Hicr

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

1920. Metin

(الر) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

(Elif-Lâm-Râ) Hurûf-ı mukattaa hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.

1921. Metin

تلك الآيات العظيمة هي آيات الكتاب العزيز المنزل على محمد ﷺ، وهي آيات قرآن موضِّح للحقائق بأحسن لفظ وأوضحه وأدلِّه على المقصود. فالكتاب هو القرآن جمع الله له بين الاسمين.

Şu yüce ayetler; Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem indirilen o pek değerli Kitab'ın ayetleridir. Onlar, hakikatleri en güzel, en açık ve maksadı en iyi gösteren lafızla açıklayan Kur'an'ın ayetleridir. Kitap, Kur'an'ın ta kendisidir; Allah onun için iki ismi bir arada kullanmıştır.

1922. Metin

سيتمنى الكفار حين يرون خروج عصاة المؤمنين من النار أن لو كانوا موحدين؛ ليخرجوا كما خرجوا.

Kâfirler, günahkâr müminlerin cehennemden çıktıklarını gördüklerinde, kendileri de onlar gibi çıksınlar diye keşke muvahhid [Müslüman] olsalardı diye temenni edeceklerdir.

1923. Metin

اترك -أيها الرسول- الكفار يأكلوا، ويستمتعوا بدنياهم، ويشغلهم الطمع فيها عن طاعة الله، فسوف يعلمون عاقبة أمرهم الخاسرة في الدنيا والآخرة.

[Ey Resul!] O kâfirleri bırak; yesinler, dünyalarından faydalansınlar ve dünyadaki tûl-i emel (bitmek bilmeyen arzu) onları Allah'a itaatten alıkoysun. Yakında dünyada ve ahiretteki hüsran dolu akıbetlerini bileceklerdir.

1924. Metin

وإذا طلبوا نزول العذاب بهم تكذيبًا لك -أيها الرسول- فإنا لا نُهْلك قرية إلا ولإهلاكها أجل مقدَّر، لا نُهْلكهم حتى يبلغوه، مثل مَن سبقهم.

Seni yalanlamak maksadıyla azabın üzerlerine inmesini istediklerinde [bilsinler ki], [ey Resul,] biz hiçbir memleketi helak etmedik ki, onun helaki için belirlenmiş bir ecel bulunmasın. Kendilerinden öncekiler gibi, o süreye ulaşıncaya kadar onları helak etmeyiz.

1925. Metin

لا تتجاوز أمة أجلها فتزيد عليه، ولا تتقدم عليه، فتنقص منه.

Hiçbir ümmet kendi ecelini aşıp onu artıramaz ve onun önüne geçip onu eksiltemez.

1926. Metin

وقال المكذبون لمحمد ﷺ استهزاءً: يا أيها الذي نُزِّل عليه القرآن إنك لذاهب العقل، هلا تأتينا بالملائكة -إن كنت صادقًا-; لتشهد أن الله أرسلك.

Yalanlayanlar, Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem alay ederek şöyle dediler: "Ey kendisine Kur'an indirilen kişi! Sen muhakkak aklını yitirmiş birisin! Eğer doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın seni gönderdiğine şahitlik etmeleri için bize melekleri getirsene!"

1927. Metin

وردَّ الله عليهم: إننا لا ننزل الملائكة إلا بالعذاب الذي لا إمهال فيه لمن لم يؤمن، وما كانوا حين تنزل الملائكة بالعذاب بِمُمْهلين.

Allah da onlara şöyle cevap verdi: "Biz melekleri ancak iman etmeyen kimseye mühlet verilmeyen bir azapla indiririz. Melekler azapla indiği zaman da onlara asla mühlet verilmez."

1928. Metin

إنَّا نحن نزَّلنا القرآن على النبي محمد ﷺ، وإنَّا نتعهد بحفظه مِن أن يُزاد فيه أو يُنْقَص منه، أو يضيع منه شيء.

Şüphesiz o Kur'an'ı Peygamber Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem biz indirdik ve ona bir şey eklenmesinden, ondan bir şey eksiltilmesinden veya ondan herhangi bir şeyin kaybolmasından onu korumayı da biz üstleniyoruz.

1929. Metin

ولقد أرسلنا من قبلك -أيها الرسول- رسلا في فِرَق الأولين، فما من رسولٍ جاءهم إلا كانوا منه يسخرون. وفي هذا تسلية للرسول ﷺ. فكما فَعَل بك هؤلاء المشركون فكذلك فُعِلَ بمن قبلك من الرسل.

Andolsun ki senden önce de [ey Resul,] önceki toplulukların fırkaları arasına elçiler gönderdik. Onlara gelen her elçiyle mutlaka alay ediyorlardı. Bunda Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem için bir teselli vardır. Nitekim bu müşrikler sana nasıl davrandılarsa, senden önceki elçilere de öyle yapılmıştı.

