Neml

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

3074. Metin

(طس) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

(Tâ-Sîn). Hurûf-ı mukattaa hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.

3075. Metin

هذه آيات القرآن وهي آيات الكتاب العزيز بينة المعنى، واضحة الدلالة، على ما فيه من العلوم والحكم والشرائع. فالقرآن هو الكتاب، جمع الله له بين الاسمين.

Bunlar Kur’an’ın ayetleridir; [aynı zamanda] içerdiği ilimlere, hikmetlere ve şeriatlere anlamı açık, delaleti vazıh olan o yüce Kitab'ın ayetleridir. Kur’an bizzat Kitap'tır; Allah onun için iki ismi bir arada toplamıştır.

3076. Metin

وهي آيات ترشد إلى طريق الفوز في الدنيا والآخرة، وتبشر بحسن الثواب للمؤمنين الذين صَدَّقوا بها، واهتدَوْا بهديها، الذين يقيمون الصلوات الخمس كاملة الأركان، مستوفية الشروط، ويؤدون الزكاة المفروضة لمستحقيها، وهم يوقنون بالحياة الآخرة، وما فيها مِن ثواب وعقاب.

Bu ayetler, dünyada ve ahirette kurtuluş yoluna rehberlik eder; onları tasdik edip hidayetine uyan, rükünleri tam ve şartları eksiksiz olarak beş vakit namazı kılan, farz kılınan zekâtı hak sahiplerine veren, ahiret hayatına ve oradaki sevap ile cezaya kesin olarak inanan müminlere güzel bir mükafatı müjdeler.

3077. Metin

إن الذين لا يُصَدِّقون بالدار الآخرة، ولا يعملون لها حسَّنَّا لهم أعمالهم السيئة، فرأوها حسنة، فهم يترددون فيها متحيِّرين. أولئك الذين لهم العذاب السيِّئ في الدنيا قتلا وأَسْرًا وذُلا وهزيمةً، وهم في الآخرة أشد الناس خسرانًا.

Ahiret yurduna inanmayan ve onun için amel etmeyenlerin kötü amellerini kendilerine süslü gösterdik de onları güzel gördüler; artık onlar bu [ameller] içinde şaşkınca bocalayıp dururlar. Dünyada öldürülme, esaret, zillet ve hezimetle en kötü azap onlaradır; ahirette ise insanların en çok hüsrana uğrayanları onlardır.

3078. Metin

وإنك -أيها الرسول- لتتلقى القرآن من عند الله، الحكيم في خلقه وتدبيره الذي أحاط بكل شيء علمًا.

Şüphesiz sen -ey Resul- Kur’an’ı; yaratmasında ve tedbirinde hikmet sahibi olan, ilmiyle her şeyi kuşatan Allah katından almaktasın.

3079. Metin

اذكر قصة موسى حين قال لأهله في مسيره من «مدين» إلى «مصر» : إني أبصَرْتُ نارًا سآتيكم منها بخبر يدلنا على الطريق، أو آتيكم بشعلة نار; كي تستدفئوا بها من البرد.

Musa’nın Medyen’den Mısır’a doğru yolculuğu esnasında ailesine: 'Ben bir ateş gördüm; oradan bize yolu gösterecek bir haber getireceğim yahut soğuktan ısınırsınız diye size bir ateş koru getireceğim' dediği kıssayı hatırla.

3080. Metin

فلما جاء موسى النارَ ناداه الله وأخبره أن هذا مكانٌ قدَّسه الله وباركه فجعله موضعًا لتكليم موسى وإرساله، وأن الله بارك مَن في النار ومَن حولها مِنَ الملائكة، وتنزيهًا لله رب الخلائق عما لا يليق به. يا موسى إنه أنا الله المستحق للعبادة وحدي، العزيز الغالب في انتقامي من أعدائي، الحكيم في تدبير خلقي. وألق عصاك فألقاها فصارت حية، فلما رآها تتحرك في خفة تَحَرُّكَ الحية السريعة ولَّى هاربًا ولم يرجع إليها، فطمأنه الله بقوله: يا موسى لا تَخَفْ، إني لا يخاف لديَّ من أرسلتهم برسالتي، لكن مَن تجاوز الحدَّ بذنب، ثم تاب فبدَّل حُسْن التوبة بعد قبح الذنب، فإني غفور له رحيم به، فلا ييئس أحدٌ من رحمة الله ومغفرته. وأدخل يدك في فتحة قميصك المفتوحة إلى الصدر تخرج بيضاء كالثلج من غير بَرَص في جملة تسع معجزات، وهي مع اليد: العصا، والسنون، ونقص الثمرات، والطوفان، والجراد، والقُمَّل، والضفادع، والدم؛ لتأييدك في رسالتك إلى فرعون وقومه، إنهم كانوا قومًا خارجين عن أمر الله كافرين به.

Musa ateşin yanına varınca Allah ona seslendi ve burasının Allah’ın kutsal ve mübarek kıldığı, Musa ile konuşma ve onu peygamber gönderme mekânı kıldığı bir yer olduğunu, Allah'ın ateşte olanı ve çevresindeki melekleri mübarek kıldığını bildirdi ve varlıkların Rabbi olan Allah'ı O'na layık olmayan şeylerden tenzih etti. 'Ey Musa! Şüphesiz Ben, tek başına ibadete layık olan, düşmanlarımdan intikam almada üstün ve galip olan, yaratıklarını sevk ve idare etmede hikmet sahibi olan Allah’ım. Asanı at!' [Musa] onu attı ve asa bir yılana dönüştü. Onun kıvrak ve hızlı bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bakmadan kaçtı ve geri dönmedi. Bunun üzerine Allah şu sözüyle onu teskin etti: 'Ey Musa, korkma! Şüphesiz elçilik göreviyle gönderdiğim kimseler Benim huzurumda korkmazlar. Ancak kim bir günahla haddi aşar da sonra tövbe edip günahın çirkinliğinin ardından güzel bir tövbeye yönelirse, şüphesiz Ben onu çok bağışlayıcıyım, ona çok merhametliyim; artık hiç kimse Allah'ın rahmetinden ve mağfiretinden ümit kesmesin. Elini göğsüne doğru açılan yakanın içine sok; alaca hastalığı olmaksızın kar gibi bembeyaz çıksın. [Bu], Firavun ve kavmine karşı elçiliğinde seni desteklemek üzere verilen dokuz mucize arasındadır. Bu mucizeler elle birlikte şunlardır: Asa, kuraklık yılları, ürünlerin kıtlığı, tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kandır. Şüphesiz onlar Allah’ın emrinden çıkmış kâfir bir kavim idiler.'

3081. Metin

فلما جاءتهم هذه المعجزات ظاهرة بيِّنة يبصر بها مَن نظر إليها حقيقةَ ما دلت عليه، قالوا: هذا سحرٌ واضحٌ بيِّن.

Onlara bakan herkesin delalet ettiği hakikati görebileceği şekilde apaçık ve besbelli bu mucizeler kendilerine gelince: 'Bu, apaçık ve besbelli bir büyüdür' dediler.

3082. Metin

وكذَّبوا بالمعجزات التسع الواضحة الدلالة على صدق موسى في نبوته وصدق دعوته، وأنكروا بألسنتهم أن تكون من عند الله، وقد استيقنوها في قلوبهم اعتداءً على الحق وتكبرًا على الاعتراف به، فانظر -أيها الرسول- كيف كان مصير الذين كفروا بآيات الله وأفسدوا في الأرض، إذ أغرقهم الله في البحر؟ وفي ذلك عبرة لمن يعتبر.

