23499. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
23500. Metin
سورة القارعة
Kâria Suresi
23501. Metin
وهي مكية بلا خلاف.
Aralarında ihtilaf olmaksızın Mekkîdir.
23502. Metin
قوله ﷿:
Aziz ve Celil olan [Allah]’ın şu buyruğu:
23503. Metin
[سورة القارعة (١٠١) : الآيات ١ الى ١١]
[Kâria Suresi (101), Âyetler 1-11]
23504. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
23505. Metin
الْقارِعَةُ (١) مَا الْقارِعَةُ (٢) وَما أَدْراكَ مَا الْقارِعَةُ (٣) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَراشِ الْمَبْثُوثِ (٤)
1. Kâria! 2. Nedir o Kâria? 3. Kâria'nın ne olduğunu sana ne bildirdi? 4. O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olur,
23506. Metin
وَتَكُونُ الْجِبالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوازِينُهُ (٦) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ راضِيَةٍ (٧) وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هاوِيَةٌ (٩)
5. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur. 6. Artık tartıları ağır gelen kimseye gelince, 7. O, hoşnut kalacağı bir yaşayış içindedir. 8. Tartıları hafif gelen kimseye gelince, 9. Onun anası (barınağı) Hâviye’dir.
23507. Metin
وَما أَدْراكَ ما هِيَهْ (١٠) نارٌ حامِيَةٌ (١١)
10. Onun ne olduğunu sana ne bildirdi? 11. Kızgın bir ateştir!
23508. Metin
قرأ: «القارعة ما القارعة» بالنصب عيسى، قال جمهور المفسرين: الْقارِعَةُ يوم القيامة نفسها لأنها تقرع القلوب بهولها، وقال قوم من المتأولين: الْقارِعَةُ: صيحة النفخة في الصور، لأنها تقرع الأسماع، وفي ضمن ذلك القلوب، وفي قوله تعالى: وَما أَدْراكَ تعظيم لأمرها، وقد تقدم مثله، ويَوْمَ: ظرف، والعامل فيه الْقارِعَةُ. وأمال أبو عمرو: الْقارِعَةُ، و «الفراش» : طير دقيق يتساقط في النار ويقصدها، ولا يزال يقتحم على المصباح ونحوه حتى يحترق، ومنه قول الرسول ﷺ: «أنا آخذ بحجزكم عن النار، وأنتم تقتحمون فيها تقاحم الفراش والجنادب» ، وقال الفراء:
İsa [b. Ömer], {القارعة ما القارعة} ibaresini nasb (üstün) ile okumuştur. Müfessirlerin cumhuru şöyle demiştir: el-Kâria (الْقارِعَةُ), dehşetiyle kalpleri çarptığı (sarstığı) için kıyamet gününün bizzat kendisidir. Tevil ehlinden bir topluluk ise şöyle demiştir: el-Kâria, kulakları ve bununla beraber kalpleri sarstığı için sûra üfürülüş çığlığıdır. Yüce [Allah]’ın: {وَما أَدْراكَ} “Sana ne bildirdi?” buyruğunda onun durumunu yüceltme (tazim) vardır; benzeri daha önce geçmişti. {يَوْمَ} “O gün” kelimesi zarftır ve onda amel eden lafız {الْقارِعَةُ} lafzıdır. Ebû Amr {الْقارِعَةُ} kelimesini imâle ile okumuştur. el-Ferâş (الفراش): Ateşe düşen, ateşi kasteden ve yanıncaya kadar lambaya ve benzerlerine hücum etmekten geri durmayan küçük kelebek/pervane türü böcektir. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şu sözü de bu kabildendir: «Ben ateşe düşmeyesiniz diye sizin eteklerinizden tutuyorum; siz ise pervanelerin ve çekirgelerin ateşe hücum ettiği gibi ona hücum ediyorsunuz.» Ferrâ şöyle demiştir:
23509. Metin
«الفراش» في الآية: غوغاء الجراد وهو صغيره الذي ينتشر في الأرض والهواء، الْمَبْثُوثِ هنا معناه:
Ayette geçen el-Ferâş (الفراش): Yerde ve havada yayılan çekirge sürüsüdür, yani çekirgenin küçüğüdür. Buradaki el-Mebsûs (الْمَبْثُوثِ) kelimesinin anlamı ise:
23510. Metin
المتفرق، جمعه وجملته موجودة متصلة، وقال بعض العلماء: الناس أول قيامهم من القبور كَالْفَراشِ الْمَبْثُوثِ، لأنهم يجيئون ويذهبون على غير نظام، يدعوهم الداعي فيتوجهون إلى ناحية المحشر فهم حينئذ كالجراد المنتشر، لأن الجراد إنما توجهه إلى ناحية مقصودة، واختلف اللغويون في: «العهن» ، فقال أكثرهم: هو الصوف عاما، وقال آخرون: وهو الصوف الأحمر، وقال آخرون: هو الصوف الملون ألوانا، واحتج بقول زهير:
Dağılmış olandır; [halbuki] onun cemi ve topluluğu bir arada ve birbirine bitişik bulunur. Bazı âlimler şöyle demiştir: İnsanlar kabirlerinden ilk kalktıklarında {كَالْفَراشِ الْمَبْثُوثِ} “yayılmış pervaneler gibidir”; çünkü onlar düzensiz bir şekilde bir gelip bir giderler. Çağırıcı onları çağırdığında ise mahşer tarafına yönelirler; işte o anda yayılan çekirgeler gibi olurlar, zira çekirge ancak hedeflenen bir yöne doğru gider. Dilciler el-Ihn (العهن) konusunda ihtilaf etmişlerdir; çoğunluğu: 'O genel olarak yündür' demiştir. Diğerleri: 'O kırmızı yündür' demiş, başkaları da: 'O türlü renklere boyanmış yündür' demiş ve Züheyr’in şu beytini delil getirmiştir:
23511. Metin
كأن فتات العهن في كل منزل ... نزلن به حب الفنا لم يحطم
Sanki onların konakladıkları her menzildeki renkli yün kırıntıları, ... henüz kırılmamış fena (yaban üzümü) taneleri gibidir.
23512. Metin
والفنا: عنب الثعلب، وحبه قبل التحطم منه الأخضر والأحمر والأصفر، وكذلك الجبال جدد بيض وحمر وسود وصفر، فجاء التشبيه ملائما، وكون الْجِبالُ كَالْعِهْنِ، إنما هو وقت التفتيت قبل النسف
el-Fenâ (الفنا): Yaban üzümüdür; kırılmadan önceki tanelerinden yeşil, kırmızı ve sarı olanı vardır. Dağlar da böyledir; beyaz, kırmızı, siyah ve sarı yollara (çizgilere) sahiptir. Dolayısıyla benzetme mutabık gelmiştir. Dağların {كَالْعِهْنِ} “renkli yün gibi” olması ise savrulup
23513. Metin
ومصيرها هباء، وهي درجات، والنفش: خلخلة الأجزاء وتفريقها عن تراصها، وفي قراءة ابن مسعود وابن جبير: «كالصوف المنفوش» ، و «الموازين» : هي التي في القيامة، فقال جمهور العلماء والفقهاء والمحدثين: ميزان القيامة بعمود ليبين الله أمر العباد بما عهدوه وتيقنوه، وقال مجاهد: ليس تم ميزان إنما هو العدل مثل ذكره بالميزان إذ هو أعدل ما يدري الناس، وجمعت الموازين للإنسان لما كانت له موزونات كثيرة متغايرة، وثقل هذا الميزان هو بالإيمان والأعمال، وخفته بعدمها وقلتها، ولن يخف خفة موبقة ميزان مؤمن. وعِيشَةٍ راضِيَةٍ معناه: ذات رضى على النسب، وهذا قول الخليل وسيبويه، وقوله تعالى:
toz duman haline gelmesinden önceki ufalanma vaktindedir; bu durum aşama aşamadır. en-Nefş (النفش): Parçaların gevşetilip sıkılığının birbirinden ayrılmasıdır. İbn Mes‘ûd ve İbn Cübeyr’in kıraatinde: «كالصوف المنفوش» (atılmış yün gibi) şeklindedir. el-Mevâzîn (الموازين) ise kıyametteki mizanlardır. Âlimlerin, fakihlerin ve muhaddislerin cumhuru şöyle demiştir: Kıyamet terazisi, Allah’ın kullara durumlarını alışageldikleri ve kesin bildikleri şekilde açıklaması için sütunlu bir terazidir. Mücâhid ise: 'Orada [maddi] bir terazi yoktur, o sadece adalettir; insanların bildiği en adil şey olduğu için terazi ile örneklendirilmiştir' demiştir. İnsanın tartılacak çok ve farklı şeyleri olduğu için mizanlar çoğul olarak zikredilmiştir. Bu terazinin ağır gelmesi iman ve amellerledir; hafif gelmesi ise bunların yokluğu ve azlığı sebebiyledir. Bir müminin terazisi helak edici bir hafiflikle asla hafif gelmez. {عِيشَةٍ راضِيَةٍ} “hoşnut kalacağı bir yaşayış” ifadesinin anlamı: Nisbet üzere 'rıza sahibi' demektir. Bu, Halîl ve Sîbeveyh’in görüşüdür. Yüce [Allah]’ın şu buyruğuna gelince:
23514. Metin
فَأُمُّهُ هاوِيَةٌ قال كثير من المفسرين: المراد بالأم نفس الهاوية، وهي درك من أدراك النار، وهذا كما يقال للأرض: أم الناس لأنها تؤويهم، وكما قال عتبة بن أبي سفيان في الحرب: فنحن بنوها وهي أمنا، فجعل الله الهاوية أم الكافر لما كانت مأواه، وقال آخرون: هو تفاؤل بشر فيه تجوز في أم الولاد، كما قالوا: أمه ثاكل وخوى نجمه وهوى نجمه ونحو هذا، وقال أبو صالح وغيره: المراد أم رأسه لأنهم يهوون على رؤوسهم، وقرأ طلحة: «فإمّه» بكسر الهمزة وضم الميم مشددة، ثم قرر تعالى نبيه على دراية أمرها وتعظيمه ثم أخبره أنها نارٌ حامِيَةٌ، وقرأ: «ما هي» بطرح الهاء في الوصل ابن إسحاق والأعمش، وروى المبرد أن النبي ﷺ قال لرجل: لا أم لك، فقال: يا رسول الله، أتدعوني إلى الهدى وتقول: لا أم لك، فقال رسول الله ﷺ: إنما أردت لا نار لك، قال الله تعالى: فَأُمُّهُ هاوِيَةٌ.
{فَأُمُّهُ هاوِيَةٌ} Müfessirlerin çoğu şöyle demiştir: 'Ümm' (ana) ile kastedilen, Hâviye’nin bizzat kendisidir; o da cehennemin tabakalarından bir tabakadır. Bu tıpkı yeryüzüne insanları barındırdığı için insanların anası denilmesi ve Utbe b. Ebî Süfyân’ın savaşta: 'Biz onun çocuklarıyız, o da bizim anamızdır' demesi gibidir. Allah da kâfirin sığınağı olduğu için Hâviye’yi onun anası kılmıştır. Diğerleri ise şöyle demiştir: Bu, doğuran anaya mecazi olarak yöneltilen kötü bir bedduadır; nitekim 'anası ağlasın', 'yıldızı sönsün / yıldızı batsın' ve benzeri ifadeleri kullandıkları gibi. Ebû Sâlih ve başkaları: 'Kastedilen başının tepesidir, çünkü onlar başları üstüne yuvarlanırlar' demiştir. Talha: {فإمّه} şeklinde hemzenin kesresi ve şeddeli mîmin dammesi ile okumuştur. Sonra Yüce [Allah] Nebisine onun durumunun bilinmesini ve büyüklüğünü tasdik ettirmiş, ardından onun {نارٌ حامِيَةٌ} “kızgın bir ateş” olduğunu haber vermiştir. İbn İshâk ve el-A‘meş vasıl halinde he harfini düşürerek {ما هي} şeklinde okumuşlardır. el-Müberred, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in bir adama: «Anan olmasın (la umme lek)!» buyurduğunu, adamın: 'Ey Allah'ın Resûlü, beni hidayete davet edip de anan olmasın mı diyorsun?' demesi üzerine, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in: «Ben sadece senin için ateş olmasın demek istedim; zira Allah Teâlâ: {فَأُمُّهُ هاوِيَةٌ} buyurmuştur» dediğini rivayet etmiştir.