1930. Metin

كما أدخلنا الكفر في قلوب الأمم السابقة بالاستهزاء بالرسل وتكذيبهم، كذلك نفعل ذلك في قلوب مشركي قومك الذين أجرموا بالكفر بالله وتكذيب رسوله، لا يُصَدِّقون بالذكر الذي أُنزل إليك، وقد مضت سنَّة الأولين بإهلاك الكفار، وهؤلاء مِثْلهم، سَيُهْلك المستمرون منهم على الكفر والتكذيب.

Önceki ümmetlerin kalplerine elçilerle alay etme ve onları yalanlama yoluyla küfrü nasıl soktuysak; Allah'a küfrederek ve O'nun elçisini yalanlayarak cürüm işleyen kavminin müşriklerinin kalplerine de bunu öylece sokarız. Sana indirilen bu Zikr'e (Kur'an'a) inanmazlar. Oysa kâfirlerin helak edilmesi hususunda öncekilerin sünneti (ilahi kanun) geçmiştir. Bunlar da onlar gibidir; içlerinden küfür ve yalanlama üzerinde devam edenler helak edileceklerdir.

1931. Metin

ولو فتحنا على كفار «مكة» بابًا من السماء فاستمروا صاعدين فيه حتى يشاهدوا ما في السماء من عجائب ملكوت الله، لما صدَّقوا، ولقالوا: سُحِرَتْ أبصارنا، حتى رأينا ما لم نرَ، وما نحن إلا مسحورون في عقولنا من محمد.

Şayet Mekke kâfirlerine gökten bir kapı açsaydık da Allah'ın mülkünün gökteki harikalarını müşahede edinceye kadar oradan durmaksızın yükselselerdi, yine de inanmazlar ve mutlaka: "Gözlerimiz büyülendi de görmediğimiz şeyleri gördük; doğrusu biz Muhammed tarafından akılları büyülenmiş kimseleriz!" derlerdi.

1932. Metin

ومن أدلة قدرتنا: أنا جعلنا في السماء الدنيا منازل للكواكب تنزل فيها، ويستدل بذلك على الطرقات والأوقات والخِصْب والجَدْب، وزَيَّنَّا هذه السماء بالنجوم لمن ينظرون إليها، ويتأملون فيعتبرون.

Kudretimizin delillerindendir ki: Biz dünya semasında gezegenlerin konaklayacağı burçlar (menziller) var ettik. Onlarla yollar, vakitler, bolluk ve kuraklık bilinir. Bakanlar ve tefekkür edip ibret alanlar için bu semayı yıldızlarla süsledik.

1933. Metin

وحفظنا السماء من كل شيطان مرجوم مطرود من رحمة الله; كي لا يصل إليها.

Oraya ulaşamasın diye semayı, Allah'ın rahmetinden kovulmuş ve taşlanmış her şeytandan koruduk.

1934. Metin

إلا من اختلس السمع مِن كلام أهل الملأ الأعلى في بعض الأوقات، فأدركه ولحقه كوكب مضيء يحرقه. وقد يُلْقي الشيطان إلى وليه بعض ما استرقَه قبل أن يحرقه الشهاب.

Ancak bazı vakitlerde Mele-i A‘lâ (yüce melekler topluluğu) ehlinin sözlerinden kulak hırsızlığı yapan müstesna. Onu da hemen yakıcı, parlak bir yıldız (şihab) kovalar ve ona yetişir. Şeytan, şihab kendisini yakmadan önce gizlice dinlediği şeylerin bir kısmını dostuna ulaştırabilir.

1935. Metin

والأرض مددناها متسعة، وألقينا فيها جبالا تثبتها، وأنبتنا فيها من كل أنواع النبات ما هو مقدَّر معلوم مما يحتاج إليه العباد.

Yeri de genişçe yayıp uzattık, onda yeri sabit kılan dağlar yerleştirdik ve onda kulların ihtiyaç duyduğu her türlü bitkiden belirlenmiş ve ölçülü miktarda bitirdik.

1936. Metin

وجعلنا لكم فيها ما به تعيشون من الحَرْث، ومن الماشية، ومن أنواع المكاسب وغيرها، وخلقنا لكم من الذرية والخدم والدوابِّ ما تنتفعون به، وليس رزقهم عليكم، وإنما هو على الله رب العالمين تفضلا منه وتكرمًا.

Orada sizin için ekinden, hayvanlardan, çeşitli kazanç yollarından ve diğer şeylerden geçiminizi sağlayacak vesileler kıldık. Sizin için kendilerinden faydalandığınız zürriyet, hizmetçiler ve binek hayvanları yarattık. Onların rızkı sizin üzerinize değildir; bilakis bir lütuf ve ikram olarak âlemlerin Rabbi olan Allah'ın üzerinedir.

