3768. Metin
{ص} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
{ ص } Kesik harfler (Hurûf-ı Mukattaa) hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
3769. Metin
يقسم الله سبحانه بالقرآن المشتمل على تذكير الناس بما هم عنه غافلون. ولكن الكافرين متكبرون على الحق مخالفون له.
Allah Teâlâ, insanların gafil oldukları şeyleri kendilerine hatırlatmayı içeren Kur'an'a yemin eder. Fakat kâfirler hakka karşı büyüklük taslamakta ve ona muhalefet etmektedirler.
3770. Metin
كثيرًا من الأمم أهلكناها قبل هؤلاء المشركين، فاستغاثوا حين جاءهم العذاب ونادوا بالتوبة، وليس الوقت وقت قَبول توبة، ولا وقت فرار وخلاص مما أصابهم.
Bu müşriklerden önce nice nesilleri helak ettik; azap kendilerine geldiğinde feryat edip tövbeye çağırdılar. Fakat artık vakit, tövbenin kabul edileceği vakit olmadığı gibi başlarına gelen şeyden kaçıp kurtulma vakti de değildi.
3771. Metin
وعجِب هؤلاء الكفار مِن بعث الله إليهم بشرا منهم؛ ليدعوهم إلى الله ويخوَّفهم عذابه، وقالوا: إنه ليس رسولا بل هو كاذب في قوله، ساحر لقومه، كيف يصيِّر الآلهة الكثيرة إلهًا واحدًا؟ إنَّ هذا الذي جاء به ودعا إليه لَشيء عجيب.
Bu kâfirler, kendilerini Allah'a davet etmesi ve O'nun azabıyla korkutması için Allah'ın aralarından bir insanı peygamber olarak göndermesine şaştılar ve: "O bir elçi değildir; bilakis sözünde yalancı, kavmine karşı bir büyücüdür. Birçok ilahı tek bir ilah mı yapıyor? Şüphesiz onun getirdiği ve davet ettiği bu şey gerçekten çok şaşılacak bir şeydir!" dediler.
3772. Metin
وانطلق رؤساء القوم وكبراؤهم يحرِّضون قومهم على الاستمرار على الشرك والصبر على تعدد الآلهة، ويقولون إن ما جاء به هذا الرسول شيء مدبَّر يقصد منه الرئاسة والسيادة، ما سمعنا بما يدعو إليه في دين آبائنا من قريش، ولا في النصرانية، ما هذا إلا كذب وافتراء.
Kavmin ileri gelenleri ve önderleri, kavimlerini şirk üzere devam etmeye ve birden çok ilaha sabretmeye teşvik ederek yola koyuldular ve şöyle dediler: "Bu elçinin getirdiği şey, kendisiyle liderlik ve üstünlük hedeflenen planlanmış bir iştir. Biz onun davet ettiği şeyi Kureyş'ten olan atalarımızın dininde de Hristiyanlıkta da işitmedik. Bu, ancak bir yalan ve uydurmadan ibarettir."
3773. Metin
أخُص محمد بنزول القرآن عليه من دوننا؟ بل هم في ريب من وحيي إليك -أيها الرسول- وإرسالي لك، بل قالوا ذلك؛ لأنهم لم يذوقوا عذاب الله، فلو ذاقوا عذابه لما تجرؤوا على ما قالوا.
"Aramızdan Kur'an'ın indirilmesi sadece Muhammed'e mi özgü kılındı?" [dediler]. Hayır, onlar sana vahyettiğimden ve seni peygamber olarak göndermemden -ey Elçi- şüphe içindedirler. Bilakis bunu, henüz Allah'ın azabını tatmadıkları için söylediler. Şayet O'nun azabını tatsalardı, söyledikleri şeylere cüret edemezlerdi.
3774. Metin
أم هم يملكون خزائن فضل ربك العزيز في سلطانه، الوهاب ما يشاء من رزقه وفضله لمن يشاء من خلقه؟
Yoksa onlar, hükümranlığında mutlak galip olan, yarattıklarından dilediğine rızkından ve lütfundan dilediğini bağışlayan Rabbinin lütuf hazinelerine mi sahipler?
3775. Metin
أم لهؤلاء المشركين مُلْك السموات والأرض وما بينهما، فيُعْطوا ويَمْنعوا؟ فليأخذوا بالأسباب الموصلة لهم إلى السماء، حتى يحكموا بما يريدون من عطاء ومنع.
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü bu müşriklere mi aittir ki [istediklerine] verip [istediklerine] engel olsunlar? O hâlde verme ve engelleme hususunda diledikleri gibi hükmedebilmek için kendilerini göğe ulaştıracak sebeplere (yollara) tutunsunlar.
