1825. Metin
(المر) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
(Elif-Lâm-Mîm-Râ) Hurûf-ı mukattaa (kesik harfler) hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
1826. Metin
هذه آيات القرآن الرفيعة القدر، وهذا القرآن المنزل عليك -أيها الرسول- هو الحق، لا كما يقول المشركون: إنك تأتي به مِن عند نفسك، ومع هذا فأكثر الناس لا يصدِّقون به ولا يعملون.
Bunlar, Kur'an'ın kadrü kıymeti yüce ayetleridir. Sana indirilen bu Kur'an -ey Elçi- haktır; müşriklerin iddia ettiği gibi onu kendiliğinden getirmiş değilsin. Buna rağmen insanların çoğu ona inanmaz ve [onunla] amel etmezler.
1827. Metin
الله تعالى هو الذي رفع السموات السبع بقدرته من غير عمد كما ترونها، ثم استوى -أي علا وارتفع- على العرش استواء يليق بجلاله وعظمته، وذلَّل الشمس والقمر لمنافع العباد، كلٌّ منهما يدور في فلكه إلى يوم القيامة. يدبِّر سبحانه أمور الدنيا والآخرة، يوضح لكم الآيات الدالة على قدرته وأنه لا إله إلا هو; لتوقنوا بالله والمعاد إليه، فتصدقوا بوعده ووعيده وتُخْلصوا العبادة له وحده.
Yedi kat göğü gördüğünüz gibi direksiz yükselten O Yüce Allah'tır. Sonra celâline ve azametine yakışır bir şekilde Arş'a istivâ etti -yani yüceldi ve yükseldi-. Kulların faydalanması için güneşi ve ayı boyun eğdirdi; her biri kıyamet gününe kadar kendi yörüngesinde akıp gider. O, dünya ve ahiret işlerini çekip çevirir; O'ndan başka hiçbir ilah olmadığına ve O'nun kudretine delalet eden ayetleri size açıklar ki Allah'a ve O'na döndürüleceğinize kesin olarak inanasınız; böylece O'nun vaadini ve tehdidini tasdik edip ibadeti yalnızca O'na has kılasınız.
1828. Metin
وهو سبحانه الذي جعل الأرض متسعة ممتدة، وهيأها لمعاشكم، وجعل فيها جبالا تُثبِّتُها وأنهارًا لشربكم ومنافعكم، وجعل فيها من كل الثمرات صنفين اثنين، فكان منها الأبيض والأسود والحلو والحامض، وجعل الليل يغطي النهار بظلمته، إن في ذلك كله لَعظات لقوم يتفكرون فيها، فيتعظون.
Yeryüzünü yayıp genişleten ve onu geçiminize elverişli kılan, onda [yeri] sarsılmaz kılan dağlar, içmeniz ve yararlanmanız için nehirler var eden, orada her türlü meyveden ikişer çift yaratan O'dur; nitekim onlardan beyazı ve siyahı, tatlısı ve ekşisi vardır. Geceyi karanlığıyla gündüzün üzerine örten de O'dur. Kuşkusuz bütün bunlarda düşünen ve [bundan] ibret alan bir topluluk için elbette öğütler vardır.
1829. Metin
وفي الأرض قطع يجاور بعضها بعضًا، منها ما هو طيِّب يُنبتُ ما ينفع الناس، ومنها سَبِخة مِلْحة لا تُنبت شيئًا، وفي الأرض الطيبة بساتين من أعناب، وجعل فيها زروعًا مختلفة ونخيلا مجتمعًا في منبت واحد، وغير مجتمع فيه، كل ذلك في تربة واحدة، ويشرب من ماء واحد، ولكنه يختلف في الثمار والحجم والطعم وغير ذلك، فهذا حلو وهذا حامض، وبعضها أفضل من بعض في الأكل، إن في ذلك لَعلامات لمن كان له قلب يعقل عن الله تعالى أمره ونهيه.
Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları vardır; onlardan kimi verimlidir, insanlara fayda veren şeyleri bitirir, kimi de çoraktır, tuzludur ve hiçbir şey bitirmez. Verimli arazide üzüm bağları, çeşit çeşit ekinler ve tek bir kökten çıkan yahut ayrı köklerden yetişen hurmalıklar vardır; hepsi aynı toprakta bulunur ve aynı suyla sulanır. Fakat meyveleri, büyüklükleri, tatları ve diğer özellikleri bakımından birbirinden farklıdır; nitekim kimi tatlı, kimi ekşidir ve bazısı yenme açısından diğerinden daha üstündür. Şüphesiz bunda, Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarını kavrayacak bir kalbe sahip olan kimseler için elbette deliller vardır.
1830. Metin
وإن تعجب -أيها الرسول- من عدم إيمانهم بعد هذه الأدلة فالعجب الأشدُّ من قولهم: أإذا متنا وكنا ترابا نُبعث من جديد؟ أولئك هم الجاحدون بربهم الذي أوجدهم من العدم، وأولئك تكون السلاسل من النار في أعناقهم يوم القيامة، وأولئك يدخلون النار، ولا يخرجون منها أبدًا.
