2643. Metin
يا أيها الناس احذروا عقاب الله بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، إن ما يحدث عند قيام الساعة من أهوال وحركة شديدة للأرض، تتصدع منها كل جوانبها، شيء عظيم، لا يُقْدر قدره ولا يُبْلغ كنهه، ولا يعلم كيفيَّته إلا رب العالمين.
Ey insanlar! Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak O'nun azabından sakının. Kıyametin kopması anında meydana gelecek olan korkunç dehşetler ve yerin her tarafının yarılıp çatlayacağı şiddetli sarsıntı, şüphesiz çok büyük bir şeydir; ne ölçüsü takdir edilebilir, ne mahiyetine ulaşılabilir, ne de keyfiyetini Âlemlerin Rabbi'nden başkası bilebilir.
2644. Metin
يوم ترون قيام الساعة تنسى الوالدةُ رضيعَها الذي ألقمته ثديها؛ لِمَا نزل بها من الكرب، وتُسْقط الحامل حملها من الرعب، وتغيب عقول الناس، فهم كالسكارى من شدة الهول والفزع، وليسوا بسكارى من الخمر، ولكن شدة العذاب أفقدتهم عقولهم وإدراكهم.
Kıyametin koptuğunu gördüğünüz gün, başına gelen sıkıntı ve kederin büyüklüğünden ötürü emzikli her kadın memesini ağzına verdiği emzirdiği yavrusunu unutur; gebe her kadın dehşetten çocuğunu düşürür. İnsanların akılları başlarından gider de korku ve dehşetin şiddetinden sarhoş gibi görünürler; oysa onlar şaraptan sarhoş olmuş değillerdir, fakat azabın şiddeti onların akıllarını ve idraklerini gidermiştir.
2645. Metin
وبعض رؤوس الكفر من الناس يخاصمون ويشككون في قدرة الله على البعث; جهلا منهم بحقيقة هذه القدرة، واتباعًا لأئمة الضلال من كل شيطان متمرد على الله ورسله.
İnsanlardan küfrün önde gelen bazı kimseleri, Allah'ın yeniden diriltmeye olan kudretinin mahiyetini bilmediklerinden ve Allah'a ve elçilerine isyan eden her azgın şeytandan olan sapıklık önderlerine uyduklarından dolayı, Allah'ın diriltme kudreti hakkında tartışır ve şüphe yayarlar.
2646. Metin
قضى الله وقدَّر على هذا الشيطان أنه يُضِل كل من اتبعه، ولا يهديه إلى الحق، بل يسوقه إلى عذاب جهنم الموقدة جزاء اتباعه إياه.
Allah bu şeytan hakkında şöyle takdir edip hükme bağlamıştır: O, kendisine uyan herkesi saptırır, onu hakka iletmez; bilakis kendisine uymasının cezası olarak onu alevli cehennem azabına sürükler.
2647. Metin
يا أيها الناس إن كنتم في شك من أن الله يُحيي الموتى فإنَّا خلقنا أباكم آدم من تراب، ثم تناسلت ذريته من نطفة، هي المنيُّ يقذفه الرجل في رحم المرأة، فيتحول بقدرة الله إلى علقة، وهي الدم الأحمر الغليظ، ثم إلى مضغة، وهي قطعة لحم صغيرة قَدْر ما يُمْضَغ، فتكون تارة مخلَّقة، أي تامة الخلق تنتهي إلى خروح الجنين حيًا، وغير تامة الخلق تارة أخرى، فتسقط لغير تمام؛ لنبيِّن لكم تمام قدرتنا بتصريف أطوار الخلق، ونبقي في الأرحام ما نشاء، وهو المخلَّق إلى وقت ولادته، وتكتمل الأطوار بولادة الأجنَّة أطفالا صغارًا تكبَرُ حتى تبلغ الأشد، وهو وقت الشباب والقوة واكتمال العقل، وبعض الأطفال قد يموت قبل ذلك، وبعضهم يكبَرُ حتى يبلغ سن الهرم وضَعْف العقل; فلا يعلم هذا المعمَّر شيئًا مما كان يعلمه قبل ذلك. وترى الأرض يابسةً ميتة لا نبات فيها، فإذا أنزلنا عليها الماء تحركت بالنبات تتفتح عنه، وارتفعت وزادت لارتوائها، وأنبتت من كل نوع من أنواع النبات الحسن الذي يَسُرُّ الناظرين.
Ey insanlar! Eğer Allah'ın ölüleri dirilteceğinden şüphe içinde iseniz, [bilin ki] şüphesiz biz babanız Âdem'i topraktan yarattık. Sonra onun soyu bir nutfeden —ki o erkeğin kadının rahmine attığı menidir— türedi; derken o, Allah'ın kudretiyle pıhtılaşmış koyu kırmızı bir kan olan alakaya, sonra da çiğnemlik bir et parçası büyüklüğünde olan mudgaya dönüştü. O [et parçası], yaratılışı tamamlanıp canlı bir cenin olarak çıkacak şekilde kimi zaman tam teşekküllü, kimi zaman da tamamlanmayıp düşükle sonuçlanacak şekilde tam teşekkül etmemiş olur. Yaratılış evrelerini türlü türlü şekillendirerek kudretimizin tamlığını size açıklayalım diye [böyle yaparız]. Dilediğimizi —ki o tam teşekkül etmiş olandır— doğacağı vakte kadar rahimlerde tutarız. Bu evreler, ceninlerin küçük birer çocuk olarak doğmasıyla tamamlanır; sonra onlar gençlik, güç ve aklın kemale erdiği çağ olan en güçlü dönemlerine ulaşıncaya kadar büyürler. Çocuklardan kimi bundan önce ölebilir, kimi de ömrün en düşkün çağına ve akıl zayıflığına ulaşıncaya kadar yaşatılır; öyle ki bu çok yaşlı kimse, daha önce bildiği şeylerden hiçbirini bilmez olur. Sen yeryüzünü kupkuru, ölü ve üzerinde hiçbir bitki yokken görürsün. Fakat üzerine su indirdiğimizde, bitkilerle yarılıp harekete geçer, suya kanarak kabarır ve bakanların içini açan her güzel bitki türünden yetiştirir.
2648. Metin
ذلك المذكور مما تقدَّم من آيات قدرة الله تعالى، فيه دلالة قاطعة على أن الله ﷾ هو الرب المعبود بحق، الذي لا تنبغي العبادة إلا له، وهو يُحيي الموتى، وهو قادر على كل شيء.
Allah Teâlâ'nın kudretinin delillerinden geçen bu zikredilen hususlar; şüphesiz Allah [celle celâluhu]'nun ibadete sadece kendisi layık olan hak mabud olduğuna, O'nun ölüleri dirilttiğine ve her şeye kadir olduğuna kesin birer delildir.
2649. Metin
وأن ساعة البعث آتية، لا شك في ذلك، وأن الله يبعث الموتى مِن قبورهم لحسابهم وجزائهم.
Ve diriliş saati mutlaka gelecektir, onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, kabirlerde olan ölüleri hesapları ve cezaları/mükâfatları için diriltip kaldıracaktır.
2650. Metin
ومن الكفار مَن يجادل بالباطل في الله وتوحيده واختياره رسوله ﷺ وإنزاله القرآن، وذلك الجدال بغير علم، ولا بيان، ولا كتاب من الله فيه برهان وحجة واضحة، لاويًا عنقه في تكبر، معرضًا عن الحق؛ ليصد غيره عن الدخول في دين الله، فسوف يلقى خزيًا في الدنيا باندحاره وافتضاح أمره، ونحرقه يوم القيامة بالنار.
Kâfirlerden kimi de vardır ki, hiçbir ilme, hiçbir açıklamaya ve Allah katından gelen açık bir delil ve hüccet içeren hiçbir kitaba dayanmaksızın Allah, O'nun birliği, elçisi [sallallâhu aleyhi ve sellem]'i seçmesi ve Kur'an'ı indirmesi hakkında bâtıl ile mücadele eder; başkalarını Allah'ın dinine girmekten alıkoymak için büyüklük taslayarak boynunu büker ve haktan yüz çevirir. O, dünyada hezimete uğrayarak ve rezil rüsva olarak bir zillet tadacaktır; kıyamet gününde de onu yakıcı ateşle yakacağız.
