114- Nâs Suresi

İbn Âşûr · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

95681. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

95682. Metin

١١٤- سُورَةُ النَّاسِ

114- NÂS SURESİ

95683. Metin

تَقَدَّمَ عِنْدَ تَفْسِيرِ أَوَّلِ سُورَةِ الْفَلَقِ أَنَّ النَّبِيءَ ﷺ سَمَّى سُورَةَ النَّاسِ: قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ وَتَقَدَّمَ فِي سُورَةِ الْفَلَقِ أَنَّهَا وَسُورَةَ النَّاسِ تُسَمَّيَانِ «الْمُعَوِّذَتَيْنِ» ، وَ «المشقشقتين» بِتَقْدِيم الشينين عَلَى الْقَافَيْنِ، وَتَقَدَّمَ أَيْضًا أَنَّ الزَّمَخْشَرِيّ والقرطبي ذكر أَنَّهُمَا تسميان «المقشقشين» بِتَقْدِيمِ الْقَافَيْنِ عَلَى الشِّينَيْنِ، وَعَنْوَنَهَا ابْنُ عَطِيَّةَ فِي «الْمُحَرِّرِ الْوَجِيزِ» «سُورَةَ الْمُعَوِّذَةِ الثَّانِيَةِ» بِإِضَافَةِ «سُورَةُ» إِلَى «الْمُعَوِّذَةِ» مِنْ إِضَافَةِ الْمَوْصُوفِ إِلَى الصِّفَةِ، وَعَنْوَنَهُمَا التِّرْمِذِيُّ «الْمُعَوِّذَتَيْنِ» ، وَعَنْوَنَهَا الْبُخَارِيُّ فِي «صَحِيحِهِ» «سُورَةَ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ» .

Felak Suresi'nin başının tefsirinde, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in Nâs Suresi'ni { قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ } şeklinde isimlendirdiği geçmişti. Yine Felak Suresi'nde, bu sure ile Nâs Suresi'nin her ikisine "el-Muavvizeteyn" ve şın harflerinin kāf harflerinden önce gelmesiyle "el-Müşakşakatayn" adının verildiği de geçmişti. Ayrıca ez-Zemahşerî ile el-Kurtubî'nin, kāf harflerinin şın harflerinden önce gelmesiyle bu ikisinin "el-Mukışkışatayn" diye isimlendirildiğini zikrettikleri de belirtilmişti. İbn Atıyye ise el-Muharrerü'l-Vecîz'de, mevsufların sıfata tamlanması kabilinden "Sure" kelimesini "el-Muavvize"ye muzaf kılarak bu sureyi "İkinci Muavvize Suresi" başlığıyla kaydetmiştir. et-Tirmizî ikisine birlikte "el-Muavvizeteyn" başlığını vermiş; el-Buhârî de Sahîh'inde "Kul Eûzu bi-Rabbi'n-Nâs Suresi" başlığını koymuştur.

95684. Metin

وَفِي مَصَاحِفِنَا الْقَدِيمَةِ وَالْحَدِيثَةِ الْمَغْرِبِيَّةِ وَالْمَشْرِقِيَّةِ تَسْمِيَةُ هَذِهِ السُّورَةِ «سُورَةَ النَّاسِ» وَكَذَلِكَ أَكْثَرُ كُتُبِ التَّفْسِيرِ.

Eski ve yeni, Mağrib ve Meşrık mushaflarımızda bu surenin adı "Nâs Suresi"dir; tefsir kitaplarının çoğunda da böyledir.

95685. Metin

وَهِيَ مَكِّيَّةٌ فِي قَوْلِ الَّذِينَ قَالُوا فِي سُورَةِ الْفَلَقِ إِنَّهَا مَكِّيَّةٌ، وَمَدَنِيَّةٌ فِي قَوْلِ الَّذِينَ قَالُوا فِي سُورَةِ الْفَلَقِ إِنَّهَا مَدَنِيَّةٌ. وَالصَّحِيحُ أَنَّهُمَا نَزَلَتَا مُتَعَاقِبَتَيْنِ، فَالْخِلَافُ فِي إِحْدَاهُمَا كَالْخِلَافِ فِي الْأُخْرَى.

Bu sure, Felak Suresi hakkında Mekkî diyenlerin görüşüne göre Mekkî; onun hakkında Medenî diyenlerin görüşüne göre ise Medenîdir. Doğru olan, bu iki surenin birbiri ardınca indiğidir; dolayısıyla birindeki ihtilaf diğerinde de aynen geçerlidir.

95686. Metin

وَقَالَ فِي «الْإِتْقَانِ» : إِنَّ سَبَبَ نُزُولِهَا قِصَّةُ سِحْرِ لَبِيدِ بْنِ الْأَعْصَمِ، وَأَنَّهَا نَزَلَتْ مَعَ «سُورَةِ الْفَلَقِ» وَقد سبقه إِلَى ذَلِكَ الْقُرْطُبِيُّ وَالْوَاحِدِيُّ، وَقَدْ عَلِمْتَ تَزْيِيفَهُ فِي سُورَةِ الْفَلَقِ.

el-İtkân'da şöyle denilmiştir: Surenin nüzul sebebi Lebîd b. el-A'sam'ın sihir hadisesidir ve bu sure Felak Suresi ile birlikte inmiştir. el-Kurtubî ve el-Vâhidî de bu görüşte ondan önce davranmışlardır; ancak Felak Suresi'nde bunun çürütüldüğünü öğrenmiştin.

95687. Metin

وَعَلَى الصَّحِيحِ مِنْ أَنَّهَا مَكِّيَّةٌ فَقَدْ عُدَّتِ الْحَادِيَةَ وَالْعِشْرِينَ مِنَ السُّوَرِ، نَزَلَتْ عَقِبَ سُورَةِ الْفَلَقِ وَقَبْلَ سُورَةِ الْإِخْلَاصِ.

Mekkî olduğuna dair sahih kabule göre bu sure, iniş sırası bakımından yirmi birinci sure sayılmıştır; Felak Suresi'nin hemen ardından ve İhlâs Suresi'nden önce inmiştir.

95688. Metin

وَعَدَدُ آيِهَا سِتُّ آيَاتٍ، وَذَكَرَ فِي «الْإِتْقَانِ» قَوْلًا: إِنَّهَا سَبْعُ آيَاتٍ وَلَيْسَ معزوّا لأهل

Ayetlerinin sayısı altıdır. el-İtkân'da yedi ayet olduğuna dair bir kavil zikredilmişse de bu, ilim ehline isnad edilmiş değildir.

