Kehf

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

2223. Metin

الثناء على الله بصفاته التي كلُّها أوصاف كمال، وبنعمه الظاهرة والباطنة، الدينية والدنيوية، الذي تفضَّل فأنزل على عبده ورسوله محمد ﷺ القرآن، ولم يجعل فيه شيئًا من الميل عن الحق.

Tamamı kemal sıfatları olan sıfatlarıyla, dinî ve dünyevî, açık ve gizli nimetleriyle Allah'a hamdolsun; O ki lütufta bulunup kulu ve elçisi Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem Kur'an'ı indirmiş ve onda haktan hiçbir sapmaya yer vermemiştir.

2224. Metin

جعله الله كتابًا مستقيمًا، لا اختلاف فيه ولا تناقض؛ لينذر الكافرين من عذاب شديد من عنده، ويبشر المصدقين بالله ورسوله الذين يعملون الأعمال الصالحات، بأن لهم ثوابًا جزيلا هو الجنة، يقيمون في هذا النعيم لا يفارقونه أبدًا.

Allah onu, kendi katından gelecek şiddetli bir azapla kâfirleri uyarmak; Allah'a ve elçisine inanıp salih ameller işleyen müminlere de içinde ebediyen kalacakları ve kendisinden asla ayrılmayacakları büyük bir mükâfatın, [yani] cennetin olduğunu müjdelemek için, içinde hiçbir çelişki ve tutarsızlık bulunmayan dosdoğru bir kitap kılmıştır.

2225. Metin

وينذر به المشركين الذين قالوا: اتخذ الله ولدا.

Ve onunla "Allah çocuk edindi" diyen müşrikleri uyarsın.

2226. Metin

ليس عند هؤلاء المشركين شيء من العلم على ما يَدَّعونه لله من اتخاذ الولد، كما لم يكن عند أسلافهم الذين قلَّدوهم، عَظُمت هذه المقالة الشنيعة التي تخرج من أفواههم، ما يقولون إلا قولا كاذبًا.

Bu müşriklerin, Allah'ın çocuk edindiğine dair iddiaları hakkında hiçbir bilgileri yoktur; onları taklit eden atalarının da yoktu. Ağızlarından çıkan bu çirkin söz ne kadar da büyüktür! Onlar ancak yalan bir söz söylüyorlar.

2227. Metin

فلعلك -أيها الرسول- مُهْلِك نفسك غمًّا وحزنًا على أثر تولِّي قومك وإعراضهم عنك، إن لم يصدِّقوا بهذا القرآن ويعملوا به.

[Ey Elçi!] Bu Kur'an'a inanmaz ve onunla amel etmezlerse, kavminin yüz çevirip senden uzaklaşmasının ardından üzüntü ve kederden neredeyse kendini helak edeceksin!

2228. Metin

إنَّا جعلنا ما على وجه الأرض من المخلوقات جَمالا لها، ومنفعة لأهلها؛ لنختبرهم: أيُّهم أحسن عملا بطاعتنا، وأيهم أسوأ عملا بالمعاصي، ونجزي كلا بما يستحق.

Biz yeryüzündeki varlıkları onun için bir süs ve oranın sakinleri için bir fayda kıldık ki onları imtihan edelim: Hangisi bize itaat ederek daha güzel amel işleyecek, hangisi de günahlarla daha kötü amel işleyecek? Ve herkesi hak ettiği şekilde [cezalandırıp/mükâfatlandıralım].

2229. Metin

وإنَّا لجاعلون ما على الأرض من تلك الزينة عند انقضاء الدنيا ترابًا، لا نبات فيه.

Dünya sona erdiğinde, yeryüzündeki bu süsleri üzerinde hiçbir bitki bulunmayan kupkuru bir toprağa çevireceğiz.

2230. Metin

لا تظن -أيها الرسول- أن قصة أصحاب الكهف واللوح الذي كُتِبت فيه أسماؤهم من آياتنا عجيبة وغريبة؛ فإن خلق السموات والأرض وما فيهما أعجب من ذلك.

[Ey Elçi!] Ashâb-ı Kehf ve isimlerinin yazıldığı levhanın kıssasını ayetlerimizden şaşılacak ve garip bir şey sanma; zira göklerin, yerin ve ikisinde bulunanların yaratılışı bundan daha şaşırtıcıdır.

2231. Metin

اذكر -أيها الرسول- حين لجأ الشبَّان المؤمنون إلى الكهف؛ خشية من فتنة قومهم لهم، وإرغامهم على عبادة الأصنام، فقالوا: ربنا أعطنا مِن عندك رحمة، تثبتنا بها، وتحفظنا من الشر، ويسِّر لنا الطريق الصواب الذي يوصلنا إلى العمل الذي تحب، فنكون راشدين غير ضالين.

[Ey Elçi!] O mümin gençlerin, kavimlerinin kendilerine fitne çıkarmasından ve putlara tapmaya zorlamasından korkarak mağaraya sığındıkları vakti hatırla. Onlar şöyle demişlerdi: "Rabbimiz! Katından bize bir rahmet ver; onunla bizi sebatkâr kıl, kötülükten koru ve bizi sevdiğin amele ulaştıracak doğru yolu kolaylaştır ki sapkınlardan değil, doğru yolda olanlardan olalım."

2232. Metin

فألقينا عليهم النوم العميق، فبقوا في الكهف سنين كثيرة.

Bunun üzerine onların üzerlerine derin bir uyku verdik de mağarada nice yıllar kaldılar.

2233. Metin

ثم أيقظناهم مِن نومهم؛ لنُظهر للناس ما علمناه في الأزل؛ فتتميَّز أي الطائفتين المتنازعتين في مدة لبثهم أضبط في الإحصاء، وهل لبثوا يومًا أو بعض يوم، أو مدة طويلة؟

Sonra ezelde bildiğimiz şeyi insanlara göstermek için onları uykularından uyandırdık; böylece [mağarada] kaldıkları süre hakkında tartışan iki gruptan hangisinin hesabı daha doğru tespit ettiği ve bir gün mü, günün bir kısmı mı, yoksa uzun bir süre mi kaldıkları ortaya çıksın.

2234. Metin

نحن نقصُّ عليك -أيها الرسول- خبرهم بالصدق. إن أصحاب الكهف شُبَّان صدَّقوا ربهم وامتثلوا أمره، وزِدْناهم هدى وثباتًا على الحق.

[Ey Elçi!] Biz onların haberini sana hak ve doğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz Ashâb-ı Kehf, Rablerine inanmış ve O'nun emrine boyun eğmiş gençlerdi; biz de onların hidayetini ve hak üzerindeki sebatını artırdık.

2235. Metin

وقوَّينا قلوبهم بالإيمان، وشددنا عزيمتهم به، حين قاموا بين يدي الملك الكافر، وهو يلومهم على تَرْكِ عبادة الأصنام فقالوا له: ربنا الذي نعبده هو رب السموات والأرض، لن نعبد غيره من الآلهة، لو قلنا غير هذا لكُنَّا قد قلنا قولا جائرًا بعيدًا عن الحق.

Kâfir hükümdarın huzuruna çıktıklarında ve hükümdar onları putlara tapmayı terk ettikleri için kınadığında, kalplerini imanla güçlendirdik ve azimlerini pekiştirdik. Hükümdara şöyle dediler: "Bizim taptığımız Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O'ndan başka hiçbir ilaha asla tapmayız; şayet bundan başkasını söyleyecek olursak, haktan uzak, bâtıl ve haddi aşan bir söz söylemiş oluruz."

2236. Metin

ثم قال بعضهم لبعض: هؤلاء قومنا اتخذوا لهم آلهة غير الله، فهلا أتَوْا على عبادتهم لها بدليل واضح، فلا أحد أشد ظلمًا ممن اختلق على الله الكذب بنسبة الشريك إليه في عبادته.

Sonra birbirlerine şöyle dediler: "Şu kavmimiz Allah'tan başka ilahlar edindi. Onlara tapınmaları konusunda açık bir delil getirselerdi ya! İbadette O'na ortak koşarak Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?"

2237. Metin

وحين فارقتم قومكم بدينكم، وتركتم ما يعبدون من الآلهة إلا عبادة الله، فالجؤوا إلى الكهف في الجبل لعبادة ربكم وحده، يَبْسطْ لكم ربكم من رحمته ما يستركم به في الدارين، ويسهل لكم من أمركم ما تنتفعون به في حياتكم من أسباب العيش.

Mademki dininiz uğruna kavminizden ayrıldınız ve Allah'tan başka taptıkları ilahları terk ettiniz; o halde sadece Rabbinize ibadet etmek için dağdaki mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetinden yaysın, her iki dünyada sizi korusun ve işinizde hayatınız boyunca faydalanacağınız geçim sebeplerini kolaylaştırsın.

