2820. Metin
هذه سورة عظيمة من القرآن أنزلناها، وأوجبنا العمل بأحكامها، وأنزلنا فيها دلالات واضحات؛ لتتذكروا -أيها المؤمنون- بهذه الآيات البينات، وتعملوا بها.
Bu, Kur'an'dan indirdiğimiz, hükümlerinin uygulanmasını farz kıldığımız ve içinde açık deliller indirdiğimiz yüce bir suredir; tâ ki -ey müminler- bu apaçık ayetlerle düşünüp öğüt alasınız ve bunlarla amel edesiniz.
2821. Metin
الزانية والزاني اللذان لم يسبق لهما الزواج، عقوبةُ كل منهما مائة جلدة بالسوط، وثبت في السنة مع هذا الجلد التغريب لمدة عام. ولا تحملكم الرأفة بهما على ترك العقوبة أو تخفيفها، إن كنتم مصدقين بالله واليوم الآخر عاملين بأحكام الإسلام، وليحضر العقوبةَ عدد من المؤمنين; تشنيعًا وزجرًا وعظة واعتبارًا.
Daha önce evlenmemiş olan zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birinin cezası kırbaçla yüz celdedir (sopadır). Sünnette bu celde cezasıyla birlikte bir yıl süreyle sürgün de sabit olmuştur. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyor, İslam'ın hükümleriyle amel ediyorsanız, onlara duyduğunuz acıma hissi sizi cezayı terk etmeye veya hafifletmeye sevk etmesin. [Suçun] çirkinliğini göstermek, caydırmak, ibret ve ders olmak üzere cezanın uygulanmasına müminlerden bir topluluk da şahit olsun.
2822. Metin
الزاني لا يرضى إلا بنكاح زانية أو مشركة لا تُقِرُّ بحرمة الزنى، والزانية لا ترضى إلا بنكاح زان أو مشرك لا يُقِرُّ بحرمة الزنى، أما العفيفون والعفيفات فإنهم لا يرضون بذلك، وحُرِّم ذلك النكاح على المؤمنين. وهذا دليل صريح على تحريم نكاح الزانية حتى تتوب، وكذلك تحريم إنكاح الزاني حتى يتوب.
Zina eden bir erkek ancak zina eden veya zinanın haramlığını kabul etmeyen müşrik bir kadınla evlenmeye razı olur; zina eden bir kadın da ancak zina eden veya zinanın haramlığını kabul etmeyen müşrik bir erkekle evlenmeye razı olur. İffetli erkekler ve iffetli kadınlar ise buna asla razı olmazlar. Bu tür bir evlilik müminlere haram kılınmıştır. Bu ayet, tövbe edinceye kadar zina eden bir kadınla evlenmenin haram olduğuna ve aynı şekilde tövbe edinceye kadar zina eden bir erkeğin evlendirilmesinin haram olduğuna açık bir delildir.
2823. Metin
والذين يتهمون بالفاحشة أنفسًا عفيفة من النساء والرجال مِن دون أن يشهد معهم أربعة شهود عدول، فاجلدوهم بالسوط ثمانين جلدة، ولا تقبلوا لهم شهادة أبدًا، وأولئك هم الخارجون عن طاعة الله.
İffetli kadın ve erkeklere zina iftirasında bulunup da kendileriyle birlikte dört adil şahit getiremeyen kimselere kırbaçla seksen celde (sopa) vurun, onların şahitliklerini ebediyen kabul etmeyin; işte onlar Allah'ın itaatinden çıkmış fasıkların ta kendileridir.
2824. Metin
لكن مَن تاب ونَدم ورجع عن اتهامه وأصلح عمله، فإن الله يغفر ذنبه ويرحمه، ويقبل توبته.
Ancak kim tövbe eder, pişman olur, iftirasından döner ve amelini düzeltirse şüphesiz Allah onun günahını bağışlar, ona merhamet eder ve tövbesini kabul buyurur.
2825. Metin
والذين يرمون زوجاتهم بالزنى، ولم يكن لهم شهداء على اتهامهم لهنَّ إلا أنفسهم، فعلى الواحد منهم أن يشهد أمام القاضي أربع مرات بقوله: أشهد بالله أني صادق فيما رميتها به من الزنى، ويزيد في الشهادة الخامسة الدعوة على نفسه باستحقاقه لعنة الله إن كان كاذبًا في قوله.
Eşlerine zina iftirasında bulunup da bu ithamlarına kendilerinden başka şahitleri bulunmayan kimselere gelince; onlardan her birinin hâkim huzurunda dört defa: "Eşime isnat ettiğim zina suçlamasında kesinlikle doğru söylediğime Allah'ı şahit tutarım" diyerek şahitlik etmesi gerekir. Beşinci şahitlikte ise, eğer sözünde yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olması dileğinde bulunur.
2826. Metin
وبشهادته تستوجب الزوجة عقوبة الزنى، وهي الرجم حتى الموت، ولا يدفع عنها هذه العقوبة إلا أن تشهد في مقابل شهادته أربع شهادات بالله إنه لكاذب في اتهامه لها بالزنى، وتزيد في الشهادة الخامسة الدعوة على نفسها باستحقاقها غضب الله، إن كان زوجها صادقًا فى اتهامه لها، وفي هذه الحال يفرق بينهما.
Kocanın bu şahitliğiyle kadın üzerine zina cezası olan recm (ölünceye kadar taşlanma) cezası gerekir. Bu cezayı kadından savacak olan şey ise, kocasının şahitliğine karşılık, onun zina ithamında kesinlikle bir yalancı olduğuna dair Allah adına dört defa şahitlik etmesidir. Beşinci şahitlikte ise, eğer kocası kendisine attığı iftirada doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olması dileğinde bulunur. Bu durumda araları ebediyen ayrılır.
2827. Metin
ولولا تفضُّل الله عليكم ورحمته -أيها المؤمنون- بهذا التشريع للأزواج والزوجات، لأحلَّ بالكاذب من المتلاعنين ما دعا به على نفسه، وأن الله تواب لمن تاب مِن عباده، حكيم في شرعه وتدبيره.
-Ey müminler- Eğer karı-kocalar için koyduğu bu hükümle Allah'ın sizin üzerinizdeki lütfu ve merhameti olmasaydı, lanetleşenlerden yalancı olanın üzerine kendi aleyhine dilediği azabı derhal indiriverirdi. Şüphesiz Allah, kullarından tövbe edenlerin tövbesini çokça kabul edendir, hükmünde ve idaresinde hikmet sahibidir.
2828. Metin
إن الذين جاؤوا بأشنع الكذب، وهو اتهام أم المؤمنين عائشة ﵂ بالفاحشة، جماعة منتسبون إليكم -معشر المسلمين- لا تحسبوا قولهم شرًّا لكم، بل هو خير لكم، لما تضمن ذلك مِن تبرئة أم المؤمنين ونزاهتها والتنويه بذكرها، ورفع الدرجات، وتكفير السيئات، وتمحيص المؤمنين. لكل فرد تكلم بالإفك جزاء فعله من الذنب، والذي تحمَّل معظمه، وهو عبد الله بن أُبيِّ ابن سلول كبير المنافقين -لعنه الله- له عذاب عظيم في الآخرة، وهو الخلود في الدرك الأسفل من النار.
