1276. Metin
يسألك أصحابك -أيها النبي- عن الغنائم يوم «بدر» كيف تقسمها بينهم؟ قل لهم: إنَّ أمرها إلى الله ورسوله، فالرسول يتولى قسمتها بأمر ربه، فاتقوا عقاب الله ولا تُقَدموا على معصيته، واتركوا المنازعة والمخاصمة بسبب هذه الأموال، وأصلحوا الحال بينكم، والتزموا طاعة الله ورسوله إن كنتم مؤمنين; فإن الإيمان يدعو إلى طاعة الله ورسوله.
-Ey Peygamber!- Ashabın sana Bedir günü [elde edilen] ganimetleri aralarında nasıl paylaştıracağını soruyorlar. De ki: "Onların [hüküm] işi Allah'a ve Resulü'ne aittir; Resul, Rabbinin emriyle onların taksimini üstlenir. O hâlde Allah'ın cezasından sakının ve O'na isyan etmeye kalkışmayın; bu mallar yüzünden çekişip tartışmayı bırakın, aranızı düzeltin ve eğer müminler iseniz Allah'a ve Resulü'ne itaate bağlı kalın; zira iman, Allah'a ve Resulü'ne itaati gerektirir."
1277. Metin
إنما المؤمنون بالله حقًا هم الذين إذا ذُكِر الله فزعت قلوبهم، وإذا تليت عليهم آيات القرآن زادتهم إيمانًا مع إيمانهم، لتدبرهم لمعانيه وعلى الله تعالى يتوكلون، فلا يرجون غيره، ولا يرهبون سواه.
Allah'a hakkıyla inanan müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, kendilerine Kur'an ayetleri okunduğu zaman -onun manalarını düşündükleri için- imanları katbekat artar ve yalnızca Yüce Allah'a tevekkül ederler; O'ndan başkasından ummaz, O'ndan gayrısından da korkmazlar.
1278. Metin
الذين يداومون على أداء الصلوات المفروضة في أوقاتها، ومما رزقناهم من الأموال ينفقون فيما أمرناهم به.
Onlar, farz kılınan namazları vakitlerinde kılmaya devam eden ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz mallardan emrettiğimiz yerlere harcayan kimselerdir.
1279. Metin
هؤلاء الذين يفعلون هذه الأفعال هم المؤمنون حقًا ظاهرًا وباطنًا بما أنزل الله عليهم، لهم منازل عالية عند الله، وعفو عن ذنوبهم، ورزق كريم، وهو الجنة.
İşte bu amelleri işleyenler, Allah'ın kendilerine indirdiklerine zahiren ve bâtınen hakkıyla iman edenlerdir. Onlar için Allah katında yüksek dereceler, günahları için bir bağışlanma ve tükenmez, şerefli bir rızık -ki o da Cennettir- vardır.
1280. Metin
كما أنكم لما اختلفتم في المغانم فانتزعها الله منكم، وجعلها إلى قَسْمه وقَسْم رسوله ﷺ، كذلك أمرك ربك -أيها النبي- بالخروج من «المدينة» للقاء عِيْر قريش، وذلك بالوحي الذي أتاك به جبريل مع كراهة فريق من المؤمنين للخروج.
Nitekim siz ganimetler hususunda ihtilafa düştüğünüzde Allah onları sizin elinizden çekip almış ve hükmünü Kendi taksimine ve Resulü'nün sallallâhu aleyhi ve sellem taksimine bırakmıştı; aynı şekilde -ey Peygamber- müminlerden bir grubun [savaşa] çıkmayı hoş görmemesine rağmen, Rabbin Kureyş kervanını karşılamak üzere seni Medine'den Cebrail'in getirdiği vahiy ile hak uğruna çıkarmıştı.
1281. Metin
يجادلك -أيها النبي- فريق من المؤمنين في القتال مِن بعد ما تبيَّن لهم أن ذلك واقع، كأنهم يساقون إلى الموت، وهم ينظرون إليه عِيانًا.
-Ey Peygamber!- Müminlerden bir grup, savaşın gerçekleşeceği kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle savaş hususunda tartışıyorlardı.
1282. Metin
واذكروا -أيها المجادلون- وَعْدَ الله لكم بالظَّفْر بإحدى الطائفتين: العير وما تحمله مِن أرزاق، أو النفير، وهو قتال الأعداء والانتصار عليهم، وأنتم تحبون الظَّفْر بالعير دون القتال، ويريد الله أن يحق الإسلام، ويُعْليه بأمره إياكم بقتال الكفار، ويستأصل الكافرين بالهلاك.
-Ey tartışanlar!- Hatırlayın ki Allah size iki gruptan birine karşı zafer vaat ediyordu: [Ya] kervan ve taşıdığı erzaklar ya da düşmanlarla savaşmak ve onlara galip gelmek olan 'nefîr' (savaş gücü). Siz ise savaş olmaksızın kervana kavuşmayı arzu ediyordunuz. Allah ise kâfirlerle savaşmanızı emrederek İslam'ı gerçekleştirmeyi, onu yüceltmeyi ve kâfirlerin kökünü helak ederek kazımayı murat ediyordu.
1283. Metin
ليعزَّ الله الإسلام وأهله، ويذهب الشرك وأهله، ولو كره المشركون ذلك.
Müşrikler hoşlanmasa da Allah İslam'ı ve ehlini aziz kılmak, şirki ve ehlini ise yok etmek [için bunu dilemektedir].
1284. Metin
اذكروا نعمة الله عليكم يوم «بدر» إذ تطلبون النصر على عدوكم، فاستجاب الله لدعائكم قائلا إني ممدُّكم بألف من الملائكة من السماء، يتبع بعضهم بعضًا.
Düşmanınıza karşı zafer dilediğiniz Bedir gününde Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; Allah sizin duanıza: "Ben size gökten birbiri ardınca gelen bin melekle yardım edeceğim" diyerek icabet etmişti.
1285. Metin
وما جعل الله ذلك الإمداد إلا بشارة لكم بالنصر، ولتسكن به قلوبكم، وتوقنوا بنصر الله لكم، وما النصر إلا من عند الله، لا بشدة بأسكم وقواكم. إن الله عزيز في ملكه، حكيم في تدبيره وشرعه.
Allah bu yardımı sadece sizin için bir zafer müjdesi olsun ve kalpleriniz bununla yatışıp Allah'ın size olan yardımına kesinlikle inanasınız diye yapmıştır. Zafer ancak Allah katındandır; sizin gücünüzün ve kuvvetinizin çokluğuyla değildir. Şüphesiz Allah, mülkünde mutlak galiptir, tedbirinde ve şeriatında hikmet sahibidir.
1286. Metin
إذ يُلْقي الله عليكم النعاس أمانًا منه لكم من خوف عدوكم أن يغلبكم، وينزل عليكم من السحاب ماء طهورًا، ليطهركم به من الأحداث الظاهرة، ويزيل عنكم في الباطن وساوس الشيطان وخواطره، وليشدَّ على قلوبكم بالصبر عند القتال، ويثبت به أقدام المؤمنين بتلبيد الأرض الرملية بالمطر حتى لا تنزلق فيها الأقدام.
O vakit Allah, düşmanınızın size üstün gelmesi korkusundan [kurtulup] bir emniyete kavuşmanız için üzerinize bir uyuklama veriyor; sizi onunla dıştaki hadeslerden temizlemek, içinizden şeytanın vesveselerini ve fısıltılarını gidermek, savaş anında sabırla kalplerinizi pekiştirmek ve yağmurla kumluk zemini sertleştirip ayakların kaymaması için müminlerin adımlarını sağlamlaştırmak üzere üzerinize buluttan tertemiz bir su indiriyordu.
1287. Metin
إذ يوحي ربك -أيها النبي- إلى الملائكة الذين أمدَّ الله بهم المسلمين في غزوة «بدر» أني معكم أُعينكم وأنصركم، فقوُّوا عزائم الذين آمنوا، سألقي في قلوب الذين كفروا الخوف الشديد والذلة والصَّغَار، فاضربوا -أيها المؤمنون- رؤوس الكفار، واضربوا منهم كل طرف ومِفْصل.
