Ahzâb

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

3421. Metin

يا أيها النبي دُم على تقوى الله بالعمل بأوامره واجتناب محارمه، وليقتد بك المؤمنون؛ لأنهم أحوج إلى ذلك منك، ولا تطع الكافرين وأهل النفاق. إن الله كان عليمًا بكل شيء، حكيمًا في خلقه وأمره وتدبيره.

Ey Peygamber! Emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak Allah’a karşı takva üzere olmaya devam et; müminler de sana uysunlar, zira onlar buna senden daha çok muhtaçtırlar. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, yaratmasında, emrinde ve takdirinde hikmet sahibidir.

3422. Metin

واتبع ما يوحى إليك من ربك من القرآن والسنة، إن الله مطَّلِع على كل ما تعملون ومجازيكم به، لا يخفى عليه شيء من ذلك.

Rabbinden sana vahyedilen Kur'an ve Sünnet'e uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızın tamamından haberdardır ve karşılığını size verecektir; O'na bunlardan hiçbir şey gizli kalmaz.

3423. Metin

واعتمد على ربك، وفَوِّضْ جميع أمورك إليه، وحسبك به حافظًا لمن توكل عليه وأناب إليه.

Rabbine güven, bütün işlerini O’na havale et. Kendisine tevekkül eden ve O’na yönelen kimse için koruyucu olarak O yeter.

3424. Metin

ما جعل الله لأحد من البشر من قلبين في صدره، وما جعل زوجاتكم اللاتي تظاهرون منهن (في الحرمة) كحرمة أمهاتكم (والظهار أن يقول الرجل لامرأته: أنت عليَّ كظهر أمي، وقد كان هذا طلاقًا في الجاهلية، فبيَّن الله أن الزوجة لا تصير أُمًّا بحال) وما جعل الله الأولاد المتَبَنَّيْنَ أبناء في الشرع، بل إن الظهار والتبني لا حقيقة لهما في التحريم الأبدي، فلا تكون الزوجة المظاهَر منها كالأم في الحرمة، ولا يثبت النسب بالتبني من قول الشخص للدَّعِيِّ: هذا ابني، فهو كلام بالفم لا حقيقة له، ولا يُعتَدُّ به، والله سبحانه يقول الحق ويبيِّن لعباده سبيله، ويرشدهم إلى طريق الرشاد.

Allah hiçbir insanın göğsünde iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi de (haramlıkta) annelerinizin haramlığı gibi kılmamıştır (Zıhar, kişinin hanımına: "Sen bana annemin sırtı gibisin" demesidir; bu Câhiliye döneminde bir boşanma sayılıyordu. Allah, eşin hiçbir şekilde anne konumuna gelmeyeceğini açıklamıştır). Allah, evlatlık edinilen çocukları da şeriatta öz evlatlar kılmamıştır. Bilakis zıhar ve evlat edinmenin ebedî haramlıkta hiçbir gerçekliği yoktur; dolayısıyla zıhar yapılan eş, haramlıkta anne gibi olmaz ve kişinin evlatlığa: "Bu benim oğlumdur" demesiyle de soy bağı sabit olmaz. Zira bu, hakikati olmayan, ağızdan çıkan [boş] bir sözdür ve muteber değildir. Allah -Sübhânehu- gerçeği söyler, kullarına O'nun yolunu açıklar ve onları doğru yola iletir.

3425. Metin

انسبوا أدعياءكم لآبائهم، هو أعدل وأقوم عند الله، فإن لم تعلموا آباءهم الحقيقيين فادعوهم -إذًا- بأخوَّة الدين التي تجمعكم بهم، فإنهم إخوانكم في الدين ومواليكم فيه، وليس عليكم إثم فيما وقعتم فيه من خطأ لم تتعمدوه، وإنما يؤاخذكم الله إذا تعمدتم ذلك. وكان الله غفورًا لمن أخطأ، رحيمًا لمن تاب من ذنبه.

Evlatlıklarınızı babalarına nispet edin; bu Allah katında en adaletli ve en doğru olandır. Şayet onların gerçek babalarını bilmiyorsanız, o hâlde onları sizinle aralarındaki din kardeşliğiyle çağırın; zira onlar dinde kardeşleriniz ve mevlâlarınızdır (dostlarınızdır). Kasıtsız olarak düştüğünüz yanılgılardan ötürü size bir günah yoktur; ancak Allah bunu kasten yapmanız durumunda sizi sorumlu tutar. Allah hata edeni çok bağışlayandır, günahından tövbe edene çok merhamet edendir.

3426. Metin

النبي محمد ﷺ أولى بالمؤمنين، وأقرب لهم من أنفسهم في أمور الدين والدنيا، وحرمة أزواج النبي ﷺ على أُمَّته كحرمة أمهاتهم، فلا يجوز نكاح زوجات الرسول ﷺ من بعده. وذوو القرابة من المسلمين بعضهم أحق بميراث بعض في حكم الله وشرعه من الإرث بالإيمان والهجرة (وكان المسلمون في أول الإسلام يتوارثون بالهجرة والإيمان دون الرحم، ثم نُسخ ذلك بآية المواريث) إلا أن تفعلوا -أيها المسلمون- إلى غير الورثة معروفًا بالنصر والبر والصلة والإحسان والوصية، كان هذا الحكم المذكور مقدَّرًا مكتوبًا في اللوح المحفوظ، فيجب عليكم العمل به. وفي الآية وجوب كون النبي ﷺ أحبَّ إلى العبد من نفسه، ووجوب كمال الانقياد له، وفيها وجوب احترام أمهات المؤمنين، زوجاته ﷺ، وأن من سبَّهن فقد باء بالخسران.

Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem, din ve dünya işlerinde müminlere kendi canlarından daha öncelikli ve daha yakındır. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarının ümmetine olan haramlığı da annelerinin haramlığı gibidir; bu yüzden Resûlullah’tan sallallâhu aleyhi ve sellem sonra hanımlarıyla evlenmek caiz değildir. Müslüman akrabalar ise Allah’ın hükmünde ve şeriatında, iman ve hicret bağıyla mirasçı olmaya kıyasla birbirlerinin mirasına daha layıktırlar (İslam’ın başlangıcında Müslümanlar kan bağı olmaksızın hicret ve iman bağıyla birbirlerine mirasçı olurlardı; daha sonra bu hüküm miras ayetiyle nesh edilmiştir). Ancak mirasçı olmayanlara yardım, iyilik, sıla-i rahim, ihsan ve vasiyet yoluyla bir iyilik yapmanız müstesnadır. Zikredilen bu hüküm Levh-i Mahfuz’da takdir edilmiş ve yazılmıştır; öyleyse onunla amel etmeniz gerekir. Bu ayette Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem kula kendi nefsinden daha sevimli olmasının gerekliliği, ona tam teslimiyetin zorunluluğu, müminlerin anneleri olan hanımlarına sallallâhu aleyhi ve sellem saygı göstermenin vacip olduğu ve onlara söven kimsenin hüsrana uğrayacağı hükmü yer almaktadır.

3427. Metin

واذكر -أيها النبي- حين أخذنا من النبيين العهد المؤكد بتبليغ الرسالة، وأخذنا الميثاق منك ومن نوح وإبراهيم وموسى وعيسى ابن مريم (وهم أولو العزم من الرسل على المشهور) ، وأخذنا منهم عهدًا مؤكدًا بتبليغ الرسالة وأداء الأمانة، وأن يُصَدِّق بعضهم بعضًا.

[Ey Peygamber!] Hani peygamberlerden tebliğ vazifesini yerine getireceklerine dair kesin söz almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da ahit almıştık (onlar meşhur görüşe göre peygamberlerin Ülü'l-azm olanlarıdır). Tebliği ulaştırmaları, emaneti ifa etmeleri ve birbirlerini tasdik etmeleri hususunda onlardan kesin bir söz almıştık.

3428. Metin

أخذ الله ذلك العهد من أولئك الرسل؛ ليسأل المرسلين عمَّا أجابتهم به أممهم، فيجزي الله المؤمنين الجنة، وأعد للكافرين يوم القيامة عذابًا شديدًا في جهنم.

