3831. Metin
تنزيل القرآن إنما هو من الله العزيز في قدرته وانتقامه، الحكيم في تدبيره وأحكامه.
Kur'an'ın indirilişi, kudretinde ve intikamında Azîz, tedbirinde ve hükümlerinde Hakîm olan Allah katındandır.
3832. Metin
إنا أنزلنا إليك -أيها الرسول- القرآن يأمر بالحق والعدل، فاعبد الله وحده، وأخلص له جميع دينك.
Şüphesiz biz sana -ey Resul- hakkı ve adaleti emreden Kur'an'ı indirdik; öyleyse yalnız Allah'a ibadet et ve bütün dinini O'na halis kıl.
3833. Metin
ألا لله وحده الطاعة التامة السالمة من الشرك، والذين أشركوا مع الله غيره واتخذوا من دونه أولياء، قالوا: ما نعبد تلك الآلهة مع الله إلا لتشفع لنا عند الله، وتقربنا عنده منزلة، فكفروا بذلك؛ لأن العبادة والشفاعة لله وحده، إن الله يفصل بين المؤمنين المخلصين والمشركين مع الله غيره يوم القيامة فيما يختلفون فيه من عبادتهم، فيجازي كلا بما يستحق. إن الله لا يوفق للهداية إلى الصراط المستقيم من هو مفترٍ على الله، كَفَّار بآياته وحججه.
Dikkat edin, şirkten arınmış eksiksiz itaat yalnızca Allah'a aittir. Allah'tan başkasını O'na ortak koşanlar ve O'ndan başka veliler edinenler: "Biz bu ilahlara Allah ile birlikte, sırf bize Allah katında şefaat etsinler ve bizi O'nun katında mertebece yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" dediler ve bu sebeple kâfir oldular. Çünkü ibadet ve şefaat yalnızca Allah'a aittir. Şüphesiz Allah, ihlaslı müminler ile Allah'tan başkasını ortak koşan müşriklerin kıyamet günü ibadetleri konusunda ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hüküm verecektir; böylece herkese hak ettiğinin karşılığını verecektir. Muhakkak ki Allah, Allah'a karşı iftira eden, O'nun ayetlerini ve hüccetlerini inkâr eden kimseyi dosdoğru yola iletmede muvaffak kılmaz.
3834. Metin
لو أراد الله أن يتخذ ولدًا لاختار من مخلوقاته ما يشاء، تنزَّه الله وتقدَّس عن أن يكون له ولد، فإنه الواحد الأحد، الفرد الصمد، القهَّار الذي قهر خلقه بقدرته، فكل شيء له متذلل خاضع.
Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. Allah bir çocuk sahibi olmaktan münezzeh ve yücedir. O; birdir, tektir, her şeyden müstağni olan Samed'dir, kudretiyle yarattıklarına boyun eğdiren Kahhâr'dır; her şey O'nun karşısında zelildir ve O'na boyun eğmiştir.
3835. Metin
خلق الله السموات والأرض وما فيهما بالحق، يجيء بالليل ويذهب بالنهار، ويجيء بالنهار ويذهب بالليل، وذلَّل الشمس والقمر بانتظام لمنافع العباد، كل منهما يجري في مداره إلى حين قيام الساعة. ألا إن الله الذي فعل هذه الأفعال، وأنعم على خلقه بهذه النعم هو العزيز على خلقه، الغفار لذنوب عباده التائبين.
Allah gökleri, yeri ve ikisinde bulunanları hak ile yarattı. Geceyi getirip gündüzü götürür, gündüzü getirip geceyi götürür; kulların menfaatleri doğrultusunda güneşi ve ayı bir intizam içinde boyun eğdirmiştir, her biri kıyamet vaktine kadar kendi yörüngesinde akıp gider. Dikkat edin! Bu fiilleri yapan ve yarattıklarına bu nimetleri bahşeden Allah, yarattıklarına karşı Azîz'dir, tövbe eden kullarının günahlarını çokça bağışlayan Gaffâr'dır.
3836. Metin
خلقكم ربكم -أيها الناس- من آدم، وخلق منه زوجه، وخلق لكم من الأنعام ثمانية أنواع ذكرًا وأنثى من الإبل والبقر والضأن والمعز، يخلقكم في بطون أمهاتكم طورًا بعد طور من الخلق في ظلمات البطن، والرحم، والمَشِيمَة، ذلكم الله الذي خلق هذه الأشياء، ربكم المتفرد بالملك المتوحد بالألوهية المستحق للعبادة وحده، فكيف تعدلون عن عبادته إلى عبادة غيره مِن خلقه؟
Rabbiniz sizi -ey insanlar- Âdem'den yarattı, ondan da eşini var etti; sizin için develerden, sığırlardan, koyunlardan ve keçilerden dişi ve erkek olmak üzere sekiz çift hayvan yarattı. Sizi annelerinizin karınlarında; karnın, rahmin ve plasentanın karanlıkları içinde yaratılıştan yaratılışa geçirerek aşama aşama yaratır. İşte bu şeyleri yaratan, mülkünde tek, ilahlığında biricik ve yalnızca Kendisi ibadete layık olan Rabbiniz Allah'tır. O hâlde O'na ibadetten, O'nun yarattıklarından başkasına ibadet etmeye nasıl çevriliyorsunuz?
3837. Metin
إن تكفروا -أيها الناس- بربكم ولم تؤمنوا به، ولم تتبعوا رسله، فإنه غنيٌّ عنكم، ليس بحاجة إليكم، وأنتم الفقراء إليه، ولا يرضى لعباده الكفر، ولا يأمرهم به، وإنما يرضى لهم شكر نعمه عليهم. ولا تحمل نفس إثم نفس أخرى، ثم إلى ربكم مصيركم، فيخبركم بعملكم، ويحاسبكم عليه. إنه عليم بأسرار النفوس وما تخفي الصدور.
Eğer Rabbinizi inkâr eder, O'na iman etmez ve peygamberlerine uymazsanız -ey insanlar-, şüphesiz O size muhtaç değildir, O'nun size ihtiyacı yoktur; O'na muhtaç olanlar sizlersiniz. O, kulları için küfre rıza göstermez ve bunu onlara emretmez; onlar için ancak üzerlerindeki nimetlerine şükretmelerine rıza gösterir. Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; O yaptıklarınızı size haber verir ve bunlardan dolayı sizi hesaba çeker. Şüphesiz O, nefislerin gizlediklerini ve göğüslerin sakladığı şeyleri hakkıyla bilendir.
3838. Metin
وإذا أصاب الإنسانَ بلاءٌ وشدة ومرض تَذكَّر ربه، فاستغاث به ودعاه، ثم إذا أجابه وكشف عنه ضرَّه، ومنحه نِعَمه، نسي دعاءه لربه عند حاجته إليه، وأشرك معه غيره؛ ليُضل غيره عن الإيمان بالله وطاعته، قل له -أيها الرسول- متوعدًا: تمتع بكفرك قليلا حتى موتك وانتهاء أجلك، إنك من أهل النار المخلَّدين فيها.
İnsana bir bela, darlık ve hastalık dokunduğunda Rabbini hatırlar, O'ndan yardım diler ve O'na yalvarır; sonra [Allah] ona icabet edip zararını giderdiğinde ve ona nimetlerinden lütufta bulunduğunda, O'na muhtaç olduğu andaki Rabbine yaptığı duayı unutur ve başkalarını Allah'a iman ve itaatten saptırmak için O'na ortaklar koşar. -Ey Resul- ona tehdit ederek de ki: "Küfrünle az bir süre, ölümüne ve ecelin sona erene dek faydalan; şüphesiz sen cehennemliklerdensin ve orada ebedî kalacaksın."
