23575. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
23576. Metin
سورة قريش
Kureyş Suresi
23577. Metin
وهي مكية بلا خلاف.
İhtilafsız olarak Mekkîdir.
23578. Metin
قوله ﷿:
Aziz ve Celil olan [Allah]'ın şu kavli:
23579. Metin
[سورة قريش (١٠٦) : الآيات ١ الى ٤]
[Kureyş Suresi (106): 1-4. Ayetler]
23580. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
23581. Metin
لِإِيلافِ قُرَيْشٍ (١) إِيلافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتاءِ وَالصَّيْفِ (٢) فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَا الْبَيْتِ (٣) الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ (٤)
{ لِإِيلافِ قُرَيْشٍ (١) إِيلافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتاءِ وَالصَّيْفِ (٢) فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَا الْبَيْتِ (٣) الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ (٤) } “Kureyş'in alıştırılması, onların kış ve yaz yolculuğuna alıştırılması için, kendilerini açlıktan doyuran ve korkudan emin kılan bu evin Rabbine ibadet etsinler.”
23582. Metin
قرأ ابن كثير ونافع وأبو عمرو وحفص عن عاصم وحمزة والكسائي: لِإِيلافِ قُرَيْشٍ إِيلافِهِمْ على إفعال والهمزة الثانية ياء، وقرأ ابن عامر «لألآف» على فعال إِيلافِهِمْ على أفعال بياء في الثانية، وقرأ أبو بكر عن عاصم: بهمزتين فيهما الثانية ساكنة، قال أبو علي: وتحقيق عاصم هاتين الهمزتين لا وجه له، وقرأ أبو جعفر: «إلفهم» بلام ساكنة، وقُرَيْشٍ ولد النضر بن كنانة، والتقرش: التكسب، وتقول ألف الرجل الأمر وآلفه غيره، فالله ﷿ آلف قريشا أي جعلهم يألفون رحلتين في العام، رحلة في الشتاء وأخرى في الصيف. ويقال أيضا ألف بمعنى آلف، وأنشد أبو زيد: [الطويل]
İbn Kesîr, Nâfi‘, Ebû Amr, Âsım'dan rivayetle Hafs, Hamza ve el-Kisâî: { لِإِيلافِ قُرَيْشٍ إِيلافِهِمْ } şeklinde if'âl vezninde ve ikinci hemzeyi yâ olarak okumuşlardır. İbn Âmir ise «لألآف» şeklinde fi'âl vezninde, { إِيلافِهِمْ } kelimesini de if'âl vezninde ikincisi yâ olan hemzeyle okumuştur. Âsım'dan rivayetle Ebû Bekr, her ikisinde de ikincisi sakin iki hemze ile okumuştur. Ebû Ali: «Âsım'ın bu iki hemzeyi tahkik ile (açıkça) okumasının bir veçhi yoktur» demiştir. Ebû Ca‘fer ise lâm sakin olarak «إلفهم» şeklinde okumuştur. Kureyş (قُرَيْشٍ), Nadr b. Kinâne'nin evlatlarıdır. et-Tekarruş (التقرش), kazanç sağlamak demektir. «Adam işe alıştı» anlamında elif (ألف الرجل الأمر), «başkası onu alıştırdı» anlamında da âlefe (وآلفه غيره) denir. Aziz ve Celil olan Allah da Kureyş'i alıştırmıştır; yani onları yılda biri kışın diğeri yazın olmak üzere iki yolculuğa alıştırmıştır. Ayrıca elif (ألف) fiilinin âlefe (آلف) anlamında olduğu da söylenir. Ebû Zeyd şu beyti inşad etmiştir: [Tavîl]
23583. Metin
من المؤلفات الرمل أدماء حرة ... شعاع الضحى في جيدها يتوضح
Kumluk alana alışkın, beyaz tenli, hür bir ceylan / Ki boynunda kuşluk vaktinin ışığı parıldar.