-Ey Peygamber!- Hani Rabbin, Bedir Gazvesi'nde Allah'ın müslümanlara yardım olarak gönderdiği meleklere şöyle vahyediyordu: "Ben sizinleyim; size yardım edip destek oluyorum, o hâlde iman edenlerin azimlerini pekiştirin. Kâfirlerin kalplerine şiddetli bir korku, zillet ve aşağılık hissi atacağım. -Ey müminler!- Kâfirlerin boyunlarını vurun ve onların bütün uzuvlarına, eklemlerine vurun."
1288. Metin
ذلك الذي حدث للكفار من ضَرْب رؤوسهم وأعناقهم وأطرافهم; بسبب مخالفتهم لأمر الله ورسوله، ومَن يخالف أمر الله ورسوله، فإن الله شديد العقاب له في الدنيا والآخرة.
Kâfirlerin başlarının, boyunlarının ve uzuvlarının vurulması şeklinde başlarına gelen bu durum; onların Allah'a ve Resulü'ne muhalefet etmeleri sebebiyledir. Kim Allah'a ve Resulü'ne muhalefet ederse, şüphesiz Allah dünyada da ahirette de onun için cezası pek şiddetli olandır.
1289. Metin
ذلكم العذاب الذي عجَّلته لكم -أيها الكافرون المخالفون لأوامر الله ورسوله في الدنيا- فذوقوه في الحياة الدنيا، ولكم في الآخرة عذاب النار.
-Ey dünyada Allah'ın ve Resulü'nün emirlerine karşı gelen kâfirler!- İşte bu, sizin için acele ettiğim azaptır; haydi dünya hayatında onu tadın! Ahirette ise sizin için Cehennem azabı vardır.
1290. Metin
يا أيها الذين صَدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إذا قابلتم الذين كفروا في القتال متقاربين منكم فلا تُوَلُّوهم ظهوركم، فتنهزموا عنهم، ولكن اثبتوا لهم، فإن الله معكم وناصركم عليهم.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Savaşta kâfirlerle birbirinize yaklaşmış bir hâlde karşılaştığınız zaman onlara arkalarınızı dönüp kaçmayın; aksine onlara karşı sebat edin. Çünkü Allah sizinle beraberdir ve onlara karşı sizin yardımcınızdır.
1291. Metin
ومن يُوَلِّهم منكم ظهره وقت الزحف إلا منعطفًا لمكيدة الكفار أو منحازًا إلى جماعة المسلمين حاضري الحرب حيث كانوا، فقد استحق الغضب من الله، ومقامه جهنم، وبئس المصير والمنقلب.
Savaş anında kâfirlere bir tuzak kurmak için taktik icabı dönen veya nerede olurlarsa olsunlar savaşa hazır bulunan Müslüman bir birliğe katılmak amacıyla çekilen müstesna, kim o gün onlara arkasını dönerse, muhakkak ki Allah'tan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer Cehennemdir; o ne kötü bir varış yeri ve ne fena bir akıbettir!
1292. Metin
فلم تقتلوا -أيها المؤمنون- المشركين يوم «بدر» ، ولكن الله قتلهم، حيث أعانكم على ذلك، وما رميت حين رميت -أيها النبي- ولكن الله رمى، حيث أوصل الرمية التي رميتها إلى وجوه المشركين; وليختبر المؤمنين بالله ورسوله ويوصلهم بالجهاد إلى أعلى الدرجات، ويعرِّفهم نعمته عليهم، فيشكروا له سبحانه على ذلك. إن الله سميع لدعائكم وأقوالكم ما أسررتم به وما أعلنتم، عليم بما فيه صلاح عباده.
-Ey müminler!- Bedir günü o müşrikleri siz öldürmediniz, fakat buna yardım etmekle onları Allah öldürdü. -Ey Peygamber!- Attığın zaman da sen atmadın, fakat o attığın şeyi müşriklerin yüzlerine ulaştırmakla Allah attı; ta ki Allah'a ve Resulü'ne iman edenleri [böylece] sınasın, cihat vesilesiyle onları en yüce derecelere ulaştırsın ve onlara Kendi nimetini tanıtıp Yüce Zâtına şükretsinler. Şüphesiz Allah, gizlediğiniz ve açıkladığınız dualarınızı ve sözlerinizi hakkıyla işitendir; kullarının maslahatına olan her şeyi hakkıyla bilendir.
1293. Metin
هذا الفعل مِن قتل المشركين ورميهم حين انهزموا، والبلاء الحسن بنصر المؤمنين على أعدائهم، هو من الله للمؤمنين، وأن الله -فيما يُسْتقبل- مُضعِف ومُبطِل مكر الكافرين حتى يَذِلُّوا وينقادوا للحق أو يهلكوا.
Müşriklerin öldürülmesi, bozguna uğradıklarında üzerlerine atılması ve müminlerin düşmanlarına karşı muzaffer kılınmasıyla gerçekleşen bu güzel imtihan, Allah'tan müminlere [bir lütuftur]. Muhakkak ki Allah, gelecekte de kâfirlerin tuzağını zayıflatacak ve boşa çıkaracaktır; ta ki onlar boyun eğip hakka teslim olsunlar yahut helak olup gitsinler.
1294. Metin
إن تطلبوا -أيها الكفار- من الله أن يوقع بأسه وعذابه على المعتدين الظالمين فقد أجاب الله طلبكم، حين أوقع بكم مِن عقابه ما كان نكالا لكم وعبرة للمتقين، فإن تنتهوا -أيها الكفار- عن الكفر بالله ورسوله وقتال نبيه محمد ﷺ، فهو خير لكم في دنياكم وأخراكم، وإن تعودوا إلى الحرب وقتال محمد ﷺ وقتال أتباعه المؤمنين نَعُدْ بهزيمتكم كما هُزمتم يوم «بدر» ، ولن تغني عنكم جماعتكم شيئًا، كما لم تغن عنكم يوم «بدر» مع كثرة عددكم وعتادكم وقلة عدد المؤمنين وعدتهم، وأن الله مع المؤمنين بتأييده ونصره.
-Ey kâfirler!- Eğer Allah'tan haddi aşan zalimlerin üzerine azabını ve cezasını indirmesini istiyorsanız, işte Allah size bir ibret ve müttakiler için bir öğüt olan cezasını başınıza indirmekle isteğinize icabet etmiştir. -Ey kâfirler!- Eğer Allah'ı ve Resulü'nü inkâr etmekten ve O'nun Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile savaşmaktan vazgeçerseniz, bu sizin için dünyanızda da ahiretinizde de daha hayırlıdır. Şayet tekrar savaşa ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile ona uyan müminlerle çarpışmaya dönerseniz, Bedir günü hezimete uğradığınız gibi sizi yine hezimete uğratırız. Sayınızın ve mühimmatınızın çokluğuna, müminlerin ise sayısının ve teçhizatının azlığına rağmen Bedir gününde topluluğunuz size hiçbir fayda vermediği gibi [yine] hiçbir fayda sağlamayacaktır. Zira Allah, yardımı ve zaferiyle müminlerin yanındadır.
1295. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله أطيعوا الله ورسوله فيما أمركم به ونهاكم عنه، ولا تتركوا طاعة الله وطاعة رسوله، وأنتم تسمعون ما يتلى عليكم في القرآن من الحجج والبراهين.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edenler! Size emrettiği ve yasakladığı hususlarda Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Kur'an'da size okunan hüccetleri ve delilleri işitip dururken Allah'a ve Resulü'ne itaati terk etmeyin.
1296. Metin
ولا تكونوا أيها المؤمنون في مخالفة الله ورسوله محمد ﷺ كالمشركين والمنافقين الذين إذا سمعوا كتاب الله يتلى عليهم قالوا: سمعنا بآذاننا، وهم في الحقيقة لا يتدبرون ما سمعوا، ولا يفكرون فيه.
Ey müminler! Allah'a ve Resulü Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem muhalefet etme hususunda; Allah'ın Kitabı kendilerine okunduğunu işittiklerinde: "Kulaklarımızla işittik" diyen, fakat hakikatte işittiklerini düşünmeyen ve üzerinde tefekkür etmeyen müşrikler ve münafıklar gibi olmayın.