2238. Metin

فلما فعلوا ذلك ألقى الله عليهم النوم وحَفِظهم. وترى -أيها المشاهد لهم- الشمس إذا طلعت من المشرق تميل عن مكانهم إلى جهة اليمين، وإذا غربت تتركهم إلى جهة اليسار، وهم في متسع من الكهف، فلا تؤذيهم حرارة الشمس ولا ينقطع عنهم الهواء، ذلك الذي فعلناه بهؤلاء الفتية من دلائل قدرة الله. من يوفقه الله للاهتداء بآياته فهو الموفَّق إلى الحق، ومن لم يوفقه لذلك فلن تجد له معينًا يرشده لإصابة الحق؛ لأن التوفيق والخِذْلان بيد الله وحده.

Onlar bunu yapınca Allah onların üzerlerine uyku verdi ve onları korudu. [Ey bakan kişi!] Güneş doğduğunda onların yerinden sağ tarafa doğru yöneldiğini, battığında ise onları sol tarafta bıraktığını görürsün; onlar mağaranın geniş bir yerindedirler. Böylece güneşin sıcağı onlara zarar vermez ve hava akımı da kesilmez. O gençlere yaptığımız bu şey, Allah'ın kudret delillerindendir. Allah kime ayetleriyle doğru yolu bulmayı nasip ederse, o hakka ulaşmıştır; kimi de bundan mahrum bırakırsa, artık onu hakka yöneltecek bir yardımcı asla bulamazsın. Çünkü muvaffak kılmak da yüzüstü bırakmak da yalnızca Allah'ın elindedir.

2239. Metin

وتظن -أيها الناظر- أهل الكهف أيقاظًا، وهم في الواقع نيام، ونتعهدهم بالرعاية، فنُقَلِّبهم حال نومهم مرة للجنب الأيمن ومرة للجنب الأيسر؛ لئلا تأكلهم الأرض، وكلبهم الذي صاحَبهم مادٌّ ذراعيه بفناء الكهف، لو عاينتهم لأدبرت عنهم هاربًا، ولَمُلِئَتْ نفسك منهم فزعًا.

[Ey bakan kişi!] Ashâb-ı Kehf'i uyanık sanırsın, oysa onlar gerçekte uykudadırlar. Biz onları gözetiriz; toprak onları yemesin diye uykularında bir sağ yanlarına, bir sol yanlarına çeviririz. Onlara eşlik eden köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmıştır. Onları görseydin arkana bakmadan kaçar, onlardan ötürü için korkuyla dolardı.

2240. Metin

وكما أنمناهم وحفظناهم هذه المدة الطويلة أيقظناهم مِن نومهم على هيئتهم دون تغيُّر؛ لكي يسأل بعضهم بعضًا: كم من الوقت مكثنا نائمين هنا؟ فقال بعضهم: مكثنا يوما أو بعض يوم، وقال آخرون التبس عليهم الأمر: فَوِّضوا عِلْم ذلك لله، فربكم أعلم بالوقت الذي مكثتموه، فأرسِلوا أحدكم بنقودكم الفضية هذه إلى مدينتنا فلينظر: أيَّ أهل المدينة أحلُّ وأطيب طعامًا؟ فليأتكم بقوت منه، وليتلطف في شرائه مع البائع حتى لا ننكشف، ويظهر أمرنا، ولا يُعْلِمَنَّ بكم أحدًا من الناس.

Onları bu uzun süre boyunca uyutup koruduğumuz gibi, birbirlerine: "Burada ne kadar uyuyup kaldık?" diye sorsunlar diye hiçbir değişikliğe uğramadan aynı halleriyle uykularından uyandırdık. İçlerinden bazıları: "Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık" dedi. Durumu tam kestiremeyen diğerleri ise: "Bunun bilgisini Allah'a bırakın; Rabbiniz ne kadar kaldığınızı en iyi bilendir. Şu gümüş paralarınızla içinizden birini şehrimize gönderin de baksın: Şehir halkından hangisinin yiyeceği daha helal ve daha temizdir? Size ondan bir rızık getirsin; satıcıyla alışveriş yaparken de dikkatli ve nazik davransın ki açığa çıkmayalım, durumumuz anlaşılmasın ve insanlardan hiç kimseye sizin hakkınızda bilgi vermesin" dediler.

2241. Metin

إن قومكم إن يطَّلعوا عليكم يرجموكم بالحجارة، فيقتلوكم، أو يردوكم إلى دينهم، فتصيروا كفارًا، ولن تفوزوا بمطلبكم مِن دخول الجنة -إن فعلتم ذلك- أبدًا.

Çünkü kavminiz sizi ele geçirirse taşlayarak öldürür veya sizi kendi dinlerine döndürür de kâfir olursunuz; şayet böyle yaparsanız cennete girme arzunuza asla nail olamazsınız.

2242. Metin

وكما أنمناهم سنين كثيرة، وأيقظناهم بعدها، أطْلَعنا عليهم أهل ذلك الزمان، بعد أن كشف البائع نوع الدراهم التي جاء بها مبعوثهم؛ ليعلم الناس أنَّ وَعْدَ الله بالبعث حق، وأن القيامة آتية لا شك فيها، إذ يتنازع المطَّلِعون على أصحاب الكهف في أمر القيامة: فمِن مُثْبِتٍ لها ومِن مُنْكِر، فجعل الله إطْلاعهم على أصحاب الكهف حجة للمؤمنين على الكافرين. وبعد أن انكشف أمرهم، وماتوا قال فريق من المطَّلِعين عليهم: ابنوا على باب الكهف بناءً يحجبهم، واتركوهم وشأنهم، ربهم أعلم بحالهم، وقال أصحاب الكلمة والنفوذ فيهم: لنتخذنَّ على مكانهم مسجدًا للعبادة. وقد نهى رسول الله ﷺ عن اتخاذ قبور الأنبياء والصالحين مساجد، ولعن مَن فَعَلَ ذلك في آخر وصاياه لأمته، كما أنه نهى عن البناء على القبور مطلقًا، وعن تجصيصها والكتابة عليها؛ لأن ذلك من الغلو الذي قد يؤدي إلى عبادة مَن فيها.

Onları nice yıllar uyutup ardından uyandırdığımız gibi, gönderdikleri kişinin getirdiği dirhemlerin cinsini satıcının fark etmesinden sonra o dönemin insanlarını da onlardan haberdar ettik; ta ki insanlar Allah'ın yeniden diriltme vaadinin hak olduğunu ve kıyametin şüphesiz geleceğini bilsinler. Zira Ashâb-ı Kehf'ten haberdar olanlar kıyamet konusunda tartışıyorlardı; kimi onu kabul ediyor, kimi de inkâr ediyordu. Allah, Ashâb-ı Kehf'in durumunu ortaya çıkarmayı müminlerin kâfirlere karşı bir delili kıldı. Durumları ortaya çıkıp vefat ettikten sonra, onlardan haberdar olan bir grup: "Mağaranın kapısına onları örten bir bina yapın, onları kendi hallerine bırakın; Rableri onların durumunu en iyi bilendir" dedi. İçlerinden söz ve nüfuz sahibi olanlar ise: "Onların bulundukları yere ibadet için mutlaka bir mescid yapacağız" dediler. Oysa Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem peygamberlerin ve salih zatların kabirlerinin mescid edinilmesini yasaklamış, ümmetine son vasiyetlerinde bunu yapanları lanetlemiştir. Aynı şekilde kabirler üzerine bina yapılmasını, kabirlerin kireçle sıvanmasını ve üzerlerine yazı yazılmasını da kesin olarak yasaklamıştır; çünkü bu, kabirde yatanlara tapınmaya yol açabilecek aşırılıklardandır.

2243. Metin

سيقول بعض الخائضين في شأنهم من أهل الكتاب: هم ثلاثةٌ، رابعهم كلبهم، ويقول فريق آخر: هم خمسة، سادسهم كلبهم، وكلام الفريقين قول بالظن من غير دليل، وتقول جماعة ثالثة: هم سبعة، وثامنهم كلبهم، قل -أيها الرسول-: ربي هو الأعلم بعددهم، ما يعلم عددهم إلا قليل من خلقه. فلا تجادل أهل الكتاب في عددهم إلا جدالا ظاهرًا لا عمق فيه، بأن تَقُصَّ عليهم ما أخبرك به الوحي فحسب، ولا تسألهم عن عددهم وأحوالهم؛ فإنهم لا يعلمون ذلك.

