve Târık [surelerini] okurdu.

58819. Metin

وَأخرج أَحْمد عَن أبي هُرَيْرَة أَن رَسُول الله ﷺ أَمر أَن يقْرَأ بالسموات فِي الْعشَاء

Ahmed'in Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yatsı namazında [göklerle başlayan] "Semâvât" [surelerini] okumayı emretmiştir.

58820. Metin

وَأخرج الطَّيَالِسِيّ وَابْن أبي شيبَة فِي المُصَنّف وَأحمد والدارمي وَأَبُو دَاوُد وَالتِّرْمِذِيّ وَحسنه النَّسَائِيّ وَابْن حبَان وَالطَّبَرَانِيّ وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن جَابر بن سَمُرَة أَن النَّبِي ﷺ كَانَ يقْرَأ فِي الظّهْر وَالْعصر بالسماء والطارق وَالسَّمَاء ذَات البروج

Tayâlisî, İbn Ebî Şeybe el-Musannef'te, Ahmed, Dârimî, Ebû Dâvûd, Tirmizî (ve bunu hasen görmüştür), Nesâî, İbn Hibbân, Taberânî ve es-Sünen'de Beyhakî'nin Câbir b. Semure'den rivayet ettiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem öğle ve ikindi namazlarında Târık ve Bürûc surelerini okurdu.

58821. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور عَن جَابر أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ لِمعَاذ: اقْرَأ بهم فِي الْعشَاء ب (سبح اسْم رَبك الْأَعْلَى) (سُورَة الْأَعْلَى الْآيَة ١) (وَاللَّيْل إِذا يغشى) (سُورَة اللَّيْل الْآيَة ١) {وَالسَّمَاء ذَات البروج}

Saîd b. Mansûr'un Câbir'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Muâz'a: "Onlara yatsı namazında {سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى} “Yüce Rabbinin adını tesbih et” (A'lâ Suresi, 1. Ayet), {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى} “Örtüp bürüdüğü zaman geceye andolsun” (Leyl Suresi, 1. Ayet) [ve] {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi göğe andolsun” [surelerini] oku" buyurmuştur.

58822. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

58823. Metin

الْآيَة ١ - ١١

1 - 11. Ayetler

58824. Metin

أخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: البروج قُصُور فِي السَّمَاء

İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o: "Bürûc (burçlar), gökteki köşklerdir" demiştir.

58825. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الْأَعْمَش قَالَ: كَانَ أَصْحَاب عبد الله يَقُولُونَ فِي قَوْله: {وَالسَّمَاء ذَات البروج} ذَات الْقُصُور

İbnü'l-Münzir'in A'meş'ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Abdullah'ın arkadaşları O'nun: {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi göğe andolsun” kavli hakkında "köşkler sahibi" derlerdi.

58826. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن أبي صَالح فِي قَوْله: {ذَات البروج} قَالَ: النُّجُوم الْعِظَام

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Ebû Sâlih'ten rivayet ettiğine göre o: {ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi” [ifadesi] hakkında: "Büyük yıldızlardır" demiştir.

58827. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن جَابر بن عبد الله أَن النَّبِي ﷺ سُئِلَ عَن {وَالسَّمَاء ذَات البروج} فَقَالَ: الْكَوَاكِب وَسُئِلَ عَن {الَّذِي جعل فِي السَّمَاء بروجاً} فَقَالَ: الْكَوَاكِب

İbn Merdeveyh'in Câbir b. Abdillâh'tan rivayet ettiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi göğe andolsun” ayeti sorulmuş, O da: "Yıldızlardır" buyurmuştur. {الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا} “Gökte burçlar kılan” ayeti sorulmuş, O da: "Yıldızlardır" buyurmuştur.

58828. Metin

قيل: فبروج مشيدة فَقَالَ: قُصُور

[Bunun üzerine]: "Ya sağlam yapılı burçlar [nedir]?" denilince: "Köşklerdir" buyurmuştur.

58829. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وَالسَّمَاء ذَات البروج} قَالَ: بروجها نجومها {وَالْيَوْم الْمَوْعُود} قَالَ: يَوْم الْقِيَامَة {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: يَوْمَانِ عظيمان عظمهما الله من أَيَّام الدُّنْيَا كُنَّا نُحدث أَن الشَّاهِد يَوْم الْقِيَامَة والمشهود يَوْم عَرَفَة

Abdürrezzâk ve Abd b. Humeyd'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o: {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi göğe andolsun” ayeti hakkında: "Onun burçları, yıldızlarıdır"; {وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ} “Vadedilen güne andolsun” [ayeti hakkında]: "Kıyamet günüdür"; {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” [ayeti hakkında] da şöyle demiştir: "Dünya günlerinden Allah'ın yücelttiği iki büyük gündür. Bize rivayet edilirdi ki şahit kıyamet günü, meşhûd ise Arefe günüdür."

58830. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن فِي قَوْله: {وَالسَّمَاء ذَات البروج} قَالَ: حبكت بالخلق الْحسن ثمَّ حبكت بالنجوم {وَالْيَوْم الْمَوْعُود} قَالَ: يَوْم الْقِيَامَة {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: الشَّاهِد يَوْم الْجُمُعَة والمشهود يَوْم الْقِيَامَة

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Hasen'den rivayet ettiğine göre o: {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi göğe andolsun” ayeti hakkında: "Güzel bir yaratılışla örülmüş, sonra da yıldızlarla donatılmıştır"; {وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ} “Vadedilen güne andolsun” [ayeti hakkında]: "Kıyamet günüdür"; {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” [ayeti hakkında] ise: "Şahit cuma günü, meşhûd ise kıyamet günüdür" demiştir.

58831. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد {وَالسَّمَاء ذَات البروج} قَالَ: ذَات النُّجُوم {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: الشَّاهِد ابْن آدم والمشهود يَوْم الْقِيَامَة

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre o: {وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ} “Burçlar sahibi göğe andolsun” ayeti hakkında: "Yıldızlar sahibi"; {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” [ayeti hakkında] ise: "Şahit Âdemoğlu, meşhûd ise kıyamet günüdür" demiştir.

58832. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَول الله: {وَالْيَوْم الْمَوْعُود وَشَاهد ومشهود} قَالَ: الْيَوْم الْمَوْعُود يَوْم الْقِيَامَة وَالشَّاهِد يَوْم الْجُمُعَة والمشهود يَوْم عَرَفَة وَهُوَ الْحَج الْأَكْبَر فَيوم الْجُمُعَة جعل الله عيداً لمُحَمد وَأمته وفضّلهم بهَا على الْخلق أَجْمَعِينَ وَهُوَ سيد الْأَيَّام عِنْد الله وَأحب الْأَعْمَال فِيهِ إِلَى الله وَفِيه سَاعَة لَا يُوَافِقهَا عبد قَائِم يُصَلِّي يسْأَل الله فِيهَا خيرا إِلَّا أعطَاهُ إِيَّاه

İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, Allah'ın: {وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Vadedilen güne, şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” kavli hakkında şöyle demiştir: "Vadedilen gün kıyamet günüdür, şahit cuma günüdür, meşhûd ise Arefe günüdür ki o Hacc-ı Ekber'dir. Cuma gününü Allah, Muhammed ve ümmeti için bir bayram kılmış ve bununla onları bütün mahlûkata üstün kılmıştır. O, Allah katında günlerin efendisidir ve oradaki ameller Allah'a en sevimli olanıdır. Onda öyle bir an vardır ki namaz kılan bir kul o anda Allah'tan bir hayır dilerse [Allah] mutlaka ona verir."