Allah bu ahdi o elçilerden, ümmetlerinin kendilerine nasıl cevap verdiğini peygamberlere sormak için almıştır; böylece Allah müminleri cennetle mükâfatlandırır, kâfirlere ise kıyamet gününde cehennemde şiddetli bir azap hazırlamıştır.

3429. Metin

يا معشر المؤمنين اذكروا نعمة الله تعالى التي أنعمها عليكم في «المدينة» أيام غزوة الأحزاب -وهي غزوة الخندق-، حين اجتمع عليكم المشركون من خارج «المدينة» ، واليهود والمنافقون من «المدينة» وما حولها، فأحاطوا بكم، فأرسلنا على الأحزاب ريحًا شديدة اقتلعت خيامهم ورمت قدورهم، وأرسلنا ملائكة من السماء لم تروها، فوقع الرعب في قلوبهم. وكان الله بما تعملون بصيرًا، لا يخفى عليه من ذلك شيء.

Ey müminler topluluğu! Ahzâb Savaşı -ki Hendek Savaşı'dır- günlerinde Medine'de Allah Teâlâ'nın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani Medine dışından müşrikler, Medine içinden ve çevresinden de Yahudiler ile münafıklar aleyhinizde toplanıp sizi kuşatmışlardı; bunun üzerine Ahzâb ordularının üzerine çadırlarını söküp atan ve kazanlarını deviren şiddetli bir rüzgâr ile sizin göremediğiniz gökten melekler göndermiştik ve kalplerine korku düşmüştü. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir; O'na bunlardan hiçbir şey gizli kalmaz.

3430. Metin

اذكروا إذ جاؤوكم مِن فوقكم من أعلى الوادي من جهة المشرق، ومن أسفل منكم من بطن الوادي من جهة المغرب، وإذ شخصت الأبصار من شدة الحَيْرة والدهشة، وبلغت القلوب الحناجر من شدة الرعب، وغلب اليأس المنافقين، وكثرت الأقاويل، وتظنون بالله الظنون السيئة أنه لا ينصر دينه، ولا يعلي كلمته.

Hani onlar vadinin üst tarafından, doğu yönünden ve vadinin alt tarafından, batı yönünden üzerinize gelmişlerdi. Hani aşırı şaşkınlık ve dehşetten gözler dikilip kalmış, şiddetli korkudan yürekler ağza gelmişti; münafıkları ümitsizlik kaplamış, dedikodular çoğalmıştı ve Allah hakkında O'nun dinine yardım etmeyeceği, kelimesini yüceltmeyeceği şeklinde kötü zanlarda bulunuyordunuz.

3431. Metin

في ذلك الموقف العصيب اختُبر إيمان المؤمنين ومُحِّص القوم، وعُرف المؤمن من المنافق، واضطربوا اضطرابًا شديدًا بالخوف والقلق; ليتبين إيمانهم ويزيد يقينهم.

Bu çetin durumda müminlerin imanı sınandı, topluluk arındırılıp denendi, mümin münafıktan ayırt edildi ve imanlarının açığa çıkması ve yakînlerinin artması için korku ve endişeyle şiddetli bir şekilde sarsıldılar.

3432. Metin

وإذ يقول المنافقون والذين في قلوبهم شك، وهم ضعفاء الإيمان: ما وعدنا الله ورسوله من النصر والتمكين إلا باطلا من القول وغرورًا، فلا تصدقوه.

Hani münafıklar ve kalplerinde şüphe bulunan zayıf imanlı kimseler: "Allah ve Resûlü bize zafer ve hâkimiyet vaadi olarak kuru bir laf ve aldatmadan başka bir şey vadetmedi, O'na inanmayın" diyorlardı.

3433. Metin

واذكر -أيها النبي- قول طائفة من المنافقين منادين المؤمنين من أهل «المدينة» : يا أهل «يثرب» (وهو الاسم القديم «للمدينة» ) لا إقامة لكم في معركة خاسرة، فارجعوا إلى منازلكم داخل «المدينة» ، ويستأذن فريق آخر من المنافقين الرسول ﷺ بالعودة إلى منازلهم بحجة أنها غير محصنة، فيخشون عليها، والحق أنها ليست كذلك، وما قصدوا بذلك إلا الفرار من القتال.

[Ey Peygamber!] Münafıklardan bir grubun Medinelilerden olan müminlere seslenerek: "Ey Yesrib halkı! (ki bu Medine'nin eski ismidir) Kaybedilecek bir savaşta durmanızın bir anlamı yok, Medine içindeki evlerinize dönün" dediklerini hatırla. Münafıklardan başka bir grup da evlerinin korumasız olduğu ve onlar için endişelendikleri gerekçesiyle evlerine dönmek için Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem izin istiyordu. Oysa gerçekte öyle değildi; onların bununla tek maksatları savaştan kaçmaktı.

3434. Metin

ولو دخل جيش الأحزاب «المدينة» من جوانبها، ثم سئل هؤلاء المنافقون الشرك بالله والرجوع عن الإسلام، لأجابوا إلى ذلك مبادرين، وما تأخروا عن الشرك إلا يسيرًا.

Eğer Ahzâb ordusu Medine'ye her yanından girmiş olsaydı da sonra bu münafıklardan Allah'a şirk koşmaları ve İslam'dan dönmeleri istenseydi, buna hemen icabet ederler ve şirk koşmakta pek az gecikirlerdi.

3435. Metin

ولقد كان هؤلاء المنافقون عاهدوا الله على يد رسوله من قبل غزوة الخندق، لا يفرُّون إن شهدوا الحرب، ولا يتأخرون إذا دعوا إلى الجهاد، ولكنهم خانوا عهدهم، وسيحاسبهم الله على ذلك، ويسألهم عن ذلك العهد، وكان عهد الله مسؤولا عنه، محاسَبًا عليه.

Andolsun ki bu münafıklar Hendek Savaşı'ndan önce Resûlü'nün eliyle Allah'a, savaşa şahit olduklarında kaçmayacaklarına ve cihada çağrıldıklarında geri kalmayacaklarına dair söz vermişlerdi; fakat ahitlerine hıyanet ettiler. Allah bundan ötürü onları hesaba çekecek ve o ahitten soracaktır; zira Allah'a verilen sözden sorguya çekilip hesabı sorulacaktır.

3436. Metin

قل -أيها النبي- لهؤلاء المنافقين: لن ينفعكم الفرار من المعركة خوفًا من الموت أو القتل; فإن ذلك لا يؤخر آجالكم، وإن فررتم فلن تتمتعوا في هذه الدنيا إلا بقدر أعماركم المحدودة، وهو زمن يسير جدًا بالنسبة إلى الآخرة.

[Ey Peygamber!] O münafıklara de ki: "Ölümden veya öldürülmekten korkarak savaştan kaçmanız size asla fayda vermez; zira bu sizin ecellerinizi ertelemez. Kaçsanız bile bu dünyada ancak sınırlı ömrünüz kadar faydalanırsınız, bu ise ahirete nispetle pek az bir süredir."

3437. Metin

قل -أيها النبي- لهم: مَن ذا الذي يمنعكم من الله، أو يجيركم مِن عذابه، إن أراد بكم سوءًا، أو أراد بكم رحمة، فإنه المعطي المانع الضارُّ النافع؟ ولا يجد هؤلاء المنافقون لهم من دون الله وليًّا يواليهم، ولا نصيرًا ينصرهم.

[Ey Peygamber!] Onlara de ki: "Şayet Allah sizin için bir kötülük dilese yahut size bir rahmet murat etse, sizi Allah'tan kim koruyabilir veya O'nun azabından kim kurtarabilir? Zira veren de engelleyen de zarar veren de fayda sağlayan da O'dur." Bu münafıklar kendileri için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler.

3438. Metin

إن الله يعلم المثبطين عن الجهاد في سبيل الله، والقائلين لإخوانهم: تعالوا وانضموا إلينا، واتركوا محمدًا، فلا تشهدوا معه قتالا؛ فإنا نخاف عليكم الهلاك بهلاكه، وهم مع تخذيلهم هذا لا يأتون القتال إلا نادرًا؛ رياء وسمعة وخوف الفضيحة.

