2328. Metin
{كهيعص} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
{كهيعص} Hurûf-ı mukattaa (kesik harfler) hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
2329. Metin
هذا ذِكْر رحمة ربك عبده زكريا، سنقصه عليك، فإن في ذلك عبرة للمعتبرين.
Bu, Rabbinin kulu Zekeriyyâ'ya olan rahmetinin anılmasıdır. Onu sana anlatacağız; zira bunda ibret alanlar için büyük bir ibret vardır.
2330. Metin
إذ دعا ربه سرًا; ليكون أكمل وأتم إخلاصًا لله، وأرجى للإجابة.
Hani o, Allah'a karşı ihlası daha kamil ve tam olsun, kabul edilmeye de daha çok umut versin diye Rabbine gizlice dua etmişti.
2331. Metin
قال: رب إني كَبِرْتُ، وضعف عظمي، وانتشر الشيب في رأسي، ولم أكن من قبل محرومًا من إجابة الدعاء.
Şöyle demişti: "Rabbim! Doğrusu ben yaşlandım, kemiklerim zayıfladı, başım ak saçlarla kaplandı; daha önce de Sana yaptığım duaların cevabından hiç mahrum kalmadım."
2332. Metin
وإني خفت أقاربي وعصبتي مِن بعد موتي أن لا يقوموا بدينك حق القيام، ولا يدعوا عبادك إليك، وكانت زوجتي عاقرًا لا تلد، فارزقني مِن عندك ولدًا وارثًا ومعينًا.
"Doğrusu ben, vefatımdan sonra akrabalarımın ve yakınlarımın Senin dinini hakkıyla ayakta tutamayacaklarından, kullarını Sana çağırmayacaklarından korktum. Karım da kısırdır, doğurmaz. Katından bana [dinime] vâris ve yardımcı olacak bir çocuk bağışla."
2333. Metin
يرث نبوَّتي ونبوة آل يعقوب، واجعل هذا الولد مرضيًا منك ومن عبادك.
"Benim peygamberliğime ve Yâkub ailesinin peygamberliğine vâris olsun. Rabbim, bu çocuğu katından ve kulların tarafından razı olunan bir kimse kıl."
2334. Metin
يا زكريا إنَّا نبشرك بإجابة دعائك، قد وهبنا لك غلامًا اسمه يحيى، لم نُسَمِّ أحدًا قبله بهذا الاسم.
[Allah buyurdu ki]: "Ey Zekeriyyâ! Şüphesiz biz duanın kabul edildiğini sana müjdeliyoruz. Sana, adı Yahyâ olan bir oğul bahşettik; daha önce hiç kimseyi bu isimle isimlendirmedik."
2335. Metin
قال زكريا متعجبًا: ربِّ كيف يكون لي غلام، وكانت امرأتي عاقرًا لا تلد، وأنا قد بلغت النهاية في الكبر ورقة العظم؟
Zekeriyyâ şaşırarak dedi ki: "Rabbim! Karım kısır olup doğurmazken, ben de yaşlılıkta ve kemik zayıflığında son noktaya ulaşmışken benim nasıl bir oğlum olabilir?"
2336. Metin
قال المَلَك مجيبًا زكريا عمَّا تعجَّب منه: هكذا الأمر كما تقول مِن كون امرأتك عاقرًا، وبلوغك من الكبر عتيًا، ولكنَّ ربك قال: خَلْقُ يحيى على هذه الكيفية أمر سهل هيِّن عليَّ، ثم ذكر الله سبحانه لزكريا ما هو أعجب مما سأل عنه فقال: وقد خلقتك أنت من قبل يحيى، ولم تكُ شيئًا مذكورًا ولا موجودًا.
Melek, Zekeriyyâ'nın şaşırdığı hususa cevap vererek şöyle dedi: "Karının kısır olması ve senin de yaşlılıkta son sınıra ulaşmış olman, dediğin gibidir. Fakat Rabbin: 'Yahyâ'yı bu şekilde yaratmak bana pek kolay ve basittir' buyurdu." Sonra Allah Teâlâ, Zekeriyyâ'ya sorduğundan daha hayret verici olanı hatırlatarak şöyle buyurdu: "Daha önce Yahyâ'dan önce seni de yaratmıştım; oysa sen anılan veya var olan hiçbir şey değildin."
2337. Metin
قال زكريا زيادة في اطمئنانه: ربِّ اجعل لي علامة على تحقُّق ما بَشَّرَتْني به الملائكة، قال: علامتك أن لا تقدر على كلام الناس مدة ثلاث ليال وأيامها، وأنت صحيح معافى.
Zekeriyyâ, kalbinin daha da mutmain olması için: "Rabbim! Meleklerin bana müjdelediği şeyin gerçekleştiğine dair bana bir işaret ver" dedi. [Allah da] şöyle buyurdu: "Senin işaretin, sapasağlam ve afiyette olduğun halde insanlarla üç gece ve gündüzleri boyunca konuşamamandır."
2338. Metin
فخرج زكريا على قومه مِن مصلاه، وهو المكان الذي بُشِّر فيه بالولد، فأشار إليهم: أن سَبِّحوا الله صباحًا ومساءً شكرًا له تعالى.
Bunun üzerine Zekeriyyâ, çocukla müjdelendiği yer olan ibadet mahallinden kavminin karşısına çıktı ve onlara: "Yüce Allah'a şükür olarak sabah akşam O'nu tesbih edin" diye işaret etti.
2339. Metin
فلما ولد يحيى، وبلغ مبلغًا يفهم فيه الخطاب، أمره الله أن يأخذ التوراة بجدٍّ واجتهاد بقوله: يا يحيى خذ التوراة بجد واجتهاد بحفظ ألفاظها، وفهم معانيها، والعمل بها، وأعطيناه الحكمة وحسن الفهم، وهو صغير السن.