95689. Metin

أغراضها

Surenin Gayeleri

95690. Metin

إِرْشَادُ النَّبِيءِ ﷺ لِأَنْ يَتَعَوَّذَ بِاللَّهِ رَبِّهِ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الَّذِي يُحَاوِلُ إِفْسَادَ عَمِلِ النَّبِيءِ ﷺ وَإِفْسَادَ إرشاده النَّاس وَيُلْقِي فِي نُفُوسِ النَّاسِ الْإِعْرَاضَ عَنْ دَعْوَتِهِ. وَفِي هَذَا الْأَمْرِ إِيمَاءٌ إِلَى أَنَّ اللَّهَ تَعَالَى مُعِيذُهُ مِنْ ذَلِكَ فَعَاصِمُهُ فِي نَفْسِهِ مِنْ تَسَلُّطِ وَسْوَسَةِ الْوَسْوَاسِ عَلَيْهِ، وَمُتَمِّمُ دَعْوَتِهِ حَتَّى تَعُمَّ فِي النَّاسِ. وَيَتْبَعُ ذَلِكَ تَعْلِيمُ الْمُسْلِمِينَ التَّعَوُّذَ بِذَلِكَ، فَيَكُونُ لَهُمْ مِنْ هَذَا التَّعَوُّذِ مَا هُوَ حَظُّهُمْ من قَابِلِيَّةِ التَّعَرُّضِ إِلَى الوسواس، وَمَعَ السَّلَامَةِ مِنْهُ بِمِقْدَارِ مَرَاتِبِهِمْ فِي الزلفى.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e; amelini ve insanlara yönelik irşadını ifsat etmeye çalışan, insanların içine onun davetinden yüz çevirme duygusu fısıldayan vesvesecinin şerrinden Rabbi olan Allah'a sığınmasının öğretilmesidir. Bu emirde, Yüce Allah'ın kendisini bundan koruyacağına, vesvesecinin fısıltısının ona musallat olmasına karşı bizzat nefsini muhafaza buyuracağına ve davetini insanlara bütünüyle yayılıncaya kadar kemale erdireceğine bir işaret vardır. Bunun peşinden Müslümanlara da aynı şekilde sığınmayı öğretmek gelir; böylece Müslümanlar, vesveseye maruz kalma istidatları oranında ve Allah'a yakınlık derecelerine göre ondan selamette kalma hususunda bu sığınmadan nasiplerini alırlar.

95691. Metin

[١- ٦]

[1-6]

95692. Metin

[سُورَة النَّاس (١١٤) : الْآيَات ١ إِلَى ٦]

[NÂS SURESİ (114): AYETLER 1'DEN 6'YA]

95693. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

95694. Metin

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ (١) مَلِكِ النَّاسِ (٢) إِلهِ النَّاسِ (٣) مِنْ شَرِّ الْوَسْواسِ الْخَنَّاسِ (٤)

{ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ (١) مَلِكِ النَّاسِ (٢) إِلهِ النَّاسِ (٣) مِنْ شَرِّ الْوَسْواسِ الْخَنَّاسِ (٤) } “De ki: Sığınırım insanların Rabbine, insanların Melikine (hükümranına), insanların İlahına; o sinsi vesvesecinin şerrinden!”

95695. Metin

الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ (٥) مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ (٦)

{ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ (٥) مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ (٦) } “Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir; gerek cinden gerekse insandan!”

95696. Metin

شَابَهَتْ فَاتِحَتُهَا فَاتِحَةَ سُورَةِ الْفَلَقِ إِلَّا أَنَّ سُورَةَ الْفَلَقِ تَعَوُّذٌ مِنْ شُرُورِ الْمَخْلُوقَاتِ مِنْ حَيَوَانٍ وَنَاسٍ، وَسُورَةَ النَّاسِ تَعَوُّذٌ مِنْ شُرُورِ مَخْلُوقَاتٍ خَفِيَّةٍ وَهِيَ الشَّيَاطِينُ.

Bu surenin başlangıcı, Felak Suresi'nin başlangıcına benzemektedir; şu farkla ki, Felak Suresi hayvan ve insan gibi yaratılmışların şerlerinden bir sığınmadır, Nâs Suresi ise şeytanlar gibi gizli varlıkların şerlerinden bir sığınmadır.

95697. Metin

وَالْقَوْلُ فِي الْأَمْرِ بِالْقَوْلِ، وَفِي الْمَقُولِ، وَفِي أَنَّ الْخِطَابَ لِلنَّبِيءِ ﷺ، وَالْمَقْصُودَ شُمُولُهُ أُمَّتَهُ، كَالْقَوْلِ فِي نظيرة من سُورَةِ الْفَلَقِ سَوَاءً.

Söyleme emri, söylenen söz, hitabın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e oluşu ve asıl maksadın onun ümmetini de kapsaması hususundaki açıklamalar, Felak Suresi'ndeki benzeriyle tamamen aynıdır.

95698. Metin

وَعُرِّفَ (رَبِّ) بِإِضَافَتِهِ إِلَى النَّاسِ دُونَ غَيْرِهِمْ مِنَ الْمَرْبُوبِينَ لِأَنَّ الِاسْتِعَاذَةَ مِنْ شَرٍّ يُلْقِيهِ الشَّيْطَانُ فِي قُلُوبِ النَّاسِ فَيَضِلُّونَ وَيُضِلُّونَ، فَالشَّرُّ الْمُسْتَعَاذُ مِنْهُ مَصَبُّهُ إِلَى النَّاسِ، فَنَاسَبَ أَنْ يُسْتَحْضَرَ الْمُسْتَعَاذُ إِلَيْهِ بِعُنْوَانِ أَنَّهُ رَبُّ مَنْ يُلْقُونَ الشَّرَّ وَمَنْ يُلْقَى إِلَيْهِمْ لِيَصْرِفَ هَؤُلَاءِ وَيَدْفَعَ عَنِ الْآخَرِينَ كَمَا يُقَالُ لِمَوْلَى الْعَبْدِ: يَا مَوْلَى فُلَانٍ كُفَّ عَنِّي عَبْدَكَ.

(Rab) kelimesi, diğer mahlukat yerine özellikle insanlara muzaf kılınarak belirlenmiştir; çünkü bu sığınma, şeytanın insanların kalplerine fırlattığı, neticesinde onların hem sapıp hem de saptırdıkları bir şerden ötürüdür. Dolayısıyla kendisine sığınılan şerrin döküldüğü yer insanlardır. Bu sebeple sığınılan Yüce Makam'ın, hem şerri atanların hem de kendisine şer atılanların Rabbi olduğu vasfıyla zikredilmesi uygun düşmüştür; ta ki birilerini defetsin, diğerlerinden de kötülüğü savsın. Nitekim bir kölenin efendisine: "Ey falanın efendisi! Köleni üzerimden çek!" denildiği gibidir.