Musa’nın peygamberliğindeki doğruluğuna ve davasının hak olduğuna apaçık delalet eden dokuz mucizeyi yalanladılar; hakka tecavüz ederek ve onu itiraf etmekten kibirlenerek, kalpleriyle onların kesin olarak [hakikat] olduğunu bildikleri halde dilleriyle Allah katından olduğunu inkâr ettiler. Öyleyse bak -ey Resul-, Allah onları denizde boğduğu zaman, Allah’ın ayetlerini inkâr edip yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların akıbeti nasıl oldu? Şüphesiz bunda ibret alacak kimse için büyük bir ibret vardır.

3083. Metin

ولقد آتينا داود وسليمان علمًا فعملا به، وقالا الحمد لله الذي فضَّلنا بهذا على كثير من عباده المؤمنين. وفي الآية دليل على شرف العلم، وارتفاع أهله.

Andolsun ki biz Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik, onlar da onunla amel ettiler ve: 'Bizi mümin kullarının birçoğundan bununla üstün kılan Allah’a hamdolsun' dediler. Bu ayette ilmin şerefine ve ilim ehlinin yüceliğine bir delil vardır.

3084. Metin

وورث سليمان أباه داود في النبوة والعلم والملك، وقال سليمان لقومه: يا أيها الناس عُلِّمنا وفُهِّمنا كلام الطير، وأُعطينا مِن كل شيء تدعو إليه الحاجة، إن هذا الذي أعطانا الله تعالى إياه لهو الفضل الواضح الذي يُمَيِّزنا على مَن سوانا.

Süleyman, babası Davud’a peygamberlik, ilim ve hükümdarlıkta vâris oldu. Süleyman kavmine şöyle dedi: 'Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve anlattırıldı; ihtiyaç duyulan her şeyden bize verildi. Şüphesiz Yüce Allah’ın bize verdiği bu şeyler, bizi başkalarından ayıran apaçık bir lütuftur.'

3085. Metin

وجُمِع لسليمان جنوده من الجن والإنس والطير في مسيرة لهم، فهم على كثرتهم لم يكونوا مهمَلين، بل كان على كل جنس من يَرُدُّ أولهم على آخرهم; كي يقفوا جميعًا منتظمين.

Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları bir seferleri için toplandı; çokluklarına rağmen onlar başıboş bırakılmaz, bilakis hepsi düzenli bir şekilde dursunlar diye her türün başında öndekileri arkadakilerle hizaya getiren [görevliler] bulunurdu.

3086. Metin

حتى إذا بلغوا وادي النمل قالت نملة: يا أيها النمل ادخلوا مساكنكم لا يهلكنَّكم سليمان وجنوده، وهم لا يعلمون بذلك. فتبسم ضاحكًا من قول هذه النملة لفهمها واهتدائها إلى تحذير النمل، واستشعر نعمة الله عليه، فتوجَّه إليه داعيًا: ربِّ ألْهِمْني، ووفقني، أن أشكر نعمتك التي أنعمت عليَّ وعلى والديَّ، وأن أعمل عملا صالحًا ترضاه مني، وأدخلني برحمتك في نعيم جنتك مع عبادك الصالحين الذين ارتضيت أعمالهم.

Nihayet Karınca Vadisi’ne vardıklarında bir karınca şöyle dedi: 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesinler.' [Süleyman], bu karıncanın kavrayışına ve diğer karıncaları uyarma idrakine hayran kalarak onun sözünden dolayı tebessüm edip güldü. Allah'ın üzerindeki nimetini derinden hissederek O'na şöyle dua etti: 'Rabbim! Bana ve anne babama lütfettiğin nimetine şükretmemi ve benden razı olacağın salih ameller işlememi bana ilham et, beni muvaffak kıl; rahmetinle beni amellerinden razı olduğun salih kullarınla beraber cennetinin nimetine dahil eyle.'

3087. Metin

وتفقد سليمان حال الطير المسخرة له وحال ما غاب منها، وكان عنده هدهد متميز معروف فلم يجده، فقال: ما لي لا أرى الهدهد الذي أعهده؟ أسَتَره ساتر عني، أم أنه كان من الغائبين عني، فلم أره لغيبته؟ فلما ظهر أنه غائب قال: لأعذبنَّ هذا الهدهد عذابًا شديدًا لغيابه تأديبًا له، أو لأذبحنَّه عقوبة على ما فعل حيث أخلَّ بما سُخِّر له، أو ليأتينِّي بحجة ظاهرة، فيها عذر لغيبته.

Süleyman emrine verilen kuşların durumunu ve onlardan hazır bulunmayanları teftiş etti. Yanında tanınmış, seçkin bir hüthüt kuşu vardı fakat onu bulamadı ve şöyle dedi: 'Bana ne oluyor da bildiğim hüthütü göremiyorum? Bir örtücü mü onu benden gizledi, yoksa o benden habersiz kayıplara karışanlardan mı oldu da yokluğundan dolayı onu göremedim?' Onun gerçekten kayıp olduğu anlaşılınca şöyle dedi: 'Kendisine verilen görevi aksattığı için yaptığına ceza olarak ve onu terbiye etmek maksadıyla bu hüthüte ya şiddetli bir azap çektireceğim yahut onu boğazlayacağım ya da bana yokluğuna dair apaçık ve geçerli bir mazeret getirecektir.'

3088. Metin

فمكث الهدهد زمنًا غير بعيد ثم حضر فعاتبه سليمان على مغيبه وتخلُّفه، فقال له الهدهد: علمت ما لم تعلمه من الأمر على وجه الإحاطة، وجئتك من مدينة «سبأ» بـ «اليمن» بخبر خطير الشأن، وأنا على يقين منه.

Hüthüt çok geçmeden kaldı ve sonra çıkageldi. Süleyman, yokluğu ve geri kalması sebebiyle onu kınadı. Bunun üzerine hüthüt ona şöyle dedi: 'Senin tam olarak kuşatamadığın bir meseleyi etraflıca öğrendim ve sana Yemen'deki Sebe şehrinden son derece mühim ve kesinliğinden emin olduğum bir haber getirdim.'

3089. Metin

إني وجدت امرأةً تحكم أهل «سبأ» ، وأوتيت من كل شيء من أسباب الدنيا، ولها سرير عظيم القدر، تجلس عليه لإدارة ملكها.

Ben, Sebe halkına hükmeden bir kadın buldum; ona dünya imkânlarından her şey verilmiş ve krallığını yönetmek için üzerine oturduğu pek görkemli bir tahtı var.

3090. Metin

وجدتُها هي وقومها يعبدون الشمس معرضين عن عبادة الله، وحسَّن لهم الشيطان أعمالهم السيئة التي كانوا يعملونها، فصرفهم عن الإيمان بالله وتوحيده، فهم لا يهتدون إلى الله وتوحيده وعبادته وحده.

Onu ve kavmini, Allah’a kulluktan yüz çevirerek güneşe taparken buldum. Şeytan onlara yapmakta oldukları kötü amellerini süslemiş, onları Allah’a inanmaktan ve O'nu birlemekten alıkoymuştur; bu yüzden onlar Allah’a, O’nun birliğine ve yalnızca O’na ibadet etmeye giden doğru yolu bulamıyorlar.