1297. Metin
إنَّ شر ما دبَّ على الأرض -مِنْ خَلْق الله- عند الله الصمُّ الذين انسدَّت آذانهم عن سماع الحق فلا يسمعون، البكم الذين خرست ألسنتهم عن النطق به فلا ينطقون، هؤلاء هم الذين لا يعقلون عن الله أمره ونهيه.
Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde debelenen canlıların -Allah'ın yarattıkları içinde- en şerlisi; hakkı işitmeye karşı kulakları tıkalı olup [onu] duymayan sağırlar ve onu konuşmaktan dilleri tutulup [hakkı] söylemeyen dilsizlerdir. İşte onlar, Allah'ın emrini ve yasağını akletmeyen kimselerdir.
1298. Metin
ولو علم الله في هؤلاء خيرًا لأسمعهم مواعظ القرآن وعبره حتى يعقلوا عن الله ﷿ حججه وبراهينه، ولكنه علم أنه لا خير فيهم وأنهم لا يؤمنون، ولو أسمعهم -على الفرض والتقدير- لتولَّوا عن الإيمان قصدًا وعنادًا بعد فهمهم له، وهم معرضون عنه، لا التفات لهم إلى الحق بوجه من الوجوه.
Eğer Allah bunlarda bir hayır olduğunu bilseydi, Allah'ın celle celâluhu hüccet ve delillerini akledebilsinler diye onlara Kur'an'ın öğütlerini ve ibretlerini işittirirdi. Fakat [Allah], onlarda hiçbir hayır olmadığını ve iman etmeyeceklerini bildi. Bir an için onlara işittirmiş olsaydı bile, onu anladıktan sonra kasten ve inatla imandan yüz çevirirlerdi; onlar zaten [haktan] büsbütün yüz çevirmişlerdir, hiçbir şekilde hakka yönelmezler.
1299. Metin
يا أيها الذين صدِّقوا بالله ربًا وبمحمد نبيًا ورسولا استجيبوا لله وللرسول بالطاعة إذا دعاكم لما يحييكم من الحق، ففي الاستجابة إصلاح حياتكم في الدنيا والآخرة، واعلموا -أيها المؤمنون- أن الله تعالى هو المتصرف في جميع الأشياء، والقادر على أن يحول بين الإنسان وما يشتهيه قلبه، فهو سبحانه الذي ينبغي أن يستجاب له إذا دعاكم; إذ بيده ملكوت كل شيء، واعلموا أنكم تُجمعون ليوم لا ريب فيه، فيجازي كلا بما يستحق.
Ey Allah'ı Rab, Muhammed'i de peygamber ve resul olarak tasdik edenler! [Peygamber] sizi, size hayat verecek olan hakka çağırdığı zaman itaatle Allah'a ve Resulü'ne icabet edin; zira bu icabette dünyanız ve ahiretiniz için dirlik ve esenlik vardır. -Ey müminler!- Bilin ki şüphesiz Yüce Allah, her şeyde tasarruf sahibidir ve insan ile kalbinin arzuladığı şey arasına girmeye kadirdir. O hâlde sizi çağırdığı zaman kendisine icabet edilmesi gereken yalnızca O Yüce Zât'tır; zira her şeyin melekûtu O'nun elindedir. Ve bilin ki, şüphesiz siz hakkında hiçbir şüphe olmayan o gün için toplanacaksınız ve O, herkese hak ettiğinin karşılığını verecektir.
1300. Metin
واحذروا -أيها المؤمنون- اختبارًا ومحنة يُعَمُّ بها المسيء وغيره لا يُخَص بها أهل المعاصي ولا مَن باشر الذنب، بل تصيب الصالحين معهم إذا قدروا على إنكار الظلم ولم ينكروه، واعلموا أن الله شديد العقاب لمن خالف أمره ونهيه.
-Ey müminler!- Kötülük yapanı ve yapmayanı içine alan, yalnızca günahkârlara yahut günahı bizzat işleyenlere özgü kalmayan bir imtihan ve beladan sakının; bilakis haksızlığa engel olmaya güçleri yettiği hâlde engel olmadıkları takdirde o [bela], onlarla birlikte salih kimselere de isabet eder. Bilin ki şüphesiz Allah, emrine ve yasağına karşı gelenler için cezası pek şiddetli olandır.
1301. Metin
واذكروا أيها المؤمنون نِعَم الله عليكم إذ أنتم بـ «مكة» قليلو العدد مقهورون، تخافون أن يأخذكم الكفار بسرعة، فجعل لكم مأوى تأوون إليه وهو «المدينة» ، وقوَّاكم بنصره عليهم يوم «بدر» ، وأطعمكم من الطيبات -التي من جملتها الغنائم-; لكي تشكروا له على ما رزقكم وأنعم به عليكم.
Ey müminler! Mekke'de sayıca az ve ezilmiş durumda olduğunuz, kâfirlerin sizi bir çırpıda kapıp götürmesinden korktuğunuz zamanları hatırlayın. [Allah] size sığınacağınız bir barınak -ki o Medine'dir- verdi, Bedir gününde onlara karşı Kendi yardımıyla sizi güçlendirdi ve -ganimetlerin de dâhil olduğu- temiz şeylerle sizi rızıklandırdı; ta ki size verdiği rızıklara ve bahşettiği nimetlere şükredesiniz.
1302. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه لا تخونوا الله ورسوله بترك ما أوجبه الله عليكم وفِعْل ما نهاكم عنه، ولا تفرطوا فيما ائتمنكم الله عليه، وأنتم تعلمون أنه أمانة يجب الوفاء بها.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Allah'ın size farz kıldıklarını terk ederek ve yasakladığı şeyleri yaparak Allah'a ve Resulü'ne hainlik etmeyin; Allah'ın size emanet ettiği şeylerde -onun yerine getirilmesi gereken bir emanet olduğunu bildiğiniz hâlde- kusur edip hainlik yapmayın.
1303. Metin
واعلموا -أيها المؤمنون- أن أموالكم التي استخلفكم الله فيها، وأولادكم الذين وهبهم الله لكم اختبار من الله وابتلاء لعباده; ليعلم أيشكرونه عليها ويطيعونه فيها، أو ينشغلون بها عنه؟ واعلموا أن الله عنده خير وثواب عظيم لمن اتقاه وأطاعه.
-Ey müminler!- Bilin ki Allah'ın sizi tasarrufunda halife kıldığı mallarınız ve size bağışladığı evlatlarınız, kulları için Allah'tan bir sınama ve imtihandır; ta ki bunlara şükredip bu hususta O'na itaat mi edecekler, yoksa bunlarla meşgul olup O'ndan gafil mi kalacaklar [ortaya çıksın]. Ve bilin ki, Allah katında Kendisinden sakınıp O'na itaat eden kimse için pek büyük bir mükâfat ve ecir vardır.
1304. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه إن تتقوا الله بفعل أوامره واجتناب نواهيه يجعل لكم فصلا بين الحق والباطل، ويَمحُ عنكم ما سلف من ذنوبكم ويسترها عليكم، فلا يؤاخذكم بها. والله ذو الإحسان والعطاء الكثير الواسع.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Eğer emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak Allah'tan korkarsanız, O size hak ile batılı ayıran bir furkan verir, geçmiş günahlarınızı siler ve onları örter de bunlardan ötürü sizi cezalandırmaz. Allah, pek büyük ve geniş ihsan ve lütuf sahibidir.
1305. Metin
واذكر -أيها الرسول- حين يكيد لك مشركو قومك بـ «مكَّة» ; ليحبسوك أو يقتلوك أو ينفوك من بلدك. ويكيدون لك، وردَّ الله مكرهم عليهم جزاء لهم، ويمكر الله، والله خير الماكرين.
-Ey Resul!- Kavminin müşriklerinin Mekke'de seni hapsetmek, öldürmek veya yurdundan sürmek için sana tuzak kurdukları zamanı hatırla. Onlar sana tuzak kuruyorlardı, Allah da cezaları olarak onların tuzaklarını başlarına geçiriyordu. Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu; zira Allah, tuzak kuranların [hilesini boşa çıkaranların] en hayırlısıdır.