Eğer bu delillerden sonra onların iman etmemelerine şaşıyorsan -ey Elçi-, asıl şaşılacak olan onların: "Biz ölüp de toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi diriltileceğiz?" sözleridir. İşte onlar, kendilerini yoktan var eden Rablerini inkâr edenlerdir. Kıyamet gününde boyunlarında ateşten zincirler olacak olanlar da işte bunlardır. Onlar ateşe girecek ve orada ebedî kalacaklardır.
1831. Metin
ويستعجلك المكذِّبون بالعقوبة التي لم أعاجلهم بها قبل الإيمان الذي يرجى به الأمان والحسنات، وقد مضت عقوبات المكذبين مِن قبلهم، فكيف لا يعتبرون بهم؟ وإن ربك -أيها الرسول- لَذو مغفرة لذنوبِ مَن تاب مِن ذنوبه من الناس على ظلمهم، يفتح لهم باب المغفرة، ويدعوهم إليها، وهم يظلمون أنفسهم بعصيانهم ربهم، وإن ربك لشديد العقاب على مَن أصرَّ على الكفر والضلال ومعصية الله.
Yalanlayanlar, kendisiyle güven ve iyiliklerin umulduğu imandan önce, kendilerine acele vermediğim cezayı senden çarçabuk istiyorlar. Oysa onlardan önceki yalanlayanların cezaları gelip geçmiştir; öyleyse neden onlardan ibret almazlar? Şüphesiz Rabbin -ey Elçi-, insanların zulümlerine rağmen günahlarından tövbe edenleri çokça bağışlayandır; onlara bağışlanma kapısını açar ve onları buna çağırır; oysa onlar Rablerine isyan ederek kendilerine zulmetmektedirler. Şüphesiz Rabbin, inkârda, sapkınlıkta ve Allah'a isyanda ısrar edenlere karşı cezası pek çetin olandır.
1832. Metin
ويقول كفار «مكة» : هلا جاءته معجزة محسوسة كعصا موسى وناقة صالح، وليس ذلك بيدك -أيها الرسول- فما أنت إلا مبلِّغ لهم، ومخوِّف مِن بأس الله. ولكل أمة رسول يرشدهم إلى الله تعالى.
Mekke kâfirleri: "Ona Musa'nın asası ve Salih'in devesi gibi somut bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Bu senin elinde değildir -ey Elçi-, sen ancak onlar için bir tebliğci ve Allah'ın azabından sakındıran bir uyarıcısın. Her topluluk için onları Allah Teâlâ'ya ileten bir elçi vardır.
1833. Metin
الله تعالى يعلم ما تحمل كلُّ أنثى في بطنها، أذكر هو أم أنثى؟ وشقي هو أم سعيد؟ ويعلم ما تنقصه الأرحام، فيسقط أو يولد قبل تسعة أشهر، وما يزيد حمله عليها. وكل شيء مقدَّر عند الله بمقدار من النقصان أو الزيادة لا يتجاوزه.
Allah Teâlâ her dişinin karnında ne taşıdığını; onun erkek mi yoksa dişi mi, şaki (kötü) mi yoksa said (mutlu) mi olduğunu bilir. Rahimlerin neyi eksilttiğini -düşük yaptığını veya dokuz aydan önce doğurduğunu- ve hamilelik süresinde neyi artırdığını bilir. Allah katında her şey, eksilme veya artma bakımından aşılmayacak bir ölçüye göre takdir edilmiştir.
1834. Metin
الله عالم بما خفي عن الأبصار، وبما هو مشاهَد، الكبير في ذاته وأسمائه وصفاته، المتعالي على جميع خلقه بذاته وقدرته وقهره.
Allah, gözlerden gizli olanı da görüneni de bilendir; zatında, isimlerinde ve sıfatlarında pek büyüktür (el-Kebîr); zatı, kudreti ve kahredici gücüyle bütün yarattıklarından pek yücedir (el-Müteâl).
1835. Metin
يستوي في علمه تعالى مَن أخفى القول منكم ومَن جهر به، ويستوي عنده مَن استتر بأعماله في ظلمة الليل، ومن جهر بها في وضح النهار.
O'nun ilminde, sizden sözü gizleyen ile onu açığa vuran birdir; amellerini gecenin karanlığında gizleyen ile gündüzün aydınlığında açıkça yapan da O'nun katında eşittir.
1836. Metin
لله تعالى ملائكة يتعاقبون على الإنسان من بين يديه ومن خلفه، يحفظونه بأمر الله ويحصون ما يصدر عنه من خير أو شر. إن الله ﷾ لا يغيِّر نعمة أنعمها على قوم إلا إذا غيَّروا ما أمرهم به فعصوه. وإذا أراد الله بجماعةٍ بلاءً فلا مفرَّ منه، وليس لهم مِن دون الله مِن وال يتولى أمورهم، فيجلب لهم المحبوب، ويدفع عنهم المكروه.