3839. Metin
أهذا الكافر المتمتع بكفره خير، أم من هو عابد لربه طائع له، يقضي ساعات الليل في القيام والسجود لله، يخاف عذاب الآخرة، ويأمُل رحمة ربه؟ قل -أيها الرسول-: هل يستوي الذين يعلمون ربهم ودينهم الحق والذين لا يعلمون شيئًا من ذلك؟ لا يستوون. إنما يتذكر ويعرف الفرق أصحاب العقول السليمة.
Küfrüyle sefa süren bu kâfir mi daha hayırlıdır, yoksa Rabbine ibadet eden, O'na itaat eden, gecenin saatlerini Allah için kıyamda ve secdede geçiren, ahiret azabından korkan ve Rabbinin rahmetini uman kimse mi? De ki -ey Resul-: "Rabbini ve hak dinini bilenler ile bunlardan hiçbir şey bilmeyenler bir olur mu?" Asla bir olmazlar. Ancak selim akıl sahipleri ibret alır ve farkı kavrar.
3840. Metin
قل -أيها النبي- لعبادي المؤمنين بالله ورسوله: اتقوا ربكم بطاعته واجتناب معصيته. للذين أحسنوا في هذه الدينا بعبادة ربهم وطاعته حسنة في الآخرة، وهي الجنة، وحسنة في الدنيا من صحة ورزق ونصر وغير ذلك. وأرض الله واسعة، فهاجِروا فيها إلى حيث تعبدون ربكم، وتتمكنون من إقامة دينكم. إنما يُعطَى الصابرون ثوابهم في الآخرة بغير حدّ ولا عدّ ولا مقدار، وهذا تعظيم لجزاء الصابرين وثوابهم.
Allah'a ve Resulü'ne iman eden kullarıma de ki -ey Peygamber-: "Rabbinize itaat edip O'na isyandan sakınarak O'na karşı takvalı olun. Bu dünyada Rablerine ibadet edip O'na itaat ederek iyilikte bulunanlar için ahirette bir güzellik vardır ki o da cennettir; dünyada da sağlık, rızık, zafer ve benzeri güzellikler vardır. Allah'ın arzı geniştir; öyleyse Rabbinize ibadet edebileceğiniz ve dininizi ikame etmeye güç yetirebileceğiniz yere hicret edin. Sabredenlere mükâfatları ahirette hesapsız, sayısız ve ölçüsüz olarak tastamam verilecektir." Bu da sabredenlerin mükâfat ve karşılıklarının yüceliğini [ifade eder].
3841. Metin
قل -أيها الرسول- للناس: إن الله أمرني ومن تبعني بإخلاص العبادة له وحده دون سواه، وأمرني بأن أكون أول من أسلم من أمتي، فخضع له بالتوحيد، وأخلص له العبادة، وبرئ مِن كل ما دونه من الآلهة.
İnsanlara de ki -ey Resul-: "Allah bana ve bana uyanlara, ibadeti başkasına değil yalnızca O'na halis kılmamızı emretti ve ümmetimden ilk teslim olan, tevhid ile O'na boyun eğen, ibadeti O'na halis kılan ve O'ndan başka tüm ilahlardan uzak duran kimse olmamı bana emretti."
3842. Metin
قل -أيها الرسول- للناس: إني أخاف إن عصيت ربي فيما أمرني به من عبادته والإخلاص في طاعته عذاب يوم القيامة، ذلك اليوم الذي يعظم هوله.
İnsanlara de ki -ey Resul-: "Eğer Rabbimin bana emrettiği O'na ibadet etme ve O'na itaatte ihlaslı olma hususunda O'na isyan edersem, korkusu pek büyük olan o kıyamet gününün azabından korkarım."
3843. Metin
قل -أيها الرسول-: إني أعبد الله وحده لا شريك له مخلصًا له عبادتي وطاعتي، فاعبدوا أنتم -أيها المشركون- ما شئتم من دون الله من الأوثان والأصنام وغير ذلك من مخلوقاته، فلا يضرني ذلك شيئًا. وهذا تهديد ووعيد لمن عبد غير الله، وأشرك معه غيره. قل -أيها الرسول-: إن الخاسرين- حقًا- هم الذين خسروا أنفسهم وأهليهم يوم القيامة، وذلك بإغوائهم في الدنيا وإضلالهم عن الإيمان. ألا إن خسران هؤلاء المشركين أنفسهم وأهليهم يوم القيامة هو الخسران البيِّن الواضح.
De ki -ey Resul-: "Ben ibadetimi ve itaatimi O'na halis kılarak, ortağı olmayan tek bir Allah'a ibadet ederim. Siz de -ey müşrikler- Allah'ı bırakıp putlardan, heykellerden ve O'nun diğer yarattıklarından dilediğinize ibadet edin, bunun bana hiçbir zararı olmaz." Bu, Allah'tan başkasına tapan ve O'na ortak koşan kimseye yönelik bir tehdit ve uyarıdır. De ki -ey Resul-: "Gerçek hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde dünyada onları saptırıp imandan uzaklaştırarak kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratanlardır. Dikkat edin! Bu müşriklerin kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratmaları apaçık bir hüsrandır."
3844. Metin
أولئك الخاسرون لهم يوم القيامة في جهنم مِن فوقهم قطع عذاب من النار كهيئة الظُّلل المبنية، ومن تحتهم كذلك. ذلك العذاب الموصوف يخوِّف الله به عباده; ليحْذَروه. يا عباد فاتقوني بامتثال أوامري واجتناب معاصيَّ.
İşte bu hüsrana uğrayanlar için kıyamet gününde cehennemde, üstlerinde kurulmuş gölgelikler gibi ateşten azap tabakaları ve altlarında da benzeri [tabakalar] vardır. İşte vasfedilen bu azap ile Allah, kullarını sakınsınlar diye korkutmaktadır. Ey kullarım! Emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan kaçınarak Bana karşı takvalı olun.
3845. Metin
والذين اجتنبوا طاعة الشيطان وعبادة غير الله، وتابوا إلى الله بعبادته وإخلاص الدين له، لهم البشرى في الحياة الدنيا بالثناء الحسن والتوفيق من الله، وفي الآخرة رضوان الله والنعيم الدائم في الجنة. فبشِّر -أيها النبي- عبادي الذين يستمعون القول فيتبعون أرشده. وأحسن الكلام وأرشده كلام الله ثم كلام رسوله. أولئك هم الذين وفقهم الله للرشاد والسداد، وهداهم لأحسن الأخلاق والأعمال، وأولئك هم أصحاب العقول السليمة.
Şeytana itaatten ve Allah'tan başkasına ibadetten kaçınan, O'na ibadet ederek ve dini O'na halis kılarak Allah'a yönelenlere dünya hayatında güzel övgü ve Allah'tan bir muvaffakiyetle, ahirette ise Allah'ın rızası ve cennetteki ebedî nimetlerle müjde vardır. O hâlde -ey Peygamber- sözü dinleyip en doğrusuna uyan kullarımı müjdele. Sözlerin en güzeli ve en doğrusu Allah'ın kelamı, sonra da Resulü'nün kelamıdır. İşte onlar, Allah'ın doğruya ve isabete muvaffak kıldığı, ahlak ve amellerin en güzeline ilettiği kimselerdir; işte onlar selim akıl sahipleridir.
3846. Metin
أفمن وجبت عليه كلمة العذاب؛ باستمراره على غيِّه وعناده، فإنه لا حيلة لك -أيها الرسول- في هدايته، أفتقدر أن تنقذ مَن في النار؟ لست بقادر على ذلك.
