17044. Metin
مختلف فيها وآيها ست وثلاثون آية
[Mekkî mi Medenî mi olduğu] ihtilaflıdır ve ayetleri otuz altı ayettir.
17045. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ١ الى ٣]
[Mutaffifîn Suresi (83), 1 ila 3. Ayetler]
17046. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
17047. Metin
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ (١) الَّذِينَ إِذَا اكْتالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ (٢) وَإِذا كالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ (٣)
{ وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ (١) الَّذِينَ إِذَا اكْتالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ (٢) وَإِذا كالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ (٣) } “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında tastamam alırlar. Onlara ölçtükleri veya tarttıkları vakit ise eksiltirler.”
17048. Metin
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ التطفيف البخس في الكيل والوزن لأن ما يبخس طفيف أي حقير.
{ وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ } “Eksik ölçüp tartanların vay haline!” Tatfîf (التطفيف), ölçü ve tartıda eksiltmektir; çünkü eksiltilen şey hafiftir (tatfîf), yani değersiz ve az bir şeydir.
17049. Metin
روي أن أهل المدينة كانوا أخبث الناس كيلاً فنزلت فأحسنوه
Rivayet edildiğine göre Medine halkı ölçü bakımından insanların en kötüsü idi; bunun üzerine bu [sure] indi de ölçüyü güzelce yaptılar
17050. Metin
،
.
17051. Metin
وفي الحديث «خمس بخمس: ما نقض العهد قوم إلا سلط الله عليهم عدوهم، وما حكموا بغير ما أنزل الله إلا فشا فيهم الفقر، وما ظهرت فيهم الفاحشة إلا فشا فيهم الموت، ولا طففوا الكيل إلا منعوا النبات وأخذوا بالسنين، ولا منعوا الزكاة إلا حبس عنهم القطر» .
Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Beş şey beş şey iledir: Bir topluluk ahdi bozmaya görsün, mutlaka Allah onların başına düşmanlarını musallat eder. Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmeye görsünler, mutlaka aralarında fakirlik yayılır. Aralarında fuhuş ortaya çıkmaya görsün, mutlaka aralarında ölüm yayılır. Ölçüyü eksiltmeye görsünler, mutlaka bitkilerden mahrum bırakılırlar ve kıtlık yıllarına maruz kalırlar. Zekâtı vermemezlik etmeye görsünler, mutlaka onlardan yağmur kesilir.”
17052. Metin
الَّذِينَ إِذَا اكْتالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ أي إذا اكتالوا من الناس حقوقهم يأخذونها وافية، وإنما أبدل عَلَى بمن للدلالة على أن اكتيالهم لما لهم على الناس، أو اكتيال يتحامل فيه عليهم.
{ الَّذِينَ إِذَا اكْتالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ } “Onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında tastamam alırlar.” Yani insanlardan olan haklarını ölçerek aldıkları vakit onu tastamam alırlar. { عَلَى } edatının { مِن } yerine getirilmesi, onların ölçerek almalarının insanlar üzerindeki alacakları için olduğunu veya haksızlık ve baskı yaparak aldıklarını göstermek içindir.
17053. Metin
وَإِذا كالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ أي إذا كالوا الناس أو وزنوا لهم. يُخْسِرُونَ فحذف الجار وأوصل الفعل كقوله: وَلَقَد جَنَيْتُكَ أَكمؤاً وَعَسَاقلا. بمعنى جنيت لك، أو كالوا مكيلهم فحذف المضاف وأقيم المضاف مقامه، ولا يحسن جعل المنفصل تأكيداً للمتصل فإنه يخرج الكلام عن مقابلة ما قبله إذ المقصود بيان اختلاف حالهم في الأخذ والدفع، لا في المباشرة وعدمها ويستدعي إثبات الألف بعد الواو كما هو خط المصحف في نظائره.