Allah Teâlâ'nın, insanın önünden ve arkasından onu nöbetleşe takip eden melekleri vardır; onu Allah'ın emriyle korurlar ve ondan sadır olan iyilik veya kötülüğü kaydederler. Şüphesiz aziz ve celil olan Allah, bir kavme bahşettiği nimeti, onlar O'nun emrettiği şeyleri değiştirip O'na isyan etmedikçe değiştirmez. Allah bir topluluğa bir felaket dilediğinde artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onlar için Allah'tan başka işlerini üstlenecek, kendilerine sevdiklerini getirip hoşlanmadıklarını defedecek hiçbir koruyucu ve yardımcı (vâlî) yoktur.
1837. Metin
هو الذي يريكم من آياته البرق -وهو النور اللامع من خلال السحاب- فتخافون أن تنزل عليكم منه الصواعق المحرقة، وتطمعون أن ينزل معه المطر، وبقدرته سبحانه يوجد السحاب المحمَّل بالماء الكثير لمنافعكم.
Size ayetlerinden biri olarak şimşeği -ki bulutların arasından parıldayan ışıktır- gösteren O'dur; böylece üzerinize yakıcı yıldırımlar inmesinden korkarsınız ve onunla birlikte yağmurun yağmasını umarsınız. Menfaatleriniz için bol su yüklü bulutları kudretiyle var eden de O Yüce Zat'tır.
1838. Metin
ويسبِّح الرعد بحمد الله تسبيحًا يدل على خضوعه لربه، وتنزِّه الملائكة ربها مِن خوفها من الله، ويرسل الله الصواعق المهلكة فيهلك بها مَن يشاء من خلقه، والكفار يجادلون في وحدانية الله وقدرته على البعث، وهو شديد الحول والقوة والبطش بمن عصاه.
Gök gürültüsü, Rabbine boyun eğdiğini gösteren bir şekilde O'nu hamd ile tesbih eder. Melekler de Allah korkusundan Rablerini tenzih ederler. Allah helak edici yıldırımları gönderir de onlarla yarattıklarından dilediğini helak eder. Kâfirler ise Allah'ın birliği ve yeniden diriltmeye gücünün yetmesi hususunda tartışıp dururlar; oysa O, kendisine isyan edenlere karşı kudreti, kuvveti ve yakalayışı pek çetin olandır.
1839. Metin
لله ﷾ وحده دعوة التوحيد (لا إله إلا الله) ، فلا يُعبد ولا يُدعى إلا هو، والآلهة التي يعبدونها من دون الله لا تجيب دعاء مَن دعاها، وحالهم معها كحال عطشان يمد يده إلى الماء من بعيد; ليصل إلى فمه فلا يصل إليه، وما سؤال الكافرين لها إلا غاية في البعد عن الصواب لإشراكهم بالله غيره.
Tevhid daveti ("Lâ ilâhe illallâh" / Allah'tan başka ilah yoktur çağrısı) yalnızca aziz ve celil olan Allah'a aittir; O'ndan başkasına ibadet edilmez ve O'ndan başkasına dua edilmez. Onların Allah'tan başka taptıkları ilahlar ise kendilerine dua eden kimseye hiçbir cevap veremezler. Onların bu ilahlar karşısındaki durumu, ağzına ulaşsın diye uzaktan suya doğru avuçlarını açan fakat suyun asla ağzına ulaşamadığı susamış bir kimsenin durumuna benzer. Kâfirlerin putlara yakarışı, Allah'a başkasını ortak koştukları için doğru yoldan son derece uzak bir sapıklıktan ibarettir.
1840. Metin
ولله وحده يسجد خاضعًا منقادًا كُلُّ مَن في السموات والأرض، فيسجد ويخضع له المؤمنون طوعًا واختيارًا، ويخضع له الكافرون رغمًا عنهم; لأنهم يستكبرون عن عبادته، وحالهم وفطرتهم تكذِّبهم في ذلك، وتنقاد لعظته الله ظلال المخلوقات، فتتحرك بإرادته أول النهار وآخره.
Göklerde ve yerde bulunan herkes boyun eğerek ve itaat ederek yalnızca Allah'a secde eder. Müminler O'na isteyerek ve kendi tercihleriyle secde edip boyun eğerler; kâfirler ise O'na ibadetten büyüklenmelerine rağmen zoraki boyun eğerler, zira onların içinde bulundukları durum ve fıtratları bu iddialarını yalanlar. Yaratılmışların gölgeleri de Allah'ın azametine boyun eğerek sabah ve akşam O'nun iradesiyle hareket eder.
1841. Metin
قل -أيها الرسول- للمشركين: مَن خالق السَّموات والأرض ومدبِّرهما؟ قل: الله هو الخالق المدبر لهما، وأنتم تقرون بذلك، ثم قل لهم ملزمًا بالحجة: أجعلتم غيره معبودين لكم، وهم لا يَقْدرون على نفع أنفسهم أو ضرها فضلا عن نفعكم أو ضركم، وتركتم عبادة مالكها؟ قل لهم -أيها الرسول-: هل يستوي عندكم الكافر -وهو كالأعمى- والمؤمن وهو كالبصير؟ أم هل يستوي عندكم الكفر -وهو كالظلمات- والإيمان -وهو كالنور؟ أم أن أولياءهم الذين جعلوهم شركاء لله يخلقون مثل خَلْقه، فتشابه عليهم خَلْق الشركاء بخلق الله، فاعتقدوا استحقاقهم للعبادة؟ قل لهم -أيها الرسول-: الله تعالى خالق كل كائن من العدم، وهو المستحق للعبادة وحده، وهو الواحد القهار الذي يستحق الألوهية والعبادة، لا الأصنام والأوثان التي لا تضرُّ ولا تنفع.