Ehl-i Kitap'tan onların durumu hakkında ileri geri konuşan bazıları: "Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Diğer bir grup: "Onlar beş kişidir, altıncıları köpekleridir" diyecektir. Her iki grubun sözü de delilsizce zanda bulunmaktan ibarettir. Üçüncü bir grup ise: "Onlar yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir" diyecektir. [Ey Elçi!] De ki: "Onların sayısını Rabbim en iyi bilendir; onların sayısını O'nun yarattıklarından pek azı bilir." Artık Ehl-i Kitap ile onların sayıları hakkında derinleşmeden sadece yüzeysel bir şekilde tartış; [yani] onlara sadece vahyin sana bildirdiklerini anlat ve onların sayıları ile durumları hakkında Ehl-i Kitap'a hiçbir şey sorma; çünkü onlar bunu bilmemektedirler.

2244. Metin

ولا تقولنَّ لشيء تعزم على فعله: إني فاعل ذلك الشيء غدًا إلا أن تُعَلِّق قولك بالمشيئة، فتقول: إن شاء الله. واذكر ربك عند النسيان بقول: إن شاء الله، وكلما نسيت فاذكر الله; فإن ذِكْرَ الله يُذهِب النسيان، وقل: عسى أن يهديني ربي لأقرب الطرق الموصلة إلى الهدى والرشاد.

Yapmaya azmettiğin hiçbir şey hakkında, sözünü [Allah'ın] dilemesine bağlayıp "İnşallah" demedikçe: "Ben bunu yarın kesinlikle yapacağım" deme. Unuttuğun zaman "İnşallah" diyerek Rabbini an; her unuttuğunda Allah'ı zikret, çünkü Allah'ı zikretmek unutkanlığı giderir. Ve şöyle de: "Umulur ki Rabbim beni doğruya ve hidayete ulaştıran en yakın yola iletir."

2245. Metin

ومكث الشُّبَّان نيامًا في كهفهم ثلاثمائة سنة وتسع سنين قمريَّة.

O gençler mağaralarında uykuda üç yüz dokuz kamerî yıl kaldılar.

2246. Metin

وإذا سُئلت -أيها الرسول- عن مدة لبثهم في الكهف، وليس عندك علم في ذلك وتوقيف من الله، فلا تتقدم فيه بشيء، بل قل: الله أعلم بمدة لبثهم، له غيب السموات والأرض، أَبْصِرْ به وأسمع، أي: تعجب من كمال بصره وسمعه وإحاطته بكل شيء. ليس للخلق أحد غيره يتولى أمورهم، وليس له شريك في حكمه وقضائه وتشريعه، ﷾.

[Ey Elçi!] Mağarada ne kadar kaldıkları sana sorulduğunda ve bu konuda katından kesin bir bilgi ve bildirim yoksa, ileri geri bir şey söyleme; bilakis şöyle de: "Onların ne kadar kaldığını Allah en iyi bilendir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görür, ne güzel işitir!" Yani O'nun görmesinin, işitmesinin ve her şeyi kuşatmasının kemaline hayran ol. Yaratılanlar için O'ndan başka işlerini üstlenecek hiç kimse yoktur; O'nun hükmünde, kazasında ve teşriinde hiçbir ortağı yoktur, celâli yücedir.

2247. Metin

واتل -أيها الرسول- ما أوحاه الله إليك من القرآن، فإنه الكتاب الذي لا مبدِّل لكلماته لصدقها وعدلها، ولن تجد من دون ربك ملجأً تلجأ إليه، ولا معاذًا تعوذ به.

[Ey Elçi!] Allah'ın sana Kur'an'dan vahyettiğini oku; zira o, doğruluğu ve adaleti sebebiyle kelimelerini değiştirebilecek hiçbir kimse bulunmayan bir kitaptır. Rabbinden başka sığınabileceğin bir sığınak ve korunabileceğin bir melce asla bulamazsın.

2248. Metin

واصبر نفسك -أيها النبي- مع أصحابك مِن فقراء المؤمنين الذين يعبدون ربهم وحده، ويدعونه في الصباح والمساء، يريدون بذلك وجهه، واجلس معهم وخالطهم، ولا تصرف نظرك عنهم إلى غيرهم من الكفار لإرادة التمتع بزينة الحياة الدنيا، ولا تُطِعْ من جعلنا قلبه غافلا عن ذكرنا، وآثَرَ هواه على طاعة مولاه، وصار أمره في جميع أعماله ضياعًا وهلاكًا.

[Ey Peygamber!] Yalnızca Rablerine ibadet eden, sabah akşam O'nun rızasını dileyerek O'na dua eden fakir mümin ashabınla beraber nefsini sabırlı kıl; onlarla oturup kalk, aralarına karış. Dünya hayatının süsünü arzulayarak gözlerini onlardan çevirip kâfirlere dikme. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, hevasını Mevlâsına itaate tercih eden ve bütün işlerinde durumu hüsran ve helak olan kimseye de itaat etme.

2249. Metin

وقل لهؤلاء الغافلين: ما جئتكم به هو الحق من ربكم، فمن أراد منكم أن يصدق ويعمل به، فليفعل فهو خير له، ومن أراد أن يجحد فليفعل، فما ظَلَم إلا نفسه. إنا أعتدنا للكافرين نارًا شديدة أحاط بهم سورها، وإن يستغث هؤلاء الكفار في النار بطلب الماء مِن شدة العطش، يُؤتَ لهم بماء كالزيت العَكِر شديد الحرارة يشوي وجوههم. قَبُح هذا الشراب الذي لا يروي ظمأهم بل يزيده، وقَبُحَتْ النار منزلا لهم ومقامًا. وفي هذا وعيد وتهديد شديد لمن أعرض عن الحق، فلم يؤمن برسالة محمد ﷺ، ولم يعمل بمقتضاها.

O gafillere de ki: "Size getirdiğim şey Rabbinizden gelen haktır. Artık sizden dileyen tasdik edip onunla amel etsin; bu kendisi için hayırlıdır. Dileyen de inkâr etsin; o ancak kendi nefsine zulmetmiş olur." Biz kâfirler için, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış şiddetli bir ateş hazırladık. Şayet o kâfirler ateşte şiddetli susuzluktan su isteyecek olsalar, onlara yüzleri kavuran tortulu zeytinyağı gibi kaynar bir su verilir. Susuzluklarını gidermeyip bilakis artıran bu içecek ne kötüdür! Ve bir konak, bir kalacak yer olarak o ateş ne kötüdür! Bunda, haktan yüz çeviren, Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem risaletine inanmayan ve onun gereğince amel etmeyen kimseler için şiddetli bir tehdit ve uyarı vardır.

2250. Metin

إن الذين آمنوا بالله ورسوله وعملوا الأعمال الصالحات لهم أعظم المثوبة، إنا لا نضيع أجورهم، ولا ننقصها على ما أحسنوه من العمل.

Allah'a ve elçisine iman edip salih ameller işleyenler için en büyük mükâfat vardır. Biz, güzel amellerde bulunanların mükâfatlarını asla zayi etmeyiz ve eksiltmeyiz.

2251. Metin

أولئك الذين آمنوا لهم جنات يقيمون فيها دائمًا، تجري من تحت غرفهم ومنازلهم الأنهار العذبة، يُزَيَّنون فيها بأساور الذهب، ويَلْبَسون ثيابًا ذات لون أخضر نسجت من رقيق الحرير وغليظه، يتكئون فيها على الأسِرَّة المزدانة بالستائر الجميلة، نِعْمَ الثواب ثوابهم، وحَسُنتِ الجنة منزلا ومكانًا لهم.

İşte o iman edenler için, içinde ebedî kalacakları, köşklerinin ve konaklarının altından tatlı ırmaklar akan cennetler vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler; ince ve kalın ipekten dokunmuş yeşil elbiseler giyerler; orada güzel perdelerle donatılmış tahtlar üzerine yaslanırlar. Onların mükâfatı ne güzeldir ve cennet bir konak ve kalacak yer olarak ne güzeldir!

2252. Metin

واضرب -أيها الرسول- لكفار قومك مثلا رجلين من الأمم السابقة: أحدهما مؤمن، والآخر كافر، وقد جعلنا للكافر حديقتين من أعناب، وأحطناهما بنخل كثير، وأنبتنا وسطهما زروعًا مختلفة نافعة.

[Ey Elçi!] Kavminin kâfirlerine geçmiş ümmetlerden iki adamın misalini ver: Biri mümin, diğeri kâfirdir. Kâfir olana üzüm bağlarından iki bahçe verdik, ikisinin etrafını bol hurma ağaçlarıyla kuşattık ve aralarında çeşitli, faydalı ekinler bitirdik.

2253. Metin

وقد أثمرت كل واحدة من الحديقتين ثمرها، ولم تُنْقِص منه شيئًا، وشققنا بينهما نهرًا لسقيهما بسهولة ويسر.