95699. Metin

وَقَدْ رُتِّبَتْ أَوْصَافُ اللَّهِ بِالنِّسْبَةِ إِلَى النَّاسِ تَرْتِيبًا مُدَرَّجًا فَإِنَّ اللَّهَ خَالِقُهُمْ، ثُمَّ هُمْ غَيْرُ خَارِجِينَ عَنْ حُكْمِهِ إِذَا شَاءَ أَنْ يتَصَرَّف فِي شؤونهم، ثُمَّ زِيدَ بَيَانًا بِوَصْفِ

Allah'ın insanlara nispet edilen sıfatları aşamalı bir tertip ile sıralanmıştır: Zira Allah onların yaratıcısıdır; sonra onlar, Allah onların işlerinde dilediği tasarrufta bulunmak istediğinde O'nun hükmünün dışına çıkamazlar. Ardından O'nun ilahlık vasfıyla

95700. Metin

إِلَهِيَّتِهِ لَهُمْ لِيَتَبَيَّنَ أَنَّ رُبُوبِيَّتَهُ لَهُمْ وَحَاكِمِيَّتَهُ فِيهِمْ لَيْسَتْ كَرُبُوبِيَّةِ بَعْضِهِمْ بَعْضًا وَحَاكِمِيَّةِ بَعْضِهِمْ فِي بَعْضٍ.

bu beyan daha da pekiştirilmiştir ki, O'nun insanlara olan Rabliğinin ve onlar üzerindeki hâkimiyetinin, insanların birbirlerine olan rabliği ve birbirleri üzerindeki hâkimiyeti gibi olmadığı açıkça anlaşılsın.

95701. Metin

وَفِي هَذَا التَّرْتِيبِ إِشْعَارٌ أَيْضًا بِمَرَاتِبِ النَّظَرِ فِي مَعْرِفَةِ اللَّهِ تَعَالَى فَإِن النَّاظر يعلم بادىء ذِي بَدْءٍ بِأَنَّ لَهُ رَبًّا يسبب مَا يَشْعُرُ بِهِ مِنْ وُجُودِ نَفْسِهِ، وَنِعْمَةِ تَرْكِيبِهِ، ثُمَّ يَتَغَلْغَلُ فِي النَّظَرِ فَيَشْعُرُ بِأَنَّ رَبَّهُ هُوَ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْغَنِيُّ عَنِ الْخَلْقِ، ثُمَّ يَعْلَمُ أَنَّهُ الْمُسْتَحِقُّ لِلْعِبَادَةِ فَهُوَ إِلَهُ النَّاسِ كُلِّهِمْ.

Bu sıralamada, Yüce Allah'ı tanıma konusundaki tefekkür mertebelerine de bir işaret vardır: Zira düşünen kişi öncelikle kendi varlığını hissetmesi ve yaratılışındaki mükemmel terkip nimeti sebebiyle bir Rabbinin olduğunu bilir; sonra tefekkürünü derinleştirir ve Rabbinin, yaratılmışlardan müstağni olan yegâne hakiki Melik olduğunu hisseder; nihayet O'nun ibadete layık tek varlık olduğunu ve bütün insanların İlahı olduğunu anlar.

95702. Metin

ومَلِكِ النَّاسِ عَطْفُ بَيَانٍ مِنْ رَبِّ النَّاسِ وَكَذَلِكَ إِلهِ النَّاسِ فَتَكْرِيرُ لَفْظِ النَّاسِ دُونَ اكْتِفَاءٍ بِضَمِيرِهِ لِأَنَّ عَطْفَ الْبَيَانِ يَقْتَضِي الْإِظْهَارَ لِيَكُونَ الِاسْمُ الْمُبَيِّنُ (بِكَسْرِ الْيَاءِ) مُسْتَقِلًّا بِنَفْسِهِ لِأَنَّ عَطْفَ الْبَيَانِ بِمَنْزِلَةِ عَلَمٍ لِلِاسْمِ الْمُبَيَّنِ (بِالْفَتْحِ) .

{ مَلِكِ النَّاسِ } ibaresi { رَبِّ النَّاسِ } terkibinden atf-ı beyandır; { إِلهِ النَّاسِ } ibaresi de öyledir. Zamir ile yetinilmeyip "en-Nâs" lafzının tekrarlanması, atf-ı beyanın açık ismi (ızhâr) gerektirmesindendir; ta ki açıklayan isim kendi başına müstakil olsun. Çünkü atf-ı beyan, açıklanan isim için bir alem (özel isim) konumundadır.

95703. Metin

والنَّاسِ: اسْمُ جَمْعٍ لِلْبَشَرِ جَمِيعِهِمْ أَوْ طَائِفَةٍ مِنْهُمْ وَلَا يُطْلَقُ عَلَى غَيْرِهِمْ عَلَى التَّحْقِيقِ.

en-Nâs (النَّاسِ): İnsanların tamamını veya bir topluluğunu ifade eden bir topluluk ismidir (ism-i cem) ve tahkike göre insan dışındakiler için kullanılmaz.

95704. Metin

والْوَسْواسِ: الْمُتَكَلِّمُ بِالْوَسْوَسَةِ، وَهِيَ الْكَلَامُ الْخَفِيُّ، قَالَ رُؤْبَةُ يَصِفُ صَائِدًا فِي قُتْرَتِهِ:

el-Vesvâs (الْوَسْواسِ): Vesvese ile yani gizli sözle konuşan demektir. Ru'be, av kulübesindeki bir avcıyı tasvir ederken şöyle demiştir:

95705. Metin

وَسْوَسَ يَدْعُو مُخْلِصًا رَبَّ الْفَلَقْ فَالْوَسْوَاسُ اسْمُ فَاعِلٍ وَيُطْلَقُ الْوَسْوَاسُ بِفَتْحِ الْوَاوِ مَجَازًا عَلَى مَا يَخْطُرُ بِنَفْسِ الْمَرْءِ مِنَ الْخَوَاطِرِ الَّتِي يَتَوَهَّمُهَا مِثْلَ كَلَامٍ يُكَلِّمُ بِهِ نَفْسَهُ قَالَ عُرْوَةُ بْنُ أُذَيْنَةَ:

"Sabahın Rabbine ihlâsla dua ederek fısıldadı." el-Vesvâs kelimesi ism-i fâildir. Vâv harfinin fethasıyla el-vesvâs, mecaz yoluyla insanın kendi kendine konuştuğu bir söz gibi zihninde canlandırdığı iç fısıltılara da denir. Urve b. Üzeyne şöyle demiştir:

95706. Metin

وَإِذَا وَجَدْتَ لَهَا وَسَاوِسَ سَلْوَةٍ ... شَفَعَ الْفُؤَادُ إِلَى الضَّمِيرِ فَسَلَّهَا

"Ona karşı bir teselli vesvesesi hissettiğinde... Gönül iç âleme şefaat eder de onu söküp atar."