Yahyâ doğup hitabı anlayacak yaşa gelince Allah, Tevrat'ı ciddiyet ve gayretle ele almasını emrederek şöyle buyurdu: "Ey Yahyâ! Lafızlarını ezberleyerek, manalarını anlayarak ve onunla amel ederek Tevrat'ı ciddiyet ve gayretle tut!" Biz de ona henüz küçük yaştayken hikmet ve üstün bir anlayış verdik.
2340. Metin
وآتيناه رحمة ومحبة من عندنا وطهارة من الذنوب، وكان خائفًا مطيعًا لله تعالى، مؤديًا فرائضه، مجتنبًا محارمه.
Katımızdan ona bir merhamet, sevgi ve günahlardan arınmışlık verdik. O, Yüce Allah'tan korkan, O'na itaat eden, farzlarını yerine getiren ve haramlarından sakınan biriydi.
2341. Metin
وكان بارًّا بوالديه مطيعًا لهما، ولم يكن متكبرًا عن طاعة ربه، ولا عن طاعة والديه، ولا عاصيًا لربه، ولا لوالديه.
Anne babasına iyi davranan ve onlara itaat eden biriydi. Ne Rabbinin itaatine ne de anne babasının itaatine karşı kibirlenen biri değildi; Rabbine de anne babasına da asla isyan etmezdi.
2342. Metin
وسلام من الله على يحيى وأمان له يوم وُلِد، ويوم يموت، ويوم يُبعث مِن قبره حيًا.
Doğduğu gün, öleceği gün ve kabrinden diri olarak diriltileceği gün Yahyâ'ya Allah'tan selam ve emniyet olsun.
2343. Metin
واذكر - أيها الرسول - في هذا القرآن خبر مريم إذ تباعدت عن أهلها، فاتخذت لها مكانًا مما يلي الشرق عنهم.
[Ey Peygamber!] Bu Kur'an'da Meryem'in haberini de an; hani o, ailesinden uzaklaşıp onlara göre doğu tarafında bir yere çekilmişti.
2344. Metin
فجعلت مِن دون أهلها سترًا يسترها عنهم وعن الناس، فأرسلنا إليها الملَك جبريل، فتمثَّل لها في صورة إنسان تام الخَلْق.
Kendisini ailesinden ve insanlardan gizleyen bir perde edinmişti. Biz de ona melek Cebrail'i gönderdik; o da kusursuz bir insan suretinde ona göründü.
2345. Metin
قالت مريم له: إني أستجير بالرحمن منك أن تنالني بسوء إن كنت ممن يتقي الله.
Meryem ona: "Eğer Allah'tan sakınan biriysen, bana bir kötülük dokundurmandan Rahmân'a sığınırım" dedi.
2346. Metin
قال لها المَلَك: إنما أنا رسول ربك بعثني إليك؛ لأهب لك غلامًا طاهرًا من الذنوب.
Melek ona: "Ben ancak Rabbinin elçisiyim; sana günahlardan arınmış temiz bir erkek çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.
2347. Metin
قالت مريم للمَلَك: كيف يكون لي غلام، ولم يمسسني بشر بنكاحٍ حلال، ولم أكُ زانية؟
Meryem meleğe: "Bana helal bir nikâhla hiçbir insan dokunmamışken ve ben iffetsiz bir kadın da değilken nasıl bir oğlum olabilir?" dedi.
2348. Metin
قال لها المَلَك: هكذا الأمر كما تصفين من أنه لم يمسسك بشر، ولم تكوني بَغِيًّا، ولكن ربك قال: الأمر عليَّ سهل; وليكون هذا الغلام علامة للناس تدل على قدرة الله تعالى، ورحمة منَّا به وبوالدته وبالناس، وكان وجود عيسى على هذه الحالة قضاء سابقًا مقدَّرًا، مسطورًا في اللوح المحفوظ، فلا بد مِن نفوذه.
Melek ona şöyle dedi: "Sana hiçbir insanın dokunmadığı ve senin iffetsiz olmadığın, anlattığın gibidir. Fakat Rabbin: 'Bu iş bana kolaydır; o çocuğu insanlara Yüce Allah'ın kudretine delalet eden bir alamet, katımızdan ona, annesine ve insanlara bir rahmet kılacağız' buyurdu." İsa'nın bu halde var olması Levh-i Mahfuz'da yazılmış, takdir edilmiş geçmiş bir hükümdü; mutlaka gerçekleşecekti.
2349. Metin
فحملت مريم بالغلام بعد أن نفخ جبريل في جَيْب قميصها، فوصلت النفخة إلى رَحِمِها، فوقع الحمل بسبب ذلك، فتباعدت به إلى مكان بعيد عن الناس.
Bunun üzerine Cebrail'in elbisesinin yakasına üflemesiyle Meryem o oğlana hamile kaldı; bu üfleme onun rahmine ulaştı ve böylece hamilelik gerçekleşti. Bununla insanlardan uzak bir yere çekildi.
2350. Metin
فألجأها طَلْقُ الحمل إلى جذع النخلة فقالت: يا ليتني متُّ قبل هذا اليوم، وكنت شيئًا لا يُعْرَف، ولا يُذْكَر، ولا يُدْرَى مَن أنا؟
Doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine sığınmak zorunda bıraktı. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de tanınmayan, anılmayan ve kim olduğum bilinmeyen biri olsaydım!"
2351. Metin
فناداها جبريل أو عيسى: أن لا تَحزني، قد جعل ربك تحتك جَدْول ماء.
Cebrail veya İsa ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt yanında bir su arkı var etti."
2352. Metin
وحَرِّكي جذع النخلة تُسَاقِطْ عليك رطبًا غَضًّا جُنِيَ مِن ساعته.
"Hurma ağacının gövdesini kendine doğru salla, üzerine o anda toplanmış taze olgun hurmalar dökülsün."