2651. Metin
ويقال له: ذلك العذاب بسبب ما فَعَلْتَ من المعاصي واكتسبت من الآثام، والله لا يعذب أحدًا بغير ذنب.
Ona şöyle denir: "Bu azap, işlediğin günahlar ve kazandığın veballer sebebiyledir. Allah hiçbir kimseye günahsız yere azap etmez."
2652. Metin
ومن الناس مَن يدخل في الإسلام على ضعف وشكٍّ، فيعبد الله على تردد، كالذي يقف على طرف جبل أو حائط لا يتماسك في وقفته، ويربط إيمانه بدنياه، فإن عاش في صحة وسَعَة استمر على عبادته، وإن حصل له ابتلاء بمكروه وشدة عزا شؤم ذلك إلى دينه، فرجع عنه كمن ينقلب على وجهه بعد استقامة، فهو بذلك قد خسر الدنيا؛ إذ لا يغيِّر كفرُه ما قُدِّر له في دنياه، وخسر الآخرة بدخوله النار، وذلك خسران بيِّن واضح. يعبد ذلك الخاسر من دون الله ما لا يضره إن تركه، ولا ينفعه إذا عبده، ذلك هو الضلال البعيد عن الحق. يدعو مَن ضررُه المحقق أقرب من نفعه، قبح ذلك المعبود نصيرًا، وقبح عشيرًا.
İnsanlardan kimi de İslâm'a zayıflık ve şüphe üzere girer ve duruşunda sağlam kalamayıp bir dağın ya da duvarın kenarında duran kimse gibi, Allah'a tereddüt içinde ibadet eder. İmanını dünyalığına bağlar; eğer sağlık ve bolluk içinde yaşarsa ibadetine devam eder, şayet başına hoşlanmadığı bir sıkıntı ve darlık gibi bir imtihan gelirse bunun uğursuzluğunu dinine bağlar ve dosdoğru durduktan sonra yüzüstü dönen kimse gibi dinden geri döner. Böylece o, dünyayı kaybetmiştir; çünkü küfrü, dünyasında kendisi için takdir edilmiş olanı değiştirmez. Cehenneme girmekle de ahireti kaybetmiştir; işte apaçık ziyan budur. Bu hüsrana uğramış kimse, Allah'ı bırakıp terk ettiğinde kendisine zarar vermeyecek, ibadet ettiğinde de fayda sağlamayacak şeylere tapar. İşte haktan uzak olan sapıklık budur. O, kesin olan zararı faydasından daha yakın olana yalvarıp dua eder. O tapındığı şey ne kötü bir yardımcı ve ne kötü bir yoldaştır!
2653. Metin
إن الله يدخل الذين آمنوا بالله ورسوله، وثبتوا على ذلك، وعملوا الصالحات، جنات تجري من تحت قصورها وأشجارها الأنهار، إن الله يفعل ما يريد من ثواب أهل طاعته تفضلا وعقاب أهل معصيته عدلا.
Şüphesiz Allah, Allah'a ve Resulüne iman edip bu minval üzere sebat eden ve salih ameller işleyenleri, köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Şüphesiz Allah, bir lütuf olarak itaat ehline mükâfat vermekten ve bir adalet olarak isyan ehline ceza vermekten dilediği her şeyi yapar.
2654. Metin
من كان يعتقد أن الله تعالى لن يؤيد رسوله محمدًا بالنصر في الدنيا بإظهار دينه، وفي الآخرة بإعلاء درجته، وعذابِ مَن كذَّبه، فلْيَمدُدْ حبلا إلى سقف بيته وليخنق به نفسه، ثم ليقطع ذلك الحبل، ثم لينظر: هل يُذْهِبنَّ ذلك ما يجد في نفسه من الغيظ؟ فإن الله تعالى ناصرٌ نبيه محمدًا ﷺ لا محالة.
Kim Allah Teâlâ'nın dünyada dinini üstün kılarak, ahirette de derecesini yücelterek ve kendisini yalanlayanları azaba uğratarak elçisi Muhammed'e asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa, evinin tavanına bir ip uzatsın da onunla kendini assın/boğsun, sonra o ipi kessin; ardından baksın bakalım: Bu yaptığı, içindeki öfkeyi giderecek mi? Şüphesiz Allah Teâlâ, Peygamberi Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e muhakkak yardım edecektir.
2655. Metin
وكما أقام الله الحجة من دلائل قدرته على الكافرين بالبعث أنزل القرآن، آياته واضحة في لفظها ومعناها، يهدي بها الله مَن أراد هدايته؛ لأنه لا هادي سواه.
Allah, yeniden dirilişi inkâr edenlere karşı kudretinin delilleriyle hüccet ikame ettiği gibi, Kur'an'ı da lafzı ve manası apaçık ayetler olarak indirdi. Allah, hidayetini dilediği kimseyi onunla doğru yola iletir; çünkü O'ndan başka hidayet veren yoktur.
2656. Metin
إن الذين آمنوا بالله ورسوله محمدٍ ﷺ واليهود والصابئين وهم: (قوم باقون على فطرتهم ولا دين مقرر لهم يتبعونه) والنصارى والمجوس (وهم عبدة النار) والذين أشركوا وهم: عبدة الأوثان، إنَّ الله يفصل بينهم جميعًا يوم القيامة فيدخل المؤمنين الجنة، ويدخل الكافرين النار، إن الله على كل شيء شهيد، شهد أعمال العباد كلَّها، وأحصاها وحفظها، وسيجازي كلا بما يستحق جزاء وفاقًا للأعمال التي عملوها.
Şüphesiz Allah'a ve elçisi Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler —ki onlar: (Fıtratları üzere kalmış, kendilerinin uyduğu belirlenmiş bir dini bulunmayan bir topluluktur)—, Hristiyanlar, Mecûsîler (ateşe tapanlar) ve şirk koşanlar —ki onlar: Putlara tapanlardır— arasında kıyamet günü Allah şüphesiz hükmünü verecektir; müminleri cennete, kâfirleri ise ateşe koyacaktır. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla şahittir; kulların bütün amellerine şahit olmuş, onları sayıp kaydetmiş ve muhafaza etmiştir. Herkese yaptıklarına uygun tam bir karşılık olarak hak ettiğini verecektir.
2657. Metin
ألم تعلم- أيها الرسول- أن الله سبحانه يسجد له خاضعًا منقادًا مَن في السموات من الملائكة ومَن في الأرض من المخلوقات والشمس والقمر والنجوم والجبال والشجر والدواب؟ ولله يسجد طاعة واختيارًا كثير من الناس، وهم المؤمنون، وكثير من الناس حق عليه العذاب فهو مهين، وأيُّ إنسان يهنه الله فليس له أحد يكرمه. إن الله يفعل في خلقه ما يشاء وَفْقَ حكمته.
Görmedin mi —ey Peygamber—, göklerde bulunan meleklerin ve yerde bulunan mahlûkatın, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve canlıların boyun eğerek ve itaat ederek Allah'a secde ettiğini? İnsanlardan birçoğu da —ki onlar müminlerdir— itaatle ve isteyerek Allah'a secde eder. İnsanlardan birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur, o artık alçaltılmıştır. Allah kimi alçaltırsa, artık onu yüceltecek kimse yoktur. Şüphesiz Allah, hikmetine uygun olarak yaratıkları hakkında dilediğini yapar.
2658. Metin
هذان فريقان اختلفوا في ربهم: أهل الإيمان وأهل الكفر، كل يدَّعي أنه محقٌّ، فالذين كفروا يحيط بهم العذاب في هيئة ثياب جُعلت لهم من نار يَلْبَسونها، فتشوي أجسادهم، ويُصبُّ على رؤوسهم الماء المتناهي في حره، ويَنزِل إلى أجوافهم فيذيب ما فيها، حتى ينفُذ إلى جلودهم فيشويها فتسقط، وتضربهم الملائكة على رؤوسهم بمطارق من حديد. كلما حاولوا الخروج من النار -لشدة غمِّهم وكربهم- أعيدوا للعذاب فيها، وقيل لهم: ذوقوا عذاب النار المحرق.