3091. Metin

حسَّن لهم الشيطان ذلك; لئلا يسجدوا لله الذي يُخرج المخبوء المستور في السموات والأرض من المطر والنبات وغير ذلك، ويعلم ما تُسرُّون وما تظهرون. الله الذي لا معبود يستحق العبادة سواه، رب العرش العظيم الذي هو (*) أعظم المخلوقات.

Şeytan, göklerde ve yerde gizlenmiş olan şeyleri -yağmuru, bitkileri ve diğerlerini- çıkaran, sizin gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilen Allah'a secde etmesinler diye onlara bunu süslü gösterdi. Allah ki, O'ndan başka ibadete lâyık hiçbir ilah yoktur; yaratılmışların en büyüğü olan1 yüce Arş'ın Rabbidir.

3092. Metin

قال سليمان للهدهد: سنتأمل فيما جئتنا به من الخبر أصدقت في ذلك أم كنت من الكاذبين فيه؟ اذهب بكتابي هذا إلى أهل «سبأ» فأعطهم إياه، ثم تنحَّ عنهم قريبًا منهم بحيث تسمع كلامهم، فتأمل ما يتردد بينهم من الكلام.

Süleyman hüthüte şöyle dedi: 'Bize getirdiğin habere bakacağız; doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın? Benim şu mektubumu Sebe halkına götürüp onlara ver, sonra sözlerini duyabileceğin kadar yakınlarında bir yere çekil de aralarında konuşulan sözleri dikkatle dinle.'

3093. Metin

ذهب الهدهد وألقى الكتاب إلى الملكة فقرأته، فجمعت أشراف قومها، وسمعها تقول لهم: إني وصل إليَّ كتاب جليل المقدار من شخص عظيم الشأن.

Hüthüt gitti ve mektubu kraliçeye bıraktı. Kraliçe onu okudu, kavminin ileri gelenlerini topladı ve [hüthüt] onun onlara şöyle dediğini işitti: 'Bana pek kıymetli, yüce şan sahibi bir kimseden mühim bir mektup ulaştı.'

3094. Metin

ثم بيَّنت ما فيه فقالت: إنه من سليمان، وإنه مفتتح بـ «بسم الله الرحمن الرحيم» ألا تتكبروا ولا تتعاظموا عما دعوتكم إليه، وأقْبِلوا إليَّ منقادين لله بالوحدانية والطاعة مسلمين له.

Sonra mektubun içeriğini açıklayarak şöyle dedi: 'O, Süleyman’dandır ve «Bismillâhirrahmânirrahîm» ile başlamaktadır: Sizi davet ettiğim şeye karşı kibirlenip büyüklük taslamayın; Allah’ın birliğini ve O'na itaati kabul edip Müslüman olarak boyun eğmiş halde bana gelin.'

3095. Metin

قالت: يا أيها الأشراف أشيروا عليَّ في هذا الأمر، ما كنت لأفصل في أمر إلا بمحضركم ومشورتكم.

[Kraliçe] şöyle dedi: 'Ey ileri gelenler! Bu meselem hakkında bana fikir verin; sizin huzurunuz ve istişareniz olmadan hiçbir işte kesin karar vermiş değilim.'

3096. Metin

قالوا مجيبين لها: نحن أصحاب قوة في العدد والعُدَّة وأصحاب النجدة والشجاعة في شدة الحرب، والأمر موكول إليكِ، وأنتِ صاحبة الرأي، فتأملي ماذا تأمريننا به؟ فنحن سامعون لأمرك مطيعون لك.

Ona şu cevabı verdiler: 'Biz sayı ve teçhizat bakımından güç sahibiyiz, savaşın şiddetinde cesaret ve yiğitlik erbabıyız. Emir ise sana bırakılmıştır; karar mercii sensin. Bize ne emredeceğini düşün; biz senin emrini dinler ve sana itaat ederiz.'

3097. Metin

قالت محذرةً لهم من مواجهة سليمان بالعداوة، ومبيِّنة لهم سوء مغبَّة القتال: إن الملوك إذا دخلوا بجيوشهم قريةً عنوةً وقهرًا خرَّبوها وصيَّروا أعزَّة أهلها أذلة، وقتلوا وأسروا، وهذه عادتهم المستمرة الثابتة لحمل الناس على أن يهابوهم. وإني مرسلة إلى سليمان وقومه بهديَّة مشتملة على نفائس الأموال أصانعه بها، ومنتظرة ما يرجع به الرسل.

Onları Süleyman’a düşmanlıkla karşı koymaktan sakındırarak ve savaşın kötü sonucunu açıklayarak şöyle dedi: 'Hükümdarlar ordularıyla bir beldeye zorla ve baskıyla girdiklerinde orayı harap ederler, halkının izzetli kimselerini zelil kılarlar, öldürürler ve esir alırlar; insanların kendilerinden çekinmelerini sağlamak için süregelen âdetleri budur. Ben Süleyman’a ve kavmine, gönlünü almak üzere kıymetli mallardan oluşan bir hediye göndereceğim ve elçilerin ne ile döneceğini bekleyeceğim.'

3098. Metin

فلمَّا جاء رسول الملكة بالهديَّة إلى سليمان، قال مستنكرًا ذلك متحدثًا بأَنْعُمِ الله عليه: أتمدونني بمالٍ تَرْضيةً لي؟ فما أعطاني الله من النبوة والملك والأموال الكثيرة خير وأفضل مما أعطاكم، بل أنتم الذين تفرحون بالهدية التي تُهدى إليكم; لأنكم أهل مفاخرة بالدنيا ومكاثرة بها.

Kraliçenin elçisi hediyeyle Süleyman’a gelince, [Süleyman] bunu kınayarak ve Allah’ın üzerindeki nimetlerini anarak şöyle dedi: 'Beni razı etmek için bana mal ile yardımda mı bulunuyorsunuz? Allah’ın bana verdiği peygamberlik, hükümdarlık ve bol servet, size verdiklerinden daha hayırlı ve daha üstündür. Bilakis size sunulan hediyeye ancak siz sevinirsiniz; çünkü siz dünya ile övünen ve çokluk yarışına giren kimselersiniz.'

3099. Metin

وقال سليمان ﵇ لرسول أهل «سبأ» : ارجع إليهم، فوالله لنأتينَّهم بجنود لا طاقة لهم بمقاومتها ومقابلتها، ولنخرجنَّهم مِن أرضهم أذلة وهم صاغرون مهانون، إن لم ينقادوا لدين الله وحده، ويتركوا عبادة من سواه.

Süleyman [aleyhisselâm] Sebe halkının elçisine şöyle dedi: 'Onlara dön! Allah’a yemin olsun ki, eğer tek olan Allah’ın dinine boyun eğmez ve O’ndan başkasına tapmayı terk etmezlerse, karşı koymaya ve mukabele etmeye güç yetiremeyecekleri ordularla onların üzerine geleceğiz ve onları hor, hakir ve zelil bir halde yurtlarından çıkaracağız.'

3100. Metin

قال سليمان مخاطبًا من سَخَّرهم الله له من الجن والإنس: أيُّكم يأتيني بسرير ملكها العظيم قبل أن يأتوني منقادين طائعين؟

Süleyman, Allah’ın emrine verdiği cinlere ve insanlara hitap ederek: 'Onlar bana boyun eğip teslim olarak gelmeden önce, onun o muazzam saltanat tahtını bana hanginiz getirir?' dedi.