95707. Metin

وَالتَّعْرِيفُ فِي الْوَسْواسِ تَعْرِيفُ الْجِنْسِ وَإِطْلَاقُ الْوَسْواسِ عَلَى مَعْنَيَيْهِ الْمَجَازِيِّ وَالْحَقِيقِيِّ يَشْمَلُ الشَّيَاطِينَ الَّتِي تُلْقِي فِي أَنْفُسِ النَّاسِ الْخَوَاطِرَ الشِّرِّيرَةَ، قَالَ تَعَالَى: فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطانُ [طه: ١٢٠] ، وَيَشْمَلُ الْوَسْوَاسُ كُلَّ مَنْ يَتَكَلَّمُ كَلَامًا خَفِيًّا مِنَ النَّاسِ وَهُمْ أَصْحَابُ الْمَكَائِدِ وَالْمُؤَامَرَاتِ الْمَقْصُودِ مِنْهَا إِلْحَاقُ الْأَذَى مِنِ اغْتِيَالِ نُفُوسٍ أَوْ سَرِقَةِ أَمْوَالٍ أَوْ إِغْرَاءٍ بِالضَّلَالِ وَالْإِعْرَاضِ عَنِ الْهُدَى، لِأَنَّ شَأْنَ مُذَاكَرَةِ هَؤُلَاءِ بَعْضِهِمْ مَعَ بَعْضٍ أَنْ تَكُونَ سِرًّا لِئَلَّا يَطَّلِعَ عَلَيْهَا مَنْ يُرِيدُونَ الْإِيقَاعَ بِهِ، وَهُمُ الَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ الدَّوَائِرَ وَيُغْرُونَ النَّاسَ بِأَذِيَّتِهِ.

{ الْوَسْواسِ } kelimesindeki belirlilik takısı (harf-i tarif) cins içindir. el-Vesvâs kelimesinin hakiki ve mecazi iki manasında kullanılması, insanların içlerine kötü düşünceler atan şeytanları kapsar; nitekim Yüce Allah: { فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطانُ } “Derken şeytan ona vesvese verdi” [Tâhâ: 120] buyurmuştur. Vesvâs kelimesi ayrıca insanlardan gizlice konuşan herkesi; yani canlara kıymak, malları çalmak yahut sapıklığa ve hidayetten yüz çevirmeye teşvik etmek gibi zarar vermeyi hedefleyen hile ve komplo sahiplerini de kapsar. Zira bunların birbirleriyle müzakerelerinin tabiatı, tuzağa düşürmek istedikleri kimseler fark etmesin diye gizli yapılmasıdır. Nitekim bunlar, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in başına felaketler gelmesini gözetleyen ve insanları ona eziyet etmeye kışkırtan kimselerdir.

95708. Metin

والْخَنَّاسِ: الشَّدِيدُ الْخَنْسِ وَالْكَثِيرُهُ. وَالْمُرَادُ أَنَّهُ صَارَ عَادَةً لَهُ. وَالْخَنْسُ وَالْخُنُوسُ: الِاخْتِفَاءُ. وَالشَّيْطَانُ يُلَقَّبُ بِ الْخَنَّاسِ لِأَنَّهُ يَتَّصِلُ بِعَقْلِ الْإِنْسَانِ وَعَزْمِهِ مِنْ غَيْرِ شُعُورٍ مِنْهُ فَكَأَنَّهُ خَنَسَ فِيهِ، وَأَهْلُ الْمَكْرِ وَالْكَيْدِ وَالتَّخَتُّلِ خَنَّاسُونَ لِأَنَّهُمْ يَتَحَيَّنُونَ غَفَلَاتِ النَّاسِ وَيَتَسَتَّرُونَ بِأَنْوَاعِ الْحِيَلِ لِكَيْلَا يَشْعُرَ النَّاسُ بِهِمْ.

el-Hannâs (الْخَنَّاسِ): Çokça ve şiddetle gizlenen (huns yapan) demektir. Kastedilen, bunun onun bir âdeti hâline gelmiş olmasıdır. el-Hans ve el-hunûs (الْخَنْسُ وَالْخُنُوسُ), gizlenmek demektir. Şeytan el-Hannâs diye adlandırılır; zira o, insanın aklına ve azmine hiç hissettirmeden temas eder, sanki onda gizlenmiş gibidir. Hile, tuzak ve pusu kuran insanlar da "hannâs"tırlar; çünkü onlar insanların gaflet anlarını kollar ve insanlar kendilerini fark etmesin diye türlü hilelerin arkasına gizlenirler.

95709. Metin

فَالتَّعْرِيفُ فِي الْخَنَّاسِ على وزان تَعْرِيفِ مَوْصُوفِهِ، وَلِأَنَّ خَوَاطِرَ الشَّرِّ يَهُمُّ بِهَا صَاحِبُهَا فَيُطْرِقُ وَيَتَرَدَّدُ وَيَخَافُ تَبِعَاتِهَا وَتَزْجُرُهُ النَّفْسُ اللَّوَّامَةُ، أَوْ يَزَعُهُ وَازِعُ الدِّينِ أَوِ الْحَيَاءِ أَوْ خَوْفُ الْعِقَابِ عِنْدَ اللَّهِ أَوْ عِنْدَ النَّاسِ ثُمَّ تُعَاوِدُهُ حَتَّى يَطْمَئِنَّ لَهَا وَيَرْتَاضَ بِهَا فَيُصَمِّمَ عَلَى فِعْلِهَا فَيَقْتَرِفَهَا، فَكَأَنَّ الشَّيْطَانَ يَبْدُو لَهُ ثُمَّ يَخْتَفِي، ثُمَّ يَبْدُو ثُمَّ يَخْتَفِي حَتَّى

{ الْخَنَّاسِ } kelimesindeki belirlilik takısı, nitelenen kelimenin belirliliği ile aynı tarzdadır. Kötülük düşüncelerine niyetlenen kişi önce duraklar, tereddüt eder, sonuçlarından korkar ve kınayan nefis onu bundan meneder; yahut din engeli, haya duygusu, Allah katındaki veya insanlar nezdindeki ceza korkusu onu engeller. Sonra vesvese ona tekrar döner, ta ki o kişi buna alışıp yatışıncaya ve onu işlemeye kesin karar verip o günahı işleyinceye kadar. Sanki şeytan ona önce görünür, sonra gizlenir; tekrar görünür, tekrar gizlenir; ta ki

95710. Metin

يَتَمَكَّنَ مِنْ تَدْلِيَتِهِ بِغُرُورٍ.

onu aldatarak uçuruma yuvarlamaya muvaffak oluncaya kadar.

