3152. Metin
(طسم) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
(Tâ-Sîn-Mîm) Hurûf-ı mukattaaya dair açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
3153. Metin
هذه آيات القرآن الذي أنزلته إليك -أيها الرسول-، مبينًا لكل ما يحتاج إليه العباد في دنياهم وأخراهم.
Bunlar, -ey Elçi- kulların dünyaları ve ahiretleri için ihtiyaç duydukları her şeyi açıklayıcı olarak sana indirdiğimiz Kur'an'ın ayetleridir.
3154. Metin
نقصُّ عليك من خبر موسى وفرعون بالصدق لقوم يؤمنون بهذا القرآن، ويصدِّقون بأنه من عند الله، ويعملون بهديه.
Bu Kur'an'a inanan, onun Allah katından olduğunu tasdik eden ve onun rehberliğiyle amel eden bir topluluk için Musa ile Firavun'un haberinden bir kısmını sana hak ile anlatıyoruz.
3155. Metin
إن فرعون تكبر وطغى في الأرض، وجعل أهلها طوائف متفرقة، يستضعف طائفة منهم، وهم بنو إسرائيل، يذبِّح أبناءهم، ويستعبد نساءهم، إنه كان من المفسدين في الأرض.
Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklük taslayıp azgınlaştı ve oranın halkını fırkalara ayırdı. Onlardan bir zümreyi -ki onlar İsrailoğullarıdır- zayıflatıp eziyor, erkek çocuklarını boğazlıyor ve kadınlarını köleleştiriyordu. Şüphesiz o, yeryüzündeki bozgunculardandı.
3156. Metin
ونريد أن نتفضل على الذين استضعفهم فرعون في الأرض، ونجعلهم قادةً في الخير ودعاةً إليه، ونجعلهم يرثون الأرض بعد هلاك فرعون وقومه.
Biz ise yeryüzünde Firavun'un zayıf düşürdüğü kimselere lütufta bulunmak, onları hayırda önderler ve ona davetçiler kılmak, Firavun ile kavminin helakinden sonra onları yeryüzüne vârisler kılmak istiyorduk.
3157. Metin
ونمكن لهم في الأرض، ونجعل فرعون وهامان وجنودهما يرون من هذه الطائفة المستضعفة ما كانوا يخافونه مِن هلاكهم وذهاب ملكهم، وإخراجهم من ديارهم على يد مولود من بني إسرائيل.
Ve onlara yeryüzünde güç ve hâkimiyet vermek, Firavun'a, Hâmân'a ve askerlerine, bu zayıf düşürülmüş topluluktan çekindikleri şeyi; yani helaklerini, hükümranlıklarının ellerinden gitmesini ve İsrailoğullarından doğacak bir çocuk eliyle yurtlarından çıkarılmalarını göstermek [istiyorduk].
3158. Metin
وألْهمنا أم موسى حين ولدته وخشيت عليه أن يذبحه فرعون كما يذبح أبناء بني إسرائيل: أن أرضعيه مطمئنة، فإذا خشيت أن يُعرف أمره فضعيه في صندوق وألقيه في النيل، دون خوف من فرعون وقومه أن يقتلوه، ودون حزن على فراقه، إنا رادُّو ولدك إليك وباعثوه رسولا. فوضعته في صندوق وألقته في النيل، فعثر عليه أعوان فرعون وأخذوه، فكانت عاقبةُ ذلك ما قدره الله بأن يكون موسى عدوا لهم بمخالفة دينهم، وموقعا لهم في الحزن بإغراقهم وزوال ملكهم على يده. إن فرعون وهامان وأعوانهما كانوا آثمين مشركين.
Musa'nın annesine, onu doğurduğunda ve Firavun'un İsrailoğullarının erkek çocuklarını boğazladığı gibi onu da boğazlamasından korktuğunda şöyle ilham ettik: "Onu gönül rahatlığıyla emzir; eğer durumunun açığa çıkmasından korkarsan, Firavun ve kavminin onu öldürmesinden korkmaksızın ve ayrılığına üzülmeksizin onu bir sandığa koyup Nil'e bırak. Şüphesiz biz çocuğunu sana geri döndürecek ve onu peygamberlerden kılacağız." Bunun üzerine onu bir sandığa koyup Nil'e bıraktı. Firavun'un adamları onu bulup aldılar. Bunun neticesi, Allah'ın takdir ettiği üzere, Musa'nın onların dinine muhalefet ederek kendilerine bir düşman olması ve onun eliyle suda boğulmaları ve krallıklarının yok olmasıyla onları hüzne düşürmesi oldu. Şüphesiz Firavun, Hâmân ve adamları günahkâr müşriklerdi.
3159. Metin
ولمَّا شاهدته امرأة فرعون ألقى الله محبته في قلبها، وقالت لفرعون: هذا الطفل سيكون مصدر سرور لي ولك، لا تقتلوه; فقد نصيب منه خيرًا أو نتخذه ولدًا، وفرعون وآله لا يدركون أن هلاكهم على يديه.
Firavun'un karısı onu gördüğünde, Allah onun kalbine Musa'nın sevgisini yerleştirdi ve Firavun'a: "Bu çocuk benim için de senin için de bir sevinç kaynağı olacaktır. Onu öldürmeyin; belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz" dedi. Oysa Firavun ve adamları helaklerinin onun elinden olacağının farkında değillerdi.
3160. Metin
وأصبح فؤاد أم موسى خاليًا من كل شيء في الدنيا إلا من همِّ موسى وذكره، وقاربت أن تُظهِر أنه ابنها لولا أن ثبتناها، فصبرت ولم تُبْدِ به; لتكون من المؤمنين بوعد الله الموقنين به.
Musa'nın annesinin kalbi ise dünyadaki her şeyden boşalıp sadece Musa'nın kaygısı ve anısıyla doldu. Eğer biz kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı. Allah'ın vaadine kesin olarak inanan müminlerden olsun diye sabretti ve durumu açığa vurmadı.
3161. Metin
وقالت أم موسى لأخته حين ألقته في اليم: اتَّبِعي أثر موسى كيف يُصْنَع به؟ فتتبعت أثره فأبصرته عن بُعْد، وقوم فرعون لا يعرفون أنها أخته، وأنها تتبع خبره.
Musa'nın annesi, onu nehre bıraktığında kız kardeşine: "Musa'nın izini takip et, ona ne yapılıyor [gör]?" dedi. O da izini takip etti ve Firavun'un kavmi onun [Musa'nın] kız kardeşi olduğunu ve onun haberini takip ettiğini fark etmeksizin onu uzaktan gözetledi.
3162. Metin
وحرمنا على موسى المراضع أن يرتضع منهن مِن قبل أن نردَّه إلى أمه، فقالت أخته: هل أدلكم على أهل بيت يحسنون تربيته وإرضاعه، وهم مشفقون عليه؟ فأجابوها إلى ذلك.
Biz, onu annesine geri döndürmeden önce sütannelerden emmesini engellemiştik. Bunun üzerine [kız kardeşi]: "Size, onun bakımını ve emzirilmesini güzelce üstlenecek ve ona şefkatle davranacak bir aileyi göstereyim mi?" dedi. Onlar da bu teklifi kabul ettiler.
3163. Metin
فرددنا موسى إلى أمه; كي تقرَّ عينها به، ووفينا إليها بالوعد; إذ رجع إليها سليمًا مِن قتل فرعون، ولا تحزنَ على فراقه، ولتعلم أن وعد الله حق فيما وعدها مِن ردِّه إليها وجعله من المرسلين. إن الله لا يخلف وعده، ولكن أكثر المشركين لا يعلمون أن وعد الله حق.