3776. Metin
هؤلاء الجند المكذِّبون جند مهزومون، كما هُزم غيرهم من الأحزاب قبلهم، كذَّبت قبلهم قوم نوح وعاد وفرعون صاحب القوة العظيمة، وثمود وقوم لوط وأصحاب الأشجار والبساتين وهم قوم شعيب. أولئك الأمم الذين تحزَّبوا على الكفر والتكذيب واجتمعوا عليه. إنْ كلٌّ مِن هؤلاء إلا كذَّب الرسل، فاستحقوا عذاب الله، وحلَّ بهم عقابه.
Yalanlayan bu ordu, kendilerinden önceki hiziplerin yenilgiye uğratıldığı gibi bozguna uğratılmış bir ordudur. Onlardan önce Nuh kavmi, Âd ve büyük güç sahibi Firavun, Semûd, Lût kavmi ve ağaçlık ve bahçeler halkı olan Şuayb'ın kavmi de yalanlamıştı. İşte onlar, küfür ve yalanlama üzere hizipler oluşturup bir araya gelen topluluklardır. Bunların hepsi peygamberleri yalanlamış, bu yüzden Allah'ın azabını hak etmişler ve O'nun cezası başlarına inmiştir.
3777. Metin
وما ينتظر هؤلاء المشركون لحلول العذاب عليهم إن بقوا على شركهم، إلا نفخة واحدة ما لها من رجوع.
Bu müşrikler, şirkleri üzere kalmaya devam ederlerse üzerlerine azabın inmesi için, geri dönüşü olmayan tek bir sur üflemesinden başka bir şey beklemiyorlar.
3778. Metin
وقالوا: ربنا عجِّل لنا نصيبنا من العذاب في الدينا قبل يوم القيامة، وكان هذا استهزاءً منهم.
Ve alay ederek şöyle dediler: "Rabbimiz! Kıyamet gününden önce dünyada azaptan payımızı bize acele ver."
3779. Metin
اصبر -أيها الرسول- على ما يقولونه مما تكره، واذكر عبدنا داود صاحب القوة على أعداء الله والصبر على طاعته، إنه توَّاب كثير الرجوع إلى ما يرضي الله. وفي هذا تسلية للرسول ﷺ.
Onların hoşuna gitmeyecek söylediklerine sabret -ey Elçi- ve Allah'ın düşmanlarına karşı güç, O'na itaatte sabır sahibi kulumuz Davud'u hatırla. Şüphesiz o, Allah'ı razı edecek şeylere çokça dönen (tevbe eden) biriydi. Bunda Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem için bir teselli vardır.
3780. Metin
إنا سخَّرنا الجبال مع داود يسبِّحن بتسبيحه أول النهار وآخره، وسخرنا الطير معه مجموعة تسبِّح، وتطيع تبعًا له.
Biz dağları Davud ile birlikte boyun eğdirdik; günün başında ve sonunda onun tesbihiyle birlikte tesbih ederlerdi. Kuşları da toplu hâlde ona boyun eğdirdik; onlar da ona uyarak tesbih eder ve itaat ederlerdi.
3781. Metin
وقوَّينا له ملكه بالهيبة والقوة والنصر، وآتيناه النبوة، والفصل في الكلام والحكم.
Onun hükümdarlığını heybet, güç ve zaferle kuvvetlendirdik; ona peygamberlik, sözde ve hükümde hakkı batıldan ayırt etme yeteneği (faslü'l-hitâb) verdik.
3782. Metin
وهل جاءك -أيها الرسول- خبر المتخاصِمَين اللذَين تسوَّرا على داود في مكان عبادته، فارتاع من دخولهما عليه؟ قالوا له: لا تَخَفْ، فنحن خصمان ظلم أحدنا الآخر، فاقض بيننا بالعدل، ولا تَجُرْ علينا في الحكم، وأرشِدنا إلى سواء السبيل.
Sana -ey Elçi- Davud'un ibadet ettiği mekânda duvarı aşarak yanına giren ve içeri girmelerinden dolayı Davud'un korkuya kapıldığı o iki davacının haberi geldi mi? Ona dediler ki: "Korkma, biz birimizin diğerine haksızlık ettiği iki davacıyız. Aramızda adaletle hükmet, hükümde bize haksızlık etme ve bizi dosdoğru yola ilet."
3783. Metin
قال أحدهما: إن هذا أخي له تسع وتسعون من النعاج، وليس عندي إلا نعجة واحدة، فطمع فيها، وقال: أعطنيها، وغلبني بحجته.