Azgınlığında ve inadında ısrar etmesi sebebiyle üzerine azap kelimesi hak olmuş kimseyi -ki ey Resul, onu hidayete erdirme konusunda senin elinden bir şey gelmez- ateşte olan kimseyi sen mi kurtaracaksın? Sen buna güç yetiremezsin.
3847. Metin
لكن الذين اتقوا ربهم -بطاعته وإخلاص عبادته- لهم في الجنة غرف مبنية بعضها فوق بعض، تجري مِن تحت غرفهم ومنازلهم الأنهار، وعدها الله عباده المتقين وعدًا متحققًا، لا يخلف الله الميعاد.
Fakat Rablerine karşı -O'na itaat ederek ve ibadeti halis kılarak- takva sahibi olanlar için cennette üst üste inşa edilmiş köşkler vardır; onların köşklerinin ve konaklarının altından ırmaklar akar. Allah bunu takva sahibi kullarına gerçekleşecek kesin bir vaat olarak vaat etmiştir; Allah vaadinden dönmez.
3848. Metin
ألم تر -أيها الرسول- أن الله أنزل من السحاب مطرًا فأدخله في الأرض، وجعله عيونًا نابعة ومياهًا جارية، ثم يُخْرج بهذا الماء زرعًا مختلفًا ألوانه وأنواعه، ثم ييبس بعد خضرته ونضارته، فتراه مصفرًا لونه، ثم يجعله حطامًا متكسِّرًا متفتتًا؟ إن في فِعْل الله ذلك لَذكرى وموعظة لأصحاب العقول السليمة.
Görmedin mi -ey Resul-, Allah buluttan yağmur indirdi de onu yere geçirip kaynayan pınarlar ve akan sular yaptı; sonra bu su ile renkleri ve çeşitleri farklı ekinler çıkarır, ardından yeşilliği ve tazeliğinden sonra kurur da sen onu sararmış görürsün; sonra da onu kırılıp ufalanmış çer çöp hâline getirir. Şüphesiz Allah'ın bu fiilinde selim akıl sahipleri için bir ibret ve bir öğüt vardır.
3849. Metin
أفمن وسَّع الله صدره، فسعد بقبول الإسلام والانقياد له والإيمان به، فهو على بصيرة من أمره وهدى من ربه، كمن ليس كذلك؟ لا يستوون. فويل وهلاك للذين قَسَتْ قلوبهم، وأعرضت عن ذكر الله، أولئك في ضلال بيِّن عن الحق.
Allah'ın göğsünü genişlettiği, böylece İslam'ı kabul etmekle, ona boyun eğmekle ve ona iman etmekle saadete eren, bu sebeple işinde bir basiret ve Rabbinden bir hidayet üzere bulunan kimse, böyle olmayan kimse gibi midir? Asla bir olmazlar. Kalpleri katılaşan ve Allah'ın zikrinden yüz çevirenlerin vay hâline, helak onların olsun! İşte onlar, haktan apaçık bir sapıklık içindedirler.
3850. Metin
الله تعالى هو الذي نزل أحسن الحديث، وهو القرآن العظيم، متشابهًا في حسنه وإحكامه وعدم اختلافه، تُكَرَّرُ فيه القصص والأحكام، والحجج والبينات، وتعاد تلاوته فلا يمل على كثرة الترداد، تقشعر من سماعه، وتضطرب جلود الذين يخافون ربهم؛ تأثرًا بما فيه مِن ترهيب ووعيد، ثم تلين جلودهم وقلوبهم; استبشارًا بما فيه من وعد وترغيب، ذلك التأثر بالقرآن هداية من الله لعباده. والله يهدي بالقرآن من يشاء مِن عباده. ومن يضلله الله عن الإيمان بهذا القرآن؛ لكفره وعناده، فما له مِن هاد يهديه ويوفقه.
Sözün en güzelini, yani güzelliğinde, muhkemliğinde ve çelişkisizliğinde birbirine benzeyen, içinde kıssaların, hükümlerin, hüccetlerin ve apaçık delillerin tekrarlandığı, çokça tekrar edilmesine rağmen okundukça usanılmayan o yüce Kur'an'ı indiren Yüce Allah'tır. Rablerinden korkanların derileri, onda bulunan korkutma ve tehdidin tesiriyle onu işitmekten ürperir ve titrer; sonra onda bulunan vaat ve müjdenin sevinciyle derileri ve kalpleri yumuşar. Kur'an'dan böylesine etkilenmek Allah'ın kullarına bir hidayetidir. Allah bu Kur'an ile kullarından dilediğini hidayete erdirir. Küfrü ve inadı sebebiyle Allah'ın bu Kur'an'a imandan saptırdığı kimse için ise onu hidayete erdirecek ve muvaffak kılacak hiçbir yol gösterici yoktur.
3851. Metin
أفمن يُلْقى في النار مغلولا -فلا يتهيأ له أن يتقي النار إلا بوجهه؛ لكفره وضلاله- خير أم من ينعم في الجنة؛ لأن الله هداه؟ وقيل يومئذ للظالمين: ذوقوا وبال ما كنتم في الدنيا تكسبون من معاصي الله.
Ateşe boynu zincirlere vurulmuş olarak atılan ve küfrü ile sapıklığı sebebiyle ateşten ancak yüzüyle korunmaya çalışan kimse mi daha hayırlıdır, yoksa Allah kendisini hidayete erdirdiği için cennette nimetler içinde olan kimse mi? O gün zalimlere: "Dünyada Allah'a isyan olarak işleyip kazandıklarınızın vebalini tadın!" denilir.
3852. Metin
كذَّب الذين مِن قبل قومك -أيها الرسول- رسلهم، فجاءهم العذاب من حيث لا يشعرون بمجيئه، فأذاق الله الأمم المكذبة العذاب والهوان في الدنيا، وأعد لهم عذابًا أشد وأشق في الآخرة، لو كان هؤلاء المشركون يعلمون أن ما حلَّ بهم؛ بسبب كفرهم وتكذيبهم لاتَّعظوا.
Senin kavminden öncekiler de -ey Resul- peygamberlerini yalanladılar da azap onlara gelişini hiç hissetmedikleri bir yerden geldi. Böylece Allah yalanlayan ümmetlere dünyada azabı ve zilleti tattırdı; ahirette ise onlar için daha şiddetli ve daha çetin bir azap hazırlamıştır. Eğer bu müşrikler, başlarına gelenlerin küfürleri ve yalanlamaları sebebiyle olduğunu bilselerdi ibret alırlardı.
3853. Metin
ولقد ضربنا لهؤلاء المشركين بالله في هذا القرآن من كل مثل من أمثال القرون الخالية تخويفًا وتحذيرًا; ليتذكروا فينزجروا عما هم عليه مقيمون من الكفر بالله. وجعلنا هذا القرآن عربيًا واضح الألفاظ سهل المعاني، لا لَبْس فيه ولا انحراف; لعلهم يتقون الله بامتثال أوامره واجتناب نواهيه.
Allah'a ortak koşan bu kimselere, korksunlar ve uyarılsınlar da düşünüp üzerinde ısrar ettikleri Allah'a küfürden vazgeçsinler diye bu Kur'an'da geçmiş nesillerin mesellerinden her türlü misali verdik. Emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak Allah'a karşı takvalı olsunlar diye bu Kur'an'ı lafızları açık, manaları kolay, içinde hiçbir karmaşıklık ve eğrilik bulunmayan Arapça bir kitap kıldık.
