(98) Lem Yekün Suresi

Kâdî Beyzâvî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

17602. Metin

مختلف فيها، وآيها ثمان آيات

[Nüzul yeri konusunda] ihtilaf edilmiştir; ayetleri sekiz ayettir.

17603. Metin

[سورة البينة (٩٨) : آية ١]

[Beyyine Suresi (98), Ayet 1]

17604. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

17605. Metin

لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ (١)

{ لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ } “Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar [küfürlerinden] ayrılacak değillerdi.” (1)

17606. Metin

لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ اليهود والنصارى فإنهم كفروا بالإِلحاد في صفات الله ﷾ ومِنْ للتبيين. وَالْمُشْرِكِينَ وعبدة الأصنام. مُنْفَكِّينَ عما كانوا عليه من دينهم، أو الوعد باتباع الحق إذا جاءهم الرسول ﷺ. حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ الرسول ﵊ أو القرآن، فإنه مبين للحق أو معجزة الرسول بأخلاقه والقرآن بإفحامه من تحدى به.

{ لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ } Yahudiler ve Hristiyanlar; zira onlar Allah celle celâluhu'nun sıfatlarında sapkınlığa düşerek inkâr ettiler. Min (مِنْ) beyan (açıklama) içindir. { وَالْمُشْرِكِينَ } putperestler de [ayrılacak değillerdi]. { مُنْفَكِّينَ } üzerinde bulundukları dinlerinden [ayrılacak] yahut kendilerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem geldiğinde hakka uyacaklarına dair verdikleri sözden [vazgeçecek değillerdi]. { حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ } Peygamber aleyhisselâm yahut Kur'an kendilerine gelinceye kadar. Çünkü o, hakkı açıklayandır veya Peygamber'in ahlakıyla ortaya koyduğu mucizesi ve Kur'an'ın kendisine meydan okunan kimseleri susturmasıdır.

17607. Metin

[سورة البينة (٩٨) : الآيات ٢ الى ٣]

[Beyyine Suresi (98), Ayet 2-3]

17608. Metin

رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُوا صُحُفاً مُطَهَّرَةً (٢) فِيها كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (٣)

{ رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُوا صُحُفاً مُطَهَّرَةً (٢) فِيها كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (٣) } “Allah tarafından gönderilen ve arınmış sahifeleri okuyan bir peygamberdir. (2) O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır. (3)”

17609. Metin

رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ بدل من الْبَيِّنَةُ بنفسه أو بتقدير مضاف أو مبتدأ. يَتْلُوا صُحُفاً مُطَهَّرَةً صفته أو خبره، والرسول ﵊ وإن كان أمياً لكنه لما تلا مثل ما في الصحف كان كالتالي لها. وقيل المراد جبريل ﵊ وكون الصحف مُطَهَّرَةً أن الباطل لا يأتي ما فيها، أو أنها لا يمسها إلا المطهرون.

{ رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ } lafzı bizzat { الْبَيِّنَةُ } kelimesinden bedeldir veya takdir edilen bir muzaf ile bedeldir yahut mübtedadır. { يَتْلُوا صُحُفاً مُطَهَّرَةً } onun sıfatı veya haberidir. Peygamber aleyhisselâm ümmi olsa da sahifelerdekinin bir benzerini okuduğu için sanki onları bizzat okuyan gibi olmuştur. Kastedilenin Cibril aleyhisselâm olduğu da söylenmiştir. Sahifelerin { مُطَهَّرَةً } (tertemiz kılınmış) olması ise; batılın onların içindekilere yaklaşamaması yahut onlara sadece tertemiz olanların dokunabilmesidir.

17610. Metin

فِيها كُتُبٌ قَيِّمَةٌ مكتوبات مستقيمة ناطقة بالحق.

{ فِيها كُتُبٌ قَيِّمَةٌ } [onlarda] dosdoğru ve hakkı dile getiren yazılı hükümler [vardır].

17611. Metin

[سورة البينة (٩٨) : الآيات ٤ الى ٥]

[Beyyine Suresi (98), Ayet 4-5]

17612. Metin

وَما تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتابَ إِلاَّ مِنْ بَعْدِ مَا جاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ (٤) وَما أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكاةَ وَذلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ (٥)

{ وَما تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتابَ إِلاَّ مِنْ بَعْدِ مَا جاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ (٤) وَما أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكاةَ وَذلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ (٥) } “Kendilerine kitap verilenler, ancak o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. (4) Halbuki onlara ancak dini yalnız Allah'a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte dosdoğru din budur. (5)”

17613. Metin

وَما تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتابَ عما كانوا عليه بأن آمن بعضهم أو تردد في دينه، أو عن وعدهم بالإِصرار على الكفر. إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ فيكون كقوله: وَكانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جاءَهُمْ مَّا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ وإفراد أهل الكتاب بعد الجمع بينهم وبين المشركين للدلالة على شناعة حالهم، وأنهم لما تفرقوا مع علمهم كان غيرهم بذلك أولى.