İki bahçenin her biri ürününü vermiş ve ondan hiçbir şeyi eksiltmemiştir. Kolayca ve rahatlıkla sulanmaları için ikisinin arasından bir de nehir akıttık.

2254. Metin

وكان لصاحب الحديقتين ثمر وأموال أخرى، فقال لصاحبه المؤمن، وهو يحاوره في الحديث -والغرور يملؤه-: أنا أكثر منك مالا وأعز أنصارًا وأعوانًا.

İki bahçenin sahibinin başka ürünleri ve malları da vardı. Gurura kapılarak mümin arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: "Ben malca senden daha zenginim, taraftar ve yardımcı bakımından da senden daha güçlüyüm."

2255. Metin

ودخل حديقته، وهو ظالم لنفسه بالكفر بالبعث، وشكه في قيام الساعة، فأعجبته ثمارها وقال: ما أعتقد أن تَهْلِك هذه الحديقة مدى الحياة، وما أعتقد أن القيامة واقعة، وإن فُرِضَ وقوعها -كما تزعم أيها المؤمن- ورُجعتُ إلى ربي لأجدنَّ عنده أفضل من هذه الحديقة مرجعًا ومردًا؛ لكرامتي ومنزلتي عنده.

Yeniden dirilmeyi inkâr ederek ve kıyametin kopmasından şüphe duyup nefsine zulmederek bahçesine girdi. Bahçenin meyveleri hoşuna gitti ve şöyle dedi: "Bu bahçenin hayat boyu yok olacağını sanmıyorum. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet [ey mümin, senin iddia ettiğin gibi] koptuğu farz edilip Rabbime döndürülecek olursam, O'nun katındaki şerefim ve mertebem sebebiyle kesinlikle bundan daha hayırlı bir varış yeri ve akıbet bulurum."

2256. Metin

قال له صاحبه المؤمن، وهو يحاوره واعظًا له: كيف تكفر بالله الذي خلقك مِن تراب، ثم مِن نطفة الأبوين، ثم سَوَّاك بشرًا معتدل القامة والخَلْق؟ وفي هذه المحاورة دليل على أن القادر على ابتداء الخلق، قادر على إعادتهم.

Mümin arkadaşı ona öğüt vererek konuşup şöyle dedi: "Seni topraktan, sonra anne babanın nutfesinden yaratan, sonra da seni düzgün yapılı ve endamlı bir insan suretine koyan Allah'ı nasıl inkâr edersin?" Bu diyalogda, yaratmayı ilk başta yapmaya gücü yetenin, onu yeniden diriltmeye de gücünün yeteceğine dair bir delil vardır.

2257. Metin

لكن أنا لا أقول بمقالتك الدالة على كفرك، وإنما أقول: المنعم المتفضل هو الله ربي وحده، ولا أشرك في عبادتي له أحدًا غيره.

"Fakat ben senin küfrüne delalet eden sözünü söylemem; aksine derim ki: Nimet ve lütuf veren, yalnızca Rabbim olan Allah'tır ve O'na ibadetimde O'na hiçbir şeyi ortak koşmam."

2258. Metin

وهلا حين دخَلْتَ حديقتك فأعجبتك حَمِدت الله، وقلت: هذا ما شاء الله لي، لا قوة لي على تحصيله إلا بالله. إن كنت تراني أقل منك مالا وأولادًا، فعسى ربي أن يعطيني أفضل من حديقتك، ويسلبك النعمة بكفرك، ويرسل على حديقتك عذابا من السماء، فتصبح أرضًا ملساء جرداء لا تثبت عليها قدم، ولا ينبت فيها نبات، أو يصير ماؤها الذي تُسقى منه غائرًا في الأرض، فلا تقدر على إخراجه.

"Bahçene girdiğinde ve onu beğendiğinde Allah'a hamdedip: 'Bu, Allah'ın benim için dilediğidir; bunu elde etmeye Allah'tan başka hiçbir gücüm yetmez' deseydin ya! Eğer beni mal ve evlat bakımından kendinden daha az görüyorsan, umulur ki Rabbim bana senin bahçenden daha hayırlısını verir; küfrün sebebiyle nimeti senden çekip alır ve bahçene gökten bir azap gönderir de [bahçe] üzerinde ayak tutunmayan ve hiçbir bitki bitmeyen kaygan, çıplak bir toprak haline gelir. Yahut sulandığı suyu yerin dibine çekilir de artık onu çıkarmaya asla güç yetiremezsin."

2259. Metin

وتحَقَّقَ ما قاله المؤمن، ووقع الدمار بالحديقة، فهلك كل ما فيها، فصار الكافر يُقَلِّب كفيه حسرةً وندامة على ما أنفق فيها، وهي خاوية قد سقط بعضها على بعض، ويقول: يا ليتني عرفت نِعَمَ الله وقدرته فلم أشرك به أحدًا. وهذا ندم منه حين لا ينفعه الندم.

Müminin söylediği gerçekleşti; bahçeye yıkım geldi ve içindeki her şey helak oldu. Kâfir ise çökmüş ve çardakları birbiri üstüne yıkılmış olan bahçeye harcadığı şeylere esef ve pişmanlıkla ellerini ovuşturup şöyle diyordu: "Keşke Allah'ın nimetlerini ve kudretini bilip O'na hiçbir şeyi ortak koşmasaydım!" Bu, pişmanlığın kendisine fayda vermeyeceği andaki pişmanlığıdır.

2260. Metin

ولم تكن له جماعة ممن افتخر بهم يمنعونه مِن عقاب الله النازل به، وما كان ممتنعًا بنفسه وقوته.

Kendileriyle övündüğü gruptan, başına inen Allah'ın azabına engel olabilecek kimse de yoktu; o bizzat kendisi ve gücüyle de azaba engel olabilecek durumda değildi.

2261. Metin

في مثل هذه الشدائد تكون الولاية والنصرة لله الحق، هو خير جزاءً، وخير عاقبة لمن تولاهم من عباده المؤمنين.

İşte böyle zor durumlarda dostluk ve yardım Hak olan Allah'a aittir. O, mümin kullarından dost edindiklerine mükâfat bakımından da en hayırlı, akıbet bakımından da en hayırlı olandır.

2262. Metin

واضرب أيها الرسول للناس -وبخاصة ذوو الكِبْر منهم - صفة الدنيا التي اغترُّوا بها في بهجتها وسرعة زوالها، فهي كماء أنزله الله من السماء فخرج به النبات بإذنه، وصار مُخْضرًّا، وما هي إلا مدة يسيرة حتى صار هذا النبات يابسًا متكسرًا تنسفه الرياح إلى كل جهة. وكان الله على كل شيء مقتدرًا، أي: ذا قدرة عظيمة على كل شيء.

[Ey Elçi!] İnsanlara -özellikle de aralarındaki kibirlilere- göz alıcılığına ve çabuk yok oluşuna aldandıkları dünya hayatının vasfını misal ver. O, tıpkı Allah'ın gökten indirdiği, O'nun izniyle bitkilerin bitip yeşerdiği, çok geçmeden de kuruyup ufalanarak rüzgârların her tarafa savurduğu bir su gibidir. Allah her şeye muktedirdir; yani her şeye sonsuz güç yetirendir.

2263. Metin

الأموال والأولاد جَمال وقوة في هذه الدنيا الفانية، والأعمال الصالحة -وبخاصة التسبيحُ والتحميد والتكبير والتهليل- أفضل أجرًا عند ربك من المال والبنين، وهذه الأعمال الصالحة أفضل ما يرجو الإنسان من الثواب عند ربه، فينال بها في الآخرة ما كان يأمُله في الدنيا.

Mallar ve evlatlar bu fani dünyada bir süs ve güçtür; salih ameller -özellikle de tesbih, tahmid, tekbir ve tehlil- Rabbinin katında mal ve oğullardan mükâfatça daha hayırlıdır. Bu salih ameller, insanın Rabbi katında sevap olarak umduğu şeylerin en hayırlısıdır; böylece insan dünyada ümit ettiği şeylere ahirette bunlarla nail olur.

2264. Metin

واذكر لهم يوم نُزيل الجبال عن أماكنها، وتبصر الأرض ظاهرة، ليس عليها ما يسترها مما كان عليها من المخلوقات، وجمعنا الأولين والآخِرين لموقف الحساب، فلم نترك منهم أحدًا.

Dağları yerlerinden sökeceğimiz ve yeryüzünü üzerinde bulunan mahlukattan onu örtecek hiçbir şey kalmamış, çırılçıplak göreceğin; öncekileri ve sonrakileri hesap meydanında toplayıp içlerinden hiçbirini geride bırakmayacağımız günü onlara hatırlat.