2353. Metin
فكلي من الرطب، واشربي من الماء وطيبي نفسًا بالمولود، فإن رأيت من الناس أحدًا فسألك عن أمرك فقولي له: إني أَوْجَبْتُ على نفسي لله سكوتًا، فلن أكلم اليوم أحدًا من الناس. والسكوت كان تعبدًا في شرعهم، دون شريعة محمد ﷺ.
"Hurmadan ye, sudan iç ve çocukla gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görür de durumunu sorarsa ona de ki: 'Ben Rahmân olan Allah için susmayı adadım; bu yüzden bugün insanlardan hiç kimseyle konuşmayacağım.'" Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in şeriatının aksine, susmak onların şeriatında bir ibadetti.
2354. Metin
فأتت مريم قومها تحمل مولودها من المكان البعيد، فلما رأوها كذلك قالوا لها: يا مريم لقد جئت أمرًا عظيمًا مفترى.
Meryem, bebeğini o uzak yerden kucağında taşıyarak kavmine getirdi. Onu bu halde gördüklerinde: "Ey Meryem! Gerçekten sen çok çirkin ve uydurulmuş büyük bir iş yaptın!" dediler.
2355. Metin
يا أخت الرجل الصالح هارون ما كان أبوك رجل سوء يأتي الفواحش، وما كانت أمك امرأة سوء تأتي البِغاء.
"Ey sâlih adam Harun'un kız kardeşi! Senin baban hayasızlıklar işleyen kötü bir adam değildi, annen de iffetsizlik yapan kötü bir kadın değildi."
2356. Metin
فأشارت مريم إلى مولودها عيسى ليسألوه ويكلموه، فقالوا منكرين عليها: كيف نكلم مَن لا يزال في مهده طفلا رضيعًا؟
Bunun üzerine Meryem, sorsunlar ve konuşsunlar diye bebeği İsa'yı işaret etti. Onlar bunu reddederek: "Henüz beşikte emzikteki bir bebek olan kimseyle nasıl konuşuruz?" dediler.
2357. Metin
قال عيسى وهو في مهده يرضع: إني عبد الله، قضى بإعطائي الكتاب، وهو الإنجيل، وجعلني نبيًا.
İsa beşikte emzirilirken şöyle dedi: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana İncil olan Kitab'ı vermeyi hükmetti ve beni peygamber kıldı."
2358. Metin
وجعلني عظيم الخير والنفع حيثما وُجِدْتُ، وأوصاني بالمحافظة على الصلاة وإيتاء الزكاة ما بقيت حيًا.
"Nerede bulunursam bulunayım beni hayrı ve faydası çok olan birisi kıldı; yaşadığım sürece bana namaz kılmayı ve zekat vermeyi emretti."
2359. Metin
وجعلني بارًّا بوالدتي، ولم يجعلني متكبرًا ولا شقيًا، عاصيًا لربي.
"Beni anneme iyi davranan biri kıldı; Rabbime isyan eden bir zorba ve bedbaht kılmadı."
2360. Metin
والسلامة والأمان عليَّ من الله يوم وُلِدْتُ، ويوم أموت، ويوم أُبعث حيًا يوم القيامة.
"Doğduğum gün, öleceğim gün ve Kıyamet Günü diri olarak diriltileceğim gün Allah'tan üzerime selamet ve emniyet olsun."
2361. Metin
ذلك الذي قصصنا عليك - أيها الرسول - صفتَه وخبرَه هو عيسى ابن مريم، مِن غير شك ولا مرية، بل هو قولُ الحق الذي شك فيه اليهود والنصارى.
İşte [Ey Peygamber!] Sana vasfını ve haberini anlattığımız kimse, Yahudilerin ve Hristiyanların hakkında şüpheye düştükleri, hiçbir şüphe ve tereddüt olmaksızın hakkın ta kendisi olan sözle Meryem oğlu İsa'dır.
2362. Metin
ما كان لله تعالى ولا يليق به أن يتخذ مِن عباده وخَلْقه ولدًا، تنزَّه وتقدَّس عن ذلك، إذا قضى أمرًا من الأمور وأراده، صغيرًا أو كبيرًا، لم يمتنع عليه، وإنما يقول له: «كن» ، فيكون كما شاءه وأراده.
Kullarından ve yarattıklarından çocuk edinmek Yüce Allah'a asla yakışmaz; O bundan münezzeh ve yücedir. Küçük veya büyük bir işin olmasını hükmedip dilediğinde, hiçbir şey O'na engel olamaz; O sadece ona "Ol" der, o da O'nun dilediği ve murat ettiği gibi hemen oluverir.
2363. Metin
وقال عيسى لقومه: وإن الله الذي أدعوكم إليه هو وحده ربي وربكم فاعبدوه وحده لا شريك له، فأنا وأنتم سواء في العبودية والخضوع له، هذا هو الطريق الذي لا اعوجاج فيه.
İsa kavmine şöyle dedi: "Benim sizi davet ettiğim Allah, yalnızca benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde hiçbir ortağı olmaksızın yalnız O'na kulluk edin. Ben de siz de O'na kullukta ve boyun eğmede eşitiz. İşte dosdoğru, hiçbir eğriliği olmayan yol budur."
2364. Metin
فاختلفت الفِرَق من أهل الكتاب فيما بينهم في أمر عيسى ﵇، فمنهم غال فيه وهم النصارى، فمنهم من قال: هو الله، ومنهم من قال: هو ابن الله، ومنهم من قال: ثالث ثلاثة - تعالى الله عما يقولون -، ومنهم جافٍ عنه وهم اليهود، قالوا: ساحر، وقالوا: ابن يوسف النجار، فهلاك للذين كفروا مِن شهود يوم عظيم الهول، وهو يوم القيامة.