58833. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَالتِّرْمِذِيّ وَابْن أبي الدُّنْيَا فِي الْأُصُول وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: الْيَوْم الْمَوْعُود يَوْم الْقِيَامَة وَالْيَوْم الْمَشْهُود يَوْم عَرَفَة وَالشَّاهِد يَوْم الْجُمُعَة وَمَا طلعت الشَّمْس وَلَا غربت على يَوْم أفضل مِنْهُ فِيهِ سَاعَة لَا يُوَافِقهَا عبد مُؤمن يَدْعُو الله بِخَير إِلَّا اسْتَجَابَ الله لَهُ وَلَا يستعيذ بِشَيْء إِلَّا أَعَاذَهُ الله مِنْهُ

Abd b. Humeyd, Tirmizî, el-Usûl'de İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdeveyh ve es-Sünen'de Beyhakî'nin Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Vadedilen gün kıyamet günüdür, meşhûd gün Arefe günüdür, şahit ise cuma günüdür. Güneş, kendisinden daha faziletli bir gün üzerine doğmamış ve batmamıştır. Onda öyle bir an vardır ki mümin bir kul Allah'a hayırla dua ederse Allah mutlaka ona icabet eder; bir şeyden [Allah'a] sığınırsa Allah mutlaka onu ondan korur."

58834. Metin

وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ ابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن أبي هُرَيْرَة رَفعه {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: الشَّاهِد يَوْم عَرَفَة وَيَوْم الْجُمُعَة والمشهود هُوَ الْمَوْعُود يَوْم الْقِيَامَة

Hâkim (ve İbn Merdeveyh bunu sahihlemiştir) ile es-Sünen'de Beyhakî'nin Ebû Hüreyre'den merfû olarak rivayet ettiğine göre {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” hakkında şöyle buyurmuştur: "Şahit Arefe günü ile cuma günüdür; meşhûd ise vadedilen kıyamet günüdür."

58835. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عَليّ قَالَ: الْيَوْم الْمَوْعُود يَوْم الْقِيَامَة وَالشَّاهِد يَوْم الْجُمُعَة والمشهود يَوْم النَّحْر

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Ali'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Vadedilen gün kıyamet günüdür, şahit cuma günüdür, meşhûd ise kurban günüdür."

58836. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه من طَرِيق شُرَيْح بن عبيد عَن أبي مَالك الْأَشْعَرِيّ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: الْيَوْم الْمَوْعُود يَوْم الْقِيَامَة وَالشَّاهِد يَوْم الْجُمُعَة والمشهود يَوْم عَرَفَة وَيَوْم الْجُمُعَة دخره الله لنا وَالصَّلَاة الْوُسْطَى صَلَاة الْعَصْر

İbn Cerîr, Taberânî ve İbn Merdeveyh'in Şüreyh b. Ubeyd yoluyla Ebû Mâlik el-Eş'arî'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Vadedilen gün kıyamet günüdür, şahit cuma günüdür, meşhûd ise Arefe günüdür. Cuma gününü Allah bizim için saklamıştır. Orta namaz ise ikindi namazıdır."

58837. Metin

وَأخرجه سعيد بن مَنْصُور عَن شُرَيْح بن عبيد مُرْسلا

Bunu Saîd b. Mansûr, Şüreyh b. Ubeyd'den mürsel olarak rivayet etmiştir.

58838. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر عَن جُبَير بن مطعم قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ فِي قَوْله: {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: الشَّاهِد يَوْم الْجُمُعَة والمشهود يَوْم عَرَفَة

İbn Merdeveyh ve İbn Asâkir'in Cübeyr b. Mut'ım'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” kavli hakkında: "Şahit cuma günüdür, meşhûd ise Arefe günüdür" buyurmuştur.

58839. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن ابْن عَبَّاس وَأبي هُرَيْرَة مَوْقُوفا مثله

Abd b. Humeyd, İbn Abbâs ve Ebû Hüreyre'den mevkuf olarak bunun benzerini rivayet etmiştir.

58840. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن جرير وَعبد بن حميد وَابْن مرْدَوَيْه عَن سعيد بن الْمسيب قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: إِن سيد الْأَيَّام يَوْم الْجُمُعَة وَهُوَ الشَّاهِد والمشهود يَوْم عَرَفَة

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, Abd b. Humeyd ve İbn Merdeveyh'in Saîd b. el-Müseyyeb'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Günlerin efendisi cuma günüdür; şahit odur, meşhûd ise Arefe günüdür."

58841. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن أبي الدَّرْدَاء قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: أَكْثرُوا عليّ من الصَّلَاة يَوْم الْجُمُعَة فَإِنَّهُ يَوْم مشهود تشهده الْمَلَائِكَة

İbn Cerîr'in Ebü'd-Derdâ'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cuma günü bana çokça salavat getirin; zira o meleklerin şahit olduğu meşhûd bir gündür."

58842. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن عَليّ بن أبي طَالب فِي قَوْله: {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: الشَّاهِد يَوْم الْجُمُعَة والمشهود يَوْم عَرَفَة

Abdürrezzâk, el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Ali b. Ebî Tâlib'den rivayet ettiğine göre o, {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” kavli hakkında: "Şahit cuma günüdür, meşhûd ise Arefe günüdür" demiştir.

58843. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه عَن الْحسن بن عَليّ أَن رجلا سَأَلَهُ عَن قَوْله: {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: هَل سَأَلت أحدا قبلي قَالَ: نعم سَأَلت ابْن عمروا وَابْن الزبير فَقَالَا: يَوْم الرّيح وَيَوْم الْجُمُعَة فَقَالَ: لَا وَلَكِن الشَّاهِد مُحَمَّد ﷺ ثمَّ قَرَأَ (إِنَّا أرسلنَا شَاهدا وَمُبشرا) (سُورَة الْأَحْزَاب آيَة ٤٥) (وَجِئْنَا بك شَهِيدا على هَؤُلَاءِ) (سُورَة النَّحْل آيَة ٨٩) والمشهود يَوْم الْقِيَامَة ثمَّ قَرَأَ (ذَلِك يَوْم مَجْمُوع لَهُ النَّاس) (سُورَة هود الْآيَة ١٠٣) (وَذَلِكَ يَوْم مشهود) (سُورَة هود الْآيَة ١٠٣)

İbn Cerîr ve İbn Merdeveyh'in Hasen b. Ali'den rivayet ettiğine göre bir adam ona: {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” kavlini sormuş, o da: "Benden önce birine sordun mu?" demiştir. Adam: "Evet, İbn Ömer'e ve İbnü'z-Zübeyr'e sordum; onlar: 'Kurban günü ve cuma günüdür' dediler" deyince, [Hasen] şöyle demiştir: "Hayır, fakat şahit Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'dir" dedikten sonra: {إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا} “Şüphesiz biz seni bir şahit ve bir müjdeci olarak gönderdik” (Ahzâb Suresi, 45. Ayet) [ve] {وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَى هَؤُلَاءِ} “Seni de bunların üzerine şahit olarak getirdik” (Nahl Suresi, 89. Ayet) ayetlerini okudu. "Meşhûd ise kıyamet günüdür" deyip ardından {ذَلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ} “Bu, insanların kendisi için toplanacağı bir gündür” (Hûd Suresi, 103. Ayet) [ve] {وَذَلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ} “Ve bu, şahit olunacak bir gündür” (Hûd Suresi, 103. Ayet) ayetlerini okudu.

58844. Metin

وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط وَعبد بن حميد وَابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر من طرق عَن ابْن عَبَّاس {وَالْيَوْم الْمَوْعُود} يَوْم الْقِيَامَة {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: الشَّاهِد مُحَمَّد والمشهود يَوْم الْقِيَامَة وتلا (ذَلِك يَوْم مَجْمُوع لَهُ النَّاس) (سُورَة هود الْآيَة ١٠٣) (وَذَلِكَ يَوْم مشهود) (سُورَة هود الْآيَة ١٠٣) وَأخرج ابْن جرير من طَرِيق عَليّ عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: الشَّاهِد الله والمشهود يَوْم الْقِيَامَة

Taberânî el-Evsat'ta, Abd b. Humeyd, İbn Merdeveyh ve İbn Asâkir çeşitli yollardan İbn Abbâs'tan rivayet ettiklerine göre o: {وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ} “Vadedilen güne andolsun” kıyamet günüdür, {وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ} “Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun” [hakkında ise]: "Şahit Muhammed'dir, meşhûd ise kıyamet günüdür" demiş ve {ذَلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ} “Bu, insanların kendisi için toplanacağı bir gündür” (Hûd Suresi, 103. Ayet) [ile] {وَذَلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ} “Ve bu, şahit olunacak bir gündür” (Hûd Suresi, 103. Ayet) ayetlerini okumuştur. İbn Cerîr'in Ali yoluyla İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre ise o şöyle demiştir: "Şahit Allah'tır, meşhûd ise kıyamet günüdür."