3101. Metin

قال مارد قويٌّ شديد من الجن: أنا آتيك به قبل أن تقوم من مجلسك هذا الذي تجلس فيه للحكم بين الناس، وإني لقويٌّ على حَمْله، أمين على ما فيه، آتي به كما هو لا أُنقِص منه شيئًا ولا أبدله.

Cinlerden güçlü, kuvvetli bir ifrit şöyle dedi: 'İnsanlar arasında hüküm vermek için oturduğun şu meclisinden sen kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Şüphesiz ben onu taşımaya muktedirim, üzerindekiler konusunda da güvenilirim; onu olduğu gibi getiririm, ondan hiçbir şeyi eksiltmem ve değiştirmem.'

3102. Metin

قال الذي عنده علم من الكتاب: أنا آتيك بهذا العرش قبل ارتداد أجفانك إذا تحرَّكَتْ للنظر في شيء. فأذن له سليمان فدعا الله، فأتى بالعرش. فلما رآه سليمان حاضرًا لديه ثابتًا عنده قال: هذا مِن فضل ربي الذي خلقني وخلق الكون كله؛ ليختبرني: أأشكر بذلك اعترافًا بنعمته تعالى عليَّ أم أكفر بترك الشكر؟ ومن شكر لله على نعمه فإنَّ نَفْعَ ذلك يرجع إليه، ومن جحد النعمة وترك الشكر فإن ربي غني عن شكره، كريم يعم بخيره في الدنيا الشاكر والكافر، ثم يحاسبهم ويجازيهم في الآخرة.

Yanında kitaptan bir ilim bulunan zat: 'Bir şeye bakmak için göz kapağın hareket edip kapanıp açılmadan önce ben onu sana getiririm' dedi. Süleyman ona izin verdi; o da Allah’a dua etti ve tahtı getirdi. Süleyman tahtı yanında hazır ve yerleşmiş görünce şöyle dedi: 'Bu, beni ve bütün kâinatı yaratan Rabbimin lütfundandır; Yüce Allah’ın üzerimdeki nimetini itiraf ederek şükür mü edeceğim, yoksa şükrü terk edip nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak içindir. Kim Allah’ın nimetlerine şükrederse şüphesiz bunun faydası kendisinedir; kim de nimeti inkâr edip şükrü terk ederse şüphesiz Rabbim onun şükründen müstağnidir, dünyada hayrını şükredene de kâfire de yayan, sonra ahirette onları hesaba çekip karşılıklarını verecek olan Kerîm'dir.'

3103. Metin

قال سليمان لمن عنده: غيِّروا سرير ملكها الذي تجلس عليه إلى حال تنكره إذا رأته; لنرى أتهتدي إلى معرفته أم تكون من الذين لا يهتدون؟

Süleyman yanındakilere: 'Üzerine oturduğu saltanat tahtını, gördüğünde tanıyamayacağı bir şekle dönüştürün; bakalım onu tanımaya muvaffak olabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?' dedi.

3104. Metin

فلما جاءت ملكة «سبأ» إلى سليمان في مجلسه قيل لها: أهكذا عرشك؟ قالت: إنه يشبهه. فظهر لسليمان أنها أصابت في جوابها، وقد علمت قدرة الله وصحة نبوة سليمان ﵇، فقال: وأوتينا العلم بالله وبقدرته مِن قبلها، وكنا منقادين لأمر الله متبعين لدين الاسلام.

Sebe Kraliçesi Süleyman’ın meclisine gelince ona: 'Senin tahtın da böyle miydi?' denildi. O: 'Tıpkı o / ona benziyor' dedi. Süleyman’a onun cevabında isabet ettiği, Allah’ın kudretini ve Süleyman [aleyhisselâm]'ın peygamberliğinin doğruluğunu anladığı aşikâr oldu. Bunun üzerine [Süleyman] şöyle dedi: 'Biz, ondan önce Allah’ı ve O’nun kudretini bilen bir ilme nail kılındık ve Allah’ın emrine boyun eğip İslâm dinine uyan kimseler olduk.'

3105. Metin

ومَنَعَها عن عبادة الله وحده ما كانت تعبده مِن دون الله تعالى، إنها كانت كافرة ونشأت بين قوم كافرين، واستمرت على دينهم، وإلا فلها من الذكاء والفطنة ما تعرف به الحق من الباطل، ولكن العقائد الباطلة تُذهب بصيرة القلب.

Onu tek olan Allah’a ibadet etmekten alıkoyan şey, Yüce Allah’ı bırakıp tapmakta olduğu şeylerdi. Şüphesiz o kâfir idi; kâfir bir kavim içinde yetişmiş ve onların dininde devam etmişti. Yoksa onda hakkı batıldan ayırt edecek bir zekâ ve basiret vardı; fakat bâtıl inançlar kalbin basiretini yok eder.

3106. Metin

قيل لها: ادخلي القصر، وكان صحنه مِن زجاج تحته ماء، فلما رأته ظنته ماء تتردد أمواجه، وكشفت عن ساقيها لتخوض الماء، فقال لها سليمان: إنه صحن أملس من زجاج صاف والماء تحته. فأدركت عظمة ملك سليمان، وقالت: رب إني ظلمت نفسي بما كنت عليه من الشرك، وانقدتُ متابعة لسليمان داخلة في دين رب العالمين أجمعين.

Ona: 'Köşke gir!' denildi. Köşkün avlusu altından su akan camdandı. Onu görünce dalgaları çalkalanan bir su sandı ve suya girmek için eteklerini kaldırıp bacaklarını açtı. Süleyman ona: 'Bu, altından su geçen berrak camdan yapılmış düz ve kaygan bir avludur' dedi. Bunun üzerine o, Süleyman’ın saltanatının azametini anladı ve şöyle dedi: 'Rabbim! İçinde bulunduğum şirk sebebiyle şüphesiz ben kendime zulmetmişim. Artık Süleyman’a uyarak boyun eğdim ve bütün âlemlerin Rabbinin dinine girdim.'

3107. Metin

ولقد أرسلنا إلى ثمود أخاهم صالحًا: أن وحِّدوا الله، ولا تجعلوا معه إلهًا آخر، فلما أتاهم صالحٌ داعيًا إلى توحيد الله وعبادته وحده صار قومه فريقين: أحدهما مؤمن به، والآخر كافر بدعوته، وكل منهم يزعم أن الحق معه.

Andolsun ki biz Semûd kavmine kardeşleri Salih’i: 'Allah’ı birleyin, O’nunla beraber başka bir ilah edinmeyin' diye gönderdik. Salih onlara Allah’ın birliğine ve yalnızca O’na ibadet etmeye davetçi olarak gelince, kavmi iki gruba ayrıldı: Biri ona inanan, diğeri davetini inkâr eden grup; her iki taraf da hakkın kendi yanında olduğunu iddia ediyordu.

3108. Metin

قال صالح للفريق الكافر: لِمَ تبادرون الكفر وعمل السيئات الذي يجلب لكم العذاب، وتؤخرون الإيمان وفِعْل الحسنات الذي يجلب لكم الثواب؟ هلا تطلبون المغفرة من الله ابتداء، وتتوبون إليه؛ رجاء أن ترحموا.

Salih inkârcı gruba şöyle dedi: 'Size azabı getirecek olan inkâra ve kötülük işlemeye niçin aceleyle koşuyorsunuz da size sevap kazandıracak olan imanı ve güzel amelleri geciktiriyorsunuz? Merhamet olunmanız ümidiyle öncelikle Allah’tan bağışlanma dileyip O’na tövbe etseniz ya!'