İşte bunlar, Rableri hakkında tartışmaya giren iki gruptur: İman ehli ve küfür ehli. Her biri kendisinin hak üzere olduğunu iddia eder. İnkâr edenler için giyecekleri ateşten elbiseler biçilmiş olup azap onları her taraftan kuşatır; bu elbiseler bedenlerini kavurur. Başlarının üzerinden son derece kaynar su dökülür; bu su içlerine inerek karınlarındakini eritir, nihayet derilerine kadar ulaşıp onları kavurur ve derileri dökülür. Melekler de demirden kamçılarla başlarına vururlar. Ne zaman keder ve ızdıraplarının şiddetinden dolayı oradan çıkmak isteseler, yine oradaki azabın içine geri döndürülürler ve onlara: "Tadın o yakıcı yangın azabını!" denilir.
2659. Metin
إن الله تعالى يدخل أهل الإيمان والعمل الصالح جنات نعيمها دائم، تجري مِن تحت قصورها وأشجارها الأنهار، يُزَيَّنون فيها بأساور الذهب وباللؤلؤ، ولباسهم المعتاد في الجنة الحرير رجالا ونساءً.
Şüphesiz Allah Teâlâ, iman edip salih amel işleyenleri, nimetleri daimî olan, köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada erkek ve kadınların mutad elbiseleri ise ipektir.
2660. Metin
لقد هداهم الله في الدنيا إلى طيب القول: من كلمة التوحيد وحَمْد الله والثناء عليه، وفي الآخرة إلى حمده على حسن العاقبة، كما هداهم من قبل إلى طريق الإسلام المحمود الموصل إلى الجنة.
Allah dünyada onları güzel söze —tevhid kelimesine, Allah'a hamd ve senâ etmeye— iletmiş; ahirette de akıbetin güzelliğinden ötürü O'na hamdetmeye iletmiştir. Nitekim daha önce de onları cennete ulaştıran övgüye layık İslâm yoluna iletmişti.
2661. Metin
إن الذين كفروا بالله، وكذبوا بما جاءهم به محمد ﷺ، ويمنعون غيرهم من الدخول في دين الله، ويصدون رسول الله ﷺ والمؤمنين في عام «الحديبية» عن المسجد الحرام، الذي جعلناه لجميع المؤمنين، سواء المقيم فيه والقادم إليه، لهم عذاب أليم موجع، ومن يرد في المسجد الحرام الميْلَ عن الحق ظلمًا فيَعْصِ الله فيه، نُذِقْه مِن عذاب أليم موجع.
Şüphesiz Allah'ı inkâr edenler, Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in kendilerine getirdiği şeyleri yalanlayanlar, başkalarını Allah'ın dinine girmekten alıkoyanlar ve «Hudeybiye» yılında Resûlullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'i ve müminleri —içinde yerleşik olan ile dışarıdan gelenin eşit kılındığı ve bütün müminler için kıldığımız— Mescid-i Haram'dan menedenler için can yakıcı, acıklı bir azap vardır. Kim orada zulümle haktan sapmak ister de orada Allah'a isyan ederse, ona can yakıcı, elem verici bir azaptan tattırırız.
2662. Metin
واذكر -أيها النبي- إذ بَيَّنا لإبراهيم ﵇ مكان البيت، وهيَّأناه له وقد كان غير معروف، وأمرناه ببنائه على تقوى من الله وتوحيده وتطهيره من الكفر والبدع والنجاسات؛ ليكون رحابًا للطائفين به، والقائمين المصلين عنده.
Hatırla —ey Peygamber—, hani İbrahim [aleyhisselâm]'a Beyt'in yerini açıklamış, önceden bilinmezken orayı onun için hazırlamış ve: "Onu tavaf edenler, yanında kıyama durup namaz kılanlar için bir sığınak olsun diye Allah'a karşı takva ve tevhid üzere bina etmesini, küfürden, bidatlerden ve pisliklerden temizlemesini" emretmiştik.
2663. Metin
وأعلِمْ -يا إبراهيم- الناس بوجوب الحج عليهم يأتوك على مختلف أحوالهم مشاةً وركبانًا على كل ضامر من الإبل، وهو: (الخفيف اللحم من السَّيْر والأعمال لا من الهُزال) ، يأتين من كل طريق بعيد; ليحضروا منافع لهم من: مغفرة ذنوبهم، وثواب أداء نسكهم وطاعتهم، وتكَسُّبِهم في تجاراتهم، وغير ذلك؛ وليذكروا اسم الله على ذَبْح ما يتقربون به من الإبل والبقر والغنم في أيام معيَّنة هي: عاشر ذي الحجة وثلاثة أيام بعده; شكرًا لله على نعمه، وهم مأمورون أن يأكلوا مِن هذه الذبائح استحبابًا، ويُطعموا منها الفقير الذي اشتد فقره.
İnsanlara haccın üzerlerine farz olduğunu ilan et —ey İbrahim—; yaya olarak ve zayıflıktan değil, yolculuktan ve meşakkatten dolayı zayıflamış olan her yorgun deve üstünde binici olarak türlü hallerde sana gelsinler; uzak yollardan gelsinler. Tâ ki kendileri için günahlarının bağışlanması, ibadet ve itaatlerini yerine getirmenin mükâfatı, ticaretlerinden kazanç elde etmeleri ve daha başka menfaatlere şahit olsunlar; Allah'ın nimetlerine şükretmek üzere, belirlenmiş günlerde —ki bunlar Zilhicce'nin onuncu günü ile onu takip eden üç gündür— kendilerine rızık olarak verilen deve, sığır ve koyun cinsinden kurbanlıkları keserken Allah'ın adını ansınlar. Onlara müstehap olarak bu kurbanlardan yemeleri ve ihtiyacı şiddetli olan fakire de yedirmeleri emredilmiştir.
2664. Metin
ثم ليكمل الحجاج ما بقي عليهم من النُّسُك، بإحلالهم وخروجهم من إحرامهم، وذلك بإزالة ما تراكم مِن وسخ في أبدانهم، وقص أظفارهم، وحلق شعرهم، وليوفوا بما أوجبوه على أنفسهم من الحج والعمرة والهدايا، وليطوفوا بالبيت العتيق القديم، الذي أعتقه الله مِن تسلُّط الجبارين عليه، وهو الكعبة.
Sonra hacılar, bedenlerindeki kirleri gidermek, tırnaklarını kesmek ve saçlarını tıraş etmek suretiyle ihramdan çıkıp kalan hac menâsikini tamamlasınlar; hac, umre ve kurbanlardan kendilerine adadıkları adaklarını yerine getirsinler ve Allah'ın zorbaların tahakkümünden âzat ettiği o kadim ve eski Ev'i —yani Kâbe'yi— tavaf etsinler.
2665. Metin
ذلك الذي أمر الله به مِن قضاء التفث والوفاء بالنذور والطواف بالبيت، هو ما أوجبه الله عليكم فعظِّموه، ومن يعظم حرمات الله، ومنها مناسكه بأدائها كاملة خالصة لله، فهو خير له في الدنيا والآخرة. وأحلَّ الله لكم أَكْلَ الأنعام إلا ما حرَّمه فيما يتلى عليكم في القرآن من الميتة وغيرها فاجتنبوه، وفي ذلك إبطال ما كانت العرب تحرِّمه من بعض الأنعام، وابتعِدوا عن القذارة التي هي الأوثان، وعن الكذب الذي هو الافتراء على الله.
Allah'ın kirleri giderme, adakları yerine getirme ve Beyt'i tavaf etme hususundaki bu emri, Allah'ın sizin üzerinize farz kıldığı şeydir; öyleyse onu tazim edin. Kim Allah'ın hürmetlerini —ki O'nun hac ibadetleri de bunlardandır— onları eksiksiz ve sırf Allah rızası için yerine getirerek tazim ederse, bu kendisi için dünyada ve ahirette daha hayırlıdır. Kur'an'da size okunan ölü hayvan eti ve benzeri haram kılınanlar müstesna, davarlar size helal kılınmıştır; o haramlardan sakının. Bunda, Arapların bazı davarları haram saymalarını iptal etme vardır. Pislikten —ki o putlardır— uzak durun ve yalandan —ki o Allah'a iftira etmektir— sakının.