58845. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة ﵁ قَالَ: الشَّاهِد الَّذِي يشْهد على الإِنسان بِعَمَلِهِ والمشهود يَوْم الْقِيَامَة

Saîd b. Mansûr, Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in İkrime radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Şahit, insana ameliyle şahitlik edendir; meşhûd ise kıyamet günüdür."

58846. Metin

أخرج ابْن أبي حَاتِم من طَرِيق عبد الله بن نجي عَن عَليّ بن أبي طَالب قَالَ: كَانَ نَبِي أَصْحَاب الْأُخْدُود حَبَشِيًّا

İbn Ebî Hâtim'in Abdullah b. Nucey yoluyla Ali b. Ebî Tâlib'den rivayet ettiğine göre o: "Uhdûd ashabının peygamberi Habeşli idi" demiştir.

58847. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَابْن الْمُنْذر من طَرِيق الْحسن عَن عَليّ بن أبي طَالب فِي قَوْله: {أَصْحَاب الْأُخْدُود} قَالَ: هم الْحَبَشَة

İbn Ebî Hâtim ve İbnü'l-Münzir'in Hasen yoluyla Ali b. Ebî Tâlib'den rivayet ettiğine göre o: {أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ} “Uhdûd ashabı” kavli hakkında: "Onlar Habeşlilerdir" demiştir.

58848. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود} قَالَ: كَانُوا من النبط

İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in İkrime'den rivayet ettiğine göre o: {قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ} “Kahrolsun o Uhdûd ashabı” kavli hakkında: "Onlar Nabatlılardandı" demiştir.

58849. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود} قَالَ: هم نَاس من بني إِسْرَائِيل خددوا أُخْدُودًا فِي الأَرْض ثمَّ أوقدوا فِيهِ نَارا ثمَّ أَقَامُوا على ذَلِك الْأُخْدُود رجَالًا وَنسَاء فعرضوا عَلَيْهَا

İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o: {قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ} “Kahrolsun o Uhdûd ashabı” kavli hakkında şöyle demiştir: "Onlar İsrâiloğulları'ndan birtakım insanlardı; yerde hendek kazıp içinde ateş yaktılar, sonra o hendeğin başına erkekleri ve kadınları dikip onları ateşe arz ettiler."

58850. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد قَالَ: الْأُخْدُود شقّ بِنَجْرَان كَانُوا يُعَذبُونَ النَّاس فِيهِ

el-Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Uhdûd, Necran'da içinde insanlara azap ettikleri bir hendektir."

58851. Metin

وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن عبد الرَّحْمَن بن نفير قَالَ: كَانَت الْأُخْدُود زمَان تبع

İbn Asâkir'in Abdurrahman b. Nufeyr'den rivayet ettiğine göre o: "Uhdûd [olayı] Tübba zamanındaydı" demiştir.

58852. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك ﵁ {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود} قَالَ: هم قوم خددوا فِي الأَرْض ثمَّ أوقدوا فِيهِ نَارا ثمَّ جاؤوا بِأَهْل الإِسلام فَقَالُوا: اكفروا بِاللَّه وَاتبعُوا ديننَا وَإِلَّا ألقيناكم فِي هَذِه النَّار فَاخْتَارُوا النَّار على الْكفْر فَألْقوا فِيهَا

İbnü'l-Münzir'in Dahhâk radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o: {قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ} “Kahrolsun o Uhdûd ashabı” kavli hakkında şöyle demiştir: "Onlar yerde hendek kazıp içinde ateş yakan bir kavimdi. Sonra İslâm ehlini getirip: 'Allah'ı inkâr edin ve dinimize uyun; yoksa sizi bu ateşe atarız' dediler. Onlar da küfür yerine ateşi tercih ettiler ve içine atıldılar."

58853. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود} قَالَ: حَدثنَا أَن عَليّ بن أبي طَالب كَانَ يَقُول: هم أنَاس بمدارع الْيمن اقتتل مؤمنوهم وكفارهم فَظهر مؤمنوهم على كفارهم ثمَّ أَخذ بَعضهم على بعض عهوداً ومواثيق لَا يغدر بَعضهم بِبَعْض فغدرهم الْكفَّار فَأَخَذُوهُمْ ثمَّ إِن رجلا من الْمُؤمنِينَ قَالَ: هَل لكم إِلَى خير توقدون نَارا ثمَّ تعرضوننا عَلَيْهِ فَمن

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Bize nakledildiğine göre Ali b. Ebî Tâlib şöyle derdi: "Onlar Yemen'in köylerinden birtakım insanlardı. Müminleri ile kâfirleri savaştı; müminleri kâfirlerine galip geldi. Sonra birbirlerine hıyanet etmeyeceklerine dair ahitler ve sözler aldılar. Fakat kâfirler onlara hıyanet edip onları yakaladılar. Sonra müminlerden bir adam: 'Hayırlı bir işe var mısınız? Bir ateş yakarsınız, sonra bizi ona arz edersiniz. Kim...

58854. Metin

بايعكم على دينكُمْ فَذَلِك الَّذِي تشتهون وَمن لَا اقتحم فاسترحتم مِنْهُ فأججوا لَهُم نَارا وعرضوهم عَلَيْهَا فَجعلُوا يقتحمونها حَتَّى بقيت عَجُوز فَكَأَنَّهَا تلكأت فَقَالَ طِفْل فِي حجرها: امْضِي وَلَا تقاعسي فَقص الله عَلَيْكُم نبأهم وحديثهم فَقَالَ: {النَّار ذَات الْوقُود إِذْ هم عَلَيْهَا قعُود} قَالَ: يَعْنِي بذلك الْمُؤمنِينَ {وهم على مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ} يَعْنِي بذلك الْكفَّار

...sizin dininize biat ederse işte istediğiniz odur; kim de etmezse [ateşe] atılır ve siz de ondan kurtulmuş olursunuz' dedi. Bunun üzerine onlar için bir ateş tutuşturdular ve onları ona arz ettiler. Onlar da ateşe atılmaya başladılar; nihayet yaşlı bir kadın kaldı, sanki tereddüt eder gibi oldu. Kucağındaki çocuk: 'İlerle, geri çekilme!' dedi. Allah onların haberini ve kıssasını size anlatarak şöyle buyurmuştur: {النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ} “O çıralı ateşin [ashabı]... Hani onlar onun başında oturmuşlardı.” [Katâde]: Bununla müminleri kastetmiştir demiştir. {وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ} “Müminlere yaptıklarına...” [ifadesiyle de] kâfirleri kastetmiştir.

58855. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {إِن الَّذين فتنُوا الْمُؤمنِينَ وَالْمُؤْمِنَات} قَالَ: حرقوا

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o: {إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ} “Şüphesiz mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edenler” kavli hakkında: "Yaktılar" demiştir.

58856. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {إِن الَّذين فتنُوا الْمُؤمنِينَ وَالْمُؤْمِنَات} قَالَ: عذبُوا

el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o: {إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ} “Şüphesiz mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edenler” kavli hakkında: "Azap ettiler" demiştir.

58857. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن قَالَ: كَانَ بعض الْجَبَابِرَة خد أُخْدُودًا فِي الأَرْض وَجعل فِيهَا النيرَان وَعرض الْمُؤمنِينَ على ذَلِك فَمن تَابعه على كفره خلى عَنهُ وَمن أَبى أَلْقَاهُ فِي النَّار فَجعل يلقِي حَتَّى أَتَى على امْرَأَة وَمَعَهَا بني لَهَا صَغِير فَكَأَنَّهَا أنفت النَّار فكلمها الصبيّ فَقَالَ: يَا أمه قَعِي فِي النَّار وَلَا تقاعسي فألقيت فِي النَّار وَالله مَا كَانَت إِلَّا نقطة من نَار حَتَّى أفضوا إِلَى رَحْمَة الله تَعَالَى

Abd b. Humeyd'in Hasen'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Zorbalardan biri yerde bir hendek kazdı, içine ateşler koydu ve müminleri ona arz etti. Kim küfründe ona uyarsa onu serbest bıraktı, kim de direnirse onu ateşe attı. Böylece atmaya devam etti; nihayet beraberinde küçük bir çocuğu bulunan bir kadına sıra geldi. Kadın ateşten çekinir gibi oldu; bunun üzerine çocuk onunla konuştu ve: "Anneciğim, ateşe atıl ve geri çekilme!" dedi. Kadın da ateşe atıldı. Vallahi onlar ateşe bir temas ediş kadar kaldılar ve hemen Allah Teâlâ'nın rahmetine kavuştular.