{ وَما تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتابَ } kendilerine kitap verilenler, bir kısmının iman etmesi veya dininde şüpheye düşmesiyle üzerinde bulundukları halden yahut küfürde ısrar etmeleri sebebiyle verdikleri sözden [ayrılmadılar]. { إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ } ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra [ayrılığa düştüler]. Dolayısıyla bu, şu ayet gibidir: { وَكانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جاءَهُمْ مَّا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ } “Daha önce inkâr edenlere karşı zafer isterlerken, tanıyıp bildikleri kendilerine gelince onu inkâr ettiler.” Müşriklerle birlikte anıldıktan sonra ehl-i kitabın ayrıca zikredilmesi, durumlarının çirkinliğini ve onların ilim sahibi olmalarına rağmen ayrılığa düşmelerinden ötürü başkalarının buna daha da layık olduğunu göstermek içindir.

17614. Metin

وَما أُمِرُوا أي في كتبهم بما فيها. إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لا يشركون به. حُنَفاءَ مائلين عن العقائد الزائغة. وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكاةَ ولكنهم حرفوا وعصوا. وَذلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ دين الملة القيمة.

{ وَما أُمِرُوا } yani kitaplarında bulunan hükümlerle [kendilerine başka bir şey emredilmedi], { إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ } ancak O'na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın [emredildi]. { حُنَفاءَ } batıl inançlardan yüz çevirerek. { وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكاةَ } fakat onlar tahrif ettiler ve isyan ettiler. { وَذلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ } işte bu, dosdoğru milletin (dinin) dinidir.

17615. Metin

[سورة البينة (٩٨) : آية ٦]

[Beyyine Suresi (98), Ayet 6]

17616. Metin

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نارِ جَهَنَّمَ خالِدِينَ فِيها أُولئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ (٦)

{ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نارِ جَهَنَّمَ خالِدِينَ فِيها أُولئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ (٦) } “Şüphesiz kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, cehennem ateşindedirler; orada ebedî kalacaklardır. İşte onlar yaratılmışların en kötüsüdürler. (6)”

17617. Metin

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نارِ جَهَنَّمَ خالِدِينَ فِيها أي يوم القيامة، أو في الحال لملابستهم ما يوجب ذلك، واشتراك الفريقين في جنس العذاب لا يوجب اشتراكهما في نوعه فلعله يختلف

{ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نارِ جَهَنَّمَ خالِدِينَ فِيها } yani kıyamet gününde [oradadırlar] yahut bunu gerektiren şeylerle iç içe olmalarından dolayı hâlihazırda [oradadırlar]. İki grubun azap cinsinde ortak olması, azabın türünde de ortak olmalarını gerektirmez; nitekim bu,

17618. Metin

لتفاوت كفرهما. أُولئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ أي الخليقة. وقرأ نافع «البريئة» بالهمز على الأصل.

küfürlerindeki farklılıktan ötürü değişebilir. { أُولئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ } yani yaratılmışların [en kötüsüdürler]. Nâfi, aslına uygun olarak hemzeyle «البريئة» şeklinde okumuştur.

17619. Metin

[سورة البينة (٩٨) : الآيات ٧ الى ٨]

[Beyyine Suresi (98), Ayet 7-8]

17620. Metin

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ أُولئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ (٧) جَزاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهارُ خالِدِينَ فِيها أَبَداً رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ (٨)

{ إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ أُولئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ (٧) جَزاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهارُ خالِدِينَ فِيها أَبَداً رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ (٨) } “İman edip salih amel işleyenler ise; işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdırlar. (7) Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu, Rabbinden korkan kimse içindir. (8)”

17621. Metin

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ أُولئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ جَزاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهارُ خالِدِينَ فِيها أَبَداً فيه مبالغات تقديم المدح، وذكر الجزاء المؤذن بأن ما منحوا في مقابلة ما وصفوا به والحكم عليه بأنه من عِنْدَ رَبِّهِمْ، وجمع جَنَّاتُ وتقييدها إضافة ووصفاً بما تزداد لها نعيماً، وتأكيد الخلود بالتأبيد. ﵃ استئناف بما يكون لهم زيادة على جزائهم. وَرَضُوا عَنْهُ لأنه بلغهم أقصى أمانيهم. ذلِكَ أي المذكور من الجزاء والرضوان. لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ فإن الخشية ملاك الأمر والباعث على كل خير.

{ إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ أُولئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ جَزاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهارُ خالِدِينَ فِيها أَبَداً } bunda övgünün öne alınması, kendilerine bahşedilen şeyin nitelendirildikleri vasıfların karşılığı olduğunu bildiren karşılığın (cezâ) zikredilmesi, bunun { عِنْدَ رَبِّهِمْ } (Rableri katından) olduğuna hükmedilmesi, { جَنَّاتُ } kelimesinin çoğul kılınıp nimetini artıracak şekilde izafet ve vasıfla kayıtlanması ve ebediyetin teb'îd ile pekiştirilmesi gibi mübalağalar vardır. [رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ] kendilerine mükâfatlarına ek olarak verilecek olan şeyle ilgili bir istînâftır (yeni bir başlangıçtır). { وَرَضُوا عَنْهُ } çünkü O, onları arzularının en son noktasına ulaştırmıştır. { ذلِكَ } yani mükâfat ve rızadan zikredilen bu husus, { لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ } zira haşyet (Allah korkusu), işin esası ve her türlü hayrın sevk edicisidir.

17622. Metin

عن النبي ﷺ «من قرأ سورة لَمْ يَكُنِ الذين كَفَرُواْ كان يوم القيامة مع خير البرية مساء ومقيلا» .

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle rivayet edilmiştir: «Kim Lem yekünillezîne keferû suresini okursa, kıyamet gününde akşamlayıp istirahat ettiği yerde yaratılmışların en hayırlısı ile birlikte olur.»