3109. Metin

قال قوم صالح له: تَشاءَمْنا بك وبمن معك ممن دخل في دينك، قال لهم صالح: ما أصابكم الله مِن خير أو شر فهو مقدِّره عليكم ومجازيكم به، بل أنتم قوم تُخْتَبرون بالسراء والضراء والخير والشر.

Salih’in kavmi ona: 'Biz senin ve seninle beraber dinine girenlerin yüzünden uğursuzluğa uğradık' dedi. Salih onlara şöyle dedi: 'Allah’tan size isabet eden hayır veya şer, O’nun sizin için takdir ettiği ve karşılığını vereceği şeydir. Bilakis siz bollukla ve darlıkla, hayırla ve şerle imtihan edilen bir kavimsiniz.'

3110. Metin

وكان في مدينة صالح -وهي «الحِجْر» الواقعة في شمال غرب جزيرة العرب- تسعة رجال، شأنهم الإفساد في الأرض، الذي لا يخالطه شيء من الصلاح.

Salih’in şehrinde -ki orası Arap Yarımadası'nın kuzeybatısında yer alan Hicr idi- işleri yeryüzünde içinde hiçbir ıslah bulunmayan fesat çıkarmak olan dokuz kişi vardı.

3111. Metin

قال هؤلاء التسعة بعضهم لبعض: تقاسموا بالله بأن يحلف كل واحد للآخرين: لنأتينَّ صالحًا بغتة في الليل فنقتله ونقتل أهله، ثم لنقولَنَّ لوليِّ الدم مِن قرابته: ما حضرنا قتلهم، وإنا لصادقون فيما قلناه.

Bu dokuz kişi birbirlerine şöyle dediler: 'Aramızda her biriniz diğerlerine Allah adına yemin etsin ki: Geceleyin Salih’e ansızın baskın yapıp onu ve ailesini öldüreceğiz; sonra da onun akrabasından kan davacısı olan velisine: «Biz onların öldürülmesinde bulunmadık, söylediklerimizde kesinlikle doğru sözlüyüz» diyeceğiz.'

3112. Metin

ودبَّروا هذه الحيلة لإهلاك صالح وأهله مكرًا منهم، فنصرنا نبينا صالحًا ﵇، وأخذناهم بالعقوبة على غِرَّة، وهم لا يتوقعون كيدنا لهم جزاءً على كيدهم.

Salih’i ve ailesini helak etmek için bir tuzak kurarak bu hileyi tertiplediler. Biz ise peygamberimiz Salih [aleyhisselâm]'a yardım ettik ve onlar tuzaklarına ceza olarak kurduğumuz tuzağı hiç beklemezlerken, ansızın onları azapla yakalayıverdik.

3113. Metin

فانظر -أيها الرسول- نظرة اعتبار إلى عاقبة غَدْر هؤلاء الرهط بنبيهم صالح؟ أنا أهلكناهم وقومهم أجمعين.

Öyleyse bak -ey Resul-, bu çetenin peygamberleri Salih’e kurdukları tuzağın akıbeti nasıl oldu? Şüphesiz biz onları ve kavimlerini toptan helak ettik.

3114. Metin

فتلك مساكنهم خالية ليس فيها منهم أحد، أهلكهم الله; بسبب ظلمهم لأنفسهم بالشرك، وتكذيب نبيهم. إن في ذلك التدمير والإهلاك لَعظة لقوم يعلمون ما فعلناه بهم، وهذه سنتنا فيمن يكذب المرسلين.

İşte onların şirk koşarak nefislerine zulmetmeleri ve peygamberlerini yalanlamaları sebebiyle Allah’ın kendilerini helak ettiği, içlerinde hiç kimsenin kalmadığı bomboş meskenleri! Şüphesiz bu yok edilişte ve helakte, onlara ne yaptığımızı bilen bir topluluk için büyük bir ibret ve öğüt vardır. Elçileri yalanlayanlar hakkındaki sünnetimiz (kanunumuz) budur.

3115. Metin

وأنجينا مما حلَّ بثمود من الهلاك صالحًا ﵇ والمؤمنين به، الذين كانوا يتقون بإيمانهم عذاب الله.

Semûd kavminin başına gelen helakten Salih [aleyhisselâm]'ı ve imanları sayesinde Allah’ın azabından sakınan müminleri kurtardık.

3116. Metin

واذكر لوطًا إذ قال لقومه: أتأتون الفعلة المتناهية في القبح، وأنتم تعلمون قبحها؟ أإنكم لتأتون الرجال في أدبارهم للشهوة عوضًا عن النساء؟ بل أنتم قوم تجهلون حقَّ الله عليكم، فخالفتم بذلك أمره، وعَصَيْتُم رسوله بفعلتكم القبيحة التي لم يسبقكم بها أحد من العالمين.

Lût’u da hatırla; hani o kavmine şöyle demişti: 'Siz çirkinliğini bildiğiniz halde son derece çirkin olan bu fiili mi işliyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklerin arkalarına mı yanaşıyorsunuz? Bilakis siz, Allah’ın sizin üzerinizdeki hakkını bilmeyen bir kavimsiniz; böylece âlemlerden hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bu çirkin fiilinizle O’nun emrine muhalefet ettiniz ve elçisine isyan ettiniz.'

3117. Metin

فما كان لقوم لوط جواب له إلا قول بعضهم لبعض: أَخْرجوا آل لوط من قريتكم، إنهم أناس يتنزهون عن إتيان الذكران. قالوا لهم ذلك استهزاءً بهم.

Lût’un kavminin ona cevabı, birbirlerine sadece: 'Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar erkeklerle ilişkiye girmekten uzak durup temizlik taslayan insanlarmış!' demekten ibaret oldu. Onlar bu sözü Lût ailesiyle alay etmek için söylediler.

3118. Metin

فأنجينا لوطًا وأهله من العذاب الذي سيقع بقوم لوط، إلا امرأته قدَّرناها من الباقين في العذاب حتى تهلك مع الهالكين; لأنها كانت عونًا لقومها على أفعالهم القبيحة راضية بها.

Bunun üzerine Lût’u ve ailesini, Lût kavminin başına gelecek azaptan kurtardık; karısı müstesna. Çirkin fiillerinde kavmine yardımcı olduğu ve bundan razı bulunduğu için helak olanlarla birlikte helak olsun diye onun azapta kalanlardan olmasını takdir ettik.

3119. Metin

وأمطرنا عليهم من السماء حجارة مِن طين مهلكة، فقَبُحَ مطر المنذَرين، الذين قامت عليهم الحجة.

Üzerlerine gökten helak edici çamurdan taşlar yağdırdık. Aleyhlerine hüccet ikame edilmiş o uyarılmış kimselerin yağmuru ne de kötü oldu!

3120. Metin

قل -أيها الرسول-: الثناء والشكر لله، وسلام منه، وأَمَنَةٌ على عباده الذين تخيرهم لرسالته، ثم اسأل مشركي قومك هل الله الذي يملك النفع والضر خير أو الذي يشركون من دونه، ممن لا يملك لنفسه ولا لغيره نفعًا ولا ضرًا؟

De ki -ey Resul-: 'Hamd ve şükür Allah’a mahsustur; O’ndan bir selam ve elçiliği için seçtiği kullarına bir emniyet olsun!' Sonra kavminin müşriklerine sor: 'Fayda ve zarara malik olan Allah mı daha hayırlıdır, yoksa O'nun peşi sıra ortak koştukları, ne kendilerine ne de başkasına hiçbir fayda ve zarar veremeyen şeyler mi?'