Böylece Musa'yı gözü aydın olsun, Firavun'un öldürmesinden kurtulmuş olarak kendisine dönmesiyle ona verdiğimiz sözü yerine getirelim, ayrılığına üzülmesin ve Allah'ın, onu kendisine geri döndüreceğine ve peygamberlerden kılacağına dair vaadinin hak olduğunu bilsin diye annesine kavuşturduk. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez; fakat müşriklerin çoğu Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilmezler.
3164. Metin
ولما بلغ موسى أشد قوته وتكامل عقله، آتيناه حكمًا وعلمًا يعرف بهما الأحكام الشرعية، وكما جزينا موسى على طاعته وإحسانه نجزي مَن أحسن مِن عبادنا.
Musa en güçlü çağına ulaşıp aklı kemale erdiğinde, ona şer'î hükümleri bileceği bir hikmet ve ilim verdik. Musa'yı itaati ve ihsanı sebebiyle ödüllendirdiğimiz gibi, kullarımızdan iyilik edenleri de böyle mükâfatlandırırız.
3165. Metin
ودخل موسى المدينة مستخفيًا وقت غفلة أهلها، فوجد فيها رجلين يقتتلان: أحدهما من قوم موسى من بني إسرائيل، والآخر من قوم فرعون، فطلب الذي من قوم موسى النصر على الذي من عدوه، فضربه موسى بجُمْع كفِّه فمات، قال موسى حين قتله: هذا من نزغ الشيطان، بأن هيَّج غضبي، حتى ضربت هذا فهلك، إن الشيطان عدو لابن آدم، مضل عن سبيل الرشاد، ظاهر العداوة. وهذا العمل من موسى ﵇ كان قبل النبوة.
Musa, halkının habersiz olduğu bir vakitte gizlice şehre girdi. Orada birbiriyle kavga eden iki adam buldu: Biri Musa'nın kendi kavminden, yani İsrailoğullarından, diğeri ise Firavun'un kavmindendi. Kendi kavminden olan kimse, düşmanından olana karşı Musa'dan yardım istedi. Musa ona yumruğuyla vurdu ve adam öldü. Musa onu öldürünce: "Bu şeytanın işindendir; öfkemi alevlendirdi, neticede buna vurdum ve öldü. Şüphesiz şeytan Âdemoğluna apaçık bir düşmandır, doğru yoldan saptırıcıdır" dedi. Musa aleyhisselâm'ın bu fiili peygamberlikten önceydi.
3166. Metin
قال موسى: رب إني ظلمت نفسي بقتل النفس التي لم تأمرني بقتلها فاغفر لي ذلك الذنب، فغفر الله له. إن الله غفور لذنوب عباده، رحيم بهم.
Musa: "Rabbim! Öldürmemi emretmediğin bir canı öldürmekle nefsime zulmettim, bu günahımı bağışla" dedi. Allah da onu bağışladı. Şüphesiz Allah, kullarının günahlarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
3167. Metin
قال موسى: ربِّ بما أنعمت عليَّ بالتوبة والمغفرة والنعم الكثيرة، فلن أكون معينًا لأحد على معصيته وإجرامه.
Musa: "Rabbim! Bana tevbe, mağfiret ve pek çok nimet lütfetmene karşılık, günahı ve suçu konusunda hiç kimseye asla yardımcı olmayacağım" dedi.
3168. Metin
فأصبح موسى في مدينة فرعون خائفًا يترقب الأخبار مما يتحدث به الناس في أمره وأمر قتيله، فرأى صاحبه بالأمس يقاتل قبطيًا آخر، ويطلب منه النصر، قال له موسى: إنك لكثير الغَواية ظاهر الضلال.
Musa, Firavun'un şehrinde korku içinde, insanların kendisi ve öldürdüğü kimse hakkında ne konuştuklarına dair haberleri gözetleyerek sabahladı. Bir de baktı ki dün kendisinden yardım isteyen adam, başka bir Kıptî ile kavga ediyor ve yine kendisinden yardım istiyor. Musa ona: "Şüphesiz sen azgınlığı çok, sapıklığı apaçık birisin!" dedi.
3169. Metin
فلما أن أراد موسى أن يبطش بالقبطي، قال: يا موسى أتريد أن تقتلني كما قتلت نفسًا بالأمس؟ ما تريد إلا أن تكون طاغية في الأرض، وما تريد أن تكون من الذين يصلحون بين الناس.
Musa Kıptîyi yakalamak isteyince, [Kıptî] dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Sen yeryüzünde ancak bir zorba olmak istiyorsun, insanların arasını düzeltenlerden olmak istemiyorsun."
3170. Metin
وجاء رجل من آخر المدينة يسعى، قال يا موسى: إن أشراف قوم فرعون يتآمرون بقتلك، ويتشاورون، فاخرج من هذه المدينة، إني لك من الناصحين المشفقين عليك.
Şehrin öte başından bir adam koşarak geldi ve: "Ey Musa! Firavun kavminin ileri gelenleri seni öldürmek için aralarında plan yapıyorlar, istişare ediyorlar. Hemen bu şehirden çık! Şüphesiz ben sana öğüt veren, senin iyiliğini isteyen biriyim" dedi.
3171. Metin
فخرج موسى من مدينة فرعون خائفًا ينتظر الطلب أن يدركه فيأخذه، فدعا الله أن ينقذه من القوم الظالمين.
Musa, arkasından gelenlerin kendisine yetişip yakalamasını bekleyen bir korku içinde Firavun'un şehrinden çıktı ve Allah'a kendisini o zalim kavimden kurtarması için dua etti.
3172. Metin
ولما قصد موسى بلاد «مدين» وخرج من سلطان فرعون قال: عسى ربي أن يرشدني خير طريق إلى «مدين» .
Musa Medyen beldesine yönelip Firavun'un hâkimiyetinden çıkınca: "Umarım Rabbim beni Medyen'e [giden] en doğru yola iletir" dedi.
3173. Metin
ولما وصل ماء «مدين» وجد عليه جماعة من الناس يسقون مواشيهم، ووجد من دون تلك الجماعة امرأتين منفردتين عن الناس، تحبسان غنمهما عن الماء; لعجزهما وضعفهما عن مزاحمة الرجال، وتنتظران حتى تَصْدُر عنه مواشي الناس، ثم تسقيان ماشيتهما، فلما رآهما موسى ﵇ رقَّ لهما، ثم قال: ما شأنكما؟ قالتا: لا نستطيع مزاحمة الرجال، ولا نسقي حتى يسقي الناس، وأبونا شيخ كبير، لا يستطيع أن يسقي ماشيته؛ لضعفه وكبره.
Medyen suyuna vardığında, orada hayvanlarını sulayan bir grup insan buldu. O grubun berisinde ise insanlardan ayrı duran ve erkeklerin arasına girmekten aciz ve zayıf oldukları için koyunlarını sudan geri tutan iki kadın gördü. İnsanların hayvanları sudan çekilinceye kadar bekliyor, sonra kendi hayvanlarını suluyorlardı. Musa aleyhisselâm onları görünce kendilerine acıdı ve: "Durumunuz nedir?" dedi. Onlar: "Erkeklerle itişip kakışamayız; insanlar hayvanlarını sulayıp çekilmedikçe biz sulayamayız. Babamız ise zayıflığı ve yaşlılığı sebebiyle hayvanlarını sulamaya gücü yetmeyen ihtiyar bir pirdir" dediler.