Yalanın en çirkinini getirenler -ki o, Müminlerin Annesi Âişe radıyallâhu anhâ'ya zina iftirasında bulunmaktır- içinizden bir gruptur -ey Müslümanlar topluluğu-. Onların bu sözünü sizin için bir şer sanmayın; bilakis bu sizin için bir hayırdır. Zira bu olay, Müminlerin Annesi'nin temize çıkarılmasını, iffetinin tescilini, şanının yüceltilmesini, derecelerin yükselmesini, günahların silinmesini ve müminlerin arınmasını içermiştir. Bu iftirayı konuşan her bir ferdin işlediği günahtan payına düşen bir ceza vardır. Bu iftiranın elebaşılığını yapan münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl'e -Allah ona lanet etsin- ahirette pek büyük bir azap vardır; o da cehennemin en alt tabakasında ebedî kalmaktır.
2829. Metin
هلا ظن المؤمنون والمؤمنات بعضهم ببعض خيرًا عند سماعهم ذلك الإفك، وهو السلامة مما رموا به، وقالوا: هذا كذب ظاهر على عائشة ﵂.
Mümin erkekler ve mümin kadınlar bu iftirayı işittiklerinde, birbirleri hakkında hüsnüzanda bulunarak onların kendilerine atılan bu suçtan uzak olduklarını düşünüp: "Bu, Âişe radıyallâhu anhâ'ya atılmış apaçık bir iftiradır" deselerdi ya!
2830. Metin
هلا أتى القاذفون بأربعة شهود عدول على قولهم، فحين لم يفعلوا ذلك فأولئك هم الكاذبون عند الله.
İftiracılar bu sözlerine dair dört adil şahit getirselerdi ya! Mademki bunu yapamadılar, o hâlde onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.
2831. Metin
ولولا فَضْلُ الله عليكم ورحمته لكم بحيث شملكم إحسانه في دينكم ودنياكم فلم يعجِّل عقوبتكم، وتاب على مَن تاب منكم، لأصابكم بسبب ما خضتم فيه عذاب عظيم.
Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı -ki O'nun ihsanı dininizi ve dünyanızı kuşatmış, bu yüzden cezanızı çabuklaştırmamış ve içinizden tövbe edenin tövbesini kabul etmiştir-, içine daldığınız dedikodu sebebiyle size mutlaka pek büyük bir azap dokunurdu.
2832. Metin
حين تتلقفون الإفك وتتناقلونه بأفواهكم، وهو قول باطل، وليس عندكم به علم، وهما محظوران: التكلم بالباطل، والقول بلا علم، وتظنون ذلك شيئًا هيِّنًا، وهو عند الله عظيم. وفي هذا زجر بليغ عن التهاون في إشاعة الباطل.
O iftirayı dilden dile aktarıyor, hakkında hiçbir bilginiz olmayan bâtıl bir sözü ağızlarınızla söylüyordunuz. İkisi de yasaktır: Bâtılı konuşmak ve bilgisizce laf söylemek. Siz bunu önemsiz ve kolay bir şey sanıyordunuz; oysa o, Allah katında pek büyüktür. Bunda, bâtılı yayma konusunda gevşeklik göstermeye karşı son derece beliğ bir sakındırma vardır.
2833. Metin
وهلا قلتم عند سماعكم إياه: ما يَحِلُّ لنا الكلام بهذا الكذب، تنزيهًا لك - يارب - مِن قول ذلك على زوجة رسولك محمد ﷺ، فهو كذب عظيم في الوزر واستحقاق الذنب.
Onu işittiğiniz zaman: "Bu yalanı konuşmak bize yakışmaz ve helal olmaz. Seni tenzih ederiz -ey Rabbimiz-, Resulün Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi hakkında böyle bir şey söylenmesinden! Bu, vebali ve günahı gerektirmesi bakımından pek büyük bir iftiradır" deselerdiniz ya!
2834. Metin
يذكِّركم الله وينهاكم أن تعودوا أبدًا لمثل هذا الفعل من الاتهام الكاذب، إن كنتم مؤمنين به.
Eğer O'na inanıyorsanız, Allah size öğüt veriyor ve böyle asılsız bir itham fiiline bir daha asla dönmemenizi yasaklıyor.
2835. Metin
ويبين الله لكم الآيات المشتملة على الأحكام الشرعية والمواعظ، والله عليم بأفعالكم، حكيم في شرعه وتدبيره.
Allah size şer'î hükümleri ve öğütleri içeren ayetleri açıklıyor. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir, hükmünde ve idaresinde hikmet sahibidir.
2836. Metin
إن الذين يحبون شيوع الفاحشة في المسلمين من قَذْف بالزنى أو أي قول سيِّئ لهم عذاب أليم في الدنيا بإقامة الحد عليهم، وغيره من البلايا الدنيوية، ولهم في الآخرة عذاب النار إن لم يتوبوا، والله -وحده- يعلم كذبهم، ويعلم مصالح عباده، وعواقب الأمور، وأنتم لا تعلمون ذلك.
Müslümanlar arasında zinanın veya kötü sözlerin yayılmasını arzulayanlar için dünyada had cezasının uygulanması ve diğer dünyevî musibetlerle can yakıcı bir azap vardır; ahirette de tövbe etmedikleri takdirde onlar için cehennem azabı vardır. Allah -yalnızca O- onların yalanını, kullarının maslahatlarını ve işlerin akıbetini bilir; siz ise bilmezsiniz.
2837. Metin
ولولا فَضْلُ الله على مَن وقع في حديث الإفك ورحمته بهم، وأن الله يرحم عباده المؤمنين رحمة واسعة في عاجلهم وآجلهم، لما بيَّن هذه الأحكام والمواعظ، ولَعاجل مَن خالف أمره بالعقوبة.
Eğer iftira hadisesine karışanlar üzerinde Allah'ın lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah mümin kullarına dünyada ve ahirette engin bir merhametle muamele etmeseydi, bu hükümleri ve öğütleri açıklamaz ve emrine muhalefet edenleri cezalandırmakta acele ederdi.
2838. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه لا تسلكوا طرق الشيطان، ومَن يسلك طرق الشيطان فإنه يأمره بقبيح الأفعال ومنكراتها، ولولا فَضْلُ الله على المؤمنين ورحمته بهم ما طَهُرَ منهم أحد أبدًا مِن دنس ذنبه، ولكن الله -بفضله- يطهر من يشاء. والله سميع لأقوالكم، عليم بنياتكم وأفعالكم.
Ey Allah'ı ve Resulünü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, şüphesiz o, çirkin fiilleri ve münker şeyleri emreder. Eğer müminler üzerinde Allah'ın lütfu ve merhameti olmasaydı, onlardan hiçbiri günahının kirinden ebediyen arınamazdı; fakat Allah -lütfuyla- dilediğini arındırır. Allah sözlerinizi hakkıyla işiten, niyetlerinizi ve amellerinizi hakkıyla bilendir.
2839. Metin
ولا يحلف أهل الفضل في الدين والسَّعَة في المال على ترك صلة أقربائهم الفقراء والمحتاجين والمهاجرين، ومنعهم النفقة؛ بسبب ذنب فعلوه، ولْيتجاوزوا عن إساءتهم، ولا يعاقبوهم. ألا تحبون أن يتجاوز الله عنكم؟ فتجاوزوا عنهم. والله غفور لعباده، رحيم بهم. وفي هذا الحثُّ على العفو والصفح، ولو قوبل بالإساءة.