İçlerinden biri dedi ki: "Şüphesiz bu benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim ise sadece bir tek koyunum var. Buna rağmen ona da göz dikti ve 'Onu bana ver' dedi ve tartışmada bana üstün geldi."
3784. Metin
قال داود: لقد ظلمك أخوك بسؤاله ضم نعجتك إلى نعاجه، وإن كثيرًا من الشركاء ليعتدي بعضهم على بعض، ويظلمه بأخذ حقه وعدم إنصافه مِن نفسه إلا المؤمنين الصالحين، فلا يبغي بعضهم على بعض، وهم قليل. وأيقن داود أننا فتنَّاه بهذه الخصومة، فاستغفر ربه، وسجد تقربًا لله، ورجع إليه وتاب.
Davud dedi ki: "Senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle kardeşin sana kesinlikle haksızlık etmiştir. Doğrusu ortakların birçoğu birbirinin hakkına tecavüz eder ve hakkını alıp ona karşı insaflı davranmayarak haksızlık eder; iman edip salih amel işleyenler müstesnadır. Onlar birbirlerine haksızlık etmezler, fakat onlar da ne kadar azdır!" Davud, kendisini bu davayla sınadığımızı anladı; hemen Rabbinden bağışlanma diledi, Allah'a yakınlaşmak için secdeye kapandı, O'na yöneldi ve tövbe etti.
3785. Metin
فغفرنا له ذلك، وجعلناه من المقرَّبين عندنا، وأعددنا له حسن المصير في الآخرة.
Biz de onun bu [hatasını] bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve ahirette güzel bir gelecek hazırladık.
3786. Metin
يا داود إنا استخلفناك في الأرض وملَّكناك فيها، فاحكم بين الناس بالعدل والإنصاف، ولا تتبع الهوى في الأحكام، فيُضلك ذلك عن دين الله وشرعه، إن الذين يَضِلُّون عن سبيل الله لهم عذاب أليم في النار؛ بغفلتهم عن يوم الجزاء والحساب.
Ey Davud! Şüphesiz biz seni yeryüzünde halife kıldık ve oraya hükümdar yaptık. O hâlde insanlar arasında adalet ve hakkaniyetle hükmet. Hükümlerde nefsin arzularına (hevâya) uyma; yoksa bu seni Allah'ın dininden ve şeriatından saptırır. Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlar için, ceza ve hesap gününü unuttuklarından ötürü [cehennem] ateşinde can yakıcı bir azap vardır.
3787. Metin
وفي هذا توصية لولاة الأمر أن يحكموا بالحق المنزل من الله، ﵎، ولا يعدلوا عنه، فيضلوا عن سبيله.
Bunda, yöneticilere Allah Teâlâ tarafından indirilen hak ile hükmetmeleri, ondan sapmamaları ve neticede O'nun yolundan ayrılmamaları yönünde bir tavsiye vardır.
3788. Metin
وما خلقنا السماء والأرض وما بينهما عبثًا ولهوًا، ذلك ظنُّ الذين كفروا، فويل لهم من النار يوم القيامة؛ لظنهم الباطل، وكفرهم بالله.
Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere ve eğlence olsun diye yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Bu batıl zannettikleri ve Allah'ı inkâr ettikleri için kıyamet gününde ateşe girecek inkârcıların vay hâline!
3789. Metin
أنجعل الذين آمنوا وعملوا الصالحات كالمفسدين في الأرض، أم نجعل أهل التقوى المؤمنين كأصحاب الفجور الكافرين؟ هذه التسوية غير لائقة بحكمة الله وحُكْمه، فلا يستوون عند الله، بل يثيب الله المؤمنين الأتقياء، ويعاقب المفسدين الأشقياء.
İman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa takva sahibi müminleri, yoldan çıkmış kâfirler gibi mi kılacağız? Bu eşitlik, Allah'ın hikmetine ve hükmüne asla yakışmaz. Onlar Allah katında eşit olmazlar; aksine Allah, takva sahibi müminleri mükâfatlandıracak, fesat çıkaran bedbahtları ise cezalandıracaktır.
3790. Metin
هذا الموحى به إليك -أيها الرسول- كتاب أنزلناه إليك مبارك؛ ليتفكروا في آياته، ويعملوا بهداياته ودلالاته، وليتذكر أصحاب العقول السليمة ما كلفهم الله به.
Sana vahyedilen bu kitap -ey Elçi- ayetlerini düşünsünler, hidayet ve delilleriyle amel etsinler ve temiz akıl sahipleri Allah'ın kendilerini sorumlu tuttuğu şeyleri hatırlasınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.