2666. Metin
مستقيمين لله على إخلاص العمل له، مقبلين عليه بعبادته وحده وإفراده بالطاعة، معرضين عما سواه بنبذ الشرك، فإنَّه من يشرك بالله شيئًا، فمثله -في بُعْده عن الهدى، وفي هلاكه وسقوطه من رفيع الإيمان إلى حضيض الكفر، وتخطُّف الشياطين له من كل جانب- كمثل مَن سقط من السماء: فإما أن تخطفه الطير فتقطع أعضاءه، وإما أن تأخذه عاصفة شديدة من الريح، فتقذفه في مكان بعيد أشد البعد.
Ameli sırf O'na halis kılarak Allah için dosdoğru olun, sadece O'na ibadet edip itaatte O'nu birleyerek O'na yönelin ve şirki terk ederek O'ndan başkasından yüz çevirin. Çünkü kim Allah'a bir şeyi ortak koşarsa, onun durumu —hidayetten uzaklığı, helaki, yüce imandan küfrün çukuruna düşüşü ve şeytanların onu her taraftan kapışması bakımından— gökten düşen kimsenin durumu gibidir: Ya kuşlar onu kapıp parçalar, yahut şiddetli bir fırtına onu alıp son derece uzak bir yere savurur.
2667. Metin
ذلك ما أمر الله به مِن توحيده وإخلاص العبادة له. ومن يمتثل أمر الله ويُعَظِّم معالم الدين، ومنها أعمال الحج وأماكنه، والذبائح التي تُذْبَح فيه، وذلك باستحسانها واستسمانها، فهذا التعظيم مِن أفعال أصحاب القلوب المتصفة بتقوى الله وخشيته.
İşte Allah'ın birliği ve ibadetin sadece O'na has kılınması hakkındaki emri budur. Kim Allah'ın emrine uyar ve dinin şiarlarını —ki hac amelleri, hac mekânları ve orada kesilen kurbanlıklar da bunlardandır— onları güzel ve semiz seçerek tazim ederse, şüphesiz bu tazim, kalpleri Allah takvası ve korkusu ile vasıflanmış kimselerin fiillerindendir.
2668. Metin
لكم في هذه الهدايا منافع تنتفعون بها من الصوف واللبن والركوب، وغير ذلك مما لا يضرها إلى وقت ذبحها عند البيت العتيق، وهو الحرم كله.
Bu kurbanlıklarda, Beyt-i Atîk'in yanında —ki o Harem bölgesinin tamamıdır— kesilme vaktine kadar onlara zarar vermeyecek şekilde yünlerinden, sütlerinden, binit olarak kullanılmalarından ve daha başka şeylerinden yararlanacağınız faydalar vardır.
2669. Metin
ولكل جماعة مؤمنة سلفت، جعلنا لها مناسك مِنَ الذبح وإراقة الدماء؛ وذلك ليذكروا اسم الله تعالى عند ذبح ما رزقهم مِن هذه الأنعام ويشكروا له. فإلهكم -أيها الناس- إله واحد هو الله فانقادوا لأمره وأمر رسوله. وبشِّر -أيها النبي- المتواضعين الخاضعين لربهم بخيرَي الدنيا والآخرة.
Geçmişteki her mümin topluluk için de kurban kesme ve kan akıtma menâsiki kıldık; tâ ki kendilerine bu hayvanlardan rızık olarak verdiklerimizi keserken Allah Teâlâ'nın adını ansınlar ve O'na şükretsinler. Sizin ilahınız —ey insanlar— tek bir ilahtır, O da Allah'tır; öyleyse O'nun ve elçisinin emrine teslim olun. Rablerine karşı boyun eğip mütevazı olanları —ey Peygamber— dünya ve ahiretin iki hayrıyla müjdele.
2670. Metin
هؤلاء المتواضعون الخاشعون مِن صفاتهم أنهم إذا ذُكِر الله وحده خافوا عقابه، وحَذِروا مخالفته، وإذا أصابهم بأس وشدة صبروا على ذلك مؤملين الثواب من الله ﷿، وأدَّوْا الصلاة تامة، وهم مع ذلك ينفقون مما رزقهم الله في الواجب عليهم مِن زكاة ونفقة عيال، ومَن وَجَبَتْ عليهم نفقته، وفي سبيل الله، والنفقات المستحبة.
Bu mütevazı ve saygılı kimselerin vasıflarındandır ki, tek başına Allah anıldığı zaman O'nun azabından korkar, O'na muhalefet etmekten sakınırlar; başlarına bir darlık ve zorluk geldiğinde Allah [celle ve alâ]'dan sevap umarak buna sabrederler, namazı tastamam kılarlar ve bununla birlikte Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden zekât, aile nafakası, nafakası üzerlerine vacip olan kimseler, Allah yolu ve müstehap harcamalar gibi üzerlerine farz olan yerlere infak ederler.
2671. Metin
وجعلنا لكم نَحْرَ البُدْن من شعائر الدين وأعلامه؛ لتتقربوا بها إلى الله، لكم فيها -أيها المتقربون- خير في منافعها من الأكل والصدقة والثواب والأجر، فقولوا عند ذبحها: بسم الله. وتُنْحَر الإبل واقفة قد صُفَّتْ ثلاث من قوائمها وقُيِّدت الرابعة، فإذا سقطت على الأرض جنوبها فقد حلَّ أكلها، فليأكل منها مقربوها تعبدًا ويُطْعِمُوا منها القانع -وهو الفقير الذي لم يسأل تعففًا- والمعترَّ الذي يسأل لحاجته، هكذا سخَّر الله البُدْن لكم، لعلكم تشكرون الله على تسخيرها لكم.
Büyükbaş kurbanlık develeri, kendileriyle Allah'a yakınlaşasınız diye sizin için dinin alametlerinden ve şiarlarından kıldık. Onlarda siz —kurban kesenler— için yemek, sadaka vermek, mükâfat ve ecir gibi menfaatler bakımından hayır vardır. Onları keserken: "Bismillah" deyin. Develer üç ayağı saf halinde dururken ve dördüncüsü bağlanmış vaziyette ayakta boğazlanırlar. Yanları yere düştüğünde [artık canı çıkmış ve] etlerinin yenmesi helal olmuştur. Kurban sahipleri ibadet maksadıyla onlardan yesinler; iffetinden dolayı istemeyen fakire de, ihtiyacından ötürü isteyen yoksula da yedirsinler. Onları size boyun eğdirdiği için Allah'a şükredesiniz diye kurbanlık develeri sizin hizmetinize işte böyle verdik.
2672. Metin
لن ينال اللهَ مِن لحوم هذه الذبائح ولا من دمائها شيء، ولكن يناله الإخلاص فيها، وأن يكون القصد بها وجه الله وحده، كذلك ذللها لكم -أيها المتقربون-؛ لتعظموا الله، وتشكروا له على ما هداكم من الحق، فإنه أهلٌ لذلك. وبشِّر -أيها النبي- المحسنين بعبادة الله وحده والمحسنين إلى خلقه بكل خير وفلاح.
Bu kurbanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na ancak onlardaki ihlâs ve niyetin yalnızca Allah rızası olması ulaşır. Sizi ulaştırdığı hakka karşılık Allah'ı tazim edesiniz ve O'na şükredesiniz diye onları sizin hizmetinize işte böyle verdi; çünkü O buna layıktır. Yalnızca Allah'a ibadet ederek ihsanda bulunanları ve O'nun yaratıklarına her türlü hayır ve iyilikle muamele eden ihsan sahiplerini —ey Peygamber— her türlü hayır ve kurtuluşla müjdele.
2673. Metin
إن الله تعالى يدفع عن المؤمنين عدوان الكفار، وكيد الأشرار; لأنه ﷿ لا يحب كل خوَّان لأمانة ربه، جحود لنعمته.
Şüphesiz Allah Teâlâ kâfirlerin düşmanlığını ve kötülerin hilesini müminlerden savar. Çünkü O [celle ve alâ], Rabbinin emanetine alabildiğine hıyanet eden ve O'nun nimetini inkâr eden nankörlerin hiçbirini sevmez.
2674. Metin
كان المسلمون في أول أمرهم ممنوعين من قتال الكفار، مأمورين بالصبر على أذاهم، فلما بلغ أذى المشركين مداه وخرج النبي ﷺ من «مكة» مهاجرًا إلى «المدينة» ، وأصبح للإسلام قوة أَذِنَ الله للمسلمين في القتال؛ بسبب ما وقع عليهم من الظلم والعدوان، وإن الله تعالى قادر على نصرهم وإذلال عدوِّهم.