Dinde fazilet ve malda genişlik sahibi olanlar, işledikleri bir günahtan ötürü fakir, muhtaç ve muhacir akrabalarına yardım etmeyi ve onlara nafaka vermeyi bırakacaklarına dair yemin etmesinler; onların kötülüklerini affetsinler ve onları cezalandırmasınlar. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? O hâlde siz de onları affedin. Allah kullarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir. Bunda, kötülükle karşılansa bile affetmeye ve hoşgörüye teşvik vardır.
2840. Metin
إن الذين يقذفون بالزنى العفيفات الغافلات المؤمنات اللاتي لم يخطر ذلك بقلوبهن، مطرودون من رحمة الله في الدنيا والآخرة، ولهم عذاب عظيم في نار جهنم. وفي هذه الآية دليل على كفر من سبَّ، أو اتهم زوجة من زوجات النبي ﷺ بسوء.
Kalplerinden zina geçmeyen, kötülüklerden habersiz, iffetli ve mümin kadınlara zina iftirasında bulunanlar; dünyada ve ahirette Allah'ın rahmetinden kovulmuşlardır ve onlar için cehennem ateşinde pek büyük bir azap vardır. Bu ayette, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşlerinden birine söven veya ona kötü bir isnatta bulunan kimsenin kâfir olacağına dair bir delil vardır.
2841. Metin
ذلك العذاب يوم القيامة يوم تشهد عليهم ألسنتهم بما نطقت، وتتكلم أيديهم وأرجلهم بما عملت.
Bu azap, kıyamet gününde dillerinin söyledikleri şeylere şahitlik edeceği, ellerinin ve ayaklarının da yaptıkları amelleri konuşacağı gündedir.
2842. Metin
في هذا اليوم يوفيهم الله جزاءهم كاملا على أعمالهم بالعدل، ويعلمون في ذلك الموقف العظيم أن الله هو الحق المبين الذي هو حق، ووعده حق، ووعيده حق، وكل شيء منه حق، الذي لا يظلم أحدًا مثقال ذرة.
O gün Allah onlara amellerinin karşılığını adaletle tastamam verecektir. Onlar bu büyük duruşmada, Allah'ın bizatihi hak olduğunu, vaadinin hak, tehdidinin hak ve O'ndan gelen her şeyin hak olduğunu, hiç kimseye zerre kadar zulmetmeyen apaçık Hak olduğunu bileceklerdir.
2843. Metin
كل خبيث من الرجال والنساء والأقوال والأفعال مناسب للخبيث وموافق له، وكل طيِّب من الرجال والنساء والأقوال والأفعال مناسب للطيب وموافق له، والطيبون والطيبات مبرؤون مما يرميهم به الخبيثون من السوء، لهم من الله مغفرة تستغرق الذنوب، ورزق كريم في الجنة.
Kötü erkekler, kötü kadınlar, kötü sözler ve kötü fiillerin her biri kötüye layıktır ve ona uygundur. Temiz erkekler, temiz kadınlar, güzel sözler ve güzel amellerin her biri de temize layıktır ve ona uygundur. Temiz erkekler ve temiz kadınlar, kötülerin kendilerine attıkları iftiralardan ve kötülüklerden tamamen uzaktırlar. Onlar için Allah katından bütün günahları örten bir bağışlanma ve cennette değerli bir rızık vardır.
2844. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، لا تدخلوا بيوتًا غير بيوتكم حتى تستأذنوا أهلها في الدخول وتسلموا عليهم وصيغة ذلك من السنة: السلام عليكم أأدخل؟ ذلكم الاستئذان خير لكم؛ لعلكم تتذكرون -بفعلكم له- أوامر الله، فتطيعوه.
Ey Allah'ı ve Resulünü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, ev halkından izin isteyip onlara selam vermedikçe girmeyin. Bunun sünnetteki şekli: "Es-Selâmu aleykum, girebilir miyim?" demektir. Bu izin isteme sizin için daha hayırlıdır; ola ki bu davranışınızla Allah'ın emirlerini hatırlar da O'na itaat edersiniz.
2845. Metin
فإن لم تجدوا في بيوت الآخرين أحدًا فلا تدخلوها حتى يوجد مَن يأذن لكم، فإن لم يأذن، بل قال لكم: ارجعوا فارجعوا، ولا تُلحُّوا، فإن الرجوع عندئذ أطهر لكم؛ لأن للإنسان أحوالا يكره اطلاع أحد عليها. والله بما تعملون عليم، فيجازي كل عامل بعمله.
Başkalarının evlerinde kimseyi bulamazsanız, size izin verecek biri bulununcaya kadar içeri girmeyin. Eğer izin verilmez de size: "Geri dönün" denilirse, geri dönün ve ısrar etmeyin. O anda geri dönmek sizin için daha temizdir; zira insanın, başkasının görmesini istemediği özel halleri olabilir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir, dolayısıyla her amel edene amelinin karşılığını verecektir.
2846. Metin
لكن لا حرج عليكم أن تدخلوا بغير استئذان بيوتًا ليست مخصصة لسكنى أناس بذاتهم، بل ليتمتع بها مَن يحتاج إليها كالبيوت المُعَدَّة صدقة لابن السبيل في طرق المسافرين وغيرها من المرافق، ففيها منافع وحاجة لمن يدخلها، وفي الاستئذان مشقة. والله يعلم أحوالكم الظاهرة والخفية.
Ancak, belirli şahısların ikametine tahsis edilmemiş olan, yolcular için güzergâh üzerinde sadaka olarak hazırlanmış evler ve benzeri kamu tesisleri gibi ihtiyacı olanların faydalanmasına açık yerlere izinsiz girmenizde sizin için bir sakınca yoktur. Çünkü buralara girenler için faydalar ve ihtiyaçlar vardır ve izin istemekte zorluk bulunur. Allah sizin açık ve gizli hallerinizi bilir.
2847. Metin
قل - أيها النبي - للمؤمنين يَغُضُّوا مِن أبصارهم عمَّا لا يحلُّ لهم من النساء والعورات، ويحفظوا فروجهم عمَّا حَرَّم الله من الزنى واللواط، وكشف العورات، ونحو ذلك، ذلك أطهر لهم. إن الله خبير بما يصنعون فيما يأمرهم به وينهاهم عنه.