1306. Metin
وإذا تتلى على هؤلاء الذين كفروا بالله آيات القرآن العزيز قالوا جهلا منهم وعنادًا للحق: قد سمعنا هذا من قبل، لو نشاء لقلنا مثل هذا القرآن، ما هذا القرآن الذي تتلوه علينا -أيها الرسول- إلا أكاذيب الأولين.
Allah'ı inkâr eden bu kimselere yüce Kur'an ayetleri okunduğu zaman, cehaletlerinden ve hakka karşı inatlarından ötürü: "Bunu daha önce de işittik; isteseydik biz de bu Kur'an'ın bir benzerini söylerdik. -Ey Resul!- Bize okuduğun bu Kur'an, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
1307. Metin
واذكر -أيها الرسول- قول المشركين من قومك داعين الله: إن كان ما جاء به محمد هو الحق مِن عندك فأمطر علينا حجارة من السماء، أو ائتنا بعذاب شديد موجع.
-Ey Resul!- Kavminin müşriklerinin Allah'a dua ederek: "Eğer Muhammed'in getirdiği şey Senin katından [gelen] hak ise, üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı, şiddetli bir azap getir" dedikleri sözü hatırla.
1308. Metin
وما كان الله ﷾ ليعذِّب هؤلاء المشركين، وأنت -أيها الرسول- بين ظهرانَيْهم، وما كان الله معذِّبهم، وهم يستغفرون من ذنوبهم.
Oysa -ey Resul- sen onların arasındayken Allah celle ve azze bu müşriklere azap edecek değildi; onlar günahlarından ötürü bağışlanma dilerken de Allah onlara azap edecek değildi.
1309. Metin
وكيف لا يستحقُّون عذاب الله، وهم يصدون أولياءه المؤمنين عن الطواف بالكعبة والصلاة في المسجد الحرام؟ وما كانوا أولياء الله، إنْ أولياء الله إلا الذين يتقونه بأداء فرائضه واجتناب معاصيه، ولكن أكثر الكفار لا يعلمون; فلذلك ادَّعوا لأنفسهم أمرًا، غيرهم أولى به.
Onlar, O'nun mümin veli kullarını Kâbe'yi tavaf etmekten ve Mescid-i Haram'da namaz kılmaktan alıkoyarken nasıl olur da Allah'ın azabını hak etmezler? Üstelik onlar Allah'ın dostları da değillerdir. Allah'ın dostları, ancak O'nun farzlarını yerine getirip günahlardan sakınarak O'ndan korkan müttakilerdir. Lakin kâfirlerin çoğu bilmezler; bu yüzden başkalarının layık olduğu bir sıfata kendilerinin layık olduğunu iddia etmişlerdir.
1310. Metin
وما كان صلاتهم عند المسجد الحرام إلا صفيرًا وتصفيقًا. فذوقوا عذاب القتل والأسر يوم «بدر» ; بسبب جحودكم وأفعالكم التي لا يُقْدم عليها إلا الكفرة، الجاحدون توحيد ربهم ورسالة نبيهم.
Onların Mescid-i Haram yanındaki namazları ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan ibaretti. O hâlde Rablerinin birliğini ve Peygamberlerinin risaletini inkâr eden kâfirlerden başkasının cüret edemeyeceği bu inkârınız ve fiilleriniz sebebiyle Bedir günü öldürülme ve esir edilme azabını tadın!
1311. Metin
إن الذين جحدوا وحدانية الله وعصوا رسوله ينفقون أموالهم فيعطونها أمثالهم من المشركين وأهل الضلال، ليصدوا عن سبيل الله ويمنعوا المؤمنين عن الإيمان بالله ورسوله، فينفقون أموالهم في ذلك، ثم تكون عاقبة نفقتهم تلك ندامة وحسرة عليهم; لأن أموالهم تذهب، ولا يظفرون بما يأمُلون مِن إطفاء نور الله والصد عن سبيله، ثم يهزمهم المؤمنون آخر الأمر. والذين كفروا إلى جهنم يحشرون فيعذبون فيها.
Allah'ın birliğini inkâr edip Resulü'ne isyan edenler, Allah'ın yolundan alıkoymak, müminleri Allah'a ve Resulü'ne imandan engellemek için mallarını harcar ve kendileri gibi müşriklere ve sapkınlık ehline verirler. Onlar mallarını bu uğurda harcarlar, sonra bu harcamaları kendileri için bir pişmanlık ve hasret olur; zira malları tükenip gider ve Allah'ın nurunu söndürmek ve O'nun yolundan alıkoymak hususunda umduklarına nail olamazlar; sonunda müminler onları hezimete uğratır. İnkâr edenler ise Cehenneme toplanacak ve orada azap edileceklerdir.
1312. Metin
يحشر الله ويخزي هؤلاء الذين كفروا بربهم، وأنفقوا أموالهم لمنع الناس عن الإيمان بالله والصد عن سبيله; ليميز الله تعالى الخبيث من الطيب، ويجعل الله المال الحرام الذي أُنفق للصدِّ عن دين الله بعضه فوق بعض متراكمًا متراكبًا، فيجعله في نار جهنم، هؤلاء الكفار هم الخاسرون في الدنيا والآخرة.
Rablerini inkâr eden, insanları Allah'a imandan engellemek ve O'nun yolundan alıkoymak için mallarını harcayan bu kimseleri Allah toplayıp rezil edecektir; ta ki Yüce Allah murdarı temizden ayırsın ve Allah'ın dininden alıkoymak için harcanan haram malı birbiri üstüne yığıp küme küme yaparak Cehennem ateşine koysun. İşte bu kâfirler, dünyada da ahirette de hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
1313. Metin
قل -أيها الرسول- للذين جحدوا وحدانية الله مِن مشركي قومك: إن ينزجروا عن الكفر وعداوة النبي ﷺ، ويرجعوا إلى الإيمان بالله وحده وعدم قتال الرسول والمؤمنين، يغفر الله لهم ما سبق من الذنوب، فالإسلام يجُبُّ ما قبله. وإن يَعُدْ هؤلاء المشركون لقتالك -أيها الرسول- بعد الوقعة التي أوقعتها بهم يوم «بدر» فقد سبقت طريقة الأولين، وهي أنهم إذا كذبوا واستمروا على عنادهم أننا نعاجلهم بالعذاب والعقوبة.
-Ey Resul!- Kavminin müşriklerinden Allah'ın birliğini inkâr edenlere de ki: "Eğer inkârdan ve Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem düşmanlıktan vazgeçer, yalnızca Allah'a imana ve Resul ile müminlerle savaşmamaya dönerlerse, Allah onların geçmiş günahlarını bağışlar; zira İslam, kendinden öncekileri silip yok eder. Şayet bu müşrikler, Bedir gününde başlarına getirdiğin hezimetten sonra seninle savaşa dönerlerse -ey Resul-, şüphesiz öncekilerin sünneti geçmiştir; o da yalanlayıp inatlarında devam ettikleri takdirde onları çarçabuk azap ve cezaya çarptırmamızdır."
1314. Metin
وقاتلوا -أيها المؤمنون- المشركين حتى لا يكون شِرْكٌ وصدٌّ عن سبيل الله; ولا يُعْبَدَ إلا الله وحده لا شريك له، فيرتفع البلاء عن عباد الله في الأرض، وحتى يكون الدين والطاعة والعبادة كلها لله خالصة دون غيره، فإن انزجروا عن قتنة المؤمنين وعن الشرك بالله وصاروا إلى الدين الحق معكم، فإن الله لا يخفى عليه ما يعملون مِن ترك الكفر والدخول في الإسلام.