{ وَإِذا كالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ } “Onlara ölçtükleri veya tarttıkları vakit” yani insanlara ölçtükleri veya onlar için tarttıkları vakit demektir. { يُخْسِرُونَ } “eksiltirler.” Cer edatı hazfedilip fiil mefule bitiştirilmiştir; tıpkı “جَنَيْتُ لَكَ” (senin için topladım) manasında “وَلَقَد جَنَيْتُكَ أَكمؤاً وَعَسَاقلا” denilmesi gibidir. Yahut “onların ölçeceğini ölçtükleri vakit” anlamındadır da muzaf hazfedilip muzafun ileyh onun yerine geçirilmiştir. Ayrı zamiri bitişik zamirin temidi kılmak ise uygun olmaz; zira bu, sözü kendisinden öncekiyle mukabele halinde olmaktan çıkarır; çünkü kastedilen, işi bizzat yapıp yapmamaları değil, alış ve verişteki hallerinin farklılığını açıklamaktır. Ayrıca [zamir olsaydı] Mushaf hattının benzerlerinde olduğu gibi vav harfinden sonra elifin sabit olmasını gerektirirdi.
17054. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ٤ الى ٦]
[Mutaffifîn Suresi (83), 4 ila 6. Ayetler]
17055. Metin
أَلا يَظُنُّ أُولئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ (٤) لِيَوْمٍ عَظِيمٍ (٥) يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعالَمِينَ (٦)
{ أَلا يَظُنُّ أُولئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ (٤) لِيَوْمٍ عَظِيمٍ (٥) يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعالَمِينَ (٦) } “Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? İnsanların âlemlerin Rabbi için divana duracağı gün!”
17056. Metin
أَلا يَظُنُّ أُولئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ فإن من ظن ذلك لم يتجاسر على أمثال هذه القبائح، فكيف بمن تيقنه وفيه انكار وتعجيب من حالهم.
{ أَلا يَظُنُّ أُولئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ } “Onlar diriltileceklerini hiç akıllarına getirmiyorlar mı?” Zira bunu zanneden kimse bile böylesi çirkin işlere cüret etmez; nerede kaldı ki buna kesin olarak inanan kimse [cüret etsin]! Bunda onların durumunu bir kınama ve hayretle karşılama vardır.
17057. Metin
لِيَوْمٍ عَظِيمٍ عظمه لعظم ما يكون فيه يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ نصب بمبعوثون أو بدل من الجار والمجرور ويؤيده القراءة بالجر لِرَبِّ الْعالَمِينَ لحكمه.
{ لِيَوْمٍ عَظِيمٍ } “Büyük bir gün için” o günün büyüklüğü, içinde gerçekleşecek olayların büyüklüğünden ötürüdür. { يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ } “İnsanların divana duracağı gün” ifadesi { مَبْعُوثُونَ } ile mensuptur ya da car-mecrurdan bedeldir; cer ile yapılan kıraat de bunu destekler. { لِرَبِّ الْعالَمِينَ } “Âlemlerin Rabbi için” yani O'nun hükmü için.
17058. Metin
وفي هذا الانكار والتعجيب وذكر الظن ووصف اليوم بالعظم، وقيام الناس فيه لله، والتعبير عنه برب العالمين مبالغات في المنع عن التطفيف وتعظيم إثمه.
Bu kınama ve hayrete düşürmede, zannın zikredilmesinde, günün büyüklükle nitelenmesinde, o günde insanların Allah için kıyama durmasında ve O'nun âlemlerin Rabbi olarak ifade edilmesinde, ölçü ve tartıda hile yapmaktan men etme ve bunun günahının büyüklüğünü vurgulama hususunda mübalağalar vardır.
17059. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ٧ الى ٩]
[Mutaffifîn Suresi (83), 7 ila 9. Ayetler]
17060. Metin
كَلاَّ إِنَّ كِتابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ (٧) وَما أَدْراكَ مَا سِجِّينٌ (٨) كِتابٌ مَرْقُومٌ (٩)
{ كَلاَّ إِنَّ كِتابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ (٧) وَما أَدْراكَ مَا سِجِّينٌ (٨) كِتابٌ مَرْقُومٌ (٩) } “Hayır! Şüphesiz günahkârların yazısı muhakkak Siccîn'dedir. Siccîn'in ne olduğunu sana ne bildirdi? O, yazılmış bir kitaptır.”