-Ey Peygamber- Mümin erkeklere söyle: Kendilerine helal olmayan kadınlara ve avret yerlerine bakmaktan gözlerini sakınsınlar; iffetlerini Allah'ın haram kıldığı zinadan, livatadan, avret yerlerini açmaktan ve benzeri şeylerden korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, kendilerine emrettiği ve yasakladığı hususlarda onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
2848. Metin
وقل للمؤمنات يغضضن من أبصارهن عمَّا لا يحلُّ لهن من العورات، ويحفظن فروجهن عمَّا حَرَّم الله، ولا يُظهرن زينتهن للرجال، بل يجتهدن في إخفائها إلا الثياب الظاهرة التي جرت العادة بلُبْسها، إذا لم يكن في ذلك ما يدعو إلى الفتنة بها، وليلقين بأغطية رؤوسهن على فتحات أعلى ثيابهن من جهة صدورهن مغطيات وجوههن؛ ليكمل سترهن، ولا يُظْهِرْنَ الزينة الخفية إلا لأزواجهن؛ إذ يرون منهن ما لا يرى غيرهم. وبعضها، كالوجه، والعنق، واليدين، والساعدين يباح رؤيته لآبائهن أو آباء أزواجهن أو أبنائهن أو أبناء أزواجهن أو إخوانهن أو أبناء إخوانهن أو أبناء أخواتهن أو نسائهن المسلمات دون الكافرات، أو ما ملكن مِنَ العبيد، أو التابعين من الرجال الذين لا غرض ولا حاجة لهم في النساء، مثل البُلْه الذين يتبعون غيرهم للطعام والشراب فحسب، أو الأطفال الصغار الذين ليس لهم علم بأمور عورات النساء، ولم توجد فيهم الشهوة بعد، ولا يضرب النساء عند سَيْرهن بأرجلهن ليُسْمِعْن صوت ما خفي من زينتهن كالخلخال ونحوه، وارجعوا -أيها المؤمنون- إلى طاعة الله فيما أمركم به من هذه الصفات الجميلة والأخلاق الحميدة، واتركوا ما كان عليه أهل الجاهلية من الأخلاق والصفات الرذيلة؛ رجاء أن تفوزوا بخيري الدنيا والآخرة.
Mümin kadınlara da söyle: Kendilerine helal olmayan avret yerlerine bakmaktan gözlerini sakınsınlar, iffetlerini Allah'ın haram kıldığı şeylerden korusunlar, süslerini yabancı erkeklere göstermesinler; fitneye sebep olmayacak şekilde âdet gereği giyilen dış giysiler müstesna, süslerini gizlemeye gayret etsinler. Örtünmelerini tamamlamak için başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar ve yüzlerini örtsünler. Gizli ziynetlerini ancak kocalarına göstersinler; zira onlar, başkalarının göremediği yerleri görebilirler. Yüz, boyun, eller ve kollar gibi ziynetlerin bir kısmının ise babalarına, kayınpederlerine, oğullarına, üvey oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kâfir kadınlar hariç Müslüman kadınlara, cariyelerine veya erkeklerden şehvetsiz ve kadınlara ihtiyacı olmayan -sadece yiyecek ve içecek için başkalarına bağımlı olan aklı kıt kimseler gibi- hizmetçilere yahut kadınların avret yerlerinden henüz habersiz olan ve kendilerinde henüz şehvet bulunmayan küçük çocuklara gösterilmesi mubahtır. Kadınlar yürürken, halhal gibi gizledikleri süsleri duyulsun diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Emrolunduğunuz bu güzel vasıflara ve övgüye değer ahlaka uyarak Allah'a itaate yönelin ve Câhiliye ehlinin aşağılık ahlak ve vasıflarını terk edin; ta ki dünya ve ahiret hayırlarına kavuşarak kurtuluşa eresiniz.
2849. Metin
وزوِّجوا -أيها المؤمنون- مَن لا زوج له من الأحرار والحرائر والصالحين مِن عبيدكم وجواريكم، إن يكن الراغب في الزواج للعفة فقيرًا يغنه الله من واسع رزقه. والله واسع كثير الخير عظيم الفضل، عليم بأحوال عباده.
-Ey müminler- İçinizden bekâr olan hür erkek ve kadınları, köle ve cariyelerinizden de salih olanları evlendirin. Eğer iffetini korumak için evlenmek isteyen kimse fakir ise, Allah onu geniş rızkından zengin kılar. Allah lütfu geniş, hayrı pek çok, fazileti büyük olandır; kullarının hallerini hakkıyla bilendir.
2850. Metin
والذين لا يستطيعون الزواج لفقرهم أو غيره فليطلبوا العفة عمَّا حَرَّمَ الله حتى يغنيهم الله من فضله، وييسر لهم الزواج. والذين يريدون أن يتحرروا من العبيد والإماء بمكاتبة أسيادهم على بعض المال يؤدونه إليهم، فعلى مالكيهم أن يكاتبوهم على ذلك إن علموا فيهم خيرًا: مِن رشد وقدرة على الكسب وصلاح في الدين، وعليهم أن يعطوهم شيئًا من المال أو أن يحطوا عنهم مما كُوتبوا عليه. ولا يجوز لكم إكراه جواريكم على الزنى طلبًا للمال، وكيف يقع منكم ذلك وهن يُرِدْن العفة وأنتم تأبونها؟ وفي هذا غاية التشنيع لفعلهم القبيح. ومن يكرههنَّ على الزنى فإن الله تعالى من بعد إكراههن غفور لهن رحيم بهن، والإثم على مَن أكْرههن.
Fakirlikleri veya başka sebeplerle evlenmeye güç yetiremeyenler, Allah onları lütfundan zengin kılıncaya ve evliliği onlara kolaylaştırıncaya kadar Allah'ın haram kıldığı şeylerden iffetlerini korusunlar. Köle ve cariyelerinizden efendilerine ödeyecekleri bir miktar bedel karşılığında azatlık sözleşmesi (mükâtebe) yapmak isteyenlerle; eğer onlarda akıl, kazanç elde etme kabiliyeti ve dinde salah gibi bir hayır görürseniz, bu sözleşmeyi yapın. Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin veya sözleşme bedelinden bir kısmını indirin. Kazanç elde etmek arzusuyla cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Onlar iffetli kalmak isterken siz buna engel oluyorsunuz; bu nasıl sizden sadır olabilir? Bunda onların bu çirkin fiiline karşı son derece şiddetli bir kınama vardır. Kim onları fuhşa zorlarsa, şüphesiz Allah, onların zorlanmalarından sonra çok bağışlayandır, çok merhamet edendir; günah ise onları zorlayanların üzerinedir.
2851. Metin
ولقد أنزلنا إليكم -أيها الناس- آيات القرآن دلالات واضحات على الحق، ومثلا من أخبار الأمم السابقة المؤمنين منهم والكافرين، وما جرى لهم وعليهم ما يكون مثلا وعبرة لكم، وموعظة يتعظ بها من يتقي الله ويَحْذَرُ عذابه.
-Ey insanlar- Andolsun ki size hakkı gösteren apaçık Kur'an ayetleri, sizden önceki mümin ve kâfir ümmetlerin haberlerinden birer misal, başlarına gelen ve size ibret olacak durumlar ile Allah'tan korkan ve O'nun azabından sakınan kimselerin öğüt alacağı bir nasihat indirdik.