3791. Metin
ووهبنا لداود ابنه سليمان، فأنعمنا به عليه، وأقررنا به عينه، نِعْم العبد سليمان، إنه كان كثير الرجوع إلى الله والإنابة إليه.
Davud'a oğlu Süleyman'ı lütfettik; onunla kendisine nimet verdik ve onunla gözünü aydın kıldık. Süleyman ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çokça yönelen ve O'na tövbe eden biriydi.
3792. Metin
اذكر حين عُرِضت عليه عصرًا الخيول الأصيلة السريعة، تقف على ثلاث قوائم وترفع الرابعة؛ لنجابتها وخفتها، فما زالت تُعرض عليه حتى غابت الشمس.
Hani ikindi vakti ona, soylu ve hızlı olmaları, hafiflikleri sebebiyle üç ayağı üzerinde durup dördüncüsünü kaldıran cins atlar sunulmuştu. Güneş batıncaya kadar onlar kendisine sunulmaya devam etti.
3793. Metin
فقال: إنني آثرت حب المال عن ذكر ربي حتى غابت الشمس عن عينيه، رُدُّوا عليَّ الخيل التي عُرضت من قبل، فردت عليه، فشرع يضرب سيقانها ورقابها بالسيف؛ قربة لله، لأنها كانت سبب فوات صلاته. وكان التقرب بذبح الخيل مشروعاً في شريعته.
Bunun üzerine: "Gerçekten ben, mal sevgisini Rabbimin zikrinden üstün tuttum ve nihayet güneş gözden kayboldu. Daha önce sunulan o atları bana geri getirin!" dedi. Atlar geri getirilince, Allah'a bir yakınlaşma vesilesi olarak kılıçla bacaklarını ve boyunlarını kesmeye başladı; zira onlar namazını kaçırmasına sebep olmuştu. Atları kurban ederek yakınlaşmak onun şeriatında meşru idi.
3794. Metin
ولقد ابتلينا سليمان وألقينا على كرسيه شق وَلَد، وُلِد له حين أقسم ليطوفنَّ على نسائه، وكلهن تأتي بفارس يجاهد في سبيل الله، ولم يقل: إن شاء الله، فطاف عليهن جميعًا، فلم تحمل منهن إلا امرأة واحدة جاءت بشق ولد، ثم رجع سليمان إلى ربه وتاب، قال: رب اغفر لي ذنبي، وأعطني ملكًا عظيمًا خاصًا لا يكون مثله لأحد من البشر بعدي، إنك -سبحانك- كثير الجود والعطاء. فاستجبنا له، وذللنا الريح تجري بأمره طيِّعة مع قوتها وشدتها حيث أراد.
Andolsun ki biz Süleyman'ı imtihan ettik ve tahtının üzerine yarım bir çocuk cesedi bıraktık. Bu çocuk, "İnşallah" demeden, hanımlarının hepsini dolaşacağına ve her birinin Allah yolunda cihad edecek bir süvari doğuracağına yemin ettiğinde doğmuştu. Hanımlarının hepsini dolaştı; ancak içlerinden sadece bir kadın hamile kaldı ve o da yarım bir çocuk dünyaya getirdi. Sonra Süleyman Rabbine yönelip tövbe etti ve dedi ki: "Rabbim! Günahımı bağışla ve bana, benden sonra hiçbir insana nasip olmayacak büyük ve emsalsiz bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen cömertliği ve ihsanı bol olansın." Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve şiddetli esmesine rağmen onun emriyle uysalca dilediği yere akıp giden rüzgârı onun emrine boyun eğdirdik.
3795. Metin
وسخَّرنا له الشياطين يستعملهم في أعماله: فمنهم البناؤون والغوَّاصون في البحار، وآخرون، وهم مردة الشياطين، موثوقون في الأغلال. هذا المُلْك العظيم والتسخير الخاص عطاؤنا لك يا سليمان، فأعط مَن شئت أو امنع مَن شئت، لا حساب عليك.
Şeytanları da onun işlerinde kullanması için emrine verdik: Onlardan bir kısmı yapı ustaları, bir kısmı denizlere dalan dalgıçlardı; diğerleri ise, yani azgın şeytanlar, bukağılara vurulmuştu. "İşte bu büyük mülk ve özel lütuf, sana ihsanımızdır ey Süleyman! Artık dilediğine ver, dilediğine verme; sana hiçbir hesap (sorumluluk) yoktur." [dedik].