-Ey müminler!- Şirk ve Allah yolundan alıkoyma kalmayıncaya, yalnızca tek ve ortaksız olan Allah'a ibadet edilip yeryüzündeki Allah'ın kullarından bela kalkıncaya ve din, itaat ve ibadetin tamamı başkasına değil sırf Allah'a ait oluncaya kadar müşriklerle savaşın. Eğer müminlere fitne çıkarmaktan ve Allah'a şirk koşmaktan vazgeçip sizinle birlikte hak dine girerlerse, şüphesiz Allah onların inkârı terk edip İslam'a girmek suretiyle yaptıklarını hakkıyla görmektedir, hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
1315. Metin
وإن أعرض هؤلاء المشركون عمَّا دعوتموهم إليه -أيها المؤمنون- من الإيمان بالله ورسوله وترك قتالكم، وأبَوْا إلا الإصرار على الكفر وقتالكم، فأيقِنوا أن الله معينكم وناصركم عليهم. نِعْمَ المعين والناصر لكم ولأوليائه على أعدائكم.
-Ey müminler!- Eğer bu müşrikler, onları davet ettiğiniz Allah'a ve Resulü'ne iman etmekten ve sizinle savaşmayı bırakmaktan yüz çevirir, küfürde ve sizinle savaşmakta diretirlerse, kesinlikle bilin ki Allah sizin yardımcınızdır ve onlara karşı sizi muzaffer kılacaktır. O, sizin için ve dostları için düşmanlarına karşı ne güzel bir yardımcı ve ne güzel bir zafer bahşedicidir!
1316. Metin
واعلموا -أيها المؤمنون- أن ما ظَفِرتم به مِن عدوكم بالجهاد في سبيل الله فأربعة أخماسه للمقاتلين الذين حضروا المعركة، والخمس الباقي يجزَّأُ خمسة أقسام: الأول لله وللرسول، فيجعل في مصالح المسلمين العامة، والثاني لذوي قرابة رسول الله ﷺ، وهم بنو هاشم وبنو المطلب، جُعِل لهم الخمس مكان الصدقة فإنها لا تحلُّ لهم، والثالث لليتامى، والرابع للمساكين الذين لا يملكون ما يكفيهم ويسد حاجتهم، والخامس للمسافر الذي انقطعت به النفقة، إن كنتم مقرِّين بتوحيد الله مطيعين له، مؤمنين بما أنزل على عبده محمد ﷺ من الآيات والمدد والنصر يوم فَرَق بين الحق والباطل بـ «بدر» ، يوم التقى جَمْعُ المؤمنين وجَمْعُ المشركين. والله على كل شيء قدير لا يعجزه شيء.
-Ey müminler!- Bilin ki Allah yolunda cihat ederek düşmanınızdan elde ettiğiniz her ganimetin beşte dördü savaşa katılan mücahitlere aittir. Kalan beşte biri ise beş kısma ayrılır: Birincisi Allah'a ve Resulü'ne aittir ki Müslümanların genel maslahatlarına harcanır; ikincisi Resulullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem akrabalarına -ki onlar Hâşimoğulları ve Muttaliboğullarıdır- aittir, sadaka kendilerine helal olmadığı için sadakanın yerine onlara bu beşte birden pay verilmiştir; üçüncüsü yetimlere; dördüncüsü kendilerine yetecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir şey bulamayan yoksullara; beşincisi ise yolda kalmış yolculara aittir. Eğer siz Allah'ın birliğini ikrar eden, O'na itaat eden ve Bedir'de hak ile batılın ayrıldığı gün, müminler topluluğu ile müşrikler topluluğunun karşılaştığı gün kulu Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem indirdiği ayetlere, yardıma ve zafere iman etmiş kimselerseniz [buna uyun]. Allah her şeye hakkıyla kadirdir, hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
1317. Metin
واذكروا حينما كنتم على جانب الوادي الأقرب إلى «المدينة» ، وعدوكم نازل بجانب الوادي الأقصى، وعِير التجارة في مكان أسفل منكم إلى ساحل «البحر الأحمر» ، ولو حاولتم أن تضعوا موعدًا لهذا اللقاء لاختلفتم، ولكنَّ الله جمعكم على غير ميعاد; ليقضي أمرًا كان مفعولا بنصر أوليائه، وخِذْلان أعدائه بالقتل والأسر; وذلك ليهلك من هلك منهم عن حجة لله ثبتت له فعاينها وقطعت عذره، وليحيا مَن حيَّ عن حجة لله قد ثبتت وظهرت له. وإن الله لسميع لأقوال الفريقين، لا يخفى عليه شيء، عليم بنيَّاتهم.
Hatırlayın o vakti ki; siz vadinin Medine'ye daha yakın olan yamacında idiniz, düşmanınız ise vadinin en uzak yamacına konaklamıştı, ticaret kervanı da Kızıldeniz sahiline doğru sizden daha aşağı bir konumdaydı. Şayet bu buluşma için sözleşmiş olsaydınız muhakkak ihtilaf ederdiniz; fakat Allah, dostlarına zafer vererek ve düşmanlarını öldürülme ve esaretle hezimete uğratıp yüzüstü bırakarak gerçekleşmesi gereken bir emri yerine getirmek için sizi sözleşmeksizin bir araya getirdi. Ta ki helak olan, Allah'ın kendisine sabit kıldığı, gözleriyle görüp mazeretini ortadan kaldıran apaçık bir delilden sonra helak olsun; yaşayan da Allah'ın kendisine sabit ve aşikâr kıldığı apaçık bir delilden sonra yaşasın. Şüphesiz Allah, iki grubun da sözlerini hakkıyla işitendir, hiçbir şey O'na gizli kalmaz; niyetlerini hakkıyla bilendir.
1318. Metin
واذكر -أيها النبي- حينما أراك الله قلة عدد عدوك في منامك، فأخبرت المؤمنين بذلك، فقوِيت قلوبهم، واجترؤوا على حربهم، ولو أراك ربك كثرة عددهم لتردد أصحابك في ملاقاتهم، وجَبُنتم واختلفتم في أمر القتال، ولكن الله سلَّم من الفشل، ونجَّى من عاقبة ذلك. إنه عليم بخفايا القلوب وطبائع النفوس.
-Ey Peygamber!- Hani Allah rüyanda sana düşmanının sayısını az gösteriyordu da sen bunu müminlere haber vermiştin; böylece kalpleri kuvvet bulmuş ve onlarla savaşmaya cesaret etmişlerdi. Rabbin sana onların sayısını çok gösterseydi, ashabın onlarla karşılaşmakta tereddüt eder, korkuya kapılır ve savaş hususunda ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah [sizi] gevşeklikten kurtardı ve bunun kötü akıbetinden esenliğe çıkardı. Şüphesiz O, kalplerin gizlediklerini ve nefislerin tabiatlarını hakkıyla bilendir.
1319. Metin
واذكر أيضًا حينما برز الأعداء إلى أرض المعركة فرأيتموهم قليلا فاجترأتم عليهم، وقلَّلكم في أعينهم، ليتركوا الاستعداد لحربكم; ليقضي الله أمرًا كان مفعولا فيتحقق وَعْدُ الله لكم بالنصر والغلبة، فكانت كلمة الله هي العليا وكلمة الذين كفروا السفلى. وإلى الله مصير الأمور كلها، فيجازي كلا بما يستحق.
Düşmanlar savaş meydanına çıktıklarında, onlara karşı cesaret bulasınız diye [Allah'ın] onları gözlerinizde az gösterdiği; sizinle savaşmaya hazırlığı bıraksınlar diye de sizi onların gözlerinde azalttığı zamanı da hatırla. Ta ki Allah, gerçekleşmesi gereken bir emri yerine getirsin ve size olan zafer ve üstünlük vaadi tahakkuk etsin. Böylece Allah'ın kelimesi en yüce oldu, inkâr edenlerin kelimesi ise en alçak kaldı. Bütün işlerin dönüşü Allah'adır; O, herkese hak ettiğinin karşılığını verecektir.
1320. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إذا لقيتم جماعة من أهل الكفر قد استعدوا لقتالكم، فاثبتوا ولا تنهزموا عنهم، واذكروا الله كثيرًا داعين مبتهلين لإنزال النصر عليكم والظَّفَر بعدوكم; لكي تفوزوا.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Sizinle savaşmak için hazırlanmış kâfir bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve onlardan kaçmayın; kurtuluşa eresiniz diye üzerinize zafer indirmesi ve düşmanınıza karşı sizi muzaffer kılması için yalvarıp yakararak Allah'ı çokça zikredin.