2852. Metin
الله نور السموات والأرض يدبر الأمر فيهما ويهدي أهلهما، فهو -سبحانه- نور، وحجابه نور، به استنارت السموات والأرض وما فيهما، وكتاب الله وهدايته نور منه سبحانه، فلولا نوره تعالى لتراكمت الظلمات بعضها فوق بعض. مثل نوره الذي يهدي إليه، وهو الإيمان والقرآن في قلب المؤمن كمشكاة، وهي الكُوَّة في الحائط غير النافذة، فيها مصباح، حيث تجمع الكوَّة نور المصباح فلا يتفرق، وذلك المصباح في زجاجة، كأنها -لصفائها- كوكب مضيء كالدُّر، يوقَد المصباح من زيت شجرة مباركة، وهي شجرة الزيتون، لا شرقية فقط، فلا تصيبها الشمس آخر النهار، ولا غربية فقط فلا تصيبها الشمس أول النهار، بل هي متوسطة في مكان من الأرض لا إلى الشرق ولا إلى الغرب، يكاد زيتها -لصفائه- يضيء من نفسه قبل أن تمسه النار، فإذا مَسَّتْه النار أضاء إضاءة بليغة، نور على نور، فهو نور من إشراق الزيت على نور من إشعال النار، فذلك مثل الهدى يضيء في قلب المؤمن. والله يهدي ويوفق لاتباع القرآن مَن يشاء، ويضرب الأمثال للناس؛ ليعقلوا عنه أمثاله وحكمه. والله بكل شيء عليم، لا يخفى عليه شيء.
Allah, göklerin ve yerin nurudur; ikisindeki işleri çekip çevirir ve onların ehlini doğru yola iletir. O -Sübhânehu- nurdur ve hicabı da nurdur; gökler, yer ve ikisindekiler O'nunla aydınlanmıştır. Allah'ın kitabı ve hidayeti de O'ndan bir nurdur. Eğer Yüce Allah'ın nuru olmasaydı karanlıklar birbiri üstüne yığılırdı. O'nun doğru yola ilettiği nurunun -ki o, müminin kalbindeki iman ve Kur'an'dır- misali, içinde bir kandil bulunan mişkât (duvardaki ışıksız, arkası kapalı oyuk/hücre) gibidir; zira o oyuk kandilin ışığını toplar ve dağılmasını önler. O kandil de sırça bir cam içindedir. O cam, berraklığından ötürü sanki inci gibi parıldayan bir yıldızdır. Kandil, ne yalnızca sabah güneşini almayan batıda ne de yalnızca akşam güneşini almayan doğuda olan mübarek bir ağaçtan, yani zeytin ağacının yağından tutuşturulur; bilakis o, yeryüzünün ne doğusuna ne de batısına ait olan mutedil bir yerindedir. Onun yağı, saflığından ötürü neredeyse ateş dokunmasa bile kendiliğinden ışık verecektir. Ona ateş dokunduğunda ise pek parlak bir aydınlık verir; nur üstüne nur olur. O, zeytinyağının parlaklığından kaynaklanan nur ile ateşin yakılmasından doğan nurun birleşimidir. İşte bu, müminin kalbinde parıldayan hidayetin misalidir. Allah, dilediği kimseyi Kur'an'a uymaya iletir ve muvaffak kılar. İnsanlar O'nun misallerini ve hikmetlerini kavrasınlar diye Allah onlara misaller getirir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
2853. Metin
هذا النور المضيء في مساجد أَمَرَ الله أن يُرْفع شأنها وبناؤها، ويُذْكر فيها اسمه بتلاوة كتابه والتسبيح والتهليل، وغير ذلك من أنواع الذكر، يُصلِّي فيها لله في الصباح والمساء.
Bu aydınlatıcı nur, Allah'ın şanlarının ve binalarının yükseltilmesini, içlerinde kitabının okunması, tesbih, tehlil ve diğer zikir çeşitleriyle adının anılmasını emrettiği mescitlerdedir; oralarda sabah akşam Allah için namaz kılınır.
2854. Metin
رجال لا تشغلهم تجارة ولا بيع عن ذِكْرِ الله، وإقام الصلاة، وإيتاء الزكاة لمستحقيها، يخافون يوم القيامة الذي تتقلب فيه القلوب بين الرجاء في النجاة والخوف من الهلاك، وتتقلب فيه الأبصار تنظر إلى أي مصير تكون؟
Onlar öyle adamlardır ki, hiçbir ticaret ve alım satım onları Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı hak sahiplerine vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin kurtuluş ümidi ile helak korkusu arasında çırpınacağı ve gözlerin nasıl bir akıbete uğrayacaklarını görmek için dehşetle döneceği kıyamet gününden korkarlar.
2855. Metin
ليعطيهم الله ثواب أحسن أعمالهم، ويزيدهم من فضله بمضاعفة حسناتهم. والله يرزق مَن يشاء بغير حساب، بل يعطيه مِنَ الأجر ما لا يبلغه عمله، وبلا عدٍّ ولا كيل.
Allah onlara yaptıklarının en güzeliyle mükâfat versin ve lütfundan iyiliklerini kat kat artırsın diyedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir; bilakis ona amelinin erişemeyeceği kadar, sayısız ve ölçüsüz mükâfat bahşeder.
2856. Metin
والذين كفروا بربهم وكذَّبوا رسله، أعمالهم التي ظنوها نافعة لهم في الآخرة، كصلة الأرحام وفك الأسرى وغيرها، كسراب، وهو ما يشاهَد كالماء على الأرض المستوية في الظهيرة، يظنه العطشان ماء، فإذا أتاه لم يجده ماء. فالكافر يظن أن أعماله تنفعه، فإذا كان يوم القيامة لم يجد لها ثوابًا، ووجد الله ﷾ له بالمرصاد فوفَّاه جزاء عمله كاملا. والله سريع الحساب، فلا يستبطئ الجاهلون ذلك الوعد، فإنه لا بدَّ مِن إتيانه.
Rablerini inkâr eden ve O'nun elçilerini yalanlayanların ahirette kendilerine fayda sağlayacağını sandıkları akrabayı gözetmek ve esirleri kurtarmak gibi amelleri bir serap gibidir. Serap; öğle vaktinde düz arazide su gibi görünen, susuzun su sandığı, yanına vardığında ise su bulamadığı şeydir. Kâfir de amellerinin kendisine fayda vereceğini sanır; kıyamet günü geldiğinde ise onlar için hiçbir mükâfat bulamaz. Karşısında Allah azze ve celle'yi bulur ve O da cezasını tastamam verir. Allah hesabı pek çabuk görendir. O hâlde cahiller bu vaadin gecikeceğini sanmasınlar; zira onun gelmesi kaçınılmazdır.
2857. Metin
أو تكون أعمالهم مثل ظلمات في بحر عميق يعلوه موج، من فوق الموج موج آخر، ومِن فوقه سحاب كثيف، ظلمات شديدة بعضها فوق بعض، إذا أخرج الناظر يده لم يقارب رؤيتها من شدة الظلمات، فالكفار تراكمت عليهم ظلمات الشرك والضلال وفساد الأعمال. ومن لم يجعل الله له نورًا من كتابه وسنة نبيه يهتدي به فما له مِن هاد.
Yahut onların amelleri, derin bir denizdeki karanlıklar gibidir; onu bir dalga kaplar, dalganın üstünde başka bir dalga, onun üstünde de yoğun bir bulut vardır; birbiri üstüne yığılmış koyu karanlıklar! Bakan kimse elini çıkarsa, karanlığın şiddetinden neredeyse onu bile göremez. Kâfirlerin üzerine şirk, sapıklık ve amellerin bozukluğu karanlıkları işte böyle yığılmıştır. Allah kime kitabından ve Peygamberinin sünnetinden hidayet bulacağı bir nur vermemişse, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
2858. Metin
ألم تعلم - أيها الرسول - أن الله يُسَبِّح له مَن في السموات والأرض من المخلوقات، والطير صافات أجنحتها في السماء تسبح ربها؟ كل مخلوق قد أرشده الله كيف يصلي له ويسبحه. وهو سبحانه عليم، مُطَّلِع على ما يفعله كل عابد ومسبِّح، لا يخفى عليه منها شيء، وسيجازيهم بذلك.