3796. Metin
وإن لسليمان عندنا في الدار الآخرة لَقربةً وحسن مرجع.
Şüphesiz ahiret yurdunda katımızda Süleyman için bir yakınlık ve güzel bir dönüş yeri vardır.
3797. Metin
واذكر -أيها الرسول- عبدنا أيوب، حين دعا ربه أن الشيطان تسبب لي بتعب ومشقة، وألم في جسدي ومالي وأهلي.
Kulumuz Eyyub'u da hatırla -ey Elçi-; hani o Rabbine: "Şeytan bana bir yorgunluk, meşakkat, bedenimde, malımda ve ailemde bir acı verdi" diye dua etmişti.
3798. Metin
فقلنا له: اضرب برجلك الأرض ينبع لك منها ماء بارد، فاشرب منه، واغتسِلْ فيذهب عنك الضر والأذى.
Bunun üzerine ona dedik ki: "Ayağını yere vur; oradan senin için soğuk bir su fışkıracaktır. Ondan iç ve onunla yıkan ki senden dert ve eziyet gitsin."
3799. Metin
فكشفنا عنه ضره وأكرمناه ووهبنا له أهله من زوجة وولد، وزدناه مثلهم بنين وحفدة، كل ذلك رحمة منَّا به وإكرامًا له على صبره، وعبرة وذكرى لأصحاب العقول السليمة؛ ليعلموا أن عاقبة الصبر الفرج وكشف الضر.
Biz de onun sıkıntısını giderdik, ona ikramda bulunduk, eşi ve çocuğundan oluşan ailesini ona bağışladık ve sabrına bir mükâfat ve tarafımızdan bir rahmet olarak onlara bir misli kadar daha oğullar ve torunlar ekledik. Sabrın sonunun ferahlık ve sıkıntının giderilmesi olduğunu bilsinler diye bunu temiz akıl sahiplerine bir ibret ve öğüt kıldık.
3800. Metin
وقلنا له: خذ بيدك حُزمة شماريخ، فاضرب بها زوجك إبرارًا بيمينك، فلا تحنث؛ إذ أقسم ليضربنَّها مائة جلدة إذا شفاه الله، لمَّا غضب عليها من أمر يسير أثناء مرضه، وكانت امرأة صالحة، فرحمها الله ورحمه بهذه الفتوى. إنا وجدنا أيوب صابرًا على البلاء، نِعم العبد هو، إنه رجَّاع إلى طاعة الله.
Ve ona dedik ki: "Eline bir demet ince sap al ve yeminin yerine gelsin diye onunla eşine vur, böylece yeminini bozma." Çünkü hastalığı sırasında önemsiz bir meseleden dolayı eşine kızdığında, Allah kendisine şifa verirse ona yüz sopa vuracağına yemin etmişti. Eşi ise saliha bir kadındı; Allah bu fetva ile hem kadına hem de Eyyub'a merhamet etti. Gerçekten biz Eyyub'u belaya karşı sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, daima Allah'ın itaatine dönen biriydi.
3801. Metin
واذكر -أيها الرسول- عبادنا وأنبياءنا: إبراهيم وإسحاق ويعقوب؛ فإنهم أصحاب قوة في طاعة الله، وبصيرة في دينه.
Kullarımız ve peygamberlerimiz İbrahim, İshak ve Yakub'u da hatırla -ey Elçi-; şüphesiz onlar Allah'a itaatte güç, O'nun dininde basiret sahibi kimselerdi.
3802. Metin
إنا خصصناهم بخاصة عظيمة، حيث جعلنا ذكرى الدار الآخرة في قلوبهم، فعملوا لها بطاعتنا، ودعوا الناس إليها، وذكَّروهم بها. وإنهم عندنا لمن الذين اصطفيناهم لرسالتنا، واخترناهم لطاعتنا.
Biz onları büyük bir özellikle seçkin kıldık; zira kalplerine ahiret yurdunun zikrini yerleştirdik. Onlar da bize itaat ederek ahiret için çalıştılar, insanları ona davet ettiler ve onlara ahireti hatırlattılar. Şüphesiz onlar katımızda elçiliğimiz için seçtiğimiz ve itaatimiz için belirlediğimiz kimselerdendir.
3803. Metin
واذكر -أيها الرسول- عبادنا: إسماعيل، واليسع، وذا الكفل، بأحسن الذكر; إن كلا منهم من الأخيار الذين اختارهم الله من الخلق، واختار لهم أكمل الأحوال والصفات.