Şüphesiz Allah, Allah yolunda cihaddan alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin, aramıza katılın, Muhammed'i bırakın, onunla birlikte savaşa katılmayın; çünkü onun helak olmasıyla sizin de helak olmanızdan korkuyoruz" diyenleri bilmektedir. Onlar bu vazgeçirme çabalarının yanında, gösteriş, şöhret ve rezil olma korkusuyla pek seyrek savaş meydanına gelirler.

3439. Metin

بُخَلاء عليكم -أيها المؤمنون- بالمال والنفس والجهد والمودة لما في نفوسهم من العداوة والحقد؛ حبًا في الحياة وكراهة للموت، فإذا حضر القتال خافوا الهلاك ورأيتهم ينظرون إليك، تدور أعينهم لذهاب عقولهم؛ خوفًا من القتل وفرارًا منه كدوران عين مَن حضره الموت، فإذا انتهت الحرب وذهب الرعب رموكم بألسنة حداد مؤذية، وتراهم عند قسمة الغنائم بخلاء وحسدة، أولئك لم يؤمنوا بقلوبهم، فأذهب الله ثواب أعمالهم، وكان ذلك على الله يسيرًا.

[Ey müminler!] İçlerindeki düşmanlık ve kin sebebiyle, yaşama hırsı ve ölüm korkusuyla mala, cana, gayrete ve sevgiye karşı size karşı pek cimridirler. Savaş geldiğinde helak olmaktan korkarlar ve ölüm döşeğindeki kimsenin gözlerinin dönmesi gibi, öldürülme korkusundan ve kaçma telaşından akılları başlarından gidip gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Savaş bitip korku geçtiğinde ise keskin ve incitici dilleriyle sizi topa tutarlar; ganimet taksiminde de onları cimri ve kıskanç görürsün. Onlar kalpleriyle iman etmemişlerdir; bu yüzden Allah onların amellerinin sevabını boşa çıkarmıştır. Bu ise Allah için pek kolaydır.

3440. Metin

يظن المنافقون أن الأحزاب الذين هزمهم الله تعالى شر هزيمة لم يذهبوا؛ ذلك من شدة الخوف والجبن، ولو عاد الأحزاب إلى «المدينة» لتمنَّى أولئك المنافقون أنهم كانوا غائبين عن «المدينة» بين أعراب البادية، يستخبرون عن أخباركم ويسألون عن أنبائكم، ولو كانوا فيكم ما قاتلوا معكم إلا قليلا لكثرة جبنهم وذلتهم وضعف يقينهم.

Münafıklar, aşırı korku ve korkaklıklarından dolayı Allah Teâlâ'nın feci bir hezimete uğrattığı Ahzâb ordularının gitmediğini sanırlar. Eğer Ahzâb ordusu Medine'ye dönecek olsa, o münafıklar Medine'den uzakta, çöl bedevileri arasında olup sizin haberlerinizi ve durumunuzu sormayı temenni ederlerdi. Aranızda bulunsalardı bile, aşırı korkaklıkları, zilletleri ve yakînlerinin zayıflığı sebebiyle sizinle birlikte pek az savaşırlardı.

3441. Metin

لقد كان لكم -أيها المؤمنون- في أقوال رسول الله ﷺ وأفعاله وأحواله قدوة حسنة تتأسون بها، فالزموا سنته، فإنما يسلكها ويتأسى بها مَن كان يرجو الله واليوم الآخر، وأكثرَ مِن ذكر الله واستغفاره، وشكره في كل حال.

Ey müminler! Şüphesiz Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem sözlerinde, fiillerinde ve hâllerinde sizin için örnek alacağınız güzel bir numune vardır; öyleyse onun sünnetine sarılın. Zira ancak Allah’ı ve ahiret gününü uman, Allah’ı çokça zikredip O'ndan mağfiret dileyen ve her hâlükârda O’na şükreden kimseler onun yolundan gider ve onu örnek alır.

3442. Metin

ولمَّا شاهد المؤمنون الأحزاب الذين تحزَّبوا حول «المدينة» وأحاطوا بها، تذكروا أن موعد النصر قد قرب، فقالوا: هذا ما وعدنا الله ورسوله، من الابتلاء والمحنة والنصر، فأنجز الله وعده، وصدق رسوله فيما بشَّر به، وما زادهم النظر إلى الأحزاب إلا إيمانًا بالله وتسليمًا لقضائه وانقيادًا لأمره.

Müminler Medine etrafında toplanıp onu kuşatan Ahzâb ordularını görünce zafer vaktinin yaklaştığını hatırladılar ve: "Bu, Allah ve Resûlü'nün bize vadettiği imtihan, sıkıntı ve zaferdir" dediler. Allah vaadini yerine getirdi, Resûlü de müjdelediği şeyde doğru söyledi. Ahzâb ordusunu görmek onların ancak Allah'a olan imanlarını, kazasına teslimiyetlerini ve emrine boyun eğişlerini artırdı.

3443. Metin

من المؤمنين رجال أوفوا بعهودهم مع الله تعالى، وصبروا على البأساء والضراء وحين البأس: فمنهم من وَفَّى بنذره، فاستشهد في سبيل الله، أو مات على الصدق والوفاء، ومنهم مَن ينتظر إحدى الحسنيين: النصر أو الشهادة، وما غيَّروا عهد الله، ولا نقضوه ولا بدَّلوه، كما غيَّر المنافقون.

Müminlerden öyle erler vardır ki Allah Teâlâ ile yaptıkları ahitlerine sadakat gösterdiler, darlıkta, zorlukta ve savaş anında sabrettiler: Onlardan kimi adağını yerine getirip Allah yolunda şehit oldu yahut sadakat ve vefa üzere vefat etti; kimi de iki güzellikten birini: zaferi yahut şehadeti beklemektedir. Onlar münafıkların değiştirdiği gibi Allah’ın ahdini ne değiştirdiler ne bozdular ne de başkasıyla değiştirdiler.

3444. Metin

ليثيب الله أهل الصدق بسبب صدقهم وبلائهم وهم المؤمنون، ويعذب المنافقين إن شاء تعذيبهم، بأن لا يوفقهم للتوبة النصوح قبل الموت، فيموتوا على الكفر، فيستوجبوا النار، أو يتوب عليهم بأن يوفقهم للتوبة والإنابة، إن الله كان غفورًا لذنوب المسرفين على أنفسهم إذا تابوا، رحيمًا بهم; حيث وفقهم للتوبة النصوح.

[Bu imtihan,] Allah'ın sadakat ve çileleri sebebiyle sadıkları -ki onlar müminlerdir- mükâfatlandırması; münafıklara da dilerse ölümden önce nasuh bir tövbe nasip etmeyip küfür üzere ölmeleri ve cehennemi hak etmeleri suretiyle azap etmesi yahut tövbe ve yöneliş nasip ederek tövbelerini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah, tövbe ettikleri takdirde kendi aleyhlerine aşırı gidenlerin günahlarını çok bağışlayandır, nasuh bir tövbe nasip etmesiyle onlara çok merhamet edendir.

3445. Metin

وردَّ الله أحزاب الكفر عن «المدينة» خائبين خاسرين مغتاظين، لم ينالوا خيرًا في الدنيا ولا في الآخرة، وكفى الله المؤمنين القتال بما أيدهم به من الأسباب. وكان الله قويًا لا يُغالَب ولا يُقْهَر، عزيزًا في ملكه وسلطانه.

Allah, inkâr eden grupları hüsrana uğramış, kaybetmiş ve öfkeden kudurmuş hâlde, dünyada da ahirette de hiçbir hayra eremeden Medine'den geri çevirdi. Müminleri desteklediği vesilelerle Allah, onlara savaşta kâfi geldi. Allah yenilmeyen ve mağlup edilemeyen güçlüdür, mülkünde ve hâkimiyetinde mutlak galiptir.