Ehl-i Kitap fırkaları kendi aralarında İsa aleyhisselâm'ın durumu hakkında ihtilafa düştüler. Onlardan kimisi aşırıya gitti ki bunlar Hristiyanlardır; bazısı: "O Allah'tır" dedi, bazısı: "O Allah'ın oğludur" dedi, bazısı da: "Üçün üçüncüsüdür" dedi -Allah onların dediklerinden çok yücedir-. Onlardan kimisi de onun hakkında haddi aşıp haksızlık etti ki bunlar Yahudilerdir; "O bir büyücüdür" dediler ve "Neccâr Yûsuf'un oğludur" dediler. Dehşeti büyük olan o güne, yani Kıyamet Günü'ne şahit olmaktan dolayı inkâr edenlerin vay haline!
2365. Metin
ما أشدَّ سمعَهم وبصرهم يوم القيامة، يوم يَقْدُمون على الله، حين لا ينفعهم ذلك!! لكنِ الظالمون اليوم في هذه الدنيا في ذهابٍ بيِّنٍ عن الحق.
Bunun kendilerine fayda vermeyeceği Kıyamet Günü'nde, Allah'ın huzuruna geldiklerinde onların işitmeleri ve görmeleri ne kadar da keskindir!! Fakat o zalimler bugün bu dünyada haktan apaçık bir sapış içindedirler.
2366. Metin
وأنذر - أيها الرسول - الناس يوم الندامة حين يُقضى الأمر، ويُجَاءُ بالموت كأنَّه كبش أملح، فيُذْبَح، ويُفصل بين الخلق، فيصير أهل الإيمان إلى الجنة، وأهل الكفر إلى النار، وهم اليوم في هذه الدنيا في غفلة عمَّا أُنذروا به، فهم لا يصدقون، ولا يعملون العمل الصالح.
[Ey Peygamber!] Hükmün verileceği, ölümün alaca bir koç suretinde getirilip boğazlanacağı, yaratılanlar arasında ayrım yapılıp iman ehlinin Cennet'e, küfür ehlinin ise Cehennem'e gideceği o pişmanlık günüyle insanları uyar. Onlar bugün bu dünyada kendilerine yapılan bu uyarıdan gaflet içindedirler; bu yüzden tasdik etmiyor ve salih amel işlemiyorlar.
2367. Metin
إنا نحن الوارثون للأرض ومَن عليها بفنائهم وبقائنا بعدهم وحُكْمنا فيهم، وإلينا مصيرهم وحسابهم، فنجازيهم على أعمالهم.
Onların yok olmasıyla, onlardan sonra bizim bâki kalmamızla ve aralarındaki hükmümüzle yeryüzüne ve üzerindekilere şüphesiz sadece biz vâris olacağız. Dönüşleri ve hesapları ancak bizedir; biz de onları amellerine göre cezalandırıp mükâfatlandıracağız.
2368. Metin
واذكر - أيها الرسول - لقومك في هذا القرآن قصة إبراهيم ﵇ إنه كان عظيم الصدق، ومِن أرفع أنبياء الله تعالى منزلة.
[Ey Peygamber!] Bu Kur'an'da kavmine İbrahim aleyhisselâm'ın kıssasını da anlat. Şüphesiz o, doğruluğu pek yüce olan ve Yüce Allah'ın peygamberleri arasında mertebesi en yüksek olanlardandı.
2369. Metin
إذ قال لأبيه آزر: يا أبت لأي شيء تعبد من الأصنام ما لا يسمع ولا يبصر، ولا يدفع عنك شيئًا من دون الله؟
Hani o, babası Âzer'e şöyle demişti: "Babacığım! Niçin işitmeyen, görmeyen ve Allah'a karşı sana hiçbir fayda sağlayamayan putlara tapıyorsun?"
2370. Metin
يا أبت، إن الله أعطاني من العلم ما لم يعطك، فاقبل مني، واتبعني إلى ما أدعوك إليه، أرشدك إلى الطريق السوي الذي لا تضلُّ فيه.
"Babacığım! Şüphesiz Allah bana, sana vermediği bir ilim verdi. Öyleyse beni dinle ve seni davet ettiğim şeye uy ki, seni asla sapmayacağın dosdoğru yola ileteyim."
2371. Metin
يا أبت، لا تطع الشيطان فتعبد هذه الأصنام; إن الشيطان كان للرحمن مخالفًا مستكبرًا عن طاعة الله.
"Babacığım! Şeytana itaat edip bu putlara tapma; çünkü şeytan, Rahmân'a karşı gelen ve Allah'a itaatten kibirlenip kaçınan biriydi."
2372. Metin
يا أبت، إني أخاف أن تموت على كفرك، فيمَسَّك عذاب من الرحمن، فتكون للشيطان قرينًا في النار.
"Babacığım! Doğrusu ben, küfrün üzere ölürsün de sana Rahmân'dan bir azap dokunur, böylece ateşte şeytanın yoldaşı olursun diye korkuyorum."
2373. Metin
قال أبو إبراهيم لابنه: أمعرض أنت عن عبادة آلهتي يا إبراهيم؟ لئن لم تنته عن سَبِّها لأقتلنَّك رميًا بالحجارة، واذهب عني فلا تلقني، ولا تكلمني زمانًا طويلا من الدهر.
İbrahim'in babası oğluna: "Ey İbrahim! Sen benim ilahlarıma tapmaktan yüz mü çeviriyorsun? Eğer onları yermeyi bırakmazsan seni mutlaka taşlayarak öldürürüm. Benden uzaklaş; uzun bir süre benimle karşılaşma ve benimle konuşma!" dedi.
2374. Metin
قال إبراهيم لأبيه: سلام عليك مني فلا ينالك مني ما تكره، وسوف أدعو الله لك بالهداية والمغفرة. إن ربي كان رحيمًا رؤوفًا بحالي يجيبني إذا دعوته.
İbrahim babasına şöyle dedi: "Benden sana selamet olsun; benden sana hoşlanmayacağın hiçbir şey ulaşmayacaktır. Senin için Allah'tan hidayet ve mağfiret dileyeceğim. Şüphesiz Rabbim benim durumuma karşı çok merhametli ve lütufkârdır; O'na dua ettiğimde bana icabet eder."