Müşriklere de ki -ey Elçi-: "Göklerin ve yerin yaratıcısı ve onları çekip çeviren kimdir?" De ki: "Onların yaratıcısı ve idarecisi Allah'tır." Siz de bunu kabul etmektesiniz. Sonra delille onları bağlayarak de ki: "O'nun mülkünün sahibine ibadeti bırakıp da kendilerine ne bir fayda ne de bir zarar vermeye gücü yetmeyen, dolayısıyla size de fayda veya zarar veremeyecek olan varlıkları O'ndan başka ilahlar mı edindiniz?" Onlara de ki -ey Elçi-: "Görmeyen kimse gibi olan kâfir ile gören kimse gibi olan mümin sizin katınızda bir olur mu? Yahut karanlıklar gibi olan inkâr ile aydınlık gibi olan iman bir olur mu? Yoksa Allah'a ortak koştukları velileri O'nun yarattığı gibi yaratmaktadırlar da yaratılanlar kendilerine benzer mi gelmiştir; bu yüzden mi onların ibadete layık olduklarına inanmışlardır?" Onlara de ki -ey Elçi-: "Allah Teâlâ her varlığı yoktan yaratandır ve yalnızca O ibadete layıktır. O, uluhiyete ve ibadete layık olan bir ve kahredici olandır; ne zarar ne de fayda veremeyen putlar ve heykeller değildir."
1842. Metin
ثم ضرب الله سبحانه مثلا للحق والباطل بماء أنزله من السماء، فجَرَت به أودية الأرض بقدر صغرها وكبرها، فحمل السيل غثاء طافيًا فوقه لا نفع فيه. وضرب مثلا آخر: هو المعادن يوقِدون عليها النار لصهرها طلبًا للزينة كما في الذهب والفضة، أو طلبًا لمنافع ينتفعون بها كما في النحاس، فيخرج منها خبثها مما لا فائدة فيه كالذي كان مع الماء، بمثل هذا يضرب الله المثل للحق والباطل: فالباطل كغثاء الماء يتلاشى أو يُرْمى إذ لا فائدة منه، والحق كالماء الصافي، والمعادن النقية تبقى في الأرض للانتفاع بها، كما بيَّن لكم هذه الأمثال، كذلك يضربها للناس; ليتضح الحق من الباطل والهدى من الضلال.
Sonra Allah Teâlâ hak ve batıl için gökten indirdiği su ile bir misal verdi: Yeryüzündeki vadiler küçüklüğüne ve büyüklüğüne göre o suyla aktı; sel, üzerinde yüzen ve hiçbir faydası olmayan köpük ve çerçöpü taşıdı. Bir diğer misal daha verdi: İnsanların süs eşyası elde etmek için altın ve gümüşte olduğu gibi, yahut yararlanacakları menfaatler aramak için bakırda olduğu gibi eritmek amacıyla üzerlerine ateş yaktıkları madenlerdir; onlardan da tıpkı sudaki gibi hiçbir faydası olmayan cüruf (tortu) çıkar. İşte Allah hak ile batıla böyle misal verir: Batıl, suyun köpüğü gibidir; faydası olmadığı için yok olur gider veya atılır. Hak ise berrak su gibidir; saf madenler gibi faydalanılmak üzere yeryüzünde kalır. Size bu misalleri açıkladığı gibi, hak ile batıl, hidayet ile sapıklık iyice açılsın diye insanlara da böyle misaller verir.
1843. Metin
للمؤمنين الذين أطاعوا الله ورسوله الجنة، والذين لم يطيعوا وكفروا به لهم النار، ولو كانوا يملكون كل ما في الأرض وضِعْفه معه لبذلوه فداء لأنفسهم من عذاب الله يوم القيامة، ولن يُتَقبل منهم، أولئك يحاسَبون على كل ما أسلفوه من عمل سيِّئ، ومسكنهم ومقامهم جهنم تكون لهم فراشًا، وبئس الفراش الذي مهدوه لأنفسهم.
Allah'a ve Elçisine itaat eden müminler için cennet vardır. İtaat etmeyip O'nu inkâr edenler için ise cehennem vardır. Eğer yeryüzündeki her şey ve bunun bir katı daha onların olsaydı, kıyamet gününde Allah'ın azabından kurtulmak için onu feda ederlerdi; fakat onlardan asla kabul edilmez. İşte onlar, önceden işledikleri her kötü amelin hesabını vereceklerdir; onların barınağı ve kalacakları yer altlarına serilecek olan cehennemdir; kendileri için hazırladıkları o döşek ne kötüdür!
1844. Metin
هل الذي يعلم أن ما جاءك -أيها الرسول- من عند الله هو الحق فيؤمن به، كالأعمى عن الحق الذي لم يؤمن؟ إنما يتعظ أصحاب العقول السليمة الذين يوفون بعهد الله الذي أمرهم به، ولا ينكثون العهد المؤكد الذي عاهدوا الله عليه.
Sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu bilip buna iman eden kimse -ey Elçi-, gerçeğe karşı kör olup iman etmeyen kimse gibi olur mu? Ancak Allah'ın kendilerine emrettiği ahdine vefa gösteren ve Allah'a verdikleri kesin sözü bozmayan selim akıl sahipleri öğüt alır.
1845. Metin
وهم الذين يَصِلون ما أمرهم الله بوصله كالأرحام والمحتاجين، ويراقبون ربهم، ويخشون أن يحاسبهم على كل ذنوبهم، ولا يغفر لهم منها شيئًا.
Onlar, akrabalık bağları ve ihtiyaç sahipleri gibi Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden çekinen ve kendilerini bütün günahlarından hesaba çekip hiçbirini bağışlamamasından korkan kimselerdir.
1846. Metin
وهم الذين صبروا على الأذى وعلى الطاعة، وعن المعصية طلبًا لرضا ربهم، وأدَّوا الصلاة على أتمِّ وجوهها، وأدَّوا من أموالهم زكاتهم المفروضة، والنفقات المستحبة في الخفاء والعلن، ويدفعون بالحسنة السيئة فتمحوها، أولئك الموصوفون بهذه الصفات لهم العاقبة المحمودة في الآخرة.
Onlar, Rablerinin rızasını kazanmak amacıyla eziyetlere, itaate sabreden ve günahtan kaçınan; namazı dosdoğru kılan; mallarından farz olan zekâtı ve gizli-açık nafile harcamaları veren; kötülüğü iyilikle savarak onu silip süpüren kimselerdir. İşte bu sıfatlara sahip olanlar için ahirette övgüye değer güzel bir akıbet vardır.
1847. Metin
تلك العاقبة هي جنات عدن يقيمون فيها لا يزولون عنها، ومعهم الصالحون من الآباء والزوجات والذريات من الذكور والإناث، وتدخل الملائكة عليهم من كل باب; لتهنئتهم بدخول الجنة.
O güzel akıbet, ebedî kalacakları ve oradan hiç ayrılmayacakları Adn cennetleridir. Babalarından, eşlerinden ve soylarından -erkek olsun kadın olsun- salih olanlar da onlarla birliktedir. Melekler cennete girişlerini tebrik etmek için her kapıdan onların yanına girerler.
1848. Metin
تقول الملائكة لهم: سلام عليكم، تحية خاصة لكم، سَلِمْتم من كل سوء بسبب صبركم على طاعة الله، فنِعْمَ عاقبة الدار الجنة.
Melekler onlara şöyle der: "Selâmün aleyküm (size selam olsun), bu size özel bir selamdır. Allah'a itaatte sabretmeniz sebebiyle her türlü kötülükten kurtuldunuz; bu yurdun (ahiretin) sonu olan cennet ne güzeldir!"
1849. Metin
أما الأشقياء فقد وُصِفوا بضد صفات المؤمنين، فهم الذين لا يوفون بعهد الله بإفراده سبحانه بالعبادة بعد أن أكدوه على أنفسهم، وهم الذين يقطعون ما أمرهم الله بوصله مِن صلة الأرحام وغيرها، ويفسدون في الأرض بعمل المعاصي، أولئك الموصوفون بهذه الصفات القبيحة لهم الطرد من رحمة الله، ولهم ما يسوءهم من العذاب الشديد في الدار الآخرة.
Bedbahtlara gelince, onlar müminlerin sıfatlarının tam zıddıyla nitelenmişlerdir. Onlar, ibadeti yalnızca Allah'a has kılma yönünde O'na verdikleri sözü kesinleştirdikten sonra bozanlar; akrabalık bağları ve diğer şeylerde Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri kesenler ve günah işleyerek yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlardır. Bu çirkin sıfatlara sahip olanlar, Allah'ın rahmetinden kovulmayı hak etmişlerdir ve ahiret yurdunda onlar için can yakıcı çetin bir azap vardır.
1850. Metin
الله وحده يوسِّع الرزق لمن يشاء من عباده، ويضيِّق على مَن يشاء منهم، وفرح الكفار بالسَّعة في الحياة الدنيا، وما هذه الحياة الدنيا بالنسبة للآخرة إلا شيء قليل يتمتع به، سُرعان ما يزول.
Kullarından dilediğine rızkı bollaştıran ve dilediğine daraltan yalnızca Allah'tır. Kâfirler dünya hayatındaki genişlikle şımardılar; oysa dünya hayatı, ahiretin yanında ancak yararlanılan ve çabucak yok olup giden azıcık bir şeyden ibarettir.
1851. Metin
ويقول الكفار عنادًا: هلا أُنزل على محمد معجزة محسوسة كمعجزة موسى وعيسى. قل لهم: إن الله يضل مَن يشاء من المعاندين عن الهداية ولا تنفعه المعجزات، ويهدي إلى دينه الحق مَن رجع إليه وطلب رضوانه.