3174. Metin
فسقى موسى للمرأتين ماشيتهما، ثم تولى إلى ظل شجرة فاستظلَّ بها وقال: رب إني مفتقر إلى ما تسوقه إليَّ مِن أي خير كان، كالطعام. وكان قد اشتد به الجوع.
Musa o iki kadın için hayvanlarını suladı, sonra bir ağacın gölgesine çekilip gölgelendi ve: "Rabbim! Doğrusu bana lütfedeceğin -yiyecek gibi- her hayra muhtacım" dedi. Açlığı ise iyice artmıştı.
3175. Metin
فجاءت إحدى المرأتين اللتين سقى لهما تسير إليه في حياء، قالت: إن أبي يدعوك ليعطيك أجر ما سقيت لنا، فمضى موسى معها إلى أبيها، فلما جاء أباها وقصَّ عليه قصصه مع فرعون وقومه، قال له أبوها: لا تَخَفْ نجوت من القوم الظالمين، وهم فرعون وقومه؛ إذ لا سلطان لهم بأرضنا.
Hayvanlarını suladığı o iki kadından biri utana sıkıla yürüyerek Musa'ya geldi ve: "Babam, bizim yerimize [hayvanları] sulamanın ücretini sana vermek üzere seni çağırıyor" dedi. Musa onunla birlikte babasının yanına gitti. Babasının yanına gelip Firavun ve kavmiyle olan başından geçenleri ona anlatınca babası ona: "Korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi. Onlar Firavun ve kavmiydi; zira topraklarımızda onların bir hâkimiyeti yoktur.
3176. Metin
قالت إحدى المرأتين لأبيها: يا أبت استأجره ليرعى لك ماشيتك; إنَّ خير من تستأجره للرعي القوي على حفظ ماشيتك، الأمين الذي لا تخاف خيانته فيما تأمنه عليه.
İki kadından biri babasına: "Babacığım! Hayvanlarını gütmesi için onu ücretle tut. Zira çobanlık için tutacağın en hayırlı kimse, hayvanlarını korumaya gücü yeten güçlü ve kendisine emanet ettiğin şeyde hıyanetinden korkulmayan güvenilir kimsedir" dedi.
3177. Metin
قال الشيخ لموسى: إني أريد أن أزوِّجك إحدى ابنتيَّ هاتين، على أن تكون أجيرًا لي في رعي ماشيتي ثماني سنين مقابل ذلك، فإن أكملت عشر سنين فإحسان من عندك، وما أريد أن أشق عليك بجعلها عشرا، ستجدني إن شاء الله من الصالحين في حسن الصحبة والوفاء بما قلتُ.
Yaşlı adam Musa'ya: "Buna karşılık sekiz yıl boyunca hayvanlarımı gütmek üzere yanımda çalışman şartıyla, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer [bu süreyi] on yıla tamamlarsan bu senin tarafından bir lütuf olur. On yıla çıkarmakla sana güçlük çıkarmak istemem. İnşallah beni güzel arkadaşlıkta ve söylediğime vefada salih kimselerden bulacaksın" dedi.
3178. Metin
قال موسى: ذلك الذي قلته قائم بيني وبينك، أي المدتين أَقْضِها في العمل أكن قد وفيتك، فلا أُطالَب بزيادة عليها، والله على ما نقول وكيل حافظ يراقبنا، ويعلم ما تعاقدنا عليه.
Musa: "Bu söylediğin şey benimle senin aranda geçerlidir. Çalışmada bu iki süreden hangisini tamamlarsam sana olan sözümü yerine getirmiş olurum, benden bundan fazlası talep edilemez. Allah söylediklerimize vekildir, koruyucudur, bizi gözetendir ve aramızda kararlaştırdığımız şeyi bilendir" dedi.
3179. Metin
فلما وفى نبي الله موسى ﵇ صاحبه المدة عشر سنين، وهي أكمل المدتين، وسار بأهله إلى «مصر» أبصر من جانب الطور نارًا، قال موسى لأهله: تمهلوا وانتظروا إني أبصرت نارًا; لعلي آتيكم منها بنبأ، أو آتيكم بشعلة من النار لعلكم تستدفئون بها.
Allah'ın nebisi Musa aleyhisselâm, sahibine karşı iki sürenin en kâmili olan on yıllık süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte Mısır'a doğru yola çıktığında, Tûr tarafında bir ateş gördü. Musa ailesine: "Durun, bekleyin! Şüphesiz ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber getiririm yahut ısınırsınız diye ateşten bir kor getiririm" dedi.
3180. Metin
فلما أتى موسى النار ناداه الله من جانب الوادي الأيمن لموسى في البقعة المباركة من جانب الشجرة: أن يا موسى إني أنا الله رب العالين، وأن ألق عصاك، فألقاها موسى، فصارت حية تسعى، فلما رآها موسى تضطرب كأنها جانٌّ من الحيات ولَّى هاربًا منها، ولم يلتفت من الخوف، فناداه ربه: يا موسى أقبل إليَّ ولا تَخَفْ; إنك من الآمنين من كل مكروه.
Musa ateşin yanına varınca, vadinin Musa'ya göre sağ yamacındaki mübarek mekânda bulunan ağaç tarafından Allah ona şöyle seslendi: "Ey Musa! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ım. Asanı at!" Musa asayı attı; o da hareket eden bir yılan oluverdi. Musa onun sanki çevik bir yılan gibi kıvrıldığını görünce arkasına bakmadan korkuyla kaçtı. Rabbi ona seslendi: "Ey Musa! Beri gel, korkma; şüphesiz sen her türlü kötülükten güvende olanlardansın."
3181. Metin
أدخل يدك في فتحة قميصك المفتوحة إلى الصدر، وأخرجها تخرج بيضاء كالثلج مِن غير مرض ولا برص، واضمم إليك يدك لتأمن من الخوف، فهاتان اللتان أريتُكَهما يا موسى: مِن تحوُّل العصا حية، وجَعْلِ يدك بيضاء تلمع من غير مرض ولا برص، آيتان من ربك إلى فرعون وأشراف قومه. إن فرعون وملأه كانوا قومًا كافرين.
"Elini göğsüne doğru açık olan yakanın açıklığına sok ve çıkar; hastalıksız ve alacasız kar gibi bembeyaz çıkacaktır. Korkudan [kurtulup] güvende olmak için de elini kendine çek. Ey Musa! Sana gösterdiğim bu iki şey; asanın yılana dönüşmesi ve elinin hastalıksız ve alacasız parıldayan beyaz kılınması, Rabbinden Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine iki mucizedir. Şüphesiz Firavun ve ileri gelenleri kâfir bir kavim idiler."
3182. Metin
قال موسى: ربِّ إني قتلت من قوم فرعون نفسًا فأخاف أن يقتلوني، وأخي هارون هو أفصح مني نطقًا، فأرسله معي عونًا يصدقني، ويبين لهم عني ما أخاطبهم به، إني أخاف أن يكذبوني في قولي لهم: إني أُرسلت إليهم.
Musa: "Rabbim! Ben Firavun'un kavminden bir adam öldürdüm, bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum. Kardeşim Harun'un ise dili benden daha düzgündür. Beni tasdik eden ve onlara hitap edeceğim şeyleri benim adıma açıklayan bir yardımcı olarak onu benimle beraber gönder. Zira ben, kendilerine [elçi olarak] gönderildiğimi söylediğimde beni yalanlamalarından korkuyorum" dedi.