3121. Metin

واسألهم مَن خلق السموات والأرض، وأنزل لكم من السماء ماء، فأنبت به حدائق ذات منظر حسن؟ ما كان لكم أن تنبتوا شجرها، لولا أن الله أنزل عليكم الماء من السماء. إن عبادته سبحانه هي الحق، وعبادة ما سواه هي الباطل. أمعبود مع الله فعل هذه الأفعال حتى يُعبد معه ويُشرك به؟ بل هؤلاء المشركون قوم ينحرفون عن طريق الحق والإيمان، فيسوون بالله غيره في العبادة والتعظيم.

Onlara sor: Gökleri ve yeri yaratan, sizin için gökten su indiren ve onunla güzel manzaralı bahçeler yetiştiren kimdir? Eğer Allah size gökten su indirmemiş olsaydı, siz onun ağaçlarını asla bitiremezdiniz. Şüphesiz O'na kulluk haktır; O'ndan başkasına kulluk ise batıldır. Yanında ibadet edilip ortak koşulacak, bu fiilleri yapmış Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Bilakis bu müşrikler, hak ve iman yolundan sapan, ibadet ve tazimde başkasını Allah’a denk tutan bir kavimdir.

3122. Metin

أعبادة ما تشركون بربكم خير أم الذي جعل لكم الأرض مستقرًا وجعل وسطها أنهارًا، وجعل لها الجبال ثوابت، وجعل بين البحرين العذب والملح حاجزًا حتى لا يُفسد أحدهما الآخر؟ أمعبود مع الله فَعَلَ ذلك حتى تشركوه معه في عبادتكم؟ بل أكثر هؤلاء المشركين لا يعلمون قَدْر عظمة الله، فهم يشركون به تقليدًا وظلمًا.

Rabbinize ortak koştuklarınıza kulluk etmek mi daha hayırlıdır, yoksa yeryüzünü sizin için bir yerleşim yeri kılan, aralarında ırmaklar akıtan, onun için sabit dağlar yerleştiren ve birbirini bozmasın diye tatlı ve tuzlu iki denizin arasına bir engel koyan [Allah] mı? İbadetinizde O'na ortak koşasınız diye Allah ile beraber bunu yapan başka bir ilah mı var? Bilakis bu müşriklerin çoğu Allah’ın azametinin kadrini bilmezler de taklit ve zulümle O’na ortak koşarlar.

3123. Metin

أعبادة ما تشركون بالله خير أم الذي يجيب المكروب إذا دعاه، ويكشف السوء النازل به، ويجعلكم خلفاء لمن سبقكم في الأرض؟ أمعبود مع الله ينعم عليكم هذه النعم؟ قليلا ما تذكرون وتعتبرون، فلذلك أشركتم بالله غيره في عبادته.

Allah’a ortak koştuklarınıza kulluk etmek mi daha hayırlıdır, yoksa kendisine dua ettiği zaman darda kalmışın duasına icabet eden, başına gelen sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünde sizden öncekilerin halefleri kılan [Allah] mı? Size bu nimetleri lütfeden Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Ne kadar da az düşünüp ibret alıyorsunuz! İşte bu yüzden ibadetinde başkasını Allah’a ortak koştunuz.

3124. Metin

أعبادة ما تشركون بالله خير أم الذي يرشدكم في ظلمات البر والبحر إذا ضللتم فأظلمت عليكم السبل، والذي يرسل الرياح مبشرات بما يرحم به عباده مِن غيث يحيي موات الأرض؟ أمعبود مع الله يفعل بكم شيئًا من ذلك فتدعونه من دونه؟ تنزَّه الله وتقدَّس عما يشركون به غيره.

Allah’a ortak koştuklarınıza kulluk etmek mi daha hayırlıdır, yoksa yolunuzu şaşırıp yollar üzerinize karardığında karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve yeryüzünün ölüsünü dirilten yağmurdan ibaret rahmetinin önünde rüzgârları müjdeciler olarak gönderen [Allah] mı? Allah ile beraber size bunlardan birini yapan başka bir ilah mı var ki O’ndan başkasına dua ediyorsunuz? Allah, O’na koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir.

3125. Metin

واسألهم من الذي ينشئ الخلق ثم يفنيه إذا شاء، ثم يعيده، ومَن الذي يرزقكم من السماء بإنزال المطر، ومن الأرض بإنبات الزرع وغيره؟ أمعبود سوى الله يفعل ذلك؟ قل: هاتوا حجتكم إن كنتم صادقين في زعمكم أن لله تعالى شريكًا في ملكه وعبادته.

Onlara sor: Yaratmayı ilk kez başlatan, sonra dilediğinde onu yok edip ardından tekrar iade eden ve sizi gökten yağmur indirerek, yerden de ekin ve benzerlerini bitirerek rızıklandıran kimdir? Allah’tan başka bunu yapan bir ilah mı var? De ki: 'Eğer mülkünde ve ibadetinde Allah Teâlâ’nın bir ortağı olduğu iddianızda doğru sözlü iseniz delilinizi getirin!'

3126. Metin

قل -أيها الرسول- لهم: لا يعلم أحد في السموات ولا في الأرض ما استأثر الله بعلمه من المغيَّبات، ولا يدرون متى هم مبعوثون مِن قبورهم عند قيام الساعة؟ بل تكامل علمهم في الآخرة، فأيقنوا بالدار الآخرة، وما فيها مِن أهوال حين عاينوها، وقد كانوا في الدنيا في شك منها، بل عميت عنها بصائرهم.

De ki -ey Resul- onlara: 'Göklerde ve yerde hiç kimse, Allah’ın bilgisini sadece kendine has kıldığı gaybları bilmez. Kıyamet koptuğunda kabirlerinden ne zaman diriltileceklerini de sezemezler.' Bilakis ahiretteki bilgileri kemale erdi; bizzat müşahede ettiklerinde ahiret yurduna ve oradaki korkunç hallere kesin olarak inandılar. Oysa onlar dünyada bundan şüphe içindeydiler, hatta ona karşı basiretleri körleşmişti.

3127. Metin

وقال الذين جحدوا وحدانية الله: أنحن وآباؤنا مبعوثون أحياء كهيئتنا من بعد مماتنا بعد أن صرنا ترابًا؟

Allah’ın birliğini inkâr edenler dediler ki: 'Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra, ölümümüzün ardından ilk halimiz gibi diri olarak mı diriltileceğiz?'

3128. Metin

لقد وُعدنا هذا البعث نحن وآباؤنا مِن قبل، فلم نر لذلك حقيقة ولم نؤمن به، ما هذا الوعد إلا مما سطَّره الأولون من الأكاذيب في كتبهم وافتروه.

'Andolsun, daha önce biz de babalarımız da bu yeniden dirilme ile tehdit edilmiştik; fakat bunun bir hakikatini görmedik ve buna inanmadık. Bu vaad, öncekilerin kitaplarında uydurup yazdığı yalanlardan başka bir şey değildir.'

3129. Metin

قل -أيها الرسول- لهؤلاء المكذبين: سيروا في الأرض، فانظروا إلى ديار مَن كان قبلكم من المجرمين، كيف كان عاقبة المكذبين للرسل؟ أهلكهم الله بتكذيبهم، والله فاعل بكم مثلهم إن لم تؤمنوا.