2375. Metin
وأفارقكم وآلهتكم التي تعبدونها من دون الله، وأدعو ربي مخلصًا، عسى أن لا أشقى بدعاء ربي، فلا يعطيني ما أسأله.
"Sizden ve Allah'tan başka taptığınız ilahlarınızdan ayrılıyorum. İhlasla Rabbime dua ediyorum; umulur ki Rabbime dua etmekle bedbaht olmam, dilediğim şeyden beni mahrum bırakmaz."
2376. Metin
فلما فارقهم وآلهتهم التي يعبدونها من دون الله رزقناه من الولد: إسحاق، ويعقوب بن إسحاق، وجعلناهما نبيَّين.
Onlardan ve Allah'tan başka taptıkları ilahlarından ayrılınca, ona çocuk olarak İshak'ı ve İshak'ın oğlu Yâkub'u bahşettik; her ikisini de peygamber yaptık.
2377. Metin
ووهبنا لهم جميعا من رحمتنا فضلا لا يحصى، وجعلنا لهم ذكرًا حسنًا، وثناءً جميلا باقيًا في الناس.
Onların hepsine rahmetimizden sayılamayacak bir lütufta bulunduk; insanlar arasında onlar için güzel bir anılma ve kalıcı hoş bir övgü var ettik.
2378. Metin
واذكر - أيها الرسول - في القرآن قصة موسى ﵇ إنه كان مصطفى مختارًا، وكان رسولا نبيًا مِن أولي العزم من الرسل.
[Ey Peygamber!] Kur'an'da Mûsâ aleyhisselâm'ın kıssasını da anlat. Şüphesiz o, seçkin kılınmış biriydi; azim sahibi peygamberlerden bir elçi ve bir nebi idi.
2379. Metin
ونادينا موسى من ناحية جبل طور «سيناء» اليمنى من موسى، وقرَّبناه فشرَّفناه بمناجاتنا له. وفي هذا إثبات صفة الكلام لله - تعالى - كما يليق بجلاله وكماله.
Mûsâ'ya Tûr-i Sînâ dağının Mûsâ'ya göre sağ tarafından seslendik ve onunla hususi olarak konuşmak suretiyle kendisini yaklaştırıp şereflendirdik. Bunda, Yüce Allah'ın celâline ve kemâline yaraşır şekilde kelâm sıfatının ispatı vardır.
2380. Metin
ووهبنا لموسى من رحمتنا أخاه هارون نبيًا يؤيده ويؤازره.
Rahmetimizden Mûsâ'ya, kendisini destekleyip güçlendirecek bir peygamber olarak kardeşi Hârûn'u bağışladık.
2381. Metin
واذكر - أيها الرسول - في هذا القرآن خبر إسماعيل ﵇، إنه كان صادقًا في وعده فلم يَعِد شيئًا إلا وفَّى به، وكان رسولا نبيًا.
[Ey Peygamber!] Bu Kur'an'da İsmâil aleyhisselâm'ın haberini de anlat. Şüphesiz o, sözüne sadıktı; ne söz verdiyse mutlaka yerine getirirdi ve o bir elçi, bir nebi idi.
2382. Metin
وكان يأمر أهله بإقام الصلاة وإيتاء الزكاة، وكان عند ربه ﷿ مرضيًا عنه.
Ailesine namazı kılmayı ve zekâtı vermeyi emrederdi; Rabbi azze ve celle katında da rızasına erdirilmişti.
2383. Metin
واذكر - أيها الرسول - في هذا القرآن خبر إدريس ﵇، إنه كان عظيم الصدق في قوله وعمله، نبيًا يوحى إليه.
[Ey Peygamber!] Bu Kur'an'da İdrîs aleyhisselâm'ın haberini de anlat. Şüphesiz o, sözünde ve amelinde doğruluğu pek yüce olan, kendisine vahiy gelen bir nebi idi.
2384. Metin
ورفَعْنا ذِكْره في العالمين، ومنزلته بين المقربين، فكان عالي الذكر، عالي المنزلة.
Âlemler içinde onun adını ve [bize] yakın kılınanlar arasındaki makamını yükselttik; böylece o, şanı yüce ve mertebesi yüksek biri oldu.
2385. Metin
هؤلاء الذين قصصتُ عليك خبرهم أيها الرسول، هم الذين أنعم الله عليهم بفضله وتوفيقه، فجعلهم أنبياء من ذرية آدم، ومِن ذرية مَن حملنا مع نوح في السفينة، ومن ذرية إبراهيم، ومن ذرية يعقوب، وممَّن هدينا للإيمان واصطفينا للرسالة والنبُوَّة، إذا تتلى عليهم آيات الرحمن المتضمنة لتوحيده وحججه خرُّوا ساجدين لله خضوعًا، واستكانة، وبكَوْا من خشيته ﷾.
Ey Peygamber! Sana haberlerini anlattığım bu kimseler, Allah'ın lütuf ve tevfikiyle kendilerine nimet verdiği; Âdem'in soyundan, Nûh ile birlikte gemide taşıdıklarımızın soyundan, İbrâhim'in soyundan ve Yâkub'un soyundan gelen, imana ilettiğimiz, elçilik ve peygamberlik için seçtiğimiz peygamberlerdir. Onlara Rahmân'ın tevhidini ve delillerini içeren ayetleri okunduğunda boyun eğip tevazu göstererek Allah'a secdeye kapanırlar ve O'nun celle celâluhû korkusundan ağlarlardı.
2386. Metin
فأتى مِن بعد هؤلاء المنعَم عليهم أتباع سَوْء تركوا الصلاة كلها، أو فوتوا وقتها، أو تركوا أركانها وواجباتها، واتبعوا ما يوافق شهواتهم ويلائمها، فسوف يلقون شرًا وضلالا وخيبة في جهنم.