3183. Metin
قال الله لموسى: سنقوِّيك بأخيك، ونجعل لكما حجة على فرعون وقومه فلا يصلون إليكما بسوء. أنتما -يا موسى وهارون- ومَن آمن بكما المنتصرون على فرعون وقومه; بسبب آياتنا وما دلَّتْ عليه من الحق.
Allah Musa'ya şöyle buyurdu: "Kardeşinle senin pazunu güçlendireceğiz ve ikinize Firavun ile kavmine karşı öyle bir delil vereceğiz ki, size hiçbir kötülükle erişemeyecekler. Sen ve Harun ile ikinize inananlar, ayetlerimiz ve onların delalet ettiği hak sayesinde Firavun ve kavmine karşı galip geleceksiniz."
3184. Metin
فلما جاء موسى فرعون وملأه بأدلتنا وحججنا شاهدة بحقيقة ما جاء به موسى مِن عند ربه، قالوا لموسى: ما هذا الذي جئتنا به إلا سحر افتريته كذبًا وباطلا وما سمعنا بهذا الذي تدعونا إليه في أسلافنا الذين مضوا قبلنا.
Musa, Firavun'a ve ileri gelenlerine Rabbinden getirdiği şeyin hakikatine şahitlik eden delillerimiz ve hüccetlerimizle gelince Musa'ya: "Bize getirdiğin bu şey, uydurduğun bir büyüden ve yalandan başka bir şey değildir. Biz, bizden önce gelip geçmiş atalarımız arasında bizi davet ettiğin bu şeyi hiç işitmedik" dediler.
3185. Metin
وقال موسى لفرعون: ربي أعلم بالمحقِّ منَّا الذي جاء بالرشاد من عنده، ومَن الذي له العقبى المحمودة في الدار الآخرة، إنه لا يظفر الظالمون بمطلوبهم.
Musa Firavun'a: "Rabbim, içimizden Kendi katından hidayetle gelen hak sahibini ve ahiret yurdunda övgüye değer güzel akıbetin kimin olacağını en iyi bilendir. Şüphesiz zalimler umduklarına kavuşamazlar" dedi.
3186. Metin
وقال فرعون لأشراف قومه: يا أيها الملأ ما علمت لكم من إله غيري يستحق العبادة، فأشْعِل لي -يا هامان- على الطين نارًا، حتى يشتد، وابْنِ لي بناء عاليًا; لعلي أنظر إلى معبود موسى الذي يعبده ويدعو إلى عبادته، وإني لأظنه فيما يقول من الكاذبين.
Firavun kavminin ileri gelenlerine: "Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka ibadete layık hiçbir ilah bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için çamurun üzerinde ateş yak da sertleşsin ve bana yüksek bir kule yap; belki böylece Musa'nın ibadet ettiği ve [bizi de] ibadetine çağırdığı ilahını görürüm. Doğrusu ben onun söylediklerinde yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.
3187. Metin
واستعلى فرعون وجنوده في أرض «مصر» بغير الحق عن تصديق موسى واتِّباعه على ما دعاهم إليه، وحسبوا أنهم بعد مماتهم لا يبعثون.
Firavun ve orduları, Mısır topraklarında Musa'yı tasdik etmekten ve onu çağırdığı şeyde takip etmekten haksız yere büyüklük taslayıp yüz çevirdiler ve ölümlerinden sonra diriltilmeyeceklerini sandılar.
3188. Metin
فأخذنا فرعون وجنوده، فألقيناهم جميعًا في البحر وأغرقناهم، فانظر -أيها الرسول- كيف كان نهاية هؤلاء الذين ظلموا أنفسهم، فكفروا بربهم؟
Biz de Firavun'u ve ordularını yakaladık, hepsini denize atıp boğduk. Artık bak -ey Elçi-, nefislerine zulmedip Rablerini inkâr edenlerin sonu nasıl oldu?
3189. Metin
وجعلنا فرعون وقومه قادة إلى النار، يَقتدي بهم أهل الكفر والفسق، ويوم القيامة لا ينصرون; وذلك بسبب كفرهم وتكذيبهم رسول ربهم وإصرارهم على ذلك.
Firavun'u ve kavmini ateşe çağıran önderler kıldık; küfür ve fısk ehli onlara uyar. Kıyamet günü ise onlar, küfürleri, Rablerinin elçisini yalanlamaları ve bunda ısrar etmeleri sebebiyle yardım görmezler.
3190. Metin
وأتبعنا فرعون وقومه في هذه الدنيا خزيًا وغضبًا منا عليهم، ويوم القيامة هم من المستقذرة أفعالهم، المبعدين عن رحمة الله.
Bu dünyada Firavun'un ve kavminin ardına zilleti ve tarafımızdan bir gazabı taktık. Kıyamet gününde ise onlar, işleri çirkin görülen ve Allah'ın rahmetinden kovulanlardandır.
3191. Metin
ولقد آتينا موسى التوراة من بعد ما أهلكنا الأمم التي كانت من قبله -كقوم نوح وعاد وثمود وقوم لوط وأصحاب «مدين» - فيها بصائر لبني إسرائيل، يبصرون بها ما ينفعهم وما يضرهم، وفيها رحمة لمن عمل بها منهم; لعلهم يتذكرون نِعَم الله عليهم، فيشكروه عليها، ولا يكفروه.
Andolsun, önceki nesilleri -Nuh kavmi, Âd, Semûd, Lût kavmi ve Medyen halkı gibi- helak ettikten sonra, İsrailoğullarına kendilerine neyin fayda neyin zarar vereceğini görecekleri kalp gözleri ve içlerinden onunla amel edenler için bir rahmet olarak Tevrat'ı verdik; ta ki Allah'ın üzerlerindeki nimetlerini hatırlayıp O'na şükretsinler ve O'na nankörlük etmesinler.
3192. Metin
وما كنت -أيها الرسول- بجانب الجبل الغربي من موسى إذ كلَّفناه أَمْرنا ونَهْينا، وما كنت من الشاهدين لذلك، حتى يقال: إنه وصل إليك من هذا الطريق.
Musa'ya emrimizi ve yasağımızı yüklediğimiz vakit, -ey Elçi- sen Musa'ya göre batı tarafındaki dağın yanında değildin ve buna şahit olanlardan da değildin ki, bu [bilgilerin] sana bu yolla ulaştığı söylensin.
3193. Metin
ولكنا خلقنا أممًا من بعد موسى، فمكثوا زمنًا طويلا فنسوا عهد الله، وتركوا أمره، وما كنت مقيمًا في أهل «مدين» تقرأ عليهم كتابنا، فتعرف قصتهم وتخبر بها، ولكن ذلك الخبر الذي جئت به عن موسى وحي، وشاهد على رسالتك.
Fakat biz Musa'dan sonra nice nesiller yarattık; onların üzerinden uzun zaman geçti de Allah'ın ahdini unuttular ve O'nun emrini terk ettiler. Sen Medyen halkı arasında ikamet edip onlara kitabımızı okuyor da değildin ki kıssalarını öğrenip haber veresin; lâkin Musa hakkında getirdiğin bu haber bir vahiydir ve senin peygamberliğine bir şahittir.
3194. Metin
وما كنت -أيها الرسول- بجانب جبل الطور حين نادينا موسى، ولم تشهد شيئًا من ذلك فتعلمه، ولكنا أرسلناك رحمة من ربك; لتنذر قومًا لم يأتهم مِن قبلك من نذير; لعلهم يتذكرون الخير الذي جئتَ به فيفعلوه، والشرَّ الذي نَهيتَ عنه فيجتنبوه.