1321. Metin
والتزموا طاعة الله وطاعة رسوله في كل أحوالكم، ولا تختلفوا فتتفرق كلمتكم وتختلف قلوبكم، فتضعفوا وتذهب قوتكم ونصركم، واصبروا عند لقاء العدو. إن الله مع الصابرين بالعون والنصر والتأييد، ولن يخذلهم.
Her hâlinizde Allah'a ve Resulü'ne itaate bağlı kalın, birbirinizle çekişmeyin; aksi takdirde birliğiniz dağılır, kalpleriniz ayrışır, zaafiyete düşersiniz ve gücünüz ile zaferiniz elden gider. Düşmanla karşılaştığınızda sabredin. Şüphesiz Allah; yardım, zafer ve teyidiyle sabredenlerin yanındadır ve onları asla yüzüstü bırakmaz.
1322. Metin
ولا تكونوا مثل المشركين الذين خرجوا من بلدهم كبرًا ورياءً; ليمنعوا الناس عن الدخول في دين الله. والله بما يعملون محيط لا يغيب عنه شيء.
İnsanları Allah'ın dinine girmekten alıkoymak için yurtlarından kibirle ve gösteriş yaparak çıkan o müşrikler gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır; O'na hiçbir şey gizli kalmaz.
1323. Metin
واذكروا حين حسَّن الشيطان للمشركين ما جاؤوا له وما همُّوا به، وقال لهم: لن يغلبكم أحد اليوم، فإني ناصركم، فلما تقابل الفريقان: المشركون ومعهم الشيطان، والمسلمون ومعهم الملائكة، رجع الشيطان مُدْبرًا، وقال للمشركين: إني بريء منكم، إني أرى ما لا ترون من الملائكة الذين جاؤوا مددًا للمسلمين، إني أخاف الله، فخذلهم وتبرأ منهم. والله شديد العقاب لمن عصاه ولم يتب توبة نصوحًا.
Şeytanın müşriklere geldikleri ve amaçladıkları şeyi süslü gösterip onlara: "Bugün insanlardan size galip gelecek hiç kimse yoktur, şüphesiz ben sizin yardımcınızım" dediği zamanı hatırlayın. İki topluluk; yanlarında şeytan bulunan müşrikler ile yanlarında melekler bulunan müslümanlar karşı karşıya gelince şeytan arkasını dönüp kaçtı ve müşriklere: "Ben sizden uzağım; ben sizin görmediğinizi, müslümanlara yardım için gelen melekleri görüyorum. Ben Allah'tan korkarım" dedi. Böylece onları yüzüstü bıraktı ve onlardan uzaklaştı. Şüphesiz Allah, Kendisine isyan edip nasuh bir tövbe ile tövbe etmeyen kimse için cezası pek şiddetli olandır.
1324. Metin
واذكروا حين يقول أهل الشرك والنفاق ومرضى القلوب، وهم يرون قلة المسلمين وكثرة عدوهم: غرَّ هؤلاء المسلمين دينُهم، فأوردهم هذه الموارد، ولم يدرك هؤلاء المنافقون أنه من يتوكل على الله ويثق بوعده فإن الله لن يخذله، فإن الله عزيز لا يعجزه شيء، حكيم في تدبيره وصنعه.
Şirk ehlinin, münafıkların ve kalplerinde hastalık bulunanların, müslümanların azlığını ve düşmanlarının çokluğunu gördüklerinde: "Bu müslümanları dinleri aldattı da onları bu tehlikeli durumlara sürükledi" dedikleri zamanı hatırlayın. Oysa bu münafıklar idrak edemediler ki, kim Allah'a tevekkül eder ve O'nun vaadine güvenirse şüphesiz Allah onu asla yüzüstü bırakmaz. Çünkü Allah mutlak galiptir, hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz; tedbirinde ve yaratmasında hikmet sahibidir.
1325. Metin
ولو تعاين -أيها الرسول- حال قبض الملائكة أرواح الكفار وانتزاعها، وهم يضربون وجوههم في حال إقبالهم، ويضربون ظهورهم في حال فرارهم، ويقولون لهم: ذوقوا العذاب المحرق، لرأيت أمرًا عظيمًا، وهذا السياق وإن كان سببه وقعة «بدر» ، ولكنه عام في حق كلِّ كافر.
-Ey Resul!- Meleklerin, kâfirlerin canlarını şiddetle çekip çıkararak aldıkları, [kendilerine] yöneldiklerinde yüzlerine, kaçtıklarında da arkalarına vurarak onlara: "Yakıcı azabı tadın!" dedikleri hâli bir görseydin, muhakkak pek büyük ve dehşetli bir iş görürdün. Bu bağlamın sebebi Bedir hadisesi olsa da, hükmü her bir kâfir için geneldir.
1326. Metin
ذلك الجزاء الذي أصاب المشركين فبسبب أعمالكم السيئة في حياتكم الدنيا، ولا يظلم الله أحدًا من خَلْقه مثقال ذرة، بل هو الحَكَمُ العدل الذي لا يجور.
Müşriklerin başına gelen bu ceza, dünya hayatınızdaki kötü amelleriniz sebebiyledir. Allah, yarattıklarından hiçbir kimseye zerre ağırlığınca haksızlık etmez; aksine O, asla zulmetmeyen adil bir Hüküm Verici'dir.
1327. Metin
إنَّ ما نزل بالمشركين يومئذ سُنَّة الله في عقاب الطغاة من الأمم السابقة من أمثال فرعون والسابقين له، عندما كذَّبوا رسل الله وجحدوا آياته، فإن الله أنزل بهم عقابه بسبب ذنوبهم. إن الله قوي لا يُقْهر، شديد العقاب لمن عصاه ولم يتب من ذنبه.
O gün müşriklerin başına gelenler, Allah'ın elçilerini yalanlayıp ayetlerini inkâr ettiklerinde Firavun ve ondan öncekiler gibi geçmiş ümmetlerin azgınlarını cezalandırmadaki sünnetidir (yasasıdır). Nitekim Allah, günahları sebebiyle azabını onların üzerine indirmiştir. Şüphesiz Allah güçlüdür, asla mağlup edilemez; Kendisine isyan edip günahından tövbe etmeyen kimse için cezası pek şiddetlidir.
1328. Metin
ذلك الجزاء السيِّئ بأن الله إذا أنعم على قوم نعمة لم يسلبها منهم حتى يغيِّروا حالهم الطيبة إلى حال سيئة، وأن الله سميع لأقوال خلقه، عليم بأحوالهم، فيجري عليهم ما اقتضاه علمه ومشيئته.
Bu kötü cezanın sebebi; Allah bir topluma bir nimet lütfettiğinde, onlar kendi iyi durumlarını kötü bir duruma dönüştürmedikçe [Allah'ın] onu kendilerinden çekip almaması ve şüphesiz Allah'ın yarattıklarının sözlerini hakkıyla işiten, hâllerini hakkıyla bilen olmasıdır. Böylece haklarında ilminin ve iradesinin gerektirdiğini yürütür.
1329. Metin
شأن هؤلاء الكافرين في ذلك كشأن آل فرعون الذين كذبوا موسى، وشأن الذين كذبوا رسلهم من الأمم السابقة فأهلكهم الله بسبب ذنوبهم، وأغرق آل فرعون في البحر، وكل منهم كان فاعلا ما لم يكن له فِعْلُه من تكذيبهم رسل الله وجحودهم آياته، وإشراكهم في العبادة غيره.
Bu kâfirlerin durumu, Musa'yı yalanlayan Firavun hanedanının ve peygamberlerini yalanlayıp da Allah'ın günahları yüzünden helak ettiği geçmiş ümmetlerin durumu gibidir. Firavun hanedanını da denizde boğmuştur. Onların her biri; Allah'ın elçilerini yalanlayarak, ayetlerini inkâr ederek ve ibadette O'na başkasını ortak koşarak yapmamaları gereken şeyleri yapmışlardı.