Kendilerine nimet verilen bu kimselerin ardından, namazı bütünüyle terk eden veya vaktini geçiren yahut rükünlerini ve vaciplerini bırakan ve nefislerinin arzularına uyup peşinden giden kötü bir nesil geldi. Onlar cehennemde şerle, sapıklıkla ve hüsranla karşılaşacaklardır.
2387. Metin
لكن مَن تاب منهم مِن ذنبه وآمن بربه وعمل صالحًا تصديقًا لتوبته، فأولئك يقبل الله توبتهم، ويدخلون الجنة مع المؤمنين ولا يُنقَصون شيئًا من أعمالهم الصالحة.
Ancak onlardan günahından tövbe eden, Rabbine iman eden ve tövbesini tasdik etmek üzere salih amel işleyen kimseler müstesnadır. İşte onların Allah tövbelerini kabul eder; onlar müminlerle birlikte cennete girerler ve salih amellerinden hiçbir şey eksiltilmez.
2388. Metin
جنات خلد وإقامة دائمة، وهي التي وعد الرحمن بها عباده بالغيب فآمَنوا بها ولم يروها، إن وعد الله لعباده بهذه الجنة آتٍ لا محالة.
[O cennetler] ebediyet ve kalıcı ikamet bahçeleridir. Rahmân'ın kullarına gayba dair vaad ettiği ve onların da görmeden iman ettikleri cennetlerdir. Şüphesiz Allah'ın kullarına olan bu cennet vaadi mutlaka gerçekleşecektir.
2389. Metin
لا يسمع أهل الجنة فيها كلامًا باطلا لكن يسمعون سلاما تحية لهم، ولهم رزقهم فيها من الطعام والشراب دائمًا، كلما شاؤوا صباحا ومساء، فهو غير محصور ولا محدد.
Cennet ehli orada hiçbir boş söz işitmez; ancak kendilerine bir esenlik dileği olarak selâm işitirler. Orada yiyecek ve içecekten rızıkları, sabah ve akşam ne zaman dilerlerse sürekli olarak vardır; o rızık sınırlı ve kısıtlı değildir.
2390. Metin
تلك الجنة الموصوفة بتلك الصفات، هي التي نورثها ونعطيها عبادنا المتقين لنا، بامتثال أوامرنا واجتناب نواهينا.
Bu niteliklerle anlatılan cennet, emirlerimizi yerine getirip yasaklarımızdan kaçınarak bize karşı takvalı davranan kullarımıza miras bırakacağımız ve vereceğimiz cennettir.
2391. Metin
وقل - يا جبريل - لمحمد: وما نتنزل - نحن الملائكة - من السماء إلى الأرض إلا بأمر ربك لنا، له ما بين أيدينا مما يستقبل من أمر الآخرة، وما خلفنا مما مضى من الدنيا، وما بين الدنيا والآخرة، فله الأمر كله في الزمان والمكان، وما كان ربك ناسيًا لشيء من الأشياء.
[Ey Cebrail!] Muhammed'e şöyle de: "Biz melekler, gökten yere ancak Rabbinin bize emriyle ineriz. Önümüzde bizi bekleyen âhiret işleri, arkamızda kalan geçmiş dünya işleri ve dünya ile âhiret arasındaki her şey O'nundur. Zaman ve mekânda bütün emir ve tasarruf O'na aittir. Rabbin hiçbir şeyi unutucu değildir."
2392. Metin
فهو الله رب السموات والأرض وما بينهما، ومالك ذلك كله وخالقه ومدبره، فاعبده وحده - أيها النبي - واصبر على طاعته أنت ومَن تبعك، ليس كمثله شيء في ذاته وأسمائه وصفاته وأفعاله.
O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, bütün bunların mâliki, yaratıcısı ve idarecisi olan Allah'tır. [Ey Peygamber!] Yalnızca O'na ibadet et; sen ve sana uyanlar O'na itaat etmekte sabır ve sebat gösterin. Zâtında, isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde O'nun benzeri hiçbir şey yoktur.
2393. Metin
ويقول الإنسان الكافر منكرًا للبعث بعد الموت: أإذا ما مِتُّ وفَنِيتُ لسوف أُخرَج من قبري حيًا؟!
İnkârcı insan, ölümden sonra dirilmeyi inkâr ederek şöyle der: "Ben ölüp yok olduğum zaman gerçekten kabrimden diri olarak mı çıkarılacağım?!"
2394. Metin
كيف نسي هذا الإنسان الكافر نفسه؟ أولا يَذْكُر أنا خلقناه أول مرة، ولم يكُ شيئًا موجودًا؟
Bu inkârcı insan kendisini nasıl unuttu? Daha önce hiçbir şey değilken kendisini ilk defa yarattığımızı hiç düşünmez mi?
2395. Metin
فوربك - أيها الرسول - لنجمعن هؤلاء المنكرين للبعث يوم القيامة مع الشياطين، ثم لنأتين بهم أجمعين حول جهنم باركين على رُكَبهم; لشدة ما هم فيه من الهول، لا يقدرون على القيام.
[Ey Peygamber!] Rabbine andolsun ki, dirilişi inkâr eden bu kimseleri kıyamet gününde şeytanlarla birlikte mutlaka toplayacağız; sonra onları, içinde bulundukları dehşetin şiddetinden dolayı ayakta duramayacak halde, diz üstü çökmüş olarak cehennemin çevresine getireceğiz.
2396. Metin
ثم لنأخذنَّ مِن كل طائفة أشدَّهم تمردًا وعصيانًا لله، فنبدأ بعذابهم.
Sonra her gruptan, Allah'a karşı azgınlık ve isyanda en ileri gidenlerini çekip alacağız ve azaplarına onlardan başlayacağız.
2397. Metin
ثم لنحن أعلم بالذين هم أَوْلى بدخول النار ومقاساة حرها.
Sonra ateşe girmeye ve onun hararetini çekmeye en lâyık olanları elbette en iyi biz biliriz.