Kâfirler inatlarından ötürü: "Muhammed'e Musa ve İsa'nın mucizeleri gibi somut bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Onlara de ki: "Şüphesiz Allah, inatçılardan dilediğini doğru yoldan saptırır ve mucizeler ona fayda vermez; kendisine yönelen ve rızasını arayan kimseyi ise hak dinine iletir."
1852. Metin
ويهدي الذين تسكن قلوبهم بتوحيد الله وذكره فتطمئن، ألا بطاعة الله وذكره وثوابه تسكن القلوب وتستأنس.
Allah'ı birleme ve O'nu anma ile kalpleri huzur bulup tatmin olanları da [hidayete erdirir]. İyi bilin ki kalpler ancak Allah'a itaat etmekle, O'nu anmakla ve O'nun mükafatıyla huzur bulur ve teskin olur.
1853. Metin
الذين صدَّقوا بالله ورسوله، وعملوا الأعمال الصالحات لهم فرح وقرة عين، وحال طيبة، ومرجع حسن إلى جنة الله ورضوانه.
Allah'a ve Elçisine inanıp salih ameller işleyenler için sevinç, göz aydınlığı, güzel bir hâl ve Allah'ın cennetine ve rızasına varacakları güzel bir dönüş yeri vardır.
1854. Metin
كما أرسلنا المرسلين قبلك أرسلناك -أيها الرسول- في أمة قد مضت مِن قبلها أمم المرسلين; لتتلو على هذه الأمة القرآن المنزل عليك، وحال قومك الجحود بوحدانية الرحمن، قل لهم -أيها الرسول-: الرحمن الذي لم تتخذوه إلهًا واحدًا هو ربي وحده لا معبود بحق سواه، عليه اعتمدت ووثقت، وإليه مرجعي وإنابتي.
Senden önceki elçileri gönderdiğimiz gibi, sana indirilen Kur'an'ı kendilerine okuyasın diye seni de -ey Elçi- kendisinden önce nice elçi ümmetlerinin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik. Buna rağmen kavminin durumu Rahmân'ın birliğini inkâr etmektir. Onlara de ki -ey Elçi-: "Kendisini tek ilah edinmediğiniz Rahmân benim Rabbimdir; O'ndan başka hak ilah yoktur. Yalnızca O'na dayandım, O'na güvendim ve dönüşüm de yönelişim de yalnız O'nadır."
1855. Metin
يردُّ الله -تعالى- على الكافرين الذين طلبوا إنزال معجزات محسوسة على النبي ﷺ فيقول لهم: ولو أن ثمة قرآنًا يقرأ، فتزول به الجبال عن أماكنها، أو تتشقق به الأرض أنهارًا، أو يحيا به الموتى وتُكَلَّم -كما طلبوا منك- لكان هذا القرآن هو المتصف بذلك دون غيره، ولما آمنوا به. بل لله وحده الأمر كله في المعجزات وغيرها. أفلم يعلم المؤمنون أن الله لو يشاء لآمن أهل الأرض كلهم من غير معجزة؟ ولا يزال الكفار تنزل بهم مصيبة بسبب كفرهم كالقتل والأسر في غزوات المسلمين، أو تنزل تلك المصيبة قريبًا من دارهم، حتى يأتي وعد الله بالنصر عليهم، إن الله لا يخلف الميعاد.
Allah Teâlâ, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e somut mucizelerin indirilmesini isteyen kâfirlere cevap vererek şöyle buyurur: Eğer kendisiyle dağların yerinden oynatıldığı veya yeryüzünün yarılıp nehirler fışkırttığı yahut ölülerin diriltilip konuşturulduğu bir Kur'an okunacak olsaydı -tıpkı senden istedikleri gibi-, bu niteliğe sahip olan yalnızca bu Kur'an olurdu; yine de ona inanmazlardı. Bilakis mucizeler ve diğer her hususta bütün emir yalnızca Allah'a aittir. Müminler hâlâ bilmediler mi ki eğer Allah dileseydi hiçbir mucizeye gerek kalmadan yeryüzündeki bütün insanların hepsi iman ederdi? Kâfirlerin inkârları sebebiyle, Müslümanların gazvelerinde öldürülme ve esir edilme gibi bir felaket başlarına gelmeye veya yurtlarının yakınına inmeye devam edecektir; ta ki Allah'ın onlara karşı zafer vaadi gelinceye kadar. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.
1856. Metin
وإذا كانوا قد سخروا من دعوتك -أيها الرسول- فلقد سَخِرَتْ أمم من قبلك برسلهم، فلا تحزن فقد أمهلتُ الذين كفروا، ثم أخذتُهم بعقابي، وكان عقابًا شديدًا.
Eğer senin davetinle alay ettilerse -ey Elçi-, senden önceki ümmetler de elçileriyle alay etmişlerdi; sakın üzülme! İnkâr edenlere mühlet verdim, sonra onları azabımla yakaladım; azabım ne kadar da çetin oldu!