1330. Metin
إن شر ما دبَّ على الأرض عند الله الكفار المصرُّون على الكفر، فهم لا يصدقون رسل الله، ولا يُقرون بوحدانيته، ولا يتبعون شرعه.
Şüphesiz Allah katında yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, küfürde ısrar eden kâfirlerdir. Onlar ne Allah'ın elçilerini tasdik eder, ne O'nun birliğini kabul eder, ne de şeriatına uyarlar.
1331. Metin
مِن أولئك الأشرار اليهود الذين دخلوا معك في المعاهدات بأن لا يحاربوك ولا يظاهروا عليك أحدًا، ثم ينقضون عهدهم المرة تلو المرة، وهم لا يخافون الله.
O kötü kimselerden biri de, seninle savaşmayacaklarına ve sana karşı hiç kimseye yardım etmeyeceklerine dair seninle antlaşma yapan, sonra da her defasında ahitlerini bozan ve Allah'tan korkmayan Yahudilerdir.
1332. Metin
فإن واجهت هؤلاء الناقضين للعهود والمواثيق في المعركة، فأنزِلْ بهم من العذاب ما يُدْخل الرعب في قلوب الآخرين، ويشتت جموعهم; لعلهم يذّكرون، فلا يجترئون على مثل الذي أقدم عليه السابقون.
Eğer savaşta ahitleri ve antlaşmaları bozan bu kimselerle karşılaşırsan, arkalarındakilerin kalplerine korku salacak ve topluluklarını darmadağın edecek bir cezayı onların başına indir; umulur ki ibret alırlar da öncekilerin cüret ettiği şeyin benzerine cesaret edemezler.
1333. Metin
وإن خفت -أيها الرسول- من قومٍ خيانة ظهرت بوادرها فألق إليهم عهدهم، كي يكون الطرفان مستويين في العلم بأنه لا عهد بعد اليوم. إن الله لا يحب الخائنين في عهودهم الناقضين للعهد والميثاق.
Eğer bir kavimden belirtileri ortaya çıkmış bir hıyanetten endişe edersen -ey Resul-, iki taraf da bugünden sonra artık bir ahit kalmadığını bilmede eşit olsun diye [antlaşmayı bozduğunu] onlara bildirip ahitlerini kendilerine at. Şüphesiz Allah, ahitlerinde hainlik edenleri, sözleşmeyi ve ahdi bozanları sevmez.
1334. Metin
ولا يظنن الذين جحدوا آيات الله أنهم فاتوا ونجَوْا، وأن الله لا يقدر عليهم، إنهم لن يُفْلِتوا من عذاب الله.
Allah'ın ayetlerini inkâr edenler, kurtulup geçtiklerini ve Allah'ın kendilerine güç yetiremeyeceğini asla zannetmesinler. Şüphesiz onlar Allah'ın azabından asla kurtulup kaçamazlar.
1335. Metin
وأعدُّوا - يا معشر المسلمين - لمواجهة أعدائكم كل ما تقدرون عليه مِن عدد وعدة، لتُدْخلوا بذلك الرهبة في قلوب أعداء الله وأعدائكم المتربصين بكم، وتخيفوا آخرين لا تظهر لكم عداوتهم الآن، لكن الله يعلمهم ويعلم ما يضمرونه. وما تبذلوا من مال وغيره في سبيل الله قليلا أو كثيرًا يخلفه الله عليكم في الدنيا، ويدخر لكم ثوابه إلى يوم القيامة، وأنتم لا تُنْقصون من أجر ذلك شيئًا.
Düşmanlarınızla yüzleşmek için -ey Müslümanlar topluluğu- sayı ve teçhizattan gücünüzün yettiği her şeyi hazırlayın ki bununla hem Allah'ın düşmanlarının hem de sizi gözetleyen kendi düşmanlarınızın kalplerine korku salasınız ve şu an size düşmanlıkları görünmeyen, fakat Allah'ın kendilerini ve içlerinde gizlediklerini bildiği diğer kimseleri de korkutasınız. Allah yolunda az veya çok mal ve benzeri ne harcarsanız, Allah dünyada onun karşılığını size verir ve sevabını da Kıyamet Günü için sizin adınıza saklar; siz bunun mükâfatından hiçbir şekilde eksiltilmeyeceksiniz.
1336. Metin
وإن مالوا إلى ترك الحرب ورغبوا في مسالمتكم فمِلْ إلى ذلك -أيها النبي- وفَوِّضْ أمرك إلى الله، وثق به. إنه هو السميع لأقوالهم، العليم بنيَّاتهم.
Eğer savaşı bırakmaya meyleder ve sizinle barış içinde yaşamayı arzu ederlerse, sen de ona meylet -ey Peygamber-, işini Allah'a havale et ve O'na güven. Şüphesiz O, onların sözlerini hakkıyla işiten, niyetlerini hakkıyla bilendir.
1337. Metin
وإن أراد الذين عاهدوك المكر بك فإن الله سيكفيك خداعهم; إنه هو الذي أنزل عليك نصره وقوَّاك بالمؤمنين من المهاجرين والأنصار، وجَمَع بين قلوبهم بعد التفرق، لو أنفقت مال الدنيا على جمع قلوبهم ما استطعت إلى ذلك سبيلا ولكن الله جمع بينها على الإيمان فأصبحوا إخوانًا متحابين، إنه عزيز في مُلْكه، حكيم في أمره وتدبيره.
Eğer seninle antlaşma yapanlar sana tuzak kurmak isterlerse, şüphesiz Allah onların aldatmasına karşı sana yetecektir. Sana yardımını indiren, Muhacirler ve Ensar'dan olan müminlerle seni güçlendiren ve ayrılıktan sonra onların kalplerini birleştiren O'dur. Eğer onların kalplerini birleştirmek için dünyadaki tüm malı harcasaydın bile buna bir yol bulamazdın; fakat Allah onları iman üzere birleştirdi de birbirini seven kardeşler oldular. Şüphesiz O, mülkünde mutlak galiptir; emrinde ve tedbirinde hikmet sahibidir.
1338. Metin
يا أيها النبي إن الله كافيك، وكافي الذين معك من المؤمنين شرَّ أعدائكم.
Ey Peygamber! Şüphesiz Allah sana da, seninle beraber olan müminlere de düşmanlarınızın şerrine karşı yeter.
1339. Metin
يا أيها النبي حُثَّ المؤمنين بك على القتال، إن يكن منكم عشرون صابرون عند لقاء العدو يغلبوا مائتين منهم، وإن يكن منكم مائة مجاهدة صابرة يغلبوا ألفًا من الكفار; لأنهم قوم لا عِلْم ولا فهم عندهم لما أعدَّ الله للمجاهدين في سبيله، فهم يقاتلون من أجل العلو في الأرض والفساد فيها.
Ey Peygamber! Sana inanan müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden düşmanla karşılaşıldığında sabreden yirmi kişi olursa, onlardan iki yüz kişiyi mağlup ederler; şayet sizden cihad eden sabırlı yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi mağlup ederler. Çünkü onlar, Allah'ın Kendi yolunda cihad edenler için hazırladığı mükâfatlara dair hiçbir bilgisi ve anlayışı olmayan bir topluluktur; onlar sadece yeryüzünde üstünlük taslamak ve bozgunculuk çıkarmak için savaşırlar.
1340. Metin
الآن خفف الله عنكم أيها المؤمنون لما فيكم من الضعف، فإن يكن منكم مائة صابرة يغلبوا مائتين من الكافرين، وإن يكن منكم ألف يغلبوا ألفين منهم بإذن الله تعالى. والله مع الصابرين بتأييده ونصره.
Şimdi Allah, sizdeki zaafı bildiği için yükünüzü hafifletti -ey müminler-. Artık sizden sabırlı yüz kişi olursa kâfirlerden iki yüz kişiyi mağlup ederler; şayet sizden bin kişi olursa Allah Teâlâ'nın izniyle onlardan iki bin kişiyi mağlup ederler. Allah, teyidi ve yardımıyla sabredenlerle beraberdir.