Müslümanlar işin başında kâfirlerle savaşmaktan menedilmişlerdi ve onların eziyetlerine sabretmekle emrolunmuşlardı. Müşriklerin eziyetleri had safhaya ulaşıp Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] «Mekke»'den «Medine»'ye hicret ederek çıktığında ve İslâm bir güce ulaştığında, uğradıkları zulüm ve tecavüz sebebiyle Allah müslümanlara savaş izni verdi. Şüphesiz Allah Teâlâ, onlara yardım etmeye ve düşmanlarını zelil kılmaya kadirdir.
2675. Metin
الذين أُلجئوا إلى الخروج من ديارهم، لا لشيء فعلوه إلا لأنهم أسلموا وقالوا: ربنا الله وحده. ولولا ما شرعه الله من دَفْع الظلم الذي ينتفع به جميع أهل الأديان المنزلة، ورد الباطل بالقتال المأذون فيه لَهُزِم الحقُّ في كل أمة ولخربت الأرض، وهُدِّمت فيها أماكن العبادة من صوامع الرهبان، وكنائس النصارى، ومعابد اليهود، ومساجد المسلمين التي يصلُّون فيها، ويذكرون اسم الله فيها كثيرًا. ومن اجتهد في نصرة دين الله، فإن الله ناصره على عدوه. إن الله لَقوي لا يغالَب، عزيز لا يرام، قد قهر الخلائق وأخذ بنواصيهم.
Onlar, sırf İslâm'a girdikleri ve: "Rabbimiz yalnızca Allah'tır" dedikleri için yurtlarından çıkarılmaya mecbur bırakılan kimselerdir. Eğer Allah'ın, indirilen bütün dinlerin mensuplarının faydalandığı zulmü defetmesi ve izin verilen savaşla bâtılı savması olmasaydı, her millette hak mağlup olur, yeryüzü fesada uğrar; içlerinde rahiplerin manastırları, Hristiyanların kiliseleri, Yahudilerin havraları ve müslümanların içlerinde namaz kılıp Allah'ın adını çokça andıkları mescitleri gibi ibadethaneler yıkılıp giderdi. Kim Allah'ın dinine yardım etmek için gayret ederse, şüphesiz Allah da düşmanına karşı ona yardım eder. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, mağlup edilemez; izzet sahibidir, O'na erişilemez; mahlûkatı kahretmiş ve hepsini perçemlerinden yakalamıştır.
2676. Metin
الذين وعدناهم بنصرنا هم الذين إنْ مكَّنَّاهم في الأرض، واستخلفناهم فيها بإظهارهم على عدوهم، أقاموا الصلاة بأدائها في أوقاتها بحدودها، وأخرجوا زكاة أموالهم إلى أهلها، وأمروا بكل ما أمر الله به مِن حقوقه وحقوق عباده، ونَهَوْا عن كل ما نهى الله عنه ورسوله. ولله وحده مصير الأمور كلها، والعاقبة للتقوى.
Kendilerine yardım edeceğimizi vadettiğimiz kimseler; şayet yeryüzünde kendilerine imkân verir, düşmanlarına karşı üstün kılarak onları orada iktidar sahibi yaparsak, namazı vakitlerinde ve hudutlarına riayet ederek dosdoğru kılan, mallarının zekâtını hak sahiplerine veren, Allah'ın emrettiği bütün hakları —kendi haklarını ve kulların haklarını— emreden ve Allah'ın ve Resulünün yasakladığı her şeyden nehyeden kimselerdir. Bütün işlerin akıbeti yalnızca Allah'a aittir ve güzel son takva sahiplerinindir.
2677. Metin
وإن يكذبك قومك -أيها الرسول- فقد سبقهم في تكذيب رسلهم قوم نوح، وعاد، وثمود، وقوم إبراهيم، وقوم لوط، وأصحاب «مدين» الذين كذبوا شعيبًا، وكذَّب فرعون وقومه موسى، فلم أعاجل هذه الأمم بالعقوبة، بل أمهلتها، ثم أخذتُ كلا منهم بالعذاب، فكيف كان إنكاري عليهم كفرهم وتكذيبهم، وتبديل ما كان بهم مِن نعمة بالعذاب والهلاك؟
Eğer kavmin seni yalanlıyorsa —ey Resul—, şüphesiz onlardan önce Nuh kavmi, Âd, Semûd, İbrahim kavmi, Lût kavmi, Şuayb'ı yalanlayan «Medyen» halkı da peygamberlerini yalanlamıştı; Firavun ve kavmi de Musa'yı yalanlamıştı. Ben bu ümmetleri hemen cezalandırmadım, bilakis onlara mühlet verdim; sonra da onların her birini azapla yakaladım. Küfürlerini ve yalanlamalarını inkâr edişim, üzerlerindeki nimeti azap ve helakle değiştirmem nasıl oldu?
2678. Metin
فكثيرًا من القرى الظالمة بكفرها أهلكنا أهلها، فديارهم مهدَّمة خَلَتْ مِن سكانها، وآبارها لا يُستقى منها، وقصورها العالية المزخرفة لم تدفع عن أهلها سوء العذاب.
Küfürleri sebebiyle zalim olan nice beldelerin halkını helak ettik; artık onların yurtları yıkılmış, sakinlerinden boş kalmıştır. Kuyularından su çekilmez olmuş, yüksek ve süslü sarayları da feci azabı halkından savamamıştır.
2679. Metin
أفلم يَسِر المكذبون من قريش في الأرض ليشاهدوا آثار المهلكين، فيتفكروا بعقولهم، فيعتبروا، ويسمعوا أخبارهم سماع تدبُّر فيتعظوا؟ فإن العمى ليس عمى البصر، وإنما العمى المُهْلِك هو عمى البصيرة عن إدراك الحق والاعتبار.
Kureyş'in yalanlayıcıları, helak edilenlerin kalıntılarını görüp akıllarıyla düşünüp ibret almak ve haberlerini tefekkürle dinleyip ders çıkarmak için yeryüzünde dolaşmadılar mı? Şüphesiz körlük, gözlerin kör olması değildir; asıl helak edici körlük, hakkı idrak etmekten ve ibret almaktan yoksun olan basiretlerin körlüğüdür.
2680. Metin
ويستعجلك- أيها الرسول- كفار قريش -لشدة جهلهم- بالعذاب الذي أنذرتهم به لمَّا أصروا على الكفر، ولن يخلف الله ما وعدهم به من العذاب فلا بدَّ من وقوعه، وقد عجَّل لهم في الدينا ذلك في يوم «بدر» . وإن يومًا من الأيام عند الله -وهو يوم القيامة- كألف سنة مما تَعُدُّون من سني الدنيا.
Kureyş kâfirleri, koyu cehaletleri yüzünden küfürde ısrar ettikleri zaman kendilerini uyardığın azabın çabucak gelmesini senden isterler —ey Peygamber—. Allah onlara vadettiği azaptan asla dönmeyecektir, o azap mutlaka vuku bulacaktır; nitekim dünyadaki azabı «Bedir» gününde onlar için öne almıştır. Şüphesiz Allah katındaki günlerden bir gün —ki o kıyamet günüdür—, sizin dünya yıllarından saydıklarınızın bin yılı gibidir.
2681. Metin
وكثير من القرى كانت ظالمة بإصرار أهلها على الكفر، فأمهلتهم ولم أعاجلهم بالعقوبة فاغتروا، ثم أخَذْتُهم بعذابي في الدنيا، وإليَّ مرجعهم بعد هلاكهم، فأعذبهم بما يستحقون.
Halkının küfürde ısrar etmesi sebebiyle zalim olan nice beldeler vardı ki, Ben onlara mühlet verdim, cezalandırmakta acele etmedim de aldandılar. Sonra onları dünyada azabımla yakaladım; helaklerinden sonra dönüşleri de yalnız Banadır; Ben de onları hak ettikleri şekilde azaplandırırım.