Kullarımız İsmail'i, Elyesa'ı ve Zülkifl'i de en güzel şekilde an -ey Elçi-. Şüphesiz onların her biri, Allah'ın mahlûkat içinden seçtiği ve kendileri için en mükemmel hâl ve sıfatları takdir ettiği hayırlı kimselerdendir.
3804. Metin
هذا القرآن ذِكْر وشرف لك -أيها الرسول- ولقومك. وإن لأهل تقوى الله وطاعته لَحسنَ مصير عندنا في جنات إقامة، مفتَّحة لهم أبوابها، متكئين فيها على الأرائك المزيَّنات، يطلبون ما يشتهون من أنواع الفواكه الكثيرة والشراب، من كل ما تشتهيه نفوسهم، وتلذه أعينهم.
Bu Kur'an, senin için -ey Elçi- ve kavmin için bir şeref ve öğüttür. Allah'tan sakınan ve O'na itaat edenler için katımızda, kapıları kendilerine ardına kadar açılmış ebedî ikamet cennetlerinde güzel bir varış yeri vardır. Orada süslü koltuklara yaslanırlar; canlarının çektiği ve gözlerinin lezzet aldığı her türlü bol meyveden ve içecekten dilediklerini isterler.
3805. Metin
وعندهم نساء قاصرات أبصارهن على أزواجهن متساويات في السن.
Yanlarında da bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş, aynı yaşta kadınlar vardır.
3806. Metin
هذا النعيم هو ما توعدون به -أيها المتقون- يوم القيامة، إنه لَرزقنا لكم، ليس له فناء ولا انقطاع.
İşte kıyamet gününde size vaat edilen nimet budur -ey muttakiler-. Şüphesiz bu, bizim size olan rızkımızdır; onun için ne bir tükenme ne de bir kesilme vardır.
3807. Metin
هذا الذي سبق وصفه للمتقين. وأما المتجاوزون الحدَّ في الكفر والمعاصي، فلهم شر مرجع ومصير، وهو النار يُعذَّبون فيها، تغمرهم من جميع جوانبهم، فبئس الفراش فراشهم.
İşte daha önce anlatılanlar muttakiler içindir. Küfür ve günahlarda haddi aşan azgınlara gelince; onlar için varılacak en kötü yer ve dönüş yeri vardır ki o da içinde azap görecekleri cehennem ateşidir; onları her taraflarından kuşatır. O döşek ne kötü bir döşektir!
3808. Metin
هذا العذاب ماء شديد الحرارة، وصديد سائل من أجساد أهل النار فليشربوه، ولهم عذاب آخر من هذا القبيل أصناف وألوان.
İşte bu azap son derece kaynar su ve cehennem ehlinin bedenlerinden akan irindir; artık onu içsinler! Onlar için bu türden çeşit çeşit ve türlü türlü başka azaplar da vardır.
3809. Metin
وعند توارد الطاغين على النار يَشْتم بعضهم بعضًا، ويقول بعضهم لبعض: هذه جماعة من أهل النار داخلة معكم، فيجيبون: لا مرحبًا بهم، ولا اتسعت منازلهم في النار، إنهم مقاسون حرَّ النار كما قاسيناها.
Azgınlar ateşe birbiri ardınca geldiklerinde birbirlerine söverler ve birbirlerine şöyle derler: "İşte bu topluluk sizinle birlikte ateşe giren cehennem ehlidir." Diğerleri de şöyle cevap verir: "Onlara rahatlık olmasın (merhaba olmasın), ateşteki yerleri genişlemesin! Şüphesiz onlar da bizim tattığımız gibi ateşin sıcağını tadacaklardır."
3810. Metin
قال فوج الأتباع للطاغين: بل أنتم لا مرحبًا بكم؛ لأنكم قدَّمتم لنا سكنى النار لإضلالكم لنا في الدنيا، فبئس دار الاستقرار جهنم.
Tâbi olanlar grubu azgın önderlere der ki: "Hayır, asıl size rahatlık olmasın! Çünkü dünyada bizi saptırmak suretiyle bu cehennemde kalmayı başımıza siz getirdiniz. Cehennem ne kötü bir karargâhtır!"
3811. Metin
قال فوج الأتباع: ربنا مَن أضلَّنا في الدنيا عن الهدى فضاعِف عذابه في النار.
Tâbi olanlar grubu der ki: "Rabbimiz! Dünyada bizi doğru yoldan kim saptırdıysa, onun ateşteki azabını kat kat artır."