23584. Metin
فألف وإلاف مصدر ألف، و «إيلاف» مصدر آلف، قال بعض الناس: كانت الرحلتان إلى الشام في التجارة، وقيل الأرباح، ومنه قول الشاعر: [الكامل]
İlf (إلف) ve ilâf (إلاف), elif (ألف) fiilinin masdarı; «îlâf» (إيلاف) ise âlefe (آلف) fiilinin masdarıdır. Bazı kimseler: «Bu iki yolculuk ticaret için Şam'a idi» demiştir; kazançlar için olduğu da söylenmiştir. Şairin şu sözü de bu kabildendir: [Kâmil]
23585. Metin
سفرين بينهما له ولغيره ... سفر الشتاء ورحلة الأصياف
Aralarında kendisi ve başkası için iki yolculuk vardır; kış seferi ve yazların yolculuğu.
23586. Metin
وقال ابن عباس: كانت رِحْلَةَ الشِّتاءِ إلى اليمن، ورحلة الصيف إلى بصرى من أرض الشام. قال أبو صالح: كانتا جميعا إلى الشام، وقال ابن عباس أيضا: كانوا يرحلون في الصيف إلى الطائف حيث الماء والظل، ويرحلون في الشتاء إلى مكة للتجارة وسائر أغراضهم، فهاتان رحلتا الشتاء والصيف، قال الخليل بن أحمد فمعنى الآية: لأن فعل الله بقريش هذا ومكنهم من الفهم هذه النعمةلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَا الْبَيْتِ.
İbn Abbâs şöyle demiştir: { رِحْلَةَ الشِّتاءِ } kış yolculuğu Yemen'e, yaz yolculuğu ise Şam topraklarından Busrâ'ya idi. Ebû Sâlih: «Her ikisi de Şam'a idi» demiştir. İbn Abbâs ayrıca şöyle demiştir: Yazın suyun ve gölgenin bulunduğu Tâif'e yolculuk ederler, kışın ise ticaret ve diğer işleri için Mekke'ye giderlerdi. İşte kış ve yaz yolculukları bunlardır. Halîl b. Ahmed şöyle demiştir: Ayetin manası şudur: Allah Kureyş'e bunu lütfettiği ve onları bu nimeti idrak etmeye muvaffak kıldığı için { فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَا الْبَيْتِ } “bu evin Rabbine ibadet etsinler.”
23587. Metin
قال القاضي أبو محمد: وذكر البيت هنا متمكن لتقدم حمد الله في السورة التي قبل، وقال الأخفش، وغيره: لِإِيلافِ، متعلقة بقوله: فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ [الفيل: ٥] ، أي ليفعل بقريش هذه
Kādî Ebû Muhammed şöyle demiştir: Beyt'in (Kâbe'nin) burada zikredilmesi, önceki surede Allah'a hamdin geçmiş olması sebebiyle tam yerindedir. Ahfeş ve diğerleri şöyle demiştir: { لِإِيلافِ } “Alıştırılması için” ifadesi, { فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ } “Böylece onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı” [Fîl: 5] kavline bağlıdır; yani Kureyş'e bu
23588. Metin
الأفاعيل الجميلة، وقال بعض المفسرين معنى الآية: أعجبوا لِإِيلافِ قُرَيْشٍ، هذه الأسفار وإعراضهم عن عبادة الله، ثم أمرهم بالعبادة بعد وأعلمهم أن الله تعالى هو الذي أَطْعَمَهُمْ وَآمَنَهُمْ لا سفرهم، المعنى: فليعبدوا الذي أطعمهم بدعوة إبراهيم حيث قال: وارزقهم من الثمرات، وآمنهم بدعوته حيث قال: رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِناً [إبراهيم: ٣٥] ولا يشتغلوا بالأسفار التي إنما هي طلب كسب وعرض دنيا، وقال النقاش: كانت لهم أربع رحل، وهذا قول مردود، وقال عكرمة: معنى الآية كما ألفوا هاتين الرحلتين لدنياهم لْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَا الْبَيْتِ