58858. Metin

قَالَ: الْحسن: قَالَ رَسُول الله ﷺ: فَمَا ذكرت أَصْحَاب الْأُخْدُود إِلَّا تعوذت بِاللَّه من جهد الْبلَاء

Hasen dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Uhdûd ashabını her andığımda mutlaka belanın en şiddetlisinden Allah'a sığınırım."

58859. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن نجي قَالَ: شهِدت عليا وَأَتَاهُ أَسْقُف نَجْرَان فَسَأَلَهُ عَن أَصْحَاب الْأُخْدُود فَقص عَلَيْهِ الْقِصَّة فَقَالَ عليّ: أَنا أعلم بهم مِنْك بعث نَبِي من الْحَبَشَة إِلَى قومه ثمَّ قَرَأَ عَليّ (وَلَقَد أرسلنَا رسلًا من قبلك مِنْهُم من قَصَصنَا عَلَيْك وَمِنْهُم من لم نَقْصُصْ عَلَيْك) (سُورَة غَافِر الْآيَة ٧٨) فَدَعَاهُمْ فتابعه النَّاس فَقَاتلهُمْ فَقتل أَصْحَابه وَأخذ فأوثق فانفلت فأنس إِلَيْهِ رجال يَقُول: اجْتمع إِلَيْهِ رجال فقالتهم فَقتلُوا وَأخذ فأوثق فخدوا أُخْدُودًا فِي الأَرْض وَجعلُوا فِيهِ النيرَان فَجعلُوا يعرضون النَّاس فَمن تبع النَّبِي رمي بِهِ فِيهَا وَمن تَابعهمْ ترك وَجَاءَت امْرَأَة فِي آخر من

İbn Merdeveyh'in Abdullah b. Nucey'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ali'nin yanında bulundum; Necran piskoposu ona gelip Uhdûd ashabını sordu ve kıssayı ona anlattı. Bunun üzerine Ali şöyle dedi: "Ben onları senden daha iyi bilirim. Habeşistan'dan kavmine bir peygamber gönderildi" dedikten sonra: {وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ} “Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik; onlardan sana anlattıklarımız da vardır, sana anlatmadıklarımız da” (Mü'min Suresi, 78. Ayet) ayetini okudu. "Onları [dine] davet etti, insanlar ona tabi oldu. [Kral] onlarla savaştı ve [peygamberin] ashabı öldürüldü. [Peygamber] yakalanıp bağlandı, fakat kaçıp kurtuldu. Yanına adamlar sığındı -yani adamlar onun etrafında toplandı-. Onlarla savaştılar ve öldürüldüler. [Peygamber] yakalanıp bağlandı. Yerde bir hendek kazıp içine ateşler koydular ve insanları arz etmeye başladılar. Kim peygambere tabi olmuşsa oraya atıldı, kim de onlara tabi olmuşsa serbest bırakıldı. En son gelenler arasında beraberinde bir çocuğu olan bir kadın geldi..."

58860. Metin

جَاءَ مَعهَا صبي لَهَا فَجَزِعت فَقَالَ الصَّبِي: يَا أمه اطمري وَلَا تُمَارِي فَوَقَعت

...kadın endişelendi. Çocuk: "Anneciğim, atla ve tereddüt etme!" dedi, o da [ateşe] atıldı.

58861. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن سَلمَة بن كهيل قَالَ: ذكرُوا أَصْحَاب الْأُخْدُود عِنْد عليّ فَقَالَ: أما إِن فِيكُم مثلهم فَلَا تكونن أعجز من قوم

Abd b. Humeyd'in Seleme b. Küheyl'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ali'nin yanında Uhdûd ashabı anıldı da o: "Bilin ki aranızda onların bir benzeri vardır; sakın o kavimden daha aciz olmayın!" dedi.

58862. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن عَليّ بن أبي طَالب قَالَ: كَانَ الْمَجُوس أهل كتاب وَكَانُوا مستمسكين بِكِتَابِهِمْ وَكَانَت الْخمر قد أحلّت لَهُم فَتَنَاول مِنْهَا ملك من مُلُوكهمْ فغلبته على عقله فَتَنَاول أُخْته أَو ابْنَته فَوَقع عَلَيْهَا فَلَمَّا ذهب عَنهُ السكر نَدم وَقَالَ لَهَا: وَيحك مَا هَذَا الَّذِي أتيت وَمَا الْمخْرج مِنْهُ قَالَت: الْمخْرج مِنْهُ أَن تخْطب النَّاس فَتَقول أَيهَا النَّاس إِن الله قد أحل لكم نِكَاح الْأَخَوَات وَالْبَنَات فَإِذا ذهب ذَا فِي النَّاس وتناسوه خطبتهم فحرمته فَقَامَ خَطِيبًا فَقَالَ: يَا أَيهَا النَّاس إِن الله أحل لكم نِكَاح الْأَخَوَات أَو الْبَنَات فَقَالَ النَّاس جَمَاعَتهمْ: معَاذ الله أَن نؤمن بِهَذَا أَو نقر بِهِ أَو جَاءَنَا بِهِ نَبِي أونزل علينا فِي كتاب فَرجع إِلَى صاحبته فَقَالَ: وَيحك إِن النَّاس قد أَبَوا عليّ ذَلِك

Abd b. Humeyd'in Ali b. Ebî Tâlib'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Mecûsîler ehl-i kitaptandı ve kitaplarına sımsıkı sarılmışlardı. Şarap onlara helal kılınmıştı. Hükümdarlarından bir hükümdar şarap içti; şarap aklını başından aldı, kız kardeşine veya kızına yönelip onunla cinsel ilişkide bulundu. Sarhoşluğu geçince pişman oldu ve kadına: "Yazıklar olsun sana! Bu yaptığım nedir ve bundan çıkış yolu nedir?" dedi. Kadın: "Çıkış yolu, insanlara hitap edip: 'Ey insanlar! Allah sizlere kız kardeşlerle ve kızlarla evlenmeyi helal kıldı' demendir. Bu haber insanlar arasında yayılıp unutulunca onlara tekrar hitap eder ve haram kılarsın" dedi. [Kral] hatip olarak ayağa kalktı ve: "Ey insanlar! Allah sizlere kız kardeşlerle veya kızlarla evlenmeyi helal kıldı" dedi. İnsanlar hep birlikte: "Buna inanmaktan, bunu kabul etmekten, bize bunu bir peygamberin getirmiş veya bir kitapta indirilmiş olmasından Allah'a sığınırız!" dediler. Bunun üzerine [kral] o kadına dönüp: "Yazıklar olsun sana! İnsanlar bunu kabul etmedi" dedi.

58863. Metin

قَالَت: إِذا أَبَوا عَلَيْك ذَلِك فابسط فيهم السَّوْط فَبسط فيهم السَّوْط فَأَبَوا أَن يقرُّوا فَرجع إِلَيْهَا فَقَالَ: قد بسطت فيهم السَّوْط فَأَبَوا أَن يقرُّوا

Kadın: "Eğer bunu kabul etmezlerse onlara kırbaç indir" dedi. O da onlara kırbaç indirdi, fakat kabul etmeye yanaşmadılar. Tekrar kadına dönüp: "Onlara kırbaç indirdim ama yine de kabul etmediler" dedi.

58864. Metin

قَالَت: فَجرد فيهم السَّيْف فَجرد فيهم السَّيْف فَأَبَوا أَن يقرُّوا

Kadın: "O halde onlara kılıç çek" dedi. O da onlara kılıç çekti, fakat yine de kabul etmeye yanaşmadılar.