1937. Metin

وما من شيء من منافع العباد إلا عندنا خزائنه من جميع الصنوف، وما ننزله إلا بمقدار محدد كما نشاء وكما نريد، فالخزائن بيد الله يعطي من يشاء ويمنع من يشاء، بحسب رحمته الواسعة، وحكمته البالغة.

Kulların faydasına olan her şeyin bütün çeşitlerinin hazineleri ancak bizim katımızdadır. Biz onu ancak dilediğimiz ve murat ettiğimiz belirli bir ölçüyle indiririz. Hazineler Allah'ın elindedir; geniş rahmetine ve üstün hikmetine göre dilediğine verir, dilediğine engel olur.

1938. Metin

وأرسلنا الرياح وسخرناها تُلَقِّح السحاب، فيدر بالماء ويمطر، وتلقح الشجر فيتفتح عن أوراقه وأكمامه، وتحمل المطر والخير والنفع، فأنزلنا من السحاب ماء أعددناه لشرابكم وأرضكم ومواشيكم، وما أنتم بقادرين على خزنه وادِّخاره، ولكن نحفظه لكم رحمة بكم، وإحسانًا إليكم.

Biz rüzgârları bulutları aşılayıcı olarak gönderip boyun eğdirdik; böylece bulutlar bol su verir ve yağmur yağdırır, ağaçları aşılar da yaprakları ve tomurcukları açılır, yağmuru, hayrı ve faydayı taşır. Buluttan sizin içmeniz, araziniz ve hayvanlarınız için hazırladığımız bir su indirdik. Siz onu depo edip saklayabilecek güçte değilsiniz; fakat size bir merhamet ve ihsan olarak onu sizin için biz koruruz.

1939. Metin

وإنَّا لنحن نحيي مَن كان ميتًا بخلقه من العدم، ونميت من كان حيًا بعد انقضاء أجله، ونحن الوارثون الأرض ومَن عليها.

Şüphesiz ölü olanı yoktan var ederek dirilten biziz; eceli bittikten sonra diri olanı öldüren de biziz. Yeryüzüne ve onun üzerindekilere vâris olanlar da biziz.

1940. Metin

ولقد علمنا مَن هلك منكم مِن لدن آدم، ومَن هو حيٌّ، ومَن سيأتي إلى يوم القيامة.

Andolsun ki Âdem'den bu yana sizden helak olanları da, şu an hayatta olanları da ve kıyamet gününe kadar gelecek olanları da kesinlikle bilmekteyiz.

1941. Metin

وإن ربك هو يحشرهم للحساب والجزاء، إنه حكيم في تدبيره، عليم لا يخفى عليه شيء.

Şüphesiz Rabbin, hesap ve ceza için onları bir araya toplayacaktır. O, tedbirinde hikmet sahibidir; O her şeyi hakkıyla bilendir, hiçbir şey O'na gizli kalmaz.

1942. Metin

ولقد خلقنا آدم مِن طين يابس إذا نُقِر عليه سُمع له صوت، وهذا الطين اليابس من طين أسود متغيِّر لونه وريحه; مِن طول مكثه.

Andolsun ki biz Âdem'i, vurulduğunda ses çıkaran kuru bir çamurdan yarattık. Bu kuru çamur da, uzun süre beklemesinden dolayı rengi ve kokusu değişmiş siyah bir balçıktandır.

1943. Metin

وخلقنا أبا الجن، وهو إبليس مِن قَبْل خلق آدم من نار شديدة الحرارة لا دخان لها.

Cinlerin atası olan İblis'i ise Âdem'in yaratılışından önce, dumansız ve pek şiddetli sıcaktaki bir ateşten yarattık.

1944. Metin

واذكر -أيها الرسول- حين قال ربك للملائكة: إني خالق إنسانًا من طين يابس، وهذا الطين اليابس من طين أسود متغيِّر اللون.

[Ey Resul!] Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben kuru bir çamurdan bir insan yaratacağım. Bu kuru çamur da rengi değişmiş siyah bir balçıktandır."

1945. Metin

فإذا سوَّيته وأكملت صورته ونفخت فيه الروح، فخُرُّوا له ساجدين سجود تحية وتكريم، لا سجود عبادة.

"Onu düzenleyip suretini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, ibadet secdesi olarak değil, bir selamlama ve hürmet secdesi olarak hemen ona secdeye kapanın."

1946. Metin

فسجد الملائكة كلهم أجمعون كما أمرهم ربهم لم يمتنع منهم أحد، لكن إبليس امتنع أن يسجد لآدم مع الملائكة الساجدين.

Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan, Rablerinin kendilerine emrettiği gibi secde ettiler; onlardan hiçbiri kaçınmadı. Ancak İblis, secde eden meleklerle beraber Âdem'e secde etmekten kaçındı.