2265. Metin

وعُرِضوا جميعًا على ربك مصطَفِّين لا يُحجب منهم أحد، لقد بعثناكم، وجئتم إلينا فرادى لا مال معكم ولا ولد، كما خلقناكم أول مرة، بل ظننتم أن لن نجعل لكم موعدًا نبعثكم فيه، ونجازيكم على أعمالكم.

Hiçbiri gizli kalmaksızın hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılırlar: "Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi yanınızda ne mal ne de evlat olmaksızın yapayalnız bize geldiniz! Bilakis siz, sizi dirilteceğimiz ve amellerinize göre cezalandırıp mükâfatlandıracağımız bir buluşma zamanı tayin etmeyeceğimizi sanmıştınız."

2266. Metin

ووُضِع كتاب أعمال كل واحد في يمينه أو في شماله، فتبصر العصاة خائفين مما فيه بسبب ما قدموه من جرائمهم، ويقولون حين يعاينونه: يا هلاكنا! ما لهذا الكتاب لم يترك صغيرة مِن أفعالنا ولا كبيرة إلا أثبتها؟! ووجدوا كل ما عملوه في الدنيا حاضرًا مثبتًا. ولا يظلم ربك أحدًا مثقال ذرة، فلا يُنقَص طائع من ثوابه، ولا يُزاد عاص في عقابه.

Herkesin amel defteri sağına veya soluna konulmuştur. İsyankârların, işledikleri suçlar sebebiyle defterdekilerden korktuklarını görürsün; onu gördüklerinde şöyle derler: "Vay başımıza gelenlere! Bu nasıl bir kitaptır ki yaptıklarımızdan küçük büyük hiçbir şey bırakmayıp hepsini kaydetmiş?!" Dünyada işledikleri her şeyi karşılarında kayıtlı olarak bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zerre kadar zulmetmez; itaat edenin sevabı eksiltilmez, isyan edenin cezası da artırılmaz.

2267. Metin

واذكر حين أمرنا الملائكة بالسجود لآدم، تحية له لا عبادة، وأمرنا إبليس بما أُمِروا به، فسجد الملائكة جميعًا، لكن إبليس الذي كان من الجن خرج عن طاعة ربه، ولم يسجد كِبرًا وحسدًا. أفتجعلونه -أيها الناس- وذريته أعوانًا لكم تطيعونهم وتتركون طاعتي، وهم ألد أعدائكم؟ قَبُحَتْ طاعة الظالمين للشيطان بدلا عن طاعة الرحمن.

Meleklere ibadet kastıyla değil, selamlama amacıyla Âdem'e secde etmelerini emrettiğimiz ve İblis'e de onlara emredilen şeyi emrettiğimiz vakti hatırla. Meleklerin hepsi secde etti; fakat cinlerden olan İblis, kibri ve hasedi yüzünden Rabbine itaatten çıktı ve secde etmedi. [Ey İnsanlar!] Onlar sizin en amansız düşmanlarınız iken, siz onu ve soyunu kendinize dostlar edinip bana itaati bırakarak onlara mı itaat ediyorsunuz? Zalimlerin Rahmân'a itaat yerine şeytana itaat etmeleri ne kötüdür!

2268. Metin

ما أحضرتُ إبليس وذريته -الذين أطعتموهم- خَلْقَ السموات والأرض، فأستعين بهم على خلقهما، ولا أشهدتُ بعضهم على خَلْق بعض، بل تفردتُ بخلق جميع ذلك، بغير معين ولا ظهير، وما كنت متخذ المضلِّين من الشياطين وغيرهم أعوانًا. فكيف تصرفون إليهم حقي، وتتخذونهم أولياء من دوني، وأنا خالق كل شيء؟

Göklerin ve yerin yaratılışına, onlardan yardım almak için -kendilerine itaat ettiğiniz- İblis'i ve neslini şahit tutmadım; birbirlerinin yaratılışına da onları şahit kılmadım. Bilakis hiçbir yardımcı ve destekçi olmaksızın bütün bunların yaratılışında tek idim. Şeytanlardan ve başkalarından saptırıcıları da asla yardımcı edinmiş değilim. Ben her şeyin yaratıcısı iken, nasıl olur da benim hakkımı onlara sarf eder ve beni bırakıp onları dostlar edinirsiniz?

2269. Metin

واذكر لهم إذ يقول الله للمشركين يوم القيامة: نادوا شركائي الذين كنتم تزعمون أنهم شركاء لي في العبادة؛ لينصروكم اليوم مني، فاستغاثوا بهم فلم يغيثوهم، وجعلنا بين العابدين والمعبودين مهلكًا في جهنم يهلكون فيه جميعًا.

Kıyamet günü Allah'ın müşriklere şöyle buyuracağı vakti onlara hatırlat: "İbadette bana ortak olduklarını iddia ettiğiniz ortaklarımı çağırın da bugün sizi benden kurtarsınlar!" Onlardan yardım istediler ama kendilerine yardım etmediler. Tapanlar ile tapılanlar arasına cehennemde hepsinin helak olacağı bir helak yeri koyduk.

2270. Metin

وشاهد المجرمون النار، فأيقنوا أنهم واقعون فيها لا محالة، ولم يجدوا عنها معدلا للانصراف عنها إلى غيرها.

Suçlular ateşi gördüler ve kesinlikle oraya düşeceklerini anladılar; ondan kaçıp başka bir yere sığınacak hiçbir yol da bulamadılar.

2271. Metin

ولقد وضَّحنا ونوَّعنا في هذا القرآن للناس أنواعًا كثيرة من الأمثال؛ ليتعظوا بها ويؤمنوا. وكان الإنسان أكثر المخلوقات خصومة وجدلا.

Andolsun ki biz bu Kur'an'da insanlara öğüt alsınlar ve iman etsinler diye pek çok türden misalleri açıkladık ve türlü şekillerde anlattık. İnsan ise varlıklar içinde en çok mücadele ve münakaşa eden oldu.

2272. Metin

وما منع الناس من الإيمان -حين جاءهم الرسول محمد ﷺ ومعه القرآن-، واستغفار ربهم طالبين عفوه عنهم، إلا تحدِّيهم للرسول، وطلبهم أن تصيبهم سنة الله في إهلاك السابقين عليهم، أو يصيبهم عذاب الله عِيانًا.

Kendilerine elçi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ve beraberinde Kur'an geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden af dileyip bağışlanma istemekten alıkoyan şey; ancak Peygamber'e meydan okumaları, öncekilerin helak edilmesindeki Allah'ın sünnetinin kendi başlarına da gelmesini veya Allah'ın azabının göz göre göre kendilerine isabet etmesini istemeleri olmuştur.

2273. Metin

وما نبعث الرسل إلى الناس إلا ليكونوا مبشرين بالجنة لأهل الإيمان والعمل الصالح، ومخوِّفين بالنار لأهل الكفر والعصيان، ومع وضوح الحق يخاصم الذين كفروا رسلهم بالباطل تعنتًا; ليزيلوا بباطلهم الحق الذي جاءهم به الرسول، واتخذوا كتابي وحججي وما خُوّفوا به من العذاب سخرية واستهزاء.

Biz peygamberleri insanlara ancak iman edip salih amel işleyenleri cennetle müjdeleyiciler, inkâr ve isyan ehlini de cehennem ateşiyle korkutucular olarak göndeririz. Hak apaçık ortada iken inkâr edenler, Peygamber'in kendilerine getirdiği hakkı batıllarıyla yok etmek için inatla elçileriyle mücadele ederler. Kitabımı, delillerimi ve kendisiyle korkutuldukları azabı da alay ve eğlence konusu edindiler.

2274. Metin

ولا أحد أشد ظلمًا ممن وُعِظ بآيات ربه الواضحة، فانصرف عنها إلى باطله، ونسي ما قدَّمته يداه من الأفعال القبيحة فلم يرجع عنها، إنَّا جعلنا على قلوبهم أغطية، فلم يفهموا القرآن، ولم يدركوا ما فيه من الخير، وجعلنا في آذانهم ما يشبه الصمم، فلم يسمعوه ولم ينتفعوا به، وإن تَدْعُهم إلى الإيمان فلن يستجيبوا لك، ولن يهتدوا إليه أبدًا.

Kendisine Rabbinin apaçık ayetleriyle öğüt verilip de onlardan yüz çevirerek batılına yönelen ve ellerinin önceden işlediği çirkin amelleri unutup onlardan dönmeyen kimseden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz biz, Kur'an'ı anlamasınlar ve içindeki hayrı kavramasınlar diye onların kalpleri üzerine örtüler, kulaklarına da sağırlık benzeri bir ağırlık koyduk. Bu sebeple onu ne duyarlar ne de ondan faydalanırlar. Sen onları imana çağırsan da asla sana icabet etmezler ve ebediyen doğru yola gelmezler.