58865. Metin

قَالَت: خدّ لَهُم الْأُخْدُود ثمَّ أوقد فِيهِ النيرَان فَمن تابعك فخلّ عَنهُ

Kadın: "Onlar için hendek kaz, sonra içinde ateşler yak. Kim sana uyarsa onu serbest bırak..." dedi.

58866. Metin

فخدَّ لَهُم أُخْدُودًا وأوقد فِيهِ النيرَان وَعرض أهل مَمْلَكَته على ذَلِك فَمن أَبى قذفه فِي النَّار وَمن لم يأب خلّى عَنهُ فَأنْزل الله فيهم {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود} إِلَى قَوْله: {وَلَهُم عَذَاب الْحَرِيق}

Bunun üzerine onlar için bir hendek kazdı, içinde ateşler yaktı ve krallığının halkını buna arz etti. Kim reddettiyse onu ateşe attı, kim reddetmediyse onu serbest bıraktı. Bunun üzerine Allah onlar hakkında {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود} “Kahrolsun o hendek ashabı!” ayetinden {وَلَهُم عَذَاب الْحَرِيق} “...ve onlar için yakıcı bir azap vardır” sözüne kadar [olan ayetleri] indirdi.

58867. Metin

أخرج ابْن أبي شيبَة عَن عَوْف قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ إِذا ذكر أَصْحَاب الْأُخْدُود تعوذ بِاللَّه من جهد الْبلَاء وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَمُسلم وَالنَّسَائِيّ وَالتِّرْمِذِيّ عَن صُهَيْب قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ إِذا صلى الْعَصْر هَمس فَقيل لَهُ: إِنَّك يَا رَسُول الله إِذا صليت الْعَصْر همست فَقَالَ: إِن نَبيا من الْأَنْبِيَاء كَانَ أعجب بأمته فَقَالَ: من يقوم لهَؤُلَاء فَأوحى الله إِلَيْهِ أَن خَيرهمْ بَين أَن ينْتَقم مِنْهُم وَبَين أَن يُسَلط عَلَيْهِم عدوهم فَاخْتَارُوا النقمَة فَسلط عَلَيْهِم الْمَوْت فَمَاتَ مِنْهُم فِي يَوْم سَبْعُونَ

İbn Ebî Şeybe'nin Avf'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Uhdûd ashabını andığında, dayanılmaz beladan Allah'a sığınırdı. Abdürrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Müslim, Nesâî ve Tirmizî'nin Suheyb'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ikindi namazını kıldırdığında fısıldardı. Kendisine: "Ey Allah'ın Resûlü! Sen ikindi namazını kıldırdığında fısıldıyorsun" denildi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Peygamberlerden bir peygamber ümmetini çok beğenmiş ve: 'Bunların karşısında kim durabilir ki?' demişti. Allah ona, onları kendilerinden intikam alınması ile üzerlerine düşmanlarının musallat edilmesi arasında muhayyer bırakmasını vahyetti. Onlar intikamı seçtiler. Bunun üzerine üzerlerine ölüm musallat edildi ve onlardan bir günde yetmiş...

58868. Metin

ألفا قَالَ: وَكَانَ إِذا حدث بِهَذَا الحَدِيث الآخر كَانَ ملك من الْمُلُوك وَكَانَ لذَلِك الْملك كَاهِن يكهن لَهُ فَقَالَ لَهُ ذَلِك الكاهن: انْظُرُوا إِلَى غُلَاما فهما أَو قَالَ: فطناً لقناً فَأعلمهُ علمي هَذَا فَإِنِّي أَخَاف أَن أَمُوت فَيَنْقَطِع هَذَا الْعلم مِنْكُم وَلَا يكون فِيكُم من يُعلمهُ قَالَ: فنظروا لَهُ على مَا وصف فأمروه أَن يحضر ذَلِك الكاهن وَإِن يخْتَلف إِلَيْهِ فَجعل الْغُلَام يخْتَلف إِلَيْهِ وَكَانَ على طَرِيق الْغُلَام رَاهِب فِي صومعته فَجعل الْغُلَام يسْأَل الراهب كلما مر بِهِ فَلم يزل بِهِ حَتَّى أخبرهُ فَقَالَ: إِنَّمَا أعبد الله فَجعل الْغُلَام يمْكث عِنْد الراهب ويبطئ على الكاهن فَأرْسل الكاهن إِلَى أهل الْغُلَام أَنه لَا يكَاد يحضرني فَأخْبر الْغُلَام الراهب بذلك فَقَالَ لَهُ الراهب: إِذا قَالَ لَك: أَيْن كنت فَقل: عِنْد أَهلِي وَإِذا قَالَ لَك أهلك: أَيْن كنت فَقل: عِنْد الكاهن

...bin [kişi] öldü." [Râvi] dedi ki: [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem] diğer şu hadisi anlattığında [şöyle buyururdu]: "Hükümdarlardan bir hükümdar vardı. Bu hükümdarın kendisine kehanette bulunan bir kâhini vardı. O kâhin ona: 'Bana anlayışlı -veya zeki ve çabuk kavrayan- bir çocuk bulun da ona bu ilmimi öğreteyim; çünkü ölmemden, bu ilmin aranızda kesilmesinden ve içinizde bunu öğretecek kimse kalmamasından korkuyorum' dedi. [Râvi] dedi ki: Onun tarif ettiği gibi birini arayıp buldular ve ona o kâhinin yanına gidip gelmesini emrettiler. Çocuk da onun yanına gidip gelmeye başladı. Çocuğun yolu üzerinde manastırında bir rahip vardı. Çocuk her yanından geçtiğinde rahibe sorular soruyordu. Rahip sonunda ona haber verip: 'Ben sadece Allah'a ibadet ediyorum' dedi. Çocuk rahibin yanında kalmaya ve kâhine gecikmeye başladı. Kâhin çocuğun ailesine: 'Neredeyse hiç yanıma gelmiyor' diye haber gönderdi. Çocuk bunu rahibe anlatınca rahip ona: '[Kâhin] sana: Neredeydin? dediğinde, Ailemin yanındaydım, de. Ailen sana: Neredeydin? dediğinde ise, Kâhinin yanındaydım, de' dedi.

58869. Metin

فَبَيْنَمَا الْغُلَام على ذَلِك إِذْ مر بِجَمَاعَة من النَّاس كَثِيرَة قد حبستهم دَابَّة يُقَال كَانَت أسداً فَأخذ الْغُلَام حجرا فَقَالَ: اللَّهُمَّ إِن كَانَ مَا يَقُول الراهب حَقًا فأسألك أَن أقتل هَذِه الدَّابَّة وَإِن كَانَ مَا يَقُوله: الكاهن حَقًا فأسألك أَن لَا أقتلها ثمَّ رمى فَقتل الدَّابَّة فَقَالَ النَّاس: من قَتلهَا فَقَالُوا: الْغُلَام

Çocuk bu haldeyken bir gün, bir canavarın -aslan olduğu söylenir- yollarını kestiği kalabalık bir insan topluluğunun yanından geçti. Çocuk bir taş alıp: 'Allahım! Eğer rahibin söylediği hak ise bu canavarı öldürmemi nasip etmeni diliyorum; şayet kâhinin söylediği hak ise onu öldürmememi nasip etmeni diliyorum' dedi. Sonra [taşı] attı ve canavarı öldürdü. İnsanlar: 'Onu kim öldürdü?' dediler. 'Çocuk' dediler.