1857. Metin
أفمن هو قائم على كل نفس يُحصي عليها ما تعمل، أحق أن يعبد، أم هذه المخلوقات العاجزة؟ وهم -من جهلهم- جعلوا لله شركاء مِن خَلْقه يعبدونهم، قل لهم -أيها الرسول-: اذكروا أسماءهم وصفاتهم، ولن يجدوا من صفاتهم ما يجعلهم أهلا للعبادة، أم تخبرون الله بشركاء في أرضه لا يعلمهم، أم تسمونهم شركاء بظاهر من اللفظ من غير أن يكون لهم حقيقة. بل حسَّن الشيطان للكفار قولهم الباطل وصدَّهم عن سبيل الله. ومَن لم يوفِّقه الله لهدايته فليس له أحد يهديه، ويوفقه إلى الحق والرشاد.
Her nefsin başında durup kazandığı şeyleri kaydeden Zat mı ibadet edilmeye daha layıktır, yoksa şu aciz varlıklar mı? Onlar cehaletlerinden ötürü yarattığı varlıklardan Allah'a ortaklar koştular ve onlara ibadet ettiler. Onlara de ki -ey Elçi-: "Onların isimlerini ve sıfatlarını söyleyin!" Onların sıfatları arasında ibadete layık olmalarını sağlayacak hiçbir şey bulamayacaklardır. Yoksa yeryüzünde Allah'ın bilmediği ortakları mı O'na haber veriyorsunuz? Yoksa hiçbir gerçekliği olmaksızın sadece içi boş kuru bir laftan ibaret olarak mı onları ortak diye adlandırıyorsunuz? Bilakis şeytan kâfirlere batıl sözlerini süslü gösterdi ve onları Allah yolundan alıkoydu. Allah kimi hidayetine muvaffak kılmazsa artık onu doğruya ve hakka iletecek hiç kimse yoktur.
1858. Metin
لهؤلاء الكفار الصادين عن سبيل الله عذاب شاق في الحياة الدنيا بالقتل والأسر والخزي، ولَعذابهم في الآخرة أثقل وأشد، وليس لهم مانع يمنعهم من عذاب الله.
Allah yolundan alıkoyan bu kâfirlere dünya hayatında öldürülme, esir edilme ve rezil olma şeklinde çetin bir azap vardır; ahiretteki azapları ise çok daha ağır ve şiddetlidir. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiçbir kimse de yoktur.
1859. Metin
صفة الجنة التي وعد الله بها الذين يخشونه أنها تجري من تحت أشجارها وقصورها الأنهار، ثمرها لا ينقطع، وظلها لا يزول ولا ينقص، تلك المثوبة بالجنة عاقبة الذين خافوا الله، فاجتنبوا معاصيه وأدَّوا فرائضه، وعاقبة الكافرين بالله النار.
Allah'tan korkanlara vaat edilen cennetin niteliği şöyledir: Ağaçlarının ve köşklerinin altından nehirler akar, meyveleri kesintiye uğramaz, gölgesi de yok olmaz ve eksilmez. Cennetle verilen bu mükafat, Allah'tan korkup O'na isyandan kaçınan ve farzlarını yerine getirenlerin akıbetidir; Allah'ı inkâr edenlerin akıbeti ise ateştir.
1860. Metin
والذين أعطيناهم الكتاب من اليهود والنصارى مَن آمن منهم بك كعبد الله بن سلام والنجاشي، يستبشرون بالقرآن المنزل عليك لموافقته ما عندهم، ومن المتحزبين على الكفر ضدك، كالسَّيد والعاقب، أُسْقفَي «نجران» ، وكعب بن الأشرف، مَن ينكر بعض المنزل عليك، قل لهم: إنما أمرني الله أن أعبده وحده، ولا أشرك به شيئًا، إلى عبادته أدعو الناس، وإليه مرجعي ومآبي.
Kendilerine Kitap verdiklerimizden Abdullah b. Selâm ve Necaşî gibi sana iman eden Yahudi ve Hristiyanlar, yanlarındakine uygunluğu sebebiyle sana indirilen Kur'an ile sevinirler. Sana karşı küfürde birleşen hiziplerden Necran piskoposları Seyyid ve Âkıb ile Kâ'b b. Eşref gibi kimseler ise sana indirilenin bir kısmını inkâr ederler. Onlara de ki: "Bana ancak tek olan Allah'a ibadet etmem ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamam emredildi. İnsanları O'na ibadete çağırırım, dönüşüm ve varışım da yalnız O'nadır."
1861. Metin
وكما أنزلنا الكتب على الأنبياء بلسانهم أنزلنا إليك -أيها الرسول- القرآن بلغة العرب; لتحكم به، ولئن اتبعت أهواء المشركين في عبادة غير الله -بعد الحق الذي جاءك من الله- ليس لك ناصر ينصرك ويمنعك من عذابه.
Peygamberlere kitapları kendi dilleriyle indirdiğimiz gibi, sana da -ey Elçi- onunla hükmedesin diye Kur'an'ı Arap diliyle indirdik. Allah'tan sana gelen bu ilimden sonra eğer müşriklerin Allah'tan başkasına ibadet etme konusundaki hevalarına uyarsan, seni O'nun azabından koruyacak ve sana yardım edecek hiçbir yardımcı bulamazsın.