1947. Metin

قال الله لإبليس: ما لك ألا تسجد مع الملائكة؟

Allah İblis'e: "Meleklerle beraber secde etmeyişinin sebebi nedir?" dedi.

1948. Metin

قال إبليس مظهرًا كبره وحسده: لا يليق بي أن أسجد لإنسان أَوجدْتَهُ من طين يابس كان طينًا أسود متغيرًا.

İblis kibrini ve hasedini açığa vurarak: "Değişmiş siyah bir balçıktan olan kuru bir çamurdan yarattığın bir insana secde etmem bana yakışmaz!" dedi.

1949. Metin

قال الله تعالى له: فاخرج من الجنة، فإنك مطرود من كل خير، وإن عليك اللعنة والبعد من رحمتي إلى يوم يُبْعَث الناس للحساب والجزاء.

Allah Teâlâ ona şöyle buyurdu: "Öyleyse oradan (cennetten) çık! Çünkü sen her türlü hayırdan kovulmuş birisin. İnsanların hesap ve ceza için diriltilecekleri güne kadar lanet ve rahmetimden uzaklaştırılma senin üzerinedir."

1950. Metin

قال إبليس: رب أخِّرني في الدنيا إلى اليوم الذي تَبْعَث فيه عبادك، وهو يوم القيامة.

İblis: "Rabbim! Kullarını dirilteceğin güne, yani kıyamet gününe kadar bana dünyada mühlet ver," dedi.

1951. Metin

قال الله له: فإنك ممن أخَّرْتُ هلاكهم إلى اليوم الذي يموت فيه كل الخلق بعد النفخة الأولى، لا إلى يوم البعث، وإنما أُجيبَ إلى ذلك استدراجًا له وإمهالا وفتنة للثقلين.

Allah ona şöyle buyurdu: "Şüphesiz sen, diriliş gününe kadar değil, ilk sur üflenişinden sonra bütün yaratılmışların öleceği o güne kadar helaklerini ertelediğim kimselerdensin." Ona bu cevabın verilmesi, onu adım adım helake sürüklemek (istidraç), mühlet tanımak ve insanlarla cinleri imtihan etmek içindir.

1952. Metin

قال إبليس: ربِّ بسبب ما أغويتني وأضللتني لأحسِّنَنَّ لذرية آدم معاصيك في الأرض، ولأضلنهم أجمعين عن طريق الهدى، إلا عبادك الذين هديتهم فأخلصوا لك العبادة وحدك دون سائر خلقك.

İblis dedi ki: "Rabbim! Beni azdırıp saptırmana karşılık, yeryüzünde Âdem'in zürriyetine sana isyan etmeyi mutlaka süslü göstereceğim ve hidayet ettiğin, diğer yaratılmışların arasından ibadeti yalnızca sana has kılan ihlaslı kulların müstesna, onların hepsini dosdoğru yoldan saptıracağım."

1953. Metin

قال الله: هذا طريق مستقيم معتدل موصل إليَّ وإلى دار كرامتي. إن عبادي الذين أخلصوا لي لا أجعل لك سلطانًا على قلوبهم تضلُّهم به عن الصراط المستقيم، لكن سلطانك على مَنِ اتبعك مِنَ الضالين المشركين الذين رضوا بولايتك وطاعتك بدلا من طاعتي.

Allah şöyle buyurdu: "Bu, bana ve ikram yurduma ulaştıran dosdoğru, dengeli bir yoldur. Bana ihlasla bağlanan kullarım üzerinde, onları dosdoğru yoldan saptıracak bir hâkimiyetin olamaz. Senin hâkimiyetin ancak, sana uyan, bana itaat etmek yerine senin velayetine ve itaatine razı olan sapkın müşrikler üzerindedir."

1954. Metin

وإن النار الشديدة لَموعدُ إبليس وأتباعه أجمعين، لها سبعة أبواب كل باب أسفل من الآخر، لكل بابٍ مِن أتباع إبليس قسم ونصيب بحسب أعمالهم.

Şüphesiz o şiddetli cehennem ateşi, İblis ve ona uyanların hepsinin toplanma yeridir. Onun her biri diğerinin altında olan yedi kapısı vardır. İblis'in takipçilerinden her bir kapı için amellerine göre ayrılmış bir grup ve pay bulunmaktadır.

1955. Metin

إن الذين اتقوا الله بامتثال ما أمر واجتناب ما نهى في بساتين وأنهار جارية يقال لهم: ادخلوا هذه الجنات سالمين من كل سوء آمنين من كل عذاب. ونزعنا ما في قلوبهم من حقد وعداوة، يعيشون في الجنة إخوانًا متحابين، يجلسون على أسرَّة عظيمة، تتقابل وجوههم تواصلا وتحاببًا، لا يصيبهم فيها تعب ولا إعياء، وهم باقون فيها أبدًا.