58870. Metin

فَفَزعَ النَّاس وَقَالُوا: قد علم هَذَا الْغُلَام علما لم يُعلمهُ أحد فَسمع أعمى فَجَاءَهُ فَقَالَ لَهُ: إِن أَنْت رددت بَصرِي فلك كَذَا وَكَذَا فَقَالَ الْغُلَام: لَا أُرِيد مِنْك هَذَا وَلَكِن أَرَأَيْت إِن رَجَعَ عَلَيْك بَصرك أتؤمن بِالَّذِي رده عَلَيْك قَالَ: نعم فَدَعَا الله فَرد عَلَيْهِ بَصَره فَآمن الْأَعْمَى فَبلغ الْملك أَمرهم فَبعث إِلَيْهِم فَأتى بهم فَقَالَ: لأقتلن كل وَاحِد مِنْكُم قتلة لَا أقتل بهَا صَاحبه فَأمر بِالرَّاهِبِ وَالرجل الَّذِي كَانَ أعمى فَوضع الْمِنْشَار على مفرق أَحدهمَا فَقتله وَقتل الآخر بقتلة أُخْرَى ثمَّ أَمر بالغلام فَقَالَ: انْطَلقُوا بِهِ إِلَى جبل كَذَا وَكَذَا فألقوه من رَأسه

İnsanlar dehşete kapılıp: 'Bu çocuk hiç kimsenin bilmediği bir ilim bilmektedir' dediler. Bunu kör bir adam duyup onun yanına geldi ve ona: 'Eğer gözlerimi bana geri verirsen sana şu şu [mükâfatlar] vardır' dedi. Çocuk: 'Ben senden bunu istemiyorum. Fakat söyle bakalım, eğer gözlerin sana geri dönerse, onu sana geri verene iman eder misin?' dedi. O da: 'Evet' dedi. [Çocuk] Allah'a dua etti ve [Allah] onun gözlerini geri verdi; bunun üzerine kör adam iman etti. Durumları hükümdara ulaştı, o da onlara haber gönderip onları getirtti ve: 'Her birinizi, arkadaşını öldürmediğim bir tarzda mutlaka öldüreceğim' dedi. Rahip ile eskiden kör olan adam hakkında emir verdi; birinin başının ortasına testere konulup öldürüldü, diğeri ise başka bir şekilde öldürüldü. Sonra çocuk hakkında emir verip: 'Onu falan falan dağa götürün ve zirvesinden aşağı atın' dedi.

58871. Metin

فَانْطَلقُوا بِهِ إِلَى ذَلِك الْجَبَل فَلَمَّا انْتَهوا بِهِ إِلَى ذَلِك الْمَكَان الَّذِي أَرَادوا أَن يلقوه مِنْهُ جعلُوا يتهافتون من ذَلِك الْجَبَل وتردون حَتَّى لم يبْق مِنْهُم إِلَى الْغُلَام ثمَّ رَجَعَ الْغُلَام فَأمر الْملك أَن ينطلقوا بِهِ إِلَى الْبَحْر فَيُلْقُوهُ فِيهِ فَانْطَلق بِهِ إِلَى الْبَحْر فغرق الله الَّذين كَانُوا مَعَه وأنجاه الله

Onu o dağa götürdüler. Onu aşağı atmak istedikleri o yere vardıklarında, o dağdan birer birer düşüp yuvarlanmaya başladılar; öyle ki çocuktan başka hiçbiri kalmadı. Sonra çocuk geri döndü. Bunun üzerine hükümdar onu denize götürüp içine atmalarını emretti. Onu denize götürdüler; Allah onunla beraber olanları boğdu ve çocuğu kurtardı.

58872. Metin

فَقَالَ الْغُلَام للْملك: إِنَّك لَا تقتلني إِلَّا أَن تصلبني وترميني وَتقول: بِسم الله رب الْغُلَام فَأمر بِهِ فصلب ثمَّ رَمَاه وَقَالَ: بِسم الله رب الْغُلَام فَأمر بِهِ فصلب ثمَّ رَمَاه وَقَالَ: بِسم الله رب الْغُلَام فَوضع الْغُلَام يَده على صُدْغه حِين رمي ثمَّ مَاتَ

Çocuk hükümdara: 'Beni ancak beni asıp [ok] atarak ve: Çocuğun Rabbinin adıyla, diyerek öldürebilirsin' dedi. [Hükümdar] onun hakkında emir verdi; o da asıldı, sonra ona [ok] atıp: 'Çocuğun Rabbinin adıyla' dedi. [Hükümdar] onun hakkında emir verdi, o da asıldı, sonra ona [ok] atıp: 'Çocuğun Rabbinin adıyla' dedi. Çocuk [ok] atıldığı anda elini şakağına koydu, sonra vefat etti.

58873. Metin

فَقَالَ النَّاس: لقد علم هَذَا الْغُلَام علما مَا علمه أحد فَإنَّا نؤمن بِرَبّ هَذَا الْغُلَام فَقيل للْملك: أجزعت أَن خالفك ثَلَاثَة فَهَذَا

Bunun üzerine insanlar: 'Gerçekten bu çocuk hiç kimsenin bilmediği bir ilim bilmekteymiş; biz bu çocuğun Rabbine iman ettik' dediler. Hükümdara: 'Sana üç kişi karşı çıktı diye endişelenmiştin, işte...

58874. Metin

الْعَالم كلهم قد خالفوك قَالَ: فخدّ أُخْدُودًا ثمَّ ألْقى فِيهَا الْحَطب وَالنَّار ثمَّ جمع النَّاس فَقَالَ: من رَجَعَ عَن دينه تَرَكْنَاهُ وَمن لم يرجع ألقيناه فِي هَذِه النَّار

...bütün insanlar sana karşı çıktı' denildi. [Hükümdar] bir hendek kazdı, sonra içine odun ve ateş attı, ardından insanları toplayıp: 'Kim dininden dönerse onu serbest bırakırız, kim de dönmezse onu bu ateşe atarız' dedi.

58875. Metin

فَجعل يُلقيهِمْ فِي تِلْكَ الْأُخْدُود فَقَالَ: يَقُول الله: {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود النَّار ذَات الْوقُود} حَتَّى بلغ {الْعَزِيز الحميد} فَأَما الْغُلَام فَإِنَّهُ دفن ثمَّ أخرج فيذكر أَنه أخرج فِي زمن عمر بن الْخطاب واصبعه على صُدْغه كَمَا وَضعهَا حِين قتل

Onları o hendeğe atmaya başladı. [Râvi] dedi ki: Allah: {قتل أَصْحَاب الْأُخْدُود النَّار ذَات الْوقُود} “Kahrolsun o hendek ashabı! O yakıt dolu ateş...” ayetinden {الْعَزِيز الحميد} “...El-Azîz ve El-Hamîd olan” [ifadesine] kadar buyurmaktadır. Çocuğa gelince; o defnedilmiş, sonra [kabirden] çıkarılmıştır. Anlatıldığına göre o, Ömer b. el-Hattâb zamanında, parmağı tıpkı öldürüldüğü anda koyduğu gibi şakağının üzerindeyken çıkarılmıştır.

58876. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن مرْدَوَيْه عَن صُهَيْب أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ: كَانَ ملك مِمَّن كَانَ قبلكُمْ وَكَانَ لَهُ سَاحر فَلَمَّا كبر السَّاحر قَالَ للْملك: إِنِّي قد كَبرت سني وَحضر أَجلي فادفع إليّ غُلَاما أعلمهُ السحر

Abd b. Humeyd ve İbn Merdeveyh'in Suheyb'den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekilerden bir hükümdar vardı. Onun bir büyücüsü vardı. Büyücü yaşlanınca hükümdara: 'Ben yaşlandım ve ecelim yaklaştı; bana bir çocuk ver de ona büyüyü öğreteyim' dedi.

58877. Metin

فَدفع إِلَيْهِ غُلَاما فَكَانَ يُعلمهُ السحر

[Hükümdar] ona bir çocuk verdi, o da çocuğa büyüyü öğretiyordu.