3446. Metin

وأنزل الله يهود بني قريظة من حصونهم; لإعانتهم الأحزاب في قتال المسلمين، وألقى في قلوبهم الخوف فهُزموا، تقتلون منهم فريقًا، وتأسرون فريقًا آخر.

Allah, Müslümanlarla savaşta Ahzâb ordusuna yardım ettikleri için Benî Kureyza Yahudilerini kalelerinden indirdi ve kalplerine korku saldı da hezimete uğradılar; siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz.

3447. Metin

وملَّككم الله -أيها المؤمنون- أرضهم ومساكنهم وأموالهم المنقولة كالحليِّ والسلاح والمواشي، وغير المنقولة كالمزارع والبيوت والحصون المنيعة، وأورثكم أرضًا لم تتمكنوا مِن وطئها من قبل؛ لمنعتها وعزتها عند أهلها. وكان الله على كل شيء قديرًا، لا يعجزه شيء.

Ey müminler! Allah onların arazilerini, evlerini, takı, silah ve davar gibi menkul mallarını; çiftlikler, evler ve müstahkem kaleler gibi gayrimenkul mallarını size mülk kıldı; sahipleri katındaki korunmuşluğu ve kıymeti sebebiyle daha önce ayak basamadığınız bir toprağı da size miras bıraktı. Allah her şeye hakkıyla kadirdir, hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.

3448. Metin

يا أيها النبي قل لأزواجك اللاتي اجتمعن عليك، يطلبن منك زيادة النفقة: إن كنتنَّ تردن الحياة الدنيا وزينتها فأقبِلْنَ أمتعكنَّ شيئًا مما عندي من الدنيا، وأفارقكنَّ دون ضرر أو إيذاء.

Ey Peygamber! Yanında toplanıp senden nafakayı artırmanı isteyen eşlerine de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size elimdeki dünyalıktan bir şeyler vereyim ve sizi hiçbir zarar veya eziyet vermeksizin [güzellikle] boşayayım."

3449. Metin

وإن كنتن تردْنَ رضا الله ورضا رسوله وما أعدَّ الله لكُنَّ في الدار الآخرة، فاصبرْنَ على ما أنتُنَّ عليه، وأطعن الله ورسوله، فإن الله أعد للمحسنات منكنَّ ثوابًا عظيمًا. (وقد اخترن الله ورسوله، وما أعدَّ الله لهن في الدار الآخرة) .

"Eğer siz Allah'ın rızasını, Resûlü'nün rızasını ve Allah'ın sizin için ahiret yurdunda hazırladığı şeyleri istiyorsanız, içinde bulunduğunuz hâle sabredin, Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin; zira Allah, aranızdan iyilik edenlere büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Nitekim onlar Allah'ı, Resûlü'nü ve Allah'ın ahiret yurdunda kendileri için hazırladıklarını tercih etmişlerdir).

3450. Metin

يا نساء النبي مَن يأت منكن بمعصية ظاهرة يُضاعَف لها العذاب مرتين. فلما كانت مكانتهن رفيعة ناسب أن يجعل الله الذنب الواقع منهن عقوبته مغلظة؛ صيانة لجنابهن وجناب رسول الله ﷺ. وكان ذلك العقاب على الله يسيرًا.

Ey Peygamber hanımları! Sizden kim apaçık bir hayâsızlık/günah işlerse, onun azabı iki katına çıkarılır. Onların makamları pek yüce olduğu için, onların ve Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem şanını korumak gayesiyle işleyecekleri günahın cezasını Allah'ın katlaması uygun düşmüştür. Bu ceza ise Allah için pek kolaydır.

3451. Metin

ومن تطع منكن الله ورسوله، وتعمل بما أمر الله به، نُعْطها ثواب عملها مثلَي ثواب عمل غيرها من سائر النساء، وأعددنا لها رزقًا كريمًا، وهو الجنة.

Sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat eder ve Allah'ın emrettiği şeyleri yaparsa, ona amelinin mükâfatını diğer kadınların amelinin mükâfatının iki katı olarak veririz ve onun için değerli bir rızık hazırlamışızdır ki o da cennettir.

3452. Metin

يا نساء النبيِّ -محمد- لستنَّ في الفضل والمنزلة كغيركنَّ من النساء، إن عملتن بطاعة الله وابتعدتن عن معاصيه، فلا تتحدثن مع الأجانب بصوت لَيِّن يُطمع الذي في قلبه فجور ومرض في الشهوة الحرام، وهذا أدب واجب على كل امرأة تؤمن بالله واليوم الآخر، وقُلن قولا بعيدًا عن الريبة، لا تنكره الشريعة.

Ey Peygamber [Muhammed'in] hanımları! Eğer Allah'a itaatte bulunur ve O'na isyandan sakınırsanız, fazilet ve makam bakımından diğer kadınlar gibi değilsinizdir. Dolayısıyla yabancı erkeklerle edalı ve yumuşak bir sesle konuşmayın ki kalbinde fücur ve haram şehvete dair hastalık bulunan kimse tamaha kapılmasın. Bu, Allah'a ve ahiret gününe inanan her kadına vacip olan bir edeptir. Şüphe uyandırmayan ve şeriatın hoş karşıladığı meşru sözler söyleyin.

3453. Metin

والْزَمْنَ بيوتكن، ولا تخرجن منها إلا لحاجة، ولا تُظهرن محاسنكن، كما كان يفعل نساء الجاهلية الأولى في الأزمنة السابقة على الإسلام، وهو خطاب للنساء المؤمنات في كل عصر. وأدِّين -يا نساء النبي- الصلاة كاملة في أوقاتها، وأعطين الزكاة كما شرع الله، وأطعن الله ورسوله في أمرهما ونهيهما، إنما أوصاكن الله بهذا؛ ليزكيكنَّ، ويبعد عنكنَّ الأذى والسوء والشر يا أهل بيت النبي -ومنهم زوجاته وذريته ﵊، ويطهِّر نفوسكم غاية الطهارة.

Evlerinizde vakarla oturun, bir ihtiyaç olmadıkça dışarı çıkmayın ve İslam'dan önceki ilk Câhiliye kadınlarının yaptığı gibi güzelliklerinizi açıp saçmayın. Bu, her çağdaki mümin kadınlara yönelik bir hitaptır. [Ey Peygamber hanımları!] Namazı vaktinde ve eksiksiz kılın, Allah'ın emrettiği şekilde zekâtı verin, emir ve yasaklarında Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt -ki Peygamber'in hanımları ve zürriyeti de radıyallâhu anhum bunlardandır-! Allah sizleri arındırmak, sizden her türlü eziyeti, kötülüğü ve şerri gidermek ve nefislerinizi tertemiz kılmak için size bunları tavsiye etmiştir.

3454. Metin

واذكرن ما يتلى في بيوتكن من القرآن وحديث الرسول ﷺ، واعملن به، واقدُرْنه حقَّ قَدْره، فهو من نِعَم الله عليكن، إن الله كان لطيفًا بكنَّ؛ إذ جعلكنَّ في البيوت التي تتلى فيها آيات الله والسنة، خبيرًا بكنَّ إذ اختاركنَّ لرسوله أزواجًا.

Evlerinizde okunan Kur'an'ı ve Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem hadislerini hatırlayın, onlarla amel edin ve kadrini hakkıyla bilin; zira bu, Allah'ın üzerinizdeki nimetlerindendir. Şüphesiz Allah, sizi ayetlerinin ve sünnetin okunduğu evlerde kıldığı için size karşı lütufkârdır; sizi Resûlü'ne eş olarak seçtiği için de sizden hakkıyla haberdardır.

3455. Metin

إن المنقادين لأوامر الله والمنقادات، والمصَدِّقين والمصدِّقات والمطيعين لله ورسوله والمطيعات، والصادقين في أقوالهم والصادقات، والصابرين عن الشهوات وعلى الطاعات وعلى المكاره والصابرات، والخائفين من الله والخائفات، والمتصدقين بالفرض والنَّفْل والمتصدقات، والصائمين في الفرض والنَّفْل والصائمات، والحافظين فروجهم عن الزنى ومقدماته، وعن كشف العورات والحافظات، والذاكرين الله كثيرًا بقلوبهم وألسنتهم والذاكرات، أعدَّ الله لهؤلاء مغفرة لذنوبهم وثوابًا عظيمًا، وهو الجنة.