2682. Metin
قل - أيها الرسول -: يا أيها الناس ما أنا إلا منذر لكم مبلِّغ عن الله رسالته. فالذين آمنوا بالله ورسوله، واستقر ذلك في قلوبهم، وعملوا الأعمال الصالحة، لهم عند الله عفو عن ذنوبهم ومغفرة يستر بها ما صدر عنهم من معصية، ورزق حسن لا ينقطع وهو الجنة. والذين اجتهدوا في الكيد لإبطال آيات القرآن بالتكذيب مشاقين مغالبين، أولئك هم أهل النار الموقدة، يدخلونها ويبقون فيها أبدًا.
De ki —ey Peygamber—: "Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım, Allah'tan gelen mesajı tebliğ eden biriyim." Allah'a ve Resulüne iman eden, bu iman kalplerine yerleşen ve salih ameller işleyenler için Allah katında günahları için bir af, işledikleri kusurları örtecek bir bağışlanma ve arkası kesilmeyen güzel bir rızık vardır ki o da cennettir. Ayetlerimizi geçersiz kılmak için yalanlayarak, düşmanlık edip galip gelmeye çalışarak çaba gösterenlere gelince; işte onlar çılgınca yanan ateşin ehlidirler; oraya girecekler ve orada ebedî kalacaklardır.
2683. Metin
وما أرسلنا من قبلك - أيها الرسول - من رسول ولا نبي إلا إذا قرأ كتاب الله ألقى الشيطان في قراءته الوساوس والشبهات؛ ليصدَّ الناس عن اتباع ما يقرؤه ويتلوه، لكن الله يبطل كيد الشيطان، فيزيل وساوسه، ويثبت آياته الواضحات. والله عليم بما كان ويكون، لا تخفى عليه خافية، حكيم في تقديره وأمره.
Senden önce hiçbir resul veya nebi göndermedik ki —ey Resul—, o Allah'ın kitabını okuduğu zaman, şeytan insanları onun okuduğu ve tilavet ettiği şeye uymaktan alıkoymak için onun okuyuşuna vesveseler ve şüpheler katmış olmasın. Fakat Allah şeytanın hilesini boşa çıkarır, vesveselerini giderir ve apaçık ayetlerini muhkem kılar. Allah olmuş ve olacak olanı hakkıyla bilendir, O'na hiçbir şey gizli kalmaz; takdirinde ve emrinde mutlak hikmet sahibidir.
2684. Metin
وما كان هذا الفعل مِنَ الشيطان إلا ليجعله الله اختبارًا للذين في قلوبهم شك ونفاق، ولقساة القلوب من المشركين الذين لا يؤثِّرُ فيهم زجر. وإن الظالمين مِن هؤلاء وأولئك في عداوة شديدة لله ورسوله وخلافٍ للحق بعيد عن الصواب.
Şeytanın bu fiili, kalplerinde şüphe ve nifak bulunanlar ile müşriklerden kalpleri kaskatı kesilmiş, hiçbir uyarının etki etmediği kimseler için Allah'ın bir imtihan kılması içindi. Şüphesiz gerek bu gerekse şu zalimler, Allah'a ve Resulüne karşı şiddetli bir düşmanlık ve doğrudan uzak derin bir ayrılık içindedirler.
2685. Metin
وليعلم أهل العلم الذين يفرقون بعلمهم بين الحق والباطل أن القرآن الكريم هو الحق النازل من عند الله عليك أيها الرسول، لا شبهة فيه، ولا سبيل للشيطان إليه، فيزداد به إيمانهم، وتخضع له قلوبهم. وإن الله لهادي الذين آمنوا به وبرسوله إلى طريق الحق الواضح، وهو الإسلام ينقذهم به من الضلال.
İlimleriyle hak ile bâtılı birbirinden ayıran ilim ehli, Kur'ân-ı Kerîm'in sana Allah katından indirilen hak olduğunu —ey Peygamber—, onda hiçbir şüphe bulunmadığını ve şeytanın ona asla yol bulamayacağını bilsinler de böylece ona olan imanları artsın ve kalpleri ona boyun eğsin diyedir. Şüphesiz Allah, Kendisine ve elçisine iman edenleri apaçık hak yola —ki o, kendilerini sapıklıktan kurtaran İslâm'dır— iletir.
2686. Metin
ولا يزال الكافرون المكذبون في شك مما جئتهم به من القرآن إلى أن تأتيهم الساعة فجأة، وهم على تكذيبهم، أو يأتيهم عذاب يوم لا خير فيه، وهو يوم القيامة.
O inkâr eden yalanlayıcılar, kıyamet kendilerine ansızın gelinceye ve onlar yalanlamaları üzere bulunurken yahut kendisinde hiçbir hayır bulunmayan bir günün —ki o kıyamet günüdür— azabı kendilerine gelinceye kadar, senin kendilerine getirdiğin Kur'an hakkında sürekli bir şüphe içinde kalmaya devam ederler.
2687. Metin
المُلك والسلطان في هذا اليوم لله وحده، وهو سبحانه يقضي بين المؤمنين والكافرين. فالذين آمنوا بالله ورسوله وعملوا الأعمال الصالحة، لهم النعيم الدائم في الجنات. والذين جحدوا وحدانية الله وكذبوا رسوله وأنكروا آيات القرآن، فأولئك لهم عذاب يخزيهم ويهينهم في جهنم.
O gün mülk ve hâkimiyet yalnızca Allah'ındır. O [celle celâluhu], müminler ile kâfirler arasında hüküm verir. Allah'a ve Resulüne iman edip salih ameller işleyenler için cennetlerde kesintisiz bir nimet vardır. Allah'ın birliğini inkâr eden, elçisini yalanlayan ve Kur'an ayetlerini reddedenlere gelince; işte onlar için cehennemde kendilerini rezil ve zelil kılacak bir azap vardır.
2688. Metin
والذين خرجوا من ديارهم طلبًا لرضا الله، ونصرة لدينه، من قُتل منهم وهو يجاهد الكفار، ومن مات منهم مِن غير قتال، لَيرزقَنَّهم الله الجنة ونعيمها الذي لا ينقطع ولا يزول، وإن الله ﷾ لهو خير الرازقين.
Allah'ın rızasını kazanmak ve dinine yardım etmek için yurtlarından çıkanlardan kâfirlerle cihad ederken öldürülenler ve savaşmaksızın ölenler var ya; Allah onları kesintisi ve sonu olmayan cennet ve onun nimetleriyle muhakkak rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah [celle ve alâ], rızık verenlerin en hayırlısıdır.
2689. Metin
ليُدخلنَّهم الله المُدْخل الذي يحبونه وهو الجنة. وإن الله لَعليم بمن يخرج في سبيله، ومن يخرج طلبًا للدنيا، حليم عمن عصاه، فلا يعاجلهم بالعقوبة.
Allah onları hoşnut olacakları bir giriş yerine —ki o cennettir— muhakkak koyacaktır. Şüphesiz Allah, Kendi yolunda çıkanları da dünya menfaati aramak için çıkanları da hakkıyla bilendir; Kendisine isyan edenlere karşı hilim sahibidir, onları cezalandırmakta acele etmez.
2690. Metin
ذلك الأمر الذي قصصنا عليك من إدخال المهاجرين الجنة، ومن اعتُدِي عليه وظُلم فقد أُذِن له أن يقابل الجاني بمثل فعلته، ولا حرج عليه، فإذا عاد الجاني إلى إيذائه وبغى، فإن الله ينصر المظلوم المعتدى عليه; إذ لا يجوز أن يُعْتَدى عليه بسبب انتصافه لنفسه. إن الله لعفوٌ غفور، يعفو عن المذنبين فلا يعاجلهم بالعقوبة، ويغفر ذنوبهم.
Muhacirlerin cennete konulması hakkında sana anlattığımız durum işte böyledir. Kim kendisine saldırılır ve zulme uğrarsa, saldırgana yaptığı fiilin misliyle karşılık vermesine izin verilmiştir, ona hiçbir vebal yoktur. Eğer saldırgan tekrar ona eziyet eder ve taşkınlık yaparsa, şüphesiz Allah zulme uğrayan mazluma yardım eder; zira hakkını aldığı için ona saldırılması caiz değildir. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır; günahkârları affeder, onları cezalandırmakta acele etmez ve günahlarını bağışlar.