2275. Metin

وربك الغفور لذنوب عباده إذا تابوا، ذو الرحمة بهم، لو يعاقب هؤلاء المعرضين عن آياته بما كسبوا من الذنوب والآثام لعجَّل لهم العذاب، ولكنه تعالى حليم لا يعجل بالعقوبة، بل لهم موعد يجازون فيه بأعمالهم، لا مندوحة لهم عنه ولا محيد.

Rabbin, tövbe ettikleri takdirde kullarının günahlarını bağışlayandır, onlara merhamet edendir. Eğer ayetlerinden yüz çeviren bu kimseleri kazandıkları günahlar ve kötülükler sebebiyle cezalandıracak olsaydı, onlar için azabı çarçabuk getirirdi. Fakat O Teâlâ halîmdir, cezalandırmada acele etmez. Bilakis onlar için yaptıklarının karşılığını görecekleri bir vade vardır ki ondan kurtulacakları ne bir çıkış ne de kaçacakları bir sığınak bulabilirler.

2276. Metin

وتلك القرى القريبة منكم -كقرى قوم هود وصالح ولوط وشعيب- أهلكناها حين ظلم أهلها بالكفر، وجعلنا لهلاكهم ميقاتًا وأجلا حين بلغوه جاءهم العذاب فأهلكهم الله به.

İşte size yakın olan o memleketleri -Hûd, Sâlih, Lût ve Şuayb kavimlerinin yurtları gibi- halkı inkârla zulmettiğinde helak ettik. Onların helaki için belirlenmiş bir vakit ve ecel tayin ettik; o vakte ulaştıklarında azap kendilerine geldi ve Allah onları onunla helak etti.

2277. Metin

واذكر حين قال موسى لخادمه يوشع بن نون: لا أزال أتابع السير حتى أصل إلى ملتقى البحرين، أو أسير زمنًا طويلا حتى أصل إلى العبد الصالح؛ لأتعلم منه ما ليس عندي من العلم.

Mûsâ'nın genç yardımcısı Yûşa bin Nûn'a şöyle dediği vakti hatırla: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmaksızın yürüyeceğim yahut o salih kulun yanına varıp bende olmayan ilmi ondan öğrenmek için uzun bir zaman yol alacağım."

2278. Metin

وجَدَّا في السَّيْر، فلما وصلا ملتقى البحرين جلسا عند صخرة، ونسيا حوتهما الذي أُمر موسى بأخذه معه قوتًا لهما، وحمله يوشع في مِكْتَل، فإذا الحوت يصبح حيًّا وينحدر في البحر، ويتخذ له فيه طريقًا مفتوحًا.

İkisi gayretle yola koyuldular. İki denizin birleştiği yere vardıklarında bir kayanın yanında oturdular ve Mûsâ'ya kendileri için azık olarak yanına alması emredilen, Yûşa'nın da bir zembilde taşıdığı balıklarını unuttular. Derken balık canlandı, denize kayıp gitti ve denizde kendine açık bir yol tuttu.

2279. Metin

فلما فارقا المكان الذي نسيا فيه الحوت وشعر موسى بالجوع، قال لخادمه: أحضر إلينا غداءنا، لقد لقينا من سفرنا هذا تعبًا.

Balığı unuttukları yeri geçip gidip Mûsâ acıkınca genç yardımcısına: "Kuşluk yemeğimizi getir, gerçekten bu yolculuğumuzdan ötürü çok yorulduk." dedi.

2280. Metin

قال له خادمه: أتذكر حين لجأنا إلى الصخرة التي استرحنا عندها؟ فإني نسيت أن أخبرك ما كان من الحوت، وما أنساني أن أذكر ذلك لك إلا الشيطان، فإن الحوت الميت دبَّتْ فيه الحياة، وقفز في البحر، واتخذ له فيه طريقًا، وكان أمره مما يُعْجَبُ منه.

Yardımcısı ona şöyle dedi: "Gördün mü, hani dinlenmek için o kayaya sığınmıştık ya? Doğrusu ben balığın başına geleni sana haber vermeyi unuttum. Onu sana hatırlatmamı bana ancak şeytan unutturdu. Ölü balık canlandı, denize sıçradı ve orada kendine bir yol tuttu. Doğrusu onun bu durumu şaşılacak bir şeydi."

2281. Metin

قال موسى: ما حصل هو ما كنا نطلبه، فإنه علامة لي على مكان العبد الصالح، فرجعا يقصان آثار مشيهما حتى انتهيا إلى الصخرة.

Mûsâ: "İşte aradığımız şey buydu!" dedi. Çünkü bu, salih kulun bulunduğu yerin bana bir işaretiydi. Bunun üzerine kendi ayak izlerini takip ederek geri döndüler ve nihayet o kayaya ulaştılar.

2282. Metin

فوجدا هناك عبدًا صالحًا من عبادنا هو الخَضِر ﵇ -وهو نبي من أنبياء الله توفاه الله-، آتيناه رحمة من عندنا، وعَلَّمْناه مِن لدنَّا علمًا عظيمًا.

Orada kullarımızdan salih bir kul olan Hızır'ı aleyhisselâm -ki o, Allah'ın vefat ettirdiği peygamberlerinden bir peygamberdir- buldular. Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan büyük bir ilim öğretmiştik.

2283. Metin

فسلَّم عليه موسى، وقال له: أتأذن لي أن أتبعك؛ لتعلمني من العلم الذي علمك الله إياه ما أسترشد به وأنتفع؟

Mûsâ ona selam verdi ve şöyle dedi: "Allah'ın sana öğrettiği ilimden, doğru yolu bulmama vesile olacak ve faydalanacağım bir ilmi bana öğretmen için sana tabi olmama izin verir misin?"

2284. Metin

قال له الخَضِر: إنك -يا موسى- لن تطيق أن تصبر على اتباعي وملازمتي.

Hızır ona şöyle dedi: "Ey Mûsâ! Doğrusu sen bana tabi olmaya ve benimle birlikte bulunmaya asla sabredemezsin."

2285. Metin

وكيف لك الصبر على ما سأفعله من أمور تخفى عليك مما علمنيه الله تعالى؟

"Allah Teâlâ'nın bana öğrettiği, senin ise mahiyetini bilmediğin işleri yaparken bunlara nasıl sabredeceksin?"

2286. Metin

قال له موسى: ستجدني إن شاء الله صابرًا على ما أراه منك، ولا أخالف لك أمرًا تأمرني به.

Mûsâ ona: "İnşallah benden göreceğin şeylerde beni sabırlı bulacaksın ve bana emrettiğin hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim." dedi.

2287. Metin

فوافق الخَضِر وقال له: فإنْ صاحَبتني فلا تسألني عن شيء تنكره، حتى أبيِّن لك من أمره ما خفي عليك دون سؤال منك.

Bunun üzerine Hızır kabul etti ve ona şöyle dedi: "Eğer bana arkadaşlık edeceksen, hoşuna gitmeyen bir durum hakkında, ben sana sormaksızın onun gizli kalan yönünü açıklayıncaya kadar bana hiçbir şey sorma."

2288. Metin

فانطلقا يمشيان على الساحل، فمرت بهما سفينة، فطلبا من أهلها أن يركبا معهم، فلما ركبا قَلَعَ الخَضِر لوحًا من السفينة فخرقها، فقال له موسى: أَخَرَقْتَ السفينة؛ لتُغرِق أهلَها، وقد حملونا بغير أجر؟ لقد فعلت أمرًا منكرًا.

Sahil boyunca yürümek üzere yola koyuldular. Yanlarından bir gemi geçti; gemi halkından kendilerini de bindirmelerini istediler. Bindiklerinde Hızır gemiden bir tahta söküp onu deldi. Mûsâ ona: "Bizi ücretsiz bindirmişlerken, içindekileri boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten çok çirkin bir iş yaptın!" dedi.

2289. Metin

قال له الخَضِر: لقد قلت لك من أول الأمر: إنك لن تستطيع الصبر على صحبتي.

Hızır ona: "Ben sana en baştan benim arkadaşlığıma asla sabredemeyeceğini söylememiş miydim?" dedi.

2290. Metin

قال موسى معتذرًا: لا تؤاخذني بنسياني شرطك عليَّ، ولا تكلفني مشقةً في تعلُّمي منك، وعاملني بيسر ورفق.

Mûsâ özür dileyerek: "Bana koştuğun şartı unutmam sebebiyle beni kınama, senden ilim öğrenmem hususunda bana zorluk çıkarma ve bana kolaylık ve yumuşaklıkla muamele et." dedi.