Şüphesiz Allah’ın emirlerine boyun eğen Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, tasdik eden mümin erkekler ve mümin kadınlar, Allah’a ve Resûlü’ne itaat eden erkekler ve itaat eden kadınlar, sözlerinde doğru olan erkekler ve doğru olan kadınlar, şehvetlere karşı, ibadetlerde ve zorluklarda sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, Allah’tan korkan erkekler ve korkan kadınlar, farz ve nafile sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, farz ve nafile oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini zinadan, zinaya götüren yollardan ve avret yerlerini açmaktan koruyan erkekler ve koruyan kadınlar, kalpleriyle ve dilleriyle Allah’ı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah bunlar için günahlarına bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır ki o da cennettir.

3456. Metin

ولا ينبغي لمؤمن ولا مؤمنة إذا حكم الله ورسوله فيهم حُكمًا أن يخالفوه، بأن يختاروا غير الذي قضى فيهم. ومن يعص الله ورسوله فقد بَعُدَ عن طريق الصواب بُعْدًا ظاهرًا.

Allah ve Resûlü aralarında bir hüküm verdiği zaman, mümin bir erkeğe ve mümin bir kadına, haklarında verilen hükümden başkasını seçmek suretiyle muhalefet etmek yakışmaz. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, apaçık bir sapıklıkla doğru yoldan uzaklaşmış olur.

3457. Metin

وإذ تقول -أيها النبي- للذي أنعم الله عليه بالإسلام -وهو زيد بن حارثة الذي أعتقه وتبنَّاه النبيُّ ﷺ وأنعمت عليه بالعتق: أَبْقِ زوجك زينب بنت جحش ولا تطلقها، واتق الله يا زيد، وتخفي -يا محمد- في نفسك ما أوحى الله به إليك من طلاق زيد لزوجه وزواجك منها، والله تعالى مظهر ما أخفيت، وتخاف المنافقين أن يقولوا: تزوج محمد مطلقة متبناه، والله تعالى أحق أن تخافه، فلما قضى زيد منها حاجته، وطلقها، وانقضت عدتها، زوجناكها; لتكون أسوة في إبطال عادة تحريم الزواج بزوجة المتبنى بعد طلاقها، ولا يكون على المؤمنين إثم وذنب في أن يتزوجوا من زوجات من كانوا يتبنَّوْنهم بعد طلاقهن إذا قضوا منهن حاجتهم. وكان أمر الله مفعولا لا عائق له ولا مانع. وكانت عادة التبني في الجاهلية، ثم أُبطلت بقوله تعالى: {ادْعُوهُمْ لآبَائِهِمْ} .

[Ey Peygamber!] Hani Allah'ın İslam ile nimetlendirdiği, senin de azat ederek iyilikte bulunduğun kimseye -ki o, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem azat edip evlatlık edindiği Zeyd b. Hârise'dir-: "Eşin Zeyneb bnt. Cahş'ı yanında tut, onu boşama ve Allah'tan kork ey Zeyd!" diyordun. [Ey Muhammed!] Allah'ın Zeyd'in eşini boşayacağını ve senin onunla evleneceğini sana vahyettiği şeyi içinde gizliyor ve münafıkların: "Muhammed evlatlığının boşadığı kadınla evlendi" demelerinden korkuyordun; oysa korkmana Allah Teâlâ daha layıktı. Zeyd o kadından ilişiğini kesip onu boşayınca ve iddeti de bitince, evlatlığın boşadığı hanımıyla boşanma sonrasında evlenme yasağı âdetini geçersiz kılmakta örnek olasın ve müminlere, evlatlık edindikleri kimseler eşlerinden ilişiklerini kestikten sonra o kadınlarla evlenmelerinde bir günah ve vebal olmasın diye seni onunla evlendirdik. Allah'ın emri mutlaka yerine getirilmiştir, ona hiçbir engel ve mâni yoktur. Evlat edinme Câhiliye döneminde bir âdetti; sonra Allah Teâlâ'nın: { ادْعُوهُمْ لآبَائِهِمْ } “Onları babalarına nispet edin” buyruğuyla iptal edildi.

3458. Metin

ما كان على النبيِّ محمد ﷺ من ذنب فيما أحلَّ الله له من زواج امرأة مَن تبنَّاه بعد طلاقها، كما أباحه للأنبياء قبله، سنة الله في الذين خَلَوا من قبل، وكان أمر الله قدرًا مقدورًا لا بد من وقوعه.

Kendisinden önceki peygamberlere helal kıldığı gibi, evlatlığının boşamasının ardından onun hanımıyla evlenmesi hususunda Allah'ın helal kıldığı şeyde Peygamber Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem hiçbir günah yoktur. Bu, daha önce gelip geçmiş olanlar hakkındaki Allah'ın sünnetidir (kanunudur). Allah'ın emri ise mutlaka vuku bulacak kesinleşmiş bir kaderdir.

3459. Metin

ثم ذكر سبحانه الأنبياء الماضين وأثنى عليهم بأنهم: الذين يُبَلِّغون رسالاتِ الله إلى الناس، ويخافون الله وحده، ولا يخافون أحدًا سواه. وكفى بالله محاسبًا عباده على جميع أعمالهم ومراقبًا لها.

Sonra [Allah] -Sübhânehu- geçmiş peygamberleri zikretmiş ve onları şu vasıflarla övmüştür: Onlar, Allah’ın vahiylerini insanlara tebliğ eden, yalnızca Allah’tan korkan ve O’ndan başka kimseden korkmayan kimselerdir. Bütün amellerinden ötürü kullarını hesaba çekici ve onları gözetleyici olarak Allah yeter.

3460. Metin

ما كان محمد أبًا لأحد من رجالكم، ولكنه رسول الله وخاتم النبيين، فلا نبوة بعده إلى يوم القيامة. وكان الله بكل شيء من أعمالكم عليمًا، لا يخفى عليه شيء.

Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir; fakat o Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Artık kıyamet gününe kadar peygamberlik yoktur. Allah yaptıklarınızdan her şeyi hakkıyla bilendir, O'na hiçbir şey gizli kalmaz.

3461. Metin

يا أيها الذين صَدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، اذكروا الله بقلوبكم وألسنتكم وجوارحكم ذِكْرًا كثيرًا، واشغلوا أوقاتكم بذكر الله تعالى عند الصباح والمساء، وأدبار الصلوات المفروضات، وعند العوارض والأسباب، فإن ذلك عبادة مشروعة، تدعو إلى محبة الله، وكف اللسان عن الآثام، وتعين على كل خير.

Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Kalplerinizle, dillerinizle ve azalarınızla Allah'ı çokça zikredin. Vakitlerinizi sabah ve akşam, farz namazların ardından, başa gelen hâllerde ve muhtelif vesilelerle Allah Teâlâ'yı zikretmekle geçirin. Zira bu, Allah'ın sevgisini kazandıran, dili günahlardan alıkoyan ve her türlü hayra yardımcı olan meşru bir ibadettir.

3462. Metin

هو الذي يرحمكم ويثني عليكم وتدعو لكم ملائكته؛ ليخرجكم من ظلمات الجهل والضلال إلى نور الإسلام، وكان بالمؤمنين رحيمًا في الدنيا والآخرة، لا يعذبهم ما داموا مطيعين مخلصين له.

Sizi cehalet ve sapıklık karanlıklarından İslam'ın aydınlığına çıkarmak için size merhamet eden, sizi öven ve melekleri sizin için dua eden O'dur. O, dünyada da ahirette de müminlere çok merhamet edendir; O'na itaatkâr ve ihlaslı kaldıkları müddetçe onlara azap etmez.

3463. Metin

تحية هؤلاء المؤمنين من الله في الجنة يوم يلقونه سلام، وأمان لهم من عذاب الله، وقد أعدَّ لهم ثوابًا حسنًا، وهو الجنة.