3854. Metin
ضرب الله مثلا عبدًا مملوكًا لشركاء متنازعين، فهو حيران في إرضائهم، وعبدًا خالصًا لمالك واحد يعرف مراده وما يرضيه، هل يستويان مثلا؟ لا يستويان، كذلك المشرك هو في حَيْرة وشك، والمؤمن في راحة واطمئنان. فالثناء الكامل التام لله وحده، بل المشركون لا يعلمون الحق فيتبعونه.
Allah, birbiriyle çekişen ortaklara ait olup onları razı etme konusunda şaşkınlık içinde kalan bir köle ile maksadını ve kendisini neyin razı edeceğini bildiği tek bir efendiye ait olan bir köleyi misal verdi; bu ikisi misal bakımından bir olur mu? Bir olmazlar. Müşrik de böyledir; şaşkınlık ve şüphe içindedir, mümin ise huzur ve güven içindedir. Eksiksiz ve tam övgü yalnızca Allah'a aittir, bilakis müşrikler hakkı bilip ona uymazlar.
3855. Metin
إنك -أيها الرسول- ميت وإنهم ميتون، ثم إنكم جميعًا -أيها الناس- يوم القيامة عند ربكم تتنازعون، فيحكم بينكم بالعدل والإنصاف.
Şüphesiz sen de öleceksin -ey Resul-, onlar da ölecekler. Sonra hepiniz -ey insanlar- kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız; O da aranızda adalet ve hakkaniyetle hükmedecektir.
3856. Metin
لا أحد أظلم ممن افترى على الله الكذب: بأن نسب إليه ما لا يليق به كالشريك والولد، أو قال: أوحي إليَّ، ولم يوحَ إليه شيء، ولا أحد أظلم ممن كذَّب بالحق الذي نزل على محمد ﷺ. أليس في النار مأوى ومسكن لمن كفر بالله، ولم يصدق محمدًا ﷺ ولم يعمل بما جاء به؟ بَلَى.
Ortak ve çocuk gibi O'na layık olmayan şeyleri O'na nispet ederek ya da kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı hâlde: "Bana vahyolundu" diyerek Allah'a karşı yalan uydurandan veya Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem indirilen hakkı yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Allah'ı inkâr eden, Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem tasdik etmeyen ve getirdikleriyle amel etmeyen kâfirler için cehennemde bir barınak ve bir yurt yok mudur? Elbette vardır.
3857. Metin
والذي جاء بالصدق في قوله وعمله من الأنبياء وأتباعهم، وصدَّق به إيمانًا وعملا أولئك هم الذين جمعوا خصال التقوى، وفي مقدمة هؤلاء خاتم الأنبياء والمرسلين محمد ﷺ والمؤمنون به، العاملون بشريعته من الصحابة، ﵃، فمَن بعدهم إلى يوم الدين.
Peygamberlerden ve onların tâbilerinden sözünde ve amelinde doğruyu getiren ve buna iman edip amel ederek onu tasdik edenler var ya; işte onlar takva hasletlerini kendilerinde toplayanlardır. Bunların başında da peygamberlerin ve resullerin sonuncusu Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem, O'na iman eden ve şeriatıyla amel eden sahabe -Allah onlardan razı olsun- ve kıyamet gününe kadar onların ardından gelenler yer alır.
3858. Metin
لهم ما يشاؤون عند ربهم من أصناف اللذات والمشتهيات؛ ذلك جزاء مَن أطاع ربه حق الطاعة، وعبده حق العبادة.
Onlar için Rableri katında lezzet ve arzu edilen şeylerin her çeşidinden diledikleri şeyler vardır; işte bu, Rabbine hakkıyla itaat eden ve O'na hakkıyla ibadet eden kimsenin mükâfatıdır.
3859. Metin
ليكفِّر الله عنهم أسوأ الذي عملوا في الدنيا من الأعمال؛ بسبب ما كان منهم مِن توبة وإنابة مما اجترحوا من السيئات فيها، ويثيبهم الله على طاعتهم في الدنيا بأحسن ما كانوا يعملون، وهو الجنة.
Bu, dünyada işledikleri kötülüklerden dolayı tövbe edip Allah'a yönelmeleri sebebiyle, Allah'ın onların dünyada yaptıkları amellerin en kötüsünü bağışlaması ve dünyadaki itaatlerine karşılık yaptıklarının en güzeliyle -ki o da cennettir- onları mükâfatlandırması içindir.
3860. Metin
أليس الله بكاف عبده محمدًا وعيد المشركين وكيدهم من أن ينالوه بسوء؟ بلى إنه سيكفيه في أمر دينه ودنياه، ويدفع عنه مَن أراده بسوء، ويخوِّفونك -أيها الرسول- بآلهتهم التي زعموا أنها ستؤذيك. ومن يخذله الله فيضله عن طريق الحق، فما له مِن هاد يهديه إليه.
Allah, kulu Muhammed'e müşriklerin tehditlerine ve kendisine bir kötülük ulaştırma tuzaklarına karşı yetmez mi? Elbette O, kulunun din ve dünya işlerinde ona yetecek ve ona kötülük etmek isteyenleri ondan defedecektir. Onlar -ey Resul- sana zarar vereceğini iddia ettikleri ilahlarıyla seni korkutuyorlar. Allah'ın yardımsız bırakıp hak yoldan saptırdığı kimse için ise onu hakka iletecek hiçbir yol gösterici yoktur.
3861. Metin
ومن يوفقه الله للإيمان به والعمل بكتابه واتباع رسوله فما له مِن مضل عن الحق الذي هو عليه. أليس الله بعزيز في انتقامه مِن كفرة خلقه، وممن عصاه؟
Allah'ın Kendisine iman etmeye, Kitabı ile amel etmeye ve Resulü'ne uymaya muvaffak kıldığı kimseyi, üzerinde bulunduğu haktan saptıracak hiçbir kimse yoktur. Allah yarattıklarının kâfirlerinden ve Kendisine isyan edenlerden intikam almada Azîz değil midir?
3862. Metin
ولئن سألت -أيها الرسول- هؤلاء المشركين الذين يعبدون غير الله: مَن خلق هذه السموات والأرض؟ ليقولُنَّ: خلقهنَّ الله، فهم يُقِرُّون بالخالق. قل لهم: هل تستطيع هذه الآلهة التي تشركونها مع الله أن تُبْعِدَ عني أذى قدَّره الله عليَّ، أو تزيلَ مكروهًا لَحِق بي؟ وهل تستطيع أن تمنع نفعَا يسَّره الله لي، أو تحبس رحمة الله عني؟ إنهم سيقولون: لا تستطيع ذلك. قل لهم: حسبي الله وكافِيَّ، عليه يعتمد المعتمدون في جلب مصالحهم ودفع مضارهم، فالذي بيده وحده الكفاية هو حسبي، وسيكفيني كل ما أهمني.
Eğer o Allah'tan başkasına tapan müşriklere: "Bu gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan -ey Resul-, elbette: "Onları Allah yarattı" diyeceklerdir; zira onlar Yaratıcı'yı ikrar etmektedirler. Onlara de ki: "Allah'a ortak koştuğunuz bu ilahlar, Allah'ın benim hakkımda takdir ettiği bir zararı benden uzaklaştırabilir veya bana isabet eden bir kötülüğü giderebilir mi? Yahut Allah'ın benim için kolaylaştırdığı bir faydayı engelleyebilir ya da Allah'ın rahmetini benden alıkoyabilir mi?" Onlar: "Buna güç yetiremez" diyeceklerdir. Onlara de ki: "Allah bana yeter ve O kâfidir. Faydaları celbetmek ve zararları defetmek hususunda tevekkül edenler yalnızca O'na tevekkül ederler. Kifayet yalnız Kendi elinde olan [Allah] bana yeter ve beni üzen her şeye karşı O bana kâfi gelecektir."