3812. Metin
وقال الطاغون: ما بالنا لا نرى معنا في النار رجالا كنا نعدهم في الدنيا من الأشرار الأشقياء؟ هل تحقيرنا لهم واستهزاؤنا بهم خطأ، أو أنهم معنا في النار، لكن لم تقع عليهم الأبصار؟
Azgınlar şöyle der: "Dünyada iken kendilerini kötülerden ve bedbahtlardan saydığımız adamları cehennemde neden göremiyoruz? Onları küçük görüp onlarla alay etmemiz bir hata mıydı, yoksa onlar da bizimle beraber ateşteler de gözler mi onları görmüyor?"
3813. Metin
إن ذلك من جدال أهل النار وخصامهم حق واقع لا مرية فيه.
Cehennem ehlinin bu tartışması ve çekişmesi şüphesiz gerçekleşecek kesin bir haktır; bunda hiçbir şüphe yoktur.
3814. Metin
قل -أيها الرسول- لقومك: إنما أنا منذر لكم من عذاب الله أن يحل بكم; بسبب كفركم به، ليس هناك إله مستحق للعبادة إلا الله وحده، فهو المتفردُ بعظمته وأسمائه وصفاته وأفعاله، القهَّارُ الذي قهر كل شيء وغلبه.
Kavmine de ki -ey Elçi-: "Ben ancak O'nu inkâr etmeniz sebebiyle başınıza gelmesinden korktuğum Allah'ın azabına karşı sizi uyarıcıyım. İbadete lâyık hiçbir ilah yoktur, ancak tek olan Allah vardır. O; büyüklüğünde, isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde tek olandır; her şeyi kahreden ve her şeye galip gelen Kahhâr'dır."
3815. Metin
مالك السموات والأرض وما بينهما العزيز في انتقامه، الغفار لذنوب مَن تاب وأناب إلى مرضاته.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mâliki, intikamında mutlak galip olan (Azîz), tövbe edip rızasına yönelen kimselerin günahlarını çokça bağışlayan (Gaffâr) O'dur.
3816. Metin
قل -أيها الرسول- لقومك: إن هذا القرآن خبر عظيم النفع. أنتم عنه غافلون منصرفون، لا تعملون به.
Kavmine de ki -ey Elçi-: "Bu Kur'an, faydası pek büyük bir haberdir. Siz ise ondan gafil kalıp yüz çeviriyor ve onunla amel etmiyorsunuz."
3817. Metin
ليس لي علم باختصام ملائكة السماء في شأن خلق آدم، لولا تعليم الله إياي، وإيحاؤه إليَّ.
Allah'ın bana öğretmesi ve bana vahyetmesi olmasaydı, Âdem'in yaratılışı hususunda gök meleklerinin (Mele-i A'lâ'nın) tartışması hakkında benim hiçbir bilgim olamazdı.
3818. Metin
ما يوحي الله إليَّ مِن عِلْم ما لا علم لي به إلا لأني نذير لكم من عذابه، مبيِّن لكم شرعه.
Allah'ın, hakkında hiçbir bilgim olmayan şeylerin ilmini bana vahyetmesi; sadece benim sizi O'nun azabına karşı uyarmam ve O'nun şeriatını size açıklamam içindir.
3819. Metin
اذكر لهم -أيها الرسول-: حين قال ربك للملائكة: إني خالق بشرًا من طين. فإذا سوَّيت جسده وخلقه ونفخت فيه الروح، فدبت فيه الحياة، فاسجدوا له سجود تحية وإكرام، لا سجود عبادة وتعظيم؛ فالعبادة لا تكون إلا لله وحده. وقد حرَّم الله في شريعة الإسلام السجود للتحية.
Onlara anlat -ey Elçi-: Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onun bedenini ve yaratılışını tamamlayıp içine ruhumdan üflediğimde ve onda hayat başladığında, ibadet ve tazim secdesi olarak değil, selamlama ve ikram secdesi olarak ona secde edin; zira ibadet sadece ve sadece tek olan Allah'a yapılır." Nitekim Allah, İslam şeriatında selamlama secdesini de haram kılmıştır.
3820. Metin
فسجد الملائكة كلهم أجمعون طاعة وامتثالا غير إبليس; فإنه لم يسجد أنَفَةً وتكبرًا، وكان من الكافرين في علم الله تعالى.
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan itaat ve boyun eğme ile secde ettiler; İblis hariç. O, kibir ve gururundan dolayı secde etmedi ve Allah Teâlâ'nın ilminde kâfirlerden idi.
3821. Metin
قال الله لإبليس: ما الذي منعك من السجود لمن أكرمتُه فخلقتُه بيديَّ؟ أستكبرت على آدم، أم كنت من المتكبرين على ربك؟ وفي الآية إثبات صفة اليدين لله ﵎، على الوجه اللائق به سبحانه.