Bu müminlerin O'na kavuşacakları gün cennette Allah katından esenleme ve selamlamaları "Selâm"dır ve Allah'ın azabından bir güvencedir. Onlar için güzel bir mükâfat hazırlamıştır ki o da cennettir.

3464. Metin

يا أيها النبي إنَّا أرسلناك شاهدًا على أمتك بإبلاغهم الرسالة، ومبشرًا المؤمنين منهم بالرحمة والجنة، ونذيرًا للعصاة والمكذبين من النار، وداعيًا إلى توحيد الله وعبادته وحده بأمره إياك، وسراجًا منيرًا لمن استنار بك، فأمْرك ظاهر فيما جئتَ به من الحق كالشمس في إشراقها وإضاءتها، لا يجحدها إلا معاند.

Ey Peygamber! Şüphesiz biz seni ümmetine tebliği ulaştırdığına dair bir şahit, onların mümin olanlarını rahmet ve cennetle müjdeleyici, isyankârlarını ve yalanlayanlarını cehennem ateşiyle uyarıcı, O'nun emriyle Allah'ın birliğine ve yalnızca O'na ibadet etmeye çağıran bir davetçi ve seninle aydınlanmak isteyenler için ışık saçan bir kandil olarak gönderdik. Getirdiğin hak konusundaki durumun, parlaklığı ve aydınlığı bakımından ancak inatçı birinin inkâr edebileceği güneş gibi apaçıktır.

3465. Metin

وبَشِّر -أيها النبي- أهل الإيمان بأن لهم من الله ثوابًا عظيمًا، وهو روضات الجنات.

[Ey Peygamber!] Müminleri, Allah katından kendileri için büyük bir mükâfat -ki o da cennet bahçeleridir- olduğu ile müjdele.

3466. Metin

ولا تطع -أيها الرسول- قول كافر أو منافق واترك أذاهم، ولا يمنعك ذلك من تبليغ الرسالة، وثق بالله في كل أمورك واعتمد عليه؛ فإنه يكفيك ما أهمَّك من كل أمور الدنيا والآخرة.

[Ey Resûl!] Kâfirin yahut münafığın sözüne uyma ve onların eziyetlerine aldırma; bu durum seni tebliğ vazifesinden alıkoymasın. Bütün işlerinde Allah’a güven ve O’na dayan; zira dünya ve ahirete dair seni endişelendiren her hususta O sana yeter.

3467. Metin

يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إذا عقدتم على النساء ولم تدخلوا بهن ثم طلقتموهن مِن قبل أن تجامعوهن، فما لكم عليهن مِن عدَّة تحصونها عليهن، فأعطوهن من أموالكم متعة يتمتعن بها بحسب الوسع جبرًا لخواطرهن، وخلُّوا سبيلهن مع الستر الجميل، دون أذى أو ضرر.

Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Kadınlarla nikâh akdi yapıp da zifafa girmeden, onlarla cinsel birliktelik yaşamadan önce kendilerini boşarsanız, onlar üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Gönüllerini hoş etmek için imkânınız ölçüsünde mallarınızdan yararlanacakları bir müt'a verin ve hiçbir eziyet veya zarar vermeksizin onları güzel bir şekilde salıverin.

3468. Metin

يا أيها النبي إنَّا أبَحْنا لك أزواجك اللاتي أعطيتهن مهورهن، وأبَحْنا لك ما مَلَكَتْ يمينك من الإماء، مما أنعم الله به عليك، وأبحنا لك الزواج من بنات عمك وبنات عماتك وبنات خالك وبنات خالاتك اللاتي هاجرن معك، وأبحنا لك امرأة مؤمنة مَنَحَتْ نفسها لك من غير مهر، إن كنت تريد الزواج منها خالصة لك، وليس لغيرك أن يتزوج امرأة بالهِبَة. قد علمنا ما أوجبنا على المؤمنين في أزواجهم وإمائهم بألا يتزوجوا إلا أربع نسوة، وما شاؤوا من الإماء، واشتراط الوليِّ والمهر والشهود عليهم، ولكنا رخصنا لك في ذلك، ووسَّعْنا عليك ما لم يُوسَّع على غيرك؛ لئلا يضيق صدرك في نكاح مَن نكحت مِن هؤلاء الأصناف. وهذا من زيادة اعتناء الله برسوله ﷺ وتكريمه له. وكان الله غفورًا لذنوب عباده المؤمنين، رحيمًا بالتوسعة عليهم.

Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan ettiklerinden elinin altında bulunan cariyeleri, seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Eğer kendisiyle evlenmek istersen, mehir istemeksizin nefsini sana hibe eden mümin bir kadını da sırf sana mahsus olmak üzere [helal kıldık]; hibeyle bir kadınla evlenmek senden başkasına caiz değildir. Müminlere hanımları ve cariyeleri hususunda dört kadından fazlasıyla evlenmemeyi, diledikleri kadar cariye edinebilmeyi, veli, mehir ve şahitlerin şart kılınmasını farz kıldığımızı elbette bildirdik. Fakat bu sınıflardan evlendiğin kimseler hususunda gönlüne bir darlık gelmesin diye sana bu hususta ruhsat tanıdık ve başkasına tanımadığımız bir genişliği sana lütfettik. Bu, Allah'ın Resûlü'ne sallallâhu aleyhi ve sellem gösterdiği ilave ihtimamdan ve onu taltif etmesindendir. Allah mümin kullarının günahlarını çok bağışlayandır, onlara genişlik tanıyarak çok merhamet edendir.

3469. Metin

تؤخر مَن تشاء مِن نسائك في القَسْم في المبيت، وتضم إليك مَن تشاء منهن، ومَن طَلَبْتَ ممن أخَّرت قَسْمها، فلا إثم عليك في هذا، ذلك التخيير أقرب إلى أن يفرحن ولا يحزنَّ، ويرضين كلهن بما قسمت لهنَّ، والله يعلم ما في قلوب الرجال مِن مَيْلها إلى بعض النساء دون بعض. وكان الله عليمًا بما في القلوب، حليمًا لا يعجل بالعقوبة على من عصاه.

Eşlerinden dilediğinin geceleme nöbetini erteler, dilediğini de yanına alabilirsin. Nöbetini ertelediklerinden yanına almak istediğin kimseden ötürü sana bir günah yoktur. Bu serbestlik onların sevinmeleri, üzülmemeleri ve kendilerine taksim ettiğin şeye hepsinin razı olmaları açısından daha uygundur. Allah, erkeklerin kalplerinde bazı kadınlara diğerlerinden daha fazla meyil olduğunu bilir. Allah kalplerde olanı hakkıyla bilendir, kendisine isyan edene ceza vermede acele etmeyen halîmdir.

3470. Metin

لا يحل لك تزوج النساء من بعد زوجاتك أمهات المؤمنين، ولا أن تطلقهن وتتزوج بدلهن غيرهن -إكراماً لهن، وشكراً على حسن صنيعهن من اختيارهن الله ورسوله والدار الآخرة- ولو أعجبك حسن غيرهن من النساء، إلا ما ملكت يمينك من الإماء، فهن حلال لك. وكان الله على كل شيء رقيبًا، لا يغيب عنه علم شيء.

Müminlerin anneleri olan mevcut eşlerinden sonra başka kadınlarla evlenmek ve güzellikleri hoşuna gitse bile onları boşayıp yerlerine başka kadınlar almak sana helal değildir -bu, onlara bir ikram ve onların Allah’ı, Resûlü’nü ve ahiret yurdunu tercih etmelerindeki güzel tutumlarına bir mükâfattır-. Sahip olduğun cariyeler ise müstesnadır; onlar sana helaldir. Allah her şeyi gözetleyendir, O’nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz.