3863. Metin
قل -أيها الرسول- لقومك المعاندين: اعملوا على حالتكم التي رضيتموها لأنفسكم، حيث عبدتم مَن لا يستحق العبادة، وليس له من الأمر شيء، إني عامل على ما أُمرت به من التوجه لله وحده في أقوالي وأفعالي، فسوف تعلمون من يأتيه عذاب يهينه في الحياة الدنيا، ويحل عليه في الآخرة عذاب دائم، لا يحول عنه ولا يزول.
İnatçı kavmine de ki -ey Resul-: "İbadete layık olmayan ve hiçbir şeye hükmü geçmeyen varlıklara ibadet ederek kendiniz için razı olduğunuz durumunuz üzere yapacağınızı yapın! Ben de sözlerimde ve fiillerimde yalnızca Allah'a yönelmek üzere bana emredilen şey doğrultusunda amel etmekteyim. Dünya hayatında kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve ahirette üzerinden ayrılmayacak ve yok olmayacak ebedî azabın kimin üzerine ineceğini yakında bileceksiniz."
3864. Metin
إنا أنزلنا عليك -أيها الرسول- القرآن بالحق هداية للعالمين، إلى طريق الرشاد، فمن اهتدى بنوره، وعمل بما فيه، واستقام على منهجه، فنفعُ ذلك يعود على نفسه، ومَن ضلَّ بعد ما تبين له الهدى، فإنما يعود ضرره على نفسه، ولن يضرَّ الله شيئا، وما أنت -أيها الرسول- عليهم بوكيل تحفظ أعمالهم، وتحاسبهم عليها، وتجبرهم على ما تشاء، ما عليك إلا البلاغ.
Şüphesiz biz -ey Resul- âlemlere doğru yolu göstermek üzere bu Kur'an'ı hak ile sana indirdik. Artık kim onun nuruyla doğru yolu bulur, içindekilerle amel eder ve onun metodunda dosdoğru olursa bunun faydası kendi nefsi lehinedir. Kim de kendisine hidayet apaçık belli olduktan sonra saparsa onun zararı da ancak kendi nefsi aleyhinedir; Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Sen -ey Resul- onların amellerini koruyan, onları bu amellerden hesaba çeken ve dilediğin şeye onları zorlayan bir vekil değilsin; senin üzerine düşen sadece tebliğdir.
3865. Metin
الله ﷾ هو الذي يقبض الأنفس حين موتها، وهذه الوفاة الكبرى، وفاة الموت بانقضاء الأجل، ويقبض التي لم تمت في منامها، وهي الموتة الصغرى، فيحبس من هاتين النفسين النفس التي قضى عليها الموت، وهي نفس مَن مات، ويرسل النفس الأخرى إلى استكمال أجلها ورزقها، وذلك بإعادتها إلى جسم صاحبها، إن في قبض الله نفس الميت والنائم وإرساله نفس النائم، وحبسه نفس الميت لَدلائل واضحة على قدرة الله لمن تفكر وتدبر.
Aziz ve Celil olan Allah, nefisleri ölümleri anında kabzeder; bu büyük vefattır ki ecelin sona ermesiyle vuku bulan ölüm vefatıdır. Ölmeyenleri ise uykularında kabzeder ki bu da küçük ölümdür. Bu iki nefisten ölümüne hükmettiği nefsi -ki o vefat eden kimsenin nefsidir- tutar; diğer nefsi ise ecelini ve rızkını tamamlaması için sahibinin bedenine geri göndererek salıverir. Şüphesiz Allah'ın ölenin ve uyuyanın nefsini kabzetmesinde, uyuyanın nefsini salıvermesinde ve ölenin nefsini tutmasında tefekkür edip düşünen kimseler için Allah'ın kudretine dair apaçık deliller vardır.
3866. Metin
أم اتخذ هؤلاء المشركون بالله من دونه آلهتهم التي يعبدونها شفعاء، تشفع لهم عند الله في حاجاتهم؟ قل -أيها الرسول- لهم: أتتخذونها شفعاء كما تزعمون، ولو كانت الآلهة لا تملك شيئا، ولا تعقل عبادتكم لها؟
Yoksa Allah'a ortak koşan bu kimseler, O'ndan başka taptıkları ilahlarını ihtiyaçlarında kendilerine Allah katında şefaat etsinler diye şefaatçiler mi edindiler? De ki -ey Resul- onlara: "Bu ilahlar hiçbir şeye malik olmasalar ve sizin onlara ibadetinizi akıl edemeseler bile iddia ettiğiniz gibi onları şefaatçiler mi edineceksiniz?"
3867. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: لله الشفاعة جميعًا، له ملك السموات والأرض وما فيهما، فالأمر كله لله وحده، ولا يشفع أحد عنده إلا بإذنه، فهو الذي يملك السموات والأرض ويتصرف فيهما، فالواجب أن تُطلب الشفاعة ممن يملكها، وأن تُخلص له العبادة، ولا تُطلب من هذه الآلهة التي لا تضر ولا تنفع، ثم إليه تُرجَعون بعد مماتكم للحساب والجزاء.
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: "Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin, yerin ve ikisinde bulunanların mülkü O'nundur. Bütün iş yalnızca tek bir Allah'a aittir ve O'nun izni olmadan O'nun katında hiç kimse şefaat edemez. Göklerin ve yerin mülküne sahip olan ve onlarda tasarrufta bulunan O'dur. Öyleyse şefaatin ona sahip olandan istenmesi, ibadetin O'na halis kılınması ve ne zarar ne de fayda veremeyen bu ilahlardan istenmemesi gerekir. Sonra ölümünüzün ardından hesap ve ceza için O'na döndürüleceksiniz."
3868. Metin
وإذا ذُكِر الله وحده نفرت قلوب الذين لا يؤمنون بالمعاد والبعث بعد الممات، وإذا ذُكِر الذين مِن دونه من الأصنام والأوثان والأولياء إذا هم يفرحون؛ لكون الشرك موافقًا لأهوائهم.
Allah tek başına anıldığı zaman, ahirete ve ölümden sonra dirilmeye inanmayanların kalpleri nefretle kabarır; O'ndan başka putlar, heykeller ve veliler anıldığı zaman ise şirkin hevalarına uygun düşmesi sebebiyle hemen sevinirler.
3869. Metin
قل: اللهم يا خالق السموات والأرض ومبدعهما على غير مثال سبق، عالم السر والعلانية، أنت تفصل بين عبادك يوم القيامة فيما كانوا فيه يختلفون من القول فيك، وفي عظمتك وسلطانك والإيمان بك وبرسولك، اهدني لما اختُلِف فيه من الحق بإذنك، إنك تهدي مَن تشاء إلى صراط مستقيم. وكان هذا مِن دعائه ﷺ، وهو تعليم للعباد بالالتجاء إلى الله تعالى، ودعائه بأسمائه الحسنى وصفاته العلى.
De ki: "Allah'ım! Ey gökleri ve yeri yaratan, onları daha önce benzeri olmaksızın var eden, gizliyi ve açığı bilen! Kıyamet gününde Senin hakkında, Senin azametin ve hükümranlığın ile Sana ve Resulü'ne iman hususunda ihtilaf edegeldikleri şeyler hakkında kullarının arasında Sen hüküm verirsin. İhtilaf edilen haktan dilediğine izninle beni hidayet eyle; şüphesiz Sen dilediğini dosdoğru yola iletirsin." Bu, O'nun sallallâhu aleyhi ve sellem dualarındandı ve kullara Yüce Allah'a sığınmayı, O'na esmâ-i hüsnâsı ve yüce sıfatlarıyla dua etmeyi öğretmektedir.