2691. Metin
ذلك الذي شرع لكم تلك الأحكام العادلة هو الحق، وهو القادر على ما يشاء، ومِن قدرته أنه يدخل ما ينقص من ساعات الليل في ساعات النهار، ويدخل ما انتقص من ساعات النهار في ساعات الليل، وأن الله سميع لكل صوت، بصير بكل فعل، لا يخفى عليه شيء.
Size bu adil hükümleri koyan, Hakk'ın ta kendisidir ve O, dilediği her şeye kadirdir. O'nun kudretindendir ki, gecenin saatlerinden eksileni gündüzün saatlerine katar, gündüzün saatlerinden eksileni de gecenin saatlerine katar. Şüphesiz Allah her sesi hakkıyla işitendir, her fiili hakkıyla görendir; O'na hiçbir şey gizli kalmaz.
2692. Metin
ذلك بأن الله هو الإله الحق الذي لا تنبغي العبادة إلا له، وأن ما يعبده المشركون من دونه من الأصنام والأنداد هو الباطل الذي لا ينفع ولا يضرُّ، وأن الله هو العليُّ على خلقه ذاتًا وقدرًا وقهرًا، المتعالي عن الأشباه والأنداد، الكبير في ذاته وأسمائه فهو أكبر من كلِّ شيء.
Bu böyledir; çünkü Allah, ibadetin ancak Kendisine layık olduğu hak ilahtır. Müşriklerin O'ndan başka taptıkları putlar ve denkler ise ne fayda ne de zarar verebilen bâtılın ta kendisidir. Şüphesiz Allah; zatı, kadri ve kahredici gücüyle yaratılmışların fevkinde olan Aliyy'dir, benzerlerden ve ortaklardan yücedir; zatında ve isimlerinde Kebîr'dir, O her şeyden daha büyüktür.
2693. Metin
ألم ترَ -أيها الرسول- أن الله أنزل من السماء مطرًا، فتصبح الأرض مخضرة بما ينبت فيها من النبات؟ إن الله لطيف بعباده باستخراج النبات من الأرض بذلك الماء، خبير بمصالحهم.
[Ey Peygamber!] Görmedin mi ki, Allah gökten bir yağmur indirdi de yeryüzü orada biten bitkilerle yemyeşil oluverdi? Şüphesiz Allah, o su vesilesiyle yerden bitkiyi çıkarmak suretiyle kullarına karşı lütufkârdır (Latîf), onların menfaatlerini hakkıyla bilendir (Habîr).
2694. Metin
لله ﷾ ما في السموات والأرض خلقًا وملكًا وعبودية، كلٌّ محتاج إلى تدبيره وإفضاله. وإن الله لهو الغني الذي لا يحتاج إلى شيء، المحمود في كل حال.
Yaratma, mülkiyet ve kulluk bakımından göklerde ve yerde ne varsa Allah'a [celle ve alâ] aittir; hepsi O'nun tedbirine ve lütfuna muhtaçtır. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye muhtaç olmayan Ganî'dir, her hâlükârda övgüye layık olan Hamîd'dir.
2695. Metin
ألم تر أن الله تعالى ذلَّل لكم ما في الأرض من الدواب والبهائم والزروع والثمار والجماد لركوبكم وطعامكم وكل منافعكم، كما ذلَّل لكم السفن تجري في البحر بقدرته وأمره فتحملكم مع أمتعتكم إلى حيث تشاؤون من البلاد والأماكن، وهو الذي يمسك السماء فيحفظها؛ حتى لا تقع على الأرض فيهلك مَن عليها إلا بإذنه سبحانه بذلك؟ إن الله ليرحم الناس رحمة واسعة في عاجلهم وآجلهم ومن رحمته به ما سخره لهم من هذه الأشياء وغيرها؛ تفضلا منه عليهم.
Görmedin mi ki, Allah Teâlâ binmeniz, yemeniz ve bütün menfaatleriniz için yeryüzündeki binek hayvanlarını, davarları, ekinleri, meyveleri ve cansız varlıkları sizin hizmetinize verdi. Nitekim kendi kudreti ve emriyle denizde akıp giden ve sizi eşyalarınızla birlikte memleketlerden ve yerlerden dilediğiniz tarafa taşıyan gemileri de sizin hizmetinize sundu. O, göğü Kendi izni olmaksızın yeryüzüne düşüp de üzerindekileri helak etmesin diye tutup koruyandır. Şüphesiz Allah, insanlara dünyalarında da ahiretlerinde de engin bir merhametle muamele eder. Onlara bir lütuf olarak bu şeyleri ve diğerlerini hizmetlerine vermesi de O'nun insanlara olan merhametindendir.
2696. Metin
وهو الله تعالى الذي أحياكم بأن أوجدكم من العدم، ثم يميتكم عند انقضاء أعماركم، ثم يحييكم بالبعث لمحاسبتكم على أعمالكم. إن الإنسان لَجحود لما ظهر من الآيات الدالة على قدرة الله ووحدانيته.
Sizi yoktan var ederek hayat veren, sonra ecelleriniz bittiğinde sizi öldüren, sonra da amellerinizin hesabını sormak üzere sizi diriltip hayat verecek olan Allah Teâlâ'dır. Şüphesiz insan, Allah'ın kudretine ve birliğine delalet eden apaçık ayetlere karşı pek nankördür.
2697. Metin
لكل أمة من الأمم الماضية جعلنا شريعة وعبادة أمرناهم بها، فهم عاملون بها، فلا ينازعنك -أيها الرسول- مشركو قريش في شريعتك، وما أمرك الله به في المناسك وأنواع العبادات كلها، وادع إلى توحيد ربك وإخلاص العبادة له واتباع أمره، إنك لعلى دين قويم، لا اعوجاج فيه.
Geçmiş ümmetlerin her biri için kendilerine emrettiğimiz ve onların da uyguladıkları bir şeriat ve ibadet kıldık. O hâlde [ey Peygamber], Kureyş müşrikleri senin şeriatın ve Allah'ın menasik ile her türlü ibadet konusunda sana emrettiği şeyler hakkında seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbini birlemeye, ibadeti yalnızca O'na has kılmaya ve O'nun emrine uymaya davet et. Şüphesiz sen, hiçbir eğriliği bulunmayan dosdoğru bir din üzerindesin.
2698. Metin
وإن أصرُّوا على مجادلتك بالباطل فيما تدعوهم إليه فلا تجادلهم، بل قل لهم: الله أعلم بما تعملونه من الكفر والتكذيب، فهم معاندون مكابرون.
Eğer onları davet ettiğin hususta seninle bâtıl yollarla tartışmakta ısrar ederlerse onlarla tartışma; bilakis onlara de ki: "Allah, yapmakta olduğunuz küfrü ve yalanlamayı en iyi bilendir." Zira onlar inatçı ve kibirli kimselerdir.
2699. Metin
الله تعالى يحكم بين المسلمين والكافرين يوم القيامة في أمر اختلافهم في الدين. وفي هذه الآية أدب حسن في الرد على مَن جادل تعنتًا واستكبارًا.
Allah Teâlâ, kıyamet gününde din konusunda ihtilaf ettikleri meselelerde Müslümanlar ile kâfirlerin arasında hüküm verecektir. Bu ayette, inatçılık ve kibirle tartışan kimselere cevap vermede güzel bir edep vardır.
2700. Metin
ألم تعلم -أيها الرسول- أن الله يعلم ما في السماء والأرض علماً كاملا قد أثبته في اللوح المحفوظ؟ إن ذلك العلم أمر سهل على الله، الذي لا يعجزه شيء.
[Ey Peygamber!] Bilmedin mi ki, Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini eksiksiz bir ilimle bilmekte ve bunu Levh-i Mahfuz'da tespit etmiştir? Şüphesiz bu ilim, hiçbir şeyin Kendisini aciz bırakamayacağı Allah'a pek kolaydır.
2701. Metin
ويصر كفار قريش على الشرك بالله مع ظهور بطلان ما هم عليه، فهم يعبدون آلهة، لم يَنْزِل في كتاب مِن كتب الله برهان بأنها تصلح للعبادة، ولا علم لهم فيما اختلقوه، وافتروه على الله، وإنما هو أمر اتبعوا فيه آباءَهم بلا دليل. فإذا جاء وقت الحساب في الآخرة فليس للمشركين ناصر ينصرهم، أو يدفع عنهم العذاب.