3471. Metin

يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه لا تدخلوا بيوت النبي إلا بإذنه لتناول طعام غير منتظرين نضجه، ولكن إذا دعيتم فادخلوا، فإذا أكلتم فانصرفوا غير مستأنسين لحديث بينكم؛ فإن انتظاركم واستئناسكم يؤذي النبي، فيستحيي من إخراجكم من البيوت مع أن ذلك حق له، والله لا يستحيي من بيان الحق وإظهاره. وإذا سألتم نساء رسول الله ﷺ حاجة من أواني البيت ونحوها فاسألوهن من وراء ستر؛ ذلكم أطهر لقلوبكم وقلوبهن من الخواطر التي تعرض للرجال في أمر النساء، وللنساء في أمر الرجال؛ فالرؤية سبب الفتنة، وما ينبغي لكم أن تؤذوا رسول الله، ولا أن تتزوجوا أزواجه من بعد موته أبدًا؛ لأنهن أمهاتكم، ولا يحلُّ للرجل أن يتزوج أمَّه، إنَّ أذاكم رسول الله ﷺ ونكاحكم أزواجه من بعده إثم عظيم عند الله.

Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip şeriatıyla amel edenler! Yemek için izin verilmedikçe, yemeğin pişmesini beklemeksizin Peygamber'in evlerine girmeyin. Fakat çağrıldığınız zaman girin; yemeği yediğinizde de kendi aranızda sohbete dalmaksızın hemen dağılın. Çünkü [önceden gelip] beklemeniz ve sohbete dalmanız Peygamber'i rahatsız etmekte, o da bunu yapmaya hakkı olduğu hâlde sizi evlerden çıkarmaktan haya etmektedir. Allah ise hakkı açıklamaktan ve ortaya koymaktan haya etmez. Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerinden ev eşyası ve benzeri bir ihtiyaç istediğiniz zaman, bunu perde arkasından isteyin. Bu, erkeklerin kadınlar, kadınların da erkekler hususunda hatırlarına gelebilecek düşüncelerden hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temizdir. Zira bakmak fitneye sebeptir. Resûlullah'ı incitmeniz ve vefatından sonra eşlerini ebediyen nikâhlamanız size asla helal olmaz; zira onlar sizin annelerinizdir ve bir kimsenin annesiyle evlenmesi helal değildir. Sizin Resûlullah'ı sallallâhu aleyhi ve sellem incitmeniz ve kendisinden sonra eşleriyle nikâhlanmanız, Allah katında büyük bir günahtır.

3472. Metin

وقد امتثلت هذه الأمة هذا الأمر، واجتنبت ما نهى الله عنه منه.

Bu ümmet bu emre boyun eğmiş ve Allah'ın bu hususta yasakladığı şeylerden sakınmıştır.

3473. Metin

إن تُظْهِروا شيئًا على ألسنتكم -أيها الناس- مما يؤذي رسول الله مما نهاكم الله عنه، أو تخفوه في نفوسكم، فإن الله تعالى يعلم ما في قلوبكم وما أظهرتموه، وسيجازيكم على ذلك.

Ey insanlar! Allah'ın sizi yasakladığı, Resûlullah'ı üzecek şeylerden birini dillerinizle açığa vursanız da içinizde gizleseniz de şüphesiz Allah Teâlâ kalplerinizdekini de açığa vurduğunuzu da bilir ve sizi bununla cezalandıracaktır.

3474. Metin

لا إثم على النساء في عدم الاحتجاب من آبائهن وأبنائهن وإخوانهن وأبناء إخوانهن وأبناء أخواتهن والنساء المؤمنات والعبيد المملوكين لهن؛ لشدة الحاجة إليهم في الخدمة. وخفن الله -أيتها النساء- أن تتعدَّيْن ما حَدَّ لكنَّ، فتبدين من زينتكن ما ليس لكُنَّ أن تبدينه، أو تتركن الحجاب أمام مَن يجب عليكن الاحتجاب منه. إن الله كان على كل شيء شهيدًا، يشهد أعمال العباد ظاهرها وباطنها، وسيجزيهم عليها.

Hizmet hususunda kendilerine duyulan şiddetli ihtiyaç sebebiyle babalarının, oğullarının, erkek kardeşlerinin, erkek kardeşlerinin oğullarının, kız kardeşlerinin oğullarının, mümin kadınların ve sahip oldukları kölelerin yanında kadınların örtünmemelerinde bir günah yoktur. Ey kadınlar! Allah'tan korkun da sizin için belirlediği sınırları aşarak açmanız caiz olmayan ziynetlerinizi açığa vurmayın veya örtünmeniz gereken kimselerin yanında örtüyü bırakmayın. Şüphesiz Allah her şeye şahittir; kulların amellerinin açığını da gizlisini de görür ve onları bunlarla cezalandıracaktır.

3475. Metin

إن الله تعالى يثني على النبي ﷺ عند الملائكة المقربين، وملائكته يثنون على النبي ويدعون له، يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، صلُّوا على رسول الله، وسلِّموا تسليمًا، تحية وتعظيمًا له. وصفة الصلاة على النبي ﷺ ثبتت في السنة على أنواع، منها: «اللهم صلِّ على محمد وعلى آل محمد، كما صليت على آل إبراهيم، إنك حميد مجيد، اللهم بارك على محمد وعلى آل محمد، كما باركت على آل إبراهيم، إنك حميد مجيد» .

Şüphesiz Allah Teâlâ, mukarreb (kendisine yakın) meleklerin yanında Peygamber'i sallallâhu aleyhi ve sellem över; melekleri de Peygamber'i över ve ona dua ederler. Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip şeriatıyla amel edenler! Resûlullah'a salât edin ve ona hürmet edip yücelterek tam bir teslimiyetle selam verin. Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem salât etmenin şekli sünnette çeşitli rivayetlerle sabit olmuştur; onlardan biri şudur: “Allahım! İbrâhim'in âline salât ettiğin gibi Muhammed'e ve Muhammed'in âline de salât et. Şüphesiz sen çok övülensin, şanı yüce olansın. Allahım! İbrâhim'in âline bereket verdiğin gibi Muhammed'e ve Muhammed'in âline de bereket ver. Şüphesiz sen çok övülensin, şanı yüce olansın.”

3476. Metin

إن الذين يؤذون الله بالشرك أو غيره من المعاصي، ويؤذون رسول الله بالأقوال أو الأفعال، أبعدهم الله وطردهم مِن كل خير في الدنيا والآخرة، وأعدَّ لهم في الآخرة عذابًا يذلهم ويهينهم.

Şirk veya diğer günahlarla Allah'ı incitenler ve sözleriyle yahut fiilleriyle Resûlullah'ı incitenler var ya; Allah onları dünyada da ahirette de her türlü hayırdan uzaklaştırıp kovmuş ve ahirette kendilerini alçaltacak, rezil edecek bir azap hazırlamıştır.

3477. Metin

والذين يؤذون المؤمنين والمؤمنات بقول أو فعل من غير ذنب عملوه، فقد ارتكبوا أفحش الكذب والزور، وأتوا ذنبًا ظاهر القبح يستحقون به العذاب في الآخرة.

İşlemedikleri bir günahtan ötürü mümin erkekleri ve mümin kadınları söz veya fiille incitenler ise, şüphesiz en çirkin yalanı ve iftirayı yüklenmiş, ahirette azabı hak edecekleri apaçık çirkin bir günah işlemişlerdir.

3478. Metin

يا أيها النبي قل لأزواجك وبناتك ونساء المؤمنين يرخين على رؤوسهن ووجوههن من أرديتهن وملاحفهن؛ لستر وجوههن وصدورهن ورؤوسهن; ذلك أقرب أن يميَّزن بالستر والصيانة، فلا يُتعَرَّض لهن بمكروه أو أذى. وكان الله غفورًا رحيمًا حيث غفر لكم ما سلف، ورحمكم بما أوضح لكم من الحلال والحرام.

Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, yüzlerini, göğüslerini ve başlarını örtmek üzere dış elbiselerinden ve cilbablarından başlarının ve yüzlerinin üzerine sarkıtmalarını söyle. Bu, iffet ve örtünmeleriyle tanınmaları, böylece hiçbir çirkin muameleye ve eziyete maruz kalmamaları için en uygun olandır. Allah, geçmişte yaptıklarınızı bağışlamakla gafûrdur; size helali ve haramı açıklamak suretiyle de merhamet edendir.