58878. Metin

وَكَانَ بَين السَّاحر وَبَين الْملك رَاهِب فَأتى الْغُلَام على الراهب فَسمع من كَلَامه فأعجبه نَحوه وَكَلَامه فَكَانَ إِذا أَتَى على السَّاحر ضربه وَقَالَ: ماحبسك فَإِذا أَتَى أَهله جلس عِنْد الراهب فيبطئ فَإِذا أَتَى أَهله ضربوه وَقَالُوا: ماحبسك فَشَكا ذَلِك إِلَى الراهب فَقَالَ: إِذا أَرَادَ السَّاحر أَن يَضْرِبك فَقل: حَبَسَنِي أَهلِي وَإِذا أَرَادَ أهلك أَن يضربوك فَقل: حَبَسَنِي السَّاحر

Büyücü ile hükümdar arasında bir rahip vardı. Çocuk rahibin yanına uğradı, onun sözünü dinledi; onun tarzı ve sözü hoşuna gitti. Büyücünün yanına gittiğinde büyücü onu dövüyor ve: 'Seni ne alıkoydu?' diyordu. Ailesine gittiğinde de rahibin yanında oturuyor ve gecikiyordu; ailesinin yanına varınca onlar da onu dövüyor ve: 'Seni ne alıkoydu?' diyorlardı. Çocuk bu durumu rahibe şikâyet etti. Rahip: 'Büyücü seni dövmek istediğinde: Beni ailem alıkoydu, de. Ailen seni dövmek istediğinde ise: Beni büyücü alıkoydu, de' dedi.

58879. Metin

فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِك إِذْ أَتَى ذَات يَوْم على دَابَّة فظيعة عَظِيمَة قد حبست النَّاس فَلَا يَسْتَطِيعُونَ أَن يجوزوا فَقَالَ الْغُلَام: الْيَوْم أعلم أَمر الراهب أحب إِلَى الله أم أَمر السَّاحر

Çocuk bu haldeyken bir gün, insanların yolunu kesmiş ve onların geçmesine imkân vermeyen korkunç, büyük bir canavarın yanına vardı. Çocuk: 'Bugün rahibin durumunun mu yoksa büyücünün durumunun mu Allah'a daha sevimli olduğunu öğreneceğim' dedi.

58880. Metin

فَأخذ حجرا فَقَالَ: اللَّهُمَّ إِن كَانَ أَمر الراهب أحب إِلَيْك وأرضى لَك من أَمر السَّاحر فَاقْتُلْ هَذِه الدَّابَّة حَتَّى يجوز النَّاس

Bir taş alıp: 'Allahım! Eğer rahibin durumu sana büyücünün durumundan daha sevimli ve daha razı olunan bir şey ise, insanların geçebilmesi için bu canavarı öldür' dedi.

58881. Metin

فَرَمَاهَا فَقَتلهَا وَمضى النَّاس فَأخْبر الراهب بذلك فَقَالَ: أَي بني أَنْت أفضل مني وَإنَّك ستبتلى فَإِن ابْتليت فَلَا تدل عَليّ

Taşı fırlatıp onu öldürdü ve insanlar yollarına devam ettiler. Çocuk bunu rahibe anlattı. Rahip: 'Yavrucuğum! Sen benden daha üstünsün ve sen muhakkak imtihan edileceksin. Eğer imtihan edilirsen yerimi gösterme' dedi.

58882. Metin

وَكَانَ الْغُلَام يُبرئ الأكمه والأبرص وَسَائِر الأدواء ويشفيهم وَكَانَ جليس الْملك قد عمي فَسمع بِهِ فَأَتَاهُ بِهَدَايَا كَثِيرَة فَقَالَ لَهُ: اشفني وَلَك مَا هَهُنَا أجمع فَقَالَ: مَا أشفي أَنا أحدا إِنَّمَا يشفي الله فَإِن آمَنت بِاللَّه دَعَوْت الله فشفاك فَآمن فَدَعَا لَهُ فشفاه

Çocuk anadan doğma körü, alacalıyı ve diğer hastalıkları iyileştiriyor, onlara şifa veriyordu. Hükümdarın meclis arkadaşı kör olmuştu. Çocuğun durumunu duyunca birçok hediye ile onun yanına geldi ve ona: 'Bana şifa ver, buradakilerin hepsi senin olsun' dedi. Çocuk: 'Ben hiç kimseye şifa veremem; şifa veren ancak Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen O'na dua ederim, O da sana şifa verir' dedi. Adam iman etti; çocuk da ona dua etti ve Allah ona şifa verdi.

58883. Metin

ثمَّ أَتَى الْملك فَجَلَسَ مِنْهُ نَحْو مَا كَانَ يجلس فَقَالَ لَهُ الْملك: يَا فلَان من رد عَلَيْك بَصرك قَالَ: رَبِّي قَالَ: أَنا

Sonra hükümdarın yanına gelip her zamanki gibi oturdu. Hükümdar ona: 'Ey filan! Gözünü sana kim geri verdi?' dedi. O: 'Rabbim' dedi. [Hükümdar]: 'Ben mi?' dedi.

58884. Metin

قَالَ: لَا

[Adam]: "Hayır" dedi.

58885. Metin

قَالَ: أولك رب غَيْرِي قَالَ: نعم

[Hükümdar]: "Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. O: "Evet" dedi.

58886. Metin

فَلم يزل بِهِ يعذبه حَتَّى دلّ على الْغُلَام فَبعث إِلَيْهِ الْملك فَقَالَ: أَي بني قد بلغ من سحرك أَن تبرئ الأكمه والأبرص وَهَذِه الأدواء قَالَ: مَا أشفي أَنا أحدا مَا يشفي غير الله

[Hükümdar] çocuğu gösterene kadar ona işkence etmeye devam etti. Hükümdar çocuğa haber gönderip [getirtti ve]: "Yavrucuğum! Senin büyün anadan doğma körü, alacalıyı ve şu hastalıkları iyileştirecek seviyeye mi ulaştı?" dedi. [Çocuk]: "Ben hiç kimseye şifa veremem; Allah'tan başkası şifa vermez" dedi.

58887. Metin

قَالَ: أَنا قَالَ: لَا

[Hükümdar]: "Ben [değil miyim]?" dedi. [Çocuk]: "Hayır" dedi.

58888. Metin

قَالَ: وَإِن لَك رَبًّا غَيْرِي قَالَ: نعم رَبِّي وَرَبك

[Hükümdar]: "Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. [Çocuk]: "Evet, benim Rabbim de senin Rabbin de...

58889. Metin

الله

...Allah'tır" dedi.

58890. Metin

فَأَخذه أَيْضا بِالْعَذَابِ فَلم يزل بِهِ حَتَّى دلّ على الراهب

Onu da işkenceye aldı ve rahibi gösterene kadar ona işkence etmeye devam etti.

58891. Metin

فَقَالَ لَهُ: ارْجع عَن دينك فَأبى فَوضع الْمِنْشَار فِي مفرقه حَتَّى وَقع شقاه على الأَرْض وَقَالَ للغلام: ارْجع عَن دينك فَأبى فَبعث بِهِ مَعَ نفر إِلَى جبل كَذَا وَكَذَا وَقَالَ: إِذا بَلغْتُمْ ذروته فَإِن رَجَعَ عَن دينه وَإِلَّا فدهدهوه من فَوْقه

[Hükümdar rahibe]: "Dininden dön!" dedi, fakat o reddetti. Bunun üzerine testere başının ortasına konuldu ve iki parçası yere düşene kadar [kesildi]. Çocuğa da: "Dininden dön!" dedi, o da reddetti. Bunun üzerine onu birkaç kişiyle falan falan dağa gönderdi ve: "Zirvesine vardığınızda dininden dönerse [bırakın], aksi halde onu tepesinden aşağı yuvarlayın" dedi.

58892. Metin

فَذَهَبُوا بِهِ فَلَمَّا علوا بِهِ الْجَبَل قَالَ: اللَّهُمَّ اكفنيهم بِمَا شِئْت

Onu götürdüler. Onunla dağa çıktıklarında [çocuk]: "Allahım! Dilediğin şekilde beni onlardan kurtar" dedi.

58893. Metin

فَرَجَفَ بهم الْجَبَل فتدهدهوا أَجْمَعِينَ

Dağ onları sarstı ve hepsi aşağı yuvarlandılar.

58894. Metin

وَجَاء الْغُلَام يتلمس حَتَّى دخل على الْملك فَقَالَ: مَا فعل أَصْحَابك قَالَ: كفانيهم الله

Çocuk yürüyerek hükümdarın yanına girdi. [Hükümdar]: "Arkadaşların ne yaptı?" dedi. [Çocuk]: "Allah beni onlardan kurtardı" dedi.