17061. Metin
كَلَّا ردع عن التطفيف والغفلة عن البعث والحساب. إِنَّ كِتابَ الفُجَّارِ ما يكتب من أعمالهم أو كتابة أعمالهم. لَفِي سِجِّينٍ كتاب جامع لأعمال الفجرة من الثقلين كما قال:
{ كَلَّا } “Hayır!” ölçü ve tartıda hile yapmaktan, yeniden dirilişten ve hesaptan gafil olmaktan bir vazgeçirmedir. { إِنَّ كِتابَ الفُجَّارِ } “Şüphesiz günahkârların yazısı” onların amellerinden yazılanlar veya amellerinin yazılmasıdır. { لَفِي سِجِّينٍ } “muhakkak Siccîn'dedir” [yani] cin ve insanlardan oluşan günahkârların amellerini toplayan bir kitaptır; nitekim şöyle buyurmuştur:
17062. Metin
وَما أَدْراكَ مَا سِجِّينٌ كِتابٌ مَرْقُومٌ أي مسطور بين الكتابة أو معلم بعلم من رآه أنه لا خير فيه،
{ وَما أَدْراكَ مَا سِجِّينٌ كِتابٌ مَرْقُومٌ } “Siccîn'in ne olduğunu sana ne bildirdi? O, yazılmış bir kitaptır.” yani satırlara dökülmüş, açık ve net bir yazıdır yahut gören herkesin onda hiçbir hayır olmadığını anlayacağı bir işaretle işaretlenmiştir.
17063. Metin
فعيل من السجن لقب به الكتاب لأنه سبب الحبس، أو لأنه مطروح كما قيل: تحت الأرضين في مكان وحش، وقيل هو اسم مكان والتقدير ما كتاب السجين، أو محل كتاب مرقوم فحذف المضاف.
[Siccîn], sicn (hapis) kökünden fa‘îl veznindedir. Hapse sebep olduğu için kitaba bu unvan verilmiştir; yahut denildiği gibi yerlerin altında, ıssız ve korkunç bir mekâna atıldığı içindir. Bunun bir yer adı olduğu, takdirinin de “Siccîn ehlinin kitabı nedir?” yahut muzaf hazfedilerek “yazılmış bir kitabın bulunduğu yerdir” şeklinde olduğu da söylenmiştir.
17064. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ١٠ الى ١٣]
[Mutaffifîn Suresi (83), 10 ila 13. Ayetler]
17065. Metin
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (١٠) الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ (١١) وَما يُكَذِّبُ بِهِ إِلاَّ كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ (١٢) إِذا تُتْلى عَلَيْهِ آياتُنا قالَ أَساطِيرُ الْأَوَّلِينَ (١٣)
{ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (١٠) الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ (١١) وَما يُكَذِّبُ بِهِ إِلاَّ كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ (١٢) إِذا تُتْلى عَلَيْهِ آياتُنا قالَ أَساطِيرُ الْأَوَّلِينَ (١٣) } “O gün yalanlayanların vay haline! Onlar ki ceza gününü yalanlarlar. Onu ancak haddi aşan, günaha batmış her biri yalanlar. Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: 'Öncekilerin masalları!' dedi.”
17066. Metin
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ بالحق أو بذلك.
{ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ } “O gün yalanlayanların vay haline!” hakkı veya bunu yalanlayanların.
17067. Metin
الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ صفة مخصصة أو موضحة أو ذامة.
{ الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ } “Onlar ki ceza gününü yalanlarlar.” tahsis edici, açıklayıcı yahut zemm bildiren bir sıfattır.