2398. Metin
وما منكم - أيها الناس - أحد إلا وارد النار بالمرور على الصراط المنصوب على متن جهنم، كل بحسب عمله، كان ذلك أمرًا محتومًا، قضى الله - سبحانه - وحكم أنه لا بد من وقوعه لا محالة.
[Ey insanlar!] Cehennemin üzerine kurulmuş sırat üzerinden -herkes ameline göre- geçerek oraya uğramayacak hiçbiriniz yoktur. Bu, Allah Subhânehû'nün kesinleşmiş ve mutlaka vuku bulmasını hükmettiği kesin bir emirdir.
2399. Metin
ثم ننجي الذين اتقوا ربهم بطاعته والبعد عن معصيته، ونترك الظالمين لأنفسهم بالكفر بالله في النار باركين على رُكَبهم.
Sonra O'na itaat edip isyanından uzak durarak Rablerine karşı takvalı olanları kurtarır; Allah'ı inkâr ederek kendilerine zulmedenleri ise diz üstü çökmüş vaziyette ateşte bırakırız.
2400. Metin
وإذا تتلى على الناس آياتنا المنزلات الواضحات قال الكفار بالله للمؤمنين به: أيُّ الفريقين منَّا ومنكم أفضل منزلا وأحسن مجلسًا؟
İnsanlara indirilen apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, Allah'ı inkâr edenler O'na iman edenlere: "İki fırkadan (bizden ve sizden) hangisinin makamı daha üstün, meclisi daha güzeldir?" derler.
2401. Metin
وكثيرًا أهلكنا قبل كفار قومك - أيها الرسول - من الأمم كانوا أحسن متاعًا منهم وأجمل منظرًا.
[Ey Peygamber!] Kavminin kâfirlerinden önce de mal ve mülk bakımından onlardan daha iyi, görünüşçe daha güzel nice nesilleri helâk ettik.
2402. Metin
قل - أيها الرسول - لهم: من كان ضالا عن الحق غير متبع طريق الهدى، فالله يمهله ويملي له في ضلاله، حتى إذا رأى - يقينا - ما توعَّده الله به: إما العذاب العاجل في الدنيا، وإما قيام الساعة، فسيعلم - حينئذ - مَن هو شر مكانًا ومستقرًا، وأضعف قوة وجندًا.
[Ey Peygamber!] Onlara de ki: "Kim haktan sapmış ve hidayet yoluna uymamışsa, Allah ona mühlet verir ve sapıklığında debelenmesine imkân tanır. Nihayet Allah'ın kendilerine vadettiği şeyi -ister dünyadaki peşin azap olsun, ister kıyametin kopması olsun- kesin olarak gördüklerinde, mekân ve yurtça kimin daha kötü, güç ve taraftar bakımından kimin daha zayıf olduğunu o zaman bileceklerdir."
2403. Metin
ويزيد الله عباده الذين اهتدوا لدينه هدى على هداهم بما يتجدد لهم من الإيمان بفرائض الله، والعمل بها. والأعمالُ الباقيات الصالحات خير ثوابًا عند الله في الآخرة، وخير مرجعًا وعاقبة.
Allah, dinine hidayet bulan kullarına, Allah'ın farzlarına yeniden iman etmeleri ve onları yerine getirmeleri sebebiyle hidayet üstüne hidayet artırır. Kalıcı salih ameller ise âhirette Allah katında sevapça daha hayırlı, varılacak yer ve akıbetçe daha güzeldir.
2404. Metin
أعَلِمْت - أيها الرسول - وعجبت من هذا الكافر «العاص بن وائل» وأمثاله؟ إذ كفر بآيات الله وكذَّب بها وقال: لأعطينَّ في الآخرة أموالا وأولادًا.
[Ey Peygamber!] Bu kâfirin (Âs b. Vâil) ve benzerlerinin durumunu bilip şaştın mı? Zira o, Allah'ın ayetlerini inkâr edip yalanladı ve: "Bana âhirette mutlaka mal ve evlat verilecektir" dedi.
2405. Metin
أطَّلَع الغيب، فرأى أن له مالا وولدًا، أم له عند الله عهد بذلك؟
O gayba muttali olup mal ve evladı olacağını mı gördü, yoksa Allah katından buna dair bir söz mü aldı?
2406. Metin
ليس الأمر كما يزعم ذلك الكافر، فلا علم له ولا عهد عنده، سنكتب ما يقول مِن كذب وافتراء على الله، ونزيده في الآخرة من أنواع العقوبات، كما ازداد من الغيِّ والضلال.
Durum o kâfirin iddia ettiği gibi değildir; onun ne bir ilmi ne de yanında bir söz vardır. Allah'a yalan ve iftira olarak söylediği sözleri yazacağız ve azgınlık ile sapıklığını artırdığı gibi âhirette de onun azap çeşitlerini artıracağız.
2407. Metin
ونرثه مالَه وولده، ويأتينا يوم القيامة فردًا وحده، لا مال معه ولا ولد.
Malına ve evladına biz vâris olacağız; o ise kıyamet günü yanımızda ne bir mal ne de bir evlat olmaksızın yapayalnız, tek başına gelecektir.
2408. Metin
واتخذ المشركون آلهة يعبدونها من دون الله; لتنصرهم، ويعتزوا بها.
Müşrikler, kendilerine yardım etsinler ve kendileriyle izzet bulsunlar diye Allah'tan başka ilahlar edindiler.
2409. Metin
ليس الأمر كما يزعمون، لن تكون لهم الآلهة عزًا، بل ستكفر هذه الآلهة في الآخرة بعبادتهم لها، وتكون عليهم أعوانًا في خصومتهم وتكذيبهم بخلاف ما ظنوه فيها.
Durum iddia ettikleri gibi değildir; o ilahlar onlar için bir izzet vesilesi olmayacaktır. Aksine o ilahlar âhirette kendilerine tapılmasını inkâr edecek ve onların zannettiğinin aksine husumetlerinde ve yalanlanmalarında onların aleyhine yardımcılar olacaklardır.