-Ey Resul- Görmedin mi ki, göklerde ve yerde bulunan varlıklar ve gökyüzünde kanatlarını çırparak uçan kuşlar Rablerini tesbih ederler? Her bir yaratılmışa Allah, O'na nasıl dua edeceğini ve O'nu nasıl tesbih edeceğini bildirmiştir. Sübhân olan Allah, her ibadet edenin ve tesbihte bulunanın yaptığını hakkıyla bilendir; bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve onları bununla cezalandıracaktır.
2859. Metin
ولله وحده ملك السموات والأرض، له السلطان فيهما، وإليه المرجع يوم القيامة.
Göklerin ve yerin mülkü yalnızca Allah'ındır, ikisindeki mutlak hâkimiyet O'na aittir ve kıyamet gününde dönüş yalnız O'nadır.
2860. Metin
ألم تشاهد أن الله ﷾ يسوق السحاب إلى حيث يشاء، ثم يجمعه بعد تفرقه، ثم يجعله متراكمًا، فينزل مِن بينه المطر؟ وينزل من السحاب الذي يشبه الجبال في عظمته بَرَدًا، فيصيب به مَن يشاء من عباده ويصرفه عمَّن يشاء منهم بحسب حكمته وتقديره، يكاد ضوء ذلك البرق في السحاب مِن شدته يذهب بأبصار الناظرين إليه.
Görmedin mi ki Allah azze ve celle bulutları dilediği yere sevk eder, sonra dağınık hâldeyken onları bir araya getirir, sonra da onları üst üste yığar; böylece arasından yağmurun çıktığını görürsün? Gökten, büyüklük bakımından dağları andıran bulutlardan dolu indirir; hikmeti ve takdiri uyarınca onu kullarından dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de uzak tutar. O bulutlardaki şimşeğin parıltısı, şiddetinden ötürü neredeyse bakanların gözlerini alıverir.
2861. Metin
ومن دلائل قدرة الله ﷾ أنه يقلب الليل والنهار بمجيء أحدهما بعد الآخر، واختلافهما طولا وقِصَرًا، إن في ذلك لَدلالة يعتبر بها كل مَن له بصيرة.
Allah azze ve celle'nin kudretinin delillerinden biri de gece ile gündüzü birbiri ardınca getirmesi, uzatıp kısaltması suretiyle evirip çevirmesidir. Şüphesiz bunda basiret sahibi olan herkes için ibret alınacak kesin bir delil vardır.
2862. Metin
والله تعالى خلق كل ما يدِب على الأرض مِن ماء، فالماء أصل خلقه، فمن هذه الدواب: مَن يمشي زحفًا على بطنه كالحيَّات ونحوها، ومنهم مَن يمشي على رجلين كالإنسان، ومنهم من يمشي على أربع كالبهائم ونحوها. والله ﷾ يخلق ما يشاء، وهو قادر على كل شيء.
Yüce Allah yeryüzünde debelenen her canlıyı sudan yaratmıştır; nitekim su onların yaratılışının aslıdır. Bu canlılardan kimi yılanlar gibi karnı üstünde sürünerek yürür, kimi insan gibi iki ayak üstünde yürür, kimi de hayvanlar gibi dört ayak üstünde yürür. Allah azze ve celle dilediğini yaratır; O, her şeye hakkıyla kadirdir.
2863. Metin
لقد أنزلنا في القرآن علامات واضحات مرشدات إلى الحق. والله يهدي ويوفق مَن يشاء مِن عباده إلى الطريق المستقيم، وهو الإسلام.
Andolsun ki Kur'an'da gerçeğe rehberlik eden apaçık ayetler indirdik. Allah, kullarından dilediğini doğru yola, yani İslam'a iletir ve muvaffak kılar.
2864. Metin
ويقول المنافقون: صَدَّقنا بالله وبما جاء به الرسول، وأطعنا أمرهما، ثم تُعْرِضُ طوائف منهم من بعد ذلك فلا تقبل حكم الرسول، وما أولئك بالمؤمنين.
Münafıklar: "Allah'a ve Resulün getirdiklerine inandık, her ikisinin emrine de itaat ettik" derler; sonra da onlardan bir fırka bunun ardından yüz çevirir ve Resulün hükmünü kabul etmez. İşte onlar mümin değillerdir.
2865. Metin
وإذا دُعوا في خصوماتهم إلى ما في كتاب الله وإلى رسوله؛ ليَحكُم بينهم، إذا فريق منهم معرض لا يقبل حكم الله وحكم رسوله، مع أنه الحق الذي لا شك فيه.
Aralarındaki anlaşmazlıklarda aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına ve Resulüne çağrıldıkları zaman, şüphesiz gerçek olmasına rağmen onlardan bir fırka derhal yüz çevirir; ne Allah'ın hükmünü ne de Resulünün hükmünü kabul eder.
2866. Metin
وإن يكن الحق في جانبهم فإنهم يأتون إلى النبي ﵊ طائعين منقادين لحكمه؛ لعلمهم أنه يقضي بالحق.
Eğer hak kendi lehlerine olursa, O'nun hakla hükmettiğini bildikleri için Peygamber aleyhisselâm'a boyun eğerek ve itaatle gelirler.
2867. Metin
أسَبَبُ الإعراض ما في قلوبهم من مرض النفاق، أم شكُّوا في نبوة محمد ﷺ، أم السبب خوفهم أن يكون حكم الله ورسوله جائرًا؟ كلا إنهم لا يخافون جورًا، بل السبب أنهم هم الظالمون الفجرة.
Bu yüz çevirmenin sebebi kalplerindeki nifak hastalığı mıdır, yoksa Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğinden şüphe mi ettiler, yahut Allah'ın ve Resulünün kendilerine haksızlık yapacağından mı korktular? Hayır, onlar haksızlıktan korkmuyorlar; bilakis asıl sebep, onların bizzat zalim ve fasık kimseler olmalarıdır.
2868. Metin
أما المؤمنون حقا فدأبهم إذا دعوا إلى التحاكم في خصوماتهم إلى كتاب الله وحكم رسوله، أن يقبلوا الحكم ويقولوا: سمعنا ما قيل لنا وأطعنا مَن دعانا إلى ذلك، وأولئك هم المفلحون الفائزون بمطلوبهم في جنات النعيم.
Gerçek müminlere gelince; aralarındaki davalarda aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına ve Resulünün hükmüne çağrıldıklarında onların tutumu sadece hükmü kabul etmek ve: "Bize söyleneni işittik, bizi buna davet edene itaat ettik" demektir. İşte onlar Naim cennetlerinde arzularına kavuşarak kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
2869. Metin
ومن يطع الله ورسوله في الأمر والنهي، ويَخَفْ عواقب العصيان، ويحْذَر عذاب الله، فهؤلاء هم الفائزون بالنعيم في الجنة.
Kim emir ve yasaklarda Allah'a ve Resulüne itaat eder, isyanın akıbetinden korkar ve Allah'ın azabından sakınırsa, işte onlar cennetteki nimetlere kavuşarak kurtuluşa erenlerdir.