Emredilenleri yerine getirip yasaklananlardan sakınarak Allah'tan korkanlar ise bahçelerde ve akan ırmaklardadırlar. Onlara: "Bu cennetlere her türlü kötülükten esenlik içinde, her türlü azaptan güvende olarak girin!" denilir. Onların kalplerindeki kin ve düşmanlığı söküp attık; cennette birbirini seven kardeşler olarak yaşarlar, karşılıklı bağ kurup kaynaşmak üzere yüzleri birbirine dönük halde yüce tahtlar üzerinde otururlar. Orada kendilerine ne bir yorgunluk ne de bir bitkinlik dokunur ve onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.

1956. Metin

أخبر -أيها الرسول- عبادي أني أنا الغفور للمؤمنين التائبين، الرحيم بهم، وأن عذابي هو العذاب المؤلم الموجع لغير التائبين.

[Ey Resul!] Kulllarıma haber ver ki; tövbe eden müminleri çok bağışlayan ve onlara merhamet eden şüphesiz benim. Tövbe etmeyenler için elem verici, can yakıcı azap da yine benim azabımdır.

1957. Metin

وأخبرهم -أيها الرسول- عن ضيوف إبراهيم من الملائكة الذين بشَّروه بالولد، وبهلاك قوم لوط.

[Ey Resul!] Onlara İbrahim'in meleklerden olan misafirlerini; ona bir oğul müjdeleyen ve Lût kavminin helakini haber veren o elçileri anlat.

1958. Metin

حين دخلوا عليه فقالوا: سلامًا; فرد ﵈، ثم قدَّم لهم الطعام فلم يأكلوا، قال: إنا منكم فزعون.

Hani İbrahim'in yanına girip: "Selam!" demişlerdi; o da aleyhisselâm selamı almış, ardından onlara yemek sunmuş fakat yememişlerdi. Bunun üzerine: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz," demişti.

1959. Metin

قالت الملائكة له: لا تفزع إنَّا جئنا نبشرك بولد كثير العلم بالدين، هو إسحاق.

Melekler ona: "Korkma! Biz sana dini çok iyi bilecek bir oğul -ki o İshak'tır- müjdelemeye geldik," dediler.

1960. Metin

قال إبراهيم متعجبًا: أبشَّرتموني بالولد، وأنا كبير وزوجتي كذلك، فبأي أعجوبة تبشِّرونني؟

İbrahim hayret ederek: "Ben yaşlanmışken ve eşim de aynı şekilde yaşlı iken bana çocuk mu müjdeliyorsunuz? Beni ne gibi bir şaşırtıcı işle müjdeliyorsunuz?" dedi.

1961. Metin

قالوا: بشَّرناك بالحق الذي أعلمَنا به الله، فلا تكن من اليائسين أن يولد لك.

Dediler ki: "Biz seni Allah'ın bize bildirdiği hak ile müjdeledik; sakın bir çocuğunun olmasından ümit kesenlerden olma!"

1962. Metin

قال: لا ييئس من رحمة ربه إلا الخاطئون المنصرفون عن طريق الحق. قال: فما الأمر الخطير الذي جئتم من أجله -أيها المرسلون- من عند الله؟

İbrahim: "Rabbinin rahmetinden ancak hak yoldan sapan günahkârlar ümit keser," dedi. [Sonra] dedi ki: "Ey elçiler! Allah katından uğruna geldiğiniz o mühim iş nedir?"

1963. Metin

قالوا: إن الله أرسلنا لإهلاك قوم لوط المشركين الضالين إلا لوطًا وأهله المؤمنين به، فلن نهلكهم وسننجيهم أجمعين، لكن زوجته الكافرة قضينا بأمر الله بإهلاكها مع الباقين في العذاب.

Dediler ki: "Allah bizi, Lût kavminin müşrik ve sapkın halkını helak etmek için gönderdi. Ancak Lût ve ona iman eden ailesi müstesnadır; onları helak etmeyeceğiz ve hepsini kurtaracağız. Fakat onun kâfir karısını, Allah'ın emriyle azap içinde geride kalanlarla birlikte helak etmeye hükmettik."

1964. Metin

فلما وصل الملائكة المرسلون إلى لوط، قال لهم: إنكم قوم غير معروفين لي.

Gönderilen melekler Lût'a ulaştıklarında onlara: "Doğrusu siz bana tanınmayan, yabancı kimselersiniz," dedi.

1965. Metin

قالوا: لا تَخَفْ، فإنَّا جئنا بالعذاب الذي كان يشك فيه قومك ولا يُصَدِّقون، وجئناك بالحق من عند الله، وإنا لصادقون، فاخرج مِن بينهم ومعك أهلك المؤمنون، بعد مرور جزء من الليل، وسر أنت وراءهم; لئلا يتخلف منهم أحد فيناله العذاب، واحذروا أن يلتفت منكم أحد وراءه؛ لئلا يرى العذاب فيصيبه كذلك، وأسرعوا إلى حيث أمركم الله; لتكونوا في مكان أمين.