2291. Metin

فقبل الخَضِر عذره، ثم خرجا من السفينة، فبينما هما يمشيان على الساحل إذ أبصرا غلامًا يلعب مع الغلمان، فقتله الخَضِر، فأنكر موسى عليه وقال: كيف قتلت نفسًا طاهرة لم تبلغ حدَّ التكليف، ولم تقتل نفسًا، حتى تستحق القتل بها؟ لقد فَعَلْتَ أمرًا منكرًا عظيمًا.

Hızır onun mazeretini kabul etti. Sonra gemiden çıktılar. Sahilde yürüdükleri sırada diğer çocuklarla oynayan bir erkek çocuğu gördüler; Hızır onu öldürdü. Mûsâ bunu reddedip kınayarak: "Henüz mükellefiyet çağına gelmemiş, bir cana da kıymamış masum bir canı nasıl öldürürsün ki buna karşılık öldürülmeyi hak etmiş olsun? Doğrusu çok fena ve büyük bir iş yaptın!" dedi.

2292. Metin

قال الخَضِر لموسى معاتبًا ومذكرًا: ألم أقل لك إنك لن تستطيع معي صبرًا على ما ترى من أفعالي مما لم تحط به خُبْرًا؟

Hızır, Mûsâ'ya sitem ederek ve hatırlatarak: "Ben sana, iç yüzünü kavrayamadığın fiillerimi gördüğünde benimle birlikte olmaya asla sabredemeyeceğini söylememiş miydim?" dedi.

2293. Metin

قال موسى له: إن سألتك عن شيء بعد هذه المرة فاتركني ولا تصاحبني، قد بلغتَ العذر في شأني ولم تقصر؛ حيث أخبرتَني أني لن أستطيع معك صبرًا.

Mûsâ ona: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık beni bırak, bana arkadaşlık etme! Zira benimle sabredemeyeceğimi bana haber vererek benim hakkımda mazeret sınırına ulaştın ve hiçbir eksik bırakmadın." dedi.

2294. Metin

فذهب موسى والخَضِر حتى أتيا أهل قرية، فطلبا منهم طعامًا على سبيل الضيافة، فامتنع أهل القرية عن ضيافتهما، فوجدا فيها حائطًا مائلا يوشك أن يسقط، فعدَّل الخَضِر مَيْلَه حتى صار مستويًا، قال له موسى: لو شئت لأخذت على هذا العمل أجرًا تصرفه في تحصيل طعامنا حيث لم يضيفونا.

Mûsâ ile Hızır yola devam ettiler ve nihayet bir köy halkına vardılar. Onlardan misafirlik yoluyla yiyecek istediler; fakat köy halkı onları misafir etmekten kaçındı. Orada yıkılmak üzere olan eğrilmiş bir duvar buldular. Hızır onun eğriliğini düzeltip doğrulttu. Mûsâ ona: "İsteseydin bizi misafir etmedikleri için yiyeceğimizi temin edeceğin bir ücreti bu iş karşılığında alırdın." dedi.

2295. Metin

قال الخَضِر لموسى: هذا وقت الفراق بيني وبينك، سأخبرك بما أنكرت عليَّ من أفعالي التي فعلتها، والتي لم تستطع صبرًا على ترك السؤال عنها والإنكار عليَّ فيها.

Hızır Mûsâ'ya şöyle dedi: "İşte bu, benimle senin arandaki ayrılık vaktidir. Şimdi sana, yaptığım ve senin hakkında soru sormayı bırakmaya ve bana itiraz etmemeye sabredemediğin işlerimin iç yüzünü haber vereceğim."

2296. Metin

أما السفينة التي خرقتها فإنها كانت لأناس محتاجين -لا يملكون ما يكفيهم ويسد حاجتهم- يعملون في البحر عليها سعيًا وراء الرزق، فأردت أن أعيبها بذلك الخرق؛ لأن أمامهم ملكًا يأخذ كل سفينة صالحة غصبًا من أصحابها.

Deldiğim gemiye gelince; o, kendilerine yetecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak hiçbir şeyi olmayan, rızık arayışı içinde denizde onunla çalışan yoksul kimselere aitti. Ben o delikle onu kusurlu kılmak istedim; çünkü önlerinde sağlam olan her gemiyi sahiplerinden zorla gasbeden bir kral vardı.

2297. Metin

وأما الغلام الذي قتلته فكان في علم الله كافرًا، وكان أبوه وأمه مؤمِنَيْن، فخشينا لو بقي الغلام حيًا لَحمل والديه على الكفر والطغيان؛ لأجل محبتهما إياه أو للحاجة إليه.

Öldürdüğüm çocuğa gelince; o, Allah'ın ilminde kâfirdi, anne ve babası ise mümin kimselerdi. Bu çocuğun hayatta kalması halinde, ona duydukları sevgi yahut ona olan muhtaçlıkları sebebiyle anne babasını inkâra ve azgınlığa sürüklemesinden endişe ettik.

2298. Metin

فأردنا أن يُبْدِل الله أبويه بمن هو خير منه صلاحًا ودينًا وبرًا بهما.

Böylece Allah'ın, onun yerine anne babasına temizlik, dindarlık ve kendilerine iyilik yönünden ondan daha hayırlı bir evlat vermesini diledik.

2299. Metin

وأما الحائط الذي عدَّلتُ مَيْلَه حتى استوى فإنه كان لغلامين يتيمين في القرية التي فيها الجدار، وكان تحته كنز لهما من الذهب والفضة، وكان أبوهما رجلا صالحًا، فأراد ربك أن يكبَرا ويبلغا قوتهما، ويستخرجا كنزهما رحمة من ربك بهما، وما فعلتُ يا موسى جميع الذي رأيتَني فعلتُه عن أمري ومن تلقاء نفسي، وإنما فعلته عن أمر الله، ذلك الذي بَيَّنْتُ لك أسبابه هو عاقبة الأمور التي لم تستطع صبرًا على ترك السؤال عنها والإنكار عليَّ فيها.

Eğriliğini düzeltip doğrulttuğum duvara gelince; o, duvarın bulunduğu köydeki iki yetim erkek çocuğa aitti. Altında onlara ait altın ve gümüşten bir define vardı. Babaları da salih bir kimseydi. Rabbin, o ikisinin büyüyüp güçlü çağlarına ulaşmalarını ve Rabbinin bir rahmeti olarak definelerini çıkarmalarını diledi. Ey Mûsâ! Benim yaptığımı gördüğün bütün bu işleri kendi kararımla ve kendiliğimden yapmadım; aksine sadece Allah'ın emriyle yaptım. İşte sana sebeplerini açıkladığım bu hususlar, hakkında soru sormaktan ve bana itiraz etmekten kendini alıkoyamadığın işlerin nihai akıbetidir.

2300. Metin

ويسألك -أيها الرسول- هؤلاء المشركون من قومك عن خبر ذي القرنين الملك الصالح، قل لهم: سأقصُّ عليكم منه ذِكْرًا تتذكرونه، وتعتبرون به.

[Ey Peygamber!] Kavminden olan bu müşrikler sana salih bir hükümdar olan Zülkarneyn'in haberini soruyorlar. Onlara de ki: "Size ondan ibret alacağınız ve hatırlayacağınız bir haber okuyacağım."

2301. Metin

إنا مكَّنَّا له في الأرض، وآتيناه من كل شيء أسبابًا وطرقًا، يتوصل بها إلى ما يريد مِن فَتْح المدائن وقهر الأعداء وغير ذلك.

Şüphesiz biz onu yeryüzünde iktidar sahibi kıldık; şehirleri fethetmek, düşmanları kahretmek ve benzeri amaçladığı şeylere ulaşması için ona her şeyden vesileler ve yollar verdik.

2302. Metin

فأخذ بتلك الأسباب والطرق بجد واجتهاد.

O da bu vesile ve yollara ciddiyet ve gayretle sarıldı.

2303. Metin

حتى إذا وصل ذو القرنين إلى مغرب الشمس وجدها في مرأى العين كأنها تغرب في عين حارة ذات طين أسود، ووجد عند مغربها قومًا. قلنا: يا ذا القرنين إما أن تعذبهم بالقتل أو غيره، إن لم يقروا بتوحيد الله، وإما أن تحسن إليهم، فتعلمهم الهدى وتبصرهم الرشاد.

Nihayet Zülkarneyn güneşin battığı yere ulaştığında, gözün gördüğü kadarıyla onu sıcak ve siyah balçıklı bir pınarda batar gibi buldu. Batış yerinin yanında da bir topluluk buldu. Biz: "Ey Zülkarneyn! Eğer Allah'ın birliğini ikrar etmezlerse ya onları öldürmek veya başka yollarla cezalandırırsın ya da onlara güzellikle muamele edip doğru yolu öğretir ve doğruyu gösterirsin." dedik.