58895. Metin

فَبعث بِهِ فِي قُرْقُور مَعَ نفر فَقَالَ: إِذا لججتم بِهِ الْبَحْر فَإِن رَجَعَ عَن دينه وَإِلَّا فأغرقوه

Bunun üzerine onu birkaç kişiyle bir gemiye koyup gönderdi ve: "Onunla denizin ortasına vardığınızda dininden dönerse [bırakın], aksi halde onu boğun" dedi.

58896. Metin

فلجوا بِهِ الْبَحْر فَقَالَ الْغُلَام: اللَّهُمَّ أكفنيهم بِمَا شِئْت

Onunla denizin ortasına vardıklarında çocuk: "Allahım! Dilediğin şekilde beni onlardan kurtar" dedi.

58897. Metin

فَغَرقُوا أَجْمَعِينَ

Hepsi boğuldular.

58898. Metin

وَجَاء الْغُلَام يتلمس حَتَّى دخل على الْملك

Çocuk yürüyerek hükümdarın yanına girdi.

58899. Metin

فَقَالَ: مَا فعل أَصْحَابك قَالَ: كفانيهم الله

[Hükümdar]: "Arkadaşların ne yaptı?" dedi. [Çocuk]: "Allah beni onlardan kurtardı" dedi.

58900. Metin

ثمَّ قَالَ للْملك: إِنَّك لست بِقَاتِلِي حَتَّى تفعل مَا آمُرك بِهِ فَإِن أَنْت فعلت مَا آمُرك بِهِ قتلتني وَإِلَّا فَإنَّك لن تَسْتَطِيع قَتْلِي

Sonra hükümdara: "Sana emrettiğim şeyi yapmadıkça beni öldüremezsin. Eğer sana emrettiğim şeyi yaparsan beni öldürürsün, aksi takdirde beni asla öldüremezsin" dedi.

58901. Metin

قَالَ: وَمَا هُوَ قَالَ: تجمع النَّاس فِي صَعِيد ثمَّ تصلبني على جذع وَتَأْخُذ سَهْما من كِنَانَتِي ثمَّ قل بِسم الله رب الْغُلَام فَإنَّك إِذا فعلت ذَلِك قتلتني

[Hükümdar]: "O nedir?" dedi. [Çocuk]: "İnsanları düz ve geniş bir alanda toplarsın, sonra beni bir kütüğe asarsın, ok torbamdan bir ok alırsın ve ardından 'Çocuğun Rabbinin adıyla' dersin. Bunu yaparsan beni öldürürsün" dedi.

58902. Metin

فَفعل وَوضع السهْم فِي كبد الْقوس ثمَّ رَمَاه وَقَالَ: بِسم الله رب الْغُلَام

[Hükümdar] bunu yaptı; oku yayın ortasına koydu, sonra oku fırlattı ve: "Çocuğun Rabbinin adıyla" dedi.

58903. Metin

فَوَقع السهْم فِي صُدْغه

Ok [çocuğun] şakağına isabet etti.

58904. Metin

فَوضع الْغُلَام يَده على مَوضِع السهْم وَمَات

Çocuk elini okun isabet ettiği yere koydu ve vefat etti.

58905. Metin

فَقَالَ النَّاس: آمنا بِرَبّ الْغُلَام

Bunun üzerine insanlar: "Çocuğun Rabbine iman ettik!" dediler.

58906. Metin

فَقيل للْملك: أَرَأَيْت مَا كنت تحذر فقد وَالله نزل بك هَذَا من [آمن] النَّاس كلهم

Hükümdara: "Korkup çekindiğin şeyi gördün mü? Vallahi o başına geldi; bütün insanlar iman etti" denildi.

58907. Metin

فَأمر بأفواه السكَك فخدت فِيهَا الْأُخْدُود وأضرمت فِيهَا النيرَان وَقَالَ: من رَجَعَ عَن دينه فَدَعوهُ وَإِلَّا فاقحموه فِيهَا

Bunun üzerine sokak başlarında hendekler kazılmasını ve içlerinde ateşler yakılmasını emretti ve: "Kim dininden dönerse onu bırakın, aksi halde onu içine atın" dedi.

58908. Metin

فَكَانُوا يتقارعون فِيهَا ويتدافعون فَجَاءَت امْرَأَة بِابْن لَهَا صَغِير فَكَأَنَّهَا تَقَاعَسَتْ أَن تقع فِي النَّار فَقَالَ الصَّبِي: يَا أمه اصْبِرِي فَإنَّك على الْحق

İnsanlar [ateşe girmemek için] birbiriyle çekişiyor ve birbirlerini itiyorlardı. Beraberinde küçük bir oğlu olan bir kadın geldi; ateşe düşmekten çekinir gibi oldu. Bunun üzerine çocuk: "Anneciğim, sabret; şüphesiz sen hak üzeresin!" dedi.

58909. Metin

الْآيَة ١٢ - ٢٢

12-22. Ayetler

58910. Metin

أخرج ابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: قسم {وَالسَّمَاء ذَات البروج} إِلَى قَوْله: {وَشَاهد ومشهود} قَالَ: هَذَا قسم على أَن بَطش رَبك لشديد إِلَى آخرهَا

İbnü'l-Münzir ve sahih olduğunu belirterek Hâkim'in İbn Mes'ûd'dan rivayet ettiğine göre o: {وَالسَّمَاء ذَات البروج} “Burçlar sahibi göğe andolsun” ayetinden {وَشَاهد ومشهود} “...şahitlik edene ve şahitlik edilene” sözüne kadar [olan kısmı] zikredip: "Bu, {إِن بَطش رَبك لشديد} “Şüphesiz Rabbinin yakalaması pek çetindir” [ayetine] ve [surenin] sonuna kadar olan kısma yapılan bir yemindir" demiştir.

58911. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله: {إِن بَطش رَبك لشديد} قَالَ: هَهُنَا الْقسم {إِنَّه هُوَ يبدئ وَيُعِيد} قَالَ: يبدئ الْخلق ثمَّ يُعِيدهُ {وَهُوَ الغفور الْوَدُود} قَالَ: يود على طَاعَته من أطاعه

İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre o, {إِن بَطش رَبك لشديد} “Şüphesiz Rabbinin yakalaması pek çetindir” ayeti hakkında: "Yemin burayadır" demiş; {إِنَّه هُوَ يبدئ وَيُعِيد} “Şüphesiz O, [varlığı] ilk defa yaratır ve [ölümden sonra] tekrar diriltir” ayeti hakkında: "Yaratmayı ilk defa yapar, sonra onu tekrar diriltir" demiş; {وَهُوَ الغفور الْوَدُود} “O, çok bağışlayandır, çok sevendir” ayeti hakkında da: "Kendisine itaat edeni, itaati sebebiyle sever" demiştir.

58912. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس {إِنَّه هُوَ يبدئ وَيُعِيد} قَالَ: يبدئ الْعَذَاب ويعيده

İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {إِنَّه هُوَ يبدئ وَيُعِيد} “Şüphesiz O, [varlığı] ilk defa yaratır ve [ölümden sonra] tekrar diriltir” ayeti hakkında: "Azabı ilk defa tattırır ve onu tekrarlar" demiştir.

58913. Metin

وَأخرج عَن ابْن عَبَّاس {إِنَّه هُوَ يبدئ وَيُعِيد} قَالَ: يبدئ الْعَذَاب ويعيده

Yine İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre o, {إِنَّه هُوَ يبدئ وَيُعِيد} “Şüphesiz O, [varlığı] ilk defa yaratır ve [ölümden sonra] tekrar diriltir” ayeti hakkında: "Azabı ilk defa tattırır ve onu tekrarlar" demiştir.

58914. Metin

وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن الْحُسَيْن بن وَاقد فِي قَوْله: {وَهُوَ الغفور الْوَدُود} قَالَ: الغفور للْمُؤْمِنين الْوَدُود لأوليائه

Ebü'ş-Şeyh'in Hüseyin b. Vâkıd'dan rivayet ettiğine göre o, {وَهُوَ الغفور الْوَدُود} “O, çok bağışlayandır, çok sevendir” ayeti hakkında: "Müminleri çok bağışlayan, dostlarını çok sevendir" demiştir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.