Kureyş kâfirleri, içinde bulundukları durumun bâtıllığı apaçık ortada olmasına rağmen Allah'a şirk koşmakta ısrar etmektedirler. Onlar, ibadete layık olduklarına dair Allah'ın kitaplarından hiçbirinde bir delil indirilmemiş olan ilahlara tapmaktadırlar. Uydurdukları ve Allah'a iftira ettikleri şeyler hakkında hiçbir bilgileri de yoktur; bu, yalnızca hiçbir delil olmaksızın atalarına uydukları bir durumdur. Ahirette hesap vakti geldiğinde ise müşrikler için kendilerine yardım edecek ya da azabı onlardan savacak hiçbir yardımcı yoktur.
2702. Metin
وإذا تتلى آيات القرآن الواضحة على هؤلاء المشركين ترى الكراهة ظاهرة على وجوههم، يكادون يبطشون بالمؤمنين الذين يدعونهم إلى الله تعالى، ويتلون عليهم آياته. قل لهم -أيها الرسول-: أفلا أخبركم بما هو أشد كراهة إليكم من سماع الحق ورؤية الداعين إليه؟ النار أعدَّها الله للكافرين في الآخرة، وبئس المكان الذي يصيرون إليه.
Bu müşriklere Kur'an'ın apaçık ayetleri okunduğu zaman, yüzlerinde hoşnutsuzluğun belirdiğini görürsün. Kendilerini Allah Teâlâ'ya davet eden ve kendilerine O'nun ayetlerini okuyan müminlere neredeyse saldıracak gibi olurlar. [Ey Peygamber!] Onlara de ki: "Hakkı işitmekten ve ona davet edenleri görmekten sizin için daha da nahoş olan şeyi size haber vereyim mi? Ateş! Allah onu ahirette kâfirler için hazırlamıştır. O varılacak ne kötü bir yerdir!"
2703. Metin
يا أيها الناس ضُرِب مثل فاستمعوا له وتدبروه: إن الأصنام والأنداد التي تعبدونها من دون الله لن تقدر مجتمعة على خَلْق ذبابة واحدة، فكيف بخلق ما هو أكبر؟ ولا تقدر أن تستخلص ما يسلبه الذباب منها، فهل بعد ذلك مِن عَجْز؟ فهما ضعيفان معًا: ضَعُفَ الطالب الذي هو المعبود من دون الله أن يستنقذ ما أخذه الذباب منه، وضَعُفَ المطلوب الذي هو الذباب، فكيف تُتَّخذ هذه الأصنام والأنداد آلهة، وهي بهذا الهوان؟
Ey insanlar! Bir misal verildi; öyleyse onu dinleyin ve üzerinde iyice düşünün: Allah'ı bırakıp da taptığınız putlar ve ortaklar, hepsi bir araya gelseler tek bir sineği dahi asla yaratamazlar; nerede kaldı ondan daha büyüğünü yaratmak! Sineğin kendilerinden kaptığı bir şeyi dahi geri alamazlar. Bundan daha büyük bir acizlik olur mu? İkisi de acizdir: Arayan/isteyen —ki o Allah'tan başka tapılan varlıktır— sineğin kendisinden aldığını kurtarmaktan aciz kalmış; aranan/istenen —ki o sinektir— o da acizdir. Bu derece aciz ve zelil iken bu putlar ve ortaklar nasıl ilah edinilebilir?
2704. Metin
هؤلاء المشركون لم يعظِّموا الله حق تعظيمه، إذ جعلوا له شركاء، وهو القوي الذي خلق كل شيء، العزيز الذي لا يغالَب.
Bu müşrikler, O'na ortaklar koşmakla Allah'ı hakkıyla takdir edip yüceltmediler. Hâlbuki O; her şeyi yaratan Kavî'dir, asla mağlup edilemeyen Azîz'dir.
2705. Metin
الله ﷾ يختار من الملائكة رسلا إلى أنبيائه، ويختار من الناس رسلا لتبليغ رسالاته إلى الخلق، إن الله سميع لأقوال عباده، بصير بجميع الأشياء، وبمن يختاره للرسالة مِن خلقه. وهو سبحانه يعلم ما بين أيدي ملائكته ورسله من قبل أن يخلقهم، ويعلم ما هو كائن بعد فنائهم. وإلى الله وحده ترجع الأمور.
Allah [celle ve alâ], meleklerden peygamberlerine elçiler seçer; insanlardan da mesajlarını yaratılmışlara tebliğ etmek üzere elçiler seçer. Şüphesiz Allah kullarının sözlerini hakkıyla işitendir (Semî'), bütün eşyayı ve yaratıkları arasından peygamberliğe kimi seçeceğini hakkıyla görendir (Basîr). O [subhânehu], meleklerini ve elçilerini yaratmadan önceki durumlarını bildiği gibi, onların yok oluşlarından sonra ne olacağını da bilir. Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülür.
2706. Metin
يا أيها الذين آمنوا بالله ورسوله محمد ﷺ اركعوا واسجدوا في صلاتكم، واعبدوا ربكم وحده لا شريك له، وافعلوا الخير; لتفلحوا، وجاهدوا أنفسكم، وقوموا قيامًا تامًّا بأمر الله، وادعوا الخلق إلى سبيله، وجاهدوا بأموالكم وألسنتكم وأنفسكم، مخلصين فيه النية لله ﷿، مسلمين له قلوبكم وجوارحكم، هو اصطفاكم لحمل هذا الدين، وقد منَّ عليكم بأن جعل شريعتكم سمحة، ليس فيها تضييق ولا تشديد في تكاليفها وأحكامها، كما كان في بعض الأمم قبلكم، هذه الملة السمحة هي ملة أبيكم إبراهيم، وقد سَمَّاكم الله المسلمين مِن قبلُ في الكتب المنزلة السابقة، وفي هذا القرآن، وقد اختصَّكم بهذا الاختيار ; ليكون خاتم الرسل محمد ﷺ شاهدًا عليكم بأنه بلَّغكم رسالة ربه، وتكونوا شهداء على الأمم أن رسلهم قد بلَّغتهم بما أخبركم الله به في كتابه، فعليكم أن تعرفوا لهذه النعمة قدرها، فتشكروها، وتحافظوا على معالم دين الله بأداء الصلاة بأركانها وشروطها، وإخراج الزكاة المفروضة، وأن تلجؤوا إلى الله ﷾، وتتوكلوا عليه، فهو نِعْمَ المولى لمن تولاه، ونعم النصير لمن استنصره.
Ey Allah'a ve Resulü Muhammed'e [sallallâhu aleyhi ve sellem] iman edenler! Namazınızda rüku ve secde edin, hiçbir ortağı olmayan tek Rabbinize ibadet edin, kurtuluşa eresiniz diye hayır işleyin, nefislerinizle cihad edin, Allah'ın emrini eksiksiz yerine getirin, insanları O'nun yoluna davet edin; niyetinizi Allah'a [celle ve celâluhu] halis kılarak, kalplerinizi ve azalarınızı O'na teslim ederek mallarınızla, dillerinizle ve canlarınızla cihad edin! Bu dini taşımak için sizi O seçti ve sizden önceki bazı ümmetlerde olduğu gibi teklif ve hükümlerinde hiçbir darlık ve zorluk kılmayarak şeriatınızı müsamahalı/kolay yapmak suretiyle size lütufta bulundu. Bu müsamahalı din, babanız İbrahim'in dinidir. Allah daha önce indirilen kitaplarda ve bu Kur'an'da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi. Peygamberlerin sonuncusu Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem] Rabbinin mesajını size tebliğ ettiğine dair aleyhinize şahit olsun, siz de Allah'ın Kitabı'nda size bildirmesi vesilesiyle elçilerinin onlara tebliğde bulunduğuna dair diğer ümmetlere şahitler olasınız diye sizi bu seçkinlikle özel kıldı. O hâlde bu nimetin kadrini bilip şükredin; namazı rükünleri ve şartlarıyla kılarak, farz kılınan zekâtı vererek Allah'ın dininin nişanelerini koruyun; Allah'a [celle ve alâ] sığının ve O'na tevekkül edin. O, Kendisine bağlanan için ne güzel Mevlâ ve Kendisinden yardım dileyen için ne güzel yardımcıdır!