Dediler ki: "Korkma! Şüphesiz biz, kavminin hakkında şüphe ettiği ve inanmadığı o azap ile geldik. Sana Allah katından hak ile geldik ve biz kesinlikle doğru söyleyenleriz. Gecenin bir bölümü geçtikten sonra mümin ailenle birlikte onların arasından çık. Onlardan hiçbiri geride kalıp da azaba uğramasın diye sen arkalarından yürü. Hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın; azabı görüp de kendisi de ona maruz kalmasın. Güvenli bir yerde olmanız için Allah'ın size emrettiği yere doğru acele edin!"

1966. Metin

وأوحينا إلى لوط أن قومك مستأصَلون بالهلاك عن آخرهم عند طلوع الصبح.

Lût'a, kavminin sabah vaktinde kökleri kazınarak toptan helak edileceğini vahyettik.

1967. Metin

وجاء أهل مدينة لوط إلى لوط حين علموا بمن عنده من الضيوف، وهم فرحون يستبشرون بضيوفه; ليأخذوهم ويفعلوا بهم الفاحشة.

Lût'un şehrinin halkı, onun yanındaki misafirleri öğrendiklerinde; onları alıp kendilerine o çirkin fiili (fahşayı) yapmak amacıyla sevinç içinde müjdeleşerek Lût'a geldiler.

1968. Metin

قال لهم لوط: إن هؤلاء ضيفي وهم في حمايتي فلا تفضحوني، وخافوا عقاب الله، ولا تتعرضوا لهم، فتوقعوني في الذل والهوان بإيذائكم لضيوفي.

Lût onlara: "Bunlar benim misafirlerimdir ve himayem altındadırlar; beni rezil etmeyin! Allah'ın azabından korkun, onlara sataşmayın ki misafirlerime eziyet ederek beni zillet ve perişanlığa düşürmeyesiniz," dedi.

1969. Metin

قال قومه: أو لم نَنْهَكَ أن تضيِّف أحدا من العالمين (وكانوا يقطعون السبيل على المسافرين) ; لأنَّا نريد فعل الفاحشة بهم؟

Kavmi şöyle dedi: "Biz kendilerine o çirkin fiili yapmak istediğimiz için, insanlardan hiç kimseyi misafir etmeni sana yasaklamamış mıydık? (Nitekim onlar yolcuların yolunu kesiyorlardı)."

1970. Metin

قال لوط لهم: هؤلاء نساؤكم بناتي فتزوَّجوهن إن كنتم تريدون قضاء وطركم، وسماهن بناته؛ لأن نبي الأمة بمنزلة الأب لهم، ولا تفعلوا ما حرَّم الله عليكم من إتيان الرجال.

Lût onlara: "Eğer arzunuzu gidermek istiyorsanız, işte [kavminizin] kadınları olan kızlarım, onlarla evlenin!" dedi. Onlara "kızlarım" dedi; çünkü ümmetin peygamberi onlar için baba konumundadır. [Lût devamla:] "Allah'ın size haram kıldığı erkeklere yaklaşma işini yapmayın!" [dedi].

1971. Metin

يقسم الخالق بمن يشاء وبما يشاء، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، وقد أقسم الله تعالى بحياة محمد ﷺ تشريفًا له. إن قوم لوط في غفلة شديدة يترددون ويتمادون، حتى حلَّتْ بهم صاعقة العذاب وقت شروق الشمس.

Yaratıcı dilediği kimse üzerine ve dilediği şeyle yemin eder; yaratılana ise Allah'tan başkası adına yemin etmek caiz değildir. Nitekim Yüce Allah, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in şanını yüceltmek için onun hayatı üzerine yemin etmiştir. Doğrusu Lût kavmi, güneşin doğuşu vaktinde azap çığlığı kendilerini yakalayıncaya kadar koyu bir gaflet içinde bocalayıp durmakta ve haddi aşmaktaydılar.

1972. Metin

فقلبنا قُراهم فجعلنا عاليها سافلها، وأمطرنا عليهم حجارة من طين متصلب متين.

Bunun üzerine onların şehirlerini altüst edip üstünü altına getirdik ve üzerlerine taşlaşmış, sert balçıktan taşlar yağdırdık.

1973. Metin

إن فيما أصابهم لَعظاتٍ للناظرين المعتبرين، وإن قراهم لفي طريق ثابت يراها المسافرون المارُّون بها. إن في إهلاكنا لهم لَدلالةً بيِّنةً للمصدقين العاملين بشرع الله.