Musa'ya seslendiğimiz vakit -ey Elçi- sen Tûr dağının yanında da değildin ve bunu öğrenmek için bu olaylardan hiçbirine şahit olmadın; lâkin senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir topluluğu uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak seni gönderdik. Umulur ki getirdiğin hayrı düşünüp yaparlar, yasakladığın şerden de düşünüp sakınırlar.
3195. Metin
ولولا أن ينزل بهؤلاء الكفار عذاب بسبب كفرهم بربهم، فيقولوا: ربنا هلا أرسلت إلينا رسولا من قبل، فنتبع آياتك المنزلة في كتابك، ونكون من المؤمنين بك.
Eğer bu kâfirlere, Rablerini inkâr etmeleri sebebiyle bir azap isabet edip de: "Rabbimiz! Bize daha önce bir elçi gönderseydin de kitabında indirilen ayetlerine uysaydık ve Sana inananlardan olsaydık ya!" demeyecek olsalardı [seni göndermezdik].
3196. Metin
فلما جاء محمد هؤلاء القوم نذيرًا لهم، قالوا: هلا أوتي هذا الذي أُرسل إلينا مثل ما أوتي موسى من معجزات حسية، وكتابٍ نزل جملة واحدة! قل -أيها الرسول- لهم: أو لم يكفر اليهود بما أوتي موسى من قبل؟ قالوا: في التوراة والقرآن سحران تعاونا في سحرهما، وقالوا: نحن بكل منهما كافرون.
Muhammed bu topluluğa bir uyarıcı olarak gelince dediler ki: "Bize gönderilen bu kimseye de Musa'ya verilen hissî mucizeler ve toptan indirilen bir kitap gibi [mucizeler] verilseydi ya!" De ki -ey Elçi- onlara: "Yahudiler daha önce Musa'ya verileni inkâr etmemişler miydi?" Tevrat ve Kur'an hakkında: "Büyücülüklerinde birbirine destek olan iki büyü!" dediler ve: "Biz her ikisini de inkâr ediyoruz" dediler.
3197. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء: فأتوا بكتاب من عند الله هو أقوم من التوراة والقرآن أتبعه، إن كنتم صادقين في زعمكم.
De ki -ey Elçi- onlara: "Eğer iddianızda doğru sözlü iseniz, Allah katından Tevrat ve Kur'an'dan daha doğru yolu gösteren bir kitap getirin de ona uyayım!"
3198. Metin
فإن لم يستجيبوا لك بالإتيان بالكتاب، ولم تبق لهم حجة، فاعلم أنما يتبعون أهواءهم، ولا أحد أكثر ضلالا ممن اتبع هواه بغير هدى من الله. إن الله لا يوفِّق لإصابة الحق القوم الظالمين الذين خالفوا أمر الله، وتجاوزوا حدوده.
Eğer [böyle bir] kitap getirmek suretiyle senin çağrına cevap veremezlerse ve ellerinde hiçbir delil kalmazsa, bil ki onlar ancak heva ve heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir hidayet olmaksızın hevasına uyandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz Allah, emrine muhalefet eden ve sınırlarını aşan zalimler topluluğunu hakkı bulmaya muvaffak kılmaz.
3199. Metin
ولقد فصَّلنا وبيَّنا القرآن رحمة بقومك أيها الرسول؛ لعلهم يتذكرون، فيتعظوا به.
Andolsun, düşünsünler de onunla öğüt alsınlar diye -ey Elçi- kavmine bir rahmet olarak Kur'an'ı ayrıntılı şekilde açıkladık ve beyan ettik.
3200. Metin
الذين آتيناهم الكتاب من قبل القرآن -وهم اليهود والنصارى الذين لم يبدِّلوا- يؤمنون بالقرآن وبمحمد ﵊.
Kur'an'dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz -ki onlar [dinlerini] değiştirmeyen Yahudiler ve Hristiyanlardır- Kur'an'a ve Muhammed aleyhisselâm'a inanırlar.
3201. Metin
وإذا يتلى هذا القرآن على الذين آتيناهم الكتاب، قالوا: صدَّقنا به، وعملنا بما فيه، إنه الحق من عند ربنا، إنا كنا من قبل نزوله مسلمين موحدين، فدين الله واحد، وهو الإسلام.
Kendilerine kitap verdiklerimize bu Kur'an okunduğu zaman: "Ona inandık ve içindekilerle amel ettik. Şüphesiz o, Rabbimizden gelen haktır. Doğrusu biz onun indirilmesinden önce de [Allah'ı] birleyen müslümanlardık; zira Allah'ın dini birdir, o da İslam'dır" derler.
3202. Metin
هؤلاء الذين تقدَّمَتْ صفتُهم يُؤتَوْن ثواب عملهم مرتين: على الإيمان بكتابهم، وعلى إيمانهم بالقرآن بما صبروا، ومن أوصافهم أنهم يدفعون السيئة بالحسنة، ومما رزقناهم ينفقون في سبيل الخير والبر. وإذا سمع هؤلاء القوم الباطل من القول لم يُصْغوا إليه، وقالوا: لنا أعمالنا لا نحيد عنها، ولكم أعمالكم ووزرها عليكم، فنحن لا نشغل أنفسنا بالرد عليكم، ولا تسمعون منَّا إلا الخير، ولا نخاطبهم بمقتضى جهلكم; لأننا لا نريد طريق الجاهلين ولا نحبها. وهذا من خير ما يقوله الدعاة إلى الله.
Nitelikleri daha önce geçen bu kimselere; sabretmelerinden ötürü amellerinin mükâfatı, kendi kitaplarına inanmaları ve Kur'an'a inanmaları sebebiyle iki kat verilir. Onların niteliklerinden biri de kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden hayır ve iyilik yolunda harcamalarıdır. Bu topluluk boş ve asılsız bir söz işittiklerinde ona kulak asmazlar ve: "Bizim amellerimiz bize, biz onlardan sapmayız; sizin amelleriniz de size aittir ve günahı sizin boynunuzadır. Biz kendimizi size cevap vermekle meşgul etmeyiz, bizden hayırdan başkasını işitmezsiniz. Biz sizin cehaletinizin gerektirdiği şekilde size hitap etmeyiz; çünkü biz cahillerin yolunu istemeyiz ve onu sevmeyiz" derler. Bu, Allah'a çağıran davetçilerin söyleyeceği en hayırlı sözlerdendir.
3203. Metin
إنك -أيها الرسول- لا تهدي هداية توفيق مَن أحببت هدايته، ولكن ذلك بيد الله يهدي مَن يشاء أن يهديه للإيمان، ويوفقه إليه، وهو أعلم بمن يصلح للهداية فيهديه.
Şüphesiz sen -ey Elçi- hidayete ermesini sevdiğin kimseye muvaffakiyet hidayeti veremezsin; fakat bu durum Allah'ın elindedir. O, imana eriştirmeyi dilediği kimseyi hidayete erdirir ve onu buna muvaffak kılar. O, hidayete lâyık olanı en iyi bilendir ve onu hidayete erdirir.
3204. Metin
وقال كفار «مكة» : إن نتبع الحق الذي جئتنا به، ونتبرأ من الأولياء والآلهة، نُتَخَطَّفْ من أرضنا بالقتل والأسر ونهب الأموال، أو لم نجعلهم متمكنين في بلد آمن، حرَّمنا على الناس سفك الدماء فيه، يُجلب إليه ثمرات كل شيء رزقًا مِن لدنا؟ ولكن أكثر هؤلاء المشركين لا يعلمون قَدْر هذه النعم عليهم، فيشكروا مَن أنعم عليهم بها ويطيعوه.