3870. Metin
ولو أن لهؤلاء المشركين بالله ما في الأرض جميعا مِن مال وذخائر، ومثله معه مضاعفًا، لَبذلوه يوم القيامة؛ ليفتدوا به من سوء العذاب، ولو بذلوا وافتدوا به ما قُبِل منهم، ولا أغنى عنهم من عذاب الله شيئًا، وظهر لهم يومئذٍ من أمر الله وعذابه ما لم يكونوا يحتسبون في الدنيا أنه نازل بهم.
Eğer Allah'a ortak koşan bu kimselere yeryüzündeki malların ve hazinelerin tamamı ve bir o kadarı daha kat kat verilmiş olsaydı, kıyamet gününde kötü azaptan kurtulmak için feda etmek üzere elbette hepsini verirlerdi. Şayet [bunu] verip kendilerini kurtarmak isteselerdi onlardan kabul edilmez ve Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Dünyada başlarına geleceğini hiç hesaba katmadıkları Allah'ın emri ve azabı o gün kendilerine apaçık görünecektir.
3871. Metin
وظهر لهؤلاء المكذبين يوم الحساب جزاء سيئاتهم التي اقترفوها، حيث نسبوا إلى الله ما لا يليق به، وارتكبوا المعاصي في حياتهم، وأحاط بهم من كل جانب عذاب أليم؛ عقابًا لهم على استهزائهم بالإنذار بالعذاب الذي كان الرسول يَعِدُهم به، ولا يأبهون له.
Hesap gününde bu yalanlayıcılara, Allah'a layık olmayan şeyleri O'na nispet etmek ve hayatlarında günahlar işlemek suretiyle irtikâp ettikleri kötülüklerinin cezası apaçık göründü; Resul'ün kendilerini uyarıp tehdit ettiği ve kendilerinin ise aldırış etmediği azapla alay etmelerinin cezası olarak her taraftan can yakıcı bir azap onları kuşattı.
3872. Metin
فإذا أصاب الإنسان شدة وضُرٌّ، طلب من ربه أن يُفرِّج عنه، فإذا كشفنا عنه ما أصابه وأعطيناه نعمة منا عاد بربه كافرًا، ولفضله منكرًا، وقال: إن الذي أوتيتُه إنما هو على علم من الله أني له أهل ومستحق، بل ذلك فتنة يبتلي الله بها عباده؛ لينظر مَن يشكره ممن يكفره، ولكن أكثرهم -لجهلهم وسوء ظنهم- لا يعلمون أن ذلك استدراج لهم من الله، وامتحان لهم على شكر النعم.
İnsana bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman, onu kendisinden gidermesini Rabbinden ister. Başına gelen sıkıntıyı ondan kaldırıp tarafımızdan ona bir nimet verdiğimizde ise Rabbini inkâr eden ve O'nun lütfunu tanımazlıktan gelen bir tavra dönerek: "Bana verilen bu şey, ancak benim buna layık ve müstahak olduğuma dair Allah'ın katındaki bir bilgiden ötürü verilmiştir" der. Bilakis bu, kimin şükredip kimin nankörlük edeceğini görmesi için Allah'ın kullarını kendisiyle sınadığı bir imtihandır. Fakat onların çoğu -cehaletleri ve kötü zanları sebebiyle- bunun Allah'tan kendileri için bir derece derece helake yaklaştırma (istidrac) ve nimetlere şükür konusunda bir imtihan olduğunu bilmezler.
3873. Metin
قد قال مقالتهم هذه مَن قبلهم من الأمم الخالية المكذبة، فما أغنى عنهم حين جاءهم العذاب ما كانوا يكسبونه من الأموال والأولاد.
Bu sözü onlardan önceki yalanlayıcı geçmiş ümmetler de söylemişti; fakat azap kendilerine geldiğinde kazanageldikleri mallar ve evlatlar onlara hiçbir fayda sağlamadı.
3874. Metin
فأصاب الذين قالوا هذه المقالة من الأمم الخالية وبال سيئات ما كسبوا من الأعمال، فعوجلوا بالخزي في الحياة الدنيا، والذين ظلموا أنفسهم من قومك -أيها الرسول-، وقالوا هذه المقالة، سيصيبهم أيضًا وبال سيئات ما كسبوا، كما أصاب الذين من قبلهم، وما هم بفائتين الله ولا سابقيه.
Geçmiş ümmetlerden bu sözü söyleyenlere kazandıkları kötü amellerin vebali isabet etti de dünya hayatında hemen bir rezillikle cezalandırıldılar. Senin kavminden kendi nefislerine zulmeden ve bu sözü söyleyenlere de -ey Resul- kendilerinden öncekilere isabet ettiği gibi kazandıkları kötülüklerin vebali isabet edecektir; onlar Allah'ı aciz bırakacak ve O'nun önüne geçecek değillerdir.
3875. Metin
أو لم يعلم هؤلاء أن رزق الله للإنسان لا يدل على حسن حال صاحبه، فإن الله لبالغ حكمته يوسِّع الرزق لمن يشاء مِن عباده، صالحًا كان أو طالحًا، ويضيِّقه على مَن يشاء منهم؟ إن في ذلك التوسيع والتضييق في الرزق لَدلالات واضحات لقوم يُصدِّقون أمر الله ويعملون به.
Bunlar bilmediler mi ki Allah'ın insana rızık vermesi, o kimsenin durumunun iyi olduğuna delalet etmez; çünkü Allah, üstün hikmeti gereği kullarından dilediğine -ister salih olsun ister fasık- rızkı bollaştırır, onlardan dilediğine de daraltır? Şüphesiz rızkın bu şekilde genişletilmesinde ve daraltılmasında Allah'ın emrini tasdik eden ve onunla amel eden bir kavim için apaçık deliller vardır.
3876. Metin
قل -أيها الرسول- لعبادي الذين تمادَوا في المعاصي، وأسرفوا على أنفسهم بإتيان ما تدعوهم إليه نفوسهم من الذنوب: لا تَيْئسوا من رحمة الله؛ لكثرة ذنوبكم، إن الله يغفر الذنوب جميعًا لمن تاب منها ورجع عنها مهما كانت، إنه هو الغفور لذنوب التائبين من عباده، الرحيم بهم.
Günahlarda aşırıya giden ve nefislerinin kendilerini çağırdığı günahları işleyerek kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarıma de ki -ey Resul-: "Günahlarınızın çokluğundan ötürü Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, her ne olursa olsun tövbe edip vazgeçen kimsenin bütün günahlarını bağışlar. Muhakkak ki O, kullarından tövbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayan Gafûr'dur, onlara merhamet eden Rahîm'dir."
3877. Metin
وارجعوا إلى ربكم -أيها الناس- بالطاعة والتوبة، واخضعوا له من قبل أن يقع بكم عقابه، ثم لا ينصركم أحد من دون الله.
İtaat ve tövbe ile Rabbinize yönelin -ey insanlar-, O'nun azabı başınıza gelmeden önce O'na boyun eğin; sonra Allah'tan başka hiçbir kimse size yardım edemez.
3878. Metin
واتبعوا أحسن ما أُنزل إليكم من ربكم، وهو القرآن العظيم، وكله حسن، فامتثلوا أوامره، واجتنبوا نواهيه من قبل أن يأتيكم العذاب فجأة، وأنتم لا تعلمون به.