De ki -ey Resul- o yalanlayanlara: 'Yeryüzünde gezip dolaşın da sizden önceki o suçluların yurtlarına bir bakın; peygamberleri yalanlayanların akıbeti nasıl oldu?' Yalanlamaları sebebiyle Allah onları helak etti; eğer iman etmezseniz Allah size de onların başına gelenin aynısını yapacaktır.

3130. Metin

ولا تحزن على إعراض المشركين عنك وتكذيبهم لك، ولا يَضِقْ صدرك مِن مكرهم بك، فإن الله ناصرك عليهم.

Müşriklerin senden yüz çevirmelerine ve seni yalanlamalarına üzülme; sana kurdukları tuzaklardan ötürü de göğsün daralmasın. Zira Allah onlara karşı senin yardımcındır.

3131. Metin

ويقول مشركو قومك -أيها الرسول-: متى يكون هذا الوعد بالعذاب الذي تَعِدُنا به أنت وأتباعك إن كنتم صادقين فيما تعدوننا به؟

Kavminin müşrikleri derler ki -ey Resul-: 'Eğer bizi tehdit ettiğiniz şeyde doğru sözlü iseniz, senin ve taraftarlarının bizi tehdit ettiği bu azap vaadi ne zaman gerçekleşecek?'

3132. Metin

قل لهم -أيها الرسول-: عسى أن يكون قد اقترب لكم بعض الذي تستعجلون من عذاب الله.

De ki onlara -ey Resul-: 'Acele istediğiniz Allah’ın azabının bir kısmının size yaklaşmış olması pek muhtemeldir.'

3133. Metin

وإنَّ ربك لذو فضل على الناس; بتركه معاجلتهم بالعقوبة على معصيتهم إياه وكفرهم به، ولكن أكثرهم لا يشكرون له على ذلك، فيؤمنوا به ويخلصوا له العبادة.

Şüphesiz Rabbin, Kendisine isyan edip inkâr etmelerine rağmen insanları cezalandırmakta acele etmemekle onlara lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu buna şükretmez, dolayısıyla O’na iman edip ibadeti yalnız O’na has kılmazlar.

3134. Metin

وإن ربك لَيعلم ما تخفيه صدور خلقه وما يظهرونه.

Şüphesiz Rabbin, yarattıklarının sinelerinin gizlediğini de açığa vurduğunu da elbette bilir.

3135. Metin

وما مِن شيء غائب عن أبصار الخلق في السماء والأرض إلا في كتاب واضح عند الله. قد أحاط ذلك الكتاب بجميع ما كان وما يكون.

Gökte ve yerde yaratılanların gözlerinden gizli kalan hiçbir şey yoktur ki Allah katındaki apaçık bir kitapta bulunmasın. O kitap olmuş ve olacak her şeyi kuşatmıştır.

3136. Metin

إن هذا القرآن يقصُّ على بني إسرائيل الحق في أكثر الأشياء التي اختلفوا فيها.

Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına hakkında ihtilafa düştükleri şeylerin çoğunun doğrusunu anlatmaktadır.

3137. Metin

وإن هذا القرآن لهداية من الضلال ورحمة من العذاب، لمن صدَّق به واهتدى بهداه.

Şüphesiz bu Kur’an, onu tasdik eden ve onun hidayetine uyan kimseler için sapıklıktan bir hidayet ve azaptan bir rahmettir.

3138. Metin

إن ربك يقضي بين المختلفين من بني إسرائيل وغيرهم بحكمه فيهم، فينتقم من المبطل، ويجازي المحسن. وهو العزيز الغالب، فلا يُرَدُّ قضاؤه، العليم، فلا يلتبس عليه حق بباطل.

Şüphesiz Rabbin, İsrailoğullarından ve diğerlerinden ihtilafa düşenlerin arasında onlar hakkındaki hükmüyle hükmeder; böylece batılda olanı cezalandırır, iyilik yapanı ise mükâfatlandırır. O; hükmü geri çevrilemeyen Aziz'dir (mutlak galiptir), hak ile batıl Kendisine asla karışmayan Alîm'dir (her şeyi bilendir).

3139. Metin

فاعتمد -أيها الرسول- في كل أمورك على الله، وثق به; فإنه كافيك، إنك على الحق الواضح الذي لا شك فيه.

Bütün işlerinde Allah’a dayan -ey Resul- ve O’na güven; zira O sana yeter. Şüphesiz sen, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan apaçık hak üzeresin.

3140. Metin

إنك -أيها الرسول- لا تقدر أن تُسمع الحق مَن طبع الله على قلبه فأماته، ولا تُسمع دعوتك مَن أصمَّ الله سمعه عن سماع الحق عند إدبارهم معرضين عنك، فإن الأصم لا يسمع الدعاء إذا كان مقبلا، فكيف إذا كان معرضًا عنه موليًا مدبرًا؟

Şüphesiz sen -ey Resul-, Allah’ın kalbini mühürleyip öldürdüğü kimseye hakkı işittiremezsin; senden yüz çevirip arkalarını döndüklerinde, Allah’ın hakkı işitmekten kulaklarını sağırlaştırdığı kimselere de çağrını duyuramazsın. Çünkü sağır, sana yönelmişken bile çağrıyı işitmez; peki yüz çevirip arkasını dönüp gitmişken nasıl işitsin?

3141. Metin

وما أنت -أيها الرسول- بهادٍ عن الضلالة مَن أعماه الله عن الهدى والرشاد، ولا يمكنك أن تُسمع إلا مَن يصدِّق بآياتنا، فهم مسلمون مطيعون، مستجيبون لما دعوتهم إليه.

Sen -ey Resul-, Allah’ın hidayet ve doğru yoldan kör ettiği kimseyi sapıklıktan çevirip hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak ayetlerimize inananlara işittirebilirsin; işte onlar boyun eğen, itaatkâr ve kendilerini çağırdığın şeye icabet eden Müslümanlardır.

3142. Metin

وإذا وجب العذاب عليهم; لتماديهم في المعاصي والطغيان، وإعراضهم عن شرع الله وحكمه، حتى صاروا من شرار خلقه، أخرجنا لهم من الأرض في آخر الزمان علامة من علامات الساعة الكبرى، وهي «الدابة» ، تحدثهم أن الناس المنكرين للبعث كانوا بالقرآن ومحمد ﷺ ودينه لا يصدقون ولا يعملون.

Günahlarda ve taşkınlıkta ısrar etmeleri, Allah’ın şeriatından ve hükmünden yüz çevirip O’nun en şerli yaratıkları haline gelmeleri sebebiyle üzerlerine azap hak olduğunda; ahir zamanda onlar için kıyametin büyük alametlerinden biri olan 'Dâbbetü'l-arz'ı yerden çıkarırız. O onlara, dirilişi inkâr eden insanların Kur’an’a, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve onun dinine inanmadıklarını ve onunla amel etmediklerini söyler.

3143. Metin

ويوم نجمع يوم الحشر من كل أمة جماعة، ممن يكذب بأدلتنا وحججنا، يُحْبَس أولهم على آخرهم; ليجتمعوا كلهم، ثم يساقون إلى الحساب.