3479. Metin

لئن لم يكفَّ الذين يضمرون الكفر ويظهرون الإيمان والذين في قلوبهم شك وريبة، والذين ينشرون الأخبار الكاذبة في مدينة الرسول ﷺ عن قبائحهم وشرورهم، لنسلِّطنَّك عليهم، ثم لا يسكنون معك فيها إلا زمنًا قليلا. مطرودين من رحمة الله، في أي مكان وُجِدوا فيه أُسِروا وقُتِّلوا تقتيلا ما داموا مقيمين على النفاق ونشر الأخبار الكاذبة بين المسلمين بغرض الفتنة والفساد.

İnkârı gizleyip imanı açığa vuranlar, kalplerinde şüphe ve tereddüt bulunanlar ve Resûl'ün sallallâhu aleyhi ve sellem şehrinde çirkinlikleri ve kötülükleri hakkında asılsız haberler yayanlar [bu yaptıklarından] vazgeçmezlerse, mutlaka seni onların üzerine musallat ederiz; sonra orada seninle beraber ancak pek az bir süre kalabilirler. Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak, nifak üzere kaldıkları ve fitne ile fesat amacıyla Müslümanlar arasında asılsız haberler yaydıkları müddetçe nerede bulunurlarsa yakalanır ve acımasızca öldürülürler.

3480. Metin

سنة الله وطريقته في منافقي الأمم السابقة أن يؤسَروا ويُقَتَّلوا أينما كانوا، ولن تجد -أيها النبي- لطريقة الله تحويلا ولا تغييرًا.

Geçmiş ümmetlerin münafıkları hakkında Allah'ın sünneti ve kanunu, nerede bulunurlarsa yakalanmaları ve öldürülmeleridir. [Ey Peygamber!] Allah'ın kanununda asla bir başkalaşma ve değişiklik bulamazsın.

3481. Metin

يسألك الناس -أيها الرسول- عن وقت القيامة استبعادًا وتكذيبًا، قل لهم: إنما علم الساعة عند الله، وما يدريك -أيها الرسول- لعل زمانها قريب؟

İnsanlar -ey Resûl- uzak görerek ve yalanlayarak kıyametin vaktini sana sorarlar. Onlara de ki: “Kıyametin bilgisi ancak Allah katındadır.” Ey Resûl! Ne bilirsin, belki de onun vakti pek yakındır!

3482. Metin

إن الله طرد الكافرين من رحمته في الدنيا والآخرة، وأعدَّ لهم في الآخرة نارًا موقدة شديدة الحرارة، ماكثين فيها أبدًا، لا يجدون وليًّا يتولاهم ويدافع عنهم، ولا نصيرًا ينصرهم، فيخرجهم من النار. يوم تُقَلَّب وجوه الكافرين في النار يقولون نادمين متحيِّرين: يا ليتنا أطعنا الله وأطعنا رسوله في الدنيا، فكنا من أهل الجنة.

Şüphesiz Allah, kâfirleri dünyada da ahirette de rahmetinden kovmuş ve ahirette onlar için alev alev yanan, son derece sıcak bir ateş hazırlamıştır. Orada ebedî kalacaklardır; kendilerini koruyup savunacak bir dost da onları ateşten çıkaracak bir yardımcı da bulamayacaklardır. Kâfirlerin yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, pişman ve şaşkın bir hâlde: “Keşke dünyada Allah'a itaat etseydik, Resûl'e itaat etseydik de cennet ehlinden olsaydık!” diyeceklerdir.

3483. Metin

وقال الكافرون يوم القيامة: ربنا إنا أطَعْنا أئمتنا في الضلال وكبراءنا في الشرك، فأزالونا عن طريق الهُدى والإيمان. ربنا عذِّبهم من العذاب مثلَيْ عذابنا الذي تعذبنا به، واطردهم من رحمتك طردًا شديدًا. وفي هذا دليل على أن طاعة غير الله في مخالفة أمره وأمر رسوله، موجبة لسخط الله وعقابه، وأن التابع والمتبوع في العذاب مشتركون، فليحذر المسلم ذلك.

Kâfirler kıyamet günü şöyle dediler: “Rabbimiz! Biz dalaletteki önderlerimize ve şirkteki ileri gelenlerimize itaat ettik; onlar da bizi hidayet ve iman yolundan saptırdılar. Rabbimiz! Bize çektirdiğin azabın iki katını onlara ver ve onları rahmetinden şiddetli bir şekilde kov!” Bunda; Allah'ın ve Resûlü'nün emrine aykırı olarak Allah'tan başkasına itaat etmenin Allah'ın gazabını ve azabını gerektirdiğine, uyan ile uyulanın azapta ortak olduklarına delil vardır; Müslüman bundan sakınmalıdır.

3484. Metin

يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه لا تؤذوا رسول الله بقول أو فعل، ولا تكونوا أمثال الذين آذوا نبيَّ الله موسى، فبرَّأه الله مما قالوا فيه من الكذب والزور، وكان عند الله عظيم القدر والجاه.

Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip şeriatıyla amel edenler! Resûlullah'ı söz veya fiille incitmeyin; Allah'ın peygamberi Mûsâ'yı incitenler gibi olmayın. Nitekim Allah, onların söyledikleri yalan ve iftiralardan onu temize çıkardı. O, Allah katında kadri ve makamı çok yüce bir kimseydi.

3485. Metin

يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، اعملوا بطاعته، واجتنبوا معصيته؛ لئلا تستحقوا بذلك العقاب، وقولوا في جميع أحوالكم وشؤونكم قولا مستقيمًا موافقًا للصواب خاليًا من الكذب والباطل.

Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip şeriatıyla amel edenler! O'na itaat edin ve O'na isyan etmekten sakının ki bu yüzden azabı hak etmeyesiniz. Bütün durumlarınızda ve işlerinizde dosdoğru, hakka uygun, yalandan ve batıldan uzak söz söyleyin.

3486. Metin

إذا اتقيتم الله وقلتم قولا سديدًا أصلح الله لكم أعمالكم، وغفر ذنوبكم. ومن يطع الله ورسوله فيما أمر ونهى فقد فاز بالكرامة العظمى في الدنيا والآخرة.

Eğer Allah'tan sakınır ve dosdoğru söz söylerseniz, Allah işlerinizi ıslah eder ve günahlarınızı bağışlar. Kim emrettiği ve yasakladığı şeylerde Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, dünyada da ahirette de en büyük mükâfatı kazanmış olur.

3487. Metin

إنا عرضنا الأمانة -التي ائتمن الله عليها المكلَّفين من امتثال الأوامر واجتناب النواهي- على السموات والأرض والجبال، فأبين أن يحملنها، وخفن أن لا يقمن بأدائها، وحملها الإنسان والتزم بها على ضعفه، إنه كان شديد الظلم والجهل لنفسه.

Biz emaneti -ki o, emirlere uyup yasaklardan kaçınmak suretiyle Allah'ın mükelleflere yüklediği sorumluluktur- göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve gereğini yerine getirememekten korktular. İnsan ise zayıflığına rağmen onu yüklendi ve üstlendi. Doğrusu o, kendi nefsine karşı çok zalim ve çok cahildir.

3488. Metin

لتكون عاقبة حمل الإنسان الأمانة أن يعذب الله المنافقين الذين يُظهرون الإسلام ويُخفون الكفر، والمنافقات، والمشركين في عبادة الله غيره، والمشركات، ويتوب الله على المؤمنين والمؤمنات بستر ذنوبهم وترك عقابهم. وكان الله غفورًا للتائبين من عباده، رحيمًا بهم.

İnsanın emaneti yüklenmesinin neticesi; Allah'ın, İslam'ı açığa vurup küfrü gizleyen münafık erkekleri ve münafık kadınları, Allah'a ibadette başkasını ortak koşan müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması, mümin erkeklerin ve mümin kadınların da günahlarını örtüp azaplarını kaldırarak tevbelerini kabul etmesidir. Allah, kullarından tevbe edenleri çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.