Rabbinizden size indirilenin en güzeline, yani tamamı güzel olan o yüce Kur'an'a uyun; siz hiç farkında değilken azap ansızın başınıza gelmeden önce onun emirlerini yerine getirin ve yasaklarından kaçının.
3879. Metin
وأطيعوا ربكم وتوبوا إليه حتى لا تندم نفس وتقول: يا حسرتا على ما ضيَّعت في الدنيا من العمل بما أمر الله به، وقصَّرت في طاعته وحقه، وإن كنت في الدنيا لمن المستهزئين بأمر الله وكتابه ورسوله والمؤمنين به.
Rabbinize itaat edin ve O'na tövbe edin ki hiçbir kimse pişman olup: "Allah'ın emrettiği şeylerle amel etme hususunda dünyada zayi ettiklerimden, O'na itaatte ve hakkını yerine getirmede kusur etmemden ötürü bana yazıklar olsun! Gerçekten ben dünyada Allah'ın emriyle, Kitabıyla, Resulüyle ve O'na iman edenlerle alay edenlerdendim" demesin.
3880. Metin
أو تقول: لو أن الله أرشدني إلى دينه لكنت من المتقين الشرك والمعاصي.
Yahut: "Eğer Allah beni dinine iletseydi, elbette şirkten ve günahlardan sakınan takva sahiplerinden olurdum" [demesin].
3881. Metin
أو تقول حين ترى عقاب الله قد أحاط بها يوم الحساب: ليت لي رجعة إلى الحياة الدنيا، فأكون فيها من الذين أحسنوا بطاعة ربهم، والعمل بما أمَرَتْهم به الرسل.
Yahut hesap gününde Allah'ın azabının kendisini çepeçevre kuşattığını gördüğü zaman: "Keşke benim için dünya hayatına bir dönüş olsaydı da orada Rabbine itaat ederek ve peygamberlerin emrettiği şeylerle amel ederek iyilik yapanlardan olsaydım!" [demesin].
3882. Metin
ما القول كما تقول، قد جاءتك آياتي الواضحة الدالة على الحق، فكذَّبت بها، واستكبرت عن قَبولها واتباعها، وكنت من الكافرين بالله ورسله.
İş senin dediğin gibi değildir! Hakkı gösteren apaçık ayetlerim sana gelmişti de sen onları yalanlamış, onları kabul etmekten ve onlara tabi olmaktan kibirlenip büyüklük taslamış ve Allah'ı ve peygamberlerini inkâr eden kâfirlerden olmuştun.
3883. Metin
ويوم القيامة ترى هؤلاء المكذبين الذين وصفوا ربهم بما لا يليق به، ونسبوا إليه الشريك والولد وجوههم مسودة. أليس في جهنم مأوى ومسكن لمن تكبر على الله، فامتنع من توحيده وطاعته؟ بلى.
Kıyamet gününde Rablerini O'na yakışmayan sıfatlarla niteleyen, O'na ortak ve çocuk isnat eden bu yalanlayıcıların yüzlerini kapkara görürsün. Allah'a karşı kibirlenip O'nu birlemekten ve O'na itaat etmekten kaçınanlar için cehennemde bir barınak ve kalınacak bir yer mi yok? Evet, [vardır].
3884. Metin
وينجي الله من جهنم وعذابها الذين اتقوا ربهم بأداء فرائضه واجتناب نواهيه بفوزهم وتحقق أمنيتهم، وهي الظَّفَر بالجنة، لا يمسهم من عذاب جهنم شيء، ولا هم يحزنون على ما فاتهم من حظوظ الدنيا.
Allah, farzlarını yerine getirip yasaklarından kaçınarak Rablerinden sakınanları, kurtuluşları ve arzularının gerçekleşmesiyle yani cenneti kazanmalarıyla cehennemden ve onun azabından kurtarır. Onlara cehennem azabından hiçbir şey dokunmaz ve onlar kaçırdıkları dünya nimetlerine de üzülmezler.
3885. Metin
الله تعالى هو خالق الأشياء كلها، وربها ومليكها والمتصرف فيها، وهو على كل شيء حفيظ يدَبِّر جميع شؤون خلقه.
Yüce Allah her şeyin yaratıcısı, Rabbi, mutlak maliki ve tasarruf sahibidir. O, her şey üzerinde gözetip koruyandır; yaratıklarının bütün işlerini çekip çevirir.
3886. Metin
لله مفاتيح خزائن السموات والأرض، يعطي منها خَلْقَه كيف يشاء. والذين جحدوا بآيات القرآن وما فيها من الدلائل الواضحة، أولئك هم الخاسرون في الدنيا بخِذْلانهم عن الإيمان، وفي الآخرة بخلودهم في النار.
Göklerin ve yerin hazinelerinin kilitleri Allah'ındır; onlardan dilediği şekilde yaratıklarına verir. Kur'an ayetlerini ve onlardaki apaçık delilleri inkâr edenlere gelince, işte onlar dünyada imandan mahrum bırakılmakla, ahirette ise ateşte ebedî kalmakla hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
3887. Metin
قل -أيها الرسول- لمشركي قومك: أفغير الله أيها الجاهلون بالله تأمرونِّي أن أعبد، ولا تصلح العبادة لشيء سواه؟
Kavminin müşriklerine de ki -ey Resul-: "Ey Allah'tan habersiz cahiller! İbadet O'ndan başkasına yaraşmazken, siz bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?"
3888. Metin
ولقد أوحي إليك -أيها الرسول- وإلى من قبلك من الرسل: لئن أشركت بالله غيره ليبطلنَّ عملك، ولتكوننَّ من الهالكين الخاسرين دينك وآخرتك؛ لأنه لا يُقبل مع الشرك عمل صالح.
Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyolundu: "Eğer Allah'a başkasını ortak koşarsan, amelin kesinlikle boşa gider ve dinini de ahiretini de kaybederek helak olan hüsrandakilerden olursun; çünkü şirk ile beraber hiçbir salih amel kabul edilmez."
3889. Metin
بل الله فاعبد -أيها النبي- مخلصًا له العبادة وحده لا شريك له، وكن من الشاكرين لله نعمه.
Aksine, -ey Peygamber- ibadeti yalnızca O'na, ortağı olmayan tek bir varlık olarak halis kılarak yalnız Allah'a kulluk et ve Allah'ın nimetlerine şükredenlerden ol.
3890. Metin
وما عظَّم هؤلاء المشركون اللهَ حق تعظيمه; إذ عبدوا معه غيره مما لا ينفع ولا يضر، فسوَّوا المخلوق مع عجزه بالخالق العظيم، الذي من عظيم قدرته أن جميع الأرض في قبضته يوم القيامة، والسموات مطويات بيمينه، تنزه وتعاظم سبحانه وتعالى عما يشرك به هؤلاء المشركون، وفي الآية دليل على إثبات القبضة، واليمين، والطيِّ، لله كما يليق بجلاله وعظمته، من غير تكييف ولا تشبيه.
Bu müşrikler, Allah'ın yanında ne fayda ne de zarar verebilen başka şeylere taparak Allah'ı hakkıyla takdir edip yüceltmediler. Böylece acizliğiyle beraber yaratılmış olanı, kıyamet gününde bütün yeryüzünün O'nun kabzasında (avucunda) olduğu ve göklerin O'nun sağ eliyle dürüldüğü o kudreti pek yüce olan Yaratıcı ile bir tuttular. Sübhan ve Teâlâ olan Allah, bu müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir ve çok yücedir. Bu ayette; Allah'ın celaline ve azametine yakışır şekilde, keyfiyetsiz ve benzetmesiz olarak Kabza (tutma/avucunda bulundurma), Yemin (sağ el) ve Tayy (dürme) sıfatlarının Allah için sübutuna delil vardır.