2304. Metin

قال ذو القرنين: أمَّا مَن ظلم نفسه منهم فكفر بربه، فسوف نعذبه في الدنيا، ثم يرجع إلى ربه، فيعذبه عذابًا عظيمًا في نار جهنم.

Zülkarneyn şöyle dedi: "Onlardan kim Rabbini inkâr ederek nefsine zulmederse, biz onu dünyada cezalandıracağız; sonra Rabbine döndürülecek ve O da onu cehennem ateşinde pek çetin bir azapla cezalandıracaktır."

2305. Metin

وأما مَن آمن منهم بربه فصدَّق به ووحَّده وعمل بطاعته فله الجنة ثوابًا من الله، وسنحسن إليه، ونلين له في القول ونيسِّر له المعاملة.

"Onlardan kim de Rabbine iman eder, O'nu tasdik edip birler ve O'na itaat doğrultusunda amel ederse, Allah katından bir mükâfat olarak onun için cennet vardır. Biz de ona iyilikle muamele edecek, tatlı söz söyleyecek ve işini kolaylaştıracağız."

2306. Metin

ثم رجع ذو القرنين إلى المشرق متبعًا الأسباب التي أعطاه الله إياها.

Sonra Zülkarneyn, Allah'ın kendisine bahşettiği sebepleri takip ederek doğuya doğru yöneldi.

2307. Metin

حتى إذا وصل إلى مطلع الشمس وجدها تطلع على قوم ليس لهم بناء يسترهم، ولا شجر يظلهم من الشمس.

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaştığında, onu kendilerini güneşten koruyacak ne bir binaları ne de gölgeleyecek bir ağaçları bulunmayan bir topluluk üzerine doğar buldu.

2308. Metin

كذلك وقد أحاط عِلْمُنا بما عنده من الخير والأسباب العظيمة، حيثما توجَّه وسار.

İşte böylece, yönelip gittiği her yerde onun yanındaki hayrı ve ulaştığı büyük imkânları ilmimiz bütünüyle kuşatmıştı.

2309. Metin

ثم سار ذو القرنين آخذًا بالطرق والأسباب التي منحناها إياه.

Sonra Zülkarneyn, kendisine bahşettiğimiz yol ve sebepleri izleyerek yürüyüşüne devam etti.

2310. Metin

حتى إذا وصل إلى ما بين الجبلين الحاجزين لما وراءهما، وجد من دونهما قومًا، لا يكادون يعرفون كلام غيرهم.

Nihayet arkalarındakileri engelleyen iki dağın arasına ulaştığında, bu iki dağın önünde başkalarının sözünü neredeyse hiç anlamayan bir topluluk buldu.

2311. Metin

قالوا يا ذا القرنين: إنَّ يأجوج ومأجوج -وهما أمَّتان عظيمتان من بني آدم- مفسدون في الأرض بإهلاك الحرث والنسل، فهل نجعل لك أجرًا، ونجمع لك مالا على أن تجعل بيننا وبينهم حاجزًا يحول بيننا وبينهم؟

Onlar: "Ey Zülkarneyn! Şüphesiz Ye'cûc ve Me'cûc -ki onlar Âdemoğullarından iki büyük topluluktur- ekini ve nesli yok ederek yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktadırlar. Bizimle onlar arasına bir set yapman karşılığında sana bir ücret belirleyip bir mal toplayalım mı?" dediler.

2312. Metin

قال ذو القرنين: ما أعطانيه ربي من الملك والتمكين خير لي مِن مالكم، فأعينوني بقوة منكم أجعل بينكم وبينهم سدًا.

Zülkarneyn: "Rabbimin bana verdiği mülk ve iktidar, sizin malınızdan daha hayırlıdır. Siz bana beden gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir set yapayım." dedi.

2313. Metin

أعطوني قطع الحديد، حتى إذا جاؤوا به ووضعوه وحاذوا به جانبي الجبلين، قال للعمال: أجِّجوا النار، حتى إذا صار الحديد كله نارًا، قال: أعطوني نحاسًا أُفرغه عليه.

"Bana demir kütleleri getirin." dedi. Nihayet demiri getirip yerleştirerek iki dağın arasını aynı hizaya getirdiklerinde işçilere: "Körükleyin!" dedi. Nihayet demir bütünüyle kor haline gelince: "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim." dedi.

2314. Metin

فما استطاعت يأجوج ومأجوج أن تصعد فوق السد؛ لارتفاعه وملاسته، وما استطاعوا أن ينقبوه من أسفله لبعد عرضه وقوته.

Böylece Ye'cûc ve Me'cûc, yüksekliği ve kayganlığı sebebiyle setin üzerine aşmaya güç yetiremediler; genişliği ve sağlamlığı sebebiyle de onu altından delmeye güçleri yetmedi.

2315. Metin

قال ذو القرنين: هذا الذي بنيته حاجزًا عن فساد يأجوج ومأجوج رحمة من ربي بالناس، فإذا جاء وعد ربي بخروج يأجوج ومأجوج جعله دكاء منهدمًا مستويًا بالأرض، وكان وعد ربي حقًّا.

Zülkarneyn şöyle dedi: "Ye'cûc ve Me'cûc'un bozgunculuğunu önlemek için inşa ettiğim bu set, Rabbimden insanlara bir rahmettir. Rabbimin Ye'cûc ve Me'cûc'un çıkışına dair vaadi geldiğinde, onu yerle bir edip dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi haktır."

2316. Metin

وتركنا يأجوج ومأجوج -يوم يأتيهم وَعْدُنا- يموج بعضهم في بعض مختلطين؛ لكثرتهم، ونفخ في «القرن» للبعث، فجمعنا الخلق جميعًا للحساب والجزاء.

Vaadimiz kendilerine geldiği gün, çokluklarından ötürü Ye'cûc ve Me'cûc'u birbirleri içinde dalgalanır ve birbirine karışır bir halde bıraktık. Yeniden diriliş için Sûr'a üflendi ve hesaba çekilip karşılıklarını almaları için bütün mahlukatı bir araya topladık.

2317. Metin

وعرضنا جهنم للكافرين، وأبرزناها لهم لنريهم سوء عاقبتهم.

Kötü akıbetlerini göstermek üzere cehennemi inkârcılara arz edip karşılarına çıkardık.

2318. Metin

الذين كانت أعينهم في الدنيا في غطاء عن ذكري فلا تبصر آياتي، وكانوا لا يطيقون سماع حججي الموصلة إلى الإيمان بي وبرسولي.

Onlar, dünyada gözleri beni anmaktan yana perdeli olup ayetlerimi görmeyen ve bana ve elçime imana ulaştıracak delillerimi dinlemeye tahammül edemeyen kimselerdi.

2319. Metin

أفظن الذين كفروا بي أن يتخذوا عبادي آلهة من غيري؛ ليكونوا أولياء لهم؟ إنا أعتدنا نار جهنم للكافرين منزلا.

Beni inkâr edenler, beni bırakıp kullarımı kendilerine dostlar ve ilahlar edinebileceklerini mi sandılar? Şüphesiz biz cehennem ateşini inkârcılara bir konak olarak hazırladık.

2320. Metin

قل -أيها الرسول- للناس محذرًا: هل نُخبركم بأخسر الناس أعمالا؟

[Ey Peygamber!] İnsanları uyararak de ki: "Amelleri bakımından en çok ziyana uğrayanları size haber verelim mi?"

2321. Metin

إنهم الذين ضلَّ عملهم في الحياة الدنيا -وهم مشركو قومك وغيرهم ممن ضلَّ سواء السبيل، فلم يكن على هدى ولا صواب- وهم يظنون أنهم محسنون في أعمالهم.

Onlar, dünya hayatındaki amelleri boşa gitmiş kimselerdir; onlar senin kavminin müşrikleri ve doğru yoldan sapıp hidayet ve doğruluk üzere bulunmayan kimselerdir. Kendilerinin ise güzel işler yaptıklarını zannederler.

2322. Metin

أولئك الأخسرون أعمالا هم الذين جحدوا بآيات ربهم وكذَّبوا بها، وأنكروا لقاءه يوم القيامة، فبطلت أعمالهم؛ بسبب كفرهم، فلا نقيم لهم يوم القيامة قدرًا.

Amelleri bakımından en çok ziyana uğrayan işte o kimseler, Rablerinin ayetlerini inkâr edip onları yalanlayan ve kıyamet günü O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. İnkârları sebebiyle onların amelleri boşa çıkmıştır; bu yüzden kıyamet günü onlar için hiçbir değer ve itibar gözetmeyiz.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.