1862. Metin
وإذا قالوا: ما لك -أيها الرسول- تتزوج النساء؟ فلقد بعثنا قبلك رسلا من البشر وجعلنا لهم أزواجًا وذرية، وإذا قالوا: لو كان رسولا لأتى بما طلبنا من المعجزات، فليس في وُسْع رسولٍ أن يأتي بمعجزةٍ أرادها قومه إلا بإذن الله. لكل أمر قضاه الله كتاب وأجل قد كتبه الله عنده، لا يتقدم ولا يتأخر.
Eğer onlar: "Sana ne oluyor da -ey Elçi- kadınlarla evleniyorsun?" derlerse, andolsun ki senden önce de insanlardan elçiler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik. Şayet: "Eğer peygamber olsaydı istediğimiz mucizeleri getirirdi" derlerse, hiçbir elçinin kavminin istediği bir mucizeyi Allah'ın izni olmadan getirmeye gücü yetmez. Allah'ın hükmettiği her işin, O'nun katında yazılmış bir kitabı ve belirlenmiş bir eceli vardır; ne öne alınır ne de ertelenir.
1863. Metin
يمحو الله ما يشاء من الأحكام وغيرها، ويُبْقي ما يشاء منها لحكمة يعلمها، وعنده أمُّ الكتاب، وهو اللوح المحفوظ.
Allah, bildiği bir hikmetten ötürü hükümlerden ve diğer şeylerden dilediğini silip kaldırır (nesheder), dilediğini de sabit bırakır. Ana Kitap (Ümmü'l-Kitâb) O'nun katındadır; o da Levh-i Mahfûz'dur.
1864. Metin
وإن أريناك -أيها الرسول- بعض العقاب الذي توعَّدْنا به أعداءك من الخزي والنَّكال في الدنيا فذلك المعجَّل لهم، وإن توفيناك قبل أن ترى ذلك، فما عليك إلا تبليغ الدعوة، وعلينا الحساب والجزاء.
Düşmanlarına dünyada vadettiğimiz zillet ve ibretlik cezanın bir kısmını sana göstersek de -ki bu onlar için öne alınmış bir cezadır-, bunu görmenden önce senin canını alsak da sana düşen ancak tebliğ etmektir; hesap görmek ve cezalandırmak ise Bize aittir.
1865. Metin
أو لم يبصر هؤلاء الكفار أنا نأتي الأرض ننقصها من أطرافها، وذلك بفتح المسلمين بلاد المشركين وإلحاقها ببلاد المسلمين؟ والله سبحانه يحكم لا معقِّب لحكمه وقضائه، وهو سريع الحساب، فلا يستعجلوا بالعذاب; فإن كل آت قريب.
O kâfirler görmediler mi ki Biz, yeryüzüne gelip onu etrafından eksiltiyoruz? Bu da Müslümanların müşriklerin beldelerini fethedip İslam diyarına katmasıyla olmaktadır. Hükmü veren Yüce Allah'tır; O'nun hükmünü ve takdirini geri çevirecek hiç kimse yoktur. O, hesabı pek çabuk görendir. Öyleyse azabın gelmesini acele istemesinler; zira gelecek olan her şey yakındır.
1866. Metin
ولقد دبَّر الذين من قبلهم المكايد لرسلهم، كما فعل هؤلاء معك، فلله المكر جميعًا، فيبطل مكرهم، ويعيده عليهم بالخيبة والندم، يعلم سبحانه ما تكسب كل نفس من خير أو شر فتجازى عليه. وسيعلم الكفار -إذا قدموا على ربهم- لمن تكون العاقبة المحمودة بعد هذه الدنيا؟ إنها لأتباع الرسل. وفي هذا تهديد ووعيد للكافرين.
Onlardan öncekiler de, tıpkı bunların sana yaptığı gibi elçilerine tuzaklar kurmuşlardı. Oysa bütün tuzaklar Allah'ındır; O onların tuzaklarını boşa çıkarır ve hüsran ile pişmanlık olarak kendilerine döndürür. O, her nefsin iyilik ve kötülük olarak ne kazandığını bilir ve ona göre karşılığını verir. Kâfirler -Rablerinin huzuruna vardıklarında- bu dünyadan sonra övgüye değer akıbetin kime ait olacağını bileceklerdir! Şüphesiz o, elçilerin tabilerine aittir. Bunda kâfirler için bir tehdit ve uyarı vardır.
1867. Metin
ويقول الذين كفروا لنبي الله: -يا محمد- ما أرسلك الله، قل لهم: كفى بالله شهيدًا بصدقي وكذبكم، وكَفَتْ شهادة مَن عنده علم الكتاب من اليهود والنصارى ممن آمن برسالتي، وما جئتُ به من عند الله، واتبع الحق فصرَّح بتلك الشهادة، ولم يكتمها.
İnkâr edenler Allah'ın Peygamberine: "Ey Muhammed! Sen gönderilmiş bir elçi değilsin" derler. Onlara de ki: "Benim doğruluğuma ve sizin yalancılığınıza şahit olarak Allah yeter. Ayrıca Yahudi ve Hristiyanlardan peygamberliğime ve Allah katından getirdiğim şeylere iman eden, hakka uyup bu şahitliği gizlemeksizin açıkça ikrar eden Kitap ehli âlimlerinin şahitliği de yeter."