Haşir günü her ümmetten, delillerimizi ve hüccetlerimizi yalanlayan bir topluluğu toplayacağımız o günde; hepsi bir araya gelsin diye öncekiler sonrakilerle birlikte tutulurlar, sonra da hesaba sevk edilirler.

3144. Metin

حتى إذا جاء من كل أمة فوج ممن يكذب بآياتنا فاجتمعوا قال الله: أكذَّبْتم بآياتي التي أنزلتها على رسلي، وبالآيات التي أقمتها دلالة على توحيدي واستحقاقي وحدي للعبادة ولم تحيطوا علمًا ببطلانها، حتى تُعرضوا عنها وتُكَذِّبوا بها، أم أي شيء كنتم تعملون؟ وحقت عليهم كلمة العذاب بسبب ظلمهم وتكذيبهم، فهم لا ينطقون بحجة يدفعون بها عن أنفسهم ما حلَّ بهم من سوء العذاب.

Nihayet ayetlerimizi yalanlayanlardan her ümmetten bir grup gelip toplandığında Allah buyurur: 'Peygamberlerime indirdiğim ayetlerimi, birliğime ve ibadete yalnızca Benim layık olduğuma delil olarak ikame ettiğim ayetleri, onların batıl olduğunu ilmen kavramadığınız halde mi yalanladınız; öyle ki onlardan yüz çevirip onları yalanladınız? Yoksa siz ne yapıyordunuz?' Zulümleri ve yalanlamaları sebebiyle azap sözü üzerlerine hak olmuştur; artık başlarına gelen o kötü azabı kendilerinden savacak bir delil ile konuşamazlar.

3145. Metin

ألم ير هؤلاء المكذبون بآياتنا أنا جعلنا الليل يستقرُّون فيه وينامون، والنهار يبصرون فيه للسعي في معاشهم؟ إن في تصريفهما لَدلالة لقوم يؤمنون بكمال قدرة الله ووحدانيَّته وعظيم نعمه.

Ayetlerimizi yalanlayan bu kimseler, içinde dinlenip uyusunlar diye geceyi, geçimlerini sağlamak için çabalasınlar diye de aydınlık olarak gündüzü var ettiğimizi görmediler mi? Şüphesiz bu ikisinin birbirini takip etmesinde, Allah’ın kudretinin kemaline, birliğine ve nimetlerinin büyüklüğüne inanan bir kavim için elbette deliller vardır.

3146. Metin

واذكر -أيها الرسول- يوم يَنفخ الملَك في «القرن» ففزع مَن في السموات ومَن في الأرض فزعًا شديدًا مِن هول النفخة، إلا مَنِ استثناه الله ممن أكرمه وحفظه من الفزع، وكل المخلوقات يأتون إلى ربهم صاغرين مطيعين.

Hatırla -ey Resul-, meleğin 'Sur'a üfleyeceği o günü! Sur'a üflenişin dehşetinden göklerde olanlar ve yerde olanlar şiddetli bir korkuya kapılır; ancak Allah’ın ikram ettiği ve dehşetten koruduğu müstesna kıldığı kimseler hariç. Bütün yaratılmışlar boyun eğmiş ve itaatkâr olarak Rablerine gelirler.

3147. Metin

وترى الجبال تظنها واقفة مستقرة، وهي تسير سيرًا حثيثًا كسير السحاب الذي تسيِّره الرياح، وهذا مِن صنع الله الذي أحسن كل شيء خلقه وأتقنه. إن الله خبير بما تفعلون أيها الناس من خير وشر، وسيجازيهم على ذلك.

Dağları görürsün de onları duruyor ve hareketsiz sanırsın; oysa onlar, rüzgârların yürüttüğü bulutların akışı gibi hızlıca akıp gitmektedir. Bu, yarattığı her şeyi güzel ve muhkem kılan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz Allah, ey insanlar, hayır ve şerden yaptığınız şeylerden hakkıyla haberdardır ve onlara bunun karşılığını verecektir.

3148. Metin

من جاء بتوحيد الله والإيمان به وعبادته وحده، والأعمال الصالحة يوم القيامة، فله عند الله من الأجر العظيم ما هو خير منها وأفضل، وهو الجنة، وهم يوم الفزع الأكبر آمنون.

Kıyamet gününde Allah’ın birliğini, O’na imanı, yalnız O’na ibadeti ve salih amelleri getiren kimse için Allah katında bundan daha hayırlı ve daha üstün büyük bir ecir vardır ki o da cennettir. Onlar o en büyük dehşet gününde emniyettedirler.

3149. Metin

ومن جاء بالشرك والأعمال السيئة المنكرة، فجزاؤهم أن يكبَّهم الله على وجوههم في النار يوم القيامة، ويقال لهم توبيخًا: هل تجزون إلا ما كنتم تعملون في الدنيا؟

Şirk ve çirkin, münker amellerle gelenlere gelince, onların cezası; kıyamet gününde Allah’ın onları yüzüstü cehenneme atmasıdır ve kendilerine azarlama kabilinden şöyle denir: 'Dünyada yapmış olduklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?'

3150. Metin

قل -أيها الرسول- للناس: إنما أُمرت أن أعبد رب هذه البلدة، وهي «مكة» ، الذي حَرَّمها على خلقه أن يسفكوا فيها دمًا حرامًا، أو يظلموا فيها أحدًا، أو يصيدوا صيدها، أو يقطعوا شجرها، وله سبحانه كل شيء، وأُمرت أن أعبده وحده دون مَن سواه، وأُمرت أن أكون من المنقادين لأمره، المبادرين لطاعته، وأن أتلو القرآن على الناس، فمن اهتدى بما فيه واتبع ما جئت به، فإنما خير ذلك وجزاؤه لنفسه، ومن ضلَّ عن الحق فقل -أيها الرسول-: إنما أنا نذير لكم من عذاب الله وعقابه إن لم تؤمنوا، فأنا واحد من الرسل الذين أنذروا قومهم، وليس بيدي من الهداية شيء.

De ki -ey Resul- insanlara: 'Ben ancak, yarattıklarına içinde haram kan dökülmesini, birine zulmedilmesini, avının avlanmasını veya ağacının kesilmesini haram kıldığı bu beldenin -ki o Mekke'dir- Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Her şey O'na mahsustur. Ben O'ndan başkasına değil, yalnızca O'na ibadet etmekle emrolundum; O'nun emrine boyun eğenlerden ve itaatine koşanlardan olmakla ve insanlara Kur’an okumakla emrolundum. Artık kim onun içindekilerle hidayete erer ve benim getirdiğime uyarsa, bunun hayrı ve mükâfatı ancak kendisinedir. Kim de haktan saparsa de ki -ey Resul-: 'Ben ancak iman etmediğiniz takdirde sizi Allah’ın azabından ve cezasından sakındıran bir uyarıcıyım. Ben kavmini uyaran peygamberlerden biriyim; hidayetten ise benim elimde hiçbir şey yoktur.'

3151. Metin

وقل -أيها الرسول-: الثناء الجميل لله، سيريكم آياته في أنفسكم وفي السماء والأرض، فتعرفونها معرفة تدلكم على الحق، وتبيِّن لكم الباطل، وما ربك بغافل عما تعملون، وسيجازيكم على ذلك.

Ve de ki -ey Resul-: 'Güzel övgü Allah’a mahsustur. O, ayetlerini nefislerinizde, gökte ve yerde size gösterecek; siz de onları, size hakkı gösterecek ve batılı açıklayacak bir şekilde tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir ve size bunun karşılığını verecektir.'