1341. Metin
لا ينبغي لنبي أن يكون له أسرى مِن أعدائه حتى يبالغ في القتل; لإدخال الرعب في قلوبهم ويوطد دعائم الدين، تريدون -يا معشر المسلمين- بأخذكم الفداء من أسرى «بدر» متاع الدنيا، والله يريد إظهار دينه الذي به تدرك الآخرة. والله عزيز لا يُقْهر، حكيم في شرعه.
Hiçbir peygambere, düşmanlarının kalplerine korku salmak ve dinin temellerini sağlamlaştırmak için [yeryüzünde] savaşıp üstün gelinceye kadar düşmanlarından esirler edinmesi yakışmaz. -Ey Müslümanlar topluluğu!- Siz Bedir esirlerinden fidye alarak dünya metaını istiyorsunuz; Allah ise ahiretin kendisiyle kazanılacağı dinini üstün kılmayı murat ediyor. Allah mutlak galiptir, asla mağlup edilemez; şeriatında hikmet sahibidir.
1342. Metin
لولا كتاب من الله سبق به القضاء والقدر بإباحة الغنيمة وفداء الأسرى لهذه الأمة، لنالكم عذاب عظيم بسبب أخْذكم الغنيمة والفداء قبل أن ينزل بشأنهما تشريع.
Eğer Allah'tan, bu ümmete ganimetin ve esir fidyesinin helal kılındığına dair kaza ve kaderde önceden geçmiş bir hüküm olmasaydı, haklarında henüz bir hüküm inmeden önce ganimeti ve fidyeyi almanız sebebiyle size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
1343. Metin
فكلوا من الغنائم وفداء الأسرى فهو حلال طيب، وحافظوا على أحكام دين الله وتشريعاته. إن الله غفور لعباده، رحيم بهم.
Artık ganimetlerden ve esir fidyesinden yiyin; zira o helal ve temizdir. Allah'ın dininin hükümlerini ve şeriatını gözetin. Şüphesiz Allah, kullarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
1344. Metin
يا أيها النبي قل لمن أسرتموهم في «بدر» : لا تأسوا على الفداء الذي أخذ منكم، إن يعلم الله تعالى في قلوبكم خيرًا يؤتكم خيرًا مما أُخذ منكم من المال بأن يُيَسِّر لكم من فضله خيرًا كثيرًا -وقد أنجز الله وعده للعباس ﵁ وغيره-، ويغفر لكم ذنوبكم. والله سبحانه غفور لذنوب عباده إذا تابوا، رحيم بهم.
Ey Peygamber! Bedir'de esir aldığınız kimselere de ki: Sizden alınan fidyeye üzülmeyin. Eğer Allah Teâlâ kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse, lütfundan size bol hayır ihsan ederek sizden alınan maldan daha hayırlısını size verir -nitekim Allah, el-Abbas radıyallâhu anh ve diğerlerine vaadini yerine getirmiştir- ve günahlarınızı bağışlar. Allah Sübhânehu, tövbe ettikleri takdirde kullarının günahlarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
1345. Metin
وإن يرد الذين أَطْلَقْتَ صراحهم -أيها النبي- من الأسرى الغدر بك مرة أخرى فلا تَيْئسْ، فقد خانوا الله من قبل وحاربوك، فنصرك الله عليهم. والله عليم بما تنطوي عليه الصدور، حكيم في تدبير شؤون عباده.
Eğer serbest bıraktığın o esirler -ey Peygamber- sana tekrar hıyanet etmek isterlerse ümitsizliğe kapılma; nitekim daha önce de Allah'a hainlik etmiş ve seninle savaşmışlardı da Allah sana onlara karşı zafer nasip etmişti. Allah, göğüslerin gizlediğini hakkıyla bilendir, kullarının işlerini tedbir etmede hikmet sahibidir.
1346. Metin
إن الذين صدَّقوا الله، ورسوله وعملوا بشرعه، وهاجروا إلى دار الإسلام، أو بلد يتمكنون فيه من عبادة ربهم، وجاهدوا في سبيل الله بالمال والنفس، والذين أنزلوا المهاجرين في دورهم، وواسوهم بأموالهم، ونصروا دين الله، أولئك بعضهم نصراء بعض. أما الذين آمنوا ولم يهاجروا من دار الكفر فلستم مكلفين بحمايتهم ونصرتهم حتى يهاجروا، وإن وقع عليهم ظلم من الكفار فطلبوا نصرتكم فاستجيبوا لهم، إلا على قوم بينكم وبينهم عهد مؤكد لم ينقضوه. والله بصير بأعمالكم، يجزي كلا على قدر نيته وعمله.
Şüphesiz Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip şeriatıyla amel edenler, İslam yurduna veya Rablerine ibadet edebilecekleri bir beldeye hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile Muhacirleri evlerine yerleştirip onlara mallarıyla destek olan ve Allah'ın dinine yardım edenler; işte onlar birbirlerinin yardımcıları ve dostlarıdırlar. İman edip de küfür diyarından hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar onları korumak ve onlara yardım etmekle yükümlü değilsiniz. Şayet kâfirler tarafından bir zulme uğrar da sizden yardım isterlerse, aranızda kesin bir antlaşma bulunan ve antlaşmayı bozmamış bir kavme karşı olmamak şartıyla onlara yardım edin. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir; herkesi niyetine ve ameline göre mükâfatlandırır.
1347. Metin
والذين كفروا بعضهم نصراء بعض، وإن لم تكونوا -أيها المؤمنون- نصراء بعض تكن في الأرض فتنة للمؤمنين عن دين الله، وفساد عريض بالصد عن سبيل الله وتقوية دعائم الكفر.
İnkâr edenler de birbirlerinin yardımcıları ve dostlarıdırlar. Eğer siz -ey müminler- birbirinize yardım edip dost olmazsanız, yeryüzünde müminleri Allah'ın dininden çevirecek bir fitne ve Allah yolundan alıkoyup küfrün temellerini güçlendiren büyük bir bozgunculuk ortaya çıkar.
1348. Metin
والذين آمنوا بالله ورسوله، وتركوا ديارهم قاصدين دار الإسلام أو بلدًا يتمكنون فيه من عبادة ربهم، وجاهدوا لإعلاء كلمة الله، والذين نصروا إخوانهم المهاجرين وآووهم وواسوهم بالمال والتأييد، أولئك هم المؤمنون الصادقون حقًا، لهم مغفرة لذنوبهم، ورزق كريم واسع في جنات النعيم.
Allah'a ve Resulü'ne iman edip İslam yurduna veya Rablerine ibadet edebilecekleri bir beldeye yönelerek yurtlarını terk edenler, Allah'ın kelimesini yüceltmek için cihad edenler ve Muhacir kardeşlerine yardım edip onları barındıran, mal ve destekleriyle onlara arka çıkanlar; işte onlar hakkıyla sadık müminlerdir. Onlar için günahlarına bir bağışlanma ve Naim cennetlerinde bol, tükenmez ve şerefli bir rızık vardır.
1349. Metin
والذين آمنوا مِن بعد هؤلاء المهاجرين والأنصار، وهاجروا وجاهدوا معكم في سبيل الله، فأولئك منكم -أيها المؤمنون- لهم ما لكم وعليهم ما عليكم، وأولو القرابة بعضهم أولى ببعض في التوارث في حكم الله من عامة المسلمين. إن الله بكل شيء عليم يعلم ما يصلح عباده مِن توريث بعضهم من بعض في القرابة والنسب دون التوارث بالحِلْف، وغير ذلك مما كان في أول الإسلام.
Bu Muhacirler ve Ensar'dan sonra iman edip hicret eden ve sizinle beraber Allah yolunda cihad eden kimseler de sizdendir -ey müminler-. Sizin sahip olduğunuz haklara onlar da sahiptir ve siz ne ile yükümlüyseniz onlar da onunla yükümlüdür. Allah'ın hükmünde akraba olanlar, miras konusunda diğer Müslümanlardan ziyade birbirlerine daha yakındırlar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir; İslam'ın ilk döneminde olan antlaşma yoluyla miraslaşma ve benzeri uygulamalar yerine, akrabalık ve soy bağı ile birbirlerine mirasçı kılınmasında kulları için neyin faydalı olduğunu bilir.