2870. Metin
وأقسم المنافقون بالله تعالى غاية اجتهادهم في الأيمان المغلَّظة: لئن أمرتنا - أيها الرسول - بالخروج للجهاد معك لنخرجن، قل لهم: لا تحلفوا كذبًا، فطاعتكم معروفة بأنها باللسان فحسب، إن الله خبير بما تعملونه، وسيجازيكم عليه.
Münafıklar olanca güçleriyle pekiştirilmiş yeminlerle Yüce Allah'a yemin ettiler: "Eğer bize -ey Resul- seninle birlikte cihada çıkmayı emredersen, mutlaka çıkarız." Onlara de ki: "Yalandan yemin etmeyin; sizin itaatiniz sadece dilde olduğu bilinen [bir itaattir]. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır ve bunun karşılığını size verecektir."
2871. Metin
قل - أيها الرسول - للناس: أطيعوا الله وأطيعوا الرسول، فإن تعرضوا فإنما على الرسول فِعْلُ ما أُمر به من تبليغ الرسالة، وعلى الجميع فِعْلُ ما كُلِّفوه من الامتثال، وإن تطيعوه ترشدوا إلى الحق، وليس على الرسول إلا أن يبلغ رسالة ربه بلاغًا بينًا.
[Ey Resul!] İnsanlara de ki: "Allah'a itaat edin ve Resule itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, Resulün üzerine düşen ancak tebliğ etmekle emrolunduğu şeyi yapmaktır; herkesin üzerine düşen ise boyun eğmekle mükellef tutulduğu şeyi yapmaktır. Eğer ona itaat ederseniz hakka ulaşırsınız. Resulün üzerine düşen ise ancak Rabbinin mesajını apaçık bir tebliğle duyurmaktır."
2872. Metin
وعد الله بالنصر الذين آمنوا منكم وعملوا الأعمال الصالحة، بأن يورثهم أرض المشركين، ويجعلهم خلفاء فيها، مثلما فعل مع أسلافهم من المؤمنين بالله ورسله، وأن يجعل دينهم الذي ارتضاه لهم -وهو الإسلام- دينًا عزيزًا مكينًا، وأن يبدل حالهم من الخوف إلى الأمن، إذا عبدوا الله وحده، واستقاموا على طاعته، ولم يشركوا معه شيئًا، ومن كفر بعد ذلك الاستخلاف والأمن والتمكين والسلطنة التامة، وجحد نِعَم الله، فأولئك هم الخارجون عن طاعة الله.
Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerini müşriklerin topraklarına varis kılmak, Allah'a ve peygamberlerine iman eden geçmişlerine yaptığı gibi onları orada halifeler kılmak, onlar için razı olduğu dinlerini -ki o İslam'dır- üstün ve köklü kılmak ve yalnızca Allah'a ibadet edip O'na itaatte dosdoğru kaldıkları ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmadıkları takdirde korkularını güvene dönüştürmek suretiyle zafer vaat etmiştir. Bu halifelik, güven, güç ve tam hâkimiyetten sonra kim inkâr eder ve Allah'ın nimetlerine nankörlük ederse, işte onlar Allah'ın itaatinden çıkanların ta kendileridir.
2873. Metin
وأقيموا الصلاة تامة، وآتوا الزكاة لمستحقيها، وأطيعوا الرسول ﷺ؛ رجاء أن يرحمكم الله.
Namazı eksiksiz kılın, zekâtı hak sahiplerine verin ve Allah'ın size merhamet etmesi ümidiyle Resul sallallâhu aleyhi ve sellem'e itaat edin.
2874. Metin
لا تظننَّ الذين كفروا معجزين الله في الأرض، بل هو قادر على إهلاكهم، ومرجعهم في الآخرة إلى النار، وقبُح هذا المرجع والمصير.
İnkâr edenlerin yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacaklarını asla sanma; bilakis O, onları helak etmeye kadirdir. Onların ahiretteki varış yeri ise ateştir; bu varış yeri ve akıbet ne kötüdür!
2875. Metin
وهو توجيه عام للأمّة، وإن كان الخطاب فيه للرسول ﷺ.
Hitap Resul sallallâhu aleyhi ve sellem'e olsa da bu, ümmete yönelik genel bir yönlendirmedir.
2876. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه مُروا عبيدكم وإماءكم، والأطفال الأحرار دون سن الاحتلام أن يستأذنوا عند الدخول عليكم في أوقات عوراتكم الثلاثة: من قبل صلاة الفجر؛ لأنه وقت الخروج من ثياب النوم ولبس ثياب اليقظة، ووقت خلع الثياب للقيلولة في الظهيرة، ومن بعد صلاة العشاء؛ لأنه وقت للنوم، وهذه الأوقات الثلاثة عورات لكم، يقل فيها التستر، أما فيما سواها فلا حرج إذا دخلوا بغير إذن؛ لحاجتهم في الدخول عليكم، فهم طوافون عليكم للخدمة، ولأن العادة جرت بتردد بعضكم إلى بعض فيها لقضاء المصالح. كما بيَّن الله لكم أحكام الاستئذان يبيِّن لكم آياته وأحكامه وحججه وشرائع دينه. والله عليم بما يصلح خلقه، حكيم في تدبيره أمورهم.
Ey Allah'ı ve Resulünü tasdik edenler ve O'nun şeriatıyla amel edenler! Köle ve cariyelerinize, henüz ergenlik çağına girmemiş hür çocuklarınıza, mahremiyetinizin bulunduğu şu üç vakitte yanınıza girerken izin istemelerini emredin: Sabah namazından önce; çünkü bu vakit uyku elbiselerinden çıkıp gündelik elbiseleri giyme vaktidir. Öğleyin kaylule (öğle uykusu) için elbiselerin çıkarıldığı vakitte ve yatsı namazından sonra; çünkü bu vakit uyku vaktidir. Bu üç vakit sizin için mahrem vakitlerdir; bu vakitlerde örtünme azalır. Bunların dışındaki [vakitlerde] ise onların yanınıza girmelerine olan ihtiyaçtan dolayı izinsiz girmelerinde bir sakınca yoktur. Zira onlar hizmet için etrafınızda dolaşırlar ve adet gereği işlerin görülmesi için birbirinizin yanına girip çıkarsınız. Allah size izin isteme hükümlerini açıkladığı gibi ayetlerini, hükümlerini, delillerini ve dininin şeriatlarını da [böylece] açıklamaktadır. Allah kullarının ne ile salah bulacağını hakkıyla bilendir, onların işlerini idare etmesinde hikmet sahibidir.
2877. Metin
وإذا بلغ الأطفال منكم سن الاحتلام والتكليف بالأحكام الشرعية، فعليهم أن يستأذنوا إذا أرادوا الدخول في كل الأوقات كما يستأذن الكبار، وكما يبيِّن الله آداب الاستئذان يبيِّن الله تعالى لكم آياته. والله عليم بما يصلح عباده، حكيم في تشريعه.
İçinizden çocuklar ergenlik çağına ve şer'î hükümlerle mükellef olma yaşına ulaştıklarında, tıpkı büyüklerin izin istediği gibi her vakitte girmek istediklerinde izin istemeleri gerekir. Allah izin isteme edeplerini açıkladığı gibi, Yüce Allah sizlere ayetlerini de [böylece] açıklamaktadır. Allah kullarının ne ile salah bulacağını hakkıyla bilendir, hüküm koymasında hikmet sahibidir.