Allah İblis'e şöyle buyurdu: "Şereflendirip iki elimle yarattığım kimseye secde etmekten seni alıkoyan nedir? Âdem'e karşı büyüklük mü tasladın, yoksa Rabbine karşı büyüklük taslayanlardan mı oldun?" Ayette, Allah celle celâluhu için Zât-ı Akdesine yaraşır şekilde iki el sıfatının ispatı vardır.
3822. Metin
قال إبليس معارضًا لربه: لم أسجد له؛ لأنني أفضل منه، حيث خلقتني من نارٍ، وخلقته من طين. والنار خير من الطين.
İblis Rabbine itiraz ederek dedi ki: "Ona secde etmedim; çünkü ben ondan daha üstünüm; zira beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın. Ateş ise çamurdan daha hayırlıdır."
3823. Metin
قال الله له: فاخرج من الجنة فإنك مرجوم بالقول، مدحور ملعون، وإن عليك طردي وإبعادي إلى يوم الجزاء والحساب.
Allah ona şöyle buyurdu: "Çık oradan (cennetten)! Şüphesiz sen sözle taşlanmış, kovulmuş ve lânetlenmişsin. Şüphesiz ceza ve hesap gününe kadar seni kovup uzaklaştırmam senin üzerinedir."
3824. Metin
قال إبليس: ربِّ فأخِّر أجلي، ولا تهلكني إلى حين تَبعث الخلق من قبورهم.
İblis dedi ki: "Rabbim! O hâlde mahlûkatı kabirlerinden dirilteceğin vakte kadar ecelimi ertele, beni helâk etme."
3825. Metin
قال الله له: فإنك من المؤخَّرين إلى يوم الوقت المعلوم، وهو يوم النفخة الأولى عندما تموت الخلائق.
Allah ona şöyle buyurdu: "Şüphesiz sen, bilinen vaktin gününe -ki o, mahlûkatın öleceği ilk sura üflenme günüdür- kadar ertelenenlerdensin."
3826. Metin
قال إبليس: فبعزتك -يا رب- وعظمتك لأضلنَّ بني آدم أجمعين، إلا مَن أخلصتَه منهم لعبادتك، وعصمتَه من إضلالي، فلم تجعل لي عليهم سبيلا.
İblis dedi ki: "İzzetine ve azametine andolsun ki -ey Rabbim- Âdemoğullarının hepsini mutlaka saptıracağım; ancak içlerinden ibadetin için ihlâslı kıldığın ve beni saptırmamdan koruduğun, dolayısıyla üzerlerinde bana bir yol tanımadığın kulların müstesnadır."
3827. Metin
قال الله: فالحقُّ مني، ولا أقول إلا الحق، لأملان جهنم منك ومن ذريتك وممن تبعك من بني آدم أجمعين.
Allah şöyle buyurdu: "Hak Bendendir ve Ben ancak hakkı söylerim; cehennemi mutlaka seninle, senin zürriyetinle ve Âdemoğullarından sana tâbi olanların hepsiyle dolduracağım."
3828. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين من قومك: لا أطلب منكم أجرًا أو جزاءً على دعوتكم وهدايتكم، ولا أدَّعي أمرًا ليس لي، بل أتبع ما يوحى إليَّ، ولا أتكلف تخرُّصًا وافتراءً.
Kavminden olan bu müşriklere de ki -ey Elçi-: "Sizi davet etmeme ve doğru yola iletmeme karşılık sizden bir ücret veya mükâfat istemiyorum; bende olmayan bir şeyi de iddia etmiyorum. Aksine bana vahyolunana uyuyorum, kafamdan uydurarak ve iftira ederek kendimi külfete sokmuyorum."
3829. Metin
ما هذا القرآن إلا تذكير للعالمين من الجن والإنس، يتذكرون به ما ينفعهم من مصالح دينهم ودنياهم.
Bu Kur'an, cinlerden ve insanlardan bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir; onunla din ve dünyalarına dair faydalı hususları hatırlayıp düşünürler.
3830. Metin
ولتعلمن -أيها المشركون- خبر هذا القرآن وصدقه، حين يَغْلب الإسلام، ويدخل الناس فيه أفواجًا، وكذلك حين يقع عليكم العذاب، وتنقطع عنكم الأسباب.
İslam galip geldiğinde ve insanlar dalga dalga ona girdiğinde, aynı şekilde azap başınıza gelip de bütün sebepler sizden kesildiğinde, bu Kur'an'ın haberini ve doğruluğunu elbette bileceksiniz -ey müşrikler-!