95711. Metin

وَوُصِفَ الْوَسْواسِ الْخَنَّاسِ بِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ لِتَقْرِيبِ تَصْوِيرِ الْوَسْوَسَةِ كَيْ يَتَّقِيَهَا الْمَرْءُ إِذَا اعْتَرَتْهُ لِخَفَائِهَا، وَذَلِكَ بِأَنْ بُيِّنَ أَنَّ مَكَانَ إِلْقَاءِ الْوَسْوَسَةِ هُوَ صُدُورُ النَّاسِ وَبَوَاطِنُهُمْ فَعَبَّرَ بِهَا عَنِ الْإِحْسَاسِ النَّفْسِيِّ كَمَا قَالَ تَعَالَى: وَلكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ [الْحَج: ٤٦] وَقَالَ تَعَالَى: إِنْ فِي صُدُورِهِمْ إِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبالِغِيهِ [غَافِر: ٥٦] .

Sinsi vesveseci (el-vesvâsu'l-hannâs), gizliliği sebebiyle insana arız olduğunda ondan sakınabilsin diye vesvesenin tasvirini somutlaştırmak amacıyla { الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ } “İnsanların göğüslerine vesvese veren” şeklinde nitelenmiştir. Bu da vesvesenin atıldığı yerin insanların göğüsleri ve iç dünyaları olduğu açıklanarak yapılmıştır; böylece içsel his göğüs ile ifade edilmiştir. Nitekim Yüce Allah: { وَلكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ } “Fakat göğüslerdeki kalpler körleşir” [Hac: 46] ve: { إِنْ فِي صُدُورِهِمْ إِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبالِغِيهِ } “Onların göğüslerinde ancak asla ulaşamayacakları bir kibir vardır” [Gâfir: 56] buyurmuştur.

95712. Metin

وَقَالَ النَّبِيءُ ﷺ: «الْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي الصَّدْرِ وَتَرَدَّدَ فِي الْقَلْبِ»

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur: "Günah, göğsünü tırmalayan ve kalpte tereddüt uyandıran şeydir."

95713. Metin

، فَغَايَةُ الْوَسْوَاسِ مِنْ وَسْوَسَتِهِ بَثُّهَا فِي نَفْسِ الْمَغْرُورِ وَالْمَشْبُوكِ فِي فَخِّهِ، فَوَسْوَسَةُ الشَّيَاطِينِ اتِّصَالَاتُ جَاذِبِيَّةِ النُّفُوسِ نَحْوَ دَاعِيَةِ الشَّيَاطِينِ. وَقَدْ قَرَّبَهَا النَّبِيءُ ﷺ فِي آثَارٍ كَثِيرَةٍ بِأَنْوَاعٍ مِنَ التَّقْرِيبِ

Vesvesecinin vesvesesinden nihai gayesi, bunu aldanmış ve tuzağına düşmüş kimsenin nefsine aşılamaktır. Şeytanların vesvesesi, nefislerin şeytanların davetine doğru çekim kuvvetiyle irtibat kurmasıdır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem birçok rivayette bunu çeşitli benzetmelerle zihinlere yaklaştırmıştır.

95714. Metin

مِنْهَا: «أَنَّهَا كَالْخَرَاطِيمِ يَمُدُّهَا الشَّيْطَانُ إِلَى قَلْبِ الْإِنْسَانِ»

Bunlardan biri şudur: "Vesvese, şeytanın insanın kalbine uzattığı hortumlar gibidir."

95715. Metin

وَشَبَّهَهَا مَرَّةً بِالنَّفْثِ، وَمَرَّةً بِالْإِبْسَاسِ.

Onu bazen üflemeye (nefs), bazen de fısıltıyla kışkırtmaya (ibsâs) benzetmiştir.

95716. Metin

وَفِي الْحَدِيثِ: «إِنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِي مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ وَإِنِّي خَشِيتُ أَنْ يَقْذِفَ فِي قُلُوبِكُمَا»

Hadiste şöyle buyrulmuştur: "Şüphesiz şeytan, Âdemoğlunun damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır. Ben onun kalplerinize [kötü bir şey] atmasından endişe ettim."

95717. Metin

. وَإِطْلَاقُ فِعْلِ يُوَسْوِسُ عَلَى هَذَا الْعَمَلِ الشَّيْطَانِيِّ مَجَازٌ إِذْ لَيْسَ لِلشَّيْطَانِ كَلَامٌ فِي بَاطِنِ الْإِنْسَانِ. وَأَمَّا إِطْلَاقُهُ عَلَى تَسْوِيلِ الْإِنْسَانِ لِغَيْرِهِ عَمَلَ السُّوءِ فَهُوَ حَقِيقَةٌ. وَتَعَلُّقُ الْمَجْرُورِ مِنْ قَوْلِهِ: فِي صُدُورِ النَّاسِ بِفِعْلِ يُوَسْوِسُ بِالنِّسْبَةِ لِوَسْوَسَةِ الشَّيْطَانِ تَعَلُّقٌ حَقِيقِيٌّ، وَأَمَّا بِالنِّسْبَةِ لِوَسْوَسَةِ النَّاسِ فَهُوَ مَجَازٌ عَقْلِيٌّ لِأَنَّ وَسُوسَةَ النَّاسِ سَبَبٌ لِوُقُوعِ أَثَرِهَا فِي الصُّدُورِ فَكَانَ فِي كُلٍّ مِنْ فِعْلِ يُوَسْوِسُ وَمُتَعَلِّقِهِ اسْتِعْمَالُ اللَّفْظَيْنِ فِي الْحَقِيقَةِ وَالْمَجَازِ.