17068. Metin
وَما يُكَذِّبُ بِهِ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ متجاوز عن النظر غال في التقليد حتى استقصر قدرة الله تعالى وعلمه فاستحال منه الإِعادة. أَثِيمٍ منهمك في الشهوات المخدجة بحيث أشغلته عما وراءها وحملته على الإنكار لما عداها.
{ وَما يُكَذِّبُ بِهِ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ } “Onu ancak haddi aşan her biri yalanlar” [yani] tefekkür sınırını aşan, taklitte aşırıya kaçan, nihayetinde Allah Teâlâ'nın kudretini ve ilmini eksik görerek yeniden diriltmeyi O'nun hakkında imkânsız sayan kimsedir. { أَثِيمٍ } “günaha batmış” [yani] zedeleyici şehvetlere öyle dalmıştır ki, bunlar onu arkasındaki hakikatlerden alıkoymuş ve bunların dışındakileri inkâr etmeye sevk etmiştir.
17069. Metin
إِذا تُتْلى عَلَيْهِ آياتُنا قالَ أَساطِيرُ الْأَوَّلِينَ من فرط جهله وإعراضه عن الحق فلا تنفعه شواهد النقل كما لم تنفعه دلائل العقل.
{ إِذا تُتْلى عَلَيْهِ آياتُنا قالَ أَساطِيرُ الْأَوَّلِينَ } “Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: 'Öncekilerin masalları!' dedi.” aşırı cehaletinden ve haktan yüz çevirmesindendir; dolayısıyla aklî deliller kendisine fayda vermediği gibi naklî deliller de fayda vermez.
17070. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ١٤ الى ١٧]
[Mutaffifîn Suresi (83), 14 ila 17. Ayetler]
17071. Metin
كَلاَّ بَلْ رانَ عَلى قُلُوبِهِمْ ما كانُوا يَكْسِبُونَ (١٤) كَلاَّ إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ (١٥) ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصالُوا الْجَحِيمِ (١٦) ثُمَّ يُقالُ هذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (١٧)
{ كَلاَّ بَلْ رانَ عَلى قُلُوبِهِمْ ما كانُوا يَكْسِبُونَ (١٤) كَلاَّ إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ (١٥) ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصالُوا الْجَحِيمِ (١٦) ثُمَّ يُقالُ هذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (١٧) } “Hayır! Bilakis onların kazanmakta oldukları şeyler kalplerinin üzerine pas bağlamıştır. Hayır! Şüphesiz onlar o gün Rablerinden kesinlikle perdelenmişlerdir. Sonra muhakkak onlar cehenneme gireceklerdir. Sonra da: 'İşte yalanlayıp durduğunuz şey budur!' denilecektir.”
17072. Metin
كَلَّا ردع عن هذا القول. بَلْ رانَ عَلى قُلُوبِهِمْ مَّا كانُوا يَكْسِبُونَ رد لما قالوه وبيان لما أدى بهم إلى هذا القول، بأن غلب عليهم حب المعاصي بالانهماك فيها حتى صار ذلك صدأ على قلوبهم فعمي عليهم معرفة الحق والباطل،. فإن كثرة الأفعال سبب لحصول الملكات كما
{ كَلَّا } “Hayır!” bu sözden bir vazgeçirmedir. { بَلْ رانَ عَلى قُلُوبِهِمْ مَّا كانُوا يَكْسِبُونَ } “Bilakis onların kazanmakta oldukları şeyler kalplerinin üzerine pas bağlamıştır.” söyledikleri söze bir reddiye ve onları bu söze neyin sevk ettiğinin beyanıdır; zira günahlara dalmaları sebebiyle günah sevgisi onlara galip gelmiş, nihayet bu durum kalplerinde bir pas haline dönüşmüş, böylece hak ile batılı ayırt etmek onlara karşı körleşmiştir. Nitekim amellerin çokluğu melekelerin oluşumuna sebeptir;
17073. Metin
قال ﵊ «إن العبد كلما أذنب ذنباً حصل في قلبه نكتة سوداء حتى يسود قلبه»
Nitekim aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Kul bir günah işledikçe kalbinde siyah bir nokta oluşur; nihayet kalbi simsiyah kesilir.”