güzel fiilleri yapsın diye [onları helak etti]. Bazı müfessirler ise ayetin manasının şöyle olduğunu söylemiştir: Kureyş'in bu yolculuklara alışıp Allah'a ibadetten yüz çevirmelerine hayret ediniz! Sonra [Allah] onlara ibadeti emretmiş ve seferlerinin değil, bizzat Yüce Allah'ın { أَطْعَمَهُمْ وَآمَنَهُمْ } kendilerini doyurduğunu ve korkudan emin kıldığını bildirmiştir. Mana şudur: İbrâhim'in: «Onları ürünlerle rızıklandır» duasıyla kendilerini doyuran ve: { رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِناً } “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl” [İbrâhîm: 35] duasıyla kendilerini güvene kavuşturan [Zat'a] ibadet etsinler; sadece kazanç elde etme ve dünya metaı arayışından ibaret olan yolculuklarla meşgul olmasınlar. Nakkâş: «Onların dört yolculuğu vardı» demiştir ki bu reddedilmiş bir görüştür. İkrime ise şöyle demiştir: Ayetin manası, dünyalıkları için bu iki yolculuğa alıştıkları gibi [فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَا الْبَيْتِ]
23589. Metin
لآخرتهم، وقال قتادة: إنما عددت عليهم الرحلتان لأنهم كانوا يأمنون الناس في سفرتهم، والناس يغير بعضهم على بعض، ولا يمكن قبيلا من العرب أن يرحل آمنا، كما تفعل قريش، فالمعنى فليعبدوا الذي خصهم بهذه الحال فأطعمهم وآمنهم، وقوله تعالى: مِنْ جُوعٍ معناه أن أهل مكة قاطنون بواد غير ذي زرع عرضة للجوع والجدب لولا لطف الله تعالى، وأن جعلها بدعوة إبراهيم تجبى إليها ثمرات كل شيء، وقوله تعالى: مِنْ خَوْفٍ أي جعلهم لحرمة البيت مفضلين عند العرب يأمنون والناس خائفون، ولولا فضل الله تعالى في ذلك لكانوا بمدارج المخاوف. وقال ابن عباس والضحاك: مِنْ خَوْفٍ معناه من الجذام فلا ترى بمكة مجذوما.
ahiretleri için de { فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَا الْبَيْتِ } “bu evin Rabbine ibadet etsinler” demektir. Katâde şöyle demiştir: Onlara bu iki yolculuğun sayılmasının sebebi, insanlar birbirine baskın yapıp dururken kendilerinin yolculuklarında insanlardan yana güvende olmalarıydı. Araplardan hiçbir kabile Kureyş'in yaptığı gibi güven içinde yolculuk yapamazdı. Buna göre mana: Kendilerini bu duruma tahsis edip doyuran ve korkudan emin kılan [Rabb'e] ibadet etsinler, demektir. Yüce [Allah]'ın: { مِنْ جُوعٍ } “açlıktan” kavlinin manası ise şudur: Mekke ehli ziraata elverişsiz bir vadide oturmaktaydılar ve Yüce Allah'ın lütfu ile İbrâhim'in duası sebebiyle oraya her türlü ürünün getirilmesini sağlaması olmasaydı açlığa ve kıtlığa maruz kalırlardı. Yüce [Allah]'ın: { مِنْ خَوْفٍ } “korkudan” kavli ise; Beyt'in hürmetinden dolayı onları Araplar nezdinde üstün kılmış, insanlar korku içindeyken onlar emniyette olmuşlardır; eğer bu hususta Yüce Allah'ın lütfu olmasaydı korku yollarında kalırlardı, demektir. İbn Abbâs ve Dahhâk ise: { مِنْ خَوْفٍ } ifadesinin cüzzamdan emin kılmak manasında olduğunu, bu sebeple Mekke'de cüzzamlı kimsenin görülmediğini söylemişlerdir.