Mekke kâfirleri: "Eğer bize getirdiğin hakka uyarsak, dost edindiklerimizden ve ilahlardan uzaklaşırsak, öldürülerek, esir alınarak ve mallarımız yağmalanarak yurdumuzdan sökülüp atılırız" dediler. Biz onları, içinde kan dökmeyi insanlara haram kıldığımız ve katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin getirilip toplandığı güvenli bir beldede yerleşik kılmadık mı? Lâkin bu müşriklerin çoğu, üzerlerindeki bu nimetlerin kıymetini bilmezler ki kendilerine bunları bahşedene şükretsinler ve O'na itaat etsinler.
3205. Metin
وكثير من أهل القرى أهلكناهم حين أَلْهَتهم معيشتهم عن الإيمان بالرسل، فكفروا وطغَوْا، فتلك مساكنهم لم تُسكن من بعدهم إلا قليلا منها، وكنا نحن الوارثين للعباد نميتهم، ثم يرجعون إلينا، فنجازيهم بأعمالهم.
Geçimleri kendilerini elçilere inanmaktan alıkoyup da inkâr ve taşkınlık ettikleri vakit, nice belde halkını helak ettik! İşte onların yurtları; arkalarından pek azı müstesna oralarda oturulmamıştır. Kulların vârisi biz idik; onları öldürürüz, sonra bize dönerler ve onları amelleriyle cezalandırırız.
3206. Metin
وما كان ربك -أيها الرسول- مهلك القرى التي حول «مكة» في زمانك حتى يبعث في أمها -وهي «مكة» - رسولا يتلو عليهم آياتنا، وما كنا مهلكي القرى إلا وأهلها ظالمون لأنفسهم بكفرهم بالله ومعصيته، فهم بذلك مستحقون للعقوبة والنكال.
Rabbin -ey Elçi- kendi döneminde Mekke'nin etrafındaki beldeleri, onların ana merkezine -ki o Mekke'dir- kendilerine ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe helak edecek değildi. Biz, halkı Allah'ı inkâr etmek ve O'na isyan etmek suretiyle kendilerine zulmetmekte olan beldelerden başkasını helak edici de değildik; bu sebeple onlar cezaya ve ibretlik azaba müstahak olmuşlardır.
3207. Metin
وما أُعطيتم -أيها الناس- من شيء من الأموال والأولاد، فإنما هو متاع تتمتعون به في هذه الحياة الدنيا، وزينة يُتزيَّن بها، وما عند الله لأهل طاعته وولايته خير وأبقى; لأنه دائم لا نفاد له، أفلا تكون لكم عقول -أيها القوم- تتدبرون بها، فتعرفون الخير من الشر؟
Ey insanlar! Size mal ve çocuklardan verilen herhangi bir şey, ancak bu dünya hayatında kendisinden faydalandığınız bir geçimlik ve onunla süslenilen bir ziynettir. Allah katında O'na itaat ve bağlılık ehline hazırlananlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır; zira o süreklidir, tükenmek bilmez. Ey topluluk! Akletmez misiniz ki onunla düşünüp hayrı şerden ayırt edesiniz?
3208. Metin
أفمَن وعدناه مِن خَلْقنا على طاعته إيانا الجنة، فهو ملاقٍ ما وُعِدَ، وصائر إليه، كمن متعناه في الحياة الدنيا متاعها، فتمتع به، وآثر لذة عاجلة على آجلة، ثم هو يوم القيامة من المحضرين للحساب والجزاء؟ لا يستوي الفريقان، فليختر العاقل لنفسه ما هو أولى بالاختيار، وهو طاعة الله وابتغاء مرضاته.
Yaratıklarımızdan, Bize itaatine karşılık kendisine cennet vaat ettiğimiz ve vaat edilene kavuşup ona ulaşacak olan kimse; dünya hayatında kendisine dünya geçimliği verdiğimiz, böylece ondan faydalanıp peşin lezzeti ahiret lezzetine tercih eden, sonra da kıyamet günü hesap ve ceza için huzura getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir? Bu iki zümre bir olmaz. Öyleyse akıl sahibi kişi, kendisi için tercih edilmeye en lâyık olanı, yani Allah'a itaati ve O'nun rızasını aramayı seçsin.
3209. Metin
ويوم ينادي الله ﷿ الذين أشركوا به الأولياء والأوثان في الدنيا، فيقول لهم: أين شركائي الذين كنتم تزعمون أنهم لي شركاء؟
O gün Allah azze ve celle, dünyada kendisine birtakım dostları ve putları ortak koşanlara seslenerek onlara: "Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım nerede?" diyecektir.
3210. Metin
قال الذين حقَّ عليهم العذاب، وهم دعاة الكفر: ربنا هؤلاء الذين أضللنا، أضللناهم كما ضللنا، تبرأنا إليك مِن ولايتهم ونصرتهم، ما كانوا إيانا يعبدون، وإنما كانوا يعبدون الشياطين.
Üzerlerine azap hak olanlar -ki onlar küfrün davetçileridir- şöyle dediler: "Rabbimiz! İşte şunlar saptırdığımız kimselerdir. Kendimiz saptığımız gibi onları da saptırdık. Onları dost edinmekten ve onlara arka çıkmaktan [uzaklaşıp] Sana sığındık. Onlar bize tapmıyorlardı; aksine onlar şeytanlara tapıyorlardı."
3211. Metin
وقيل للمشركين بالله يوم القيامة: ادعوا شركاءكم الذين كنتم تعبدونهم من دون الله، فدعوهم فلم يستجيبوا لهم، وعاينوا العذاب، لو أنهم كانوا في الدنيا مهتدين للحق لما عُذِّبوا.
Kıyamet günü Allah'a ortak koşanlara: "Allah'tan başka tapmakta olduğunuz ortaklarınızı çağırın!" denilir. Onları çağırırlar fakat onlar kendilerine cevap veremezler ve azabı gözleriyle görürler. Eğer dünyada iken hakka iletilmiş olsalardı azap görmezlerdi.
3212. Metin
ويوم ينادي الله هؤلاء المشركين، فيقول: بأيِّ شيء أجبتم المرسلين فيما أرسلناهم به إليكم؟
O gün Allah o müşriklere seslenerek şöyle buyurur: "Size kendileriyle gönderdiğimiz hususlarda elçilere ne cevap verdiniz?"
3213. Metin
فخفيت عليهم الحجج، فلم يَدْروا ما يحتجون به، فهم لا يسأل بعضهم بعضًا عما يحتجون به سؤال انتفاع.
Bunun üzerine deliller onlara gizli kalmış, ileri sürecekleri delili bilemez olmuşlardır. Artık onlar bir fayda sağlayacak şekilde öne sürecekleri mazeretleri birbirlerine soramazlar.
3214. Metin
فأما من تاب من المشركين، وأخلص لله العبادة، وعمل بما أمره الله به ورسوله، فهو من الفائزين في الدارين.
Müşriklerden tövbe eden, ibadeti yalnızca Allah'a has kılan, Allah'ın ve Elçisinin kendisine emrettiğiyle amel eden kimseye gelince, o her iki yurtta da kurtuluşa erenlerdendir.
3215. Metin
وربك يخلق ما يشاء أن يخلقه، ويصطفي لولايته مَن يشاء من خلقه، وليس لأحد من الأمر والاختيار شيء، وإنما ذلك لله وحده سبحانه، تعالى وتنزَّه عن شركهم.