17074. Metin
والرين الصدأ، وقرأ حفص بَلْ رانَ بإظهار اللام.
Reyn (الرين), pas demektir. Hafs { بَلْ رانَ } ibaresini lam harfini izhar ederek [sekte ile] okumuştur.
17075. Metin
كَلَّا ردع عن الكسب الرائن. إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ فلا يرونه بخلاف المؤمنين ومن أنكر الرؤية جعله تمثيلاً لإِهانتهم بإهانة من يمنع عن الدخول على الملوك، أو قدر مضافاً مثل رحمة ربهم، أو قرب ربهم.
{ كَلَّا } “Hayır!” pas bağlatan kazançtan bir vazgeçirmedir. { إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ } “Şüphesiz onlar o gün Rablerinden kesinlikle perdelenmişlerdir” müminlerin aksine O'nu göremezler. Ru'yeti inkâr eden ise bunu, hükümdarların huzuruna girmekten menedilen kimsenin aşağılanması gibi onların aşağılanmasını anlatan bir temsil kılmış yahut "Rablerinin rahmeti" veya "Rablerinin yakınlığı" şeklinde bir muzaf takdir etmiştir.
17076. Metin
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصالُوا الْجَحِيمِ ليدخلون النار ويصلون بها.
{ ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصالُوا الْجَحِيمِ } “Sonra muhakkak onlar cehenneme gireceklerdir” ateşe mutlaka girecekler ve orada yanacaklardır.
17077. Metin
ثُمَّ يُقالُ هذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ تقوله لهم الزبانية.
{ ثُمَّ يُقالُ هذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ } “Sonra da: 'İşte yalanlayıp durduğunuz şey budur!' denilecektir” bunu onlara zebâniler söyler.
17078. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ١٨ الى ٢٣]
[Mutaffifîn Suresi (83), 18 ila 23. Ayetler]
17079. Metin
كَلاَّ إِنَّ كِتابَ الْأَبْرارِ لَفِي عِلِّيِّينَ (١٨) وَما أَدْراكَ مَا عِلِّيُّونَ (١٩) كِتابٌ مَرْقُومٌ (٢٠) يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ (٢١) إِنَّ الْأَبْرارَ لَفِي نَعِيمٍ (٢٢)
{ كَلاَّ إِنَّ كِتابَ الْأَبْرارِ لَفِي عِلِّيِّينَ (١٨) وَما أَدْراكَ مَا عِلِّيُّونَ (١٩) كِتابٌ مَرْقُومٌ (٢٠) يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ (٢١) إِنَّ الْأَبْرارَ لَفِي نَعِيمٍ (٢٢) } “Hayır! Şüphesiz iyilerin kitabı İlliyyîn'dedir. İlliyyîn'in ne olduğunu sana ne bildirdi? [O], yazılmış bir kitaptır. Ona [Allah'a] yakın kılınanlar şahit olur. Şüphesiz iyiler muhakkak bir nimet içindedirler.”
17080. Metin
عَلَى الْأَرائِكِ يَنْظُرُونَ (٢٣)
{ عَلَى الْأَرائِكِ يَنْظُرُونَ (٢٣) } “Hayır! Şüphesiz iyilerin yazısı muhakkak İlliyyîn'dedir. İlliyyîn'in ne olduğunu sana ne bildirdi? O, yazılmış bir kitaptır. Ona yakın kılınanlar şahit olur. Şüphesiz iyiler muhakkak bir nimet içindedirler. Koltuklar üzerinde bakıp seyrederler.”
17081. Metin
كَلَّا تكرير ليعقب بوعد الأبرار كما عقب الأول بوعيد الفجار إشعاراً بأن التطفيف فجور والإيفاء بر، أو ردع عن التكذيب. إِنَّ كِتابَ الْأَبْرارِ لَفِي عِلِّيِّينَ.