Vesvese verir (yüvesvisu) fiilinin bu şeytani amele nispetle kullanılması mecazdır; zira şeytanın insanın iç âleminde bir sözü yoktur. İnsanın bir başkasına kötülük işlemeyi telkin etmesine bu fiilin nispet edilmesi ise hakikattir. { فِي صُدُورِ النَّاسِ } sözündeki mecrûrun { يُوَسْوِسُ } fiiline taalluku, şeytanın vesvesesi bakımından hakiki bir taalluktur; insanların vesvesesi bakımından ise aklî bir mecazdır, çünkü insanların vesvesesi göğüslerde o tesirin meydana gelmesine bir sebeptir. Dolayısıyla hem { يُوَسْوِسُ } fiilinde hem de onun müteallakında iki lafzın hem hakikat hem de mecaz manasında kullanılması söz konusudur.

95718. Metin

وَ (مِنَ) فِي قَوْلِهِ: مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ بَيَانِيَّةٌ بَيَّنَتِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ بِأَنَّهُ جِنْسٌ يَنْحَلُّ بِاعْتِبَارِ إِرَادَةِ حَقِيقَتِهِ، وَمَجَازِهِ إِلَى صِنْفَيْنِ: صِنْفٍ مِنَ الْجَنَّةِ وَهُوَ أَصْلُهُ، وَصِنْفٍ مِنَ النَّاسِ وَمَا هُوَ إِلَّا تَبَعٌ وَوَلِيٌّ لِلصِّنْفِ الْأَوَّلِ، وَجَمَعَ اللَّهُ هَذَيْنِ الصِّنْفَيْنِ فِي قَوْلِهِ: وَكَذلِكَ جَعَلْنا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَياطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُوراً [الْأَنْعَام: ١١٢] .

{ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ } kavlindeki { مِنَ } beyâniyedir (açıklama bildirir); { الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ } ifadesini, hakiki ve mecazi manasının kastedilmesi bakımından iki sınıfa ayrılan bir cins olarak açıklamıştır: Bir sınıfı cindendir ve bu onun aslıdır; diğer sınıfı ise insanlardandır ki bu da birinci sınıfın sadece bir tâbisi ve dostudur. Allah bu iki sınıfı şu ayetinde bir arada zikretmiştir: { وَكَذلِكَ جَعَلْنا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَياطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُوراً } “Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar” [En'âm: 112].

95719. Metin

وَوَجْهُ الْحَاجَةِ إِلَى هَذَا الْبَيَانِ خَفَاءُ مَا يَنْجَرُّ مِنْ وَسْوَسَةِ نَوْعِ الْإِنْسَانِ، لِأَنَّ الْأُمَمَ اعْتَادُوا أَنْ يُحَذِّرَهُمُ الْمُصْلِحُونَ مِنْ وَسْوَسَةِ الشَّيْطَانِ، وَرُبَّمَا لَا يَخْطُرُ بِالْبَالِ أَنَّ مِنَ الْوَسْوَاسِ مَا هُوَ شَرٌّ مِنْ وَسْوَاسِ الشَّيَاطِينِ، وَهُوَ وَسْوَسَةُ أَهْلِ نَوْعِهِمْ وَهُوَ أَشَدُّ خَطَرًا وَهُمْ بِالتَّعَوُّذِ مِنْهُمْ أَجْدَرُ، لِأَنَّهُمْ مِنْهُمْ أَقْرَبُ وَهُوَ عَلَيْهِمْ أَخْطُرُ، وَأَنَّهُمْ فِي وَسَائِلِ الضُّرِّ أَدْخُلُ وَأَقْدَرُ.

Bu açıklamaya duyulan ihtiyacın sebebi, insan türünün vesvesesinden kaynaklanan zararın gizliliğidir; çünkü toplumlar, ıslah edicilerin kendilerini şeytanın vesvesesine karşı uyarmasına alışmışlardır; bazen vesvesenin bir kısmının şeytanların vesvesesinden daha şerli olduğu akla bile gelmez. O da kendi cinslerinden olan insanların vesvesesidir ki bu daha büyük bir tehlikedir ve onların şerrinden sığınmak daha evladır. Çünkü onlar insanlara daha yakındır, üzerlerindeki tehlikeleri daha büyüktür ve zarar verme vasıtalarına daha doğrudan nüfuz edip daha çok muktedirdirler.

95720. Metin

وَلَا يَسْتَقِيمُ أَنْ يَكُونَ مِنَ بَيَانًا لِلنَّاسِ إِذْ لَا يُطْلَقُ اسْمُ النَّاسِ عَلَى مَا يَشْمَلُ الْجِنَّ وَمَنْ زَعَمَ ذَلِكَ فَقَدْ أَبْعَدَ.

{ مِنَ } edatının "en-Nâs" için beyan olması tutarlı değildir; zira nâs ismi cinleri kapsayacak şekilde kullanılmaz. Bunu iddia eden kimse hakikatten uzaklaşmıştır.

95721. Metin

وَقُدِّمَ الْجِنَّةِ عَلَى النَّاسِ هُنَا لِأَنَّهُمْ أَصْلُ الْوَسْوَاسِ كَمَا عَلِمْتَ بِخِلَافِ تَقْدِيمِ الْإِنْسِ عَلَى الْجِنِّ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَكَذلِكَ جَعَلْنا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَياطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ [الْأَنْعَام: ١١٢] لِأَنَّ خُبَثَاءَ النَّاسِ أَشَدُّ مُخَالَطَةً لِلْأَنْبِيَاءِ مِنَ الشَّيَاطِينِ، لِأَنَّ اللَّهَ عَصَمَ أَنْبِيَاءَهُ مِنْ تَسَلُّطِ الشَّيَاطِينِ عَلَى نُفُوسِهِمْ قَالَ تَعَالَى: إِنَّ عِبادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغاوِينَ [الْحجر: ٤٢] فَإِنَّ اللَّهَ أَرَادَ إِبْلَاغَ وَحْيِهِ لِأَنْبِيَائِهِ فَزَكَّى نُفُوسَهُمْ مِنْ خُبْثِ وَسْوَسَةِ الشَّيَاطِينِ، وَلَمْ يَعْصِمْهُمْ مِنْ لِحَاقِ ضُرِّ النَّاسِ بِهِمْ وَالْكَيْدِ لَهُمْ لِضَعْفِ خَطَرِهِ، قَالَ تَعَالَى:

Burada { الْجِنَّةِ }, { النَّاسِ } üzerine takdim edilmiştir; çünkü öğrendiğin üzere vesvesenin aslı onlardır. Yüce Allah'ın: { وَكَذلِكَ جَعَلْنا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَياطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ } “Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık” [En'âm: 112] ayetinde insanın cinnin önüne geçirilmesi ise bundan farklıdır; zira insanların kötüleri, peygamberlerle şeytanlardan daha fazla iç içedir. Çünkü Allah, peygamberlerini şeytanların onların nefislerine musallat olmasından korumuştur; nitekim Yüce Allah: { إِنَّ عِبادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغاوِينَ } “Şüphesiz ki azgınlardan sana uyanlar müstesna, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” [Hicr: 42] buyurmuştur. Zira Allah peygamberlerine vahyini ulaştırmayı murat etmiş, bu yüzden onların nefislerini şeytanların vesvese pisliğinden arındırmıştır; fakat tehlikesinin hafifliği sebebiyle insanların kendilerine vereceği zararın ve kuracağı tuzakların erişmesinden onları [mutlak olarak] korumamıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

95722. Metin

وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْماكِرِينَ [الْأَنْفَال: ٣٠] وَلَكِنَّهُ ضَمِنَ لِرُسُلِهِ النَّجَاةَ مِنْ كُلِّ مَا يَقْطَعُ إِبْلَاغَ الرِّسَالَةِ إِلَى أَنْ يَتِمَّ مُرَادُ اللَّهِ.

{ وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْماكِرِينَ } “Hani o inkâr edenler seni bağlayıp hapsetmek veya öldürmek ya da sürmek için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzaklarını bozuyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır” [Enfâl: 30]. Ancak Allah, elçilerine muradı tamamlanıncaya kadar risaleti tebliğ etmelerini engelleyecek her türlü şeyden kurtuluşu garanti etmiştir.

95723. Metin

وَالْجِنَّةُ: اسْمُ جَمْعِ جِنِّيٍّ بِيَاءِ النَّسَبِ إِلَى نَوْعِ الْجِنِّ، فَالْجِنِّيُّ الْوَاحِدُ مِنْ نَوْعِ الْجِنِّ كَمَا يُقَالُ: إِنْسِيٌّ لِلْوَاحِدِ مِنَ الْإِنْسِ.

el-Cinneh (الْجِنَّةُ): Cin nev'ine nispet yâ'sı ile "cinnî" kelimesinin ism-i cemidir. Nitekim insanoğlundan her bir ferde "insî" denildiği gibi, cin nev'inin her bir ferdine de "cinnî" denir.

95724. Metin

وَتَكْرِيرُ كَلِمَةِ النَّاسِ فِي هَذِهِ الْآيَاتِ الْمَرَّتَيْنِ الْأُولَيَيْنِ بِاعْتِبَارِ مَعْنَى وَاحِدٍ إِظْهَارٌ فِي مَقَامِ الْإِضْمَارِ لِقَصْدِ تَأْكِيدِ رُبُوبِيَّةِ اللَّهِ تَعَالَى وَمِلْكِهِ وَإِلَهِيَّتِهِ لِلنَّاسِ كُلِّهِمْ

Bu ayetlerde "en-Nâs" kelimesinin ilk iki seferde aynı mana gözetilerek tekrarlanması, Yüce Allah'ın bütün insanların Rabbi, Mâliki ve İlahı olduğunu tekit etmek gayesiyle zamir makamında açık ismin getirilmesidir (ızhâr fi makâmi'l-idmâr);

95725. Metin

كَقَوْلِهِ تَعَالَى:

tıpkı Yüce Allah'ın şu kavlinde olduğu gibi:

95726. Metin

يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتابِ وَما هُوَ مِنَ الْكِتابِ [آل عمرَان: ٧٨] .

{ يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتابِ وَما هُوَ مِنَ الْكِتابِ } “Kitaptan olmadığı hâlde, siz onu kitaptan sanasınız diye dillerini eğip bükerler” [Âl-i İmrân: 78].

95727. Metin

وَأَمَّا تَكْرِيرُهُ الْمَرَّةَ الثَّالِثَةَ بِقَوْلِهِ: فِي صُدُورِ النَّاسِ فَهُوَ إِظْهَارٌ لِأَجْلِ بُعْدِ الْمَعَادِ.

{ فِي صُدُورِ النَّاسِ } kavlinde üçüncü kez tekrarlanması ise mercinin (zamirin döneceği yerin) uzak kalması sebebiyle açık ismin zikredilmesidir.

95728. Metin

وَأَمَّا تَكْرِيرُهُ الْمَرَّةَ الرَّابِعَةَ بِقَوْلِهِ: مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ فَلِأَنَّهُ بَيَانٌ لِأَحَدِ صِنْفَيِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ، وَذَلِكَ غير مَا صدق كَلِمَةِ النَّاسِ فِي الْمَرَّاتِ السَّابِقَةِ.

{ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ } kavlinde dördüncü kez tekrarlanması ise insanların göğüslerine vesvese verenin iki sınıfından birini beyan etmek içindir; bu da önceki tekrarlardaki nâs kelimesinin kapsamından (mâsadakından) farklıdır.

95729. Metin

وَاللَّهُ يَكْفِينَا شَرَّ الْفَرِيقَيْنِ، وَيَنْفَعُنَا بِصَالِحِ الثَّقَلَيْنِ.

Allah her iki zümrenin de şerrinden bizi muhafaza eylesin ve iki ağır topluluğun (insan ve cinlerin) salih olanlarıyla bizleri faydalandırsın.

95730. Metin

تَمَّ تَفْسِيرُ «سُورَةِ النَّاسِ» وَبِهِ تَمَّ تَفْسِيرُ الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ.

Nâs Suresi'nin tefsiri tamamlandı; böylece Yüce Kur'an'ın tefsiri de tamamlanmış oldu.