Rabbin yaratmayı dilediği şeyi yaratır ve kullarından dilediğini dostluğu için seçer. Hiç kimse için emir ve tercih hakkı yoktur; bu hak yalnız ve yalnız noksanlıklardan münezzeh olan Allah'a aittir. O, onların ortak koşmalarından yücedir ve uzaktır.
3216. Metin
وربك يعلم ما تُخفي صدور خلقه وما يظهرونه.
Rabbin, yarattıklarının göğüslerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilir.
3217. Metin
وهو الله الذي لا معبود بحق سواه، له الثناء الجميل والشكر في الدنيا والآخرة، وله الحكم بين خلقه، وإليه تُرَدُّون بعد مماتكم للحساب والجزاء.
O, kendisinden başka hak ilah olmayan Allah'tır. Dünyada ve ahirette güzel övgü ve şükür O'nadır. Yaratıkları arasında hüküm O'nundur ve ölümünüzden sonra hesap ve ceza için ancak O'na döndürüleceksiniz.
3218. Metin
قل -أيها الرسول-: أخبروني -أيها الناس- إن جعل الله عليكم الليل دائمًا إلى يوم القيامة، مَن إله غير الله يأتيكم بضياء تستضيئون به؟ أفلا تسمعون سماع فهم وقَبول؟
De ki -ey Elçi-: "Söyleyin bana ey insanlar! Eğer Allah geceyi kıyamet gününe kadar üzerinize sürekli kılsaydı, Allah'tan başka size aydınlanacağınız bir ışık getirecek ilah kimdir? Hâlâ anlama ve kabul etme kulağıyla işitmeyecek misiniz?"
3219. Metin
قل لهم: أخبروني إن جعل الله عليكم النهار دائمًا إلى يوم القيامة، مَن إله غير الله يأتيكم بليل تستقرون وتهدؤون فيه؟ أفلا ترون بأبصاركم اختلاف الليل والنهار؟
Onlara de ki: "Söyleyin bana, eğer Allah gündüzü kıyamet gününe kadar üzerinize sürekli kılsaydı, Allah'tan başka içinde yerleşip dinleneceğiniz bir geceyi size getirecek ilah kimdir? Gece ile gündüzün birbirini izleyişini gözlerinizle görmüyor musunuz?"
3220. Metin
ومن رحمته بكم -أيها الناس- أن جعل لكم الليل والنهار فخالف بينهما، فجعل هذا الليل ظلامًا؛ لتستقروا فيه وترتاح أبدانكم، وجعل لكم النهار ضياءً; لتطلبوا فيه معايشكم، ولتشكروا له على إنعامه عليكم بذلك.
Ey insanlar! O'nun size olan rahmetindendir ki, sizin için geceyi ve gündüzü var edip onları birbirinden farklı kıldı. Bu geceyi, içinde yerleşip bedenleriniz dinlensin diye karanlık; gündüzü de içinde geçiminizi arayasınız ve bunu size bahşettiği için O'na şükredesiniz diye aydınlık yaptı.
3221. Metin
ويوم ينادي الله هؤلاء المشركين، فيقول لهم: أين شركائي الذين كنتم تزعمون في الدنيا أنهم شركائي؟
O gün Allah bu müşriklere seslenerek onlara: "Dünyada ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım nerede?" diyecektir.
3222. Metin
ونزعنا من كل أمة من الأمم المكذبة شهيدا -وهو نبيُّهم-، يشهد على ما جرى في الدنيا من شركهم وتكذيبهم لرسلهم، فقلنا لتلك الأمم التي كذبت رسلها وما جاءت به من عند الله: هاتوا حجتكم على ما أشركتم مع الله، فعلموا حينئذ أن الحجة البالغة لله عليهم، وأن الحق لله، وذهب عنهم ما كانوا يفترون على ربهم، فلم ينفعهم ذلك، بل ضرَّهم وأوردهم نار جهنم.
Yalanlayan her ümmetten, dünyada ortak koşmalarına ve elçilerini yalanlamalarına dair cereyan eden şeylere şahitlik edecek bir şahit -ki o, onların peygamberidir- çıkardık ve elçilerini ve Allah katından getirdiklerini yalanlayan o ümmetlere: "Allah'a ortak koştuğunuza dair delilinizi getirin!" dedik. O vakit kesin delilin Allah'a ait olduğunu, hakkın Allah'ın hakkı olduğunu bildiler ve Rablerine iftira edip durdukları şeyler kendilerinden kaybolup gitti. Bu onlara fayda vermedi; bilakis kendilerine zarar verdi ve onları cehennem ateşine sevk etti.
3223. Metin
إن قارون كان من قوم موسى ﵊ فتجاوز حدَّه في الكِبْر والتجبر عليهم، وآتينا قارون من كنوز الأموال شيئًا عظيمًا، حتى إنَّ مفاتحه لَيثقل حملها على العدد الكثير من الأقوياء، إذ قال له قومه: لا تبطر فرحًا بما أنت فيه من المال، إن الله لا يحب مِن خلقه البَطِرين الذين لا يشكرون لله تعالى ما أعطاهم.
Şüphesiz Kârûn, Musa aleyhisselâm'ın kavmindendi; onlara karşı büyüklük taslayıp zorbalıkta haddi aştı. Biz Kârûn'a mal hazinelerinden öyle büyük bir şey verdik ki, anahtarlarını taşımak güçlü kuvvetli büyük bir topluluğa bile ağır geliyordu. Hani kavmi ona şöyle demişti: "İçinde bulunduğun bu maldan ötürü şımarıp böbürlenme! Şüphesiz Allah, yarattıklarından Allah Teâlâ'nın kendilerine verdiklerine şükretmeyen şımarıkları sevmez."
3224. Metin
والتمس فيما آتاك الله من الأموال ثواب الدار الآخرة، بالعمل فيها بطاعة الله في الدنيا، ولا تترك حظك من الدنيا، بأن تتمتع فيها بالحلال دون إسراف، وأحسن إلى الناس بالصدقة، كما أحسن الله إليك بهذه الأموال الكثيرة، ولا تلتمس ما حرَّم الله عليك من البغي على قومك، إن الله لا يحب المفسدين، وسيجازيهم على سوء صنيعهم.
"Allah'ın sana verdiği mallar içerisinde dünyada Allah'a itaat yolunda amel ederek ahiret yurdunun sevabını ara. İsrafa kaçmaksızın helal olandan faydalanmak suretiyle dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın bu çok mallarla sana ihsan ettiği gibi, sen de sadaka vererek insanlara ihsanda bulun. Allah'ın sana haram kıldığı, kavmine karşı taşkınlık etme yolunu arama. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez ve onları kötü amelleri sebebiyle cezalandıracaktır."
3225. Metin
قال قارون لقومه الذين وعظوه: إنما أُعطيتُ هذه الكنوز بما عندي من العلم والقدرة، أو لم يعلم قارون أن الله قد أهلك مِن قبله من الأمم مَن هو أشد منه بطشًا، وأكثر جمعًا للأموال؟ ولا يُسأل عن ذنوبهم المجرمون; لعلم الله تعالى بها، إنما يُسْألون سؤال توبيخ وتقرير، ويعاقبهم الله على ما علمه منهم.
Kârûn, kendisine öğüt veren kavmine dedi ki: "Bu hazineler bana ancak bendeki ilim ve kabiliyet sayesinde verildi." Kârûn, Allah'ın kendisinden önceki ümmetlerden, kuvvetçe ondan daha çetin ve mal toplamada daha ileri olan kimseleri helak ettiğini bilmedi mi? Günahkâr suçlulara günahları [bilinmediği için] sorulmaz; zira Allah Teâlâ onları bilmektedir. Onlara ancak azarlama ve ikrar ettirme kabilinden sorulur ve Allah onları kendilerinden bildiği şey sebebiyle cezalandırır.