{ كَلَّا } “Hayır!” kelimesi, birincinin ardından günahkârların tehdidi geldiği gibi bunun ardından da iyilerin vaadinin gelmesi ve böylece ölçüyü eksiltmenin fısk-u fücur, tastamam vermenin ise iyilik olduğunun bildirilmesi için bir tekrardır; yahut yalanlamaktan bir vazgeçirmedir. { إِنَّ كِتابَ الْأَبْرارِ لَفِي عِلِّيِّينَ } “Şüphesiz iyilerin yazısı muhakkak İlliyyîn'dedir.”
17082. Metin
وَما أَدْراكَ مَا عِلِّيُّونَ كِتابٌ مَرْقُومٌ الكلام فيه ما مر في نظيره.
{ وَما أَدْراكَ مَا عِلِّيُّونَ كِتابٌ مَرْقُومٌ } “İlliyyîn'in ne olduğunu sana ne bildirdi? O, yazılmış bir kitaptır.” Bu husustaki söz, benzerinde geçenle aynıdır.
17083. Metin
يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ يحضرونه فيحفظونه، أو يشهدون على ما فيه يوم القيامة.
{ يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ } “Ona yakın kılınanlar şahit olur.” yanında bulunup onu korurlar yahut kıyamet gününde içindekilere şahitlik ederler.
17084. Metin
إِنَّ الْأَبْرارَ لَفِي نَعِيمٍ عَلَى الْأَرائِكِ على الأسرة في الحجال. يَنْظُرُونَ إلى ما يسرهم من النعم والمتفرجات.
{ إِنَّ الْأَبْرارَ لَفِي نَعِيمٍ } “Şüphesiz iyiler muhakkak bir nimet içindedirler.” { عَلَى الْأَرائِكِ } “Koltuklar üzerinde” süslü çadırlardaki tahtlar üzerinde. { يَنْظُرُونَ } “bakıp seyrederler” kendilerini sevindirecek nimetlere ve manzaralara.
17085. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ٢٤ الى ٢٨]
[Mutaffifîn Suresi (83), 24 ila 28. Ayetler]
17086. Metin
تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ (٢٤) يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ (٢٥) خِتامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذلِكَ فَلْيَتَنافَسِ الْمُتَنافِسُونَ (٢٦) وَمِزاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ (٢٧) عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ (٢٨)
{ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ (٢٤) يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ (٢٥) خِتامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذلِكَ فَلْيَتَنافَسِ الْمُتَنافِسُونَ (٢٦) وَمِزاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ (٢٧) عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ (٢٨) } “Yüzlerinde nimetin parıltısını tanırsın. Onlara mühürlü, halis bir içecekten sunulur. Onun sonu misktir; yarışanlar işte bunun için yarışsınlar. Onun karışımı Tesnîm'dendir. Bir pınar ki ondan [Allah'a] yakın kılınanlar içer.”
17087. Metin
تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ بهجة التنعم وبريقه، وقرأ يعقوب تَعْرِفُ على البناء للمفعول ونَضْرَةَ بالرفع.
{ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ } “Yüzlerinde nimetin parıltısını tanırsın” nimet içinde yaşamanın sevinç ve parlaklığını [görürsün]. Ya'kûb { تَعْرِفُ } fiilini meçhul olarak, { نَضْرَةَ } kelimesini de ref ile okumuştur.
17088. Metin
يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ شراب خالص. مَخْتُومٍ خِتامُهُ مِسْكٌ أي مختوم أوانيه بالمسك مكان الطين، ولعله تمثيل لنفاسته، أو الذي له ختام أي مقطع هو رائحة المسك، وقرأ الكسائي «خَاتِمَة» بفتح التاء أي ما يختم به ويقطع. وَفِي ذلِكَ يعني الرحيق أو النعيم. فَلْيَتَنافَسِ الْمُتَنافِسُونَ فليرتغب المرتغبون.
{ يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ } “Onlara halis bir içecekten sunulur” saf bir içecektir. { مَخْتُومٍ خِتامُهُ مِسْكٌ } “mühürlü, onun sonu misktir” yani çamur yerine kapları miskle mühürlenmiştir; bu da onun kıymetini anlatmak için bir temsil olabilir; yahut sonu yani içildikten sonra ağızda kalan kokusu misk olan şey demektir. Kisâî, te harfinin fethasıyla “خَاتَمُهُ” şeklinde okumuştur ki kendisiyle mühürlenen ve sonlandırılan şey demektir. { وَفِي ذلِكَ } “işte bunda” yani o halis içecekte veya nimette. { فَلْيَتَنافَسِ الْمُتَنافِسُونَ } “yarışanlar yarışsınlar” arzulayanlar buna rağbet etsinler.
17089. Metin
وَمِزاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ علم لعين بعينها سميت تسنيماً لارتفاع مكانها أو رفعة شرابها.
{ وَمِزاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ } “Onun karışımı Tesnîm'dendir” makamının yüksekliğinden veya içeceğinin üstünlüğünden dolayı Tesnîm diye adlandırılan özel bir pınarın alem ismidir.
17090. Metin
عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ فإنهم يشربونها صرفاً لأنهم لم يشتغلوا بغير الله، وتمزج لسائر أهل الجنة وانتصاب عَيْناً على المدح أو الحال مِنْ تَسْنِيمٍ والكلام في الباء كما في يَشْرَبُ بِها عِبادُ اللَّهِ.
{ عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ } “Bir pınar ki ondan yakın kılınanlar içer” zira onlar Allah'tan başkasıyla meşgul olmadıkları için onu saf olarak içerler; diğer cennetlikler için ise karıştırılır. { عَيْناً } kelimesinin nasbı övgü (medih) veya { مِنْ تَسْنِيمٍ } ibaresinden hâl olmasındandır. [Harf-i cer olan] ba (ب) harfi hakkındaki izah ise { يَشْرَبُ بِها عِبادُ اللَّهِ } ayetinde geçtiği gibidir.
17091. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ٢٩ الى ٣٣]
[Mutaffifîn Suresi (83), 29 ila 33. Ayetler]
17092. Metin
إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كانُوا مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ (٢٩) وَإِذا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغامَزُونَ (٣٠) وَإِذَا انْقَلَبُوا إِلى أَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهِينَ (٣١) وَإِذا رَأَوْهُمْ قالُوا إِنَّ هؤُلاءِ لَضالُّونَ (٣٢) وَما أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حافِظِينَ (٣٣)
{ إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كانُوا مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ (٢٩) وَإِذا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغامَزُونَ (٣٠) وَإِذَا انْقَلَبُوا إِلى أَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهِينَ (٣١) وَإِذا رَأَوْهُمْ قالُوا إِنَّ هؤُلاءِ لَضالُّونَ (٣٢) وَما أُرْسِلُوا عَلَيْهمْ حافِظِينَ (٣٣) } “Şüphesiz suç işleyenler, iman edenlere gülerlerdi. Onların yanlarından geçtiklerinde birbirlerine kaş göz işareti yaparlardı. Ailelerine döndükleri zaman da neşeli neşeli dönerlerdi. Onları gördüklerinde: 'Şüphesiz bunlar sapıtmış kimselerdir!' derlerdi. Halbuki onlar, üzerlerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.”
17093. Metin
إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا يعني رؤساء قريش. كانُوا مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ كانوا يستهزئون بفقراء المؤمنين.
{ إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا } “Şüphesiz suç işleyenler” yani Kureyş'in ileri gelenleri. { كانُوا مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ } “iman edenlere gülerlerdi” fakir müminlerle alay ederlerdi.
17094. Metin
وَإِذا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغامَزُونَ
{ وَإِذا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغامَزُونَ } “Onların yanlarından geçtiklerinde birbirlerine kaş göz işareti yaparlardı.”
17095. Metin
يغمز بعضهم بعضاً ويشيرون بأعينهم.
