17529. Metin
مختلف فيها، وآيها ثمان آيات
[Mekkî mi Medenî mi olduğu] hususunda ihtilaf edilmiştir; ayet sayısı sekizdir.
17530. Metin
[سورة التين (٩٥) : الآيات ١ الى ٣]
[Tîn Suresi (95), Ayetler 1-3]
17531. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm
17532. Metin
وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (١) وَطُورِ سِينِينَ (٢) وَهذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (٣)
{ وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (١) وَطُورِ سِينِينَ (٢) وَهذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (٣) } “İncire ve zeytine, Sînâ Dağı'na ve bu güvenli şehre andolsun.”
17533. Metin
وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ خصهما من الثمار بالقسم لأن التين فاكهة طيبة لا فضل له وغذاء لطيف سريع الهضم، ودواء كثير النفع فإنه يلين الطبع ويحلل البلغم ويطهر الكليتين، ويزيل رمل المثانة ويفتح سدد الكبد والطحال، ويسمن البدن
{ وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ } “İncire ve zeytine [andolsun]” Meyveler arasından bu ikisini yeminle tahsis etmiştir; çünkü incir, artığı (posası, çekirdeği vb.) bulunmayan hoş bir meyve, sindirimi hızlı ve hafif bir gıdadır; ayrıca son derece faydalı bir ilaçtır. Zira o mizacı yumuşatır, balgamı eritir, böbrekleri temizler, mesanedeki kumları giderir, karaciğer ve dalaktaki tıkanıklıkları açar ve bedeni besler.
17534. Metin
وفي الحديث أنه يقطع البواسير وينفع من النقرس.
Hadiste de onun basuru kestiği ve gut hastalığına iyi geldiği rivayet edilmiştir.
17535. Metin
والزيتون فاكهة وإدام ودواء وله دهن لطيف كثير المنافع، مع أنه قد ينبت حيث لا دهنية فيه كالجبال، وقيل المراد بهما جبلان من الأرض المقدسة أو مسجدا دمشق وبيت المقدس، أو البلدان.
Zeytin ise hem bir meyve, hem bir katık, hem de bir ilaçtır; pek çok faydası bulunan hoş bir yağı vardır. Bununla birlikte dağlar gibi yağlılık vasfı bulunmayan yerlerde bile yetişebilir. Bir görüşe göre ise bunlarla Mukaddes Topraklardaki iki dağ veya Dımaşk ve Beytülmakdis'in iki mescidi yahut bu iki belde kastedilmiştir.
17536. Metin
وَطُورِ سِينِينَ يعني الجبل الذي ناجى عليه موسى ﵊ ربه وسِينِينَ وسَيْناءَ اسمان للموضع الذي هو فيه.
{ وَطُورِ سِينِينَ } “Sînâ Dağı'na [andolsun]” Yani Musa aleyhisselâm'ın Rabbi ile münacatta bulunduğu dağı kastedilmektedir. Sînîn (سِينِينَ) ve Sînâ (سَيْناءَ), bu dağın bulunduğu yerin iki adıdır.
17537. Metin
وَهذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ أي الآمن من أمن الرجل أمانة فهو أمين، أو المأمون فيه يأمن فيه من دخله والمراد به مكة.
{ وَهذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ } “Ve bu güvenli şehre [andolsun]” Yani emniyetli şehre. [Bu kelime] kişinin güvenilir olması anlamındaki “emune'r-raculü emâneten fe hüve emînün” ifadesinden gelir ya da “içinde güvende olunan” anlamındadır; zira oraya giren güvende olur. Bununla kastedilen ise Mekke'dir.
17538. Metin
[سورة التين (٩٥) : الآيات ٤ الى ٦]
[Tîn Suresi (95), Ayetler 4-6]
17539. Metin
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (٤) ثُمَّ رَدَدْناهُ أَسْفَلَ سافِلِينَ (٥) إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (٦)
{ لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (٤) ثُمَّ رَدَدْناهُ أَسْفَلَ سافِلِينَ (٥) إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (٦) } “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak inanıp yararlı işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır.”
17540. Metin
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ يريد به الجنس. فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ تعديل بأن خص بانتصاب القامة وحسن الصورة واستجماع خواص الكائنات ونظائر سائر الممكنات.
{ لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ } “Biz insanı yarattık” Bununla insan cinsini kastetmektedir. { فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ } “En güzel biçimde” Yani dik bir duruşa, güzel bir surete sahip kılınması, varlıkların hususiyetlerinin ve diğer bütün mümkün varlıkların benzerlerinin kendisinde toplanması suretiyle [en güzel] kıvamda [yaratılmıştır].
17541. Metin
ثُمَّ رَدَدْناهُ أَسْفَلَ سافِلِينَ بأن جعلناه من أهل النار أو إلى أسفل سافلين وهو النار. وقيل هو أرذل العمر فيكون قوله:
{ ثُمَّ رَدَدْناهُ أَسْفَلَ سافِلِينَ } “Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik” Onu cehennem ehlinden kılmak suretiyle yahut aşağıların en aşağısı olan cehenneme [indirdik]. Bir görüşe göre bu, ömrün en düşkün çağıdır (ihtiyarlık). Bu takdirde O'nun şu buyruğu:
17542. Metin
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ استثناء منقطعاً. فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ لا ينقطع أو لا يمن به عليهم، وهو على الأول حكم مرتب على الاستثناء مقرر له.
{ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ } “Ancak inanıp yararlı işler yapanlar başka” [ifadesi] munkatı bir istisna olur. { فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ } “Onlar için kesintisiz bir ödül vardır” Kesintiye uğramayan veya kendilerine başa kakılmayan [bir ecir]. Bu, ilk görüşe göre istisnaya bağlanmış ve onu pekiştiren bir hükümdür.
17543. Metin
[سورة التين (٩٥) : الآيات ٧ الى ٨]
[Tîn Suresi (95), Ayetler 7-8]
17544. Metin
فَما يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ (٧) أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحاكِمِينَ (٨)
{ فَما يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ (٧) أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحاكِمِينَ (٨) } “Öyleyse bundan sonra ceza gününü sana yalanlatan nedir? Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?”
17545. Metin
فَما يُكَذِّبُكَ أي فأي شيء يكذبك يا محمد دلالة أو نطقاً. بَعْدُ بِالدِّينِ بالجزاء بعد ظهور هذه الدلائل وقيل «ما» بمعنى من، وقيل الخطاب للإنسان على الالتفات، والمعنى فما الذي يحملك على هذا الكذب.
{ فَما يُكَذِّبُكَ } “Öyleyse sana yalanlatan nedir?” Yani delil veya beyan bakımından ey Muhammed, seni ne yalanlayabilir? { بَعْدُ بِالدِّينِ } “Bundan sonra ceza gününü” Bu deliller ortaya çıktıktan sonra hesabı/cezayı [sana yalanlatan nedir?] Bir görüşe göre “mâ” (مَا), “men” (مَنْ - kim) anlamındadır. Bir diğer görüşe göre hitap, iltifat sanatı yoluyla insana yöneliktir ve anlamı şudur: Seni bu yalana sevk eden şey nedir?
17546. Metin
أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحاكِمِينَ تحقيق لما سبق. والمعنى أليس الذي فعل ذلك من الخلق والرد بِأَحْكَمِ الْحاكِمِينَ صنعاً وتدبيراً ومن كان كذلك كان قادراً على الإِعادة والجزاء على ما مر مراراً.
{ أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحاكِمِينَ } “Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?” Öncesini pekiştirmedir. Anlamı şudur: Yaratma ve [aşağıya] çevirme işlerini bu şekilde yapan [Allah], yaratış ve tedbir bakımından { بِأَحْكَمِ الْحاكِمِينَ } “hüküm verenlerin en üstünü/en hikmetlisi” değil midir? Böyle olan bir varlık ise defalarca geçtiği üzere [ölümden sonra] yeniden diriltmeye ve karşılığını vermeye elbette kadirdir.
17547. Metin
عن النبي ﷺ «من قرأ سورة والتين أعطاه الله العافية واليقين ما دام حياً، فإذا مات أعطاه الله من الأجر بعدد من قرأ هذه السورة» .
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle rivayet edilmiştir: “Kim Ve't-Tîn suresini okursa, yaşadığı sürece Allah ona afiyet ve yakin verir. Öldüğünde ise Allah ona bu sureyi okuyanların sayısı kadar ecir verir.”