3226. Metin
فخرج قارون على قومه في زينته، مريدًا بذلك إظهار عظمته وكثرة أمواله، وحين رآه الذين يريدون زينة الحياة الدنيا قالوا: يا ليت لنا مثل ما أُعطي قارون من المال والزينة والجاه، إن قارون لذو نصيب عظيم من الدنيا.
Bunun üzerine Kârûn, büyüklüğünü ve mallarının çokluğunu göstermek isteyerek kavminin karşısına ziyneti içinde çıktı. Dünya hayatının süsünü isteyenler onu görünce dediler ki: "Keşke Kârûn'a verilen mal, ziynet ve makamın bir benzeri bize de verilseydi! Şüphesiz Kârûn dünyadan büyük bir pay sahibidir."
3227. Metin
وقال الذين أوتوا العلم بالله وشرعه وعرفوا حقائق الأمور للذين قالوا: يا ليت لنا مثل ما أوتي قارون: ويلكم اتقوا الله وأطيعوه، ثوابُ الله لمن آمن به وبرسله، وعمل الأعمال الصالحة، خيرٌ مما أوتي قارون، ولا يَتَقَبَّل هذه النصيحة ويوفَّق إليها ويعمل بها إلا مَن يجاهد نفسه، ويصبر على طاعة ربه، ويجتنب معاصيه.
Allah'ı ve O'nun şeriatını bilen, işlerin hakikatini kavrayan kimseler ise: "Keşke Kârûn'a verilenin benzeri bize de verilseydi!" diyenlere şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! Allah'tan korkun ve O'na itaat edin. Allah'a ve elçilerine inanan ve salih ameller işleyen kimse için Allah'ın sevabı, Kârûn'a verilenden daha hayırlıdır. Bu nasihati ancak nefsiyle cihat eden, Rabbinin itaatine sabreden ve O'na isyandan sakınan kimse kabul eder, buna muvaffak kılınır ve bununla amel eder."
3228. Metin
فخسفنا بقارون وبداره الأرض، فما كان له من جند ينصرونه من دون الله، وما كان ممتنعًا من الله إذا أحلَّ به نقمته.
Bunun üzerine Biz, Kârûn'u da sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadığı gibi, Allah cezasını üzerine indirdiğinde kendini savunabilecek kimselerden de değildi.
3229. Metin
وصار الذين تمنوا حاله بالأمس يقولون متوجعين ومعتبرين وخائفين من وقوع العذاب بهم: إن الله يوسِّع الرزق لمن يشاء من عباده، ويضيِّق على مَن يشاء منهم، لولا أن الله منَّ علينا فلم يعاقبنا على ما قلنا لَخسف بنا كما فعل بقارون، ألم تعلم أنه لا يفلح الكافرون، لا في الدنيا ولا في الآخرة؟
Dün onun yerinde olmayı temenni edenler, acı çekerek, ibret alarak ve azabın başlarına gelmesinden korkarak şöyle demeye başladılar: "Şüphesiz Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve onlardan dilediğine de daraltır. Eğer Allah bize lütufta bulunup da söylediğimiz söz sebebiyle bizi cezalandırmasaydı, Kârûn'a yaptığı gibi bizi de yerin dibine geçirirdi. Bilmedin mi ki kâfirler ne dünyada ne de ahirette kurtuluşa eremezler!"
3230. Metin
تلك الدار الآخرة نجعل نعيمها للذين لا يريدون تكبرًا عن الحق في الأرض ولا فسادًا فيها. والعاقبة المحمودة -وهي الجنة- لمن اتقى عذاب الله وعمل الطاعات، وترك المحرمات.
İşte o ahiret yurdu; onun nimetlerini yeryüzünde hakka karşı büyüklük taslamak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenlere tahsis ederiz. Güzel akıbet -ki o cennettir- Allah'ın azabından sakınan, itaatleri yerine getiren ve haramları terk edenler içindir.
3231. Metin
من جاء يوم القيامة بإخلاص التوحيد لله وبالأعمال الصالحة وَفْق ما شرع الله، فله أجر عظيم خير من ذلك، وذلك الخير هو الجنة والنعيم الدائم، ومن جاء بالأعمال السيئة، فلا يُجْزى الذين عملوا السيئات على أعمالهم إلا بما كانوا يعملون.
Kıyamet gününe tevhid inancını Allah için ihlasla tutarak ve Allah'ın meşru kıldığına uygun salih amellerle gelen kimse için, bundan daha hayırlı olan büyük bir mükâfat vardır; o hayır ise cennet ve kalıcı nimettir. Kötü amellerle gelen kimseye gelince, kötülükleri işleyenler amellerine karşılık ancak yapmakta oldukları şeyle cezalandırılırlar.
3232. Metin
إن الذي أنزل عليك -أيها الرسول- القرآن، وفرض عليك تبليغه والتمسُّك به، لمرجعك إلى الموضع الذي خرجت منه، وهو «مكة» ، قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: ربي أعلم مَن جاء بالهدى، ومن هو في ذهابٍ واضحٍ عن الحق.
Sana Kur'an'ı indiren, onu tebliğ etmeyi ve ona sımsıkı sarılmayı sana farz kılan [Allah], elbette seni çıkıp gittiğin yere -ki o Mekke'dir- geri döndürecektir. De ki -ey Elçi- o müşriklere: "Rabbim hidayetle geleni de, haktan apaçık bir sapıklık içinde olanı da en iyi bilendir."
3233. Metin
وما كنت -أيها الرسول- تؤمِّل نزول القرآن عليك، لكن الله ﷾ رحمك فأنزله عليك، فاشكر لله تعالى على نِعَمه، ولا تكوننَّ عونًا لأهل الشرك والضلال.
Sen -ey Elçi- Kur'an'ın sana indirileceğini ummuyordun; lâkin Allah azze ve celle sana merhamet etti de onu sana indirdi. Öyleyse nimetlerine karşılık Allah Teâlâ'ya şükret ve şirk ve sapıklık ehline asla arka çıkma!
3234. Metin
ولا يصرفَنَّك هؤلاء المشركون عن تبليغ آيات ربك وحججه، بعد أن أنزلها إليك، وبلِّغ رسالة ربك، ولا تكونن من المشركين في شيء.
Sana indirildikten sonra bu müşrikler, Rabbinin ayetlerini ve delillerini tebliğ etmekten seni asla alıkoymasın! Sen Rabbinin elçiliğini tebliğ et ve hiçbir hususta sakın müşriklerden olma!
3235. Metin
ولا تعبد مع الله معبودًا آخر; فلا معبود بحق إلا الله، كل شيء هالك وفانٍ إلا وجهه، له الحكم، وإليه ترجعون من بعد موتكم للحساب والجزاء. وفي هذه الآية إثبات صفة الوجه لله تعالى كما يليق بكماله وعظمة جلاله.
Allah ile beraber başka bir ilaha tapma; zira Allah'tan başka hak mabut yoktur. O'nun vechi (yüzü) müstesna her şey helak olucu ve yokedicidir. Hüküm O'nundur ve ölümünüzden sonra hesap ve ceza için ancak O'na döndürüleceksiniz. Bu ayette, kemaline ve celalinin azametine yaraşır şekilde Allah Teâlâ için Vech (yüz) sıfatının ispatı vardır.