Şüphesiz onların başına gelenlerde, [olaylara] ibretle bakanlar için kesin öğütler vardır. Şüphesiz onların şehirleri, oradan gelip geçen yolcuların gördüğü işlek bir yol üzerindedir. Muhakkak ki onları helak etmemizde, Allah'ın şeriatını tasdik edip onunla amel edenler için apaçık bir delil vardır.

1974. Metin

وقد كان أصحاب المدينة الملتفة الشجر -وهم قوم شعيب- ظالمين لأنفسهم لكفرهم بالله ورسولهم الكريم، فانتقمنا منهم بالرجفة وعذاب يوم الظلة، وإن مساكن قوم لوط وشعيب لفي طريق واضح يمرُّ بهما الناس في سفرهم فيعتبرون.

Ağaçları birbirine sarmaş dolaş olan şehrin halkı -ki onlar Şuayb'ın kavmidir- Allah'ı ve O'nun şerefli elçisini inkâr etmeleri sebebiyle kendilerine zulmetmişlerdi. Biz de şiddetli sarsıntı ve gölge gününün azabı ile onlardan intikam aldık. Şüphesiz Lût ve Şuayb kavminin yurtları, insanların yolculuklarında uğrayıp ibret aldıkları apaçık bir yol üzerindedir.

1975. Metin

ولقد كذَّب سكان «وادي الحِجْر» صالحًا ﵇، وهم ثمود فكانوا بذلك مكذبين لكل المرسلين; لأن من كذَّب نبيًا فقد كذَّب الأنبياء كلهم; لأنهم على دين واحد.

Andolsun ki "Hicr Vadisi" sakinleri olan Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselâm'ı yalanladılar. Böylece bütün peygamberleri yalanlamış oldular; çünkü bir peygamberi yalanlayan kimse, dinleri bir olduğu için bütün peygamberleri yalanlamış olur.

1976. Metin

وآتينا قوم صالح آياتنا الدالة على صحة ما جاءهم به صالح من الحق، ومن جملتها الناقة، فلم يعتبروا بها، وكانوا عنها مبتعدين معرضين.

Sâlih'in kavmine, onun getirdiği hakkın doğruluğuna delalet eden ayetlerimizi verdik; dişi deve de bunlardan biriydi. Fakat ondan ibret almadılar ve ondan yüz çevirerek uzak durdular.

1977. Metin

وكانوا ينحتون الجبال، فيتخذون منها بيوتًا، وهم آمنون من أن تسقط عليهم أو تخرب.

Onlar üzerlerine yıkılmasından veya harap olmasından güvende olarak dağları yontup evler yapıyorlardı.

1978. Metin

فأخذتهم صاعقة العذاب وقت الصباح مبكرين، فما دفع عنهم عذابَ الله الأموالُ والحصونُ في الجبال، ولا ما أُعطوه من قوة وجاه.

Sabahın erken vaktinde o azap çığlığı kendilerini yakalayıverdi. Ne malları, ne dağlardaki kaleleri, ne de kendilerine verilen güç ve itibar Allah'ın azabını onlardan savabildi.

1979. Metin

وما خلَقْنا السموات والأرض وما بينهما إلا بالحق دالتين على كمال خالقهما واقتداره، وأنه الذي لا تنبغي العبادة إلا له وحده لا شريك له. وإن الساعة التي تقوم فيها القيامة لآتية لا محالة; لتوفَّى كل نفس بما عملت، فاعف -أيها الرسول- عن المشركين، واصفح عنهم وتجاوز عما يفعلونه.

Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak yaratıcılarının kemâline ve kudretine, O'nun hiçbir ortağı bulunmayan ve yalnızca kendisine ibadet edilmesi gereken tek varlık olduğuna delalet eden bir hak ile yarattık. Kıyametin kopacağı o saat ise, herkese yaptığının karşılığı tastamam ödensin diye mutlaka gelecektir. O hâlde [ey Elçi], müşrikleri bağışla, onlara müsamaha göster ve yaptıklarına aldırma!

1980. Metin

إنَّ ربك هو الخلاَّق لكل شيء، العليم به، فلا يعجزه شيء في الأرض ولا في السماء، ولا يخفى عليه.

Şüphesiz senin Rabbin, her şeyi hakkıyla yaratan ve her şeyi hakkıyla bilendir. Yerde ve gökte hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz ve hiçbir şey O'na gizli kalmaz.

1981. Metin

ولقد آتيناك -أيها النبي- فاتحة القرآن، وهي سبع آيات تكرر في كل صلاة، وآتيناك القرآن العظيم.

Andolsun ki [ey Peygamber], sana her namazda tekrarlanan yedi ayeti (Fâtiha'yı) ve yüce Kur'an'ı verdik.