Birbirlerine kaş göz ederler ve gözleriyle işaret ederlerdi.
17096. Metin
وَإِذَا انْقَلَبُوا إِلى أَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فاكهين متلذذين بالسخرية منهم، وقرأ حفص فَكِهِينَ.
{ وَإِذَا انْقَلَبُوا إِلى أَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا } “Ailelerine döndükleri zaman da dönerlerdi” [fâkihîn:] onlarla alay etmekten zevk alarak. Hafs ise { فَكِهِينَ } şeklinde okumuştur.
17097. Metin
وَإِذا رَأَوْهُمْ قالُوا إِنَّ هؤُلاءِ لَضالُّونَ وإذا رأوا المؤمنين نسبوهم إلى الضلال.
{ وَإِذا رَأَوْهُمْ قالُوا إِنَّ هؤُلاءِ لَضالُّونَ } “Onları gördüklerinde: 'Şüphesiz bunlar sapıtmış kimselerdir!' derlerdi.” Müminleri gördükleri zaman onları sapıklığa nispet ederlerdi.
17098. Metin
وَما أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ على المؤمنين. حافِظِينَ يحفظون عليهم أعمالهم ويشهدون برشدهم وضلالهم.
{ وَما أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ } “Halbuki onlar, üzerlerine gönderilmemişlerdi” müminlerin üzerine. { حافِظِينَ } “bekçiler olarak” onların amellerini koruyup gözetecek, doğru yolda veya sapıklıkta olduklarına şahitlik edecek [bekçiler olarak].
17099. Metin
[سورة المطففين (٨٣) : الآيات ٣٤ الى ٣٦]
[Mutaffifîn Suresi (83), 34 ila 36. Ayetler]
17100. Metin
فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ (٣٤) عَلَى الْأَرائِكِ يَنْظُرُونَ (٣٥) هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ ما كانُوا يَفْعَلُونَ (٣٦)
{ فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ (٣٤) عَلَى الْأَرائِكِ يَنْظُرُونَ (٣٥) هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ ما كانُوا يَفْعَلُونَ (٣٦) } “İşte bugün de iman edenler kâfirlere gülerler. Koltuklar üzerinde bakarlar. Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı!”
17101. Metin
فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ حين يرونهم أذلاء مغلوبين في النار. وقيل يفتح لهم باب إلى الجنة فيقال لهم اخرجوا إليها، فَإِذَا وصلوا أغلق دونهم فيضحك المؤمنون منهم.
{ فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ } “İşte bugün de iman edenler kâfirlere gülerler” onları ateşte hor, hakir ve yenilmiş gördüklerinde. Şöyle de denilmiştir: Onlar için cennete bir kapı açılır ve onlara 'Oraya çıkın' denilir; vardıklarında kapı önlerinde kapanır, böylece müminler onlara gülerler.
17102. Metin
عَلَى الْأَرائِكِ يَنْظُرُونَ حال من يَضْحَكُونَ.
{ عَلَى الْأَرائِكِ يَنْظُرُونَ } “Koltuklar üzerinde bakarlar” [ifadesi], { يَضْحَكُونَ } fiilinden hâldir.
17103. Metin
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ أي هل أثيبوا. مَا كانُوا يَفْعَلُونَ وقرأ حمزة والكسائي بادغام اللام في الثاء.
{ هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ } “Kâfirler cezalandırıldı mı / karşılığını buldu mu” yani karşılıkları verildi mi? { مَا كانُوا يَفْعَلُونَ } “yaptıklarının”. Hamza ve Kisâî, lâm harfini peltek se (ث) harfine idğam ederek okumuşlardır.
17104. Metin
عن النبي ﷺ «من قرأ سورة المطففين سقاه الله من الرحيق المختوم يوم القيامة» .
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur]: “Kim Mutaffifîn Suresi'ni okursa, Allah kıyamet gününde ona mühürlü halis içecekten içirir.”