95731. Metin

يَقُولُ مُحَمَّدٌ الطَّاهِرُ ابْنُ عَاشُورٍ: قَدْ وَفَيْتُ بِمَا نَوَيْتُ، وَحَقَّقَ اللَّهُ مَا ارْتَجَيْتُ فَجِئْتُ بِمَا سَمَحَ بِهِ الْجُهْدُ مِنْ بَيَانِ مَعَانِي الْقُرْآنِ وَدَقَائِقِ نِظَامِهِ وَخَصَائِصِ بَلَاغَتِهِ، مِمَّا اقْتَبَسَ الذِّهْنُ مِنْ أَقْوَالِ الْأَئِمَّةِ، وَاقْتَدَحَ مِنْ زَنْدٍ لِإِنَارَةِ الْفِكْرِ وَإِلْهَابِ الْهِمَّةِ، وَقَدْ جِئْتُ بِمَا أَرْجُو أَنْ أَكُونَ وُفِّقْتُ فِيهِ لِلْإِبَانَةِ عَنْ حَقَائِقَ مَغْفُولٍ عَنْهَا، وَدَقَائِقَ رُبَّمَا جَلَتْ وُجُوهًا وَلَمْ تَجْلُ كُنْهًا، فَإِنَّ هَذَا مَنَالٌ لَا يَبْلُغُ الْعَقْلُ الْبَشَرِيُّ إِلَى تَمَامِهِ، وَمَنْ رَامَ ذَلِكَ فَقَدْ رَامَ وَالْجَوْزَاءُ

Muhammed et-Tâhir İbn Âşûr der ki: Niyet ettiğim şeyi yerine getirdim ve Allah umduğumu tahakkuk ettirdi. Böylece zihnin önderlerin sözlerinden iktibas ettiği, fikri aydınlatmak ve gayreti alevlendirmek için çakmaktaşından tutuşturduğu kıvılcımlardan, gücümün yettiği kadarıyla Kur'an'ın manalarını, nizamının inceliklerini ve belagatinin özelliklerini ortaya koydum. Gözden kaçmış hakikatleri beyan etmede ve belki de bazı cihetleri aydınlatıp künhünü tam aydınlatamamış incelikleri açıklamada muvaffak kılınmış olmayı umduğum şeyleri ortaya koydum. Zira bu, insan aklının bütününe ulaşamayacağı bir hedeftir. Bunu hedefleyen kimse öyle bir şeyi hedeflemiştir ki Cevzâ yıldızı bile

95732. Metin

دُونَ مَرَامِهِ (١) .

onun muradının altında kalır (١).

95733. Metin

وَإِنَّ كَلَامَ رَبِّ النَّاسِ، حَقِيقٌ بِأَنْ يُخْدَمَ سَعْيًا عَلَى الرَّأْسِ، وَمَا أَدَّى هَذَا الْحَقَّ إِلَّا قَلَمُ الْمُفَسِّرِ يَسْعَى عَلَى الْقِرْطَاسِ، وَإِنَّ قَلَمِي طَالَمَا اسْتَنَّ بِشَوْطٍ فَسِيحٍ، وَكَمْ زُجِرَ عِنْدَ الْكَلَالِ وَالْإِعْيَاءِ زَجْرَ الْمَنِيحِ، وَإِذْ قَدْ أَتَى عَلَى التَّمَامِ فَقَدْ حَقَّ لَهُ أَنْ يَسْتَرِيحَ.

İnsanların Rabbinin kelâmı, baş üstünde yürünerek hizmet edilmeye layıktır. Bu hakkı ise ancak kâğıt üzerinde koşan müfessirin kalemi yerine getirebilir. Doğrusu benim kalemim de nice uzun mesafeleri hızla koştu; yorgunluk ve bitkinlik anlarında kumar oklarının en değersizi (menîh) gibi nice azarlandı. Artık sona ulaştığına göre, dinlenmek onun da hakkıdır.

95734. Metin

وَكَانَ تَمَامُ هَذَا التَّفْسِيرِ عَصْرَ يَوْمِ الْجُمُعَةِ الثَّانِي عَشَرَ مِنْ شَهْرِ رَجَبٍ عَامَ ثَمَانِينَ وَثَلَاثِمَائَةٍ وَأَلْفٍ. فَكَانَتْ مُدَّةُ تَأْلِيفِهِ تِسْعًا وَثَلَاثِينَ سَنَةً وَسِتَّةَ أَشْهُرٍ. وَهِيَ حِقْبَةٌ لَمْ تَخْلُ مِنْ أَشْغَالٍ صَارِفَةٍ، وَمُؤَلَّفَاتٍ أُخْرَى أَفْنَانُهَا وَارِفَةٌ، وَمُنَازِعَ بِقَرِيحَةٍ شَارِبَةٍ طَوْرًا

Bu tefsirin tamamlanması, bin üç yüz seksen (1380) yılı Receb ayının on ikinci Cuma günü ikindi vaktinde gerçekleşti. Böylece telif süresi otuz dokuz yıl altı ay oldu. Bu [süreç], [insanı] alıkoyan meşguliyetlerden, dalları gölgeli (verimli) başka teliflerden ve kâh [ilim kaynağından] içen...

95735. Metin

وَطَوْرًا غَارِفَةٍ، وَمَا خَلَا ذَلِكَ مِنْ تَشَتُّتِ بَالٍ، وَتَطَوُّرِ أَحْوَالٍ، مِمَّا لَمْ تَخْلُ عَنِ الشِّكَايَةِ مِنْهُ الْأَجْيَالُ، وَلَا كُفْرَانَ لِلَّهِ فَإِنَّ نِعَمَهُ أَوْفَى، وَمَكَايِيلَ فَضْلِهِ عَلَيَّ لَا تُطَفَّفُ وَلَا تُكْفَا.

avucunu daldırıp alan bir zihinle çekişmelerden uzak kalmayan bir devirdir. Keza nesillerin şikâyetinden geri durmadığı zihin dağınıklığından ve hallerin değişmesinden de hâli olmamıştır. Allah'a nankörlük etmekten sakınırım; zira O'nun nimetleri pek geniştir ve bana olan lütuf ölçekleri ne eksiltilir ne de ters çevrilip dökülür.

95736. Metin

وَأَرْجُو مِنْهُ تَعَالَى لِهَذَا التَّفْسِيرِ أَنْ يُنْجِدَ وَيَغُورَ، وَأَنْ يَنْفَعَ بِهِ الْخَاصَّةَ وَالْجُمْهُورَ، وَيَجْعَلَنِي بِهِ مِنَ الَّذِينَ يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ.

Yüce Allah'tan bu tefsiri dağlara ve ovalara (her tarafa) ulaştırmasını, onunla havassı da avamı da faydalandırmasını ve beni bu tefsir vesilesiyle asla batmayacak bir kazanç umanlardan kılmasını temenni ederim.

95737. Metin

وَكَانَ تَمَامُهُ بِمَنْزِلِي بِبَلَدِ الْمَرْسَى شَرْقِيَّ مَدِينَة تونس،

Tamamlanması, Tunus şehrinin doğusundaki Marsâ beldesinde bulunan evimde gerçekleşmiştir.

95738. Metin

وَكتبه: مُحَمَّدٌ الطَّاهِرُ ابْن عاشور.

Bunu yazan: Muhammed et-Tâhir İbn Âşûr.