1982. Metin

لا تنظر بعينيك وتتمنَّ ما مَتَّعْنا به أصنافًا من الكفار مِن مُتَع الدنيا، ولا تحزن على كفرهم، وتواضَعْ للمؤمنين بالله ورسوله. وقل: إني أنا المنذر الموضِّح لما يهتدي به الناس إلى الإيمان بالله رب العالمين، ومنذركم أن يصيبكم العذاب، كما أنزله الله على الذين قسَّموا القرآن، فآمنوا ببعضه، وكفروا ببعضه الآخر من اليهود والنصارى وكفار قريش.

Kâfirlerden çeşitli zümrelere verdiğimiz dünya nimetlerine gözünü dikip heves etme, onların inkârına üzülme ve Allah'a ve Resûlü'ne inanan müminlere karşı alçakgönüllü ol. Ve de ki: "Şüphesiz ben, insanların âlemlerin Rabbi olan Allah'a iman etmelerini sağlayacak hususları açıklayan bir uyarıcıyım." Tıpkı Kur'an'ı kısımlara ayırıp bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr eden Yahudiler, Hristiyanlar ve Kureyş kâfirlerinin üzerine indirdiği gibi, Allah'ın sizin üzerinize de bir azap indirmesinden sizi sakındırıyorum.

1983. Metin

وهم الذين جعلوا القرآن أقسامًا وأجزاء، فمنهم من يقول: سحر، ومنهم من يقول كَهَانة، ومنهم من يقول غير ذلك، يصرِّفونه بحسب أهوائهم; ليصدوا الناس عن الهدى.

Onlar Kur'an'ı kısımlara ve parçalara ayıran kimselerdir. Onlardan kimi "Bu sihirdir" der, kimi "Kâhinliktir" der, kimi de başka şeyler söyler. İnsanları doğru yoldan alıkoymak için onu kendi hevalarına göre eğip bükerler.

1984. Metin

فوربك لنحاسبنَّهم يوم القيامة ولنجزينهم أجمعين، عن تقسيمهم للقرآن بافتراءاتهم، وتحريفه وتبديله، وغير ذلك مما كانوا يعملونه من عبادة الأوثان، ومن المعاصي والآثام. وفي هذا ترهيب وزجر لهم من الإقامة على هذه الأفعال القبيحة.

Rabbine andolsun ki, Kur'an'ı iftiralarla kısımlara ayırmalarından, onu tahrif edip değiştirmelerinden, putlara tapmak, günah ve isyan işlemek gibi yapageldikleri diğer amellerinden dolayı kıyamet gününde onların hepsini mutlaka hesaba çekeceğiz ve cezalarını tastamam vereceğiz. Bunda onlar için, bu çirkin fiillerde ısrar etmelerine karşı bir korkutma ve caydırma vardır.

1985. Metin

فاجهر بدعوة الحق التي أمرك الله بها، ولا تبال بالمشركين، فقد برَّأك الله ممَّا يقولون.

Allah'ın sana emrettiği hak davayı açıkça ilan et ve müşriklere aldırma! Muhakkak ki Allah seni onların söylediklerinden beri kılmıştır.

1986. Metin

إنَّا كَفَيْناك المستهزئين الساخرين من زعماء قريش، الذين اتخذوا شريكًا مع الله من الأوثان وغيرها، فسوف يعلمون عاقبة عملهم في الدنيا والآخرة.

Kureyş'in ileri gelenlerinden olup Allah ile birlikte putları ve diğer şeyleri ortak edinen o alaycı kimselere karşı şüphesiz biz sana yeteriz. Onlar yaptıklarının sonucunu dünyada ve ahirette yakında bileceklerdir.

1987. Metin

ولقد نعلم بانقباض صدرك -أيها الرسول-; بسبب ما يقوله المشركون فيك وفي دعوتك.

Andolsun ki [ey Elçi], müşriklerin senin ve davan hakkında söyledikleri şeyler yüzünden göğsünün daraldığını biliyoruz.

1988. Metin

فافزع إلى ربك عند ضيق صدرك، وسَبِّح بحمده شاكرًا له مثنيا عليه، وكن من المصلِّين لله العابدين له، فإن ذلك يكفيك ما أهمَّك.

Göğsün daraldığında Rabbine sığın; O'na şükrederek ve O'nu överek hamd ile tesbih et. Allah'a namaz kılanlardan ve O'na ibadet edenlerden ol; zira bu, seni üzen şeylere karşı sana yetecektir.

1989. Metin

واستمِرَّ في عبادة ربك مدة حياتك حتى يأتيك اليقين، وهو الموت.

Sana ölüm olan kesin gerçek (yakîn) gelinceye kadar hayatın boyunca Rabbine ibadet etmeye devam et.

1990. Metin

وامتثل رسول الله ﷺ أمر ربه، فلم يزل دائبًا في عبادة الله، حتى أتاه اليقين من ربه.

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Rabbinin emrine boyun eğdi ve Rabbinden kesin olan o gerçek (ölüm) kendisine gelinceye kadar sürekli olarak Allah'a ibadet etmeye devam etti.