3891. Metin
ونُفِخ في «القرن» فمات كلُّ مَن في السموات والأرض، إلا مَن شاء الله عدم موته، ثم نفخ المَلَك فيه نفخة ثانية مؤذنًا بإحياء جميع الخلائق للحساب أمام ربهم، فإذا هم قيام من قبورهم ينظرون ماذا يفعل الله بهم؟
Ve Sur'a üflendi; Allah'ın ölmemesini diledikleri müstesna göklerde ve yerde kim varsa hepsi öldü. Sonra Melek, Rablerinin huzurunda hesaba çekilmek üzere bütün yaratılmışların diriltilmesini ilan eden ikinci bir üfleme ile Sur'a üfledi. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkmış, Allah'ın kendilerine ne yapacağına bakıp duruyorlar!
3892. Metin
وأضاءت الأرض يوم القيامة إذا تجلى الحق جل وعلا للخلائق لفصل القضاء، ونشرت الملائكة صحيفة كل فرد، وجيء بالنبيين والشهود على الأمم؛ ليسأل الله النبيين عن التبليغ وعما أجابتهم به أممهم، كما تأتي أمة محمد ﷺ؛ لتشهد بتبليغ الرسل السابقين لأممهم إذا أنكرت هذا التبليغ، فتقوم الحجة على الأمم، وقضى ربُّ العالمين بين العباد بالعدل التام، وهم لا يُظلمون شيئًا بنقص ثواب أو زيادة عقاب.
Kıyamet gününde Hak celle ve alâ kesin hükmünü vermek üzere mahlukata tecelli edince yeryüzü aydınlandı; melekler her ferdin amel defterini açtı; peygamberler ve ümmetlere şahitlik edecek kimseler getirildi. Ta ki Allah peygamberlere tebliğ görevini ve ümmetlerinin onlara ne cevap verdiğini sorsun. Nitekim Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ümmeti de geçmiş peygamberlerin tebliğlerini inkâr eden ümmetlerine karşı tebliğ ettiklerine şahitlik etmek üzere gelir ve böylece ümmetler aleyhine delil tamamlanmış olur. Âlemlerin Rabbi kullar arasında tam bir adaletle hükmetti; sevapları eksiltilerek veya cezaları artırılarak kendilerine hiçbir haksızlık yapılmaz.
3893. Metin
ووفَّى الله كلَّ نفس جزاء عملها من خير وشر، وهو ﷾ أعلم بما يفعلون في الدنيا من طاعة أو معصية.
Allah her cana hayır ve şerden işlediği amelinin karşılığını tastamam verdi. O azze ve celle, onların dünyada itaat veya isyandan ne yaptıklarını en iyi bilendir.
3894. Metin
وسيق الذين كفروا بالله ورسله إلى جهنم جماعات، حتى إذا جاؤوها فتح الخزنة الموكَّلون بها أبوابها السبعة، وزجروهم قائلين: كيف تعصون الله وتجحدون أنه الإله الحق وحده؟ ألم يرسل إليكم رسلا منكم يتلون عليكم آيات ربكم، ويحذِّرونكم أهوال هذا اليوم؟ قالوا مقرين بذنبهم: بلى قد جاءت رسل ربنا بالحق، وحذَّرونا هذا اليوم، ولكن وجبت كلمة الله أن عذابه لأهل الكفر به.
Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler bölük bölük cehenneme sevk edildiler. Oraya vardıklarında, oraya görevlendirilen bekçiler onun yedi kapısını açtılar ve onları azarlayarak şöyle dediler: "Allah'a nasıl isyan edersiniz ve O'nun tek hak ilah olduğunu nasıl inkâr edersiniz? Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve sizi bu gününüzün dehşetlerine karşı uyaran peygamberler gelmedi mi?" Günahlarını itiraf ederek dediler ki: "Evet, Rabbimizin peygamberleri hak ile geldi ve bizi bu günle uyardı; fakat Allah'ın, azabının O'nu inkâr eden kâfirlere olacağına dair sözü gerçekleşti."
3895. Metin
قيل للجاحدين أن الله هو الإله الحق إهانة لهم وإذلالا: ادخلوا أبواب جهنم ماكثين فيها أبدًا، فقَبُح مصير المتعالين على الإيمان بالله والعمل بشرعه.
Allah'ın tek hak ilah olduğunu inkâr edenlere, onları aşağılamak ve zelil kılmak için: "İçinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin! Allah'a iman etmeye ve O'nun şeriatıyla amel etmeye karşı büyüklük taslayanların varacağı yer ne kötüdür!" denildi.
3896. Metin
وسيق الذين اتقوا ربهم بتوحيده والعمل بطاعته إلى الجنة جماعات، حتى إذا جاؤوها وشُفع لهم بدخولها، فتحت أبوابها، فترحِّب بهم الملائكة الموكَّلون بالجنة، ويُحَيُّونهم بالبِشر والسرور; لطهارتهم من آثار المعاصي قائلين لهم: سلام عليكم، وسلمتم من كل آفة، طابت أحوالكم، فادخلوا الجنة خالدين فيها.
O'nu birleyerek ve O'na itaatle amel ederek Rablerinden sakınanlar bölük bölük cennete sevk edildiler. Oraya vardıklarında ve girmeleri için şefaat olunduğunda, kapıları açıldı; cennetle görevli melekler onları karşılayıp günahların izlerinden tertemiz olmaları sebebiyle sevinç ve neşeyle selamlayarak şöyle derler: "Selam sizlere! Her türlü afetten kurtuldunuz, durumunuz tertemiz ve güzel oldu; artık ebedî kalıcılar olarak cennete girin!"
3897. Metin
وقال المؤمنون: الحمد لله الذي صدَقنا وعده الذي وعدَنا إياه على ألسنة رسله، وأورثَنا أرض الجنة نَنْزِل منها في أيِّ مكان شئنا، فنِعم ثواب المحسنين الذين اجتهدوا في طاعة ربهم.
Müminler dediler ki: "Peygamberlerinin diliyle bize vadettiği vaadini doğru çıkaran ve dilediğimiz yerinde konaklayacağımız cennet yurdunu bize miras bırakan Allah'a hamdolsun! Rablerine itaatte gayret gösteren iyilik sahiplerinin mükâfatı ne güzeldir!"
3898. Metin
وترى -أيها النبي- الملائكة محيطين بعرش الرحمن، ينزهون ربهم عن كل ما لا يليق به، وقضى الله ﷾ بين الخلائق بالحق والعدل، فأسكن أهل الإيمان الجنة، وأهل الكفر النار، وقيل: الحمد لله رب العالمين على ما قضى به بين أهل الجنة وأهل النار، حَمْدَ فضل وإحسان، وحَمْدَ عدل وحكمة.
-Ey Peygamber- Melekleri, Rahman'ın arşını çepeçevre kuşatmış, Rablerini O'na yakışmayan her şeyden tenzih ederken görürsün. Allah azze ve celle yaratılmışlar arasında hak ve adaletle hükmetti; iman ehlini cennete, küfür ehlini de cehenneme yerleştirdi. Ve cennet ehli ile cehennem ehli arasında hükmettiği şeylerden dolayı hem bir lütuf ve ihsan hamdi hem de bir adalet ve hikmet hamdi olarak: "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denildi.