2878. Metin
والعجائز من النساء اللاتي قعدن عن الاستمتاع والشهوة لكبرهن، فلا يطمعن في الرجال للزواج، ولا يطمع فيهن الرجال كذلك، فهؤلاء لا حرج عليهن أن يضعن بعض ثيابهن كالرداء الذي يكون فوق الثياب غير مظهرات ولا متعرضات للزينة، ولُبْسهن هذه الثياب -سترًا وتعففًا- أحسن لهن. والله سميع لأقوالكم، عليم بنياتكم وأعمالكم.
Yaşlılıkları sebebiyle cinsel istek ve arzudan kesilmiş, evlilik hususunda erkeklere arzu duymayan ve erkeklerin de kendilerine arzu duymadığı yaşlı kadınların; ziynetlerini açıp saçmaksızın ve sergilemeksizin elbiselerin üzerine giyilen dış giysi gibi bazı elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Örtünme ve iffet amacıyla bu elbiseleri giymeleri ise onlar için daha hayırlıdır. Allah söylediklerinizi hakkıyla işitendir, niyetlerinizi ve amellerinizi hakkıyla bilendir.
2879. Metin
ليس على أصحاب الأعذار من العُمْيان وذوي العرج والمرضى إثم في ترك الأمور الواجبة التي لا يقدرون على القيام بها، كالجهاد ونحوه، مما يتوقف على بصر الأعمى أو سلامة الأعرج أو صحة المريض، وليس على أنفسكم -أيها المؤمنون- حرج في أن تأكلوا من البيوت التي فيها أزواجكم وعيالكم، فيدخل فيها بيوت الأولاد، أو من بيوت آبائكم، أو أمهاتكم، أو إخوانكم، أو أخواتكم، أو أعمامكم، أو عماتكم، أو أخوالكم، أو خالاتكم، أو من البيوت التي وُكِّلْتم بحفظها في غيبة أصحابها بإذنهم، أو من بيوت الأصدقاء، ولا حرج عليكم أن تأكلوا مجتمعين أو متفرقين، فإذا دخلتم بيوتًا مسكونة أو غير مسكونة فليسلِّم بعضكم على بعض بتحية الإسلام، وهي: السلام عليكم ورحمة الله وبركاته، أو السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، إذا لم يوجد أحد، وهذه التحية شرعها الله، وهي مباركة تُنْمِي المودة والمحبة، طيبة محبوبة للسامع، وبمثل هذا التبيين يبيِّن الله لكم معالم دينه وآياته؛ لتعقلوها، وتعملوا بها.
Körler, topallar ve hastalar gibi özür sahiplerine; körün görmesine, topalın sağlamlığına veya hastanın sıhhatine bağlı olup güç yetiremedikleri cihad ve benzeri farz kılınan şeyleri terk etmelerinde bir günah yoktur. [Ey müminler!] Eşlerinizin ve çoluk çocuğunuzun bulunduğu evlerden -ki evlatların evleri de buna dâhildir- yahut babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya sahiplerinin yokluğunda izinleriyle korumakla görevlendirildiğiniz evlerden ya da arkadaşlarınızın evlerinden yemenizde sizin için bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de size bir günah yoktur. İster meskûn olsun ister gayr-ı meskûn olsun evlere girdiğiniz zaman, İslam'ın selamı ile birbirinize selam verin; o da şudur: "Es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuh" yahut [içeride] kimse bulunmadığında: "Es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhi's-sâlihîn". Bu selam Allah'ın meşru kıldığı bir selamdır; berekettir, sevgiyi ve muhabbeti artırır, işitene hoş ve sevimli gelir. Allah, akledip amel edesiniz diye dininin nişanelerini ve ayetlerini size işte böyle açıklar.
2880. Metin
إنما المؤمنون حقًا هم الذين صدَّقوا الله ورسوله، وعملوا بشرعه، وإذا كانوا مع النبي ﷺ على أمر جمعهم له في مصلحة المسلمين، لم ينصرف أحد منهم حتى يستأذنه، إن الذين يستأذنونك - أيها النبي - هم الذين يؤمنون بالله ورسوله حقًا، فإذا استأذنوك لبعض حاجتهم فَأْذَن لمن شئت ممن طلب الإذن في الانصراف لعذر، واطلب لهم المغفرة من الله. إن الله غفور لذنوب عباده التائبين، رحيم بهم.
Gerçek müminler ancak Allah'ı ve Resulünü tasdik eden, O'nun şeriatıyla amel eden ve Müslümanların maslahatı icabı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte kendilerini toplayan bir iş üzerinde bulundukları zaman, O'ndan izin istemedikçe hiçbirisi ayrılıp gitmeyen kimselerdir. [Ey Peygamber!] Senden izin isteyenler, işte onlar Allah'a ve Resulüne gerçekten iman edenlerdir. Kendi bazı işleri için senden izin istediklerinde, bir mazeret sebebiyle ayrılmak için izin isteyenlerden dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, tövbe eden kullarının günahlarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
2881. Metin
لا تقولوا -أيها المؤمنون- عند ندائكم رسول الله: يا محمد، ولا يا محمد بن عبد الله، كما يقول ذلك بعضكم لبعض، ولكن شرِّفوه، وقولوا: يا نبي الله، يا رسول الله. قد يعلم الله المنافقين الذين يخرجون من مجلس النبي ﷺ خفية بغير إذنه، يلوذ بعضهم ببعض، فليَحْذَر الذين يخالفون أمر رسول الله أن تنزل بهم محنة وشر، أو يصيبهم عذاب مؤلم موجع في الآخرة.
Ey müminler! Allah'ın Resulüne seslenirken, birbirinize söylediğiniz gibi "Ey Muhammed!" yahut "Ey Abdullah'ın oğlu Muhammed!" demeyin; bilakis O'nu yüceltin ve "Ey Allah'ın Nebisi!", "Ey Allah'ın Resulü!" deyin. Muhakkak ki Allah, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in meclisinden birbirinin arkasına gizlenerek izinsiz ve gizlice sıvışıp çıkan münafıkları bilir. Resulullah'ın emrine karşı gelenler, başlarına bir imtihan ve şer gelmesinden yahut ahirette kendilerine acı ve can yakıcı bir azabın dokunmasından sakınsınlar.
2882. Metin
ألا إن لله ما في السموات والأرض خلقًا وملكًا وعبادة، قد أحاط علمه بجميع ما أنتم عليه، ويوم يرجع العباد إليه في الآخرة، يخبرهم بعملهم، ويجازيهم عليه، والله بكل شيء عليم، لا تخفى عليه أعمالهم وأحوالهم.
İyi bilin ki göklerde ve yerde ne varsa yaratılış, mülkiyet ve kulluk bakımından şüphesiz Allah'ındır. O'nun ilmi sizin içinde bulunduğunuz her şeyi kuşatmıştır. Kulların ahirette O'na döneceği gün, yaptıklarını onlara haber verecek ve bunun karşılığını onlara verecektir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir; onların amelleri ve durumları O'na asla gizli kalmaz.