2410. Metin
ألم تر - أيها الرسول - أنَّا سلَّطْنا الشياطين على الكافرين بالله ورسله; لتغويهم، وتدفعهم عن الطاعة إلى المعصية؟
[Ey Peygamber!] Görmedin mi ki biz, şeytanları Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenlerin üzerine, onları saptırsınlar ve itaatten uzaklaştırıp isyana sürüklesinler diye musallat ettik?
2411. Metin
فلا تستعجل - أيها الرسول - بطلب العذاب على هؤلاء الكافرين، إنما نحصي أعمارهم وأعمالهم إحصاءً لا تفريط فيه ولا تأخير.
[Ey Peygamber!] Bu kâfirlere azabın gelmesini istemekte acele etme. Biz onların ömürlerini ve amellerini hiçbir ihmal ve gecikme olmaksızın tek tek sayıp tespit ediyoruz.
2412. Metin
يوم نجمع المتقين إلى ربهم الرحيم بهم وفودًا مكرمين. ونسوق الكافرين بالله سوقًا شديدًا إلى النار مشاة عِطاشًا.
Takva sahiplerini kendilerine çok merhametli olan Rablerinin huzuruna ikram görmüş heyetler halinde toplayacağımız gün; Allah'ı inkâr edenleri ise susuz ve yaya olarak şiddetle cehenneme süreceğiz.
2413. Metin
لا يملك هؤلاء الكفار الشفاعة لأحد، إنما يملكها مَنِ اتخذ عند الرحمن عهدًا بذلك، وهم المؤمنون بالله ورسله.
Bu kâfirler hiç kimse için şefaate mâlik olamazlar. Şefaate ancak Rahmân'ın katında buna dair bir ahit almış olanlar mâliktir ki onlar da Allah'a ve elçilerine iman edenlerdir.
2414. Metin
وقال هؤلاء الكفار: اتخذ الرحمن ولدًا.
Bu kâfirler: "Rahmân çocuk edindi" dediler.
2415. Metin
لقد جئتم - أيها القائلون - بهذه المقالة شيئا عظيمًا منكرًا.
[Ey bunu söyleyenler!] Andolsun ki siz pek çirkin ve korkunç bir iddiada bulundunuz.
2416. Metin
تكاد السموات يتشقَّقْنَ مِن فظاعة ذلكم القول، وتتصدع الأرض، وتسقط الجبال سقوطًا شديدًا غضبًا لله لِنِسْبَتِهم إليه الولد. تعالى الله عن ذلك علوًا كبيرًا.
Bu sözün korkunçluğundan neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve O'na çocuk isnat etmelerinden dolayı Allah adına duyulan öfkeden dağlar şiddetle yıkılıp çökecektir. Allah bundan son derece yücedir, münezzehtir.
2417. Metin
وما يصلح للرحمن، ولا يليق بعظمته، أن يتخذ ولدًا; لأن اتخاذ الولد يدل على النقص والحاجة، والله هو الغني الحميد المبرأ عن كل النقائص.
Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz ve O'nun azametine asla yakışmaz. Çünkü çocuk edinmek eksikliğe ve muhtaçlığa delalet eder; oysa Allah, her türlü eksiklikten münezzeh, zengin ve övgüye layık olandır.
2418. Metin
ما كل مَن في السموات من الملائكة، ومَن في الأرض من الإنس والجن، إلا سيأتي ربه يوم القيامة عبدًا ذليلا خاضعًا مقرًا له بالعبودية.
Göklerdeki meleklerden ve yerdeki insan ve cinlerden olan herkes, kıyamet gününde boyun eğmiş, zillet içinde ve O'na kulluğunu ikrar eden bir kul olarak Rabbine gelecektir.
2419. Metin
لقد أحصى الله ﷾ خَلْقَه كلهم، وعلم عددهم، فلا يخفى عليه أحد منهم.
Allah celle celâluhû mahlukatının hepsini kuşatmış, onların sayısını bilmiştir; onlardan hiçbiri O'na gizli kalmaz.
2420. Metin
وسوف يأتي كل فرد من الخلق ربه يوم القيامة وحده، لا مال له ولا ولد معه.
Yaratılmışların her biri, kıyamet gününde yanında ne mal ne de evlat olmaksızın Rabbine tek başına gelecektir.
2421. Metin
إن الذين آمنوا بالله واتَّبَعوا رسله وعملوا الصالحات وَفْق شرعه، سيجعل لهم الرحمن محبة ومودة في قلوب عباده.
Şüphesiz Allah'a iman eden, peygamberlerine uyan ve O'nun şeriatına uygun salih ameller işleyen kimseler için Rahmân, kullarının kalplerinde bir sevgi ve muhabbet var edecektir.
2422. Metin
فإنما يسَّرنا هذا القرآن بلسانك العربي أيها الرسول؛ لتبشر به المتقين من أتباعك، وتخوِّف به المكذبين شديدي الخصومة بالباطل.
[Ey Peygamber!] Sana tabi olan takva sahiplerini onunla müjdelemen, bâtılda aşırı derecede inatçı olan yalancıları da onunla uyarman için bu Kur'an'ı senin Arapça dilinle kolaylaştırdık.
2423. Metin
وكثيرًا أهلكنا - أيها الرسول - من الأمم السابقة قبل قومك، ما ترى منهم أحدًا وما تسمع لهم صوتًا، فكذلك الكفار من قومك، نهلكهم كما أهلكنا السابقين من قبلهم. وفي هذا تهديد ووعيد بإهلاك المكذبين المعاندين.
[Ey Peygamber!] Kavminden önce de geçmiş ümmetlerden nicesini helâk ettik; şimdi onlardan hiçbirini görüyor veya onlara ait bir fısıltı duyuyor musun? İşte senin kavminin kâfirlerini de onlardan öncekileri helâk ettiğimiz gibi helâk edeceğiz. Bunda, inatçı yalancıların helâk edileceğine dair bir tehdit ve uyarı vardır.